mutlu olmak zorunda mıyız sorunsalı
"doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. işte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür."
arthur schopenhauer
arthur schopenhauer
devamını gör...
tüm yazarların karma puanlarını artırıyoruz kampanyası
canı gönülden desteklediğim kampanyadır.
arkadaşlar sözlük mağazasına giriş yapmam lazım fakat puanım yeterli değil. lütfen az çok demeyin şu kardeşinize yardımcı olun. hadi bakalım.
arkadaşlar sözlük mağazasına giriş yapmam lazım fakat puanım yeterli değil. lütfen az çok demeyin şu kardeşinize yardımcı olun. hadi bakalım.
devamını gör...
herkesin yapmak istediği ama yapamadığı şeyler
deli gibi bağırmak istiyorum. sanki içimdeki yangınlar o zaman sönecekmiş gibi.
devamını gör...
hoş geldin 2022
ben de yeni yıla girerken tekir kedi tanımını giriyordum. zaten halihazırda iki kediye bakıyorum. bu yıl da kedilerle uğraşacağım vaziyet onu gösteriyor. yine de temennim kedisiz bir yıl ve hayat eksik olmasın.
devamını gör...
kadınlar narindir ağır iş yakışmaz
diyip bütün ev işlerini kadına yükledikten sonra "ne iş yaptın da yoruldun?" denmesi...
devamını gör...
djarum black
üniversitede arkadaş alırdi arada ondan otlanirdim süper tadı ve kokusu vardı zaten paketi masaya koyduğunda 10 dakikada falan biterdi. yıllar oldu icmeyeli fiyatı tadı nasıldır su an merak ediyorum hatta adını bile unutmuştum burda görünce hatırladım.
devamını gör...
çocukluk
ben çocukluğun tanımını bir hikaye ile birlikte yazmak istiyorum.**
güneş bulutların arkasına saklanmıştı bugün. rana ve annesi parka gitmek için çıkmışlardı evden ama rana hüzünlü bir şekilde ağır adımlarla ilerliyordu. çünkü güneş ona ışıklarını saçıp gülümsememişti. kapkara bulutlar kaplamıştı gökyüzünü yavaş yavaş çiseliyordu yağmur. sonra birden bir yağmur damlası kondu rana'nın burnun ucuna. rana gülümseyerek gökyüzüne baktı.
rana: anne bulutlar bana selam verdi.
annesi(gülümseyerek): peki sen onlara selam vermeyecek misin?
rana küçük sırt çantasından suluğunu çıkardı annesi şaşkındı. herhalde, sadece rana’nın size de merhaba bulutlar demesini bekliyordu.
rana suluğu açtı ve yere biraz su döktü annesi daha da çok şaşırdı.
annesi: rana ne yapıyorsun sen?
rana: bulutlara selam gönderdim anne bu su buharlaşarak onlara gidecek ve onlar da selamımı alacak.
annesi gülerek rana'nın başını okşadı ne kadar da güzel düşüncelerdi bunlar. parka doğru yürümeye devam ettiler yağmurun hızı da bir hayli artmıştı annesi geri mi dönsek acaba diye düşünüyordu ama rana'nın sevincini bozmak istemiyordu çünkü rana bir hayli memnundu bu durumdan.
rana: anne neden insanlar koşuyor?
annesi: yağmur yağıyor diye kızım.
rana: ama yağmurdan kaçılmaz ki.
annesi: ıslanmak istemiyorlar rana o yüzden de evlerine gidiyorlar
rana: ama hava sıcak olduğunda yağmurun yağmasını istiyor herkes.
annesi (biraz şaşkın bir tavırla ve gülümseyerek): herkes senin gibi düşünmüyor kızım. dedi.
parka varmışlardı yağmur yavaş yavaş azalıyor kara bulutlar dağılıyordu. parkta köpeğini gezdiren bir adam vardı ve rana'nın gözü onlara takılmıştı. rana adamın yanına doğru gitti.
annesi: rana nereye gidiyorsun? rana!
