hiç bitmeyecek sanılan şeyler
pandemi
devamını gör...
kadın yazariçelere daha fazla nickaltı girilmesi
erkek yazariçeler?
devamını gör...
24 mart 2021 covid-19 vaka sayısının 29 bin 762 olması
ağlamak istememe sebep olan durum.
devamını gör...
john locke
john locke: sessizlik abidesi, nesne sınıfı: keter
oxford'da okuduğu yıllar boyunca sessizlik abidesi olarak anılan locke, siyaset felsefesinde kilit bir öneme sahip bir kimsedir. thomas hobbes başlığındaki yazım tamamen bitmemişti ve muhtemelen locke hakkında yazdıklarımı da bitiremeyeceğim ama madem hobbes'tan bahsettim o halde locke'tan bahsetmenin de zamanı gelmiştir. (biraz da olsa.) konumuz siyaset felsefesi.
thomas hobbes vahşiydi. dünyasını, kurgulamış olduğu doğa durumunu güvensizlik ve korku üzerine inşa etmişti. ardından da insanların, gurur ve korkunun çekişmesinden doğan yaratık "leviathan"a yetkilerini bir sözleşmeyle devrettiğinden bahsetmişti. hatta makyavelist bir üslup geliştirip insan doğası'nın kötücüllüğünden söz etmişti. dolayısıyla anlıyoruz ki hobbes da birilerinden etkilenmiş. tıpkı locke'un hobbes'tan etkilendiği gibi.
tam olarak etkilendi diyemeyiz belki fakat locke, hobbes'un geliştirdiği doğa durumunu yumuşatan kişidir. daha liberal bir anayasal devlet teorisi geliştirdiğini söyleyebiliriz locke'un. seküler bir mutlakiyet doktrini geliştiren hobbes'un tam karşısına yerleştirebiliriz locke'un dinsel hoşgörüyle sentezlenmiş liberal anayasal teorisini.
locke için mülkiyet kavramı çok önemli bir kere. insanın mülkiyete yönelik doğal hakları olduğunu söyler ki biraz sonra doğa durumunda bu konuyu açacağım. locke için meşru yönetim, sınırlı yönetimdir ve rızaya dayalı yönetimdir. pek mutlak monarşi taraftarı olmasa da herhangi bir yönetim şekli sınırlı olması şartıyla pekala meşrudur. tiranlık bile...
ki bunun karşısında da direnme hakkı denen şeyi ortaya atar. sınırlı yönetimden sapan bir yönetim (örneğin bir tiran), kendi bireysel çıkarına göre hareket ediyorsa halk, bu kamu yararından uzaksallığa karşı direnebilir, devrim yapabilir. çünkü sözleşme yapılmıştır. fakat bu sözleşme thomas hobbes'un leviathan'ından farklıdır. bu sözleşmenin bir tarafıdır devlet. fakat leviathan'da her ne kadar geçenki yazıda da "sözleşme" demişsem de bir sözleşme yoktur. bir ahit vardır. tek taraflıdır. locke'unki ise tam anlamıyla bir sözleşmedir. ve eğer ki yönetim, yani egemen bu sözleşmeyi bozacak olursa ve sınırlarını halkın rızası aleyhine ihlal edecek olursa işte o zaman halkın yani yönetilenlerin direnme hakkı meşru hale gelecektir.
locke tam bir halk adamıdır denilebilir bu açıdan. zaten eserlerini de halkın anlaması için yazmıştır, filozoflar için değil.
locke'un doğa durumunda sivil otoritenin olmadığı bir durum vardır. bir özgürlük betimler bize. hobbes ve aristoteles'in tasvirlerinin aksine yönetme yönetilme durumu da söz konusu değildir.
hobbes herkesin herkesle savaştığı bir korku dünyası çizmişti. savaş vardı ve bu kaos halinden kurtulmak için insanlar haklarını leviathan'a devretmişti. aristoteles'te ise polis doğaldı ve varlığımız o toplumun üyesi olmakla gerçekleşiyordu.
locke daha farklı bir çerçeve çizer. hobbes'un fikrini evcilleştirmesi de bu yüzdendir. locke için doğa durumu dinsel bir hoşgörüye dayandırılabilir. ahlakidir, toplumsal bir düzeni buyurur. herkesin mülkü kendinedir. bu mülkiyet sözünü birazdan açacağım. çünkü mülkiyet denince sadece eşya anlaşılmamalı, özgürlüğümüz de anlaşılmalı.
doğa durumu, doğa kanunlarıyla barışı amaçlar. fakat buradaki barışı amaçlaması insanlarla beraber bir ölçüde bozulur. bir belirsizlik hakim olur ve ardından da bir huzursuzluk. buraya birazdan geliriz.
bütün bu "hoşgörü hali" aslında geleneksel bir yaklaşımdır da denebilir.
fakat sivil otoritenin olmadığından bahsedince bu doğa durumunu, ahlaki durumun da denetlenmesi söz konusu olamıyor. çünkü bir makam yok. dolayısıyla denetleyici olmadığından kaos doğuyor. bir güvensizlik doğuyor. ve bu güvensizlik zaman içinde doğa durumunu yozlaştırmaya başlar. bu durumda da bir iktidarın olmadığı toplumda yaşayan bireyler kendi kendilerinin hakimi, infazcısı hatta ve hatta tanrısı olur. ve hobbes'un bahsettiği o kaos, savaş hali doğmuş olur. niye? çünkü doğanın temel kanunudur insanların kendi kendisini koruması hakkı. ve bu durumda da bir sivil yönetime ihtiyaç duyulur.
o halde sorabilirsiniz: hobbes aslında locke mu? ya da locke, hobbes'un şekil değiştirmiş hali midir?
hayır. locke geleneksel bir dil kullanır. ayrıyeten hobbesçu bir dil de ullanır, kişinin güvenlik ihtiyacı bakımından.
en temel kavram locke için mülkiyettir.
mülkiyet çalışmamız sonucu elde ettiğimiz şeydir. bizler locke için mülk edinen hayvanlarızdır. ve sivil bir otoritenin olmadığı doğa durumunda mülkiyet, tüm insanlara ortak olarak verilmiştir. bu, ortak mülkiyettir. diğer yandan doğa durumunda özel bir çaba, emek harcayan insan ortaya özel mülkiyeti çıkarır. emek sayesinde doğanın bize verdiğinden fazlasını üretmiş oluruz ve üretimimiz kişinin özel hakkı haline gelir. locke bize tam olarak bunu söylüyor işte. emek, özel hakkın da mülkiyet hakkının da kaynağıdır. dolayısıyla doğal hukuk, özel mülkiyet hakkını öngören bir yapılanmadır. ve yönetim de bu hakkı güvence altına almak adına kurulmuştur. kim tarafından? rızasıyla bunu isteyen halk tarafından.
bütün bu anlattıklarımı ileriki zamanlarda tamamlayacak isim adam smith'tir. söylememe gerek yok gerçi, apaçık görülüyor. ticari bir devlet modeliyle karşı karşıyayız. locke bugüne kadar geri planda kalmış ekonomiyi, politikanın önüne geçirmeye çalışır aslında. dünya, çalışana ve rasyonel olana aittir., der.
emek neydi? emek her şeydi. toplum emek sayesinde yaratılmıştı. dolayısıyla mülkiyet edinmenin doğal sınırlarının da olmadığını söyler. para da ortaya çıktıktan sonra, sınırsız sermaye birikimiyle bir görev haline gelir adeta. çünkü olay ilahi bir egemenlik doktrinine de dayandırılabilir geleneksel bir tavırla. tanrı, dünyayı insanlara bahşetmiştir der çünkü. ve bunlar sonucunda da artık erdemle değil, ticaretle ilgilenmeye başlarız. locke'un inancına göre de zaten ticaret; insanı uysallaştırır, savaştan uzaklaştırır ve daha medeni yapar.
dolayısıyla devlet, işte bu ticaret halini korumayı amaçlayan bir varlık olarak ortaya çıkarılmıştır.
peki ya böyle bir piyasa ekonomisine geçişi ne meşru kılar?
bu kısımdan sonra hobbes'un gurur-korku çekişmesine benzer bir çekişmeden bahsedeceğiz: mülkiyet ve mülkiyet üzerine çıkan anlaşmazlıklar.
geri kalanını sonra yazarım. çok üşengecim. her yazıyı yarıda kesiyorum. *
yazının devamında bu sözleşmenin nasıl bir şey olduğundan falan bahseder, vatandaşlık mevzusuna değinir, mülkiyeti açar ve kuvvetler ayrılığından bahsederim.
oxford'da okuduğu yıllar boyunca sessizlik abidesi olarak anılan locke, siyaset felsefesinde kilit bir öneme sahip bir kimsedir. thomas hobbes başlığındaki yazım tamamen bitmemişti ve muhtemelen locke hakkında yazdıklarımı da bitiremeyeceğim ama madem hobbes'tan bahsettim o halde locke'tan bahsetmenin de zamanı gelmiştir. (biraz da olsa.) konumuz siyaset felsefesi.
thomas hobbes vahşiydi. dünyasını, kurgulamış olduğu doğa durumunu güvensizlik ve korku üzerine inşa etmişti. ardından da insanların, gurur ve korkunun çekişmesinden doğan yaratık "leviathan"a yetkilerini bir sözleşmeyle devrettiğinden bahsetmişti. hatta makyavelist bir üslup geliştirip insan doğası'nın kötücüllüğünden söz etmişti. dolayısıyla anlıyoruz ki hobbes da birilerinden etkilenmiş. tıpkı locke'un hobbes'tan etkilendiği gibi.
tam olarak etkilendi diyemeyiz belki fakat locke, hobbes'un geliştirdiği doğa durumunu yumuşatan kişidir. daha liberal bir anayasal devlet teorisi geliştirdiğini söyleyebiliriz locke'un. seküler bir mutlakiyet doktrini geliştiren hobbes'un tam karşısına yerleştirebiliriz locke'un dinsel hoşgörüyle sentezlenmiş liberal anayasal teorisini.
locke için mülkiyet kavramı çok önemli bir kere. insanın mülkiyete yönelik doğal hakları olduğunu söyler ki biraz sonra doğa durumunda bu konuyu açacağım. locke için meşru yönetim, sınırlı yönetimdir ve rızaya dayalı yönetimdir. pek mutlak monarşi taraftarı olmasa da herhangi bir yönetim şekli sınırlı olması şartıyla pekala meşrudur. tiranlık bile...
ki bunun karşısında da direnme hakkı denen şeyi ortaya atar. sınırlı yönetimden sapan bir yönetim (örneğin bir tiran), kendi bireysel çıkarına göre hareket ediyorsa halk, bu kamu yararından uzaksallığa karşı direnebilir, devrim yapabilir. çünkü sözleşme yapılmıştır. fakat bu sözleşme thomas hobbes'un leviathan'ından farklıdır. bu sözleşmenin bir tarafıdır devlet. fakat leviathan'da her ne kadar geçenki yazıda da "sözleşme" demişsem de bir sözleşme yoktur. bir ahit vardır. tek taraflıdır. locke'unki ise tam anlamıyla bir sözleşmedir. ve eğer ki yönetim, yani egemen bu sözleşmeyi bozacak olursa ve sınırlarını halkın rızası aleyhine ihlal edecek olursa işte o zaman halkın yani yönetilenlerin direnme hakkı meşru hale gelecektir.
locke tam bir halk adamıdır denilebilir bu açıdan. zaten eserlerini de halkın anlaması için yazmıştır, filozoflar için değil.
locke'un doğa durumunda sivil otoritenin olmadığı bir durum vardır. bir özgürlük betimler bize. hobbes ve aristoteles'in tasvirlerinin aksine yönetme yönetilme durumu da söz konusu değildir.
hobbes herkesin herkesle savaştığı bir korku dünyası çizmişti. savaş vardı ve bu kaos halinden kurtulmak için insanlar haklarını leviathan'a devretmişti. aristoteles'te ise polis doğaldı ve varlığımız o toplumun üyesi olmakla gerçekleşiyordu.
locke daha farklı bir çerçeve çizer. hobbes'un fikrini evcilleştirmesi de bu yüzdendir. locke için doğa durumu dinsel bir hoşgörüye dayandırılabilir. ahlakidir, toplumsal bir düzeni buyurur. herkesin mülkü kendinedir. bu mülkiyet sözünü birazdan açacağım. çünkü mülkiyet denince sadece eşya anlaşılmamalı, özgürlüğümüz de anlaşılmalı.
doğa durumu, doğa kanunlarıyla barışı amaçlar. fakat buradaki barışı amaçlaması insanlarla beraber bir ölçüde bozulur. bir belirsizlik hakim olur ve ardından da bir huzursuzluk. buraya birazdan geliriz.
bütün bu "hoşgörü hali" aslında geleneksel bir yaklaşımdır da denebilir.
fakat sivil otoritenin olmadığından bahsedince bu doğa durumunu, ahlaki durumun da denetlenmesi söz konusu olamıyor. çünkü bir makam yok. dolayısıyla denetleyici olmadığından kaos doğuyor. bir güvensizlik doğuyor. ve bu güvensizlik zaman içinde doğa durumunu yozlaştırmaya başlar. bu durumda da bir iktidarın olmadığı toplumda yaşayan bireyler kendi kendilerinin hakimi, infazcısı hatta ve hatta tanrısı olur. ve hobbes'un bahsettiği o kaos, savaş hali doğmuş olur. niye? çünkü doğanın temel kanunudur insanların kendi kendisini koruması hakkı. ve bu durumda da bir sivil yönetime ihtiyaç duyulur.
o halde sorabilirsiniz: hobbes aslında locke mu? ya da locke, hobbes'un şekil değiştirmiş hali midir?
hayır. locke geleneksel bir dil kullanır. ayrıyeten hobbesçu bir dil de ullanır, kişinin güvenlik ihtiyacı bakımından.
en temel kavram locke için mülkiyettir.
mülkiyet çalışmamız sonucu elde ettiğimiz şeydir. bizler locke için mülk edinen hayvanlarızdır. ve sivil bir otoritenin olmadığı doğa durumunda mülkiyet, tüm insanlara ortak olarak verilmiştir. bu, ortak mülkiyettir. diğer yandan doğa durumunda özel bir çaba, emek harcayan insan ortaya özel mülkiyeti çıkarır. emek sayesinde doğanın bize verdiğinden fazlasını üretmiş oluruz ve üretimimiz kişinin özel hakkı haline gelir. locke bize tam olarak bunu söylüyor işte. emek, özel hakkın da mülkiyet hakkının da kaynağıdır. dolayısıyla doğal hukuk, özel mülkiyet hakkını öngören bir yapılanmadır. ve yönetim de bu hakkı güvence altına almak adına kurulmuştur. kim tarafından? rızasıyla bunu isteyen halk tarafından.
bütün bu anlattıklarımı ileriki zamanlarda tamamlayacak isim adam smith'tir. söylememe gerek yok gerçi, apaçık görülüyor. ticari bir devlet modeliyle karşı karşıyayız. locke bugüne kadar geri planda kalmış ekonomiyi, politikanın önüne geçirmeye çalışır aslında. dünya, çalışana ve rasyonel olana aittir., der.
emek neydi? emek her şeydi. toplum emek sayesinde yaratılmıştı. dolayısıyla mülkiyet edinmenin doğal sınırlarının da olmadığını söyler. para da ortaya çıktıktan sonra, sınırsız sermaye birikimiyle bir görev haline gelir adeta. çünkü olay ilahi bir egemenlik doktrinine de dayandırılabilir geleneksel bir tavırla. tanrı, dünyayı insanlara bahşetmiştir der çünkü. ve bunlar sonucunda da artık erdemle değil, ticaretle ilgilenmeye başlarız. locke'un inancına göre de zaten ticaret; insanı uysallaştırır, savaştan uzaklaştırır ve daha medeni yapar.
dolayısıyla devlet, işte bu ticaret halini korumayı amaçlayan bir varlık olarak ortaya çıkarılmıştır.
peki ya böyle bir piyasa ekonomisine geçişi ne meşru kılar?
bu kısımdan sonra hobbes'un gurur-korku çekişmesine benzer bir çekişmeden bahsedeceğiz: mülkiyet ve mülkiyet üzerine çıkan anlaşmazlıklar.
geri kalanını sonra yazarım. çok üşengecim. her yazıyı yarıda kesiyorum. *
yazının devamında bu sözleşmenin nasıl bir şey olduğundan falan bahseder, vatandaşlık mevzusuna değinir, mülkiyeti açar ve kuvvetler ayrılığından bahsederim.
devamını gör...
sözlük yazarlarının takıntıları
cüzdan içinde paranın büyükten küçüğe doğru sıralı olacak şekilde (en dışta 200 en içte 5 gibi) iç içe katlanmış olarak cüzdanın sol tarafında, bozukların fermuarlu bozuk gözünde, kimliğin ise (eski kimlik olduğu için kredi kartı yerine sığmıyor) sağda durması. banka kartlarının da, kredi kartı gözünde, en üstte en çok kullandığım kart olacak şekilde sıralanmasıdır. çantada, ceplerde para taşımamak, 5 kuruşu bile cüzdanda taşımaktır.
diğer türlü kasaya gidince aradığımı şıp diye bulamazsam gözüm kaşım seğiriyor.
diğer türlü kasaya gidince aradığımı şıp diye bulamazsam gözüm kaşım seğiriyor.
devamını gör...
5 adet sosisin 20 tl olması
pahalı evet pahalı, ama sağlığınız açısından yemeyin ,evinize sokmayın, çocuklar dan uzak tutun, yedirmeyin , çocuklar için evde yapabileceğiniz tarifleri öğrenin.
devamını gör...
sevgiliyi kısıtlamak
(bkz: şiddet)
devamını gör...
kafa sözlük
herkesin kendi yoğurmak istediği bi hamur.
izin verilmeyince de aynı şeyleri tekrarlamak, devrimci görünmek gibi davranışlar gözlemliyoruz.
herkes kuralları kendisine göre esnetmek istiyor, ''ben orada küfür ettim ama sorun neden?'' gibi.
bu sorunları adam akıllı tartışmak yerine, başkalarına ''meriç'', moderasyona ''diktatör'' yakıştırması yapıp haksız duruma düşüyor bazıları.
zamanında ben de çokça kez eleştirdim, çok saçma başlıklar açtım ama hiçbir zaman tanımım sansüre uğramadı.
çünkü yazmam gereken formatı, kullanmam gereken üslubu biliyorum.
tamam, fikrini ifade ettin, belki de çok haklısın ama böyle ''küstüm gidiyorum!'' tavırları hoş mu?
aynı tanımı on başlık altına kopyalayınca eline ne geçecek sanıyorsun ki?
toplanın, gidiyoruz!
e tamam da nereye?
bir platformda sakince eleştirilmesi gereken onlarca durum varken küsüp terketmek burayı uludağ sözlük'e benzetir, lütfen sakin kalın.
henüz üç aylık bi platformdasınız, ayak uydurmanız herkes için en faydalı olan şey.
elinden geleni yap, vicdanını rahat edecek tarzda tanımını gir, format delen bir yazar varsa da şikayet et, bu kadar.
şikayette bulunduğum ve geri dönüş almadığım bir tanım, yazar yok.
neyi şikayet edeceğimi de biliyorum çünkü.
çözüm önerileri sunun, pasif agresif tanımlar girmeyin artık.
her gün bir başka yazar bu söylemlerde bulunuyor, anlayamıyorum artık.
ek: sorun, yazarların hamur yoğurma isteği değil, hamura su katan arkadaşları banlamayan arkadaşlardaymış.
bu tanımı giren şahıs bile küsüp gitti bu diyarlardan, öyle de fikirler değişken yani.
izin verilmeyince de aynı şeyleri tekrarlamak, devrimci görünmek gibi davranışlar gözlemliyoruz.
herkes kuralları kendisine göre esnetmek istiyor, ''ben orada küfür ettim ama sorun neden?'' gibi.
bu sorunları adam akıllı tartışmak yerine, başkalarına ''meriç'', moderasyona ''diktatör'' yakıştırması yapıp haksız duruma düşüyor bazıları.
zamanında ben de çokça kez eleştirdim, çok saçma başlıklar açtım ama hiçbir zaman tanımım sansüre uğramadı.
