özentiye ve gösterişe duyulan sadakâtın bir örneği olarak görüyorum .bir birlikteliği paylaşacaksanız bunu sosyal hayatta paylaşın sosyal hesapta değil.
devamını gör...

temiz sözlük açısından olması gerekendir. az ötede konuşun.
devamını gör...

yaklaşık bir buçuk yıl boyunca oynadığım, the witcher evreninde geçen toplanabilir dijital kart oyunu.

türünün örneklerinden bazı özgün fikirleriyle ayrılıyor.
gwent'i diğerlerinden ayıran özelliklerinden bahsedecek olursak:

mana sisteminin yerine provizyon sistemi var ve oyunlar bo3* formatında oynanıyor, üç raunttan ikisini alan oyunu kazanmış oluyor.
oyun başında 10 kart çekiyor ve 3 mulligan hakkına sahip oluyorsunuz. takip eden ikinci ve üçüncü rauntlarda üçer kart çekiyorsunuz, tabii yine bu rauntlarda mulligan yapabiliyorsunuz.
desteler 25 karttan oluşuyor (daha fazlasıyla da oynayabilirsiniz fakat bu tercih edilen bir senaryo değil).
tutor ve thinning kartlarıyla destenizi inceltebiliyor, istediğiniz karta erişim sağlayabiliyorsunuz.
yukarıda bahsettiğim gibi hem tutor ve thinning kartları hem de rastgele değer yaratan kart tasarımlarının tercih edilmemesi rng oranını yok denilebilecek bir seviyeyede olmasına neden oluyor.
hearthstone ve mtg:a'ya kıyasla ekonomisi oldukça kullanıcı dostu, para harcamadan istediğini desteleri oluşturabilirsiniz.
her ne kadar son gelen genişleme paketlerindeki sanat stilleri öncekilere kıyasla hilkat garibeleri gibi kalsa da, oyunun sanat tasarımı aşmış bir vaziyette.
kart tasarımları (premium denilen animasyonlu versiyonları da dahil olmak üzere), ses efektleri, flavor textler, oyun tahtası varyasyonları gerçekten estetik ve tatmin edici.

oyunun bana göre olumsuz taraflarından bahsedecek olursam:
ranked dışındaki oyun modları sırf "var" diyebilmek için eklenmiş gibiler.
oyunda rotasyon olmadığı için casual modlarda da meta slave dediğimiz arkadaşları görebiliyoruz, bir hayli can sıkıcı.
arena yok, draft var ama eksik/tamamlanmamış/oynanabilir değil.
netdecking, rng'yi azaltan ve kart çekme tutarlılığını artıran unsurlar karşılaşmaları sıkıcı bir şablona sokuyor. yani çoğu zaman rakibinizin oyun stilini, o an oynayacağı kartı tahmin edebiliyorsunuz.
meta çoğu zaman absürt bir süre boyunca aynı kalıyor. dengeleme yamaları yetersiz/az düşünülmüş şekilde yayınlanıyor.

toparlayacak olursak; oyun, siz onu tüketip bitirene kadar eğlenceli saatler sunuyor. benim deneyimimdeki sorunları fark etmek için uzun bir süre harcamak gerek*.
devamını gör...

pek çok türü bulunan görevli tipidir.

turnusol olarak "sadece modellere bakmaya geldim" derseniz bu tipleri birbirinden ayırabilirsiniz.

bunu dedikten sonra sizi iplemiyorsa tok satıcıdır, ya da maaşını prim usulü almıyordur.
ısrarcılığa devam ediyorsa muhtemelen patron ensede çalışıyordur.

sonuç olarak, sizin başınızda boşu boşuna beklemiyordur. ya "ekmeği" size bağlıdır, ya da ekmeğin yanına alacağı tatlının parasını çıkarmaya çalışıyordur. kimse hayrına bu devirde "aynısını ben de kullanıyorum, üzerinizde çok yakıştı" demez.

o yüzden elinizden geldiğince bu arkadaşların babanızın hayrına başınızda beklemediğini bilin. stok sayımında eksik çıkan ürünlerin kendi
maaşlarından kesiliyor olabileceğini de hesaba katarak, dibinizde dolaşıyor diye gereksiz yere tribe bağlamayın. avm'de etikette yazan sabit fiyata bile indirim isteyen müşteriler olduğu, bu devirde satış yapmanın ne kadar zor olduğu aklınıza gelsin ve kendinizi nimetten sayıp alışverişe gönül rahatlığıyla devam edin.
devamını gör...

sloganı "basit bir sözlükten daha ötesi" olabilir.
devamını gör...

hindistan da yetişen ve bit otu olarak da bilinen toksik bir bitki. çok eski tarihlerde saçlarda ki bitler için kullanılırken saç uzatma konusunda da epey başarılı olduğu kanıtlanmış. fakat kullanılırken kesinlikle çok dikkatli olunması gerekiyor zira, açık bir yaraya temas halinde zehirlenme ihtimali var. gözle teması halinde ise kör etme ihtimali çok yüksel.

piyasada çok fazla sahtesi bulunabiliyor. hatta entele otu içeren spreyler falan var hepsi yalan ve aldatmaca inanmayın. güzel tarifler var, doğru yerden alırsanız fayda görürsünüz. fakat dikkatli olmak şart.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eylül... iç ısıtan yaz aylarının sonunda bize hayatın gerçekleri kadar soğuk kışı hatırlatan, yaz sıcaklığını sonbahar esintileriyle buluşturup tatil havasından çıkarıp bizi işlerimize, okullarımıza kavuşturan o nadide ay. seveni de, sevmeyeni de muhtemelen çoktur ama, hayatının yazını daha yaşayamamış ben için soğuk aylar hayatın gerçekleriyle yüzleşmekten çok kendini güvende hissetme ayları oluyor. ben daha yolun başında, kış ayındayım. ilkbaharı ne zaman görebilirim bilmem. umarım o zamanlar yakındır.

kitap olan eylül’den bahsetmeye başlayacak olursam, size kitabın suat adlı karakterin hayatının sonbaharını anlattığını söylemeliyim.

bu tanımın “çok da spoiler vermeden” ibaresiyle kitabı anlatmaya başladığım kısmını tekrar okuduğum zaman kitabın tamamını birkaç cümleyle özetlemiş olduğumu fark ettim, bu nedenle yazdıklarımı değiştirmeden spoiler şeklinde buraya giriyorum, isteyen okusun.


çok da spoiler vermeden * size kitabı anlatmam gerekirse, suat’ın hayatının mahvoluşunu yavaşça izliyoruz. o sadık, iyi niyetli, hayatının yazındaki kadının eşi süreyya’nın ilgisizliğinden dolayı boşluğa düşüşünü, acı çekişini, bir çıkış yolu arayışını ve buluşunu, daha doğrusu çıkış yolu sandığı şeyin kendi mahvına yol açışını okuyoruz. kocasından bulamadığı sevgiyi, başkasının, necip’in gözlerinde bulan zavallı suat, zamanla süreyya’nın ikisi arasındaki bu münasebeti anlamasıyla onu hayata bağlayan tek şeyi, necip’i, nasıl kaybettiğini izliyoruz bir bakıma.

türk edebiyat tarihinin ilk başarılı * psikolojik romanı olan eylül, bilinç akışı tekniğinin harika kullanıldığı bir kitap olmasının yanında her yönüyle belki de servetifünun döneminin en başarılı romanlarından biri olabilir, o dönemden okuduğum hiçbir roman, bende eylül romanının bıraktığı o etkiyi bırakamadı ki o dönemin romanları beni çok kolay etkilerler, çünkü onlara hayranım.

kitabı okurken sanki kitap karakterleri karşımdaymış da ben onların çırpınışlarına gözlerimle şahit oluyormuşum gibi hissettim, beni büyüleyen bu kitabı bitirmeden kitabı okuduğum o iki günlük sürede rahat edemedim. size de kitabı okumanızı kesinlikle öneririm.

ve son olarak, umarım siz de suat gibi hayatınızın eylül’ünde değilsinizdir, o güzel yapraklarınız dökülmüyordur, tam aksine hayat ağacınız güzel kokulu çiçeklerle doludur. hayatının kışında olanlara da ayrıca selamlar, her güzelliğin bir zorluk ardından geldiğini unutmasınlar. *
devamını gör...

en sevdiğim şiir.

voca.ro/1czosNZg1KGh

they fuck you up, your mum and dad.
they may not mean to, but they do.
they fill you with the faults they had
and add some extra, just for you.

but they were fucked up in their turn
by fools in old-style hats and coats,
who half the time were soppy-stern
and half at one another’s throats.

man hands on misery to man.
ıt deepens like a coastal shelf.
get out as early as you can,
and don’t have any kids yourself.
devamını gör...

gözlerim dolar...
"size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yüzde 29,1'lik oranın tüm gençleri kapsadığını öğrendiğim başlık.
devamını gör...

biz bunlarla büyüdük diye değil gerçekten çok güzellerdi dimi ama. çok güzel bir akşam yaşattınız hepiniz, var olun sevgili yazarlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir gün daha batırdık güneşi..
devamını gör...

orijinal ismi her kind olan anne sexton şiiri. şiir başlı başına dönemin kabul gören kadın çizgisinden çıkmayı başarmış anne sexton'ın kendi bölünmüş kişiliğine bir atıf. uyumsuzluğun şiiri demek yanlış olmayacaktır, sexton üç ayrı kişiliğine dem vurarak şiiri bu düşünce ile besliyor. ilk bölümde büyücü olarak çevrilmiş kısım şiirin orijinalinde witch olarak geçiyor ve uyumsuz-dışlanmış, bu dünyaya uymayan ve ruhunda şeytandan bir parçaya sahip bir cadı olarak gördüğü yanına bir gönderme. ikinci kısım ise psikolojik sorunları ile uğraşmadığı dönemlerde çocuklarına karşı oldukça şevkatli ve sevgi dolu olan sexton'ın kendi anaç yanını aktardığı bölüm ve bu toplumun beklentisi olan 'iyi anne ve evine sağdık olma' durumuna boyun eğdiği ve bir noktada bundan duyduğu huzursuzluğu aktarıyor kanımca. sexton için koca bir çıkmaz var bakıldığı zaman ve bunu çarpıcı bir şekilde aktarıyor. ilk bölümde aktarılan cadı teması son kısımda ateş ve işkence üzerinden yeniden ortaya çıkıyor ki bu bariz bir şekilde toplumun istediği şeyleri kabullenen ve kabullenmeyen iki yanından hangisinin galip geldiğini de gösteriyor. sexton baskıcı ve ondan sürekli bir şey olmasını bekleyen toplumun kurallarına uymaktansa bu uyumsuz kişiliğini yeğlediğini ve bunun sonucunda böyle uyumsuz olan kadınların orta çağ'da olduğu gibi işkence ile öldürüleceğini ima ediyor ki burada orta çağ'da yakılan cadılara gönderme olsa bile bu öldürmek tanımını dışlanmak ve ayıplanmak olarak alabiliriz çünkü burada ölüm bir nevi toplum tarafından yok sayılmak olarak aktarılıyor. uyumsuzluğun, arzunun ve yine sexton'ın vazgeçmemekte ısrar ettiği ölüm temasının güzel bir yansıması.


ı have gone out, a possessed witch,
haunting the black air, braver at night;
dreaming evil, ı have done my hitch
over the plain houses, light by light:
lonely thing, twelve-fingered, out of mind.
a woman like that is not a woman, quite.
ı have been her kind.

ı have found the warm caves in the woods,
filled them with skillets, carvings, shelves,
closets, silks, innumerable goods;
fixed the suppers for the worms and the elves:
whining, rearranging the disaligned.
a woman like that is misunderstood.
ı have been her kind.

ı have ridden in your cart, driver,
waved my nude arms at villages going by,
learning the last bright routes, survivor
where your flames still bite my thigh
and my ribs crack where your wheels wind.
a woman like that is not ashamed to die.
ı have been her kind.
devamını gör...

''cidden buna mı kırıldın'' cümlesi. bunun kadar kırıcı bir cümle yok.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çocuk aklımla izleyip bağlandığım,ara ara açıp kendimi ödüllendirdiğim bir fatih akın filmi.

başrollerde moritz bleibtreu(köfte dudak daniel), christiane paul(juli), mehmet kurtuluş ve idil üner yer alıyor.

yol filmlerini sevmeye başlama nedenimdir aynı zamanda.
her sahnesi ayrı güzeldir.

film müzikleriyle de övgüyü hakediyor.
(bkz: chris isaac-blue moon)
(bkz: idil üner-güneşim)
devamını gör...

sözlükte 1 2 pagrafla açıklanamayacak bir konudur. kısaca demem gerekirse her makro molekül ihtiyaç kadar alınmalıdır. ihtiyaçtan fazla alınan her şey vücudumuzu olumsuz etkiler.
doymuş sağlar kötü kolesterolü arttırırken, iyi kolesterolü azaltır. herkesin dilinde olan tereyağı da doymuş bir yağdır. yok çok sağlıklı, yok köyden organik falan denir. sağlığınız, özellikle kalp ve damar sağlığınız için tereyağı gibi besinleri çok tüketmeyiniz.
devamını gör...

kapıyı anahtarla açarsın, çalarsan açacak kimse yoktur.
devamını gör...

üniversitenin tepesine gidip bilimle alakası olmayqn adamı koyarsan bilime en hevesli adamı bile bilimden soğutursun sebebi ile.
devamını gör...

her zaman içinde olduğum salon beyefendisi çizgimi koruyarak kendisi hakkında iki kelam laf etmeye geldiğim yazar.

kadın seni yoluk yoluk yolarım, bak bu ilk ve son ikazım, benim olandan uzak dur!!!*

öhm..

yani güzel yazıyor, ailecek hayranıyız...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim