takip edilesi sözlük yazarları
burda da yokum. bugün yeterince üzüldüm. tabi ya çobanık diye bizi beğenmezler.
devamını gör...
aşkım cemre kim
aşkı, "cemre de havaya düştü" deyince ortaya atılan sual.
devamını gör...
zevk alınan sapıklıklar
kardeşin yer sofrasında komple uyuşan ayağına inadına basıp elektrik şoku vermek.
acıdan gülmesini izlemek.
acıdan gülmesini izlemek.
devamını gör...
uğurlama
domestic hıyar ukdesidir.
bu kente yalnızlık düştüğü zaman olarak bilinen sözleri ibrahim karaca'ya ait grup yorum şarkısıdır.
bu kente yalnızlık çöktüğü zaman
uykusunda bir kuş ölür ecelsiz
alıp da başını gitmek istersin
karanlık sokaklar kör sağır dilsiz
ey sevda kuşanıp yollara düşen
bilesin bu yollar dağlar dolanır
yare ulaşmadan düşersen eğer
yarına sesinin yankısı kalır
gecenin içinde gün aralanır
yar sevdası ile yürek bilenir
sızılı bir ırmak uğurlar seni
su olup akarsın kır çiçeklenir
bu kente yalnızlık düştüğü zaman olarak bilinen sözleri ibrahim karaca'ya ait grup yorum şarkısıdır.
bu kente yalnızlık çöktüğü zaman
uykusunda bir kuş ölür ecelsiz
alıp da başını gitmek istersin
karanlık sokaklar kör sağır dilsiz
ey sevda kuşanıp yollara düşen
bilesin bu yollar dağlar dolanır
yare ulaşmadan düşersen eğer
yarına sesinin yankısı kalır
gecenin içinde gün aralanır
yar sevdası ile yürek bilenir
sızılı bir ırmak uğurlar seni
su olup akarsın kır çiçeklenir
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yaa en sevdiğim şarkılarla giriş yapılıyor. sevdim ben bu işi.
devamını gör...
serçe parmağı
iki sene aradığım, beni sahaftan sahafa sürükleyen, ikinci el kitap sitelerine bakmaktan gözlerimi bozdurttan aşk gibi bir adamın, aşk gibi bir kitabıdır.
kitabın kapağını açtığınız ân, prensip gereği örümcekler karşısında intihar etmeyen bir insanın (ulen şimdi farkettim kitapta ilk karekterin erkek ya da kadın olduğunu belirtmemiş yazar. dur bir kontrol edeyim. kitabı aldım, baktım. evet karakterin erkek ya da kadın olduğu zikredilmememiş. sadece üçüncü tekil şahıs eki kullanılmış.) intihar etmek isterken odanın köşesindeki örümceği farketmesi ile onu odadan çıkarmak için çabalarken, neden intihar etmek istediğini unutan ve -dudağını bükerek- "intihar sebebini hatırlamamak da bir intihar sebebi olabilir" kanısına varan prensip sahibi bir karakterin (kadın ya da erkek değil. bir insan) intihar serüveni karşılıyor. devamında büyük yalan kulübünün üyleri, bir saniye koleksiyoncusu, ıssız bir adaya düşen kalabalık bir adam karşılıyor bizleri. ah ve bir de canan. her canım sıkıldığında tekrar tekrar okuduğum bu öyküden bir pasaj paylaşmak istiyorum:
bu fazla kilolar var ya bu fazla kilolar, hepsi senin eserin bunu da bilesin, benim hayatımın seninle paylaşamadığım tek bir ânı olmadı ki canan, seni de yanımda götürmediğim tek bir yere gitmedim ki ben, bir yere otursam sen de benimle birlikte oturuyordun, kendime bir çay söylesem bir tane de sana söylüyordum, bir simit alsam bir tane de sana alıyordum, tavaya bir yumurta kırsam bir tane de sana kırıyordum, ekmekten bir parça koparsam bir tane de sana, kendime şöyle mükellef bir yemek ısmarlasam bir tane de sana, sonra kıyabilir miydim, yiyordum tabii hepsini, senindi o simit, o yumurta, o ekmek, o yemek canan, orada bırakıp nasıl arkama dönebilirdim
öykü boyunca tek bir nokta bulamazsınız canan'da. çünkü tüm yaşananlar bir ândır. tek bir ân!
hasılı sevdiğim kitaplardandır kendisi.
2018 yeni basımı yapıldı. piyasada mevcut şu ân. cahil cahil oturmayın. alın okuyun.
kitabın kapağını açtığınız ân, prensip gereği örümcekler karşısında intihar etmeyen bir insanın (ulen şimdi farkettim kitapta ilk karekterin erkek ya da kadın olduğunu belirtmemiş yazar. dur bir kontrol edeyim. kitabı aldım, baktım. evet karakterin erkek ya da kadın olduğu zikredilmememiş. sadece üçüncü tekil şahıs eki kullanılmış.) intihar etmek isterken odanın köşesindeki örümceği farketmesi ile onu odadan çıkarmak için çabalarken, neden intihar etmek istediğini unutan ve -dudağını bükerek- "intihar sebebini hatırlamamak da bir intihar sebebi olabilir" kanısına varan prensip sahibi bir karakterin (kadın ya da erkek değil. bir insan) intihar serüveni karşılıyor. devamında büyük yalan kulübünün üyleri, bir saniye koleksiyoncusu, ıssız bir adaya düşen kalabalık bir adam karşılıyor bizleri. ah ve bir de canan. her canım sıkıldığında tekrar tekrar okuduğum bu öyküden bir pasaj paylaşmak istiyorum:
bu fazla kilolar var ya bu fazla kilolar, hepsi senin eserin bunu da bilesin, benim hayatımın seninle paylaşamadığım tek bir ânı olmadı ki canan, seni de yanımda götürmediğim tek bir yere gitmedim ki ben, bir yere otursam sen de benimle birlikte oturuyordun, kendime bir çay söylesem bir tane de sana söylüyordum, bir simit alsam bir tane de sana alıyordum, tavaya bir yumurta kırsam bir tane de sana kırıyordum, ekmekten bir parça koparsam bir tane de sana, kendime şöyle mükellef bir yemek ısmarlasam bir tane de sana, sonra kıyabilir miydim, yiyordum tabii hepsini, senindi o simit, o yumurta, o ekmek, o yemek canan, orada bırakıp nasıl arkama dönebilirdim
öykü boyunca tek bir nokta bulamazsınız canan'da. çünkü tüm yaşananlar bir ândır. tek bir ân!
hasılı sevdiğim kitaplardandır kendisi.
2018 yeni basımı yapıldı. piyasada mevcut şu ân. cahil cahil oturmayın. alın okuyun.
devamını gör...
ciddi ciddi inanç tartışan tip
ateistim, inançlı biri konuyu açmadığı sürece hiçbir şekilde bende açmam. açan insandan da nefret ederim.
aşağıdaki yazarın dediği gibide "tartışarak değil okuyarak." bir şeyler başaracağız.
aşağıdaki yazarın dediği gibide "tartışarak değil okuyarak." bir şeyler başaracağız.
devamını gör...
zamanın iyileştiremediği şeyler
ailenin veremediği sevgi. kim gelirse gelsin, kim severse sevsin, ne kadar zaman geçerse geçsin asla doldurulamaz.
devamını gör...
abdülhey çoban
kurtlar vadisi'ne ''yalnız gezerim, yalnız yaşarım, yalnız ölürüm'' repliğiyle adım atan, polisten kaçtığı sırada polat alemdar'a yataklık yaparken menemen için orospu karı yemeği diyen, güllü erhan'ın kendisine sürekli olarak abdül demesine bozularak ''bana abdül deme, dünyalar senin olsun'' diyen karakter. görev adamının en net karşılığı.
bundan yıllar önce, yaratıcı beşiktaş taraftarı tarafından adına tezahüratlar bestelenmiştir;
"ruslar kimmiş, baron kimmiş tanımaz bile
laz ziya'nın eline verecek yine
yıllardır çalıştın sen bu devlete
inleyecek dört bir yan abdülhey diye"
bundan yıllar önce, yaratıcı beşiktaş taraftarı tarafından adına tezahüratlar bestelenmiştir;
"ruslar kimmiş, baron kimmiş tanımaz bile
laz ziya'nın eline verecek yine
yıllardır çalıştın sen bu devlete
inleyecek dört bir yan abdülhey diye"
devamını gör...
hicligindansi
kuru köfte yiyo şu an, şikayetçiyim!
allah kabul eyleye tarafı tabii ki ayrı da, insan insana bunu yapmaz ki canım?
kadıköy'de dolaştık az önce, öyle bi iskeleden denize baktık, bi çarşıya girdik çıktık, dedikodu yaptık, oh iyi ki de yaptık, canımıza değdi.
insafsız, şu anda köfte yiyo.*
bi de bana "az iç, sağlık sağlık" diyo, insan alkölden değil böyle böyle ölüyor işte!*
seviyoruz, takipteyiz.
al hadi al, sayende dinledim!
çok mu güzelmişti o köfte? fırk!
allah kabul eyleye tarafı tabii ki ayrı da, insan insana bunu yapmaz ki canım?
kadıköy'de dolaştık az önce, öyle bi iskeleden denize baktık, bi çarşıya girdik çıktık, dedikodu yaptık, oh iyi ki de yaptık, canımıza değdi.
insafsız, şu anda köfte yiyo.*
bi de bana "az iç, sağlık sağlık" diyo, insan alkölden değil böyle böyle ölüyor işte!*
seviyoruz, takipteyiz.
al hadi al, sayende dinledim!
çok mu güzelmişti o köfte? fırk!
devamını gör...
biontech ikinci doz aşısının yan etkileri
kuyruk çıkarıyorsun.
devamını gör...
futboldan anlayan kadın
ofsayt: şimdi bir mağazaya arkadaşınızla gitmişsiniz. arkadaşınız kasaya yakın siz bir kıyafet gördünüz aynı anda başka bir kadın da o kıyafeti gördü. siz kadından önce kaptınız ve kıyafeti kasadaki arkadaşınıza atarak satın aldınız. işte bu haksızlık işte bu ofsayt.
ofsayt bilmeyen sevgiliye, ofsayt anlatma yolları.*
ofsayt bilmeyen sevgiliye, ofsayt anlatma yolları.*
devamını gör...
deniz feneri mekanizması
bir nötron yıldızı çeşidi olan pulsarlardaki ışınım mekanizması için kullanılan terim.
pulsarlar son derece yoğun cisimler. bu da onların kendi eksenleri etrafında aşırı derecede hızlı dönmesini sağlıyor. örneğin psr j1748−2446ad adlı pulsar kendi ekseni etrafında saniyede 716 kez dönebiliyor. *
pulsar, dönme esnasında son derece yoğun manyetik alan oluşturur ve bundan kaynaklı olarak da yüklü miktarda radyasyon yayar. dünyadan bakan bir gözlemci için bu ışınımı sürekli görmek pek mümkün olmaz çünkü ışınımın yayılım doğrultusu, pulsarın kutuplarıdır. bir başka deyişle, pulsarın yaptığı ve ancak periyodik olarak gözlemleyebildiğimiz için "puls" olarak adlandırdığımız bu ışınımı sürekli olarak görebilmek için, onun manyetik kutuplarından birinin tam karşısından bakıyor olmanız gerekir.
bu durum deniz fenerlerindeki ışığın durumu gibidir. bir deniz fenerinin ışığını, sadece bulunduğumuz konumu aydınlatırken periyodik olarak görebiliriz. sürekli görebilmek için o ışığın karşısında sabit olarak onunla dönmemiz gerekirdi. pulsarın ışınımını da manyetik ekseni doğrultusunda değilsek sadece periyodik olarak ölçebiliriz. bunlar, evrendeki en dakik saatlerden biri olarak kabul edilir. bu mekanizmaya da deniz feneri mekanizması adı verilir.

görselin kaynağı
pulsarlar son derece yoğun cisimler. bu da onların kendi eksenleri etrafında aşırı derecede hızlı dönmesini sağlıyor. örneğin psr j1748−2446ad adlı pulsar kendi ekseni etrafında saniyede 716 kez dönebiliyor. *
pulsar, dönme esnasında son derece yoğun manyetik alan oluşturur ve bundan kaynaklı olarak da yüklü miktarda radyasyon yayar. dünyadan bakan bir gözlemci için bu ışınımı sürekli görmek pek mümkün olmaz çünkü ışınımın yayılım doğrultusu, pulsarın kutuplarıdır. bir başka deyişle, pulsarın yaptığı ve ancak periyodik olarak gözlemleyebildiğimiz için "puls" olarak adlandırdığımız bu ışınımı sürekli olarak görebilmek için, onun manyetik kutuplarından birinin tam karşısından bakıyor olmanız gerekir.
bu durum deniz fenerlerindeki ışığın durumu gibidir. bir deniz fenerinin ışığını, sadece bulunduğumuz konumu aydınlatırken periyodik olarak görebiliriz. sürekli görebilmek için o ışığın karşısında sabit olarak onunla dönmemiz gerekirdi. pulsarın ışınımını da manyetik ekseni doğrultusunda değilsek sadece periyodik olarak ölçebiliriz. bunlar, evrendeki en dakik saatlerden biri olarak kabul edilir. bu mekanizmaya da deniz feneri mekanizması adı verilir.

görselin kaynağı
devamını gör...
sahibini arayan mektuplar
on birinci mektup
"korkuyorum. ölmekten mi? hayır, yokluktan. ölmek nihayet birkaç dakikalık mesele. yürümek, uyumak gibi basit bir şey. ama yokluk; ölüm. evet, ölmek ve ölüm ayrı şeyler bence. biri sonun başlangıcı biri de son ve yokluk. ölmekte şiir var, duygu var, anlam var. ölüm, sadece karanlık, boşluk, anlamsızlık.
doğmak başlangıcı yaşantımızın ve çilemizin. ölmek sonu. ölümse; öldükten sonraki zaman. o dizgin vuramadığımız at, o asla sahip olamadığımız kadın.
ölmek elimizde, ölüm tanrının sırrı, bedeli var oluşumuzun.
ölümsüz olmalıydı ölmek dünyada. insan dilediği anda ölmeli, dilediği anda yaşamalıydı.
ölümün gelmesini bekleyenler, ölmeyi bilmeyenlerdir. yaşamamız tanrının bileceği bir şey, zamana hükmeden o, ölüme hükmeden de o. yalnız ölmek bizim.
bu tek hakkımızı da suç saymış bizden önce gelenler. suç işlemişler, günah demişler. yaşatmışlar yaşamışız, öldürmüşler ölmüşüz. nerede kaldı bizim üstünlüğümüz? insanlığımız, zekâmız nerede kaldı?
bitkiler, hayvanlar diledikleri zaman ölemiyorlarsa insan olmadıkları içindir. ölmek asla şerefsizlik değil, hele korkaklık hiç değil. yalnız yaşamaktan korkanlar, yılgınlar mı ölmek isterler sanıyorsun?
cesaret başkalarına kötülük etme pahasına da olsa yaşamak mı? cesaret, sürekli bir aldanmaya boyun eğmek mi? durmadan aldatmak mı cesaret?
kötü, korkunç bir dünya üzerinde yaşıyoruz. bütün çabamız kendi kendimizi bitirmek ve son vermek insan nesline. öyleyse bir adam eksilmiş olsa bu şuursuz kalabalıktan ne çıkar?
hatırlıyor musun? bir şiirimde:
"bir yere kadar yaşamak güzel
ama bir yerde ölüm güzel oluyor"
demiştim.
işte bu gün, ölümün o güzel olduğu yerdeyim... *
seslendirme olarak da bulunca eklemek istedim...
buradan
"korkuyorum. ölmekten mi? hayır, yokluktan. ölmek nihayet birkaç dakikalık mesele. yürümek, uyumak gibi basit bir şey. ama yokluk; ölüm. evet, ölmek ve ölüm ayrı şeyler bence. biri sonun başlangıcı biri de son ve yokluk. ölmekte şiir var, duygu var, anlam var. ölüm, sadece karanlık, boşluk, anlamsızlık.
doğmak başlangıcı yaşantımızın ve çilemizin. ölmek sonu. ölümse; öldükten sonraki zaman. o dizgin vuramadığımız at, o asla sahip olamadığımız kadın.
ölmek elimizde, ölüm tanrının sırrı, bedeli var oluşumuzun.
