türklere özgü davranışlar
yeşil bir alan görünce hemen mangal hayali kurmak.
devamını gör...
down sendromu
her 700 doğumun birinde çıkması muhtemeldir. ortaya çıkması için pek çok sebep vardır ama en önemli sebep 35 yaş sonrası doğumdur. 30 yaş öncesi doğumlarda bu risk azdır.
devamını gör...
kulağa yapmacık gelen sözler
(bkz: seni seviyorum). hayır ne ara ?
devamını gör...
normal sözlük'te karakter sınırı
ben de bunu, #690121 entry'yi görünce merak ettim. dedim acaba, kaçtır?
sonra gittim, baktım açtım bir lorem ipsum generator. hemen yapıştırdım, 65536 karakteri.
65536 karakterlik lorem ipsum oluşturduktan sonra, ne olur ne olmaz diyerek, en az on kere daha kopyala yapıştır yaptım.
önizle dedim, önizlemede sorun çıkmadı.
ben de o zaman kaydet dedim. ama kaydetmedi ve aşağıda uyarı verdi.
entry için girilebilecek maksimum karakter sayısı,
açıklıyoruuuum,
eveeeeeet,
131.072.
şimdi bu ne diyecek olanlarınız var.
arkadaşlar bu tabii ki de 2^17 demek.
şimdi tabii burada durmak ayıp olur, buraya kadar geldik devam edelim.
mesela bizim sözlüğün kullandığı kodlama sistemi ne?
hiçbir fikrim yok ama her türlü fantastik şeyi desteklediği için ve sonucu daha büyük çıkarmayı sevdiğim için* utf-32 diyeceğim.
bu da demek oluyor ki, her karakter 32bit yer tutuyor. yani, 4 byte.
o zaman, bir entry'nin maksimum tutacağı alan, 2^19 byte. yani, 512 kb. yani yarım mb.
tabii bu hesaplama herhangi hiçbir sıkıştırma dahil edilmeden yapıldı.
sıkıştırırsak daha da az tutacak.
şimdi buradan da işin ekonomik kısmına el atmak istiyorum.
ey kafa sözlük halkı,
gireceğiniz en uzun entry bile yarım mb yer tutacakken, bilmem kaç mblık fotoğraf yüklemek için, serverlara verecek paramızın olduğunu nereden çıkarıyorsunuz?
teşekkürler, esenlikler.
sonra gittim, baktım açtım bir lorem ipsum generator. hemen yapıştırdım, 65536 karakteri.
65536 karakterlik lorem ipsum oluşturduktan sonra, ne olur ne olmaz diyerek, en az on kere daha kopyala yapıştır yaptım.
önizle dedim, önizlemede sorun çıkmadı.
ben de o zaman kaydet dedim. ama kaydetmedi ve aşağıda uyarı verdi.
entry için girilebilecek maksimum karakter sayısı,
açıklıyoruuuum,
eveeeeeet,
131.072.
şimdi bu ne diyecek olanlarınız var.
arkadaşlar bu tabii ki de 2^17 demek.
şimdi tabii burada durmak ayıp olur, buraya kadar geldik devam edelim.
mesela bizim sözlüğün kullandığı kodlama sistemi ne?
hiçbir fikrim yok ama her türlü fantastik şeyi desteklediği için ve sonucu daha büyük çıkarmayı sevdiğim için* utf-32 diyeceğim.
bu da demek oluyor ki, her karakter 32bit yer tutuyor. yani, 4 byte.
o zaman, bir entry'nin maksimum tutacağı alan, 2^19 byte. yani, 512 kb. yani yarım mb.
tabii bu hesaplama herhangi hiçbir sıkıştırma dahil edilmeden yapıldı.
sıkıştırırsak daha da az tutacak.
şimdi buradan da işin ekonomik kısmına el atmak istiyorum.
ey kafa sözlük halkı,
gireceğiniz en uzun entry bile yarım mb yer tutacakken, bilmem kaç mblık fotoğraf yüklemek için, serverlara verecek paramızın olduğunu nereden çıkarıyorsunuz?
teşekkürler, esenlikler.
devamını gör...
snopy
kulaklıkları dandiklerin dandiği olan teknoloji markasıdır.
aynı paraya çok daha iyi kulaklıklar bulabilirsiniz.
aynı paraya çok daha iyi kulaklıklar bulabilirsiniz.
devamını gör...
samuray
japonya’da heian döneminde (8-12 yy) ortaya çıkan şogunluğa geçildikten sonra ayaklanmalara karşı koymak için kurulan yeni bir güç odağı olan jujitsu ve kılıç ustası savaşçılardır.
12. yy japonyasında toprak ve güç için savaşan beyliklerin en önemli silahı oldular ve feodal sistemin gelmesinde etkili oldular.
budizmin daha sade bir halini benimseyip kendi zen tapınaklarını kuran samuraylar altyapısını yine zen budizminden alan yedi temel yasadan oluşan bushido felsefesi’ne göre yaşadılar.
samuraylar toprak beyleri olan daimyoların emrindeydiler ve onlara sadakatle bağlıydılar. efendisi olmayan samuraylar ronin adını alır ve aynı saygınlığa sahip olmazlardı.
samurayların ronin mertebesine düşmesine efendisine hizmet etmemesi, yenildiği savaşta sepukku yapmaması ya da efendilerininin ölmesi sebep olurdu.
savaşta yenilen samuraylar seppuku (hara-kiri) yapmak zorundaydı. bunu yapan samurayın eşide jigai (hara-kiri’nin bir türü) yaparak onurunu korurdu.
samuraylar kılıçlarının ruhu olduğuna inandıkları için kılıçlarına isim verirlerdi.
1876 yılında meiji restorasyonunda samuraylık ve samuraylık geleneği yok edildi.
12. yy japonyasında toprak ve güç için savaşan beyliklerin en önemli silahı oldular ve feodal sistemin gelmesinde etkili oldular.
budizmin daha sade bir halini benimseyip kendi zen tapınaklarını kuran samuraylar altyapısını yine zen budizminden alan yedi temel yasadan oluşan bushido felsefesi’ne göre yaşadılar.
samuraylar toprak beyleri olan daimyoların emrindeydiler ve onlara sadakatle bağlıydılar. efendisi olmayan samuraylar ronin adını alır ve aynı saygınlığa sahip olmazlardı.
samurayların ronin mertebesine düşmesine efendisine hizmet etmemesi, yenildiği savaşta sepukku yapmaması ya da efendilerininin ölmesi sebep olurdu.
savaşta yenilen samuraylar seppuku (hara-kiri) yapmak zorundaydı. bunu yapan samurayın eşide jigai (hara-kiri’nin bir türü) yaparak onurunu korurdu.
samuraylar kılıçlarının ruhu olduğuna inandıkları için kılıçlarına isim verirlerdi.
1876 yılında meiji restorasyonunda samuraylık ve samuraylık geleneği yok edildi.
devamını gör...
normal sözlük öpüşmekten keyif alınacak yazarlar listesi
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
levent yüksel-ya o muallayı sandala atıp. ay bu muydu şarkının adı hatırlamıyorum.
edit : dedikoduymuş.
edit : dedikoduymuş.
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
karşı taraf onu sevmiyorsa ne yapsın yani vazgeçmek dışında ne yapabilir ki.
devamını gör...
eski türkçe kelimeler
tamu, cehennem.
od, ateş.
kelimelerin estetikliği değil bu kez.
sanırım bilinçaltım bir mesaj da veriyor. inkar tek başına bir çözüm değil. zamanın izi silinmiyor insanın korkularından.
od, ateş.
kelimelerin estetikliği değil bu kez.
sanırım bilinçaltım bir mesaj da veriyor. inkar tek başına bir çözüm değil. zamanın izi silinmiyor insanın korkularından.
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
eskiden çok sevdiğin dinlediğin bi şarkıya bir yerde denk gelmek
devamını gör...
türk oturuşu
almanya ve avusturyada türkensitz olarak bilinen oturuş şekli. terzi oturuşu da denir. bağdaş kurmaktır.

görsel kaynağı wiki
görsel kaynağı wiki
devamını gör...
uludağ sözlük
daha demin ilk girdiğim entrylere bakıp hayrete düştüğüm sözlüktür. neler neler olmuş, nerelerden nerelere gelmişim. kimleri sevmişim, kimler beni sevmiş. insan geçmişi çok farklı hatırlıyor. tekrar okuyunca hatalarını daha iyi anlıyor. anonim bir şekilde bir şeyler karalamama imkan sağladığı için minnettar olduğum sözlüktür kendisi. buradan zall'a tekrar teşekkür ediyorum.
devamını gör...
hiç başlık açmamış yazarlar uçurulsun kampanyası
bir rahat ettiğimiz burası vardı,burada da mı baskı be!
devamını gör...
inanmak
tdk tarafından anlamına bakıldığında kullanım durumuna göre 6 farklı anlamı var ama hepsinin ortak paydası şudur:
inanmak demek belirsiz olan bir şeye güvenmek demektir. örneğin bir insanın sizi sevdiğine inanabilirsiniz bu belirsizdir, soyuttur
ama bir martının uçtuğuna inanma gibi bir durumunuz olamaz zira bunu görürsünüz ve bu gerçektir. gerçeğe inanmak gibi bir durum olamaz zira gerçek belirsiz değildir. adı üstünde gerçek gerçektir.
insanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak
hususundaki hayret verici temayülleridir. - sabahattin ali
inanmak demek belirsiz olan bir şeye güvenmek demektir. örneğin bir insanın sizi sevdiğine inanabilirsiniz bu belirsizdir, soyuttur
ama bir martının uçtuğuna inanma gibi bir durumunuz olamaz zira bunu görürsünüz ve bu gerçektir. gerçeğe inanmak gibi bir durum olamaz zira gerçek belirsiz değildir. adı üstünde gerçek gerçektir.
insanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak
hususundaki hayret verici temayülleridir. - sabahattin ali
devamını gör...
hazlar ve günler
bir marcel proust kitabıdır.
kendisinin efsane serisi olan "kayıp zamanın izinde" serisine başlamak istediğim için önce bu kitabı okudum. o kitap öncesi bir hazırlık kitabı gibi okunabilirmiş.
kitabı okudum ve genel olarak çok beğendim. bir roman değil anlatı gibi. duygular, hazlar, hayat, insan, ruh, psikoloji, felsefe gibi bir çok konuyu yazar kısa kısa hikayelerle, şiirlerle anlatıyor.
yazar bu eseri 20 yaşında kaleme alıyor ve anlatmak istediklerini kısa hikayelerle ve şiirlerle anlatıyor. genç yaşına göre bence harika bir kitap yazmış. çok başarılı ve lezzetli buldum.
okuduğum diğer kitaplara göre yani alıştığımız türlere göre farklıydı. uzun cümleler ve ilginç betimlemeler vardı. üslubu çok güzeldi. insana ve duygulara daha doğrusu hazlara olan gözlemleri çok yerindeydi. bildiğimiz şeyleri anlatıyordu ama çok eşsiz şekilde anlatıyordu. kayıp zamanın izinde serisinden önce beni baya heyecanlandırdı.
en çok hoşuma giden tarafı ise yazarın zaman ile ilgili anlattıklarıydı. çok ilgimi çekti. zaman kavramını bir çok yazar incelemiştir üzerinde kafa patlatmıştır ama proust bir başka geldi. yine ilgimi çeken bir başka konu ise hastalık konusuydu. yazar astım hastalığından mustarip olduğu için o konuları biraz hüzünlü şekilde aktarmış. kitabı okumadan önce yazarın hayatına bir kısa göz atarsak kitap daha keyifli ve anlamlı hale gelecektir.
alışılanın dışında bir kitap olduğu için okuyan kişi yer yer sıkılabilir. pes etmeyin ve okumaya devam edin. benim sıkılmama sebebim bu seriyi ve bu kitabı okumaya çok önceden karar vermiş olmamdı sanırım. bayadır proust ve eserlerini araştırıyorum nasıl okunması gerektiğini ve sırasını araştırıyorum. neyle karşılaşacağımı bildiğim için bana güzel geldi ve zorlanmadım. yazarın tarzını ve tavrını öğrenip okumaya başlamak en mantıklısı olacaktır.
özellikle içimizde bulunan hazları çok güzel betimlemiş proust. daha doğrusu içimizde olan ve fark edemediğimiz hazlar çok güzel anlatılmış. okurken değerini biliyor insan, önemini kavrıyor. doğa, sanat, insan gözlemlemesi olarak da nefisti. dediğim gibi okuyan bazı kişilere uzun betimlemeler yorucu gelecektir ama devam etmeliler tavsiyem bu yönde olur.
bizi mutlu eden insanlara minnet duyalım; onlar ruhumuza çiçek açtıran sevimli bahçıvanlardır.
sen istemesen de, dedi, senin boynunla benim dudaklarım, senin kulaklarınla benim bıyığım, senin ellerinle benim ellerim arasında özel, mahrem dostluklar var.
henüz aşkı tanımıyordu. kısa bir süre sonra aşk acısını tattı, ki bu da aşkla tanışmanın tek yoludur.
kendisinin efsane serisi olan "kayıp zamanın izinde" serisine başlamak istediğim için önce bu kitabı okudum. o kitap öncesi bir hazırlık kitabı gibi okunabilirmiş.
kitabı okudum ve genel olarak çok beğendim. bir roman değil anlatı gibi. duygular, hazlar, hayat, insan, ruh, psikoloji, felsefe gibi bir çok konuyu yazar kısa kısa hikayelerle, şiirlerle anlatıyor.
yazar bu eseri 20 yaşında kaleme alıyor ve anlatmak istediklerini kısa hikayelerle ve şiirlerle anlatıyor. genç yaşına göre bence harika bir kitap yazmış. çok başarılı ve lezzetli buldum.
okuduğum diğer kitaplara göre yani alıştığımız türlere göre farklıydı. uzun cümleler ve ilginç betimlemeler vardı. üslubu çok güzeldi. insana ve duygulara daha doğrusu hazlara olan gözlemleri çok yerindeydi. bildiğimiz şeyleri anlatıyordu ama çok eşsiz şekilde anlatıyordu. kayıp zamanın izinde serisinden önce beni baya heyecanlandırdı.
en çok hoşuma giden tarafı ise yazarın zaman ile ilgili anlattıklarıydı. çok ilgimi çekti. zaman kavramını bir çok yazar incelemiştir üzerinde kafa patlatmıştır ama proust bir başka geldi. yine ilgimi çeken bir başka konu ise hastalık konusuydu. yazar astım hastalığından mustarip olduğu için o konuları biraz hüzünlü şekilde aktarmış. kitabı okumadan önce yazarın hayatına bir kısa göz atarsak kitap daha keyifli ve anlamlı hale gelecektir.
alışılanın dışında bir kitap olduğu için okuyan kişi yer yer sıkılabilir. pes etmeyin ve okumaya devam edin. benim sıkılmama sebebim bu seriyi ve bu kitabı okumaya çok önceden karar vermiş olmamdı sanırım. bayadır proust ve eserlerini araştırıyorum nasıl okunması gerektiğini ve sırasını araştırıyorum. neyle karşılaşacağımı bildiğim için bana güzel geldi ve zorlanmadım. yazarın tarzını ve tavrını öğrenip okumaya başlamak en mantıklısı olacaktır.
özellikle içimizde bulunan hazları çok güzel betimlemiş proust. daha doğrusu içimizde olan ve fark edemediğimiz hazlar çok güzel anlatılmış. okurken değerini biliyor insan, önemini kavrıyor. doğa, sanat, insan gözlemlemesi olarak da nefisti. dediğim gibi okuyan bazı kişilere uzun betimlemeler yorucu gelecektir ama devam etmeliler tavsiyem bu yönde olur.
bizi mutlu eden insanlara minnet duyalım; onlar ruhumuza çiçek açtıran sevimli bahçıvanlardır.
sen istemesen de, dedi, senin boynunla benim dudaklarım, senin kulaklarınla benim bıyığım, senin ellerinle benim ellerim arasında özel, mahrem dostluklar var.
henüz aşkı tanımıyordu. kısa bir süre sonra aşk acısını tattı, ki bu da aşkla tanışmanın tek yoludur.
devamını gör...
kabuğunu soyacağımız meyvenin yıkanmasının sebebi
tozlu olması, yere düşmesi, tüketiciye ulaşıncaya kadar üzerinde insanların tükürük damlacıklarına kadar pek çok şeyin bulunabilir olmasını geçiyorum çünkü bunlar en azından kabuğu soymakla bertaraf edilebilirler. o meyve yıkanmazsa zirai ilaç kalıntılarï ve kimyasallar önce kişinin eline bulaşır, sonrasında ağzına yol alır. ilaçlamadan sonra meyveyi hasat etmek için minimum süreler vardır, bu süre bazı ilaçlar için iki günken bazı ilaçlarda yedi güne kadar çıkar ve üreticinin bu uyarıya sadık kaldığını bilmeniz imkansızdır. ham halde koparılıp daha sonra olgunlaştırılan meyveler de olgunlaştırılma esnasında kimyasallara maruz bırakılır, bu yöntem özellikle muzda kullanılır. satın aldığınız meyve bu işlemlere maruz bırakılmış olabilir. olmasa dahi o meyveyi satın alınıncaya kadar daha önce kimse yıkamamıştır çünkü yıkanma çürümeyi hızlandırır. o meyve yıkanmadan soyulduğunda muhtemelen bir sonraki gün kimse zehirlenmez ancak az miktarda alınan bu zirai zehirler vücutta uzun vadede etkisini gösterir.
devamını gör...
günün sözü
körün gözü açıldığında kırdığı ilk şey bastonudur.
devamını gör...
sürü
okudğum en iyi bilim kurgu romanı.
devamını gör...