orjinal dilinde forushande, türkçe çevirisiyle satıcı
iranlı ünlü yönetmen asghar farhadi'ye yabancı dilde en iyi film oscar'ını getiren 2016 yapımı bir başyapıt.
[ilk oscar'ı; a separation (film)]

farhadi sineması özgünlüğünü; aktardığı sade hikâyeleri, etkileyici bir şekilde yansıtmasıyla alıyor.
yaşadıkları topluma nazaranla daha entelektüel sayılabilen evli çift rana ve emad'ın başlarına gelen bir olayla, hayatlarının nasıl değiştiğini konu ediniyor.
iyinin ve kötünün birbirine karıştığı, ahlâki sorgulamaların ince ince işlendiği bu yapımı izlerken zamanı unutup, üçüncü bir göz olarak filmde hissedeceksiniz kendinizi.
devamını gör...

saçma sapan yine bi kaos dönüyor sözlükte. ulan ekonomi bitmiş, gidişatımız ciddi anlamda kötü ve türkiye’de ayaklanmalar oluyor bunlar da sözlükte kavga ediyor anasını satıyım. gençler bi durun rica ediyorum kavga zamanı değil lan.

şimdi beni de aranıza alacaksınız diye çekinerek yazıyorum da yapmayın yani, az sakin olun. öpüyorum sizi, kıps kıps. *
devamını gör...

az sonra sadece 1 tane kocaman, şehir büyüklüğünde parça düşecek ve tek parçayla bu iş kapanacak hissi veren yağış. bu kadar büyük kar tanesi mi olur?
devamını gör...

bir futbolsever için, futbola emek veren birçok insan için en üzücü anlardan biridir.

futbolun en güzel anı golün geldiği o tüyleri diken diken eden andır. tribünde haykıra haykıra sevinmek, televizyon başında hoplayıp zıplamak, golü atan futbolcunun ayarsız sevinci, yedek kulübesinin yerinden fırlaması. hepsi ülkede yaşanan her olumsuzluğu unuttuğumuz o anda yaşanır. bir cennet simülasyonu gibidir o an.

sonra hakem elini kolunu sallaya sallaya golü iptal eder ya da yan hakem bayrak kaldırır ya da video yardımcı hakem o anda yolunda gitmeyen bir şeyleri fark eder ve ağlara giden top gol olarak değer kazanmaz.

spikerin bu klişe cümleyi kurduğu an çok üzücüdür. ne sevinci kursağında kalan izleyicileri düşünürüm o an ne de gol sevinci boşa giden futbolcuyu varsa yoksa kazanmak üzere olduğu değer elinden alınmış olan meşin yuvarlağın sessiz ve tarifsiz hüznü.

bu dünya üzerinde herkes hayatına bir anlam katmak için çaba sarf eder, herkes değer görmek için uğraşır durur. ve o zavallı emektar top tam bir anlam kazanacak, tam gol olarak değerlendirilecekken bu acımasızca alınır ondan. ve kimse onu düşünmez bile. ağlarda biri gelip onu alana kadar bu sahte vuslatın hüznünü yaşar.

bu derin ve acı veren duruma bir son verilmelidir. herkes değer kazanmayı hak eder. insan ayırmayın, herkes eşit.
devamını gör...

haşmet abi sen ne güzel insansın!
tam "kötü bitecek" diyorum ama öyle bir şey oluyor ki "aa tamam mutlu son" diyorum. bu şekilde filmin sonuna kadar 3-4 kez değişti fikrim.

-ooo haşmet abi geciktin bu akşam.
+rahatsız olmayın rica ederim.
-yahu işe daldım desen o da değil. senin meslek güneşle birlikte bitiyor maalesef.
+niye maalesef?? dünyada çalışmaktan başka yapacak işimiz yok mu be?
devamını gör...

bir proteinin saflığını ölçmede en yaygın kullanılan yöntemdir.
devamını gör...

batı'da sürü diye geçen, bizim ise sürülüğü kendimize yakıştıramadığımız için isimlendirdiğimiz yöntem. kalan sağların olacağı bir çeşit doğal eleme yöntemi.
devamını gör...

tadını çok sevdiğim ve aile yemeklerinde yapıp götürdüğüm; ana malzemesi bulgur, baharat olan, özellikle sunumunda domates sosunda iri sarımsak tanecikleri, kıyılmış maydanoz ve en son krema şeklinde yoğurt gezdiririm, eee ne demişler: "yeme de yanında yat" *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

z kuşağından sonra gelenleri x kuşağı diye adlandırabilirler. ha birazda karın ağrısı olan yazarlar geliyor aklıma.

(bkz: zorlamıyoruz kapı orda birader)
devamını gör...

sanki biraz 80'ler gibi hissettirdi bana nostaljik gibi.
devamını gör...

ikisinin seviştiğini tahmin ettiğim, diğerlerinin ne yaptığı konusunda fikrimin olmadığı sorunsal…
devamını gör...

bence isteyen açık oy isteyen gizli oy versin. bazen bi yazarın tanımlarını okuyorum beğendikçe artılıyorum. sapık gibi hissediyorum. bi düşünülmeliii.

edit: gençler birinin profiline girip okuyup artılayınca peş peşe karşıdaki de nezaketen geri dönüyor bişeyler oluyo. tatava yapmadan oylayıp geçmek istiyorum. seri artılayan melek olmak istiyorum. size ne yavv
devamını gör...

ne olurdu hep genç kalsaydı dediğim erkek güzeli ingiliz aktördür. romantik komedilerde gençliğine sıklıkla rastlarız. notting hill, bridget jones, söz ve müzik bunlardan bazılarıdır. ne yapalım seviyoruz adamı*
devamını gör...

yapması zor gelen bir durum. ben sadece farzları kılıyorum bazen 2 vakit bazen üç vakit kaçırıyorum. genellikle kıldığım namazlar sonrasında allahım huzuruna davet ettiğin için şükürler olsun diyorum. bir müslümansanız ve allah sizi huzuruna hiç davet etmiyorsa bir durun düşünün hayatımda neyi yanlış yapıyorum ki namazdan bu kadar kaçar oldu kalbim diye. işte bunları düşünmek beni gıybetten haramdan nimete saygısızlıktan koruyor.

edit: neden algı oyunu yazıldığını anlamadım beni tanıyan yok ki sözlükte zaten gizli kılıyorum sadece düşüncemi belirttim başkası farklı düşünür saygı duyarım.
devamını gör...

abd'nin ikinci dünya savaşı sırasında japonyayı savaşdışı bırakmak için gizli olarak denemesini yaptığı silahtır. atom bombasının geliştirilmesi ile rafa kalkmıştır.

özet;
üzerine bomba bağlanmış bir milyon kadar yarasa sabah vakti uçakların içinden japonyaya bırakılacak. karanlık ortamdan aydınlık ortama düşmekte olan yarasalar buldukları her deliğe girecek. ahşaptan yapılmış japon şehri tamamen yanacak.

bundan sonrasını işsizler okusun.



--- alıntı ---

amerika birleşik devletleri'nin, japon şehirleri hiroshima ve nagasaki'ye atom bombası atmasının ardından ikinci dünya savaşı'nın kısa bir sürede sona erdiğini biliyorsunuzdur. geçenlerde, amerika'nın o dönemde üzerinde çalıştığı alternatif bir silahtan haberdar oldum. bu silah, nükleer silahların sebep olduğu can kaybına da yol açmadan japonların boyun eğmesini sağlayabilecekti. yarasalardan bahsediyorum. canlı, nefes alan, memeli yarasalardan.


sizi göremesem de kafanızın karıştığından eminim.


savaşı kazanmak için yarasaları kullanma fikri, lytle s. adams adlı pennsylvanialı bir diş doktorunun parlak buluşuydu. anlayacağınız, doktor adams boş zamanlarını bir tür mucit olarak değerlendirirdi. en başarılı icadının savaşı kazanmakla hiçbir ilgisi yoktu. 1930'larda tasarladığı hava posta sistemi, uçakların postayı teslim almak için yere inmesini gereksiz kılmıştı. ortağı richard du pont ile birlikte kurdukları tri-state havacılık şirketi, federal express'in 1930'lardaki karşılığıydı. yıllar içinde, tri-state havacılık birçok isim değişikliği geçirdi. sonunda da ismini muhtemelen duymuş olduğunuz dev bir kuruluşa dönüştü: us airways.


bir alçaklık olarak tarihe geçmiş olan 7 aralık 1941 tarihinde, new mexico'daki carlsbad mağaraları'nı ziyaretten dönen adams, japonların pearl harbor'ı bombaladığını arabasında öğrendi. doktorun beynindeki sinirler derhal ateşlendi. tutukluk yaptı demek daha doğru olur aslında. aklına, carlsbad mağaraları'ndaki milyonlarca yarasa gelen doktor, savaşı bu şekilde kazanabilecekleri sonucuna vardı.


bütün bunlar kulağa ne kadar saçma gelse de, doktor adams'ın kafasında her şey yerine oturmuştu. önerdiği şey, esas olarak, bir milyonun üzerinde yarasanın üzerlerinde yangın bombalarıyla şafak vakti bir uçaktan japonya üzerine bırakılmasıydı. uçuştan önce sakinleştirilen yarasalar, yarı kış uykusu haline sokulacaktı.


bütün bunlar kulağa ne kadar saçma gelse de, doktor adams'ın kafasında her şey yerine oturmuştu. önerdiği şey, esas olarak, bir milyonun üzerinde yarasanın üzerlerinde yangın bombalarıyla şafak vakti bir uçaktan japonya üzerine bırakılmasıydı. uçuştan önce sakinleştirilen yarasalar, yarı kış uykusu haline sokulacaktı.


uçak hedefin üstüne geldiğinde yarasalar bırakılacak ve düşerken kendilerine gelen yarasalar her tarafa uçmaya başlayacaklardı. gece yaratıkları oldukları için, kolayca yanabilen japon binalarında buldukları her deliğe gireceklerdi. yaklaşık on beş dakika sonra, zaman ayarlı bombalar şehrin dört bir yanında binlerce yangın başlatacaktı. hiçbir şehir böyle bir felakete karşı hazırlıklı olamayacağı için, 'yarasa bombardımanına' maruz kalan her şehir alevlere teslim olacaktı.


peki, aklınıza böyle çılgınca bir plan gelse ne yapardınız? herhalde pek bir şey değil. ancak, adams'ın tanıdıkları vardı. aynı zamanda havayoluyla posta sisteminin sahibiydi ve o sıralarda abd'nin first lady'si eleanor roosevelt'e birçok seyahatinde eşlik etmişti. bu da doktor adams'ı, başkan'a yaklaştırıyordu. fdr (franklin delano roosevelt) koordinasyon danışmanına yazdığı bir notta "bu adam deli değil" demişti. "kulağa ne kadar olanaksız gelse de önerisini düşünmeye değer." fdr'nin desteğiyle -buna destek demek doğru olursa- yarasa bombası projesi, ulusal savunma araştırmaları komitesi ve hava kuvvetleri'ne gönderildi.


bomba taşımaya uygun birçok tür yarasa vardı ama sayılan bu projeyi yürütmek için yeterli değildi. tercih edilen yarasa türü, new mexico ve texas'taki mağaralarda sıkça rastlanan, kuyruksuz meksika yarasasıydı. başlangıç testleri, bu yarasaların en fazla on gram ağırlık taşıyabildiklerini göstermişti. testlerin daha ileri aşamalarında, on beş ile on sekiz gram arasındaki ağırlıkları da kaldırmayı başardıkları anlaşıldı. bu düşük yük kapasitesi, minyatürleştirme öncesi bir dönem için büyük bir sorundu. abd ordusunun elindeki en ufak yangın bombası yaklaşık bir kilogram ağırlığındaydı! bu bombayı bir yarasa sürüsü bile taşıyamazdı! ayrıca, yarasaların uçakla çıkartılacakları yüksek irtifada yaşayıp yaşamayacakları da bilinmiyordu. çok sayıda test yapılması gerektiği ortadaydı.


bir sonraki yıl, tüm yarasaları incelemek üzere bir ekip oluşturuldu. oldukça ilerleme kaydettiler ama ordudaki birçok yetkilinin anlam veremediği bu proje birkaç kez rafa kaldırılma tehlikesi atlattı. 'adams planı'nın sürebilmesi için doktorun sık sık washington'a ziyaret yapması gerekiyordu. doktor, bu seyahatlerden birinde, milyonlarca dolar değerindeki bir başka çok-gizli projenin kendi projesini gölgede bıraktığını öğrendi. görüşmelerden sonra evine döndüğünde, bugüne dek duyduğum en unutulmaz açıklamalardan birini yaptı: "evet! biz burada savaşı kazandırması garanti olan yarasa bombaları üzerinde çalışıyoruz, onlarsa küçük atomlarıyla oynuyorlar. ağlamak istiyorum."


hükümet, atom bombası projesine çok fazla para harcadığı için, doktor adams'a fazla destek olamıyordu. doktor masrafların büyük kısmını kendi cebinden karşılıyordu. (maliye vergiler için peşine takıldığında, bu durum başını çok ağrıtacaktı. devletin kendisine hiç geri ödemediği borcu kapatmak için evini satmak zorunda kalacaktı.)


doktor, proje için önerdiği yarasa taşıyan kovanın bir örneğini hazırladı. bir konvansiyonel hava bombasına benziyordu ama içinde, yarasaları tutmak için tasarlanmış, yumurta kabına benzeyen yirmi altı tane bölmeden oluşan bir istif vardı. toplamda, her yarasa bombası, 1040 tane yarasayı ve bir paraşütü uygun koşullarda taşıyabiliyordu. metal plakadan kaplamalar, ünlü kadife sesli şarkıcı bing crosby ve pek ünlü biri olduğunu söyleyemeyeceğim erkek kardeşi larry'nin sahibi olduğu crosby şirketi tarafından yapılmıştı.


adams planı'nda görevlendirilmiş baş kimyager louis feiser, minyatür bir bomba hazırlamaktan sorumluydu. 'napalm' adını verdiği yeni bir yanıcı maddeyi kullanmayı tercih etmişti. (bugün duyulmamış bir isim olmadığı muhakkak muhakkak!) bunu, yanabilir bir selüloit kabın içine yerleştirmişti. böylece, toplam ağırlığı 17.5 grama indirmişti.


3 mayıs 1943'te, california'daki muroc gölü'nde (artık bir uzay mekiği iniş alanı olarak kullanılıyor) yapılan ilk testler başarıya ulaşmadı, çünkü parçaların neredeyse hiçbiri hazır değildi. ikinci posta testler, 15 mayıs 1943'te, new mexico'da yeni inşa edilmiş carlsbad hava kuvvetleri merkezi'nde gerçekleştirildi. üzerlerine sahte bombalar bağlanmış olan yarasalar uçaklardan atıldılar, paraşütleri açıldı ve kendilerine bir sığmak arayan yarasalar bulabildikleri her deliğe girdiler. araştırmacılar, yarasaların üzerinde gerçek patlayıcılar olduğu takdirde binaların yanacağından emindi.


feiser, testlerin fotoğraflarının çekiliyor olmasından faydalanmaya karar verdi. altı tane sakinleştirilmiş yarasayı aldı ve üzerlerine gerçek bombalar yerleştirdi. yarı kış uykusundaki yarasaların, bombalar patlayıp onları bin parçaya ayırana kadar hareketsiz duracaklarına inanmıştı. (böyle bir zamanda hayvan haklarını umursamadıkları açık.) ama yanıldı.


işte hikayenin bundan sonrası gerçekten şahane.


çöl sıcağı ile kendilerine gelen yarasalar her yönde uçuşmaya başladılar. birkaç dakika içinde, kontrol kulesi alevler içinde kaldı. barakalar cehennem yerine döndü. yangın binadan binaya sıçrayarak bütün tesisi sardı. projenin gizliliği nedeniyle, testler sürerken hiçbir itfaiyecinin merkeze sokulması söz konusu değildi, itfaiye araçları geldiğinde, görevliler onları içeri bırakmadı. ellerinden gelen tek şey, tüm tesisin kül oluşunu ve kara duman bulutlarının gökyüzünü kaplayışını uzaktan izlemekti.


bu, hiç şüphesiz, adams planı ekibi için büyük bir utançtı. ancak, yine de yarasa bombalarının işe yaradığını göstermişti. altı yarasa tüm bir hava kuvvetleri merkezini küle çevirmeye yetiyorsa, bir milyon yarasanın tamamen kağıt malzemeden inşa edilmiş bir japon şehrine neler yapabileceğini düşünün.


fakat ordu hala ikna olmuş sayılmazdı. adams planı'na verilen destek geri çekildi ve proje suya düşmüş kabul edildi.


gerçekten öyle miydi?


anlaşılan şans yarasa ekibinden yanaydı, en azından bir süre daha. kaderin oyunu olarak, louis dehaven adında bir deniz subayı, carlsbad testleri sırasında ortaya çıkan felaketi izlemişti. ordu gözlemcilerinden farklı olarak, dehaven'ın üstlerine raporu son derece olumluydu. bu tavsiye, adams'ın etkili halkla ilişkiler kampanyasıyla birleşince, bu projenin umut vaat ettiğine donanmayı ikna etti. ekim 1943'te projenin başına geçen deniz kuvvetleri, adams planı ismini de değiştirdi. yeni isim, proje x-ray'di. doktorun sadece ismi değil kendisi de ortada yoktu. donanma onu sepetledi.


yeni yarasa bombası testleri, 15 aralık 1943'te, utah'daki dugway deneme alanı'nda başladı. yerel inşaat metot ve malzemeleri kullanılarak taklit alman ve japon köyleri inşa edildi. bir dizi kontrollü deney ile (iki itfaiye aracı hazır bekliyordu!) yarasa bombaları sınandı. donanmaya sunulan ulusal savunma araştırmaları komitesi raporunda şöyle diyordu: "x-ray'in etkili bir plan olduğu sonucuna varılmıştır." bir uçak dolusu yarasanın, yangın başlatmak konusunda, abd cephanesinde bulunan tüm silahlardan daha etkili olabileceği görülmüştü.


bu başarının ardından, mayıs 1944'te geniş kapsamlı üretime geçilmesi emri verildi. bir milyon adet yarasa bombası üretilmesi planlanıyordu. tam adams'ın çılgınca rüyası gerçeğe dönüşmek üzereyken, 1945 mart'ında, donanma projeyi durdurdu. yirmi yedi ay ve araştırmalara harcanan yaklaşık iki milyon dolardan sonra, yarasalar havalanamadılar. yarasaların neden savaşa gitmediğini hala kimse kesin olarak bilmiyor.


fikir doktor adams'ın aklına düştüğünden beri geçen yıllar boyunca, elektronik bilimi minyatürleştirildi ve plastik patlayıcılar keşfedildi. belki de yarasa bombalarım yeniden ele almanın zamanı gelmiştir. yarasaların bizim yerimize savaşmasını sağlayabilecekken, atom bombalarına ne gerek var?



--- alıntı ---


einstein'in buz dolabı - steve silverman
devamını gör...

bir t-shirt'ten beklentim budur. ikiside makbuldur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
derseniz biz sizin için vişne çürüğü rengini düşündük ona da tamamım. uzlaşmacı bir tarafım var sözlük kendimi iyi hissettiğimde uzlaşmamam gereken bir yerde bile o tarafı atamıyorum. tartışmacı bir tarafımda var kendimi kötü hissettiğimde sakin kalıp uzlaşamıyorum. nedense bir anda konu dışına çıktım. bunu karalama defterine yazmalıydım uzun uzun. bu kafa sıcaktan buharlaşmış girdiği başlığı unutup daha yazarken hedefini şaşırmış kendi kendini sabote etmiş olabilir. neticede bir kafa üyesiyim bende bir sürü farklı kafalardan sadece biriyim.
neydi konumuz
t-shirt, unuttuk mu? hayır...

kafa'yıda bir yere atıverirsiniz artık onu da size bıraktım.

beklemedeyim... vişne'nin mevsimi geçmeden gelmeli. öyle bir anda ansızın..
devamını gör...

'keşke almasaydım' diyecek olduğum ama beni takip ettiğini görünce hem çok şaşırdığım hemde çok sevindiğim birkaç yazar sebebiyle mutlu olduğum özellik*.
devamını gör...

hareketsiz duran cansız doğa nesnelerinden (meyveler,objeler, sebzeler, eşyalar v.b) sadece birisiyle veya bir kaçı ile hazırlanan, içerisinde aksiyon olmayan kompozisyonun resmedilmesi olayıdır. ölü doğa anlamına gelen fransızca (natüre, morte) kelimelerden türkçemize geçmiştir.

modern sanatta önemli bir yeri vardır, dünyaya avrupadan yayılmıştır. osmanlıda ilk natürmort çalışmaları süleyman seyyid* tarafından yapılmıştır.
devamını gör...

ölüm ile ne zaman tanıştı ilk insan.
uyuduğunu sanığı arkadaşı bir daha uyanmadığında mı.
yoksa yüksekten düşen bir arkadaşı bir daha ayağa kalkmadığında mı. gerçekten bilebilir miyiz bunu.
peki ya ölüm korkusu ile ne zaman tanıştı. bunu bilebilir miyiz.
evet, tabi ki biliriz.
ölüm korkusu bizim yaradılış gereği beynimize işlenmiştir. hayatta kalma güdüsünün bir parçasıdır bu.
beden hayatta kalmaya programlıdır ve tehlikeli durumlarda kontrolü sürüngen beyin devralır. adrenalin salgılanmaya başlanır.
bazı vahşi hayvanlara verdiğimiz, bazı doğal afet durumlarına verdiğimiz refleks benzeri tepkiler bunun kanıtıdır.
insanoğlu varoluş gereği bir şekilde yaşamını sürdürmek ister ve istemsiz de olsa ölümden korkar.
peki bu kadar tutku ile bağlı olduğumuz yaşamdan, yaşamaktan ne zaman korkar olduk.
bu bizim doğamızın dışında bir davranıştır.
insan hayatta kalmak için avlanır, eker biçer, koşar, göç eder, savaşır ve sevişir.
günümüzde ki insan ise similasyona doğmuştur. kendi balonunun içinde yaşamaktadır. çünkü orası rahattır, güvenlidir.
balonun dışarısındaki dünya ise büyük ve korkutucudur.
normalde korku durumunda salgılanması gereken adrenalin alışılmışın dışına çıkıldığında da salğılanmaya başlar. heyecanlanır, panikler, önce avuç içleri sonra bütün vücudu terlemeye başlar, kaygılanmaya başlar. "ya huzurum kaçarsa", " ya terk ederse", "ya düzenim bozulursa", "ya benim kadar sevmezse", " ya başarısız olursam", "ya balonum patlarsa".
bir an önce o ufacık, sıcacık balonuna dönmek ister.
ve bu onun suçu değildir aslında. toplum mühendisleri ve pazarlamacıların emeğidir bu post modernist yapı.
yaşamaktan işte bunun için korkar insan. kendisi için oluşturulmuş balonun dışarısına çıkar ise başına kötü şeylerin gelebilme olasılığıdır aslında korkusunun sebebi.
kısacası yine hayatta kalma dürtüsüdür, ölüm korkusudur insanın yaşamaktan korkmasının sebebi.
yaşamak risk alanların işi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim