domestic hıyar
ceza almış olma nedenini benim de merak ettiğim yazar. zira kendi de bilmiyor.
sayılı gün çabuk geçer derler, geçmiş olsun diyelim ne diyelim?
püff neysem.
sayılı gün çabuk geçer derler, geçmiş olsun diyelim ne diyelim?
püff neysem.
devamını gör...
rammstein
lise zamanları, hakkında saçma saçma sorular sorarak ve şarkı analizleri yaparak almanca hocamızı bunalttığımız grup.
- hocam, du hast mich ne anlama geliyo?
+ …..
- hocam, du hast mich ne anlama geliyo?
+ …..
devamını gör...
kadınların sarı veya kızıl saç merakı
kısmen katıldığım başlıktır. sarı tonlar ve kızıl tonlar her kadına yakışmaz. yazarımızın da dediği gibi yakışanı var yakışmayanı var. ya adamırezil eder ya da vezir. ama saçını bu ton aralıklarında boyatmadan yakışıp yakışmayacağını da bilemezsin. yıllarca kızıl tonlara boyatmış biri olarak sarı saç tonlarını ki (sadece açıcı ile uçlarına) uygulatmıştım. değişik bir hava kattığını ve yüzümün sert imajını kırıp yumuşattığını farkettim. ha bir daha sarı tonlarına boyar mıyım? orası muamma. ama bir şeyi denemeden yakışıp yakışmadığını anlamak pek mümkün olmuyor. ten rengi, yüz yapısı vs. gibi etkenler saç kesimini ve rengini belirlese de kesin hüküm vermek zor oluyor. asla yakışmaz dediğin saç modeli veya rengi bazılarına o kadar yakışıp arşa çıkarıyor ki veya kesin bu model sana yakışır bu saç rengi cildine gider dediğin kişide de hayalkırıklığı oluyor çürümüş muz gibi geziyorlar ortada. ayrıca şu her şeyi doğal güzelliğe bağlayıp kadının saç rengine, gönderme yapanlardan da gına geldi. allah aşkına kaçınız doğal güzellikteki birine ilgi duyuyorsunuz, beğeniyorsunuz? her şeyi doğala bağlamayın artık. kişi ne yapıyorsa kendi için yapmalı başkaları için değil.
devamını gör...
evde tost yapıp iş yerine getiren kişi
tercih olmakla beraber ekonomisi her gün dışardan yemeye el vermeyen biride olabilir. son derece normal bir durum bence dışarda çoğu şeyin fiyatı fahiş zaten.
devamını gör...
terör örgütleri nasıl doğar sorunsalı
etki tepkiyi doğuruyor, etki sonrası tepki gücünü elinde bulunduranlar zalimse* ve medeni çözümler aramıyorsa şiddete başvuruyor, başarılı olursa kahraman ilan ediliyor başarılı olamazsa terörist.
bunun dayanağı ise (bkz: nelson mandela)'dır şayet çıktığı silahlı mücadeleyi kaybetseydi terörist olarak anılacaktı,
edit; bir örnek daha verelim (bkz: ebu gureyb cezaevi işkenceleri)
buradaki işkencelere maruz kalan insanlar bir şekilde tepki vermek isteyecekler maruz kalanların profilini düşünürsek birleşmiş milletlere gidip hak aramayacaklar, tabii ki ellerine silah alacaklar. bu teröristleri haklı kılmaz ama tepkiye neden olan etki asıl suçdur.
rahatsız edici görüntüler içermektedir
bu olayın baş suçlusu sabrina harman 6 aylık hapis cezası almıştır, bu kişiye ölüm cezası dahi verilse iktifa etmeyecek iken böyle komik bir ceza onun sadece emirleri uyguladığının bir yansımasıdır. böyle emirleri veren kurumsa devlet değil ancak terörist yetiştiricisi olur, oda teröristten daha âdidir.
bunun dayanağı ise (bkz: nelson mandela)'dır şayet çıktığı silahlı mücadeleyi kaybetseydi terörist olarak anılacaktı,
edit; bir örnek daha verelim (bkz: ebu gureyb cezaevi işkenceleri)
buradaki işkencelere maruz kalan insanlar bir şekilde tepki vermek isteyecekler maruz kalanların profilini düşünürsek birleşmiş milletlere gidip hak aramayacaklar, tabii ki ellerine silah alacaklar. bu teröristleri haklı kılmaz ama tepkiye neden olan etki asıl suçdur.
rahatsız edici görüntüler içermektedir
bu olayın baş suçlusu sabrina harman 6 aylık hapis cezası almıştır, bu kişiye ölüm cezası dahi verilse iktifa etmeyecek iken böyle komik bir ceza onun sadece emirleri uyguladığının bir yansımasıdır. böyle emirleri veren kurumsa devlet değil ancak terörist yetiştiricisi olur, oda teröristten daha âdidir.
devamını gör...
can sıkıntısı
aslında çok çok derin bir kavram olmasına rağmen üzerine çok çok az düşünülen bir kavram. (elbette görece.)
bu can sıkıntısı meselesini ilk kez fyodor mihayloviç dostoyevski'nin yeraltından notlar'ında kafama takmıştım. üzerinden epey vakit geçti okuyalı ama bu kavram hakkında söylemek istediklerim var.
insanın canının sıkılma nedenini varoluş savaşındaki bir avuntu olarak görüyorum. şöyle ki insan canı sıkılınca ne yapar? bir şeyler arar. yapacak bir şey bulmak ister. fakat bu şey, boş bir şey midir? hayır, anlamlı bir şey olmak zorundadır. en azından anlam kırıntısı barındırmalıdır. bana bir koridor boyu gidip gelmemi söyleseniz bunu yapmam. neticede sıkıcıdır. neden? çünkü anlamsızdır.
işte bizim varoluş savaşımızda da can sıkıntısı kavramı bizim bir avuntumuz. kendimizi can sıkıntısı adı altında avutuyoruz. çünkü bir şeylere anlam yüklemekte zorlanıyoruz. tam anlatamadım...
varoluş zaten sonu düşünülünce anlamsızdır. o yüzden de sürece odaklanılmalıdır. zaten bundan dolayı insan tüm tarihi süreç boyunca kendine oyunlar bulmuştur. elbette bu bulduğu oyunlar zaten hali hazırda olan oyunlar üzerine kuruludur. ne gibi? evrim gibi. insan bilinci ve doğa gibi. yani doğa yasaları ile insan doğası...
dolayısıyla insan kendince oyunlar türetme ihtiyacı duyar. basit bir örnekle futbol. aslında bakarsanız futbolun neticesinde hiçbir şey gerçekleşmiyor. yani aslında boş bir oyun bile denebilir. amaç ne? topu kaleye atmak basitçe. yine bir amaç var ama bu amaç sizce tüm hayat göz önüne alınırsa ne kadar büyük? hiç de büyük değil. basit ve hiç denebilecek bir şey. ama işte insanevladı can sıkıntısından, anlam arayışından dolayı bir şeylerle uğraşma derdine düşüyor. ilk başta futbol yoktu belki ama başka türlü şeyler vardı. antropologlar daha iyi anlatır herhalde bunu.
ve tabii futbol sonucu da ödüller bilmem neler veriliyor. bu da kapitalist sitemle doğan doğal bir şey. yapacak bir şey yok. insanın canı sıkılır, çünkü anlam arar. neticede futbol oynar. topa vurur, gol olur. sonra? hiçbir şey olmaz. para kazanır o futbolcu. sonra evine, çocuklarına döner. yaşamaya devam eder. ardından? ardındansa bu döngü devam eder. ta ki futbolcu ölene kadar.
aslında hayat da bundan ibaret. bu sistem bunu gerektiriyor. belki de tüm ekonomik sistemler bu can sıkıntısından doğmuştur. kim bilir?
bu can sıkıntısı meselesini ilk kez fyodor mihayloviç dostoyevski'nin yeraltından notlar'ında kafama takmıştım. üzerinden epey vakit geçti okuyalı ama bu kavram hakkında söylemek istediklerim var.
insanın canının sıkılma nedenini varoluş savaşındaki bir avuntu olarak görüyorum. şöyle ki insan canı sıkılınca ne yapar? bir şeyler arar. yapacak bir şey bulmak ister. fakat bu şey, boş bir şey midir? hayır, anlamlı bir şey olmak zorundadır. en azından anlam kırıntısı barındırmalıdır. bana bir koridor boyu gidip gelmemi söyleseniz bunu yapmam. neticede sıkıcıdır. neden? çünkü anlamsızdır.
işte bizim varoluş savaşımızda da can sıkıntısı kavramı bizim bir avuntumuz. kendimizi can sıkıntısı adı altında avutuyoruz. çünkü bir şeylere anlam yüklemekte zorlanıyoruz. tam anlatamadım...
varoluş zaten sonu düşünülünce anlamsızdır. o yüzden de sürece odaklanılmalıdır. zaten bundan dolayı insan tüm tarihi süreç boyunca kendine oyunlar bulmuştur. elbette bu bulduğu oyunlar zaten hali hazırda olan oyunlar üzerine kuruludur. ne gibi? evrim gibi. insan bilinci ve doğa gibi. yani doğa yasaları ile insan doğası...
dolayısıyla insan kendince oyunlar türetme ihtiyacı duyar. basit bir örnekle futbol. aslında bakarsanız futbolun neticesinde hiçbir şey gerçekleşmiyor. yani aslında boş bir oyun bile denebilir. amaç ne? topu kaleye atmak basitçe. yine bir amaç var ama bu amaç sizce tüm hayat göz önüne alınırsa ne kadar büyük? hiç de büyük değil. basit ve hiç denebilecek bir şey. ama işte insanevladı can sıkıntısından, anlam arayışından dolayı bir şeylerle uğraşma derdine düşüyor. ilk başta futbol yoktu belki ama başka türlü şeyler vardı. antropologlar daha iyi anlatır herhalde bunu.
ve tabii futbol sonucu da ödüller bilmem neler veriliyor. bu da kapitalist sitemle doğan doğal bir şey. yapacak bir şey yok. insanın canı sıkılır, çünkü anlam arar. neticede futbol oynar. topa vurur, gol olur. sonra? hiçbir şey olmaz. para kazanır o futbolcu. sonra evine, çocuklarına döner. yaşamaya devam eder. ardından? ardındansa bu döngü devam eder. ta ki futbolcu ölene kadar.
aslında hayat da bundan ibaret. bu sistem bunu gerektiriyor. belki de tüm ekonomik sistemler bu can sıkıntısından doğmuştur. kim bilir?
devamını gör...
ekşi sözlük'ten başlık çalmak
kafa sporudur.
edit: başlığı çaldıktan sonra tanımını kendi yapsa gam yemeyeceğimdir. bari enpopüler tanımı çalma be yazar(ımsı). ss alıp ifşaladığımda itinayla entarisini alıp gitmektedir bu yazarımsılar. olsun. ss orada dursun. belki utanır. (sanmam)
büdüt: örnekler #319757 - #319631 - #110423 - #110547
edit: başlığı çaldıktan sonra tanımını kendi yapsa gam yemeyeceğimdir. bari enpopüler tanımı çalma be yazar(ımsı). ss alıp ifşaladığımda itinayla entarisini alıp gitmektedir bu yazarımsılar. olsun. ss orada dursun. belki utanır. (sanmam)
büdüt: örnekler #319757 - #319631 - #110423 - #110547
devamını gör...
mutlak idealizm
fichte'nin öznel idealizmini alıp ''her şeyin felsefesi'' olarak mutlak idealizm'i* geliştirmiş*. geçtiğimiz yy'da hangi metafizik tenkidi varsa hepsi hegel'edir.
hegel kendi kavramsal çerçevesiyle -ve özellikle almancanın da etkisiyle- okunması ciddi zorluk içeren bi felsefeci abimiz. felsefesinin başka dillere tercümesi ciddi problemler doğurmakta. zira hegel, kant, heidegger gibileri öyle kavramlar üretmişler ki mabadlarından, almanlar bile trene bakar gibi bakmışlar. biz şimdi gariban gibi tercümelerden okuyup anlamaya çalışıyoruz. millet de çıkmış piyasaya ''tercüme mümkündür'' diyo. salla babacım salla. al sana geisteswissenschaften. hadi çevir bakalım ne diye çeviricen. çevirsen çevirsen beşeri bilimler diye çevirirsin. yok arkadaşlar, bazı kelimelerin ve kavramların diğer dillerde karşılığı yok. şaşırmayalım buna. çok merak ediyosak, ahkam kesmek yerine gidip dilini öğrenelim. neyse çok uzattım. o embesil m.sikkofield'ın yazılarına dönecek sonra allah korusun.
hegel'e göre gerçekliğin tamamı ancak ve ancak mutlak zihinle* anlaşılabilir. -mutlak zihin için (bkz: geist)- her filozof gibi hegel de kendisinden önceki metafizik anlayışlara bi güzel gömer. hepsinde eksiklik vardır. çünkü hegel'e göre geist, kendisini zamanla dünyada daha da anlaşılır kılmaktaydı. bu aynı zamanda determine bi tarih felsefesi de barındırır. geist'in anlaşılır hale gelmesi ise daha sınırlı ve daha sığ olan varoluş biçimlerinin ortadan kaldırılarak daha donanımlı bi varoluşun ortaya çıkışıyla mümkündür. bu açıdan dünya evrimsel bir sürecin içindedir. keza dünyanın farklı evreler boyunca devam eden 'tekamülü' hegel'e göre aklın dünyadaki yolcuğuludur. dünyanın başından bu yana yapılan salt fiziksel olan açıklamalar hep çelişkilere yol açtı. bu sebeple rasyonel bi açıklama için fiziksel olmayan açıklamalar da yapmak gerekir. hegel'e göre dünyadaki her tarihi evrede bu açıklama daha tutarlı bi şekile betimlenmekte. ayrıca geist'in gelişme süreci mantıksal da bir süreçtir. yani diyalektiktir. evrene dair çelişik olan bilgiler diyalektik yoluyla düzenlenir. (çelişen iki teorinin ortak doğruluklarının alınıp bir sentez yapılması gibi(u: kuantum vs genel görelilik = the theory of everything)) evrene dair kavrayışımız işte bu şekilde gerçekleşir. felsefe tarihi işte bu gelişmeyi, diyalektik süreci ve geist'in anlaşılmasını anlatır. geist tamamen rasyonel hale geldiğinde, geist'in doğasını ifade eden bir düşünce sistemi onun olduğu şeyle özdeş hale gelecek, tam düşünce ve tam varlık bir ve aynı olacaktır.
son olarak, hegel kendi düşüncesini, varlığın bütünlüğünü kapsayan nihai anlayış olarak gördüğü gibi, almanları da diyalektik sürecin beşeri düzeydeki nihai topluluğu olarak gördü.
hegel kendi kavramsal çerçevesiyle -ve özellikle almancanın da etkisiyle- okunması ciddi zorluk içeren bi felsefeci abimiz. felsefesinin başka dillere tercümesi ciddi problemler doğurmakta. zira hegel, kant, heidegger gibileri öyle kavramlar üretmişler ki mabadlarından, almanlar bile trene bakar gibi bakmışlar. biz şimdi gariban gibi tercümelerden okuyup anlamaya çalışıyoruz. millet de çıkmış piyasaya ''tercüme mümkündür'' diyo. salla babacım salla. al sana geisteswissenschaften. hadi çevir bakalım ne diye çeviricen. çevirsen çevirsen beşeri bilimler diye çevirirsin. yok arkadaşlar, bazı kelimelerin ve kavramların diğer dillerde karşılığı yok. şaşırmayalım buna. çok merak ediyosak, ahkam kesmek yerine gidip dilini öğrenelim. neyse çok uzattım. o embesil m.sikkofield'ın yazılarına dönecek sonra allah korusun.
hegel'e göre gerçekliğin tamamı ancak ve ancak mutlak zihinle* anlaşılabilir. -mutlak zihin için (bkz: geist)- her filozof gibi hegel de kendisinden önceki metafizik anlayışlara bi güzel gömer. hepsinde eksiklik vardır. çünkü hegel'e göre geist, kendisini zamanla dünyada daha da anlaşılır kılmaktaydı. bu aynı zamanda determine bi tarih felsefesi de barındırır. geist'in anlaşılır hale gelmesi ise daha sınırlı ve daha sığ olan varoluş biçimlerinin ortadan kaldırılarak daha donanımlı bi varoluşun ortaya çıkışıyla mümkündür. bu açıdan dünya evrimsel bir sürecin içindedir. keza dünyanın farklı evreler boyunca devam eden 'tekamülü' hegel'e göre aklın dünyadaki yolcuğuludur. dünyanın başından bu yana yapılan salt fiziksel olan açıklamalar hep çelişkilere yol açtı. bu sebeple rasyonel bi açıklama için fiziksel olmayan açıklamalar da yapmak gerekir. hegel'e göre dünyadaki her tarihi evrede bu açıklama daha tutarlı bi şekile betimlenmekte. ayrıca geist'in gelişme süreci mantıksal da bir süreçtir. yani diyalektiktir. evrene dair çelişik olan bilgiler diyalektik yoluyla düzenlenir. (çelişen iki teorinin ortak doğruluklarının alınıp bir sentez yapılması gibi(u: kuantum vs genel görelilik = the theory of everything)) evrene dair kavrayışımız işte bu şekilde gerçekleşir. felsefe tarihi işte bu gelişmeyi, diyalektik süreci ve geist'in anlaşılmasını anlatır. geist tamamen rasyonel hale geldiğinde, geist'in doğasını ifade eden bir düşünce sistemi onun olduğu şeyle özdeş hale gelecek, tam düşünce ve tam varlık bir ve aynı olacaktır.
son olarak, hegel kendi düşüncesini, varlığın bütünlüğünü kapsayan nihai anlayış olarak gördüğü gibi, almanları da diyalektik sürecin beşeri düzeydeki nihai topluluğu olarak gördü.
devamını gör...
dondurmada en iyi ikili
vişne-limon yazanlara bastım beğeniyi, elbette vişne-limon...
devamını gör...
yazarların çocukken en çok korktuğu şeyler
karanlıktan çok korkardım. şimdi daha da çok korkuyorum. hem gerçek anlamından hem de mecazından.
bir de palyaçolardan korkardım sanırım. televizyona yakından baktığım bir esnada ekrana yakından bakmayın, uzaklaşın! tarzında bir uyarıyla neye uğradığımı şaşırmıştım. bu kısım komik tabiki.
bir de palyaçolardan korkardım sanırım. televizyona yakından baktığım bir esnada ekrana yakından bakmayın, uzaklaşın! tarzında bir uyarıyla neye uğradığımı şaşırmıştım. bu kısım komik tabiki.
devamını gör...
arada bir gelen instagram'ı kapatma isteği
takip ettiğim bazı profiller var. spor, sokak hayvanları, edebiyat, müzik, karikatür üzerine... son aylarda motivasyon için spor ağırlıklı sayfaları takip ediyorum. bunun dışında eski çevrem mevcut yeni çok az insan ekliyorum ya da kabul ediyorum.
bir ara pek aktif kullanırdım. son yıllarda pek tercih etmiyorum. ara ara işte duruma göre paylaşım yapıyorum. en son bir sokak köpeği sahiplendime ilanı paylaşmışım. birde bir kedi için yardım kampanyası başlattık onu da storiye atmıştım.

böyle şeyler için işe yarıyor gerçekten. bunun dışında sürekli takip isteği gelmesi sinir bozuyor. özellikle takibi kaldırdığınız kişilerin tekrar tekrar atması. sonu engel. mesaj alımım zaten kapalı. açık olduğu zamanlar sürekli merhaba mesajı geliyordu. bu bana ya da kadınlara özel bir durum değil tabi. erkek arkadaşlara da geliyordur illa. garip bir yer. ama evet bu kadar kısıtlı kullanmama rağmen ben bile ara ara kapatıyorum. kapatın gitsin. az kafanızı dinleyin.
bir ara pek aktif kullanırdım. son yıllarda pek tercih etmiyorum. ara ara işte duruma göre paylaşım yapıyorum. en son bir sokak köpeği sahiplendime ilanı paylaşmışım. birde bir kedi için yardım kampanyası başlattık onu da storiye atmıştım.


böyle şeyler için işe yarıyor gerçekten. bunun dışında sürekli takip isteği gelmesi sinir bozuyor. özellikle takibi kaldırdığınız kişilerin tekrar tekrar atması. sonu engel. mesaj alımım zaten kapalı. açık olduğu zamanlar sürekli merhaba mesajı geliyordu. bu bana ya da kadınlara özel bir durum değil tabi. erkek arkadaşlara da geliyordur illa. garip bir yer. ama evet bu kadar kısıtlı kullanmama rağmen ben bile ara ara kapatıyorum. kapatın gitsin. az kafanızı dinleyin.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
devamını gör...
gide gide bir söğüde dayandım
adana yöresine ait 2/4 lük bir türküdür. sözleri oldukça etkileyicidir, sözlerinde bahsi geçen çadır muhtemelen bir yörük çadırıdır. "uğrun uğrun ararım" cümlesinde geçen uğrun, gizlice demektir.
gide gide bir söğüde dayandım dayandım
o söğüdün allarına boyandım gelin boyandım
o söğüdün allarına boyandım gelin boyandım
ben o yare dağlar kadar güvendim güvendim
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi
ölem ben ölem ben
kurban olam ağzındaki
dile ben gelin dile ben
ölem ben ölem ben
kurban olam ağzındaki
dile ben gelin dile ben
yüce dağlar size var mı zararım zararım
yar yitirdim uğrun uğrun ararım gelin ararım
yar yitirdim uğrun uğrun ararım gelin ararım
ben o yari her gelenden sorarım sorarım
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi
ölem ben ölem ben
kurban olam ağzındaki
dile ben gelin dile ben
ölem ben ölem ben
kurban olam ağzındaki
dile ben gelin dile ben
pek çok kişi söylemiş olsa da ben ayfer vardar'dan dinlemeyi çok seviyorum:
gide gide bir söğüde dayandım dayandım
o söğüdün allarına boyandım gelin boyandım
o söğüdün allarına boyandım gelin boyandım
ben o yare dağlar kadar güvendim güvendim
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi
ölem ben ölem ben
kurban olam ağzındaki
dile ben gelin dile ben
ölem ben ölem ben
kurban olam ağzındaki
dile ben gelin dile ben
yüce dağlar size var mı zararım zararım
yar yitirdim uğrun uğrun ararım gelin ararım
yar yitirdim uğrun uğrun ararım gelin ararım
ben o yari her gelenden sorarım sorarım
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi
ölem ben ölem ben
kurban olam ağzındaki
dile ben gelin dile ben
ölem ben ölem ben
kurban olam ağzındaki
dile ben gelin dile ben
pek çok kişi söylemiş olsa da ben ayfer vardar'dan dinlemeyi çok seviyorum:
devamını gör...
insanlar ikiye ayrılır
mecburen hayatımızda olanlar ve tercihen hayatımızda olanlar.
devamını gör...
şefaat
evliya çelebi’nin yanlış söyleyip “seyahat” diyerek ömrü boyunca gezmesine vesile olmuş kelime.
devamını gör...
insanlar en çok nasıl yaralanıyor sorusu
şahsen kapanmayan gönül yaraları ile .
devamını gör...