çünkü yazmam gereken formatı, kullanmam gereken üslubu biliyorum.
tamam, fikrini ifade ettin, belki de çok haklısın ama böyle ''küstüm gidiyorum!'' tavırları hoş mu?
aynı tanımı on başlık altına kopyalayınca eline ne geçecek sanıyorsun ki?
toplanın, gidiyoruz!
e tamam da nereye?
bir platformda sakince eleştirilmesi gereken onlarca durum varken küsüp terketmek burayı uludağ sözlük'e benzetir, lütfen sakin kalın.
henüz üç aylık bi platformdasınız, ayak uydurmanız herkes için en faydalı olan şey.
elinden geleni yap, vicdanını rahat edecek tarzda tanımını gir, format delen bir yazar varsa da şikayet et, bu kadar.
şikayette bulunduğum ve geri dönüş almadığım bir tanım, yazar yok.
neyi şikayet edeceğimi de biliyorum çünkü.
çözüm önerileri sunun, pasif agresif tanımlar girmeyin artık.
her gün bir başka yazar bu söylemlerde bulunuyor, anlayamıyorum artık.
ek: sorun, yazarların hamur yoğurma isteği değil, hamura su katan arkadaşları banlamayan arkadaşlardaymış.
bu tanımı giren şahıs bile küsüp gitti bu diyarlardan, öyle de fikirler değişken yani.
devamını gör...
berduş
başıboş kimse, serseri, evi barkı olmayan kişi anlamına gelen kelime.
alkolik anlamına gelmez.
alkolik anlamına gelmez.
devamını gör...
ağlamak için sudan sebepler bulmak
dizi izlerken aslında kendi yaşadığım iyi kötü şeyler anımsar ağlarım. soruncada diziden dolayı ağlıyorum derim.
devamını gör...
beğeni alınca mutlu olan yazar
aha bu ben işte
devamını gör...
erkek cinayetleri
aslında erkeklerin daha fazla cinayete kurban gidiyor olmasına karşın, bu şekilde isimlendirilmesi kavramsal olarak doğru olmayan cinayetlerdir.
sebebi; erkeklerin istisnai durumlar haricinde ve çok büyük bir çoğunlukla "erkek" olmalarının getirdiği sebeplerden değil başka nedenlerle öldürülüyor olmasıdır. karşılan kavga vb. olaylar, alacak verecek meselesi gibi bireysel nedenler gibi örneğin.
oysa kadınların öldürülmesine kadın cinayetleri adı verilmesinin nedeni bunun tam tersidir. yani kadınlar, en azından kadın cinayetleri bağlamında, genel olarak "kadın" olmanın getirdiği sebeplerden ötürü şiddete maruz kalır veya cinayete kurban giderler.
buradan da anlaşılacağı üzere bu konu, tamamen neden-sonuç ilişkisi ekseninde olup konunun cinsiyet savaşları ekseninde tartışılması doğru değildir.
sebebi; erkeklerin istisnai durumlar haricinde ve çok büyük bir çoğunlukla "erkek" olmalarının getirdiği sebeplerden değil başka nedenlerle öldürülüyor olmasıdır. karşılan kavga vb. olaylar, alacak verecek meselesi gibi bireysel nedenler gibi örneğin.
oysa kadınların öldürülmesine kadın cinayetleri adı verilmesinin nedeni bunun tam tersidir. yani kadınlar, en azından kadın cinayetleri bağlamında, genel olarak "kadın" olmanın getirdiği sebeplerden ötürü şiddete maruz kalır veya cinayete kurban giderler.
buradan da anlaşılacağı üzere bu konu, tamamen neden-sonuç ilişkisi ekseninde olup konunun cinsiyet savaşları ekseninde tartışılması doğru değildir.
devamını gör...
kendi profiline bakan var mı diye bütün kutucuklara bakmak
aslında çok keyifli lan hele bir de yakalarsam.
hemen baskın basanındır diyerekten profiline dalıyor bildirimler gönderiyorum. bu yakalandın eller yukarı demek oluyor.
hemen nasıl profili terkediyorlar görmeniz lazım, sanki fuhuş operasyonundan kaçar gibi*.
hemen baskın basanındır diyerekten profiline dalıyor bildirimler gönderiyorum. bu yakalandın eller yukarı demek oluyor.
hemen nasıl profili terkediyorlar görmeniz lazım, sanki fuhuş operasyonundan kaçar gibi*.
devamını gör...
güzellik algısı
bu algının antik yunan'dan başlayarak günümüze geldiğinde değiştiğini fark ediyoruz. bugün şişman olarak nitelendirilen bedenler, antik yunan'da güzel olarak algılanırmış. malum bugün ise sıfır beden revaçta. ideal ölçü olarak da 90-60-90 kabul edildi ve şimdiki güzellik algımız da cetvelle çizilip belirlenmiş gibi bu ölçüdedir.
devamını gör...
400 bin liraya alınabilecek en iyi araba
öneri veren dostlar 400 bin lira nasıl kazanılır onu da tavsiye ederse memnuniyetle okurum dediğim başlıktır.
devamını gör...
kuru baklava
daha az şerbetli ve daha hafif olan baklava türüdür. normal baklavadan 2 bilemedin 3 adet yediğinizde keser fakat kuru baklava öyle değildir. yedikçe yiyesiniz gelir. bir antepli olarak kuru baklava favorimdir.
devamını gör...
bugün kendin için ne yaptın sorusu
düşündüm de hiçbir şey yapmamışım.
devamını gör...
büyümek
büyümek; sevdiğiniz bütün çocuk oyunlarında oyun dışı kalmaktır.
büyümek; neşe, mutluluk, eğlence gibi pozitif duyguların ve eylemlerin yerini elem, keder, sorumluluk, hayal kırıklığı, iş-güç gibi duygu ve eylemlerle yer değiştirmesidir.
büyümek; gittiğiniz bir misafirlikte her türlü şımarma hakkınızın elinizden alınıp, saatlerce aynı koltukta oturmaya mahkum edilmek ve sıkıcı büyük insan sohbetlerine katılmaktır.
büyümek; yürürken ayakkabılarınız ya da kıyafetiniz çamur olduğunda ya da kalabalık bir ortamda kayıp düştüğünüzde, "eyvah rezil oldum" korkusu taşımaktır.
büyümek; hayali canavarlardan değil de, gerçek insanlardan korkmaktır.
büyümek; yol ortasında seke seke, hoplaya zıplaya değil de, ciddi, kararlı ve aceleci adımlarla ilerlemektir.
büyümek; evden ekmek istemek yerine, eve ekmek getirmektir.
büyümek; sizi parka ya da gezmeye götüren anne, baba ya da komşu teyzeleri, çarşıya, pazara ya da hastaneye götürmektir.
büyümek; gün be gün çocukluğun tasasız rahatlığını özlemektir.
büyümek; neşe, mutluluk, eğlence gibi pozitif duyguların ve eylemlerin yerini elem, keder, sorumluluk, hayal kırıklığı, iş-güç gibi duygu ve eylemlerle yer değiştirmesidir.
büyümek; gittiğiniz bir misafirlikte her türlü şımarma hakkınızın elinizden alınıp, saatlerce aynı koltukta oturmaya mahkum edilmek ve sıkıcı büyük insan sohbetlerine katılmaktır.
büyümek; yürürken ayakkabılarınız ya da kıyafetiniz çamur olduğunda ya da kalabalık bir ortamda kayıp düştüğünüzde, "eyvah rezil oldum" korkusu taşımaktır.
büyümek; hayali canavarlardan değil de, gerçek insanlardan korkmaktır.
büyümek; yol ortasında seke seke, hoplaya zıplaya değil de, ciddi, kararlı ve aceleci adımlarla ilerlemektir.
büyümek; evden ekmek istemek yerine, eve ekmek getirmektir.
büyümek; sizi parka ya da gezmeye götüren anne, baba ya da komşu teyzeleri, çarşıya, pazara ya da hastaneye götürmektir.
büyümek; gün be gün çocukluğun tasasız rahatlığını özlemektir.
devamını gör...
kadınları dış görünüşüne göre çekici bulan insan
normal bir insandır. insanları tanımadan onları başka hangi özellikleriyle çekici bulabiliriz ki? alınlarında karakter özellikleri yazmıyor. ayrıca biri tarafından çekici bulunmak güzel bir şey değil mi yahu?
devamını gör...