ölümsüz olmalıydı ölmek dünyada. insan dilediği anda ölmeli, dilediği anda yaşamalıydı.
ölümün gelmesini bekleyenler, ölmeyi bilmeyenlerdir. yaşamamız tanrının bileceği bir şey, zamana hükmeden o, ölüme hükmeden de o. yalnız ölmek bizim.
bu tek hakkımızı da suç saymış bizden önce gelenler. suç işlemişler, günah demişler. yaşatmışlar yaşamışız, öldürmüşler ölmüşüz. nerede kaldı bizim üstünlüğümüz? insanlığımız, zekâmız nerede kaldı?
bitkiler, hayvanlar diledikleri zaman ölemiyorlarsa insan olmadıkları içindir. ölmek asla şerefsizlik değil, hele korkaklık hiç değil. yalnız yaşamaktan korkanlar, yılgınlar mı ölmek isterler sanıyorsun?
cesaret başkalarına kötülük etme pahasına da olsa yaşamak mı? cesaret, sürekli bir aldanmaya boyun eğmek mi? durmadan aldatmak mı cesaret?
kötü, korkunç bir dünya üzerinde yaşıyoruz. bütün çabamız kendi kendimizi bitirmek ve son vermek insan nesline. öyleyse bir adam eksilmiş olsa bu şuursuz kalabalıktan ne çıkar?
hatırlıyor musun? bir şiirimde:
"bir yere kadar yaşamak güzel
ama bir yerde ölüm güzel oluyor"
demiştim.
işte bu gün, ölümün o güzel olduğu yerdeyim... *
seslendirme olarak da bulunca eklemek istedim...
buradan
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
birisine ''bana şunu ısmarla'' denmez. ısmarlamak isterse ısmarlar ya da zaten ne istersin falan diye kendisi teklif eder.
devamını gör...
linç yemek
biri birşey dediğinde diğeri pusuda bekler tam açık verdiğinde ard arda sıralanırlar neye uğradığını şaşırırsın. maksat kendi egolarını tatmin etmektir. biraz gülmek isterler belki bilemezsin ki bir insanı köşeye sıkıştırmanın bu hastalıklı beyinler tarafından nasıl algılandığını ama emin olun ki kendi başlarına geldiğinde kasıp kavururlar ortalığı... siz siz olun görüşünüz aynı olsa bile linçleyen kişiyle ortak olmayın karma denilen birşey var. bir gün ben linç edilirim diğer gün sen...ben linç kültürüne karşıyım bir sıkıntı varsa teke tek konuşursun bu kadar. çok fazla linç yiyende zamanla hissizlesiyor saldırganlaşıyor bunu da unutmamak lazım.
devamını gör...
küçükken inandığımız yalanlar
kötülerin bir gün mutlaka üzüleceğine inanırdım. safça.
devamını gör...
mini etekli hakime güvenilir mi sorunsalı
hakime hanımlar mini etek mi giyiniyormuş.
şaka mısınız siz? devlet kurumlarında bırakın etek boyu tartışmasını, giyilen ayakkabının topuk ve burun kısmının açık olması bile yasak.
millet ne cigaralar içiyor değil, bu.
bu fikir tartışması da değil.
bu açıkça mal beyanıdır.
kılık kıyafetin, insanların iradeleri ve fikirleri ile alakalandırılması ve aklınızda sinsi niyet okumalarınızdan bıktık.
ülke son 20 yılda zaten perdeli ablalarla doldu, biz saygımızı gösteriyoruz. ama fakat lakin bence perdeli ablaları savunmalar bitsin artık savunulacak bir taraf yok, bu bir tarzdır, inanç şekline göre yaşam şekildir. ulan herkes kabul ediyor ama ülkede bir kesim var ki hep ağlak hep mağduriyet. irite ediyorsunuz ki ben perdeli ablalar derken sinirimi ifade ediyorum. bıktık çünki bıktık bu edebiyattan….
şimdi sıra sizde, beyninize oksijenin fazlaca gitmesini temenni ediyor, hakkın ve hukukun olmadığı bu ülkede belki de mini etekli hakimeler olursa belki tecavüzle yargılananlar indirime tabi tutulmaz.( haaa bu bir ütopyadır, asla mümkün değildir, ama fikir tartışacaksak gelin bir de böyle düşünelim).
şaka mısınız siz? devlet kurumlarında bırakın etek boyu tartışmasını, giyilen ayakkabının topuk ve burun kısmının açık olması bile yasak.
millet ne cigaralar içiyor değil, bu.
bu fikir tartışması da değil.
bu açıkça mal beyanıdır.
kılık kıyafetin, insanların iradeleri ve fikirleri ile alakalandırılması ve aklınızda sinsi niyet okumalarınızdan bıktık.
ülke son 20 yılda zaten perdeli ablalarla doldu, biz saygımızı gösteriyoruz. ama fakat lakin bence perdeli ablaları savunmalar bitsin artık savunulacak bir taraf yok, bu bir tarzdır, inanç şekline göre yaşam şekildir. ulan herkes kabul ediyor ama ülkede bir kesim var ki hep ağlak hep mağduriyet. irite ediyorsunuz ki ben perdeli ablalar derken sinirimi ifade ediyorum. bıktık çünki bıktık bu edebiyattan….
şimdi sıra sizde, beyninize oksijenin fazlaca gitmesini temenni ediyor, hakkın ve hukukun olmadığı bu ülkede belki de mini etekli hakimeler olursa belki tecavüzle yargılananlar indirime tabi tutulmaz.( haaa bu bir ütopyadır, asla mümkün değildir, ama fikir tartışacaksak gelin bir de böyle düşünelim).
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
uzun bir aradan sonra bir araya geldiğimiz küçük kurbağa'dan enstantane diyaloglar.
birlikte oturmuş çekirdeklerimizi çitleyip "kahramanlık sırası bizde" adlı çocuk süper kahraman filmini izlerken dönüp
-teyze, çocukların tapusuna ne deniyordu?
-nasıl yani çocukların tapusu mu var?
-hani ona kim bakıyorsa ona vekalet mi ne veriyorlar ya onu diyorum.
kahkahalar eşliğinde açıklıyorum. çocukların tapusu olmaz, ona bakan kişiyi ifade etmek için o tabir, adı da velayet diye. sonrasında da bir soru daha geliyor.
- niye hep velayet anneye veriliyor peki, babalar çocuğuna bakamaz mı?
buradan sonrası komik değil tabii. cinsiyetçi yetişmesin diye uygun kelimeler ile bebeğin küçükken anneye daha çok ihtiyacı olduğundan dem verip kapatıyorum konuyu.
filmi biraz daha izliyoruz. dikkatini çok uzun süre bir şeyde tutamadığından tekrar dönüyor.
-teyziskom sana bir soru daha. 15 kere 30 kaç eder?
-450
- vavv tebrikler. (kahkaha atıyor ve devam ediyor) ama ben doğru cevabı bilmiyorum ki. sadece ona kadar çarpmayı öğrendim.
birlikte oturmuş çekirdeklerimizi çitleyip "kahramanlık sırası bizde" adlı çocuk süper kahraman filmini izlerken dönüp
-teyze, çocukların tapusuna ne deniyordu?
-nasıl yani çocukların tapusu mu var?
-hani ona kim bakıyorsa ona vekalet mi ne veriyorlar ya onu diyorum.
kahkahalar eşliğinde açıklıyorum. çocukların tapusu olmaz, ona bakan kişiyi ifade etmek için o tabir, adı da velayet diye. sonrasında da bir soru daha geliyor.
- niye hep velayet anneye veriliyor peki, babalar çocuğuna bakamaz mı?
buradan sonrası komik değil tabii. cinsiyetçi yetişmesin diye uygun kelimeler ile bebeğin küçükken anneye daha çok ihtiyacı olduğundan dem verip kapatıyorum konuyu.
filmi biraz daha izliyoruz. dikkatini çok uzun süre bir şeyde tutamadığından tekrar dönüyor.
-teyziskom sana bir soru daha. 15 kere 30 kaç eder?
-450
- vavv tebrikler. (kahkaha atıyor ve devam ediyor) ama ben doğru cevabı bilmiyorum ki. sadece ona kadar çarpmayı öğrendim.
devamını gör...
normal sözlük'ün gececi yazarları
üyesi olduktan sonra uyku düzenimi bozan topluluk.
devamını gör...