maddenin en küçük yapı birimi olarak adlandırılan, cisimcik.
en küçük yapı birimi dedim çünkü nötron, proton ve elektronların bileşiminden meydana gelir, ayrışabilir. ancak, elektron çıktığında yahut nötron ve/veya proton; atom, atom olma özelliğini yitirir.
eksilir...

jostein gaarder, sofie'nin dünyası adlı felsefi romanında, atom kuramını aktarırken işte bu konuya değinir.
*
o, önce legolardan bahseder. legoları, çocukken oynamayı çok sevdiğimiz oyuncaklar hatta bir çoğumuzun, ebeveynimizden kalanlarla bile oynayabileceği kadar dayanıklı oyuncaklar olduğunu zikreder. bozup yeniden yapmak, yeniden ve yeniden... bozup tekrar ve tekrar, başkaca şeylere, bir nevi maddeye dönüştürebildiğimizi aktarır.
ardından atom kuramıyla arasında benzerlik kurar.
tıpkı atomun da legoya benzer tak-çıkarları vasıtasıyla, parçalanıp yeniden ve yeniden, tekrar ve tekrar, zamandan ve mekandan mümünezzeh surette, başkaca maddelere dönüşebildiğini anlatır.

evet, bu gerçekten de doğrudur. uzunca bir süre... hatta bir insan ömründen daha uzunca bir süre bilinen ve aktarılagelenin aksine, atom; parçalanabilmektedir... bu yalnızca bu çağın ışığıyken, bunun atom parçalanamaz tezinin genel geçer olduğu bir çağda savunulduğunu düşündüğünüzde, işin içinden çıkamazsınız. çünkü bilim insanları bilime, bağlı ve bağımlıdır. bağlı dedim, çünkü bu bağlılık onların varlığının, yegane kaynağıdır. bağımlı dedim, çünkü bilimsel bir teori yok olduğunda, bilim insanı da bilir ki kendi varlığı ve benliğinin de bir sonu-sınırı vardır ve o sınır, artık sarsılmıştır.

peki daha ilkokul günlerimizde, atom konusunu öğrenirken öğretmenlerimize yönelttiğimiz: madem atom, elektron, proton ve nötronlar toplamı, o halde parçalanabilir de?.. sorusunun yanıtı, nasıl oluyor da geçiştirilebiliyordu?.. nasıl oluyor da arkadaşlarımız bize dönüp, garip garip bakabiliyordu?.. bu gerçeklik olgusu sadece bize mi mümkün geliyordu, yoksa birileri bilinene rıza gösterip, yaşamaya devam mı ediyordu.. evet tam da böyle oluyordu. bunu ancak ve ancak yıllar sonra öğrendik, öğrenebildik... atom parçalanabiliyordu...
demekki bilimde namümkün diye bir kavram yoktu: her tez, herhangi bir ama makul bir başka hipotezin yükselişiyle kendi çöküşüne matuftu.
bir zaman sonra bir yazar, felsefik bir roman yazarı çıkıp, bunu daha ilkokul çağında çözen bizler ve hayata uyum sağlamış büyükler arasındaki bu ayrıma atıfta bulunuveriyordu: bunu da, henüz 15 yaşında, çocukluktan genç kızlığa yeni adım atmış sofie yoluyla basitçe ve maharetle yapıyor, insanlığın bu büyük açığını, ortaya döküyordu.
makul.
şimdi gelelim günümüze...
siz merak duygunuzu diri tutmaya devam edin felsefe dostları.
çünkü bilim, felsefe olmadan ilerleyemiyor. evet evet. hani şu yığılıp, biriken, hiçbir yöne gitmeyen, kümülatif doğru düşünme bilimi var ya. işte o.
o olmasa hiç bir bilgi sorgulanamaz, üzerine araştırma, geliştirme yapılamaz ve ilerleyemezdi.
yani özetle şapkadan tavşan çıkarmak için, felsefe bilmek zorundasınız.
nokta.
makul mu?.. makul.*
devamını gör...

otobüs muavinidir ya da şoförüdür.
devamını gör...

genelde insanlar evlat edinmek yerine ,kendileri çocuk doğuruyorlar.

yetim çocuklar sevgiden ve aile kavramınından uzakta büyüyorlar, ama eşcinseller evlat edinerek büyük bir iyilik yapabilirler.

sırf bu yüzden bile eşcinsellere de evlaklık ve evlenme hakkı verilmeli.

cinsel yönelimi farklı olan bir ailede çocuk büyütmek belki tuhaf gelebilir, böyle düşünenleri anlayabiliyorum ancak bir çocuğun yetimhanede kimsesiz büyümesindense; iyi birer evebeyne sahip olma hakkı var !

sevgisiz ve yalnız büyümesindense bir ailede büyüsün.

çoğu ailede, farklı görüşleri olan insanlar zaten var, dini farklı, siyasi görüşü farklı, bu da bunun gibi sadece farklı bir görüş. demokraside bu güzel, farklılıklara saygı duymak.


tüm söylenenleri okudum, tartışılabilecek tek konu bence toplum baskısından dolayı ötekileşmiş ve yalnız hisseden evebeynler, iyi çocuk yetiştirebilir mi?
devamını gör...

bence hepsi, binlerce kişiyle aynı anda eğlenmek istemiyor, kendi kendime pahalı kulaklığımla arşivimde zaman geçiriyorum.
devamını gör...

serin hava buldum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

birinci dünya savaşı yıllarında yaşanan ekonomik sıkıntılar sebebi ile kahve çekirdeklerine ulaşamayan insanımızın vazgeçemediği kahve keyfine bulduğu alternatiftir.

haşlanan nohut kurutulduktan sonra kahve çekirdekleri gibi kavrulur ve öğütülür. hazırlanışı ve servisi de türk kahvesinin aynısıdır. çanakkalenin biga ilçesinde hala nohut kahvesi içebileceğiniz mekanlar mevcuttur.

çanakkaleye gidip tatmamış olsam da hediye olarak gelince denemiş ve sevmiştim. türk kahvesine de benzemektedir.

yapılışı hakkında çekilen haber videosunu huzurlarınıza bırakırım.
devamını gör...

şu an ben de karar verdim ama bilin bakalım ne eksik??
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

an itibariyle gerçekleşen siyasi parti kapatma girişimi.

yargıtay cumhuriyet başsavcısı bekir şahin, hdp'nin kapatılması istemiyle anayasa mahkemesi'nde dava açtı. iddianame yüksek mahkeme'ye gönderildi.

iddianamede, hdp üyelerinin beyan ve eylemleriyle devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, ortadan kaldırmayı amaçladıkları öne sürüldü.


kaynak
devamını gör...

türk milletinin birbirini tokatlayacağını sanan kişinin açtığı dandik başlık. ne bu öfke, ayrıştırma, kin anlamak mümkün değil. doğruya doğru, yanlışa da yanlış demesini bilmediğiniz sürece daha çok sürer bu polemik.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir ahmet ümit polisiyesi.

ahmet ümit polisiye alanında kitaplar yazarken arkaya konuk olarak güzel konular seçen bir yazar ve "sultanı öldürmek" tam olarak öyle bir kitap.
arada sırada kitap okuyanların tabiriyle sürükleyici bir kitap arıyorsanız kesinlikle sürükleyici bir eser tavsiye edebilirim.

öncelikle bu kitap bir polisiye kitap olarak değerlendirilmemeli bu bir tarih romanı ve arkasında cinayet olayları oluyor.
aslında tam tersi olmalıydı bu bir polisiye romanı olmalıydı ve arkasında tarihi olaylar olmalıydı ama ahmet ümit tam olarak bunu başaramamış.
başaramamasına rağmen keyifli bir kitap ortaya çıkarmış o ayrı.

kitabın dili son derece basit ve herkesin okuyabileceği şekilde yazılmış bence ahmet ümit bunu bilerek ve çok iyi yapıyor.
bu adamın kitabını bütün kesimler son derece rahat şekilde okuyabilir.
tarihi olaylar çok güzel anlatılmış ve keyifli bir okuma sunuyor.
türk toplumunun davranışı ve olaylara yaklaşımı çok güzel sunulmuş kitabı okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.


kitabı elime aldığımda umarım başkomiser nevzat romanıdır dedim ama hayal kırıklığına uğradım maalesef müştak denen bir herifin başından geçen olaylar anlatılıyordu ve ahmet ümit sürpriz diyerek cinayeti soruşturan kişiyi başkomiser nevzat olarak okuyucunun karşısına çıkarıyor çok mutlu oldum.

müştak karakterinin nüzhet hanıma sultan demesi ve kitabın isminin çok ironik ve güzel olması ayrıca mutlu etti.

dilli şarküteriden neden müştak karakteri aceleyle çıktı orasını hala merak ediyorum maalesef havada kaldı.
devamını gör...

yazı hatırlatan, aklıma sıcağı düşüren mis koku, domates kokusu.

pazar sabahı, birçok insan için geç kendim için erken bir saatte uyandım. bedenimi sarmalayan kolu nazikçe ve itina ile çektim ki tüm hafta erken kalkmaktan muzdarip insan, biraz daha dinlenebilsin diye. düşündüm sonra onca zamana rağmen eskimeyen ve etkisini yitirmeyen bir şey koku. yıllardır aşina olduğum ama hala üzerimde tesiri olan bir şey. ten kokusunu çektim içime, minik bir öpücük kondurup sessizce sıvıştım alt kata doğru.

sabahları en sevdiğim ana geçtim sonra. kahve kokusu. alt notasında ne olduğunu çıkaracak kadar gurme olmasam da çocukluğumdan beri bayıldığım bir koku bu. sığınak hatta. ve kahve bence en çok yalnızken içilen bir içecek. kahvemi içerken uyku ile uyanıklık arası, varlıkla yokluk arası bir yerde hissediyorum kendimi. sesleri dinlerken de yaşamaya alışmaya çalışıyorum. ve bunu sabahın altısında da kalksam öğleye doğru uyansam da benzer bir şekilde sürdürüyorum. bir ritüel. tek başına gerçekleştirilen...

ve şimdi son olarak yenilen şeyden öte, günün anlamına uysun ve de diğer günlerin aksine yalnız kalmadığım bir kahvaltı için biraz daha özenli bir şeyler hazırlamaya başladım. buzlukta yazdan kalan son domatesleri tavaya yerleştirirken biraz da hüzünlendim bitişine. sonra şöyle düşünerek teselli buldum. yaz geliyor.

yaz sever bir çocuktum hep, yaz sever bir yetişkine dönüştüm. tatil, deniz, okuldan uzaklaşma... hepsi hala aynı ne de olsa.
hah ne diyordum evi saran mis gibi bir domates kokusu var. bu koku aldı beni yazlara götürdü, tatillere götürdü; salgınsız güzel zamanları, kalabalık kahvaltı sofralarını hatırlattı. ve bu güne has bir anlam yükledi kendine koku.
bugün 'paylaşmaktı', domates kokusu.
devamını gör...

5 ocak 2017 tarihinde izmir adliyesi önünde pkk’lı teröristler tarafından şehit edilen polis memuru. bugün şehadetinin 4. senesi.

şüphelendiği aracı durduran ve içindeki silahlı kişileri fark edince hemen silahını çekerek müdahalede bulunmuştu. araçtan inen silahlı teröristleri bir süre kovaladı. kaçan teröristler o sırada yanlarında getirdiği bombayı patlattı. sekin, peşine düştüğü teröristlerden birini kovalamaca sonucu etkisiz hale getirdi. diğerinin peşine düşen ve mermisi bitene kadar çatışan sekin, bir aracın arkasına gizlenen teröristin açtığı ateş sonucu şehit oldu.


ruhun şad olsun
devamını gör...

okurken tüylerim diken diken oldu. insanlığın bu kadar yok olmuş olması çok acı. gerçekten bu kadar vicdansızlaşmış ve iğrençleşmiş olabilirler mi?
her şeyden masum, tertemiz çocuklardan bahsediyoruz. kirliliklerini onlara da bulaştırmaları o kadar üzücü ki...
haberin sadece bir kısmını okuyabildim, devamına ne vicdanım ne de midem müsade ediyor. bu dünyada çekecekleri en büyük cezadan bile daha ağırlarını hakediyorlar. ama gün gelecek, herkes hakettiğini bulacak. ve o güne kadar dilerim vicdan azabından rahat edemezsiniz.
devamını gör...

'ne yani anne olunca sır kapıları açılacak mı' dediğim başlık. her şeye anne olunca anlarsın diyince insan büyük bir şey bekliyor sonuçta.
devamını gör...

eyüp sabri tuncer'in kokulu veya limonlu kolonyalarının hepsi güzeldir.
devamını gör...

güzel kızım - mia
devamını gör...

sayısalcılar her şeyi kuralına uygun biçimde hesaplayan, mantığa uygun olarak sistemin işlemesini sağlayan teknik insanlardır. sözelciler hayali bir evren kuran, bir düşün peşinde bireylere yahut toplumlara yol göstermeye çabalayan biraz uçuk, gerçeklerden kopuk kişilerdir. sayısalcı çalışkanlık hayat felsefem derken sözelci tembellik de güzeldir diyen kişidir. burada ara bir renk olarak eşit ağırlıkçıyı görüyor ve bu iki canlı türüne yahut bakış açısına da ihtiyacımız var deyip bunları akıllıca yönetmeye çalışan kişidir. bir de bunların dilci versiyonu var olup bu tipler de herkesle ve dahi tüm dünya ile iletişim peşinde olan arkadaşlardır. hepsi birbirine bağlı olup bir karenin farklı farklı köşelerini oluşturarak bir şirkete, bir şehre, ülkeye hatta dünyaya güzellik katma peşindedir. kısacası hepiniz bir fidanın güller açan dalısınız.
devamını gör...

bu davranışta bulunmak hiç bir insana yakışmayacak bir harekettir.
ne kadar zor olsa da terk etmeyi düşünen birine değil yalvarmak konuşmak bile doğru olmaz.
biten bitmiştir bunu anlamak lazım. insan kendini daha fazla bu şekilde düşürmemeli.
hayat devam ediyor sonuçta.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim