2000 lira maaşı beğenmeyen insan
(bkz: sene 1956)
devamını gör...
kadın ve erkeğin eşit olmaması
kadın ve erkeğin eşit olmaması
gerek evrimsel, gerek sosyo-kültürel açıdan değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan gerçek. son zamanlarda belli başlı akımlar altında bunun genellemesinin yapılması da aslında özümüzü inkar etmekle aynı şey. geçmişini bilmeyen geleceğine de sahip olamaz, biliyorsunuz. hadi örnekler üzerinden incelemeye başlayalım.
öncelikle bu yazıda salt cinsellikten ya da ataerkil toplum gibi yapılardan dem vurmayacağız, beklentisi bu olanlar hiç zaman kaybetmesin.
darwin'in türlerin kökeni adlı kitabında incelemiş olduğu cinsel seçilim kavramına değinelim. canlılarda soy devamının sağlanması için belli başlı baskın özellikte iyi olanlar ya da yine canlı türünün gelişkinliğine göre belli özelliklerin ortalamasında iyi olanların soyu sürdürmesi olayını hepimiz biliyoruz. bu aklımızda bulunsun.
peki cinsel seçilim nasıl işliyor? yine her yerde görebileceğimiz gibi, önce aynı cins varlıklar* arasında gerçekleşiyor eleme. diğer erkeklerden üstün olan birey, hemcinslerini rekabette eliyor. devamında her şey bitmiyor ama. bu sefer de dişi bireyler kendi arasında bir öne çıkma ve üstün gelen erkekle soyunu devam ettirme çabası içine giriyor.
yani, önce erkekler arasında bir seleksiyon yaşanıyor ve galip gelen erkeğin dişisi için bir mücadele yaşanıyor. bu erkek bireylerdeki gibi birbirlerini mağlup etmeye, bastırmaya yönelik intraseksüel seçilim değil, karşı cinsin beğenisini kazanmak amacıyla gerçekleştirilen interseksüel seçilim.
burada bir diğer husus olan seksüel dimorfizme ve ikincil cinsel özellik kavramına da değinmek isterim. şimdi eş seçiminde birincil üreme organı olan cinsel organlar dışında, bir de gerek eleyiciliği artırmak, gerek ön plana çıkmak adına ortaya çıkmış diğer durumlar da var. bunlar minor ya da major farklar yaratabilmekte. yine bu farklılıklar, hemen hemen tümünde erkekler arasında gözlemlenip bir interseksüel seçilim örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. tavuskuşu erkeğinin süslü tüyleri, aslanların yelesi, erkek geyiklerin boynuzları gibi. ortada bir sorun var çünkü bu ekstralar çoğunlukla kullanışsız olup cinsel seçilim dışında hayatı zorlaştırıyor. ufak bir çağrışım yapar belki, bu konuyu detaylandırmanın lüzumu yok.
bunu neden anlattım? henüz toplumsal rollere girmemekle birlikte, günümüzde insan dediğimiz canlı için de bunun geçerli olduğunu söyleyeceğim sadece.
yani, ortada herhangi bir memeli canlıdan, genetik haritası kötü bir dişi birey olduğunu düşünelim. eğer herhangi bir sebepten bu dişi bir şekilde üstün erkekle birleşirse, seçilimde düzgün genler baskın geleceği için ortaya çıkan yavru da büyük ihtimalle bu sorunlardan arınmış olacak. peki bu ortaya çıkan yavru da dişiyse? onun da üstün erkekle eşleşmesi durumunda, daha üstün bir canlı ortaya çıkacak. böyle böyle gidiyor. temel düzeyde doğal seleksiyon işte, inciği cinciği yok.
madem öyle, gelelim modern topluma. insanlar olarak bizler doğada bulunmayan manevi şeyler yarattık. matematik örneğin. günlük hayatımızı aşırı kolaylaştıran ve zekamızın adeta somut bir örneği olan matematik, aslında somut falan değil. biz bunu, ortak bilinçle varlığını kabul edip bilgi haznemize aldık. genetiğimize kodlandı ve bilgi aktarımı ile daha kolay kavranabilen bir şey haline geldi.
çok güzel. modern insan artık avcı-toplayıcılıkla yaşamıyor ve bünyesindeki ilkel güdülerden sonra epey yol kat etti. ego, süperego, denetim, topluluklarca kabul görmüş yapay kurallar ve bunların zamanla doğallaşması durumundan söz ediyorum. haliyle cinsel seçilim de bu süreçte belli bir adaptasyona uğradı. çünkü artık güç dediğimiz faktör saf fiziksel gücün ötesinde, itibar, sosyal konum, maddi gelir gibi unsurlara evrildi.
artık eş seçiminde de bunlar dikkate alınıyor. hiyerarşik anlamda erkekler birbirinden daha üstün konumlarda oluyor. eskiden bu durum hükümdarlık, askeri rütbeler ya da bunlardan ayrı bir kulvar olarak bilimsel çalışmalarken, günümüzde böyle manevi kavramlar yerine maddi dengeler daha çok önem taşıyor.
bu olunca ne oluyor? şimdi yukarıdaki durum erkekler için geçerli, kadınlara değineceğiz. çünkü bu, doğada karşımıza çıkan intraseksüel seçilimin günümüz dünyasındaki hali. interseksüel seçilim nasıl gerçekleşiyor dersiniz? kadınlar birbiriyle maddi manevi hiyerarşik farklar gözetiyor mu? belki evet, ama erkekler kadar baskın bir şekilde değil. yani dişilerin diğer dişileri egale etme, ayağını kaydırma düşüncesinden ziyade; başarılı erkek bireyin dikkatini çekme içgüdüsü var.
bunu sağlamanın yolları da modern toplumda bir hayli fazla. bununla ilgili çok başlık var sözlüğümüzde de. fiziksel özellikler ve zihinsel özellikler üzerine. ama kimse çıkıp ayda y para biriminden x miktarda kazanmayan dişiyle olmaz gibi bir şey demiyor. diyemez çünkü. evrimsel açıdan ters.
buraya kadar olan kısım da tamam. peki bu konuda kadın erkek eşitliğini savunmak ne kadar mümkün? farkındaysanız yazı genelinde kadın ya da erkeklere laf söyleyen hiçbir yazım yok. olağan gerçekler üzerinden konuşuyorum ve elimden geldiğince objektif davranma gayesi güdüyorum. iki cinsin de birbirine olan üstünlükleri var, fakat modern toplumun en büyük sorunlarından biri bunların eşit görülmesi. eşit hak ve özgürlüklere sahip olunmasıyla hiçbir derdim yok, bundan bahsetmiyorum. elbette öyle olmalı ve yeri geldiğinde cinsiyetlere pozitif ayrımcılık sağlanmalı.
toplumun kabul ettiği normlara gelelim. günümüzde olaylara taraflı yaklaşan bir kadın rahatlıkla "ama toplum içerisinde kadın şöyle, kadın böyle, hakir görülüyor" diyebilmekte. evet, bunu der çünkü öyle. ama olayın karşı tarafını hiç değerlendiriyorlar mı? mesela toplum içerisinde geçmişten günümüze süregelmiş ve erkeğin üzerine vazife ilan edilmiş görevler de var. "erkek adam ağlamaz, eşini çalıştıramaz, ailesine bakmak zorundadır." gibi. erkeklerin kendi arasında "kız gibi" olarak nitelendirdiği davranışlar kadını ezdikleri için değil, aslında yine eleyici mekanizmada kadına özgü davranışlar olduğu için sergileniyor.
hazır bunlardan bahsetmişken, ataerkil-anaerkil kavramına da biraz değinelim. hakimiyet kavramını bir kenara bırakırsak, yetişme biçimi üzerinden konuşacak olursak... günümüzdeki erkeklerin %90 gibi çok büyük bir oranda kadınlar tarafından yetiştirildiğini söyleyeceğim.
şöyle ki, eski toplumlarda; yani kadın-erkeğin mutlak eşit olduğu toplumları değerlendirdiğimizde, örneğin bunu orta asya türk toplumları ile somutlaştırdığımızda karşımıza kadınların da savaşa gittiği, erkeklerle cephede omuz omuza çarpıştığı, yönetimde söz sahibi oldukları ve yer yer erkeklerden daha üst mercilerde yer aldıklarını görüyoruz.
geride kalan çocukların idamesi ve yetiştirilmesi ise, artık savaşamayacak durumda olan, toplum, doğa ve tarihsel alanlarda dönem şartlarına göre epey bilgi sahibi "bilge ihtiyar" tarafından gerçekleşiyor.
bugün yaşadığımız coğrafyada gerek dinlerin, gerek sosyal psikolojinin etkisiyle kadın geri plana atılmakta ve çalışmak yerine evde çocuklarla ilgilenmekte. haliyle baba figüründen ziyade anne figürüyle içli dışlı yetişen, hayatı ondan öğrenen bireyler ortaya çıkıyor. sizce bu doğru mu? kendimce yanıtlayayım. kesinlikle yanlış! çünkü toplumdaki rolü geri plana atılan kadın, gerek belli başlı entelektüel bilgiye erişimi kısıtlandığı ve toplum yaşamını doyasıya tadamadığı; gerek kendisine reva görülen arka plan rolü sebebiyle çocuğuna da net bir aktarım yapamıyor. haliyle görüp geçirmiş ve teorik bilgi/tecrübeyle donanmış bir insana nazaran daha başarısız çocuklar yetiştiriyor diyebiliriz. aktarım kısıtlı çünkü.
bu konuda ilkel yaklaşamayız evet, kadının tek görevi çocuk yapmak ve yetiştirmek olarak görülemez. ama onun yetiştirdiği çocuk da yalnızca bunu gözlemlediği için, bunun doğru olduğunu düşünerek hayatına devam ediyor. ileride ailesini büyük oranda yine bu temeller üzerinden kuruyor. temel yanlışımız da bu. üzerinde durulması gereken kısım bu.
karşıt görüş olarak ne belirtiliyor? yine toplum tarafından kabul görmüş belli başlı fiziksel unsurlar üzerinden tepkisini dile getirmeye çalışan bir çoğunluk. neyden bahsettiğimi biliyorsunuz. iyi de, toplumun bu şekilde olması herkesin zararına zaten. ama uzun süre boyunca bunu kabul etmiş insanların kapısını biraz daha pozitif çalmak gerekiyor ki, onlar da gerçeği ellerinin tersiyle reddetmesin.
selektif anlamda yeterli başarı sağlanamıyor, sosyal ya da maddi açıdan daha iyi konumda olan fiziksel bakımdan zayıf bireyler soy devamı sağladığından mütevellit zaten genetik hastalıklar ve zayıflıklarla anatomisi sekteye uğramış insanların soyu; toplumsal uyuşmazlıklar sebebiyle de ilerlemekten aciz oluyor. sonra savunma olarak da transhümanizm çıktı zaten ortaya. o konuda objektif davranamayacağımdan ve işin içine çok fazla fikir katacağımdan yorum yapmayacağım. dileyen araştırabilir.
bir diğer konumuzsa erkek işi-kadın işi kavramı. arkadaşlar üzülerek belirtiyorum ki böyle bir şey söz konusu ve bunu değiştirmek de yine özümüze ihanet. biliyorum, genetik anlamda belli yeterlilikleri sağlayamadığımızdan dolayı bu rollerde de sekmeler söz konusu. ama fiziksel güç ağırlıklı yoğun işler aslında erkeklerin, sosyalliğin ve toplum ilişkilerinin ön planda olduğu işler ise kadınlarındır diyebiliriz. toplumsal denetim, katı kurallar gerektirmedikçe kadınlar tarafından devam ettirilmeli çünkü.
şimdi ben burada bir kadın ağır iş yapamaz, bir erkek sosyal anlamda vasat altıdır demiyorum. yatkınlıklarımızın bu yönde olduğunu söylüyorum. gerek hormonal denge, gerek toplum rolü nedeniyle bu bu şekilde. aksi mümkün değil mi ya da aksi durumlar yok mu? örneğin bir erkeğin fiziksel anlamda zayıf, kadının fiziksel anlamda üstün olması mümkün değil mi? elbette mümkün. aynı şekilde kadın birey sosyal anlamda zayıf, erkek birey daha güçlü de olabilir. işte bunun ortaya çıkmasının sebebi de selektif başarısızlık bana göre, ama dediğim gibi olabildiğince kendi fikirlerimden uzak tutmak istiyorum yazıyı.
sağduyumuza güvenirsek, kadının ve erkeğin toplum içerisinde yerine getirmesi gereken roller üç aşağı beş yukarı bellidir. normları kabul etmeyebilir, bu çerçevede hareketlerle kendimizi kısıtlamayabiliriz. ama toplum üzerinde eğer büyük çoğunluk bu şekilde davranmaya başlamazsa bu yalnızca bizim farklılığımız olarak kalır. bugün profesyonel anlamda karşı cinsin işini yapan kimselerin hormonlarıyla dışarıdan müdahaleler ile oynadığını söylemem gerekiyor mesela. kadın vücut geliştirme sporcularının dışarıdan testosteron takviyesi alması ya da erkeklerin çeşitli sakinleştiricilerle güdülerini bastırması gibi.
peki ne yapmalıyız? öncelikle kendimizle barışmalıyız. özümüzü reddetmenin ve bunu değiştirmeye yönelik davranmanın çok da bir vasfı yok.
bana kalırsa, olması gereken şey kadın erkek eşitliğini savunmaktan ziyade, iki tarafın da üstün ve zayıf yönlerini objektif olarak kabul etmesi, zayıf yönlerini kapatmak adına üstün olduğu yanlarını törpüleyip eksiltmek değil; zayıflıklarını da kendilerinin bir parçası olarak görüp üstün özelliklerini parlatmalarıdır. tek tek örneklendirirsem, yine objektiflikten uzaklaşırım.
sözlük yazarlarının konuyla ilgili görüşlerini merak ediyorum. hakaretin lüzumu yok, bilimsel ve toplumsal gerçeklik üzerinden gitmeye çalıştım elimden geldikçe. sizlerden de aynı duyarlılığı bekliyorum.
not: eğer başlık başıboşlara taşınacak olursa diye belirtmek istedim. bunun yerine silinmesini yeğlerim. kadınlar konusunda da, erkekler konusunda da hakaret olarak geçebilecek ifade kullanmadım, ayrıştırıcı unsurları belli temellere dayandırarak dile getirmeye çalıştım. saygılarımla, teşekkürler.
not 2: başlığa yakın başka başlıklar da var, ama burada farklı bir noktaya değinmek istedim. yine uygun görülürse taşınabilir.
gerek evrimsel, gerek sosyo-kültürel açıdan değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan gerçek. son zamanlarda belli başlı akımlar altında bunun genellemesinin yapılması da aslında özümüzü inkar etmekle aynı şey. geçmişini bilmeyen geleceğine de sahip olamaz, biliyorsunuz. hadi örnekler üzerinden incelemeye başlayalım.
öncelikle bu yazıda salt cinsellikten ya da ataerkil toplum gibi yapılardan dem vurmayacağız, beklentisi bu olanlar hiç zaman kaybetmesin.
darwin'in türlerin kökeni adlı kitabında incelemiş olduğu cinsel seçilim kavramına değinelim. canlılarda soy devamının sağlanması için belli başlı baskın özellikte iyi olanlar ya da yine canlı türünün gelişkinliğine göre belli özelliklerin ortalamasında iyi olanların soyu sürdürmesi olayını hepimiz biliyoruz. bu aklımızda bulunsun.
peki cinsel seçilim nasıl işliyor? yine her yerde görebileceğimiz gibi, önce aynı cins varlıklar* arasında gerçekleşiyor eleme. diğer erkeklerden üstün olan birey, hemcinslerini rekabette eliyor. devamında her şey bitmiyor ama. bu sefer de dişi bireyler kendi arasında bir öne çıkma ve üstün gelen erkekle soyunu devam ettirme çabası içine giriyor.
yani, önce erkekler arasında bir seleksiyon yaşanıyor ve galip gelen erkeğin dişisi için bir mücadele yaşanıyor. bu erkek bireylerdeki gibi birbirlerini mağlup etmeye, bastırmaya yönelik intraseksüel seçilim değil, karşı cinsin beğenisini kazanmak amacıyla gerçekleştirilen interseksüel seçilim.
burada bir diğer husus olan seksüel dimorfizme ve ikincil cinsel özellik kavramına da değinmek isterim. şimdi eş seçiminde birincil üreme organı olan cinsel organlar dışında, bir de gerek eleyiciliği artırmak, gerek ön plana çıkmak adına ortaya çıkmış diğer durumlar da var. bunlar minor ya da major farklar yaratabilmekte. yine bu farklılıklar, hemen hemen tümünde erkekler arasında gözlemlenip bir interseksüel seçilim örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. tavuskuşu erkeğinin süslü tüyleri, aslanların yelesi, erkek geyiklerin boynuzları gibi. ortada bir sorun var çünkü bu ekstralar çoğunlukla kullanışsız olup cinsel seçilim dışında hayatı zorlaştırıyor. ufak bir çağrışım yapar belki, bu konuyu detaylandırmanın lüzumu yok.
bunu neden anlattım? henüz toplumsal rollere girmemekle birlikte, günümüzde insan dediğimiz canlı için de bunun geçerli olduğunu söyleyeceğim sadece.
yani, ortada herhangi bir memeli canlıdan, genetik haritası kötü bir dişi birey olduğunu düşünelim. eğer herhangi bir sebepten bu dişi bir şekilde üstün erkekle birleşirse, seçilimde düzgün genler baskın geleceği için ortaya çıkan yavru da büyük ihtimalle bu sorunlardan arınmış olacak. peki bu ortaya çıkan yavru da dişiyse? onun da üstün erkekle eşleşmesi durumunda, daha üstün bir canlı ortaya çıkacak. böyle böyle gidiyor. temel düzeyde doğal seleksiyon işte, inciği cinciği yok.
madem öyle, gelelim modern topluma. insanlar olarak bizler doğada bulunmayan manevi şeyler yarattık. matematik örneğin. günlük hayatımızı aşırı kolaylaştıran ve zekamızın adeta somut bir örneği olan matematik, aslında somut falan değil. biz bunu, ortak bilinçle varlığını kabul edip bilgi haznemize aldık. genetiğimize kodlandı ve bilgi aktarımı ile daha kolay kavranabilen bir şey haline geldi.
çok güzel. modern insan artık avcı-toplayıcılıkla yaşamıyor ve bünyesindeki ilkel güdülerden sonra epey yol kat etti. ego, süperego, denetim, topluluklarca kabul görmüş yapay kurallar ve bunların zamanla doğallaşması durumundan söz ediyorum. haliyle cinsel seçilim de bu süreçte belli bir adaptasyona uğradı. çünkü artık güç dediğimiz faktör saf fiziksel gücün ötesinde, itibar, sosyal konum, maddi gelir gibi unsurlara evrildi.
artık eş seçiminde de bunlar dikkate alınıyor. hiyerarşik anlamda erkekler birbirinden daha üstün konumlarda oluyor. eskiden bu durum hükümdarlık, askeri rütbeler ya da bunlardan ayrı bir kulvar olarak bilimsel çalışmalarken, günümüzde böyle manevi kavramlar yerine maddi dengeler daha çok önem taşıyor.
bu olunca ne oluyor? şimdi yukarıdaki durum erkekler için geçerli, kadınlara değineceğiz. çünkü bu, doğada karşımıza çıkan intraseksüel seçilimin günümüz dünyasındaki hali. interseksüel seçilim nasıl gerçekleşiyor dersiniz? kadınlar birbiriyle maddi manevi hiyerarşik farklar gözetiyor mu? belki evet, ama erkekler kadar baskın bir şekilde değil. yani dişilerin diğer dişileri egale etme, ayağını kaydırma düşüncesinden ziyade; başarılı erkek bireyin dikkatini çekme içgüdüsü var.
bunu sağlamanın yolları da modern toplumda bir hayli fazla. bununla ilgili çok başlık var sözlüğümüzde de. fiziksel özellikler ve zihinsel özellikler üzerine. ama kimse çıkıp ayda y para biriminden x miktarda kazanmayan dişiyle olmaz gibi bir şey demiyor. diyemez çünkü. evrimsel açıdan ters.
buraya kadar olan kısım da tamam. peki bu konuda kadın erkek eşitliğini savunmak ne kadar mümkün? farkındaysanız yazı genelinde kadın ya da erkeklere laf söyleyen hiçbir yazım yok. olağan gerçekler üzerinden konuşuyorum ve elimden geldiğince objektif davranma gayesi güdüyorum. iki cinsin de birbirine olan üstünlükleri var, fakat modern toplumun en büyük sorunlarından biri bunların eşit görülmesi. eşit hak ve özgürlüklere sahip olunmasıyla hiçbir derdim yok, bundan bahsetmiyorum. elbette öyle olmalı ve yeri geldiğinde cinsiyetlere pozitif ayrımcılık sağlanmalı.
toplumun kabul ettiği normlara gelelim. günümüzde olaylara taraflı yaklaşan bir kadın rahatlıkla "ama toplum içerisinde kadın şöyle, kadın böyle, hakir görülüyor" diyebilmekte. evet, bunu der çünkü öyle. ama olayın karşı tarafını hiç değerlendiriyorlar mı? mesela toplum içerisinde geçmişten günümüze süregelmiş ve erkeğin üzerine vazife ilan edilmiş görevler de var. "erkek adam ağlamaz, eşini çalıştıramaz, ailesine bakmak zorundadır." gibi. erkeklerin kendi arasında "kız gibi" olarak nitelendirdiği davranışlar kadını ezdikleri için değil, aslında yine eleyici mekanizmada kadına özgü davranışlar olduğu için sergileniyor.
hazır bunlardan bahsetmişken, ataerkil-anaerkil kavramına da biraz değinelim. hakimiyet kavramını bir kenara bırakırsak, yetişme biçimi üzerinden konuşacak olursak... günümüzdeki erkeklerin %90 gibi çok büyük bir oranda kadınlar tarafından yetiştirildiğini söyleyeceğim.
şöyle ki, eski toplumlarda; yani kadın-erkeğin mutlak eşit olduğu toplumları değerlendirdiğimizde, örneğin bunu orta asya türk toplumları ile somutlaştırdığımızda karşımıza kadınların da savaşa gittiği, erkeklerle cephede omuz omuza çarpıştığı, yönetimde söz sahibi oldukları ve yer yer erkeklerden daha üst mercilerde yer aldıklarını görüyoruz.
geride kalan çocukların idamesi ve yetiştirilmesi ise, artık savaşamayacak durumda olan, toplum, doğa ve tarihsel alanlarda dönem şartlarına göre epey bilgi sahibi "bilge ihtiyar" tarafından gerçekleşiyor.
bugün yaşadığımız coğrafyada gerek dinlerin, gerek sosyal psikolojinin etkisiyle kadın geri plana atılmakta ve çalışmak yerine evde çocuklarla ilgilenmekte. haliyle baba figüründen ziyade anne figürüyle içli dışlı yetişen, hayatı ondan öğrenen bireyler ortaya çıkıyor. sizce bu doğru mu? kendimce yanıtlayayım. kesinlikle yanlış! çünkü toplumdaki rolü geri plana atılan kadın, gerek belli başlı entelektüel bilgiye erişimi kısıtlandığı ve toplum yaşamını doyasıya tadamadığı; gerek kendisine reva görülen arka plan rolü sebebiyle çocuğuna da net bir aktarım yapamıyor. haliyle görüp geçirmiş ve teorik bilgi/tecrübeyle donanmış bir insana nazaran daha başarısız çocuklar yetiştiriyor diyebiliriz. aktarım kısıtlı çünkü.
