ılık esen imbat ın,
kahve tadındaki müziği günü özetlesin
buradan
devamını gör...

artı oy vermeyen yazarlara öğretilmesi gereken eylemdir. tıklayın lan hayalet herifler.
devamını gör...

sivaslı olmaları her zaman işe yaramayan ülkemiz insanlarıdır.

devamını gör...

hoş geldin minigim ^^

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

20 kasım 2020 tarihinde özveri ve emekle yaptığım ve içine sevgimi kattığım kurabiyelerimi, kafasözlük'te vakit geçirirken vakti unutmam ve yakmam sonucu talep ettiğim tazminattır. ey franklin, ey moderatörler; bu kurabiyeyi kim yesin şimdi?

fecaatin görseli

(bkz: sarı bez)
edit: eyluling hanım'dan postpandemi kurabiye partisi teklifi aldım, moderatörler çalışıyor. bir bilen'e de sokak hayvanlarını ve beni düşündüğü için sevgiler.
devamını gör...

evet sayın yazarlar hepinizden pratik bir yemek tarifi bekliyorum. ben başlıyorum (bkz: çılbır) ile:

çılbır tarifi malzemeleri:
6 bardak su
3 yumurta
1 kaşık üzüm sirkesi
3 kaşık yoğurt
1 diş sarımsak
2 tatlı kaşığı tereyağ
pulbiber - kekik - tuz

1. suyu derin bir kaba ekleyin ve fokurdamaya başlar başlamaz altını kısın.

2. kaynayan suya sirke ekleyin ve kaşık yardımıyla bir girdap. oluşturarak içine yumurtaları kırın.

3. yumurtaların eşit bir şekilde pişmesi için ara ara karıştırarak beyazları yumurtanın etrafına toplayın.

4. yumurta sarıları sulu beyazlar tam pişmiş olmalıdır. 3-4 dakika pişirmeniz yeterli olacaktır.

5. yumurtaları servis tabağına alın.

6. bir kasede yoğurdu karıştırın ve sarımsakları rendeleyerek içine ekleyin.

7. küçük bir tavada tereyağını ekleyin ve içine nane ve pulbiberi ekleyin.

8. pişmiş olan poşe yumurtaların üzerine önce yoğurdu sonra da tereyağı ekleyin

9. işte hazır.

kaynak.
devamını gör...

hep kafamı karıştırıyor şu iş. önce suyu mu koymalı yoksa çayı mı?

böyle çayı bile içerken 3-4 defa düşeneceğiniz bir kahvenin sahibi söylemişti. "önce suyunu koyacaksın kardeşim, diğer türlü haşlanır çay" diye. "doğrudur abi peki içine karbonatta koyalım mı? "diye sormuştum bi keresinde. pssshie diye gülüp adisyona 3 çizik daha atmıştı.

dişleri sarının en koyusu, elleri siğil içinde bi abiydi işte. belki dişlerini biraz kazısanız alt katmanlarda samsun veya maltepe marka sigarayı bile bulabilirdiniz. öyle bir abiydi, adisyona fazla çizik atar, hep kahvede işlerin kötü gittiğinden, bu gidişle batacağını söylerdi. işin garibi seneler boyunca hiç batmadı aksine 2 tane daha kahve açtı. garip ve iyi bir abiydi

üniversite okurken ev arkadaşım çay demlerken demlik kapağının aralık bırakılması gerektiğini söylerdi. ülkü ocaklarında çaycılık yapmış bir dönem. orda öğrenmiş bu taktiği. çay hava aldığı için daha hızlı demlenirmiş. iyi çocuktu, evde kova yapar sokakta bulduğu iti köpeğe eve getirirdi. onunla doğru dürüst hiç kavga etmedim. çok parasız günler geçirdik beraber ama çayımız hep vardı.

kürt bir arkadaşım kaçak çay dışında çay içmezdi mesela. ona göre ideal çay kaçak olmalıydı. kafeye gittiğimiz zaman önce kendine çay söylerdi. çaydan bir yudum alır kaçak değilse içmezdi. geri gönderip yerine kahve söylerdi. hiç unutmam bol sütlü şekerli kahve. kahveye uzaktan bakınca bile şeker kokusunu alırdınız. öyle bi çocuktu o da işte. kavgam olsa ilk onu çağırırdım herhalde. elleri kocamandı.

hiç anlamamışımdır mesela o kaçak çayı. "ırak'ta, iran'da bu çay nasıl yetişir? oralar hep çöl değil mi? çay sulak yerde büyümez mi abdullah sen söyle kardeşim bu çay nerden geliyor?" dedim bikeresinde. "ne bilim gardaş geliyo işte" demişti. geliyordu işte ne farkeder.

çayın ideali nasıl olur bilmiyorum. kendimi bildim bileli çay memleketten gelir bizim. anne tarafı karadenizli. galiba en iyi çay annemin demlediği çay. insanlar bize çayımızı içmeye gelir çünkü. çayımız iyi olmasa neden gelsinler ki?

aslında kahve hepsinden güzelde bakma sen kahve pahalı.
devamını gör...

programmable logic controller' ın kısatmasıdır. türkçeye programlanabilir mantıksal denetleyici veya programlanabilir lojik kontrolör diye çevirebiliriz. plc içine yüklediğiniz program neticesinde çıkışlarından kontrol sağlayan otomatik bir araçtır. monitör ve klavyesi olmayan bilgisayarda diyebilliriz bunlara. 1968 de ilk kez kullanılmaya başlanmış, şöyle bir şey:

plc’ lerden önce kontaktör röle ile devrelerde kontrol sağlanmaktaydı. bu ikisi de (çok detaya girmeden anlatırsak) üzerinden elektrik geçerek devreyi açıp kapayan kontrol elemanlarıdır. devrelerde bunlar çok fazla kullanıldığı için bir arıza durumunda arızayı takip edip bulmak ve yenisi ile değiştirmek hem zahmetli hem de masraflıydı. ayrıca sistemi değiştirmek istediğinizde epey uğraşmak gerekiyordu.

plc de ise yüklü olan program sayesinde, girişten gelen sinyal kendi içinde işlenerek sanki fiziki bir devre var da onun içindeki kontaktör röleler çalışıyormuş gibi işlem yapar. eskiden devrede çok fazla kontaktör, röle v.s kullanılırken plc devresiyle bu bir kaç taneye düşürülmüştür. kullanılan malzeme azaltılıp ekonomik yönden bir iyileştirme yapılmıştır. böylece herhangi bir değişiklikte devrenin tamamen değiştirilmesi önlenmiştir ve büyük bir zaman tasarrufu sağlanmıştır. plc lerin eski tip röleli sistemlere göre avantajları şöyle sıralanabilir:

- her şeyden önce kompakt bir yapıda olduklarından kötü çevre koşullarında, özellikle tozlu ortamlarda, röleli kumanda devrelerine göre daha güvenlidir.
- güvenilirliği yüksek, bakımı kolaydır. devrelerde arıza aramayı kolaylaştırır.
- bilgisayarla ve diğer kontrolörle haberleşme olanağı vardır. bu özelliği, bilgisayarlı otomasyon işlemine olanak sağlar.
- arıza yapma ihtimali azdır. bir plc için arızalar arası ortalama süre yaklaşık olarak 8.000 saattir.
- kontrol devresinin işlevi yazılımla sağlandığından, kontrol devresini tasarlamak, röleli bir devrenin tasarımından daha kolaydır.
- bütün kontrol işlevleri yazılımla gerçekleştiğinden, farklı uygulama ve çalışma programlarını sağlamak son derece kolaydır ve donanımın değiştirilmesine gerek kalmaksızın yazılımın değiştirilmesi yeterlidir.
- röleli kontrol devrelerine göre çok daha az yer kaplarlar.
devamını gör...

emevi ve abbasilerin, devlet politikası haline getirdiği arap milliyetçiliği, kuranın hükümlerini, dinin temel prensiplerini ve hatta kuranda anlatılan tanrı profilini dahi arap milliyetçiliği üzerinden yorumlayan bir fıkıh anlayışı ortaya çıkarmıştır.
bu anlayış;
"allah'ın dili arapçadır."
"islamın dili arapçadır."
"cennette arapça konuşulacak." gibi dayanağı olmayan iddiaları
"kurulacak çok uluslu bir islam medeniyetinin dili de arapça olmalıdır." sonucuna bağlayarak bu arapça dayatmasını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. bu iddialara islamın en öncül kaynağı olan kur'an-ı kerim üzerinden cevap vermek gerekir.

birinci iddia hz. muhammet'in arapça konuşuyor olması. ku'ran-ı kerim bize bir çok yerde peygamberin bir millete değil alemlere gönderildiğini ifade eder.
"seni alemlere şefkat(rahmet) olarak gönderdik."(enbiya 107)
yüce yaratan'ın insanlarla iletişim kurmasına vesile olacak olan elçinin onu dinleyecek toplulukla farklı bir dili konuşması düşünülemezdi. insanlar kendilerinin muhatap oldukları emir ve yasakları, uyarıları anlamadan bu noktada bir hesaplaşmaya tabi tutulamazdı.
-ki bugünün müslümanlarının kendilerini bir çok emir ve yasaklara muhatap olarak görmemeleri de bu şekilde açıklanabilir-

yani peygamberin arapça konuşması arapçanın kutsallığına değil yaratıcının insanlarla anladıkları dilde iletişim kurduğu sonucuna bağlanmalıdır.
"onlar ki, dünya hayatını severek ahirete tercih ederler, insanları allah yolundan çevirirler ve o ona bir eğrilik bulmak isterler. işte onlar haktan uzak bir sapıklık içindedirler.
"halbuki her peygamberi ancak kendi kavminin lisanıyla gönderdik ki allah'ın emirlerini onlara açıklasın!" (ibrahim 4)
işte bu sebeple bütün peygamberler arapça konuşmuyordu.
hz. musa ibranice, hz.isa aramice konuşuyordu.diğer peygamberler de kendi kavimlerinin lisanlarıyla konuşuyorlardı. bunu televizyonlarda insanlara islamın hikayelerini(!) anlatarak para kazanan ve hz. adem'i anlatırken onu bile arapça konuşturanlara da hatırlatmak gerekir. galiba bu ayet peygamberlerin lisanlarının sebebini ve kuran'ın anlaşılmasını istemeyenlerin gerekçelerini açıkça dile getiriyor.

 ikinci bir iddia türkçe'nin arapçadaki kelimeleri karşılamadığı yönünde.
bu iddia çok geniş bir konu yelpazesinde kendine yer bulmaktadır. ibadetlerden, kuranın okunmasına kadar hemen her konuda bu iddia dile getirilmektedir. işin en üzücü tarafı ise bu iddia bir çok kişi tarafından
"arapça en zengin en güzel dildir. allah bu yüzden arapçayı tercih etmiştir" gibi bir sonuca bağlanmaktadır.
deniyor ki arapça'da bir kelime bazen onlarca anlama gelebildiği için çok zenginmiş. halbuki bu bir dilin zenginliğini değil fakirliğini gösterir. bir millet bir alandaki 10 nesneyi tek bir kelime ile ifade ediyorsa bu o milletin o alanda yeterince bilgi sahibi olmadığını gösterir. ki bu o milletin sosyal yapısıyla da ilgilidir. örneğin hayvancılıkla uğraşan bir milletin sadece at renklerini ifade eden 300'den fazla kelimesi mevcut olabilirken hayvancılıkla uğraşmayan bir millet bu renkleri 4 kelime ile ifade edebiliyor. şimdi bu hangi milletin dilinin zenginliğinin göstergesidir? eğer arapçadaki bir kelimenin türkçe karşılığı yok ise o kelime türkçe çeviride birden fazla kelime ile ifade edilebilir.
sonuç olarak bazı kelimeler türkçe'de tek kelime ile ifade edilemiyor diye kuran'ın tamamından feragat edip onu anlamadığımız dilde okumak kesinlikle mantık dışıdır. bu bizzat kuran'ın hükümlerine de terstir. çünkü kuran'da "biz onu arapça indirdik" ifadesinin geçtiği bütün ayetlerde bu anlaşılır olmaya bağlanmıştır.

"anlayasınız diye biz onu arapça bir kuran olarak indirdik." (yusuf 2)

peki türkçe ibadet mümkün müdür?
konunun başından beri de ifade ettiğimiz gibi tanrı, insanlığa sayfalar ve harfler değil mana indirmiştir. arap milliyetçiliği üzerinden islamı yorumlayan gelenek namazın bütün dünyada arapça kılınmasının onu evrenselleştirdiğini iddia etse de bu tanrı ile iletişim kurma noktasında arap olmayanlar için sadece bir prangadır.
islam ve ona ait ritüelleri evrenselleştirmenin tek yolu bütün insanların hz. muhammet'in anlattığı tek tanrıya anladıkları dil ile seslenmeleridir. ülkemizde, ulu önder mustafa kemal atatürk'ün dinde aydınlanma hareketi olarak niteleyebileceğimiz kuran'ın,hadislerin ve ezanın türkçeleştirilmesi devrimlerinin sadece 20 yıl kadar hayatta kalmasıyla milletimiz tanrı ile arasına tekrar arapçayı dolayısıyla hurafeleri, sahte şeyhleri koymuştur.
ülkemizdeki müslümanların neredeyse tamamının hanefi mezhebine mensup olduğunu göz önünde bulundurursak bu konuya da imam ebu hanife üzerinden delil getirmek en mantıklısı olacaktır.

imam ebu hanife'ye göre kuran lafız olarak, yani arapça olarak değil, mana olarak kuran idi. bu nedenle de arapça okunduğu gibi farsça da -dolayısıyla türkçe de- okunabilirdi. bir insan arapça'yı bilse de kendi dilinde ibadet edebilirdi. imam ebu hanife bu fikrini ise bizzat peygamber dönemine dayandırıyordu. iranlılar, hz. muhammet'in arkadaşlarından selman-ı farisi'ye bir mektup yazmışlar ve arapçayı bilmediklerini, namazda okumak üzere kendilerine fatiha suresini farsçaya tercüme etmesini istemişlerdi. bunun üzerine selman-ı farisi de fatiha'yı farsçaya çevirerek gönderdi. iranlılar bunu namazlarında okudular. bu bilgi, hanefi ekolünün en güvenilir kaynaklarında sıklıkla ifade edilir.

islamı arap dini olarak gören çevreler, imam ebu hanife'nin bu görüşlerinden rahatsız oldukları için onun ölümünün hemen ardından onun ağzıyla bu fikri yok etmeye çalışmışlardır. nuh ibni meryem, ebu hanife öldükten sonra "onun bu görüşünden vazgeçtiğini" onun ağzıyla rivayet etmiştir. müslümanlar bu rivayete dört elle sarılmış ve çeviri ile namaz kılınamayacağını büyük bir şiddetle savunmaya başlamışlardır. halbuki nuh ibni meryem, ebu hanife'den önce hadis bilginleri tarafından bizzat hz. muhammet'in ağzıyla hadis uydurduğu için "kazip" yani yalancı olarak belirlenmiştir. ebu hanife bu görüşünden hiçbir zaman ayrılmamıştır. onun iki önemli talebesi olan ebu yusuf ve ebu muhammet'in görüşleri de : "namazı arapça bilen arapça kılar, arapça bilmeyen ise kendi dilinde kılabilirdi." şeklindedir.
burada şunu ifade etmek gerekir ki, arapçayı bilmekten kasıt o lisanı bilmektir. yoksa o dilin anlamını idrak etmeden okunuşunu bilmek, arapça bilmek manasına gelmez.
  diğer bazı islam kaynaklarında da bu konu ile ilgili bir çok deliller vardır. tahavi şerhi'nin 217. sayfasında ve hazin tefsirinin 725. sayfasında kısaca anadilde ibadet mümkündür denmektedir.

konuyu saptırmadan ilginç bir bilgiyi de dipnot olarak paylaşalım. hanefilerin en güvenilir kaynaklarından olan mebsut'ta daha da enteresan bir görüş zikredilmiştir. buna göre; "eğer allah'ın sözü olduğundan şüphe edilmez ise, bozulmadığına dair delil var ise tevrat ve incil'in bölümlerinin bile namazda okunmasında sakınca yoktur."

sonuç olarak ;büyük türk mütefekkiri, türkiye cumhuriyeti'nin kurucu zihniyetinin öncülerinden ziya gökalp'in , din kitaplarının ve hutbelerle vaazların türkçe okunması düşüncesi kesinlikle siyasi bir duruş olarak görülememelidir.
ziya gökalp'in bu duruşu kimseyi rahatsız edemez ve etmemelidir. türk milletine ve diğer milletlere bu hak bizzat ulu tanrı ya da diğer deyişle cenab-ı allah tarafından verilmiştir. hal böyleyken bir milleti bilmediği bir dile hapsetmek en hafif tabir ile ırkçılıktır. üstelik dinde türkçeye karşı çıkan çevrelerin peygamber, abdest,namaz gibi farsça kelimelere de arapça gibi kutsaliyet atfetmeleri bu tepkilerin ne kadar sığ olduğunun göstegesidir.
öztürkçe tanrı kelimesini türk milletinin dilinden sökmeye çalışırken yine farsça huda kelimesini sakıncalı görmemek tam olarak siyasi bir duruştur. dinin anadilde yaşanmasına karşı çıkmak, ülkemizde son yıllarda sıkça başvurulan din istismarına da kapı açar. bazı çevrelerin kuran'ın insanlar tarafından anlaşılmasını "sen okuma,okusan da anlamazsın,sapıtırsın" gibi söylemlerle tehlikeli göstermelerinin sebebi, zümer suresi 3. ayeti olsa gerek. çünkü bu ayette yüce yaratan bizlere çok önemli bir uyarıda bulunmaktadır.
"dikkat edin! gerçek din, sadece allah'a mahsusdur. ondan başkasını kendilerine dostlar edinenler ise: biz onlara sadece bizi allah'a daha fazla yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz derler."
bu size bir şeyleri yada birilerini hatırlatmış olabilir...
bizler bugün malesef konuştuğu cümlelere ingilizce  kelimeler serpiştirerek modern görünmeye çalışanlarla, konuştuğu cümlelere arapça kelimeler serpiştirerek dindar görünmeye çalışanlar arasında türkçe konuşma savaşı vermekteyiz.
milletimiz anladığı dilde tanrı ile iletişim kurduğunda, anladığı dilde namaza çağırıldığında, tanrı sözlerini anlamadıkları bir dilde sevap kazanmak için değil, anladıkları dilde "anlamak" için okuduğunda önce kendini sonra geleceğini kurtaracaktır prangalardan.

"göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da allah'ın delillerindendir. şüphesiz bunda bilenler için elbette alınacak dersler vardır." (rum,22)
 
tanrı esenliği üstünüze olsun...

edit: pek dindar bir adam sayılmam. sadece konuya ilgiliyim.
milliyetçi olduğumu da düşünebilirsiniz.
fakat unutmayın milliyetçilik iç güdüsel bir olaydır.
burada milliyetçilik yaptıysam bile bu ofansif değil defansif bir milliyetçiliktir.
yani din üzerinden yapılan arap ırkçılığına karşı kendimi savundum sadece.
devamını gör...

şimdi ne söylesem savunuyormuşum gibi olacak ama meseleyi çocukların birbiriyle ilişkisine indirgediğimizde en azından hiçbir suçu olmayan küçücük çocukların ırkçılığa maruz kalmasının önüne geçmek için faydalı değil mi? sadece bir fikir. savunmuyorum. mevcut duruma olumlu tarafından bakmaya çalışıyorum.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kitriii isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

bir doğal taş.

''para taşı'' ve ''başarı taşı'' olarak da bilinir.

demir içeriğinden dolayı soluk bir sarı rengindedir.

latince ''citrina'' kelimesinden türemiştir.



ifade edilen faydaları ise şu şekildedir:

1)yılan sokmalarından korunmada yararlı olduğu düşünülür.

2)iletişimi geliştirir.

3)serveti çektiğine inanılır.

4)sarı renginden dolayı doğal taşı kullanan kişinin yaşamını parlak ışık enerjisiyle neşe doldurur.

5)sırt ağrısını hafifletir.

6)karaciğer, dalak, sindirim sistemi ve mesane ile ilgili problemlerle mücadele edebilecek olumlu bir etkiye sahip olduğu düşünülmektedir.

7)depresyon ve negatif enerjiyi uzaklaştırır.


kaynak.
devamını gör...

bir toplumu yukarıdan aşağıya doğru dindarlaştırmaya çalışırsanız, toplum da aşağıdan yukarıya doğru dinsizleşir.
devamını gör...

üst ekleme: maalesef kafa sözlük - kanserli çocuklara yardım etkinliği'nden kısa sürede daha fazla etkileşim almış güncelleme.

evet süper olmuş, iko yine farkını konuşturmuş.
devamını gör...

butonlarin hgs ile alakasi oldugunu dusunen yazar davranisidir, biz para kesmiyoruz, rahat olun demek istedigimdir*.

anadolu kapisina dayanan turklerin yaptigi gibi, bozguna ugratilmasi gereken butonlarin; yeni gelin ceyizi gibi kenarda beklemesi cok uzucu be.
devamını gör...

tdk'ya göre sevgi ile karışık azarlama sözü olarak geçen samimiyet ifadesidir.
devamını gör...

profilime girince anlık şok yaşadığım yazıdır. kendi kendime (bkz: elf gözlerin neler görüyor legolas) oldum.
dedim moderasyon kesin bir hata yaptı eli kaydı bunların nasıl oldu derken herkese yapılmış meğer günün anlam önemi belirten minik bir hediye.
devamını gör...

sesi ve oyunculuğu ayrı güzel sanatçı. demet evgar-farketmeden(offıcıal vıdeo)

devamını gör...

kırmızı kuşak.
düğün öncesi kına yakmak.
damat&gelin bohçası.
altın talep etmek. (zincir vs)
düğünden sonra el öpme ziyaretleri.
7 sülaleye hediye dağıtılması. (namazlık, tülbent, patik)
misafirleri kapıda karşılayarak düğünün yarısını kaçırmak.
sadıçlar.
devamını gör...

m.ö. 2000'lerde mezopotamya'da kurulmuş ve 1500 yıldan fazla hüküm sürmüş bir medeniyettir. ticarette yetkindiler ve anadolu'da bir çok kolonileri bulunmaktaydı. fetih hareketlerinde de bulunmuşlar, bugünkü filistin'de kurulu israil krallığını yıkıp yahudileri kendi topraklarının dört bir yanına sürgün bile etmişlerdi. babilliler bir yandan, medler bir yandan, kimmerler öbür yandan derken gelen giden çekiştire çekiştire bu devleti yok etmişlerdir. asurluların bugünkü torunları asuriler, süryaniler, keldaniler, nasturiler gibi değişik isimler ve mezhepler altında yaşamlarını sürdürmektedirler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim