trabzon
anne tarafından mensup olduğum gergin insanların şehri.
devamını gör...
yazdıklarını yakan insanlar
vazgeçmiş insanlardır. yok etmek istemişlerdir. üniversite 2. sınıftayken benim de yaptığım eylem. defterlerce günlüğü yakmıştım*.
devamını gör...
rock
ön düdüt: bütün yazıyı kendim yazdım. bir yerden alıntı değil. dakikalarca kendim uğraştım.
başka bir düdüt: yazının %95'ini telefondan yazdım. biraz sonra bilgisayardan hatalarımı düzelteceğim. gözümden kaçan bir şey olursa mazur görün.
bir zamanlar çok moda olmuş fakat şimdilerde saçma salak müzikler moda olduğundan dinlenilmeyen müzik türü.
rock müziği kimin icat ettiği bilinmiyor. ama ilk patlamayı elvis presley yapmıştır.
sonra 60'lara gelindiğinde the beatles ortaya çıktı. müzik artık gerçekten bir şeyler anlatmaya başlamış, daha bir derli toplu olmuştu.
60'ların ortalarında amerika'da the doors, birleşik krallık'ta the rolling stones kuruldu ve her ne kadar the beatles kadar ünlü olmasalar da dünya müzik tarihine damga vurdular.
70'ler, metal müziğin babaları denilen iki grubun kurulduğu zamandır. (bkz: motörhead) ve (bkz: black sabbath). bu gruplar rock'n roll'u daha bir sertleştirdiler.
ufak bir not düşeyim, heavy metal grubu iron maiden da bu zamanlarda kuruldu. ama o zamanlar hem çok bilinmiyorlardı, hem de müzikleri tabiri caizse hamdı. sonrasını siz de biliyorsunuz. adamlar efsane oldular. 50 sene sonra bile hatırlanacak kadar iyi müzik yaptılar ve hala da yapıyorlar.
bunun yanında ac/dc ve queen gibi rock müziği şekillendiren gruplar da kurulmuştur 70'lerde.
80'lere gelindiğinde motörhead ve black sabbath gruplarına takıntılı gençler ilk metal gruplarını kurdular. en ünlüleri tabii ki de metallica idi. sonra buradan kovulan dave mustaine gitti megadeth'i kurdu. bunların haricinde sayılamayacak kadar çok metal grubu kuruldu ve dağıldı.
metal müzik en iyi zamanlarını yaşarken amerika'da bir yıldız parladı. guns n' roses. rock'n roll bayrağını ağabeylerinden alıp çok daha ileriye götürdüler.
bu gruba biraz daha değinmek istiyorum, çünkü müzik 80'lerde çok başka bir yere evrildi ve bunda guns'ın çok etkisi var.
ilk albümleri appetite for destruction içinde rock'n roll marşı denebilecek bir sürü şarkı bulunduran bir albümdür.
sweet child o mine
you will be mine
welcome to the jungle
daha ilk albümleriyle şöhret oldular ve bunu tek başlarına, daha 20'li yaşlarında başardılar.
90'lara gelindiğinde rock müzik dağılmaya başladı. metallica daha çok satmak için müziğini yumuşattı ve diğer metal grupları da onları takip etti. yalnız burada yanlış anlaşılma olmasın, ben grubun yerinde olsam ben de yumuşatırdım müziğimi. ünlü kalmaya devam etmeyi seçerdim sadece tek tip eski usul sert metal yapmakla.
her neyse, 90'lara grunge modası damga vurdu.
(bkz: nirvana)
(bkz: soundgarden) gibi gruplar milenyuma kadar ünlerini korudu.
bu arada guns'ın use your illuision albümleri çıktı.
(bkz: november rain)
(bkz: don't cry)
(bkz: civil war)
(bkz: coma) ve daha nice güzel şarkıya imza attılar.
daha sonrasını zaten biliyorsunuz. dünyada 2010'lara kadar pop, daha sonra da rap moda oldu.
aslında milenyumda da avenged sevenfold gibi çok sağlam gruplar da çıktı ama dediğim gibi, diğer müzik türlerinin altında ezildiler.
bir not daha düşeyim, 2000'ler rock için tuhaf zamanlardı. ünleri bir anda sönünce ne yapacaklarını şaşırdılar.
metallica hala sert müzik yapabiliyoruz dercesine death magnetic'i çıkardılar.
guns n' roses tuhaf bir albüm çıkardı. chinese democracy
eski kadrodan sadece axl vardı. ne slash, ne duff, ne ızzy, ne de steven. bu yüzden biraz önyargılıydım albüme ama this i love ve sorry gibi balladları içerdiği için biraz olsun önyargılarımı kırdım.
megadeth bir iki albüm çıkardı. patlama yapmadı haliyle ama bence güzel albümlerdi. tabii ki megadeth de bu zamanlarda üye değişimi yaşadı. chris broderick gitti kiko loureiro geldi.
en çok üzüldüğüm şey, bu efsaneleşen gruplar tek tek dağılıyor.
motörhead lemmy'nin ölümüyle dağıldı.
ac/dc malcolm'ün ölümüyle ve brian'ın geçirdiği rahatsızlık nedeniyle neredeyse dağılıyordu.
iron maiden üyeleri sağlıklarına dikkat ettiklerinden bu yaşlarında bile taş gibiler ama ne yazık ki kimse ölümsüz değil. adamlar neredeyse torunlarının çocuklarını görecek yaştalar.
başka bir düdüt: yazının %95'ini telefondan yazdım. biraz sonra bilgisayardan hatalarımı düzelteceğim. gözümden kaçan bir şey olursa mazur görün.
bir zamanlar çok moda olmuş fakat şimdilerde saçma salak müzikler moda olduğundan dinlenilmeyen müzik türü.
rock müziği kimin icat ettiği bilinmiyor. ama ilk patlamayı elvis presley yapmıştır.
sonra 60'lara gelindiğinde the beatles ortaya çıktı. müzik artık gerçekten bir şeyler anlatmaya başlamış, daha bir derli toplu olmuştu.
60'ların ortalarında amerika'da the doors, birleşik krallık'ta the rolling stones kuruldu ve her ne kadar the beatles kadar ünlü olmasalar da dünya müzik tarihine damga vurdular.
70'ler, metal müziğin babaları denilen iki grubun kurulduğu zamandır. (bkz: motörhead) ve (bkz: black sabbath). bu gruplar rock'n roll'u daha bir sertleştirdiler.
ufak bir not düşeyim, heavy metal grubu iron maiden da bu zamanlarda kuruldu. ama o zamanlar hem çok bilinmiyorlardı, hem de müzikleri tabiri caizse hamdı. sonrasını siz de biliyorsunuz. adamlar efsane oldular. 50 sene sonra bile hatırlanacak kadar iyi müzik yaptılar ve hala da yapıyorlar.
bunun yanında ac/dc ve queen gibi rock müziği şekillendiren gruplar da kurulmuştur 70'lerde.
80'lere gelindiğinde motörhead ve black sabbath gruplarına takıntılı gençler ilk metal gruplarını kurdular. en ünlüleri tabii ki de metallica idi. sonra buradan kovulan dave mustaine gitti megadeth'i kurdu. bunların haricinde sayılamayacak kadar çok metal grubu kuruldu ve dağıldı.
metal müzik en iyi zamanlarını yaşarken amerika'da bir yıldız parladı. guns n' roses. rock'n roll bayrağını ağabeylerinden alıp çok daha ileriye götürdüler.
bu gruba biraz daha değinmek istiyorum, çünkü müzik 80'lerde çok başka bir yere evrildi ve bunda guns'ın çok etkisi var.
ilk albümleri appetite for destruction içinde rock'n roll marşı denebilecek bir sürü şarkı bulunduran bir albümdür.
sweet child o mine
you will be mine
welcome to the jungle
daha ilk albümleriyle şöhret oldular ve bunu tek başlarına, daha 20'li yaşlarında başardılar.
90'lara gelindiğinde rock müzik dağılmaya başladı. metallica daha çok satmak için müziğini yumuşattı ve diğer metal grupları da onları takip etti. yalnız burada yanlış anlaşılma olmasın, ben grubun yerinde olsam ben de yumuşatırdım müziğimi. ünlü kalmaya devam etmeyi seçerdim sadece tek tip eski usul sert metal yapmakla.
her neyse, 90'lara grunge modası damga vurdu.
(bkz: nirvana)
(bkz: soundgarden) gibi gruplar milenyuma kadar ünlerini korudu.
bu arada guns'ın use your illuision albümleri çıktı.
(bkz: november rain)
(bkz: don't cry)
(bkz: civil war)
(bkz: coma) ve daha nice güzel şarkıya imza attılar.
daha sonrasını zaten biliyorsunuz. dünyada 2010'lara kadar pop, daha sonra da rap moda oldu.
aslında milenyumda da avenged sevenfold gibi çok sağlam gruplar da çıktı ama dediğim gibi, diğer müzik türlerinin altında ezildiler.
bir not daha düşeyim, 2000'ler rock için tuhaf zamanlardı. ünleri bir anda sönünce ne yapacaklarını şaşırdılar.
metallica hala sert müzik yapabiliyoruz dercesine death magnetic'i çıkardılar.
guns n' roses tuhaf bir albüm çıkardı. chinese democracy
eski kadrodan sadece axl vardı. ne slash, ne duff, ne ızzy, ne de steven. bu yüzden biraz önyargılıydım albüme ama this i love ve sorry gibi balladları içerdiği için biraz olsun önyargılarımı kırdım.
megadeth bir iki albüm çıkardı. patlama yapmadı haliyle ama bence güzel albümlerdi. tabii ki megadeth de bu zamanlarda üye değişimi yaşadı. chris broderick gitti kiko loureiro geldi.
en çok üzüldüğüm şey, bu efsaneleşen gruplar tek tek dağılıyor.
motörhead lemmy'nin ölümüyle dağıldı.
ac/dc malcolm'ün ölümüyle ve brian'ın geçirdiği rahatsızlık nedeniyle neredeyse dağılıyordu.
iron maiden üyeleri sağlıklarına dikkat ettiklerinden bu yaşlarında bile taş gibiler ama ne yazık ki kimse ölümsüz değil. adamlar neredeyse torunlarının çocuklarını görecek yaştalar.
devamını gör...
geç yazan moderatör
sizden haz etmeyen moderatördür, o yüzden geç yazıyordur. o anda bir işi olamaz, çünkü moderatörler ekseriyetle işsiz insanlar arasından seçilir.*
moderatörlerin sizi sevmemesi durumunda işi sözlük mafyasına bırakabilir, işbu moderatörün topuğuna sıktırabilirsiniz. bu, durumu bütün taraflar için çözümleyecek ve sözlüğe barışı getirecek bir harekettir. nasıl irtibata geçeceğinizi biliyorsunuz.
moderatörlerin sizi sevmemesi durumunda işi sözlük mafyasına bırakabilir, işbu moderatörün topuğuna sıktırabilirsiniz. bu, durumu bütün taraflar için çözümleyecek ve sözlüğe barışı getirecek bir harekettir. nasıl irtibata geçeceğinizi biliyorsunuz.
devamını gör...
kuzenine aşık olan insan
ulan eşcinselliğe güzelleme yapan insanlar nasıl olur da kuzenlerine aşık olan insanları eleştirmeye kalkar?
size ne? ne alakadar eder sizi?
size ne? ne alakadar eder sizi?
devamını gör...
en iyi 36 yazarın kolajı
ülkemde her gün gördüğüm, yine zenginlerin övüldüğü bir kalkışma. karma puanı az olan ben ve benim gibi fakir yazarlar dışlanmış, bir köşede bu başlığı okuyor.
devamını gör...
the godfather ii
2009 yapımı bir oyun. oyunu en son yeni çıktığı dönemlerde oynadım. hatırladığım kadarıyla anlatayım. isminden de farketmişsinizdir oyun the godfather'den uyarlanmış bir oyun. filmdeki karakterler var fakat hepsi filmdekilerden mi bilmiyorum çünkü filmi izlemedim. oyunda, karakterimizin ismi dominik'ti sanırsam. ya da ben öyle hatırlıyorumdur. ve küba'dasınız. sonra ortalığı karıştırınca kaçıyorsunuz. bir köşke geliyorsunuz. kendi mafya çeteniz var. gangster değilsiniz bu arada sokak mafyası falan değilsiniz, zengin tiplerden öyle bir mafya. ve diğer zengin tipli mafyalara karşı savaşıyorsunuz. bir şehri alıp öbürüne geçiyorsunuz. hatta şehire değil başka bir ülkeye gidiyorsunuz. finlandiya'ya.. burda daha zor görevler. yani oyunda kısa bir sürede 3 ülke değiştiriyorsunuz ardından başka şehire gidiyor muyuz bilmiyorum çünkü sonuna kadar oynamadım.
karakterinizin tipini her an değiştirebilirsiniz, bir kıyafet mağazasına falan gitmenize gerek yok. değişik güzel silahlar, güzel efektler var. ağır müstehcenlik de barındırıyor oyun. fakat güzel, keyifli bir oyun.
oyun tutmamıştı bu arada, yani tutmadı. çünkü oyunda çok bug'ın olduğu söyleniyor. şahsım adına konuşmak gerekirse, ben hiç bug'a denk gelmedim. bu arada sanırsam oyunun multiplayer versiyonu da var. fakat emin değilim.
ve grafiklerine gelirsek, kendi dönemine göre gayet iyi grafikleri var. o dönemde oynayan biri için, çok iyi grafiklere sahip. günümüz açısından da, grafikleri iyi.
karakterinizin tipini her an değiştirebilirsiniz, bir kıyafet mağazasına falan gitmenize gerek yok. değişik güzel silahlar, güzel efektler var. ağır müstehcenlik de barındırıyor oyun. fakat güzel, keyifli bir oyun.
oyun tutmamıştı bu arada, yani tutmadı. çünkü oyunda çok bug'ın olduğu söyleniyor. şahsım adına konuşmak gerekirse, ben hiç bug'a denk gelmedim. bu arada sanırsam oyunun multiplayer versiyonu da var. fakat emin değilim.
ve grafiklerine gelirsek, kendi dönemine göre gayet iyi grafikleri var. o dönemde oynayan biri için, çok iyi grafiklere sahip. günümüz açısından da, grafikleri iyi.
devamını gör...
az tanım girmesine rağmen karma puanı yüksek olan yazarlar veri tabanı
karma puan da olsa zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış.
devamını gör...
ananas
çok güzel bir meyvedir ama ülkemizde oldukça pahalıdır.
ayrıca 'pazarda ananasaldırdım' esprisinin de muhattabıdır.
ayrıca 'pazarda ananasaldırdım' esprisinin de muhattabıdır.
devamını gör...
ilk defa araç kiralayacaklara tavsiyeler
özellikle yurtdışında sıklıkla araç kiralıyorum. türkiye içerisinde de değişik illerde kiraladım. özellikle kurumsal bilindik firmalardan yeni ve bakımlı araç bulursunuz. mahalle arası rent a car dan hayatımda bir kere kiralamıştım o da 90larda...
- arabayı teslim alırken görevli ile dolaşarak teslim alın. eğer çizik, buruk yerleri varsa mutlaka beraber mutabık olun ve fotoğraflayın.
-arabayı kesinlikle full sigorta yaptırın. sonra yok orası çizik, yok burası büzük, yok o oldu, yok bu oldu demezsiniz. yurtdışında arkadaşım bana selam verirken geldi kiralık aracıma vurdu... daha ötesi yok....
-kesinlikle kurallara uyun, arkadan gelen cezaları tahsil ediyorlar.
- araçı kiralarken kim şöför olarak kayıtlı ise aracı sadece o kullansın. başka arkadaşınız da kullanacak ise kaydettirin mutlaka.
-kesinlikle alkollü olarak kiralık araç kullanmayın, kırmızı ışıkta filan geçmeyin. araç kiralık olunca, size trafiği tehlikeye atma ve insaların canına kastetme serbestisi gelmiyor. birde sigortanın ödememesi durumunda tüm ihale size kalır. bunu da aklınızdan çıkarmayın.
- arabayı teslim alırken görevli ile dolaşarak teslim alın. eğer çizik, buruk yerleri varsa mutlaka beraber mutabık olun ve fotoğraflayın.
-arabayı kesinlikle full sigorta yaptırın. sonra yok orası çizik, yok burası büzük, yok o oldu, yok bu oldu demezsiniz. yurtdışında arkadaşım bana selam verirken geldi kiralık aracıma vurdu... daha ötesi yok....
-kesinlikle kurallara uyun, arkadan gelen cezaları tahsil ediyorlar.
- araçı kiralarken kim şöför olarak kayıtlı ise aracı sadece o kullansın. başka arkadaşınız da kullanacak ise kaydettirin mutlaka.
-kesinlikle alkollü olarak kiralık araç kullanmayın, kırmızı ışıkta filan geçmeyin. araç kiralık olunca, size trafiği tehlikeye atma ve insaların canına kastetme serbestisi gelmiyor. birde sigortanın ödememesi durumunda tüm ihale size kalır. bunu da aklınızdan çıkarmayın.
devamını gör...
keşke yeniden başlasa denilen dizi
kesinlikle leyla ile mecnun.
devamını gör...
yalnız yaşamak
özenilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. aile bazen çok şeydir bazen de çok şeyin sebebi.
devamını gör...
intihar eden edebiyatçılar
“içimde bir şeyler haklıydı ve bunu sadece içimdeki diğer ben biliyordu...”
dünya edebiyat tarihine yazdığı kitaplar ile damga vurmuş bir isim;
“stephan zweig”
28 kasım 1881’de viyana doğmuştur. 1934 yılında adolf hitler ve nazi ideolojisinin iktidara gelmesi sonrası viyana’yı terk etmişti. önce ingiltere ardından abd’ye giden zweig, 22 şubat 1942’de hayatına son verdiği brezilya’ya yerleşmişti.
“amok koşucusu”, “yürek çöküntüsü” gibi birçok kitabı türkçe’ye de çevrilen zweig’ın, karısı lotte ile intiharına, hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden olmuştu.
eminim bir çoğunuz hayat hikayesini biliyordur. biz gelin, intihar mektubuna bakalım ve bir değerlendirme yapmaya çalışalım.
zweig, karısı lotte ile birlikte, geride bir not bırakarak intihar etti. (çevirisi ve orjinalini aşağıya ekliyorum) almanca el yazısıyla yazdığı not ise, ölümünden 70 yıl sonra israil ulusal kütüphanesi tarafından yayınlandı. intihar mektubunu bir doktorun, 1960 yılında brezilyalı bir polis memurundan aldığı ve kütüphaneye verildiği söylenir ki, (kütüphanenin açıklamasıdır.) açıkcası bu hikaye bana pek inandırıcı gelmemiştir. nedeni ise bana göre mossad’dır. konudan çok uzaklaşmak istemiyorum. ileride ikinci dünya savaşı sonrası mossad’ın nazi avı ve yahudi eserleri hakkında yazmak isterim ve bu konuyada değinirim.
gelelim mektuba;
kendi el yazısıyla yazdığı mektup, o kadar nahif bir dil ile yazılmıştır ki, artık almanca konuşulan hiç bir ülkede bu dili göremezsiniz. ben almanca bilmeme rağmen okumada zorluk çektim. aslında sadece bu bile, dillerin nasıl erozyona uğradığını, insanların gün geçtikce nasıl yozlaştığının tek başına kanıtıdır. (zweig mektubunda, anadilinin yok olduğunu görmenin üzüntüsünden bahseder)
aslında biz bunu daha acı yaşıyoruz, çünkü artık türkçe bence can çekişiyor. halkın kullandığı günlük kelime sayısı yüze kadar düşmüş durumda. derdini bile anlatacak kadar kendi dilini bilememek. pisa sıralamasında bu durum net olarak ortadadır. az okuyoruz ve daha da önemlisi yazmıyoruz. maymun zekası ile yapılmış tv dizileri, seviyesi belaltından yukarı çıkmayan sosyal medya, hakaret etmeyi siyaset sanan “şahsımlar” vs...
oysa ki bir toplumu ayakta tutan, edebiyatıdır, şairidir, yazarıdır. tankı topu değil! bunun için öncelikle kendi dilinize ihanet etmeyin. ve bir yabancı dil mutlaka öğrenin. ancak diliniz geliştikce, siz gelişirsiniz. toplum bu şekilde değişir. cehaleti yenmenin başka yoluda yoktur.
mektubun çevirisi;
“özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. bütün dostlarımı selamlarım! hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”
orjinali;
dünya edebiyat tarihine yazdığı kitaplar ile damga vurmuş bir isim;
“stephan zweig”
28 kasım 1881’de viyana doğmuştur. 1934 yılında adolf hitler ve nazi ideolojisinin iktidara gelmesi sonrası viyana’yı terk etmişti. önce ingiltere ardından abd’ye giden zweig, 22 şubat 1942’de hayatına son verdiği brezilya’ya yerleşmişti.
“amok koşucusu”, “yürek çöküntüsü” gibi birçok kitabı türkçe’ye de çevrilen zweig’ın, karısı lotte ile intiharına, hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden olmuştu.
eminim bir çoğunuz hayat hikayesini biliyordur. biz gelin, intihar mektubuna bakalım ve bir değerlendirme yapmaya çalışalım.
zweig, karısı lotte ile birlikte, geride bir not bırakarak intihar etti. (çevirisi ve orjinalini aşağıya ekliyorum) almanca el yazısıyla yazdığı not ise, ölümünden 70 yıl sonra israil ulusal kütüphanesi tarafından yayınlandı. intihar mektubunu bir doktorun, 1960 yılında brezilyalı bir polis memurundan aldığı ve kütüphaneye verildiği söylenir ki, (kütüphanenin açıklamasıdır.) açıkcası bu hikaye bana pek inandırıcı gelmemiştir. nedeni ise bana göre mossad’dır. konudan çok uzaklaşmak istemiyorum. ileride ikinci dünya savaşı sonrası mossad’ın nazi avı ve yahudi eserleri hakkında yazmak isterim ve bu konuyada değinirim.
gelelim mektuba;
kendi el yazısıyla yazdığı mektup, o kadar nahif bir dil ile yazılmıştır ki, artık almanca konuşulan hiç bir ülkede bu dili göremezsiniz. ben almanca bilmeme rağmen okumada zorluk çektim. aslında sadece bu bile, dillerin nasıl erozyona uğradığını, insanların gün geçtikce nasıl yozlaştığının tek başına kanıtıdır. (zweig mektubunda, anadilinin yok olduğunu görmenin üzüntüsünden bahseder)
aslında biz bunu daha acı yaşıyoruz, çünkü artık türkçe bence can çekişiyor. halkın kullandığı günlük kelime sayısı yüze kadar düşmüş durumda. derdini bile anlatacak kadar kendi dilini bilememek. pisa sıralamasında bu durum net olarak ortadadır. az okuyoruz ve daha da önemlisi yazmıyoruz. maymun zekası ile yapılmış tv dizileri, seviyesi belaltından yukarı çıkmayan sosyal medya, hakaret etmeyi siyaset sanan “şahsımlar” vs...
oysa ki bir toplumu ayakta tutan, edebiyatıdır, şairidir, yazarıdır. tankı topu değil! bunun için öncelikle kendi dilinize ihanet etmeyin. ve bir yabancı dil mutlaka öğrenin. ancak diliniz geliştikce, siz gelişirsiniz. toplum bu şekilde değişir. cehaleti yenmenin başka yoluda yoktur.
mektubun çevirisi;
“özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. bütün dostlarımı selamlarım! hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”
orjinali;
devamını gör...
uzun tanım yazan tipler
başkasına söz bırakmadan tanımlama yapan, açtığı başlığın hakkını veren kişilerdir.
devamını gör...
türklerin geri kalma nedenleri
ırkları ile övünüp durmaktan başka övünecek bir şey yapmamaları
devamını gör...
kış uykusu
nuri bilge ceylan'ın kitap gibi filmi. insanın bencilliği, kibri, çaresizliği, ikiyüzlülüğü, eğitim düzeyi ne olursa olsun işin içine duygular girdiğinde nasıl da bir anda değiştiği gibi bir sürü şeyin çok iyi anlatıldığı film. bence oyuncu seçimleri de harika olmuş. 3 saatten fazla sürmesine rağmen bir an bile sıkmadan izlenirliğini sürdürüyor.
devamını gör...
tesadüfen bulunan eski eşyalar
üniversitenin ilk yılı kullandığım bir not defterim vardı, öylesine atmışım bir yerlere. onu buldum, şöyle içine bir bakayım dedim eski sevgilim gizlice not yazmış meğer, fark etmemişim.
çok garip bir hissi var.
küçük bir notun size ulaşması -üstelik yanıbaşınızda dururken- yıllar sürüyor. zaman içinde anlamını kaybediyor, belki yazan kişi bile yazdığını unutuyor. ama o orada okunmayı bekliyor.
çok garip bir hissi var.
küçük bir notun size ulaşması -üstelik yanıbaşınızda dururken- yıllar sürüyor. zaman içinde anlamını kaybediyor, belki yazan kişi bile yazdığını unutuyor. ama o orada okunmayı bekliyor.
devamını gör...
diyanet'ten domuz proteinli aşı açıklaması
düşünün ki bu açıklamaya ihtiyaç duyulan bir ülkedeyiz.
devamını gör...
balkonda kitap okuyan tip
ne hadle böyle bir şey yapar, anlamış değilim.
devamını gör...
çiğ köfte yiyebilecek bir mideye sahip olmak
fabrikasyonlar için çok doğru olan bir söz ama düzgün malzemelerle evde yapılanı çok ideal bir besindir.
devamını gör...