bu konuda ilkel yaklaşamayız evet, kadının tek görevi çocuk yapmak ve yetiştirmek olarak görülemez. ama onun yetiştirdiği çocuk da yalnızca bunu gözlemlediği için, bunun doğru olduğunu düşünerek hayatına devam ediyor. ileride ailesini büyük oranda yine bu temeller üzerinden kuruyor. temel yanlışımız da bu. üzerinde durulması gereken kısım bu.
karşıt görüş olarak ne belirtiliyor? yine toplum tarafından kabul görmüş belli başlı fiziksel unsurlar üzerinden tepkisini dile getirmeye çalışan bir çoğunluk. neyden bahsettiğimi biliyorsunuz. iyi de, toplumun bu şekilde olması herkesin zararına zaten. ama uzun süre boyunca bunu kabul etmiş insanların kapısını biraz daha pozitif çalmak gerekiyor ki, onlar da gerçeği ellerinin tersiyle reddetmesin.
selektif anlamda yeterli başarı sağlanamıyor, sosyal ya da maddi açıdan daha iyi konumda olan fiziksel bakımdan zayıf bireyler soy devamı sağladığından mütevellit zaten genetik hastalıklar ve zayıflıklarla anatomisi sekteye uğramış insanların soyu; toplumsal uyuşmazlıklar sebebiyle de ilerlemekten aciz oluyor. sonra savunma olarak da transhümanizm çıktı zaten ortaya. o konuda objektif davranamayacağımdan ve işin içine çok fazla fikir katacağımdan yorum yapmayacağım. dileyen araştırabilir.
bir diğer konumuzsa erkek işi-kadın işi kavramı. arkadaşlar üzülerek belirtiyorum ki böyle bir şey söz konusu ve bunu değiştirmek de yine özümüze ihanet. biliyorum, genetik anlamda belli yeterlilikleri sağlayamadığımızdan dolayı bu rollerde de sekmeler söz konusu. ama fiziksel güç ağırlıklı yoğun işler aslında erkeklerin, sosyalliğin ve toplum ilişkilerinin ön planda olduğu işler ise kadınlarındır diyebiliriz. toplumsal denetim, katı kurallar gerektirmedikçe kadınlar tarafından devam ettirilmeli çünkü.
şimdi ben burada bir kadın ağır iş yapamaz, bir erkek sosyal anlamda vasat altıdır demiyorum. yatkınlıklarımızın bu yönde olduğunu söylüyorum. gerek hormonal denge, gerek toplum rolü nedeniyle bu bu şekilde. aksi mümkün değil mi ya da aksi durumlar yok mu? örneğin bir erkeğin fiziksel anlamda zayıf, kadının fiziksel anlamda üstün olması mümkün değil mi? elbette mümkün. aynı şekilde kadın birey sosyal anlamda zayıf, erkek birey daha güçlü de olabilir. işte bunun ortaya çıkmasının sebebi de selektif başarısızlık bana göre, ama dediğim gibi olabildiğince kendi fikirlerimden uzak tutmak istiyorum yazıyı.
sağduyumuza güvenirsek, kadının ve erkeğin toplum içerisinde yerine getirmesi gereken roller üç aşağı beş yukarı bellidir. normları kabul etmeyebilir, bu çerçevede hareketlerle kendimizi kısıtlamayabiliriz. ama toplum üzerinde eğer büyük çoğunluk bu şekilde davranmaya başlamazsa bu yalnızca bizim farklılığımız olarak kalır. bugün profesyonel anlamda karşı cinsin işini yapan kimselerin hormonlarıyla dışarıdan müdahaleler ile oynadığını söylemem gerekiyor mesela. kadın vücut geliştirme sporcularının dışarıdan testosteron takviyesi alması ya da erkeklerin çeşitli sakinleştiricilerle güdülerini bastırması gibi.
peki ne yapmalıyız? öncelikle kendimizle barışmalıyız. özümüzü reddetmenin ve bunu değiştirmeye yönelik davranmanın çok da bir vasfı yok.
bana kalırsa, olması gereken şey kadın erkek eşitliğini savunmaktan ziyade, iki tarafın da üstün ve zayıf yönlerini objektif olarak kabul etmesi, zayıf yönlerini kapatmak adına üstün olduğu yanlarını törpüleyip eksiltmek değil; zayıflıklarını da kendilerinin bir parçası olarak görüp üstün özelliklerini parlatmalarıdır. tek tek örneklendirirsem, yine objektiflikten uzaklaşırım.
sözlük yazarlarının konuyla ilgili görüşlerini merak ediyorum. hakaretin lüzumu yok, bilimsel ve toplumsal gerçeklik üzerinden gitmeye çalıştım elimden geldikçe. sizlerden de aynı duyarlılığı bekliyorum.
not: eğer başlık başıboşlara taşınacak olursa diye belirtmek istedim. bunun yerine silinmesini yeğlerim. kadınlar konusunda da, erkekler konusunda da hakaret olarak geçebilecek ifade kullanmadım, ayrıştırıcı unsurları belli temellere dayandırarak dile getirmeye çalıştım. saygılarımla, teşekkürler.
not 2: başlığa yakın başka başlıklar da var, ama burada farklı bir noktaya değinmek istedim. yine uygun görülürse taşınabilir.
devamını gör...
cinci hoca (yazar)
o hoca ben bektaşi; önce bir şarap içeriz sonra bir okur üfleriz linç etmeye çalışanı duman ederiz dinime imanıma* daha da varsa maçası sıkan şöyle gelsin*
t: severek takip ettiğim, tanımları ile tokat atan güzel yürekli kardeşimdir. kalemi tükenmesin, hep yazsın hep okuyalım*
t: severek takip ettiğim, tanımları ile tokat atan güzel yürekli kardeşimdir. kalemi tükenmesin, hep yazsın hep okuyalım*
devamını gör...
insan olmasaydın ne olmak isterdin sorunsalı
kedigillerden olmak isterdim vaşak panter vb.
devamını gör...
normal sözlük'e girişte ilk mesaj atan moderatör
uykusuz kahve. teşekkürler kendisine.
devamını gör...
titanik batarken filikaya bissmmillahh diyerek binen yaşlı teyze
14 nisan 1912 tarihinde rms titanic nam-ı diğer "titanik"te başçarkçı olarak görev yaparken karşılaştığım teyzedir.
herkes canhıraş koşturuyordu. görenlerde korkuyla karışık bir şaşkınlık hali bırakacak denli bir keşmekeş vardı güvertede. tıpkı dante'nin cehennem tasvirindeki gibi korkunç bir kalabalık görmüştüm doğrusu... alt katlar iyice su bastığı için, boğulmamak için sancak tarafına doğru yönelmiştik. kemancılar bir yandan rachmaninoff'tan keman konçertosu çalarken gözüm yaşlı bir hanımefendiye ilişmişti. kadınlar için öncelikli olarak ayrılmış filikaya kadınlar panikle çığlık atarak atlıyorken, kendisi soğukkanlılıkla "bismilll" diye bindi. sanırım bu bir nevi kutsama sözcüğüydü. tanrı onu da kutsasın. kendisini şapkamla selamladığımda "napıverem ben gari, şu başımıza gelen örüğe bak" dedi, umarım o teyze hayattadır.
herkes canhıraş koşturuyordu. görenlerde korkuyla karışık bir şaşkınlık hali bırakacak denli bir keşmekeş vardı güvertede. tıpkı dante'nin cehennem tasvirindeki gibi korkunç bir kalabalık görmüştüm doğrusu... alt katlar iyice su bastığı için, boğulmamak için sancak tarafına doğru yönelmiştik. kemancılar bir yandan rachmaninoff'tan keman konçertosu çalarken gözüm yaşlı bir hanımefendiye ilişmişti. kadınlar için öncelikli olarak ayrılmış filikaya kadınlar panikle çığlık atarak atlıyorken, kendisi soğukkanlılıkla "bismilll" diye bindi. sanırım bu bir nevi kutsama sözcüğüydü. tanrı onu da kutsasın. kendisini şapkamla selamladığımda "napıverem ben gari, şu başımıza gelen örüğe bak" dedi, umarım o teyze hayattadır.
devamını gör...
düz elbise bulmanın imkansız hale gelmesi
bu moda dedikleri sikko akım yüzündendir.
düz tişört arıyoruz yok, düz pantolon arıyoruz yok. nerede alaca bulaca saçma sapan giysi var hepsini mağazaya doldurmuşlar.
tiktokçu gibi giyinmek zorunda mıyız lan biz insan gibi giyinme hakkımız yok mu.
düz tişört arıyoruz yok, düz pantolon arıyoruz yok. nerede alaca bulaca saçma sapan giysi var hepsini mağazaya doldurmuşlar.
tiktokçu gibi giyinmek zorunda mıyız lan biz insan gibi giyinme hakkımız yok mu.
devamını gör...
modern insanın en büyük problemi
insanlığını unutması.
devamını gör...
psikiyatrik ilaç kullanmak
bir faydasını görmediğim eylemdir. 6 yılda insan biraz olsun iyi olmaz mı anlayamıyorum.*
devamını gör...
domuz eti yemiş sözlük yazarları
yurtdışında bulgar bir arkadaşımın kendisi için hazırladığı etli yemekten tattırmak istemesi ile başlamıştı.sordugumda domuz eti olmadığını ifade etmesine rağmen ısırdığım anda kıkırdamaya başlaması ile anlayıp hemen ağzımdan çıkarmıştım. tabi ne tadı ne kokusu güzeldi o ayrı mesele ancak farklı bir lezzet olsun diye denemek istemiştim.
dini inancınıza göre yersiniz yemezsiniz lakin ben sağlık açısından çok sağlıklı olmadığını, domuzların gerçekten temiz bir florası olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. birçok enfeksiyon için risk oluşturduğu için normal zamanda da yememenizi naçizane tavsiye ederim.
dipnot: yabancı arkadaşlarınızın bu domuz eti değil demesine itibar etmeyiniz.
dini inancınıza göre yersiniz yemezsiniz lakin ben sağlık açısından çok sağlıklı olmadığını, domuzların gerçekten temiz bir florası olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. birçok enfeksiyon için risk oluşturduğu için normal zamanda da yememenizi naçizane tavsiye ederim.
dipnot: yabancı arkadaşlarınızın bu domuz eti değil demesine itibar etmeyiniz.
devamını gör...
iktifa etmek
reşat nuri güntekin'in romanlarında karşınıza sık sık çıkan, yetinmek anlamındaki söz.
devamını gör...
arkadaşının arkadaşın olmadığını anladığın an
yıllardır en yakın arkadaşım, dostum, kardeşim olarak hayatımın bir köşesinde yer edinen birinin aslında o kadar da yakın olmadıgını fark etmiştim ben de. bunu öyle kavgadan gürültüden degil, yalnızca öncelikler ve incelikler yüzünden sessizce anlamıştım. bu durum beni başlarda üzse de sonra etrafımda beni kendine dost gören ne kadar çok kişi oldugunu gördüm. hayatımızda bir şeyler degiştiginde durup kalmamak lazımmış, bunu bir kez daha ögrendim.
buradaki yazar arkadaşları üzenlere seslenmek istiyorum: canınızdan malınızdan vermeyeceksiniz, sadece arkadaş olacaksınız onu da becerin lütfen.
buradaki yazar arkadaşları üzenlere seslenmek istiyorum: canınızdan malınızdan vermeyeceksiniz, sadece arkadaş olacaksınız onu da becerin lütfen.
devamını gör...
telefon rehberinde aşkım 1 aşkım 2 aşkım 3 yazan erkek
şubeleşmiş adam .zincir restoranları sevmiyordur umarım.
devamını gör...
reyhanlı ilçesindeki suriyelilerin ayaklanması
hatay'ın reyhanlı ilçesinin karşısında bulunan atme sınır kampındaki yüzlerce suriyeli mültecinin beton duvarı aşarak türk askerinin nöbet tuttuğu kulubeyi ele geçirmesi. ayrıca buğday tarlalarını da ateşe vermişler. köylüler tarlaları söndürmekle uğraşırken bu defa da zeytinlikleri ateşe vermişler. hatta mültecinin biri türk askerinin bulunduğu noktaya patlayıcı atmış.
(edit: kaynak eklendi)

kaynak: www.yenicaggazetesi.com.tr/...
(edit: kaynak eklendi)

kaynak: www.yenicaggazetesi.com.tr/...
devamını gör...
23 nisan'da adminlik koltuğuna geçecek kişi
eveeet, 23 nisan geliyoorr.
bilindiği üzere teamüller gereği her yıl 23 nisanda ilgili kurum, kuruluş ve oluşumlarda en üst mevkilere genç bıdıklar oturtulur.
bence biz de sözlük olarak buna başlamalıyız.
benim önerim lucifer hariç herkes olabilir.. şaka şaka..
doğum günü olması hasebiyle hediye ba'bında bal yerine reçel yapan arı ve doğum günü olmaması hasebiyle ne alakaysa aryart olmak üzere iki aday benden.. finale kalanlar arasından yoldaş tercihini yapsın..
bilindiği üzere teamüller gereği her yıl 23 nisanda ilgili kurum, kuruluş ve oluşumlarda en üst mevkilere genç bıdıklar oturtulur.
bence biz de sözlük olarak buna başlamalıyız.
benim önerim lucifer hariç herkes olabilir.. şaka şaka..
doğum günü olması hasebiyle hediye ba'bında bal yerine reçel yapan arı ve doğum günü olmaması hasebiyle ne alakaysa aryart olmak üzere iki aday benden.. finale kalanlar arasından yoldaş tercihini yapsın..
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
atilla ilhan nasıl ki beyoğlunun en güzel abisiyse, köylü yazarlardan ironiler de kafa sözlüğün en güzel ablasıdır.
devamını gör...



