ursula k. le guin
21 ekim 1929’da berkeley’de dünyaya gelen ursula k. le guin, son 60 yılda verdiği kurgu ve kurgu dışı eserlerle edebiyat tarihinin en güçlü kalemlerinden biri haline gelmiştir.
roman, öykü, deneme, şiir, tiyatro gibi farklı türlerde hem yetişkinlere hem de çocuklara yönelik yüzlerce eser verdi. ayrıca kendine has tarzı sebebiyle okumak bir zevk haline gelmiş okurların bilinçli tercihidir.
roman, öykü, deneme, şiir, tiyatro gibi farklı türlerde hem yetişkinlere hem de çocuklara yönelik yüzlerce eser verdi. ayrıca kendine has tarzı sebebiyle okumak bir zevk haline gelmiş okurların bilinçli tercihidir.
devamını gör...
hatıra olsun diye saklanan garip nesneler
köpeğimin dişi.
bizim miniği annesi ölünce sahiplenmiştik. daha 1,5-2 aylıktı aldığımızda. biberonla besledik, birlikte büyüdük resmen. birlikte büyüyünce de onun geçirdiği tüm evreleri onunla birlikte gördüm. mesela köpeklerin dişlerinin yenilendiğini dişini tesadüfen topun üzerinde görünce tecrübe ederek öğrendim.*
efendim şöyle ki; bir gün birlikte bahçede oynuyoruz, attığım topu yakaladı baya sağlam dişledi, hırladı gürledi sonra birden topu bıraktı. topu elime aldım, bir de ne göreyim; ağzında olması gereken diş topta! ilk defa böyle bir şeye şahit olmanın paniği ile hemen babamı alarma geçirip topu, dişi ve miniği veterinere götürdük. veteriner paniğim karşısında baya güldü sonra dik dik baktığımı görünce açıkladı köpeklerin de dişlerinin yenilendiğini.
o gün bugündür saklarım o tek dişi, diğer dişlere denk gelemedim yutmuş ya da düşürmüş olabilir bahçede. ama o ilk dişin yeri ayrı bende.*
bizim miniği annesi ölünce sahiplenmiştik. daha 1,5-2 aylıktı aldığımızda. biberonla besledik, birlikte büyüdük resmen. birlikte büyüyünce de onun geçirdiği tüm evreleri onunla birlikte gördüm. mesela köpeklerin dişlerinin yenilendiğini dişini tesadüfen topun üzerinde görünce tecrübe ederek öğrendim.*
efendim şöyle ki; bir gün birlikte bahçede oynuyoruz, attığım topu yakaladı baya sağlam dişledi, hırladı gürledi sonra birden topu bıraktı. topu elime aldım, bir de ne göreyim; ağzında olması gereken diş topta! ilk defa böyle bir şeye şahit olmanın paniği ile hemen babamı alarma geçirip topu, dişi ve miniği veterinere götürdük. veteriner paniğim karşısında baya güldü sonra dik dik baktığımı görünce açıkladı köpeklerin de dişlerinin yenilendiğini.
o gün bugündür saklarım o tek dişi, diğer dişlere denk gelemedim yutmuş ya da düşürmüş olabilir bahçede. ama o ilk dişin yeri ayrı bende.*
devamını gör...
çocukluk
ben çocukluğun tanımını bir hikaye ile birlikte yazmak istiyorum.**
güneş bulutların arkasına saklanmıştı bugün. rana ve annesi parka gitmek için çıkmışlardı evden ama rana hüzünlü bir şekilde ağır adımlarla ilerliyordu. çünkü güneş ona ışıklarını saçıp gülümsememişti. kapkara bulutlar kaplamıştı gökyüzünü yavaş yavaş çiseliyordu yağmur. sonra birden bir yağmur damlası kondu rana'nın burnun ucuna. rana gülümseyerek gökyüzüne baktı.
rana: anne bulutlar bana selam verdi.
annesi(gülümseyerek): peki sen onlara selam vermeyecek misin?
rana küçük sırt çantasından suluğunu çıkardı annesi şaşkındı. herhalde, sadece rana’nın size de merhaba bulutlar demesini bekliyordu.
rana suluğu açtı ve yere biraz su döktü annesi daha da çok şaşırdı.
annesi: rana ne yapıyorsun sen?
rana: bulutlara selam gönderdim anne bu su buharlaşarak onlara gidecek ve onlar da selamımı alacak.
annesi gülerek rana'nın başını okşadı ne kadar da güzel düşüncelerdi bunlar. parka doğru yürümeye devam ettiler yağmurun hızı da bir hayli artmıştı annesi geri mi dönsek acaba diye düşünüyordu ama rana'nın sevincini bozmak istemiyordu çünkü rana bir hayli memnundu bu durumdan.
rana: anne neden insanlar koşuyor?
annesi: yağmur yağıyor diye kızım.
rana: ama yağmurdan kaçılmaz ki.
annesi: ıslanmak istemiyorlar rana o yüzden de evlerine gidiyorlar
rana: ama hava sıcak olduğunda yağmurun yağmasını istiyor herkes.
annesi (biraz şaşkın bir tavırla ve gülümseyerek): herkes senin gibi düşünmüyor kızım. dedi.
parka varmışlardı yağmur yavaş yavaş azalıyor kara bulutlar dağılıyordu. parkta köpeğini gezdiren bir adam vardı ve rana'nın gözü onlara takılmıştı. rana adamın yanına doğru gitti.
annesi: rana nereye gidiyorsun? rana!
rana: siz köpeğinizi sevmiyor musunuz?
adam(şaşkınlıkla): o da nereden çıktı?
rana: insan sevdiğini bağlamaz ki.
adam şaşkınlıkla karşıladı durumu annesi de yanlarına gelmişti.
adam: sevmez olur muyum tabi ki seviyorum. kaçmasın diye tasmasını taktım. adın ne senin bakayım?
rana: adım rana ama zaten sizden kaçarsa o da sizi sevmiyor demektir.
adam daha çok şaşırmıştı annesi de adama selam verdi ve tanıştılar.
adam: kızınız çok akıllı hanımefendi adam rana’ya dönerek aslında biliyor musun haklısın rana hiçbir canlıyı zorla alı koyamayız ama ben onu daha iyi koşullarda bakmak için yanımda tutuyorum.
rana şansı sevmişti. köpeğin adı şanstı. rana şansın başını usulca okşadı ve sevdi. şans da kuyruğunu sallıyor ve patisini rana’ya doğru uzatıyordu. iyi anlaşmışlardı. şans da memnun görünüyordu halinden.
adam: bak ne diyeceğim rana ben her sabah şansı yürüyüşe çıkarıyorum sen de gelir onunla oynarsın olur mu?
rana bunu duyunca çok sevinmişti.
rana (büyük bir sevinçle olduğu yerde zıplayarak): yaşasın yeni bir arkadaşım oldu. dedi.
aradan zaman geçmiş parkta geçirilen güzel bir vakitten sonra eve doğru yola koyulmuştu rana ve annesi.
rana çok keyifli bir gün geçirmiş ve yeni bir arkadaş edinmişti. eve varmışlardı.
akşam babası işten geldiğinde rana babasına gününün nasıl geçtiğini, neler yaptığını anlattı. babası da şaşkınlığını gizleyemedi tabi. çok seviyordu rana'yı. rana babasının dizlerinde uykuya dalmıştı ama babası da rana’dan farksız değildi. çünkü derin düşüncelere dalıp gitmişti...
çocukluk anı yaşamaktı. yağmurun altında kolları açarak dönmek, güneşin bize gülüşünü çimlere uzanarak iliklerine kadar hissetmek, sonbaharda düşen yaprakları dağ gibi yapıp üzerine atlamaktı çocukluk. diğer canlıları da dost bilmekti çocukluk. meraklı olup sorgulamak, sevgi dolu olup paylaşmaktı çocukluk.
çocukluk sadece belli bir yaş grubuna ait değildi. çocukluk aslında içimizdeydi. büyüdükçe kimimiz onu her gün biraz daha derine gömüyor kimimiz ise yaşıyordu.**
güneş bulutların arkasına saklanmıştı bugün. rana ve annesi parka gitmek için çıkmışlardı evden ama rana hüzünlü bir şekilde ağır adımlarla ilerliyordu. çünkü güneş ona ışıklarını saçıp gülümsememişti. kapkara bulutlar kaplamıştı gökyüzünü yavaş yavaş çiseliyordu yağmur. sonra birden bir yağmur damlası kondu rana'nın burnun ucuna. rana gülümseyerek gökyüzüne baktı.
rana: anne bulutlar bana selam verdi.
annesi(gülümseyerek): peki sen onlara selam vermeyecek misin?
rana küçük sırt çantasından suluğunu çıkardı annesi şaşkındı. herhalde, sadece rana’nın size de merhaba bulutlar demesini bekliyordu.
rana suluğu açtı ve yere biraz su döktü annesi daha da çok şaşırdı.
annesi: rana ne yapıyorsun sen?
rana: bulutlara selam gönderdim anne bu su buharlaşarak onlara gidecek ve onlar da selamımı alacak.
annesi gülerek rana'nın başını okşadı ne kadar da güzel düşüncelerdi bunlar. parka doğru yürümeye devam ettiler yağmurun hızı da bir hayli artmıştı annesi geri mi dönsek acaba diye düşünüyordu ama rana'nın sevincini bozmak istemiyordu çünkü rana bir hayli memnundu bu durumdan.
rana: anne neden insanlar koşuyor?
annesi: yağmur yağıyor diye kızım.
rana: ama yağmurdan kaçılmaz ki.
annesi: ıslanmak istemiyorlar rana o yüzden de evlerine gidiyorlar
rana: ama hava sıcak olduğunda yağmurun yağmasını istiyor herkes.
annesi (biraz şaşkın bir tavırla ve gülümseyerek): herkes senin gibi düşünmüyor kızım. dedi.
parka varmışlardı yağmur yavaş yavaş azalıyor kara bulutlar dağılıyordu. parkta köpeğini gezdiren bir adam vardı ve rana'nın gözü onlara takılmıştı. rana adamın yanına doğru gitti.
annesi: rana nereye gidiyorsun? rana!
rana: siz köpeğinizi sevmiyor musunuz?
adam(şaşkınlıkla): o da nereden çıktı?
rana: insan sevdiğini bağlamaz ki.
adam şaşkınlıkla karşıladı durumu annesi de yanlarına gelmişti.
adam: sevmez olur muyum tabi ki seviyorum. kaçmasın diye tasmasını taktım. adın ne senin bakayım?
rana: adım rana ama zaten sizden kaçarsa o da sizi sevmiyor demektir.
adam daha çok şaşırmıştı annesi de adama selam verdi ve tanıştılar.
adam: kızınız çok akıllı hanımefendi adam rana’ya dönerek aslında biliyor musun haklısın rana hiçbir canlıyı zorla alı koyamayız ama ben onu daha iyi koşullarda bakmak için yanımda tutuyorum.
rana şansı sevmişti. köpeğin adı şanstı. rana şansın başını usulca okşadı ve sevdi. şans da kuyruğunu sallıyor ve patisini rana’ya doğru uzatıyordu. iyi anlaşmışlardı. şans da memnun görünüyordu halinden.
adam: bak ne diyeceğim rana ben her sabah şansı yürüyüşe çıkarıyorum sen de gelir onunla oynarsın olur mu?
rana bunu duyunca çok sevinmişti.
rana (büyük bir sevinçle olduğu yerde zıplayarak): yaşasın yeni bir arkadaşım oldu. dedi.
aradan zaman geçmiş parkta geçirilen güzel bir vakitten sonra eve doğru yola koyulmuştu rana ve annesi.
rana çok keyifli bir gün geçirmiş ve yeni bir arkadaş edinmişti. eve varmışlardı.
akşam babası işten geldiğinde rana babasına gününün nasıl geçtiğini, neler yaptığını anlattı. babası da şaşkınlığını gizleyemedi tabi. çok seviyordu rana'yı. rana babasının dizlerinde uykuya dalmıştı ama babası da rana’dan farksız değildi. çünkü derin düşüncelere dalıp gitmişti...
çocukluk anı yaşamaktı. yağmurun altında kolları açarak dönmek, güneşin bize gülüşünü çimlere uzanarak iliklerine kadar hissetmek, sonbaharda düşen yaprakları dağ gibi yapıp üzerine atlamaktı çocukluk. diğer canlıları da dost bilmekti çocukluk. meraklı olup sorgulamak, sevgi dolu olup paylaşmaktı çocukluk.
çocukluk sadece belli bir yaş grubuna ait değildi. çocukluk aslında içimizdeydi. büyüdükçe kimimiz onu her gün biraz daha derine gömüyor kimimiz ise yaşıyordu.**
devamını gör...
yalan dünya
her bir karakterin kendi çapında başrol olduğu türk komedi dizisidir. bir avrupa yakası fanı olarak yalan dünya'nın da neredeyse tüm bölümlerini izlemişimdir. karakterler karikatürize de olsa gülse birsel'in bunun ardında birçok şeyi eleştirdiği ve hep çevrede gördüğü tipleri yazdığını anlayabilirsiniz. onun tüm karakterleri özelliklerinin abartılmasının yanında günlük yaşamımızda yanımızda yöremizde bulunan tiplerdir. kaç kişinin hayatında temizlik hastası bir servet yoktur örneğin? kendi adına türkü söyleyen gülistan'dan çok gördüm mesela ben. ama tüm bunları bir kenara bırakıp asıl takdir edilmesi gereken şey gülse birsel'in ekranlara 2.5 saatlik komedi dizisi yapabilmiş olmasıdır. üstelik bu dizi aradan seneler geçmesine rağmen hala daha çok seviliyorsa gülse birsel bazı şeyleri başarmış demektir. tabi oyuncu kadrosunun da mükemmel olduğunu es geçmeyelim. gülse birsel'in son dizisi olan jet sosyete beni hayal kırıklığına uğratsa da ekranlara 30 dakikalık sitcom dizi yapılmasına izin verilse çok daha iyi bir iş çıkaracağına inanıyorum. her hafta insanları 2.5 saat güldürmek kolay olmasa gerek.
devamını gör...
kadınların iç güzelliğine önem vermesi
konuya cinsiyetçi yaklaşımda bulunmaya gerek yok. iç güzelliğe önem veren kadın kadar vermeyeni de mevcuttur tıpkı erkeklerde olduğu gibi.
devamını gör...
dramaturgi
bu bir hestia ukdesidir.
türkçe de, ‘dramaturgi’ , ‘dramaturji olarak ifade edilen, dramaturgie, almancada ''yazar'' anlamına geliyor.
dramaturgi, metinlerin sahnelenmesiyle ilgili bir şey. edebiyat ve onun gösterilmesi, hatta müzikleriyle ilgili bir kavram bu.
bir edebiyat eserinin, etkili bir biçimde sahneye aktarılmasını sağlamak amacıyla, ''hangi müzik etkili olur?'', ''hangi dekor daha çarpıcı olur?'', sorularıyla birlikte edebiyat ürününün yeniden oluşturulmasıdır. psikoloji ve sosyoloji kullanarak tabi.
bütün bunlar, edebiyat eserinin politik olarak nerede duracağını, seyirci ile ilişkisini belirleyeceği, estetik olarak nasıl bir oyun olacağını belirleyeceği için önemlidir.
bir edebiyat ürünün sahnede yorumlanmasıdır.
sinemada ''yönetmenin'' önemli olmasının nedeni yönetmenin hikayeyi nasıl yorumladığı ile ilgilidir. bu ve tabi senaryo büyük ölçüde senaryoya dayanır. öyküye bağlı olan, senaryo filmin odağıdır. yönetmen senaryoya göz atmadan senaryo bitmiş olmaz.
ve dramaturgi çözümlemeleri ile birlikte film çarpıcı bir evreye taşınmış olur.
işte bu bu yorumlama edebiyat eserini sahnelerken de gerçekleşebilir.
bir şiiri herkesin farklı bir biçimde okluması yada aynı edebi eserlerin örneğin; carmen'in farklı bir şekilde önümüze gelmesinin nedenidir.
kısaca efem; dramaturgi, metne bakış ve yorum yöntemidir.
türkçe de, ‘dramaturgi’ , ‘dramaturji olarak ifade edilen, dramaturgie, almancada ''yazar'' anlamına geliyor.
dramaturgi, metinlerin sahnelenmesiyle ilgili bir şey. edebiyat ve onun gösterilmesi, hatta müzikleriyle ilgili bir kavram bu.
bir edebiyat eserinin, etkili bir biçimde sahneye aktarılmasını sağlamak amacıyla, ''hangi müzik etkili olur?'', ''hangi dekor daha çarpıcı olur?'', sorularıyla birlikte edebiyat ürününün yeniden oluşturulmasıdır. psikoloji ve sosyoloji kullanarak tabi.
bütün bunlar, edebiyat eserinin politik olarak nerede duracağını, seyirci ile ilişkisini belirleyeceği, estetik olarak nasıl bir oyun olacağını belirleyeceği için önemlidir.
bir edebiyat ürünün sahnede yorumlanmasıdır.
sinemada ''yönetmenin'' önemli olmasının nedeni yönetmenin hikayeyi nasıl yorumladığı ile ilgilidir. bu ve tabi senaryo büyük ölçüde senaryoya dayanır. öyküye bağlı olan, senaryo filmin odağıdır. yönetmen senaryoya göz atmadan senaryo bitmiş olmaz.
ve dramaturgi çözümlemeleri ile birlikte film çarpıcı bir evreye taşınmış olur.
işte bu bu yorumlama edebiyat eserini sahnelerken de gerçekleşebilir.
bir şiiri herkesin farklı bir biçimde okluması yada aynı edebi eserlerin örneğin; carmen'in farklı bir şekilde önümüze gelmesinin nedenidir.
kısaca efem; dramaturgi, metne bakış ve yorum yöntemidir.
devamını gör...
erkek cinayetleri
erkek cinayeti diye bir kavram yoktur. kadın cinayetlerinde, kadın özelikle belirtildiği için buna karşılık bazı insanların bakın erkekler de ölüyor savı ile yaptıkları tanımdır. bunu da savaşlarda, trafikte, kesici ve patlayıcı aletlerle öldürülen insanlara bakıldığında daha çok erkek ölüyor diyerek savunurlar. bu bir demogojidir. haklıdır ama tanım hatalıdır. olması gereken tanım cinsiyetin belirtilmesi ihtiyacı duymadan sadece cinayettir ya da ölümdür. o kişi erkek olduğu için ölmemiştir. devlet politikaları, yetiştirilme tarzı
, toplumun iletişim dilinin nefret dili olması, ülkedeki bireysel silahhlanma oranları vs yüzünden ölmüştür.
kadın cinayetleri kavramı namus cianayetlerini, birlikte olduğu erkekten ayrılmak istediği için ya da ayırıldığı için öldürülen kadınları kapsamaktadır. hangi erkek ayrıldığı için ya da bakir olmadığı için öldürülür ( istisnalar kaideyi bozmaz) . kadın cinayetlerinden kasıt trafikte ölen kadınlar değildir. ben de geçen sene ölümcül bir kaza yaptım ölseydim arkamdan kadın cinayeti denmeyecekti. ama ayrılmak istediğim adam trafikte beni sıkıştırıp kaza yapmama sebep olsa bunun adı kadın cinayetidir.
, toplumun iletişim dilinin nefret dili olması, ülkedeki bireysel silahhlanma oranları vs yüzünden ölmüştür.
kadın cinayetleri kavramı namus cianayetlerini, birlikte olduğu erkekten ayrılmak istediği için ya da ayırıldığı için öldürülen kadınları kapsamaktadır. hangi erkek ayrıldığı için ya da bakir olmadığı için öldürülür ( istisnalar kaideyi bozmaz) . kadın cinayetlerinden kasıt trafikte ölen kadınlar değildir. ben de geçen sene ölümcül bir kaza yaptım ölseydim arkamdan kadın cinayeti denmeyecekti. ama ayrılmak istediğim adam trafikte beni sıkıştırıp kaza yapmama sebep olsa bunun adı kadın cinayetidir.
devamını gör...
çapa
bir etki.
devamını gör...
kadınların şımarık olması
(bkz: tamam)
devamını gör...
yeşillendirmenin normal sözlük karşılığı
(bkz: turunculandırmak) olmadı bu bakın buldum lütfen bu olsun
(bkz: bana portakal atın)
(bkz: portakal atmak)
(bkz: bana portakal atın)
(bkz: portakal atmak)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kehanet bu ya tam da orada bir boşlukta bulduğu bir tarot kartında çekti burnunu. yoo öyle nezle mezle değildi. burnu düştü. şıp diye.
şıp dedi ve örtüsü kırmızı masada buldu kendini haliyle. kan revan örtüyü enterese de etmedi aynı renk olmalarından mütevellit.
acı var mı? ebleh ebleh baktı öteki, sanki düşen burnu değil kellesiydi...
ne var bunda dedi tekrar.
sahi nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu. tarot kartı elinde 8 eşit parçaya bölündü.
tek elinle mi? dedi.
tek elimle.
demek kendini hazırlamış çok önce. çok önce.. çook çok önce. evvel zaman içinde. kalbur sensin. belki kanbur bile sensin.
kambur öyle yazılmaz yalnız.
nereden biliyorsun yazdığımı?
gittiğin yerde izler bırakmaya pek mahirsin.
hatta kaldığın...
şu tarot kartında..
şu masada ...
sana dokunmadım bile.
bu da mühim maharet vesselam. yine de razıyım. hakkın. hakkım, avucuma verdin.
her neyse nutuk vakti geçti çoktan. beri vakit zamanı... 8 parçanın her biri çoktan buldu yerini. şimdi ister tek tek bul ait olan yere koy eskisi gibi ya da burada sonsuza dek....
kalırım. razıyım değil, razıydım en başından.
bitirmedim sözümü
bitirme.. kalsın öylece kalsın.
buralı mıyım sandın?..
?.... buruna karşı... bir ölüyle mi?. bunu bana yapamazsın.. hem razıydım
kalmaya...
delikanlının fark ettiği andan bir salise sonra, tarot parçalarıyla birlikte siluet de kaybolmuştu..
bir ölüyle mi konuştum onca an?.. peki değer mi? değdi mi?.. dedi kanayan burun sızısını hissetmeye başlayarak.. ve içinden bir ses, hoş bir ses değer dedi... değdi... değer...
şıp dedi ve örtüsü kırmızı masada buldu kendini haliyle. kan revan örtüyü enterese de etmedi aynı renk olmalarından mütevellit.
acı var mı? ebleh ebleh baktı öteki, sanki düşen burnu değil kellesiydi...
ne var bunda dedi tekrar.
sahi nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu. tarot kartı elinde 8 eşit parçaya bölündü.
tek elinle mi? dedi.
tek elimle.
demek kendini hazırlamış çok önce. çok önce.. çook çok önce. evvel zaman içinde. kalbur sensin. belki kanbur bile sensin.
kambur öyle yazılmaz yalnız.
nereden biliyorsun yazdığımı?
gittiğin yerde izler bırakmaya pek mahirsin.
hatta kaldığın...
şu tarot kartında..
şu masada ...
sana dokunmadım bile.
bu da mühim maharet vesselam. yine de razıyım. hakkın. hakkım, avucuma verdin.
her neyse nutuk vakti geçti çoktan. beri vakit zamanı... 8 parçanın her biri çoktan buldu yerini. şimdi ister tek tek bul ait olan yere koy eskisi gibi ya da burada sonsuza dek....
kalırım. razıyım değil, razıydım en başından.
bitirmedim sözümü
bitirme.. kalsın öylece kalsın.
buralı mıyım sandın?..
?.... buruna karşı... bir ölüyle mi?. bunu bana yapamazsın.. hem razıydım
kalmaya...
delikanlının fark ettiği andan bir salise sonra, tarot parçalarıyla birlikte siluet de kaybolmuştu..
bir ölüyle mi konuştum onca an?.. peki değer mi? değdi mi?.. dedi kanayan burun sızısını hissetmeye başlayarak.. ve içinden bir ses, hoş bir ses değer dedi... değdi... değer...
devamını gör...
x mahlaslı yazar sizi gözledi bildirimi
online listesini baştan sona tarayan summer queen bunu beğenmedi.
devamını gör...
japon hamza
japonya doğumlu, japon pasaportu taşıyan ama iç anadoluluğundan ödün vermeyen bir youtuber.

videolarından bazılarını izledim ve ben de çoğunluk gibi başlarda çok sempatik ve doğal buldum kendisini. doğal ve samimi olmasınlar ilgili fikrim hala değişmedi ama hala sempatik bulduğumu söyleyemem.
öncelikle çok fazla takip ettiğim bir güruh değildir youtuberlar ancak japon hamza kadar parası kıymetli olan başka bir youtuber var mı, bilemiyorum. adam açık ve net bir şekilde cimri. cebimden para çıkacak diye ödü kopuyor.
onigiri sevdasını anlıyorum ama sanırım bu sevdanın altında da bazı ekonomik nedenler yatıyor gibi. japonya’da gezdiği her yerde japon a101’i gibi yerlere girip mutlaka onigiri alıyor adam. videonun yarısı onigiri almasıyla ve bunu yemesiyle ve de övmesiyle geçiyor zaten.
gittiği ülkelerde gezmek için ilk motivasyonu da gireceği yerlerin ucuz olması oluyor. pahalı yerleri görünce eğer parayı kendisi ödeyecekse dışarıdan gösterip geçiyor. eğer bir şekilde para kendinden çıkmayacaksa dibine kadar kullanıyor.
tuvaletler olan düşkünlüğünü ise anlatmak istemiyorum. tuvaletleri anlatırken sanat eserlerinden bahseder gibi bir tavrı var her zaman.
özetle; izlenebilir içerikleri olan bir youtuber ama aklıma şöyle bir cümle geliyor her gördüğümde;
japon da olsa türk türktür.

videolarından bazılarını izledim ve ben de çoğunluk gibi başlarda çok sempatik ve doğal buldum kendisini. doğal ve samimi olmasınlar ilgili fikrim hala değişmedi ama hala sempatik bulduğumu söyleyemem.
öncelikle çok fazla takip ettiğim bir güruh değildir youtuberlar ancak japon hamza kadar parası kıymetli olan başka bir youtuber var mı, bilemiyorum. adam açık ve net bir şekilde cimri. cebimden para çıkacak diye ödü kopuyor.
onigiri sevdasını anlıyorum ama sanırım bu sevdanın altında da bazı ekonomik nedenler yatıyor gibi. japonya’da gezdiği her yerde japon a101’i gibi yerlere girip mutlaka onigiri alıyor adam. videonun yarısı onigiri almasıyla ve bunu yemesiyle ve de övmesiyle geçiyor zaten.
gittiği ülkelerde gezmek için ilk motivasyonu da gireceği yerlerin ucuz olması oluyor. pahalı yerleri görünce eğer parayı kendisi ödeyecekse dışarıdan gösterip geçiyor. eğer bir şekilde para kendinden çıkmayacaksa dibine kadar kullanıyor.
tuvaletler olan düşkünlüğünü ise anlatmak istemiyorum. tuvaletleri anlatırken sanat eserlerinden bahseder gibi bir tavrı var her zaman.
özetle; izlenebilir içerikleri olan bir youtuber ama aklıma şöyle bir cümle geliyor her gördüğümde;
japon da olsa türk türktür.
devamını gör...
eniştesi tarafından tecavüze uğrayan adam
haberi ilk okuduğumda adamın enişteyle evleneceğini sandığını düşündüm. bu nasıl anlatım bozukluğudur. bu nasıl clickbaitdir.
#543759 gayet güzel açıklamış.
#543759 gayet güzel açıklamış.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
an itibariyle biraz da geç kalmışlık hissiyle dinlediğim yayın. yazarların katkısı ve sevgili makinistin yorumları takdire şayan. daim olsun.
devamını gör...
şarkılarla geçtim aranızdan radyo yayını
pinhani benim için sizlere ulaşmamın anahtarı.*
radyo fikrini ortaya koyduğumda programın ismini hiç düşünmeden dünyadan uzak olarak seçmiştim. 2 saatliğine de olsa dünyanın sıkıntılarından, sorunlarından ve keşmekeşinden uzaklaşmak hepimize iyi gelir diye düşündüm. bu düşünceyle çıktığım yolda derdimi en güzel pinhani'nin dünyadan uzak şarkısı ile anlatabildiğimi gördüm. "bir yol daha var dünyadan uzak" diyordu ve benim isteğim de buydu aslında.
pinhani ve dünyadan uzak bana uğurlu geldi, o yüzden madem bugün pinhani konuşuyoruz, iyi ki var olan gruptur diyorum kendi adıma.
radyo fikrini ortaya koyduğumda programın ismini hiç düşünmeden dünyadan uzak olarak seçmiştim. 2 saatliğine de olsa dünyanın sıkıntılarından, sorunlarından ve keşmekeşinden uzaklaşmak hepimize iyi gelir diye düşündüm. bu düşünceyle çıktığım yolda derdimi en güzel pinhani'nin dünyadan uzak şarkısı ile anlatabildiğimi gördüm. "bir yol daha var dünyadan uzak" diyordu ve benim isteğim de buydu aslında.
pinhani ve dünyadan uzak bana uğurlu geldi, o yüzden madem bugün pinhani konuşuyoruz, iyi ki var olan gruptur diyorum kendi adıma.
devamını gör...
atatürk düşmanı olmak
vatan haini olmaya denktir. içlerindeki atatürk nefreti ve düşmanlığı bu ülkeyi zerre sevmediklerinin göstergesidir. bu vatan çok hain gördü ama geçmişten bugüne gerekli cevaplar verildi ve halen verilmeye devam ediyor.
(bkz: mustafa kemal atatürk), ∞.
(bkz: mustafa kemal atatürk), ∞.
devamını gör...
nickaltı
yazması çok keyifli. beğendiğim yazarları nickaltında desteklemeyi seviyorum. teşekkür etmek için de aşırı sevimli mesajlar atıyorlar çok mutlu oluyorum. nickaltı yazalım. nickaltı önemli.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
yayıncının artık autodj'i kapatıp kırk yamacııım için hasret gültekin - güle yel değdi çalması gereken yayın.
çünkü sen geçen çok kötü çalmıştın bağlamanla zeyn, adam daha güzelli çalmış dinle ve feyzlen
çünkü sen geçen çok kötü çalmıştın bağlamanla zeyn, adam daha güzelli çalmış dinle ve feyzlen
devamını gör...
