lümpen
beni interaktif sözlüklerlerle tanıştıran kelimenin taa kendisi.
nedir ne değildir diye araştırırken ekşiden tanımlar okuyup tanışmıştım sözlükle.
yıl 2005. hey gidi günler hey be.
nedir ne değildir diye araştırırken ekşiden tanımlar okuyup tanışmıştım sözlükle.
yıl 2005. hey gidi günler hey be.
devamını gör...
güne psikolojik bir tespit bırak
aşırı internet kullanımı ile duygusal zekamız azalıyor ve yüz ifadelerini anlamakta zorluk yaşayabiliyoruz.
kemal sayar
kemal sayar
devamını gör...
ne zaman evleneceksin diye soran insan iticiliği
evlendiğinde de, eee ne zaman çocuk yapacaksın diye soran insandır. yani bir türlü yakanı bırakmazlar.
devamını gör...
iki erkeğin kavgasını bir ünlemeyle durduran otoriter kız
(bkz: ünleme de ne) sorusunu akıllara getirir. nasıl ünlüyoruz ben de ünlüycem?!
devamını gör...
uzun boylu kadın
sadakatsiz'deki asya gibi aspiratöre yukarıdan bakan kadındır.
devamını gör...
cinsiyetçilikten artık gına gelmesi
sadece cinsiyetçilik mi? ırkçılık da en az onun kadar gına getirdi. bu iki lanetten insanımızın beyni ne zaman arınacak bilinmez.
devamını gör...
yazarların eş cinsel çocuğu ile yapacağı ilk konuşma
eğer bunu bana söylemeye korktuğun bir an dahi olduysa özür dilerim.
devamını gör...
normal sözlük ne lan
20 gündür sözlüğe girmedim, kiraya mi verdiniz lan sözlüğü, normal ne oğlum, kafa diye kayıt olduk biz !
devamını gör...
depresyonda olan kişiye çık bi hava al iyi gelir demek
major depresyonumun tedavisi için boşuna o ağır ilaçları her gün alıp günlerce hastanede yatmışım meğer. dışarı veya bi' balkona çıksaymışım her şey düzelecekmiş.
devamını gör...
internette gezinirken eski sevgilinin pornosuna rastlamak
bu bana pek internette gezinmek gibi gelmedi.
devamını gör...
utangaç balıklar için buzlu camdan akvaryum
(bkz: m.kutlukhan perker) tarafından yazılan şiir. normalde şiiri pek sevmeyen bünyemi ilk okuduğum anda etkisine aldı, bu başlığı açıyor olmam anonimliğime zeval getirme ihtimali taşısa da siz de okuyun isterim.
bir mucize olsa da geri dönsen
yine sabah uyanınca ağzıma girse saçların
yan yatarak dönsek birbirimize.
üşümüş ayaklarını, bacaklarımın arasına yerleştirsen.
şaklaban olsa gözlerin.
kapı çalmasın diye dua etsen, ellerini kaldırıp göğe.
bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
bir mucize olsa da geri dönsen.
sen; yatakta şımarırken, deri ceketimi giyip hafız bakkala gitsem
ekmek ve gazete almaya.
merdivenlerden inerken karate yapan çocuklara uydurma hareketler gösterip,
bunu nasıl anlatacağımı tasarlasam sana daha komik.
hava güzel çarşının içinden geçeyim.
bir dilim pasta alıp -kahvaltıda pasta seversin- sürpriz yapsam.
içerisi kalabalık. olsun, beklerim...
senin için bir tek yağ kokan bir pastanede beklerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
ekmekleri, gazeteleri ve bir de kısa kemıl alıp -hatırlatmadığın halde- cebime atsam...
kahvaltıdan sonra donnie brasco'yu 20. kez izlerken
eyvah sigara dediğinde gözlerin çaresiz,
hemen çıkarıp zulamdan uzatsam paketi...
sen boynuma sarıldığında ağır gibi davransam.
senin çakmağınla sigaranı yaksam, salak gibi..
hayıflansam, 'keşke zippoyu doldurtmayı unutmasaydım dün' diye.
çünkü zippoyla sigaranı yaktıktan sonra
kapatınca kapağını çıkan "çlank" sesi nasıl da katlardı karizmamı ikiye..
film başladığında warner biraderlerin amblemi görününce hep yaptığın espriyi beklesem.
sen "ben bu filmi gördüm" diyince önceden biriktirdiğim kahkahayı koyversem...
birtek senin yaptığın kötü espriye gülerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
yine uyanıp birbirimize anlatsak gördüğümüz rüyayı...
büyük, çok büyük bir vadinin ortasında renkli şezlonklarda otursak
anneannelerin, dedelerin kahvaltı yaptığı mutfaklarda otursak
öğle uykusundan yeni uyanmış çocuklar gibi, kemiklerimiz sıcak..
taksiye binecek paraları olduğu halde
bir tane bile geçmediği için minibüse binmek zorunda kalan insanlar gibi
hafif yan otursak.
içimizde hep bir neye niyet neye kısmet.
bir tek senin gördüğün rüyanın tabiri yok kitapta.
bir tek senin gördüğün rüyada varlığım hayra alamet.
bir mucize için boşuna bekliyorum biliyorum,
seni ben terkettim.
"ruh hastasısın sen!" diye bağırman boşuna değil.
ama yine de dua et sen bana
biliyorum benim için dua edenler çoktur.
ama bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
çünkü hayvanların tanrısı yoktur.
bir mucize olsa da geri dönsen
yine sabah uyanınca ağzıma girse saçların
yan yatarak dönsek birbirimize.
üşümüş ayaklarını, bacaklarımın arasına yerleştirsen.
şaklaban olsa gözlerin.
kapı çalmasın diye dua etsen, ellerini kaldırıp göğe.
bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
bir mucize olsa da geri dönsen.
sen; yatakta şımarırken, deri ceketimi giyip hafız bakkala gitsem
ekmek ve gazete almaya.
merdivenlerden inerken karate yapan çocuklara uydurma hareketler gösterip,
bunu nasıl anlatacağımı tasarlasam sana daha komik.
hava güzel çarşının içinden geçeyim.
bir dilim pasta alıp -kahvaltıda pasta seversin- sürpriz yapsam.
içerisi kalabalık. olsun, beklerim...
senin için bir tek yağ kokan bir pastanede beklerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
ekmekleri, gazeteleri ve bir de kısa kemıl alıp -hatırlatmadığın halde- cebime atsam...
kahvaltıdan sonra donnie brasco'yu 20. kez izlerken
eyvah sigara dediğinde gözlerin çaresiz,
hemen çıkarıp zulamdan uzatsam paketi...
sen boynuma sarıldığında ağır gibi davransam.
senin çakmağınla sigaranı yaksam, salak gibi..
hayıflansam, 'keşke zippoyu doldurtmayı unutmasaydım dün' diye.
çünkü zippoyla sigaranı yaktıktan sonra
kapatınca kapağını çıkan "çlank" sesi nasıl da katlardı karizmamı ikiye..
film başladığında warner biraderlerin amblemi görününce hep yaptığın espriyi beklesem.
sen "ben bu filmi gördüm" diyince önceden biriktirdiğim kahkahayı koyversem...
birtek senin yaptığın kötü espriye gülerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
yine uyanıp birbirimize anlatsak gördüğümüz rüyayı...
büyük, çok büyük bir vadinin ortasında renkli şezlonklarda otursak
anneannelerin, dedelerin kahvaltı yaptığı mutfaklarda otursak
öğle uykusundan yeni uyanmış çocuklar gibi, kemiklerimiz sıcak..
taksiye binecek paraları olduğu halde
bir tane bile geçmediği için minibüse binmek zorunda kalan insanlar gibi
hafif yan otursak.
içimizde hep bir neye niyet neye kısmet.
bir tek senin gördüğün rüyanın tabiri yok kitapta.
bir tek senin gördüğün rüyada varlığım hayra alamet.
bir mucize için boşuna bekliyorum biliyorum,
seni ben terkettim.
"ruh hastasısın sen!" diye bağırman boşuna değil.
ama yine de dua et sen bana
biliyorum benim için dua edenler çoktur.
ama bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
çünkü hayvanların tanrısı yoktur.
devamını gör...
ne öldürür ne ondurur
ne iyi ne kötü anlamda hayatınıza hiçbir katkısı ve zararı bulunmayan, iyi olma ile kötü olma arasında nötr olma anlamına gelen atasözü.
devamını gör...
abi daha erken değil mi
son günlerde açılmış en doğru başlık. (bkz: yine seks hikayesi mi yazıyorsun feridun abi) ile birlikte rahatça kullanabileceğimiz yeni bir argüman oldu. *
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
"çocuklar gibi
bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
kırlara yayılan ilkbahar gibi.
kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
göğsümün içinde ateş var gibi.
bazı nur içinde, bazı sisteyim
bazı beni seven bir göğüsteyim,
kah el üstündeydim, kah hapisteydim
her yere sokulan bir rüzgar gibi.
aşkım iki günlük iptilalardı,
hayatım tükenmez maceralardı.
içimde binlerce istekler vardı,
bir şair, yahut bir hükümdar gibi.
hissedince sana vurulduğumu,
anladım ne kadar yorulduğumu
sakinleştiğimi, durulduğumu
denize dökülen bir pınar gibi.
şimdi şiir bence senin yüzündür,
şimdi benim tahtım senin dizindir
sevgilim, saadet ikimizindir.
göklerden gelen bir yadigar gibi.
sözün şiirlerin mükemmelidir,
senden başkasını seven delidir
yüzün çiçeklerin en güzelidir,
gözlerin bilinmez bir diyar gibi.
başını göğsüme sakla sevgilim,
güzel saçlarında dolaşsın elim
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
sevişen yaramaz çocuklar gibi. "
sabahattin ali
bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
kırlara yayılan ilkbahar gibi.
kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
göğsümün içinde ateş var gibi.
bazı nur içinde, bazı sisteyim
bazı beni seven bir göğüsteyim,
kah el üstündeydim, kah hapisteydim
her yere sokulan bir rüzgar gibi.
aşkım iki günlük iptilalardı,
hayatım tükenmez maceralardı.
içimde binlerce istekler vardı,
bir şair, yahut bir hükümdar gibi.
hissedince sana vurulduğumu,
anladım ne kadar yorulduğumu
sakinleştiğimi, durulduğumu
denize dökülen bir pınar gibi.
şimdi şiir bence senin yüzündür,
şimdi benim tahtım senin dizindir
sevgilim, saadet ikimizindir.
göklerden gelen bir yadigar gibi.
sözün şiirlerin mükemmelidir,
senden başkasını seven delidir
yüzün çiçeklerin en güzelidir,
gözlerin bilinmez bir diyar gibi.
başını göğsüme sakla sevgilim,
güzel saçlarında dolaşsın elim
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
sevişen yaramaz çocuklar gibi. "
sabahattin ali
devamını gör...
çocukken masum insanlardık
12 ya da 13 yaşına kadar tırtıl gibi masum oluyor, o yaştan sonra arkadaş ve çevrenin etkisiyle kozasından çıkıp kelebek oluyor. artık iyi yere ya da kötü yere kanadını çırpıyor.
devamını gör...
nedensinirliolduğubilinmeyenadamınkarısı
kocasının neden sinirli olduğunu bir türlü anlayamayan yazar adayı çaylak. nickine bugün birkaç kere rastlayıp, yazdığı entrylerde, sonuna kocasının sinirini de eklemesiyle beni fazlaca güldürdüğü için, kayıtsız kalamadım, nickaltı açılışını yapmak istedim. belki de bugün benim gülesim bolmuş.
o zaman hoş gelmiş aramıza.*
o zaman hoş gelmiş aramıza.*
devamını gör...
ertelemek
ertelemek benim ruhuma, bedenime, benliğimin her zerresine işlemiş durumda. hayatta karşılaştığım her durum için zaten ölücez aman yapsam nolur yapmasam nolur mu diyorum hiç bilmiyorum. aslında zaten ölücezi bencilliğimizin kılıfı haline getiriyoruz. büyük ihtimalle zaten ölücezi zihninizin bir köşesinde tuttuğunuz zaman zevk veren, rahatlatan şeyleri yapmanız gereken önemli ve hayati meselelere tercih ediyorsunuz ve tercih etmediğiniz de bu şekilde ertelenmiş oluyor.
belki de zevk veren, rahatlatıcı şeylere yani kolaya kaçmaya dur dersek erteleme huyundan vazgeçebiliriz.
*burada kişiler aşırı karışmış ama şimdi düzenleyemem.
belki de zevk veren, rahatlatıcı şeylere yani kolaya kaçmaya dur dersek erteleme huyundan vazgeçebiliriz.
*burada kişiler aşırı karışmış ama şimdi düzenleyemem.
devamını gör...
yaser arafat
el-fetih adıyla da bilinen filistin ulusal kurtuluş hareketi'nin liderliğini yapan mısır doğumlu filistinli lider. 1988'e kadar israil ile sürekli bir çatışma halindeyken, birleşmiş milletler güvenlik konseyi'nin kararları sonrasında o seneden itibaren israil'in varlığını tanıyarak filistin kurtuluş örgütü ile israil arasındaki anlaşmazlıkları sona erdirmek için çalışmaya başladı ve bu nedenle nobel barş ödülü'ne layık görüldü.
gerçek adı muhammed abdurrahman abdürraûf arafât el-kudve el-hüseynî'dir ve bunun içerisinde arafat'ı seçerek lisedeki takma adı yâsir ile birlikte kullanmaya başlamıştır.
arafat, filistinliler tarafından bir kahraman olarak görülürken, israilliler için terörist olarak tarihe geçmiştir.
özellikle 90'lı yıllarda kendisinin ismini sık sık duyardık televizyonlarda.
detaylı bilgi burada

(görsel, milliyet. com'dan alıntıdır.)
edit: anlam kayması düzeltildi.
gerçek adı muhammed abdurrahman abdürraûf arafât el-kudve el-hüseynî'dir ve bunun içerisinde arafat'ı seçerek lisedeki takma adı yâsir ile birlikte kullanmaya başlamıştır.
arafat, filistinliler tarafından bir kahraman olarak görülürken, israilliler için terörist olarak tarihe geçmiştir.
özellikle 90'lı yıllarda kendisinin ismini sık sık duyardık televizyonlarda.
detaylı bilgi burada

(görsel, milliyet. com'dan alıntıdır.)
edit: anlam kayması düzeltildi.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bir kaç gün önce annem hastaneden çıktı ve aramızda. bu beni biraz sevindirdi. ama hala yaşamaktan nefret ediyorum. beni motive edecek hiçbir şeyim yok. her an ölmek istiyorum. insanlar sürekli linç manyağı, aşk düşmanı, ırkçı tipler olmuş. hepsinden nefret ediyorum. bu kadar...
devamını gör...