rana: siz köpeğinizi sevmiyor musunuz?
adam(şaşkınlıkla): o da nereden çıktı?
rana: insan sevdiğini bağlamaz ki.
adam şaşkınlıkla karşıladı durumu annesi de yanlarına gelmişti.
adam: sevmez olur muyum tabi ki seviyorum. kaçmasın diye tasmasını taktım. adın ne senin bakayım?
rana: adım rana ama zaten sizden kaçarsa o da sizi sevmiyor demektir.
adam daha çok şaşırmıştı annesi de adama selam verdi ve tanıştılar.
adam: kızınız çok akıllı hanımefendi adam rana’ya dönerek aslında biliyor musun haklısın rana hiçbir canlıyı zorla alı koyamayız ama ben onu daha iyi koşullarda bakmak için yanımda tutuyorum.
rana şansı sevmişti. köpeğin adı şanstı. rana şansın başını usulca okşadı ve sevdi. şans da kuyruğunu sallıyor ve patisini rana’ya doğru uzatıyordu. iyi anlaşmışlardı. şans da memnun görünüyordu halinden.
adam: bak ne diyeceğim rana ben her sabah şansı yürüyüşe çıkarıyorum sen de gelir onunla oynarsın olur mu?
rana bunu duyunca çok sevinmişti.
rana (büyük bir sevinçle olduğu yerde zıplayarak): yaşasın yeni bir arkadaşım oldu. dedi.
aradan zaman geçmiş parkta geçirilen güzel bir vakitten sonra eve doğru yola koyulmuştu rana ve annesi.
rana çok keyifli bir gün geçirmiş ve yeni bir arkadaş edinmişti. eve varmışlardı.
akşam babası işten geldiğinde rana babasına gününün nasıl geçtiğini, neler yaptığını anlattı. babası da şaşkınlığını gizleyemedi tabi. çok seviyordu rana'yı. rana babasının dizlerinde uykuya dalmıştı ama babası da rana’dan farksız değildi. çünkü derin düşüncelere dalıp gitmişti...
çocukluk anı yaşamaktı. yağmurun altında kolları açarak dönmek, güneşin bize gülüşünü çimlere uzanarak iliklerine kadar hissetmek, sonbaharda düşen yaprakları dağ gibi yapıp üzerine atlamaktı çocukluk. diğer canlıları da dost bilmekti çocukluk. meraklı olup sorgulamak, sevgi dolu olup paylaşmaktı çocukluk.
çocukluk sadece belli bir yaş grubuna ait değildi. çocukluk aslında içimizdeydi. büyüdükçe kimimiz onu her gün biraz daha derine gömüyor kimimiz ise yaşıyordu.**
güneş bulutların arkasına saklanmıştı bugün. rana ve annesi parka gitmek için çıkmışlardı evden ama rana hüzünlü bir şekilde ağır adımlarla ilerliyordu. çünkü güneş ona ışıklarını saçıp gülümsememişti. kapkara bulutlar kaplamıştı gökyüzünü yavaş yavaş çiseliyordu yağmur. sonra birden bir yağmur damlası kondu rana'nın burnun ucuna. rana gülümseyerek gökyüzüne baktı.
rana: anne bulutlar bana selam verdi.
annesi(gülümseyerek): peki sen onlara selam vermeyecek misin?
rana küçük sırt çantasından suluğunu çıkardı annesi şaşkındı. herhalde, sadece rana’nın size de merhaba bulutlar demesini bekliyordu.
rana suluğu açtı ve yere biraz su döktü annesi daha da çok şaşırdı.
annesi: rana ne yapıyorsun sen?
rana: bulutlara selam gönderdim anne bu su buharlaşarak onlara gidecek ve onlar da selamımı alacak.
annesi gülerek rana'nın başını okşadı ne kadar da güzel düşüncelerdi bunlar. parka doğru yürümeye devam ettiler yağmurun hızı da bir hayli artmıştı annesi geri mi dönsek acaba diye düşünüyordu ama rana'nın sevincini bozmak istemiyordu çünkü rana bir hayli memnundu bu durumdan.
rana: anne neden insanlar koşuyor?
annesi: yağmur yağıyor diye kızım.
rana: ama yağmurdan kaçılmaz ki.
annesi: ıslanmak istemiyorlar rana o yüzden de evlerine gidiyorlar
rana: ama hava sıcak olduğunda yağmurun yağmasını istiyor herkes.
annesi (biraz şaşkın bir tavırla ve gülümseyerek): herkes senin gibi düşünmüyor kızım. dedi.
parka varmışlardı yağmur yavaş yavaş azalıyor kara bulutlar dağılıyordu. parkta köpeğini gezdiren bir adam vardı ve rana'nın gözü onlara takılmıştı. rana adamın yanına doğru gitti.
annesi: rana nereye gidiyorsun? rana!
rana: siz köpeğinizi sevmiyor musunuz?
adam(şaşkınlıkla): o da nereden çıktı?
rana: insan sevdiğini bağlamaz ki.
adam şaşkınlıkla karşıladı durumu annesi de yanlarına gelmişti.
adam: sevmez olur muyum tabi ki seviyorum. kaçmasın diye tasmasını taktım. adın ne senin bakayım?
rana: adım rana ama zaten sizden kaçarsa o da sizi sevmiyor demektir.
adam daha çok şaşırmıştı annesi de adama selam verdi ve tanıştılar.
adam: kızınız çok akıllı hanımefendi adam rana’ya dönerek aslında biliyor musun haklısın rana hiçbir canlıyı zorla alı koyamayız ama ben onu daha iyi koşullarda bakmak için yanımda tutuyorum.
rana şansı sevmişti. köpeğin adı şanstı. rana şansın başını usulca okşadı ve sevdi. şans da kuyruğunu sallıyor ve patisini rana’ya doğru uzatıyordu. iyi anlaşmışlardı. şans da memnun görünüyordu halinden.
adam: bak ne diyeceğim rana ben her sabah şansı yürüyüşe çıkarıyorum sen de gelir onunla oynarsın olur mu?
rana bunu duyunca çok sevinmişti.
rana (büyük bir sevinçle olduğu yerde zıplayarak): yaşasın yeni bir arkadaşım oldu. dedi.
aradan zaman geçmiş parkta geçirilen güzel bir vakitten sonra eve doğru yola koyulmuştu rana ve annesi.
rana çok keyifli bir gün geçirmiş ve yeni bir arkadaş edinmişti. eve varmışlardı.
akşam babası işten geldiğinde rana babasına gününün nasıl geçtiğini, neler yaptığını anlattı. babası da şaşkınlığını gizleyemedi tabi. çok seviyordu rana'yı. rana babasının dizlerinde uykuya dalmıştı ama babası da rana’dan farksız değildi. çünkü derin düşüncelere dalıp gitmişti...
çocukluk anı yaşamaktı. yağmurun altında kolları açarak dönmek, güneşin bize gülüşünü çimlere uzanarak iliklerine kadar hissetmek, sonbaharda düşen yaprakları dağ gibi yapıp üzerine atlamaktı çocukluk. diğer canlıları da dost bilmekti çocukluk. meraklı olup sorgulamak, sevgi dolu olup paylaşmaktı çocukluk.
çocukluk sadece belli bir yaş grubuna ait değildi. çocukluk aslında içimizdeydi. büyüdükçe kimimiz onu her gün biraz daha derine gömüyor kimimiz ise yaşıyordu.**
devamını gör...
paskalya
ortalığın yumurta şenliğine döndüğü hıristiyanların bayramı. renk renk boyanmış yumurtalar sepetlere doldurulur ve sofraları süsler. bir de yumurta şekilli çikolata ve şekerler, pastane vitrinlerini doldurur. paskalya bayramı, inanışa göre, hz. isa'nın çarmıha gerildikten üç gün sonra yeniden dirilişini kutlayan bir hıristiyanlık yortusu olmuştur. paskalya kutlama tarihleri de kiliselere göre değişiyor. doğu ve batı kiliseleri farklı tarihlerde kutluyorlar. batı kiliselerinin 4 nisan'da kutladığı bayramı, ortodoks rum ve ermeniler, 2 mayıs tarihinde kutluyorlar.
paskalya, uzun süreli bir perhiz, yani bizdeki oruç dönemi gibi bir dönemin bitişidir. perhiz süresi boyunca et ve süt ürünleri, hatta yumurtanın da dahil olduğu hayvansal gıdalar yemek yasaktır. tıpkı veganların diyeti gibi beslenirler. alkol almak ve eğlenmekten de uzak durulup, fiziksel ve manevi bir arınma dönemine girilir. 50 gün süren bu dönem bitiminde, aynı bizdeki ramazan bayramı ilk günü kahvaltısı gibi, tam bir ziyafet yaşanır. kuzu etli, peynirli, yumurtalı ziyafette en çok özlenen gıda olan yumurta da, yeniden doğma ve dirilmenin sembolü olup mutlak surette baş köşede olmalıdır.
paskalya, uzun süreli bir perhiz, yani bizdeki oruç dönemi gibi bir dönemin bitişidir. perhiz süresi boyunca et ve süt ürünleri, hatta yumurtanın da dahil olduğu hayvansal gıdalar yemek yasaktır. tıpkı veganların diyeti gibi beslenirler. alkol almak ve eğlenmekten de uzak durulup, fiziksel ve manevi bir arınma dönemine girilir. 50 gün süren bu dönem bitiminde, aynı bizdeki ramazan bayramı ilk günü kahvaltısı gibi, tam bir ziyafet yaşanır. kuzu etli, peynirli, yumurtalı ziyafette en çok özlenen gıda olan yumurta da, yeniden doğma ve dirilmenin sembolü olup mutlak surette baş köşede olmalıdır.
devamını gör...
mustafa kemal'in ne işi var burada diyen şey
yazık ya, ilerde çocuklarımın (olursa tabii) bu ve bunun gibi şahsiyetlerin çocuğuyla uğraşacak olması çok kötü.
devamını gör...
soğuk duş etkisi yaratan anlar
evin anahtarını evde unuttuğunu anladığın an.
devamını gör...
slav mitolojisi
hıristiyanlık öncesi pagan zamanlarında bile, slavlar doğu avrupa'nın tamamına yayılmıştı ve bu da çok çeşitli kabile ve geleneklere yol açtı. bazı efsaneler ve halk hikayeleri çeşitli topraklarda yayılırken, diğerleri sınırlı bir bölge içinde sıkışıp kaldı. perun (перýн), hemen hemen her kabilede tapılan birkaç kişiden biridir. sadece ibadet edilmekle kalmadı, aynı zamanda tanrıların şefi olarak taç giydi. perun, diğer gök gürültüsü tanrılarına, özellikle zeus ve thor'a benziyor. sakallı, genellikle kanatlı miğferli, altın baltasıyla güçlü bir adam olarak resmedilmiştir. halkı tarafından hem korkulan hem de sevilen, gökyüzünde adalet ve düzenin koruyucusuydu. perun'a, insanın ona yaklaşabileceğine inanılan en yüksek yerlerde tapılırdı. ona sık sık adak verildi. hayvanların veya çeşitli anlamlı nesnelerin kurban edilmesi, ilk slavlar arasında yaygındı. özellikle perun'a atfedilen insan kurban etme iddiaları da vardır, ancak hıristiyan ve roma kaynakları genellikle slavları barbar olarak resmettiği için doğru olup olmadıklarını söylemek zor.
slav kabileleri arasındaki bölünme ve ayrışma nedeniyle, tanrıların birleşik bir “slav panteonu” yoktu ve yoktur. perun'a ve baş düşmanı weles/veles'e (yeraltı dünyasının, ovaların ve sığırların tanrısı), çoğu kabile tarafından tapılmış olabilir, ancak dziewanna/devana (doğa ve av tanrıçası) ve żywa/vesna (bahar ve bereket tanrıçası) gibi kişiler sadece belirli bölgelerde biliniyordu. bölgeye göre değişiklik gösteren bu çeşitlilik, hikayelerin birbirinden bağımsız ve ''tutarsız'' olasına sebep olmuştur (eğer hikayelerimiz varsa.) perun, tüm bu karmaşayı aşarak bize ulaşabilmiş nadir karakterlerden.
bazı anlatılara göre (bölgeye göre değişir), perun'un diğer tanrıların çoğuyla ailevi bağlantıları vardır. mokosz/mokosh, (büyük anne ve kadınların tanrıçası, koruyucusu) karısı olarak kabul edilir. çocuklarının her birinin slav mitolojisinde önemli yerleri vardır.
slav kabileleri arasındaki bölünme ve ayrışma nedeniyle, tanrıların birleşik bir “slav panteonu” yoktu ve yoktur. perun'a ve baş düşmanı weles/veles'e (yeraltı dünyasının, ovaların ve sığırların tanrısı), çoğu kabile tarafından tapılmış olabilir, ancak dziewanna/devana (doğa ve av tanrıçası) ve żywa/vesna (bahar ve bereket tanrıçası) gibi kişiler sadece belirli bölgelerde biliniyordu. bölgeye göre değişiklik gösteren bu çeşitlilik, hikayelerin birbirinden bağımsız ve ''tutarsız'' olasına sebep olmuştur (eğer hikayelerimiz varsa.) perun, tüm bu karmaşayı aşarak bize ulaşabilmiş nadir karakterlerden.
bazı anlatılara göre (bölgeye göre değişir), perun'un diğer tanrıların çoğuyla ailevi bağlantıları vardır. mokosz/mokosh, (büyük anne ve kadınların tanrıçası, koruyucusu) karısı olarak kabul edilir. çocuklarının her birinin slav mitolojisinde önemli yerleri vardır.
devamını gör...
aribert heim
avusturyalı tıp doktorudur. iki tane lakabı vardır, en çok bilineni dr. death= doktor ölüm olup diğer lakabıda butcher of mauthausen=mauthausen kasabıdır.
1914 de doğmuş, 1935 yılında avusturya yerel nazi partisine üye olmuştur. 1940 da hitler'in elit waffen ss' ine katılmak için gönüllü olur. ss doktoru olarak sachsenhausen (1940), buchenwald (1941) ve mauthausen (1941) toplama kamplarında görev yapar. auschwitz toplama kampında görev yapan ss doktoru joseph mengele'ninkine benzer korkunç deneyler yapar. bunlara deney demek aslında lafın gelişidir. yaptıkları bırakın bir doktorun, bir insanın insana hatta herhangi bir canlıya yapmaya aklına bile getiremeyeceği türdendir.
anestezi vermeden yahudi mahkumları ameliyat etmek ve bu şekilde ne kadar acıya dayanabildiklerini gözlemlemek, mahkumların kalbine benzin ve diğer sıvıları enjekte ederek hangisinin daha çabuk öldürdüğünü görmek, sağlıklı mahkumların organlarını ameliyatla çıkarmak ve ardından onları ameliyat masasında ölüme terk etmek bu manyağın en büyük zevkidir. bunları yaparken sürekli elindeki kronometre ile ölüme giden sürecin zamanını tuttuğuda söylenir.
savaş boyunca yukarıda saydığım gibi insanlığa sığmayacak tıbbi deneylerde (!) bulunmuştur. savaşın sonuna doğru amerikan birliklerince yakalınır ve bir kampta esir tutulur. daha sonra hala bilinmeyen bir nedenden dolayı gene amerikalılarca serbest bırakılır. serbest bırakıldıktan sonra heim, karısı ve iki oğluyla birlikte yaşadığı alman kaplıca kasabası baden-baden'de jinekolog olarak çalışır. 1962'de, tutuklanması için bir mahkeme kararı çıkartılır, bunun haberinide (her nasılsa) önceden alır ve ortadan kaybolur.
seneler sonra kendisinin mısır'da olduğu ve tarek hüseyin farid adı ile yaşadığı, 1992' de öldüğü resmi makamlarca açıklanır. ateşi bol olsun manyağın.
sevgili ozgur1ey' in #1039162 tanımını okuyunca mauthausen toplama kampı ile ilgili olduğu için bunu yazayım dedim, umarım beğenir. kendisinin yukarıda bahsettiğim tanımını mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum, muhteşem olmuş. ikinci dünya savaşına meraklıysanız belgesel tadındaki tanımından büyük zevk alacaksınız.
zamanında yazmış olduğum şu tanımımada bakabilirsiniz. #219672
1914 de doğmuş, 1935 yılında avusturya yerel nazi partisine üye olmuştur. 1940 da hitler'in elit waffen ss' ine katılmak için gönüllü olur. ss doktoru olarak sachsenhausen (1940), buchenwald (1941) ve mauthausen (1941) toplama kamplarında görev yapar. auschwitz toplama kampında görev yapan ss doktoru joseph mengele'ninkine benzer korkunç deneyler yapar. bunlara deney demek aslında lafın gelişidir. yaptıkları bırakın bir doktorun, bir insanın insana hatta herhangi bir canlıya yapmaya aklına bile getiremeyeceği türdendir.
anestezi vermeden yahudi mahkumları ameliyat etmek ve bu şekilde ne kadar acıya dayanabildiklerini gözlemlemek, mahkumların kalbine benzin ve diğer sıvıları enjekte ederek hangisinin daha çabuk öldürdüğünü görmek, sağlıklı mahkumların organlarını ameliyatla çıkarmak ve ardından onları ameliyat masasında ölüme terk etmek bu manyağın en büyük zevkidir. bunları yaparken sürekli elindeki kronometre ile ölüme giden sürecin zamanını tuttuğuda söylenir.
savaş boyunca yukarıda saydığım gibi insanlığa sığmayacak tıbbi deneylerde (!) bulunmuştur. savaşın sonuna doğru amerikan birliklerince yakalınır ve bir kampta esir tutulur. daha sonra hala bilinmeyen bir nedenden dolayı gene amerikalılarca serbest bırakılır. serbest bırakıldıktan sonra heim, karısı ve iki oğluyla birlikte yaşadığı alman kaplıca kasabası baden-baden'de jinekolog olarak çalışır. 1962'de, tutuklanması için bir mahkeme kararı çıkartılır, bunun haberinide (her nasılsa) önceden alır ve ortadan kaybolur.
seneler sonra kendisinin mısır'da olduğu ve tarek hüseyin farid adı ile yaşadığı, 1992' de öldüğü resmi makamlarca açıklanır. ateşi bol olsun manyağın.
sevgili ozgur1ey' in #1039162 tanımını okuyunca mauthausen toplama kampı ile ilgili olduğu için bunu yazayım dedim, umarım beğenir. kendisinin yukarıda bahsettiğim tanımını mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum, muhteşem olmuş. ikinci dünya savaşına meraklıysanız belgesel tadındaki tanımından büyük zevk alacaksınız.
zamanında yazmış olduğum şu tanımımada bakabilirsiniz. #219672
devamını gör...
florya atatürk deniz köşkü
t: 1935 yılında tamamlanıp dönemin istanbul belediyesi tarafından mustafa kemal atatürk'e teslim edilen, halihazırda müze olarak hayatına devam eden köşk. atatürk'ün meşhur yüzerkenki görüntülerinin olduğu yer bu köşkün konumlandığı halk plajıdır. buradan mimarı "atatürk'ün mimarı" olarak tanınan seyfi arkan'dır. şu an tbmm'ye bağlı milli saraylar statüsündedir.
meşhur ingiliz kralı viii. edward ve eşi wallis simpson burada ağırlanmıştır.
ulaşımı oldukça rahattır: marmaray florya durağında inerek sosyal tesislere girip sahil boyu 5-10 dakika kadar yüründüğünde hemen solda denkleşilebilir.
daha detaylı bilgi ve müze içi görüntüler için buradan
meşhur ingiliz kralı viii. edward ve eşi wallis simpson burada ağırlanmıştır.
ulaşımı oldukça rahattır: marmaray florya durağında inerek sosyal tesislere girip sahil boyu 5-10 dakika kadar yüründüğünde hemen solda denkleşilebilir.
daha detaylı bilgi ve müze içi görüntüler için buradan
devamını gör...
yaran ingilizce çevirileri
butterfly = uçan tereyağı.
devamını gör...
bekir pakdemirli'nin oğlunun dramı
ağlamaktan gözlerimi şişiren dramdır. dram gibi dramdır.
bakancağızımızın minik oğlu babasını görmek için annesinden odun istiyormuş.
pakdemirli, yangın söndürme çalışmaları sırasında 40 gün boyunca evine 1 ya da 2 gün gidebildiğini anlatarak, “eşinizden ve çocuklardan negatif geri dönüşler olabiliyor. bizim oğlan beni itfaiyeci sanmaya başladı. en son ‘anne biraz odun getir, ben bahçede yangın çıkaracağım. o zaman babam gelir, onu da görmüş oluruz' demiş. zor günler.
allah cumhurbaşkanımızdan bin kez razı olsun. milletin bir derdi olduğunda yöneticilerin de milletin yanında olmasını istiyor.
buradan
bakan bey durumdan yakınmış ve sebebinin cumhurbaşkanı olduğunu açıklamıştır.
tayyip bey istemese demek ki ülkede yangın çıkmış, çığ düşmüş sel olmuş kimsenin umurlarında olmayacak.
biz de senden razıyız erdoğan*.
bakancağızımızın minik oğlu babasını görmek için annesinden odun istiyormuş.
pakdemirli, yangın söndürme çalışmaları sırasında 40 gün boyunca evine 1 ya da 2 gün gidebildiğini anlatarak, “eşinizden ve çocuklardan negatif geri dönüşler olabiliyor. bizim oğlan beni itfaiyeci sanmaya başladı. en son ‘anne biraz odun getir, ben bahçede yangın çıkaracağım. o zaman babam gelir, onu da görmüş oluruz' demiş. zor günler.
allah cumhurbaşkanımızdan bin kez razı olsun. milletin bir derdi olduğunda yöneticilerin de milletin yanında olmasını istiyor.
buradan
bakan bey durumdan yakınmış ve sebebinin cumhurbaşkanı olduğunu açıklamıştır.
tayyip bey istemese demek ki ülkede yangın çıkmış, çığ düşmüş sel olmuş kimsenin umurlarında olmayacak.
biz de senden razıyız erdoğan*.
devamını gör...
abartılan yemekler
kuru fasulye.
devamını gör...
popülaritesini hak eden filmler
devamını gör...
normal sözlük’ün çok sıkıcı olması sorunsalı
buraya yazan 49 yazarın* bu başlığa yazmak yerine diğer başlıklara yazmaya başlayarak çözebileceği, sorunsal olmayan sorunsaldır.
akıştan sıkılan arkadaşları (bkz: rastgele butonu) 'na alalım. çekinmeyin yazın valla formata uygun yazdığınız sürece kızmıyolla.
akıştan sıkılan arkadaşları (bkz: rastgele butonu) 'na alalım. çekinmeyin yazın valla formata uygun yazdığınız sürece kızmıyolla.
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
insanları bu şekilde kategorize edenlerin profilleri için de burada yüzlerce başlık açılabilir mesela.
hani sanarsın ki profilleri örnek profil, herkesin onları örnek alması lazım.
sevdiğim bir söz: ‘kaliteli insan işiyle, boş insan kişiyle uğraşır.
hani sanarsın ki profilleri örnek profil, herkesin onları örnek alması lazım.
sevdiğim bir söz: ‘kaliteli insan işiyle, boş insan kişiyle uğraşır.
devamını gör...
