bir yanımda artemis, bir yanımda aphrodite vardı. ön taraflardan hektor'un sesini duyuyordum, "bu ilk değil!" diye bağırıyordu. "sonuncusu da olmayacak! bu bereketli doğu toprakları, her zaman batının kan döktüğü yerler oldu!" diye devamını getirmişti.

kapının ardından akhalıların seslerini duyabiliyordum, gökyüzünü mavi yapan ışığın nedenini de biliyordum oysa ki...

athena onların yanındaydı, tıpkı hera, poseidon, hephaistos, hermes gibi. athena en sevdiğim tanrıça olmasına rağmen, ona karşı gelmek beni öylesine ürpertiyordu ki, hemen yanımda bulunan, ismini bilmediğim bir troyalının, bana "kazanacağız!" demesini bile zar zor duyuyordum.

ve işte, tam o anda, tüm troyalıları çıldırtan bir şey oldu. gökyüzünü kırmızıya boyamış bir varlık, bulunduğumuz yere iniyordu. kırmızı gözleri, giydiği savaş kaskından bile daha korkutucuydu.

ares, en ön kısma indiğinde, herkes çılgın gibi savaşmak için can atıyordu. birazdan ya kan dökecek ya da ölecektik ve bunun sebebi tek bir kadındı...

ah helen...

önce herkes sessiz oldu, sonra kapıların açılma sesini duydum...

işte böyle başladı büyük bir savaş, mottom bile hazırdı.
doğunun çocukları, batıya karşı geliyordu.
devamını gör...

akıllı telefonu bırak ben cep telefonunun olmadığı zamanı yazayım. bir arkadaşı arar babası çıkınca suratına kapatırdık mesela. paralel telefondan dinleniyor muyuz diye ajan gibi paranoya yapardık.

güzel günlerdi. şimdi retina taraması ile açılan telefon icat etseler paralel telefondan dolayı hatta parazit mi var tadını vermez.

bu nesil her şeyi elinde bulduğu için kıymeti de o düzeyde oldu. biz eskiden kalemle telefon çeviriyorduk. tuşlu telefon çıkınca devrim olmuştu.
devamını gör...

steinbeck bunu 1939 yilinda yayimladi. abd'deki 1930 ekonomik ve toplumsal buhranin etkilerini cok guzel anlatir. topraklarini ve evlerini kaybeden, ve sermaye tarafindan it muamelesi goren insanlarin dusunceleri ve hislerini cok guzel yansitir. zaten azicik akli olan bir insan o donem yasanan durumun abd ve dunyayi, ya bizdensin ya kizilsin diyerek ikiye ayirdigi ve dunyayi toplumsal olarak ikinci dunya savasina hazirladigini anlayacaktir. yani tek basina bagimsiz bir olay anlatmamistir steinbeck. kitabin bas karakteri her ne kadar tom joad da olsa steinbeck buyuk resmi casy uzerinden gosterir.
devamını gör...

kayahan - bir aşk hikayesi
devamını gör...

(bkz: uykusuzluk)
devamını gör...

çok mazlum bir halkın, yaşamak için direndiği yer olmasından dolayı, içinde bolca merhamet olan bir sevdadır.
devamını gör...

çok güzel bir atasözüdür.

hazır mala veya kalan miraslara güvenmememiz öğütlenir.

eğer üstüne eklemez ve sürekli tüketirsek bunlar da tükenir ve zorluk yaşayabiliriz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
günaydın sözlük şu sıralar ben hiç ben gibi değil.
devamını gör...

sorsanız teknik direktörü bile bilmem (sahi sergen miydi? geçenlerde hararetle bir şeyler anlatıyordu) ama rengimiz belli olsun: siyah-beyaz.

edit: neden diye sorulmuş ilk tanımda, nedeni çok,
- ilk önce bizde aile geleneğidir beşiktaş,
buna ek olarak,
- armasında türk bayrağı olmasını seviyorum,
- çarşı grubunu seviyorum.
- beşiktaşlıları seviyorum, beşiktaşlının kötüsü olmaz demiyorum da geneli iyi insan.
devamını gör...

başta atam.
sonra da yeşilçam oyuncuları.
küçük iskender.
ceren özdemir.
öldürülen her kadının yeri dolmuyor.

ralph ukdesi.
devamını gör...

müthiş bir protesto örneğiyle karşı karşıyayız arkadaşlar. başlık yanlış değil. ablamız konsolosluk önünde gidip arabasını ateşe vermiş. instagram çıktı çıkalı böyle şovlar arttı. eskiden edebimizle kola dökerdik. yalnız filistin'e sakın yola çıkmayın. giderken selametle uğurlanırsınız da sonrasında ben mi yolladım diye bir tepkiyle karşılaşabilirsiniz. ben söyleyeyim şimdiden.

twitter.com/NoContextSag/st...

(bkz: bu neyin kafası)
devamını gör...

kokoreç sevmesidir.
devamını gör...

41 yaşındayım. ergenlerin tiktok dünyasından 100 kat daha iyi bir istila.
devamını gör...

pandemi yüzünden yaşayamadığım cumadır. 1-2 yıl oldu hâlâ içime dert... çok güzel planlarımız vardı ya..
devamını gör...

benim. sevdiğim herkeslerden vazgeçmiş haldeyimdir. severken, oradayken, öperken bile aslında tam olarak orada değilimdir. uzaktan izler haldeyimdir bizi.

oooo şizofreni diyorsunuz değil mi? evet.

çocukken annem sık sık terk edip giderdi. annemle bizi ayıran şeyin annem değil kapı olduğuna inanırdım ilk başlarda. kapı oradaydı ve nefret ederdim o kapıdan. evimizin bir kapısının olmamasını çok isterdim. bir gün ağlamamızı kullandığını anladım, cilve yapmak için kullanıyordu terk etmeyi. ağlayıp yalvarmamızdan besleniyordu. ağlamayı bıraktım. gitmekle tehdit ettiği bir gün açtım kapıyı, dedim git.

o zamandan sonra kapı oldum. ne tam içerde ne de tam olarak dışardayım. ınsanın kendi hayatının tam ortasında duramaması, giriş kapısı haline gelmesi çok acayip bir durum. kendi hayatımı izler haldeyim. bazen oluyor arkam hayatıma dönük. insan denilen o basit varlığın sevgiyi nasıl sömürüp kullandığını daha çocukken gördüğüm için olsa gerek, bu hale geldim. kendi hayatımın bile dışında kaldım.

doğru mu yanlış mı bilemem. ama olan bu. seviyorum ama vazgeçmiş haldeyim. bi geliyorum 3 ay kalıyorum, bi gidiyorum 6 ay yokum. kaçıngan bağlanma diyorlar sanırım bu duruma. beni alıp şöyle iyisinden tedavi etmeleri lazım bence. ah keşke.

hepimize üzülüyorum gençler. iyi çocuklardık aslında ama ne hale getirildik. yasık.
devamını gör...

liseyi birlikte okuyan “iki can” arkadaş, eğitimleri boyunca harçlıklarını biriktirdiler. liseden mezun olduktan sonra milli eğitim bakanına gidip, yurtdışında okumaya gönderilmelerini istediler. parlak notlarla okullarını bitiren gençleri dinleyen bakan, sözüne başlamadan önce birini dışarı çıkardı. odasında kalan gence “seni gönderebilirim ama arkadaşım gönderirsem dedikodu olur. ‘oğluna torpil yaptı’ derler. bu yüzden onu gönderemem” dedi. bakan oğlu babasının kararına boynunu büktü, “madem öyle benim biriktirdiğim parayı da sen al. hiç olmazsa amacımı kısmen gerçekleştireyim” diyerek yıllardır biriktirdiği tüm parasını arkadaşına verdi… bakan, milli eğitim bakanı hasan ali yücel’di, dedikodu olur endişesiyle yurtdışına göndermediği öğrenci ise oğlu can yücel’di. yurtdışına giden öğrenci ise daha sonra dünyanın en ünlü beyin cerrahı olacak prof. dr. gazi yaşargil…

efendim bu dedikodu pek ünlüdür fakat zamanında bizzat gazi yaşargil tarafından şu sözlerle yalanlanmıştır:

“ne bana burs verildi ne de can’a. hasan ali yücel, temmuz 1943’te yanıma gelerek ‘gazi bey, can bana söyledi viyana’ya gitmeye karar vermişsiniz. ben de can’ı ingiltere’ye göndereceğim. lütfen onu ikna edin’ dedi. ben de ikna ettim, yol gösterdim sadece. ama ikimize de burs verilmedi. ikimizde ailemizin imkânlarıyla yurtdışına çıktık. can çok iyi arkadaşımdı.”

benden bir dedikodu:

yahya kemal beyatlı ile nazım hikmet'in annesi celile hanım, yakup kadri karaosmanoğlu'nun da vesilesi ile biraraya gelirler ve bu buluşmadan bir aşk filizlenir. bu sırada nazım hikmet bahriye mektebinde öğrencidir ve yahya kemal de ona hocalık yapmaktadır. bu hocalık sadece okul ile sınırlı değildir, yahya kemal celile hanım'ın evinde de nazım'a ders vermektedir. böyle bir ders gününde nazım, annesi celile hanım'la aralarında bir şey olduğunu hissettiği hocası yahya kemal'e "hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz" der.
günler haftalar geçedursun celile hanım bundan habersiz yahya kemal ile düğün hazırlıklarına başlar fakat çok geçmeden yahya kemal artık onu istemediğini, dolayısıyla böyle bir evliliğin olmayacağını söyler ve bir aşk yarım kalır.
üzerinden yıllar geçer, nazım siyasi suçlardan yargılanır ve tutuklanır. annesi celile hanım, oğlunun kurtulması için son bir ümit ile yahya kemal'e mektup yazar. fakat bu mektup asla karşılık bulmaz.
1956'da celile hanım ondan 2 yıl sonra da yahya kemal hayata veda eder. hiç yaşanmamış bir aşk da böylece toprağa karışır.

ekleme: edebiyat sayılır mı bilmem ama bir de şu var: iğne hadisesi
devamını gör...

ne güzel başlıkmış bu böyle yahu!
sağduyulu yazarlarımızın fikirlerini okuduk.
kafa sözlük'ün ne kadar çok sesli olduğunu gördük.
rüya falan görmüyorum değil mi?*
dur bi kafamı tahtaya vurayım.
yok yok rüyada değilmişim.

t: ilaç gibi gelen başlıktır*.
devamını gör...

sevdiği bir şairin, "canilerin dostu" diye anlattığı trajik akşam yavaş yavaş karanlık ve sisli bir geceye yerini bırakıyordu. mümtaz, dükkanların, bu kömür ve sis kokusu içinde daha değişik görünen aydınlık vitrinlerine baka baka caddede yürüdü. nereye gitmeliydi? vakıa içindeki sefaleti beraberinde taşıdıktan sonra her yer birdi. sonra, bir yere gitmek, insanlarla temas etmekti. halbuki mümtaz, insanlardan kaçıyordu. onların anlamamazlığından haraptı. onlar meselesiz yaşıyorlardı.

(bkz: huzur (kitap))
devamını gör...

son dakikaya bırakılan işlerde daha başarılı olduğuma kendimi inandırdım.
işe yarıyor mu? çoğunlukla.
bazen yeterince üzerine düşünmediğim, iyi planlamadığımda hüsranla sonuçlanıyor. ama bunun da zaman hatası olduğunu düşünmüyorum.
devamını gör...

kasa sırası beklerken dibime kadar gelip giren insanlar. maalesef hala bunu yapanlar var.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim