partizan
ismet özel’in harikulade, muhteşem, muazzam şiiri. kendi sesinden dinlediğimde o ilk afallayışımı unutamıyorum. hele şiirin bir yerinde o “yavrum” deyişindeki vurgu ve derinlik tekrar tekrar dinlenesidir. kendisinin toplumsal duyarlılığı ele alan ilk şiiri kabul edilen bu şiir ismet özel şiiri açısından bir dönüm noktasıdır. “gırtlağımda bir harf büyüyor” derken bir küfrün bastırılmasını ifade ettiği söylense de daima bir yarenin ismi olarak bunu algılıyorum. öyle ya şiir, şair ne kast ederse etsin artık biraz okurun anladığı şey değil midir? şiirle beraber şiirdeki imgelere dair güzel bir değerlendirme yazısını ve ismet beyin seslendirdiği linki de bırakıyorum.*
partizan
gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış, ne infilak
yalnız
koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaterleri taşıyan
bir ergen cesedi.
kabaran bir çarpıntı oluyor şehir
uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor
her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor
domuzuna ölüyor bankerlere durarak
noterden onaylı kağıtlara durarak
mevlit ilanlarına durarak.
yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum.
– yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha —
gırtlağımda bir harf büyüyor
gırtlağımızda.
sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden
buna dayanmalıyım
ölünce bir partizan gibi ölmeliyim
sabahın kuşluk vaktine savrulan
savrulan savrulan ergen ölüleri gibi.
şehrin şarkısını söylediğim zaman
yağız bir kımıltı oluyor sesim
korku ve cüzam
korku ve cüzam
korku…
ne beklenebilir artık namlulardan.
harçlar karılmış duruyordur
hem de kara
bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi
ne beklenebilir.
yırtarak açtığımız zarflarda
büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda
pokerde-sinemada-genelevlerde
ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan
yalnız o herkesler
o herkesler kendine akarak boğulan
ve sürdüren bir güleç kocamışlığı.
bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma
genzimi yakarak
bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de
ölürsem bir partizan gibi öleceğim
azgın bir gebelik halinde.
beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor
buna dayanamam
bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi
buna da.
radyodan silah sesleri geliyor
ter kokusu geliyor, ayak
aksayan bir şey örtüyor
yüreğimin kabzasını
olmadık sesler geliyor radyodan
beynimde korkunç bir vida olarak
ergen ölüleri
artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam
boyunbağımın ve gülüşümün o kirli
rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.
umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum.
kuşandığımız
bu alkol kokusu bize ne getirdi ki!
çıksam
gök
şarlayarak devrilse ardımdan
– ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik —
yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde
yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik
sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan
sonra aşk, sonra dirlik: partizan
değerlendirme yazısı
kendi sesinden
partizan
gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış, ne infilak
yalnız
koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaterleri taşıyan
bir ergen cesedi.
kabaran bir çarpıntı oluyor şehir
uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor
her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor
domuzuna ölüyor bankerlere durarak
noterden onaylı kağıtlara durarak
mevlit ilanlarına durarak.
yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum.
– yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha —
gırtlağımda bir harf büyüyor
gırtlağımızda.
sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden
buna dayanmalıyım
ölünce bir partizan gibi ölmeliyim
sabahın kuşluk vaktine savrulan
savrulan savrulan ergen ölüleri gibi.
şehrin şarkısını söylediğim zaman
yağız bir kımıltı oluyor sesim
korku ve cüzam
korku ve cüzam
korku…
ne beklenebilir artık namlulardan.
harçlar karılmış duruyordur
hem de kara
bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi
ne beklenebilir.
yırtarak açtığımız zarflarda
büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda
pokerde-sinemada-genelevlerde
ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan
yalnız o herkesler
o herkesler kendine akarak boğulan
ve sürdüren bir güleç kocamışlığı.
bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma
genzimi yakarak
bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de
ölürsem bir partizan gibi öleceğim
azgın bir gebelik halinde.
beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor
buna dayanamam
bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi
buna da.
radyodan silah sesleri geliyor
ter kokusu geliyor, ayak
aksayan bir şey örtüyor
yüreğimin kabzasını
olmadık sesler geliyor radyodan
beynimde korkunç bir vida olarak
ergen ölüleri
artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam
boyunbağımın ve gülüşümün o kirli
rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.
umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum.
kuşandığımız
bu alkol kokusu bize ne getirdi ki!
çıksam
gök
şarlayarak devrilse ardımdan
– ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik —
yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde
yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik
sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan
sonra aşk, sonra dirlik: partizan
değerlendirme yazısı
kendi sesinden
devamını gör...
geceye bir söz bırak
ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahluklardı...
(bkz: sait faik abasıyanık)
(bkz: sait faik abasıyanık)
devamını gör...
dubleks evde yaşamanın zorlukları
sıradan türk korku filmlerinden alışık olduğumuz üzere, cinlerin dadanması.
bu meretler fakir evlerini beğenmez; nerede dubleks, tripleks ev varsa orayı mesken edinirler.
cin bile olsan rahatına düşkün oluyorsun demek ki. *
bu meretler fakir evlerini beğenmez; nerede dubleks, tripleks ev varsa orayı mesken edinirler.
cin bile olsan rahatına düşkün oluyorsun demek ki. *
devamını gör...
hanım hanım bunlar benim yavrularım
sid karakterinin minnoş cümlesidir. türk seslendirme sanatçılarına saygı duymamızı sağlamıştır tebessüm ettirir.
devamını gör...
alaska ağaç kurbağası
bazen gerçekten bir alaska ağaç kurbağası olmak istersin.
ama ne yazık ki sadece basit bir insansındır.
ama ne yazık ki sadece basit bir insansındır.
devamını gör...
yazarların kendine yakıştırmadığı bir hareket
azıcık kıçım tutuşsun müthiş yalan söylerim. öyle bir yalan söylerim ki “ulen yoksa doğru mu söylüyorum?” derim. herkese karşı değilse de sevdiğim insanlara karşı içten içe kendimi yememe sebep olur.
(bkz: bugün fazla dürüstüm)
(bkz: bugün fazla dürüstüm)
devamını gör...
allah
arap mitolojisine göre evreni yoktan var eden, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, mutlak güç ve kontrol sahibi, eşi benzeri olmayan tanrıdır.
devamını gör...
geceye bir türk filmi repliği bırak
durun! bu nikah kıyılamaz! siz kardeşsiniz!
edit: en az 15 ayrı filmde 25 kez yaşanmış olabilir.
edit: en az 15 ayrı filmde 25 kez yaşanmış olabilir.
devamını gör...
nerelisin diyen tip
uzaylıyım ben sektirdiğimin çocuğu demek istediğim tip. her yerde bulunan bir tip aynı zamanda.
daha taşra bir yerde yaşıyorsanız soru şu şekilde değişir: sen hangi köylüsün yeğenim?
daha taşra bir yerde yaşıyorsanız soru şu şekilde değişir: sen hangi köylüsün yeğenim?
devamını gör...
geceye bir hayat dersi bırak
kaybetmekten korkmazsan, insanlar giderler. korkarsan da giderler.
insanlar giderler.
insanlar giderler.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
attığım seste ciyaklamışım resmen yaaa. buna karşılık bol bol yaşar çalar umarım.. ilk yayınında başarılar bengaripsengüzeldünyaumutlu. sabırsızlıkla bekliyorumm.
devamını gör...
sütü seven kamyoncu
devamını gör...
insanın yapmaktan bıkmayacağı şey
yatmak , insan oğlu yatmaktan bıkmaz.
devamını gör...
kafka’nın çorbası
bir mark crick kitabıdır.
can yayınlarının kırk merak serisinden çıkan kitap ne bir romandır ne de bir öykü kitabı. bir derleme de değildir bir inceleme de. aslında bu kitap bir yemek kitabıdır, hem de içinde gerçekten nefis yemek tarifleri olan bir kitap. ancak diğer yemek kitaplarından bir farkı vardır, hem de çok büyük bir fark.
kitabı okurken böyle bir yemek listesinin önüme geldiği bir kafede ya da lokantada olduğumu düşündüm ve bunun müthiş bir şey olabileceği aklıma yattı.
mesela günün çorbası olarak kafka usulü çabuk miso çorba olsa listede ve bu yemeğin tarifinin kafka’nın üslubuyla okusanız. daha sonra homeros usulü bir fenkata, tabii ki yine homeros’un tarifiyle. belki de jorge luis borges’in anlatımıyla bir dil balığı. sonra da hepsinin üstüne kayıp zamanın izinde dolaşan ve bizi de peşine takan marcel proust usulü tramisu.
ben müthiş bir yemek olacağını düşünüyorum bunun. yazar da öyle düşünmüş ve tam 14 yazarın üslubuyla 14 farklı yemek tarifi vermiş bize. afiyet olsun efendim.
can yayınlarının kırk merak serisinden çıkan kitap ne bir romandır ne de bir öykü kitabı. bir derleme de değildir bir inceleme de. aslında bu kitap bir yemek kitabıdır, hem de içinde gerçekten nefis yemek tarifleri olan bir kitap. ancak diğer yemek kitaplarından bir farkı vardır, hem de çok büyük bir fark.
kitabı okurken böyle bir yemek listesinin önüme geldiği bir kafede ya da lokantada olduğumu düşündüm ve bunun müthiş bir şey olabileceği aklıma yattı.
mesela günün çorbası olarak kafka usulü çabuk miso çorba olsa listede ve bu yemeğin tarifinin kafka’nın üslubuyla okusanız. daha sonra homeros usulü bir fenkata, tabii ki yine homeros’un tarifiyle. belki de jorge luis borges’in anlatımıyla bir dil balığı. sonra da hepsinin üstüne kayıp zamanın izinde dolaşan ve bizi de peşine takan marcel proust usulü tramisu.
ben müthiş bir yemek olacağını düşünüyorum bunun. yazar da öyle düşünmüş ve tam 14 yazarın üslubuyla 14 farklı yemek tarifi vermiş bize. afiyet olsun efendim.
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
alışveriş sonrası kasada kredi veya banka kartı yerine kimlik, öğrenci kimliği ne varsa vermek. hatta bir de farkında olmadan niye çekmiyor bana bakıyor havasına giriyorsunuz saniyelik, o daha da rezil. tabii uyarıldıktan sonra özür faslı, hemen yalandan kıkırdamalarla şirinlikler derken başında verilmesi gereken banka/kredi kartı sonunda kasadaki kişiye uzatılır.
devamını gör...
yazarların ilk sarhoş olduğu an
o ana kadar hep bir bira iki bira içmiştim. arkadaşım aklıma girdi gel dedi gin içelim. tamam dedim gittik migrostan beefeater gin aldık b*k yiyecek gibi. yanına da sprite. başladık içmeye güzel gidiyordu ama oturduğun yerden kalkan kadarmış. eve varana kadar kaç kez kustum hatırlamıyorum. tabi evde anneden yenilen fırça da cabası.
devamını gör...
aylık puan tablosunda ilk 200'e giremeyen yazar
puan tablosu ne ki dünyayı ben yöneteceğim *

şaka bir yana ben çok yazmayı seviyorum siz de yazdıklarımı seviyorsunuz. beni seveni ben de seviyorum böyle bir döngü işte. bütün büyüyü bozdum iyi mi! bu arada evet kafa sözlük ekibine de katılmak istiyorum o ayrı. yetkililere bin beş yüzüncü defa çığırıyorum.
uyarı: hürrem sultan fotoğrafını koydum ama ben erkeğim arkadaşlar. inanmıyorsunuz ama evet öyleyim.

şaka bir yana ben çok yazmayı seviyorum siz de yazdıklarımı seviyorsunuz. beni seveni ben de seviyorum böyle bir döngü işte. bütün büyüyü bozdum iyi mi! bu arada evet kafa sözlük ekibine de katılmak istiyorum o ayrı. yetkililere bin beş yüzüncü defa çığırıyorum.
uyarı: hürrem sultan fotoğrafını koydum ama ben erkeğim arkadaşlar. inanmıyorsunuz ama evet öyleyim.
devamını gör...
üniversite mezunu olmayanlar yazar olarak alınmasın kampanyası
ben lise mezunu bile değilim lan. yuh ayı.
devamını gör...
akıştaki nickaltı trafiği
iko’ya duyurulur. ayrı bir nickaltı sekmesi olsa mesela ne hoş olurdu.
t. insanı mutlu eden ancak bazende şikayet edilen trafik.
t. insanı mutlu eden ancak bazende şikayet edilen trafik.
devamını gör...
