hatay dürüm.
devamını gör...

halil cibran’ın ermiş kitabının devamı niteliğinde yazdığı, ölümünden sonra yayımlanan kitabıdır. okunmasını önerebileceğim bir kitap, tabii ermiş okunduktan sonra okunmalı bence. kitapta ana karakter el mustafa’nın “ermiş” kitabında ayrıldığı mekana, çocukluğunu geçirdiği annesinin bahçesine geri dönmesi ve 9 müritiyle buluşması, müritlerine ayrılıktan, yalnızlıktan, zamandan, insanla doğayı birleştiren bağlardan söz etmesi konu alınır. ermiş’in aksine cibran bu kitabını fransızca yazmış, tabii bu tercihinin nedenini bilemiyorum.
kitapla alakalı kişisel yorumlarıma gelecek olursam, ermiş’ten daha güzel hazırlanmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. hatta okuduğum cibran kitapları arasında en beğendiğim bu kitap oldu. daha içten geldi bana şahsen. ayrıca kitap bana cibran’ın ölümünün yaklaştığını hissedip buna göre kitabı hazırladığı hissiyatını verdi, hele sonu...
devamını gör...

sözlükten birine yürümeyi düşünen yazarların önüne duvar engeli koyan yoldaş sözü.
devamını gör...

çağımızın köpek balıklarına kıyasla çok daha büyük bir köpek balığı türü. milyonlarca yıl önce yaşadığı, sadece bir takım diş kalıntılarına dayanılarak iddia ediliyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yukarıdaki görsel de büyük beyaz köpek balığı dişleri ile bir megalodon dişi kıyaslanmış.

görsel : wikipedia.

- bilimsel olarak eksik kanıt olarak kabul edilebilir. (evrim teorisi mesela, eksik kanıtlar ile doğru kabul edilebiliyor. ancak hala yaşanış şekilleri tam olarak kanıtlarıyla birlikte şemalaştırılıp ortaya konamadı. yani evrim gerçek ancak yordamları teori pozisyonunda incelenmeye devam ediliyor.)
- megalodonun başka hiçbir kalıntısı bulunamamış. fosili bile yok. yani varlığı belli ancak dişleri dışında tüm özellikleri hayal ürünü.
- genel olarak devasa okyanus canlılarının yaşam alanı okyanus tabanları ve çukurları / çatlakları olarak kabul ediliyor. ev ya da sığınak olarak bakacak isek eğer yaşam alanı olgusuna, mantıklı bulunabilir bu görüş. ancak ben canlıların çok daha fazla politika yaptığını düşünüyorum, tıpkı insanlar gibi. yaşam alanları ve yaşama anlayışları / kültürleri her zaman tek düze olmayabilir varlıkların.
- megalodonun tüm kalıntıları mariana çukurunda keşfedildiği için yaşam alanı da mariana çukuru olarak kabul edilmiş. ( en azından on-on beş milyon yıl öncesindeki yaşam alanı.) bu çok yanlış bir varsayım ve tüm dev okyanus canlısı teorileri açısından da çok eksik bir bakış açısı.
- yine eksik bir bilimsel kanıt daha var elimizde, dev okyanus canlıları ile ilgili: yüzlerce yıldır gözümüze görünmüyorlar. bu çok ciddi bir bilgi.
- canlıların türlerinin yok olabiliyor olması, yok olmuşların fosil kanıtları bizi yanıltıyor da olabilir. canlılar politika yaparlar. görünmez olurlar, saklanırlar vs. ' göl canavarları ' , ' denizaltı batıran dev kalamarlar' tarzı hikayelerle bir yerlere gelmeye çalışan insanları da kanıtlar yok iken teorilerin fanatikliğini yapmaya vardıran zihin oyunu alışkanlıklarını da sevmem, ancak ( tekrar ediyorum, umut ve gizem aşılamayan.) okyanus canlıları küçülmek ile birlikte, tamamen yaşayış stratejilerini değiştirmiş te olabilirler. bu sebep ile onların büyüklerini göremiyor olabiliriz. okyanusta canlılar: 1- beslenmek için. 2- dolaşım sistemlerinin (kan, sinir, boşaltım vs.) adaptasyonu için. 3- diğer avcı ve canlılardan saklanmak/korunmak için. 4- çeşitli ihtiyaçları giderecek ortamları keşif için, okyanus tabanına inerler. yani tam olarak okyanus tabanı onların yaşam alanı olduğu için değil. tam olarak okyanus tabanı yaşam alanı olan ve bilimsel olarak da tespit edilmiş, kayıt altına alınmış bir çok canlı da vardır.


- megalodon saldırısı olabilecek izler, dişler ve dev balık görüntüleri yakalamalar, sinyal cihazları ile takip etmeler. olguya, - bilimsel açıdan - baş aşağı bakmak gibi oluyor bana kalırsa. bulunmak istenen şeyi değil de o büyüleyici dişlerin sahibine dair daha çok kalıntı ve kanıtı araştırmalı bilim insanları.


yeme bizi megalodon!
devamını gör...

tanımlarını büyük bir keyifle ve çoğuna sonuna kadar hak vererek okurken nasıl olur da nickaltı girmem şu an hayretler içerisinde ekrana bakıyorum sevgili yazarlar. hatta emin olabilmek için başlık altında 2-3 kez nick'imi aradım lakin yok, bulamadım.

ölmedim ama hafif sürünüyorum, düşüncelerini en doğru kelimelerle, öz ve anlaşılır dile getiriyor. bu yüzden de insan okurken hiç sıkılmıyor hatta farklı pencereden bakma keyfine varıyor çoğu zaman. anlatmayı istediği düşüncelerini pürüzsüz aktarmasının fazla kitap okumasından, daha doğrusu kitap okumayı sevmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
tanımları bol olsun, keyifli sözlükler dilerim.
devamını gör...

youtube ve twitch gibi platformlardaki dilencilik de bu duruma dahildir.

beğeni ve takip dilenciliği gibi bir durumdur.
devamını gör...

insan değil, biyolojik bir atıktır o.
devamını gör...

okuyacak kitap kalmaması, her şeyi okuyup tüketme korkusuna verilen addır.
devamını gör...

yüksek sadakat'in belki üstümüzden bir kuş geçer şarkısında geçen cümle. cümledeki yüzünden sözcüğü tevriyeli kullanılmıştır.
devamını gör...

sosyal medyanın herhangi birinden sevgili olanlardan farklı olmayan çifttir. pandemi dolayısı ile sosyal medyadan sevgili olma durumunun nirvanaya ulaştığı günlerdeyiz.
devamını gör...

günümüzde realite anlamı olarak düşünüldüğünde manasını yitirmiş sözdür. zira artık boşanmak bir imzalık iştir.
devamını gör...

ölümün özel bir kokusu var bana göre yalnızlık kokar. hemen alırım kokusunu, bir yerde okumuştum herkesin kendi kıyametidir ölümü.
devamını gör...

madam bovary: iffetsiz kadın
iki şehrin hikâyesi: iki köyün husumeti
gurur ve önyargı: şeref ve el âlem ne dercilik
karamazov kardeşler: karaosman kardeşler
beyaz diş: ninemin altın dişi
1984: 2023
devamını gör...

otobüste ineceğim durağa yaklaşınca "inecek var!" demek yerine o sırada birini aramayı düşündüğüm için "aloo!!" diye bağırmam.
devamını gör...

insanlar sizi eskisi gibi kullanamadıklarında, değiştiğini söylerler.

sigmund freud
devamını gör...

yaptığı hiçbir kek kabarmayan yeteneksiz beyden pek farkı yoktur. ikisinin de ortak noktası beceriksiz insan olmalarıdır.

püf noktalara gelince; hemen dolaptan çıkartılıp kullanılmamalı süt yumurta vs.
sonra şeker ve yumurtanın güzel çırpılması ve unun elenmesi gerek. mümkünse bir buçuk paket kabartma tozu kullanmayı adet edinsinler. kabartma tozu olmadığı durumda karbonat da olur ama aşırısı kekin tadını mahveder. son olarak hazırlanan harcı çok fazla bekletmeden fırına gönderin. hemen açmayın. afiyet olsun.
devamını gör...

2021 yılında netflix'te 8 bölüm olarak yayımlanmış, bölümlerini ikişer bölüm şeklinde patricia rozema, jessika borsiczky, samira radsi ve sheree folkson yönetmenliğini resheida brady senaristliğini üstlendiği +18 ve drama dizisidir.

2016 yılında günlük olarak yazılıp yayımlanan easton’ın evlenmeden önceki hayatı ve ilişkileriyle ilgili 'dövmeli kötü çocuklar' olarak bahsettiği 4 erkek arkadaşıyla yaşadığı dolu dizgin, seks ön planlı ve özgür olduğu hayatını anlattığı '44 chapters about 4 men' adlı kitabından uyarlanmıştur. başlangıçta aynı temel konulara değinen dizi ve kitap zamanla farklı yollara gitmiştir.

billie, (sarah shahi) cooper'la (mike vogel) olan evliliğinde kendi içinde sorunlar yaşamaya başlar. bir çoğuna göre mükemmele yakın bir hayatı olmasına rağmen kendi içinde bazı tatminsizlikler yaşar. 2 çocuklu bir anne olan billie evliliğini ve kendini sorgulamaya başlar. hayatına heyecan katmak adına eski sevgilisiyle yaşadığı deneyimleri günlüğüne yazmaya başlar. fantaziler üretir ve hayatını daha yaşanılır bir hale getirmeye çalışır. cooper bu günlüğü okur ve tüm hayatı başına yıkılır. öz güvenini kaybeder eşine olan daha doğrusu eşinin kendisine olan sevgisini sorgulamaya başlar. ve düşer brad'in (adam demos) peşine. anlamaya çalışır onda fazla olan ne diye. (hahah duş sahnesine pek gülmüştüm mesela) sonra bu günlüğü billie'nin sasha'ya (margaret odette) dediği gibi 'kullanma kılavuzu' olarak kullanmaya başlar. noktası noktasına uygulamaya başlar ve bu öz güvenini çok daha baltalar.

alabildiğine seks olan bu dizi evliliğin cinsel yönden zayıfladığında olabilecekleri gözler önüne sermeye çalışıyor. özellikle kadının çocuklardan sonra yaşadığı ruhsal değişimleri ve hayatı sorgulamaya başlamasını konu alıyor. cinselliğin önemini vurgularken mide bulandırıcı olaylara da imza atar mı atar. özellikle sasha ve billie'nin dostluk dedikleri bu ilişki bana biraz fazla zorlama gibi geldi. yani tamam bende bir çok konuda biraz daha geniş bir insanım ama aralarındaki bu ilişkinin sağlıksızlığı genişliğin, arkadaşlığın pek ötesinde gibi. bir süre sonra çok fazla zorlama ve abartıya girdi gibi geldi bana. evet başlarda ilgimi çekti değinmeye çalıştığı konuları beğendim ama devamında ki kaş yaparken göz çıkarma halleri beni irite etti.

dizinin yaratıcısı stacy rukeyser ve neredeyse tüm ekip kadın. bu ekiple çalışılmasının en büyük nedeni kadın bakış açısını televizyonlara yansıtmak ve dizinin konusuna tamamiyle kadınlar tarafından kurulan ekiple değinmek.

yani açıkçası deminde dediğim gibi benim için fazla zorlama bir dizi. özellikle son sahne yani bitiş anı fazlasıyla saçmaydı. o kadar diren o kadar alttan al o kadar uğraş o kadar yapıcı ol yıkılan yuvayı kurtar son dakika kendini brad'in kollarına at peh peh peh... yani sanırım yeni bir sezon çekilecek ve heyecanı devam ettirmeye çalıştılar. yani böyle bunalım olmaz olsun. ne lohusalıkmış arkadaş. evet bir birliktelikte cinsellik önemli ama bunu yıllar geçip çoluk çocuğa karıştıktan sonra anlamazsın değil mi? serseri sevgilisini unutmak için evlenip mükemmel bir evliliği alt üst etmek ve evliliği kurtarmak için denenen akıl almaz genişlikler. doğu-batı sentezi bir evlilik gibi. komik ötesi komik.

neyse efem belki siz beğenirsiniz. çerezlik bir dizi olarak düşünebilir ve izleyebilirsiniz.
iyi seyirler...
devamını gör...

vicdan gelişimi. antisosyal kişilik bozukluğu. daha küçük bir çocuğu sopalarla vurarak öldürüp "çok zevkliydi vurmak" diyebilen çocuk çeteleri. kendisinden başkasının acı çekebildiğini istese de algılayamayan çocuk çeteleri. 9 ilâ 11 yaşından küçük çocukların vicdan olgusunun olmayışı. vicdanın bol bol verilen sevgiyle değil de belli bir yaştan sonra yanlışın doğru yöntemlerle cezalandırılmasıyla oluşması falan işte.

biraz da uzaktan eğitim nedeniyle okul ortamından uzakta büyüyen ve bir çoğu toplumsal yaptırımdan azade manyaklara dönüşen veletler. öğretmenlerin tatillerde maaş alması, diye çemkiren çok bilmiş ebeveynlerin yetiştirdiği s***ların anca bu kadar olması. bunların başımıza fena bela olacak olması...evlerde süs olsun diye yetişkinler var ama çocuklar adeta sineklerin tanrısı adlı muhteşem eserde olduğu gibi: kendi aralarında kendi kurallarını yarattıkları kendi medeniyetlerini(!) kuruyorlar pandemi sürecinde.

ek: şuraya lafı uzatan bir ilave yapmak istedim. naçizane bilebildiğim kadarıyla.

diğer canlıları ve tüm dünyayı başlangıçta kendisiyle bir bütün gibi algılayan çocuğun, herhangi bir canlıya zarar verdiğinde bunun neden kötü bir şey olduğunu anlaması imkansızdır. çünkü her şey benim uzantım bunu yaptığımdaysa kendi canım yanmıyor demek ki sorun da yok der. henüz kendisi dışındakilerin bir canı olduğunu bile anlayamayacak kadar küçük yaşlardaki bir çocuğa; yasak, ayıp, günah, kötü gibi toplumsal bakış açılarını öğretmek de bu nedenle neredeyse olanaksızdır. mesela 4 yaşındayken karıncaları ayağıyla ezen bir oğlana "yapma onlara da yazık" demek beyhudedir. anlamaz çünkü. 4 yaşındaki bir talihsiz çocuğa yakınlarının ölümünü de anlatabilmek imkansızdır. çünkü kendisiyle birleşik algılıyor koca dünyayı.

9-11 yaş aralığında yasak, ayıp, günah, kötü vesaire gibi kavramlar üzerinden çocuğa doğru davranışlar öğretilebilir çünkü dünyanın kendi uzantısı olmadığının ayrımına varmıştır artık. başka canlıların da acı duyabildiğini anlayabilir. dahası hatalı bir şey yaptığında başkalarının onu "kınaması" bir anlam ifade eder çünkü başkalarından ayrı biri olduğunun yavaş yavaş ayırdına varabilmektedir. yahut başkalarından takdir görmeyi de kavrayabilir.

işte böyle böyle; davranışlarımıza verdiği tepkilerle iyi ve kötü olanı öğretir bize ebeveynimiz. zamanla bunları içselleştirip tutumlara dönüştürürüz. kimse söylemese de yanlış olduğu bize öğretilen bir şeyi yaptığımızda suçluluk duyarız: yani vicdanımız oluşmuştur sonunda! başımızda annemiz olmasa bile kediye vurmayız. hatta 11-12 yaşında evrensel olarak kötü kabul edilen bir çok şeyi ayıplamayı, kınamayı da öğrenmiş oluruz.

ne yaparsa yapsın sürekli alkışlanan bir çocuğun maalesef iyi ve kötünün ayırdına varması çok zordur. tutarsız bir şekilde ebeveynin bir davranışı keyfine göre kah onaylayıp kah yerdiği durumlardaysa çocuk yine öğrenemez neyin doğru olduğunu. ana ve babanın aynı davranışa farklı tepkiler vermesi ise bu anlamda tam bir faciadır çünkü zihninde yoğun bir karmaşaya neden olur çocuğun. doğru bulunan davranışları öğrenip kendi tutumlarını yani kendi vicdanını oluşturamazsa bir daha yaşamı boyunca suçluluk duygusu hissetmeyen biri olabilir. salt kendi varlığı üzerinden dünyayı yorumlayan bir adet dr.lecture çıkabilir o şanssız çocuktan.
devamını gör...

kahramanmaraş'ın dahil olduğu bölgedir.
devamını gör...

yeni konsepti ile beni pek çok, pek çok mutlu eden yayın*.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim