çocukların anaokulunda yaptıkları "annemi seviyorum", "anneciğime özel sürpriz" vb. temalı kağıtlar, kartonlar, allı pullu özenle hazırlanmış mektuplar veya ebru çalışmaları.
devamını gör...

okunanın bitmiş olması.

evet, düz adamım.
devamını gör...

ondan gelen son şey, en azından bugün için.

bir şarkı, şiir, haluk bilginer sesi, tuhaf.
şahsiyet dizisine aitmiş, ölümden korkmama sebep oldu, o yolladı.

sözler hakan günday, düzenleme rubato.

bülbül yok
ve de gül yalan
ızdırap benim iptilam.

kalmadı hiç nefesim,
lütfen öldür beni sevgilim.
kalmadı hiç tâkatim,
lütfen öldür beni sevgilim.

ah ile
vah ile
agâh ile
geçti bu ömür, öl keyfini sür.
geçti bu ömür, gel keyfini sür.
gel beyoğlu'na gel,
katliam var beyoğlu'nda

öldük aşkına ah pera,
sarhoş ola ola.
öldük aşkına aman pera,
kudura kudura.


"bak, şarkı? "

devamını gör...

keşke sözlüğe kayıt aşamasında iki elimizi de kullanmamız gereken bir test olsa. zira son zamanlarda bir eli şeyinde çok fazla tip doluşmaya başladı.
devamını gör...

'' sultan süleyman'a kalmadı dünya"cümlesindeki süleyman'dır.

bazı insanlar bu cümlenin kanuni sultan süleyman'a atfedildiğini düşünmektedir ancak yanlıştır.
devamını gör...

siz kimsiniz de hayata hazırlamak için milleti üzüyorsunuz, aldatıp terkediyorsunuz? şaka kutusundan mı çıktınız siz? allah'ın psikopatları.
devamını gör...

çok okunan önemli bir kitaptır. kalıtsal aile travmalarının kim olduğumuza etkileri ve sorunların üstesinden gelebilmenin yolları alt başlığını içeren kapağıyla 2016 yayımlanmıştır.
mark wolynn yazarıdır. dilimize çeviren mine madenoğlu dur. bazı yazarlara göre bu kitap , geleneksel psikoterapinin, ilaçların ve diğer müdahale yöntemlerinin uzun süredir çözemediği zorlukların ortadan kaldırılmasında dönüştürücü bir yaklaşım sunmaktadır.
devamını gör...

(bkz: haklıyım ama mutlu değilim) isimli değerli moderatörümüz de profil resmi kedi olanlardan biridir.
devamını gör...

tanzimat dönemi yazarlarından samipaşazade sezai'nin batılı anlamda ilk hikaye denemesi olan küçük şeyler kitabında yer alan ve herkesin ölmeden önce okuması gereken trajikomedinin çok iyi işlendiği kısa öykülerden birisidir.

özet geçmek gerekirse:
hiçbir kimsesi olmayan 33 yaşındaki şişman ve biraz çirkin paskal yaşlı bir rum kadının evinde kiracı olarak kalmaktadır. paskal hayatını sahnelerde çok başarılı olduğu pandomim sanatını icra etmesiyle idame ettirir. bir gün paskal yine sahnedeyken eftalya adlı bir genç kız paskal'a çiçek atar ve paskal bu çiçeği saklar, eftalya'ya aşık olur. paskal eftalya'ya olan aşkını uzun süreler boyunca içinde tutar. bir süre sonra eftalya'nın paskal'ın sahnelerine gelmemeye başlaması paskal'ın meraktan çıldırmasına neden olur. paskal eftalya'ya olan aşkını içinde gittikçe büyütmeye başlar ve bir gün eftalya paskal'ın sahnesine geldiğinde paskal şok olur. paskal gözlerine inanamaz, eftalya bir başkasıyla evlenmiştir.. paskal bunu kaldıramaz o gün sahne çıkışı evde sabaha kadar acıdan kıvranır ve sabah ise kendisini asar. asılı trajikomik olan şey ise mahalleli odasının kapısını kırıp içeri girdiğinde önce paskal’ın dilini çıkarıp komiklik yaptığını sanıp gülmesi. oysa paskal gerçekten ölmüştür. yaşamında insanları güldürmeyi başaran bu adam ölümüyle de insanları güldürmüştür..

tamamını okumak isteyenler için:**

haseki taraflarında bir çıkmaz sokağın içinde yalnız duran üç odalı bir ev, bir mezar gibi, sonsuz bir sessizlikle doluydu. bir eskimişlik ve unutulmuşluk içerisinde terk edilmiş halde bulunuyordu. çatısından kopan bir tahta, damından uçan bir kiremit, duvarlarından yuvarlanan bir taş senelerce düştüğü yerde kalırdı. ara sıra çirkin, ihtiyar bir rum karısı -cadılara mahsus dehşet ve sükunetle- dışarı çıkarak evinde ihtiyaç duyduğu malzemeleri satın alır ve alelacele eve girip kaybolurdu. evin küçük bahçesinde duvara yakın bir büyük ağaç, temmuzun o ateşli güneşi istanbul’un bu taraflarını takatsiz bir hararet içinde bıraktığı zaman yapraklarının arasına gizlenmiş serin bir rüzgar yaymaya başlayarak o evin, o mahallenin bir büyük yeşil yelpazesi gibi havayı tazeler ve ona bir ferahlık kazandırırdı...
yazın bir cuma günü, öğleüzeri, bu evden, koltuğunda bohçasıyla çıkan bir adam, kapısını itina ve dikkatle kapadıktan sonra yoluna devam etmeye başladı. arkadan bakılınca omuzlarıyla belinin genişliği aynı bulunacak kadar şişman olan otuz üç yaşındaki bu adamın enli, fakat pek kısa bacakları üzerindeki yükü istediği tarafa götürmek de zorluk çektiği görülüyordu... bu uzak mahallelerin tenha sokaklarında düşünceli, mahzun bir şekilde yoluna devam eden bu adam, halkı güldürmek için gidiyordu... ince tahtalarla inşa edilmiş ve yıkılmamak için etrafına destekler vurulmuş bir binanın önüne geldi. bu binanın kapısının üzerinde beyaz kağıda büyük siyah yazıyla şu levha asılmıştı:
“meşhur paskal’ın pandomiması. burada her cuma ve pazar günleri meşhur paskal çeşitli hünerler ve gülünç oyunlar icra eder. kıymetli müşterilerinin beğenisini kazanan paskal, her hafta yeni oyunlarını gösteri sahnesinde sergileyecektir!”
paskal, kendisiydi. tiyatrosunun kapısından girip bohçasını açarak, hiç değişmeyen oyununa mahsus şalvar biçiminde ki beyaz pantolonunu, başına sivri beyaz külahını giydikten ve bütün yüzünü unlara, kurbağa bakışlı siyah gözlerinin alt kısımlarını kırmızıya boyadıktan bir saat sonraydı ki -boş zihinlerle gailesiz gönüllerden çıkıp yükselen- kahkaha sedaları ve alkış sesleri arasında oyununu sergiliyordu.
oyunda bir kadına aşıkmış rolü yapan paskal’ın, ilan-ı muhabbet için dilini çıkarması ve onun sevgisini kazanmak için taklak atması oradaki halkı çok güldürüyordu. tiyatronun bezden tavanını başının üstünde tutan ortadaki hareketli direğe arkasını dayayarak, ağzındaki sigara ile oyunu seyreden bir seyirci:
‘paskal’ın dilini çıkarması yok mu? insan buna gülmekten bayılır!’ diyordu. zaten bunu orada küçük iskemlelerin üzerine oturanların ekserisi tasdik etmişti. oyuncuların yanındaki locada, o masum, o çocukça gülüşleri hayatın acılarına teselli olabilecek genç kızlardan biri, tam bir coşku ve sevinçle kanatlarını sallayarak uçuşan kuşlar gibi, o küçücük pembe dudaklarının üzerinde nurani bir tebessüm olduğu halde, ellerini birbirine çırparak paskal’ı alkışlıyordu. “eftalya” ismindeki, yirmi yaşında, bu genç kız ihtiyar validesiyle hemen her hafta bu locaya geliyordu. validesi: ‘kızım burada çok mu eğleniyorsun?’ diye sorduğu vakit; eftalya, paskal’ı ölen sevgili köpeğine benzettiğini ve bazen de onun hareketlerinin ve tavrının, bir kere görüp de pek hoşuna giden bir maymunu andırdığını söylerdi.
o gün ise beyaz ketenler, sihri tebessümler içinde bulunan bu genç kız, o gürültüler arasında, bir hayvan kadar sevimli bulduğu ve beğendiği oyuncuya, locadan çiçek atıyordu. attığı bu çiçekler, paskalın yüzüne göğsüne dokundukça eliyle kalbini tutarak en can alıcı yerinden vurulmuş yırtıcı bir hayvan gibi acı acı feryat ediyordu.
bir iki dakika sonra tiyatrosunun iç tarafındaki toprağın üzerine oturarak, hala güldürdüğü adamların kahkahaları devam ederken içini çeke çeke ağlıyordu. bu zavallı paskal, o güzel eftalya’yı seviyordu, bu kusurlu vücut, o kusursuz varlığa aşık olmuştu!
fakat gönlünün en gizli bir köşesinde gizlediği bu muhabbetini kimseye söylemeye, küçükten beri her derdini paylaştığı evdeki ihtiyar hizmetçisiyle bile hasbihal etmeye cesaret edemiyordu. ömründe hiçbir kadının beğenen bakışlarına, hiç kimsenin iltifatlı davranışlarına nail olamamıştı. kendisinden beklenen yalnız güldürmekti. bak, bu kırgın halinde, gözyaşları içinde bulunduğu şu kederli vaktinde bile herkes kahkahalarla ona gülüyordu.
akşamdan sonra oyun bittiğinde yine bohçasını koltuğuna alarak geldiği yoldan çekingen bir tavırla evine avdet ediyordu. odasının kapısını açarak, içinde kimse olmayan evinde, birisinin dolaşıp dolaşmadığını, penceresini kaldırıp, sokaktan kimsenin geçip geçmediğini anladıktan sonra güzel eftelya’sını düşünmeye başladı.
bugün oyunda kendisine niçin o kadar gülmüştü acaba? koynundaki çiçekleri çıkarıp incitmeden ve hürmetle öptükten sonra, odanın en yüksek yerine koydu. “bu çiçekler, ah bu çiçekler beni öldürecek.” diyordu.
kendisini bir kere kabul edecek olursa… bu odaları saksılarla donatacak, o güzel eftalya’sını şu köşeye oturtacak, ne kadar garip hikâyeler varsa anlatacak, bütün gece onu güldürecekti. gayet güzel bir rüyadan uyanır gibi başını kaldırdı. ah, pek de çirkindi, alemin maskarasıydı. ağlamaya başladı.
son gününde kötü bir haber getiren o ay ne kadar süratle gelip geçmişti. iki haftadan beri tiyatrosuna gelemeyen eftalya evleniyordu. zavallı paskal, bir cuma günü kocasıyla beraber gelen eftalya’yı güldürdükten sonra, yüreğini parçalayan üzüntüsünü fark ettirmemek için başını önüne eğerek evine gidip içine kapandığı odasının kapısını sürgüledi.
ertesi sabah öğleden sonra kapısını kıracak gibi vuran ihtiyar rum karısı hiçbir cevap alamayınca, tam bir korku ve telaş ile mahalleden topladığı adamlarla, kapısını kırıp odaya girdiler. odaya girer girmez herkes gülüşmeğe başladı. zira paskal asılmış bir adam taklidi yaparak o meşhur maharetiyle dilini çıkarmıştı.
hayatında herkesi güldürdüğü gibi, ölümünde de kimseyi ağlatamayan zavallı paskal’ın bu seferki hali taklit değil, ölüm gibi hakikatti.
devamını gör...

aslında bence yeni yazarlar, kendini geliştirmek isteyenler, yazmayı sevenler için müthiş bir platform ancak şöyle bir gerçek var ki herkes iyi olduğu işi yapmalı. bilmem kaç kişinin internet üzerinde kitabı okuması bunların edebi değeri olduğu anlamına gelmez ve internette tuttu diye bu kitapların basılması gerçek yazarlara karşı büyük bir saygısızlık bana göre. kafa dağıtmak için, birilerine seslenmek veya sadece hayal dünyanıza birilerini misafir etmek için wattpad de kitap yazmak kesinlikle çok güzel bir hobi olacaktır ancak hobileri basıp, edebiyat dünyasına sokmaya çalışarak o dünyaya daha fazla zarar vermeyelim.
devamını gör...

bir arkadaş grubum var. bugün grupta kedisine duydukları sevgiden ötürü fan club açmayı düşündüklerini öğrendim.
lilium fan club bir başlık görürseniz şaşırmayın.
onların ki tamamen çiçek sevgisinden.*
olursa böyle bir club bende katılacağım.
devamını gör...

dinlediğim en ilginç şarkılardan norra el norra'yı da çaldığına göre şahane bir kıvam tutturmuş yayındır, ufak tefek kesintilere bakılmasın. zor zamanlarda yayın yapmanın farkında olan duyarlı yayıncımız acaba doksanlara da el atacak mıdır, neden doksanlardır diye bir soru da soralım. *
devamını gör...

psikolog tülay kök ablamızın bu durumu çok iyi analiz ettiği ve ne yapılması gerektiğini anlattığı bir videosu var. izleyip öğrenelim ki kendimize çekidüzen verelim. buradan
devamını gör...

uzun zamandır bizi bilgilerinden mahrum ediyor , cezalandırıyor .
özledik tanımlarını, akıcı yazılarını lütfen bu kadar özletme kendini, yaz yaz ki aydınlat gençlerimizi , aydınlat bizi değerli kardeşim.uzak durma klavye den. iyi olduğunu bilelim.
devamını gör...

zeki müren o kadar büyük bir isim ki işte öleli 20 seneyi geçti lakin işi bitmiş şimdiye kadar sanatı ile gündem olamamış bir looser'ı bile tekrar gündem yapabiliyor. işte bu yüzden sanat güneşi işte bu yüzden paşa! türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük sesi.
devamını gör...

mis gibi maşallah.
öyle iyi ki bazen kıskanılmamıza, bazen saf sanılmamıza sebep oluyor.
aynada konuşuyorum onunla, harikasın diyorum, bana gülüyor, gaza geliyor beni mutlu ediyor.
canım kendim
seni sevmeyen ölsün.
devamını gör...

lan italya'nın şarkı ne öyle? dinlediğim en güzel 5 eurovision şarkısından biri. buradan fransa da çok iyiymiş.
ayrıca el diablo ablaya da sevgiler ve saygılar.
devamını gör...

bence hepimizi takip etmeli.. biz büyük bir aileysek şayet ayrı gayrı yapmamak lazım..
devamını gör...

akıllara (bkz: işte feraset işte fazilet işte adam gibi adamlık) cümlesini getiren sözlük'ü geliştirecek bir buton.
teşekkür ediyor; klavyesine uzun ömür, parmaklarına sağlık diyoruz.
devamını gör...

27 mayıs 1928 tarihinde kurulan bu enstitütünün amacı ülkemizin bulaşıcı hastalıklarla mücadelesinde aşı ve serum üreterek, tıbbi tahlil laboratuvarlarının geliştirilmesiyle hastaların teşhis ve tedavisine destek olarak, ilaç kontrol laboratuvarları ile standartlara uygun ilaç üretimini teşvik ederek, analitik toksikoloji laboratuvarlarının ve zehir danışma merkezinin oluşturulmasıyla halk sağlığının korunmasına katkıda bulunmaktı.
enstitü o kadar işlevseldi ki türkiye diğer ülkelere aşı satıyordu.
bünyesinde gıda kontrolü, ilaç kontrolü, farmakoloji, parazitoloji, su analizleri, mikoloji, bakteriyoloji, viroloji, kültür kolleksiyonu ve antijen-antiserum laboratuvarı, devlet’in hakem laboratuvarları tüberküloz referans, biyolojik kontrol, frengi teşhisinde tpi testi, toksoplazma laboratuvarları ve daha sonraları ilave edilen hematoloji, biyokimya ve immünglobülin üretimi laboratuvarları yer almıştır.
bu enstitüde gerçekleştirilen ilklerden bazıları şunlardır:
1931: ağız yoluyla uygulanan bcg aşısı üretimi.
1932: serum üretiminin ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi sonucu, dışarıdan serum ithali durduruldu.
1933: simple metodu ile kuduz aşısı üretimi.
1934: istanbul aşıhanesi'nin enstitü bünyesine nakli ve çiçek aşısı üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi.
1942: tifüs aşısı ve akrep serumu üretimi.
1948: boğmaca aşısı üretimi. influenza virüsü, new-castle virüsü ve tavuk vebası üzerine araştırmaların başlaması.
1950: influenza laboratuvarı'nın dünya sağlık örgütü tarafından uluslararası bölgesel influenza merkezi olarak tanınması, influenza aşısı üretimi.
1958: frenginin modern yöntemlerle teşhisi.
1965: kuru çiçek aşısı üretimi.
1970: fibrinojen, albumin ve gamma globulin üretimi.
1983: kuru bcg aşısı üretimi.
1987: aıds araştırma ve doğrulama merkezi'nin açılması.
1992: kan ürünlerinin viral inaktivasyonu
son derece sistemli, bilimsel ve faydalı çalışmalar yapan ve birçok bilim adamının yetişmesine katkı sağlayan ve köklü birikimleri olan kurum, en önemlisi ülkemizin aşı ve serum temini konusunda dışa bağımlılığını minimum seviyeye indirerek çok büyük bir katkı sağlamıştır. yabancı firmalara ödemek zorunda kaldığımız milli servetten de tasarruf edilmesini sağlamıştır.
2011 yılında ise kapatılmıştır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim