daha 4 gün önce oslo'daki ünlü kunstnernes hus'taydım.

kısa oslo seyahatimde dışavurumculuk konusunda nam salmış ünlü bir ressamın sergisine katılma imkanım oldu. şarap ikramı nedeniyle ismini hatırlayamıyorum.

en çok ilgi gören tablolardan birine dikkat kesilmişken, birden dikkatim 60'larındaki danimarkalı çiftin sohbetiyle bölündü.

"inanılmaz güzel bir tablo, ancak bir "kafa sözlük diye bir yer varmış üye olucam lan" tanımı kadar değil." dedi yaşlı kadın.
eşi şarabından ufak bir yudum aldıktan sonra alaycı bir şekilde gülümsedi; "onun gibisi bir daha gelecek değil ya."

hemen spotify'dan türk marşı açıp airpods pro'ma yönlendirdim. gözlerimden süzülen iki damla gurur gözyaşı.

sağ ol, var ol.
devamını gör...

türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu. yaptığı, yazdığı, söylediği ve teşvik ettiği şeylerin yüzyıl geçmiş olmasına rağmen hala anlaşılamamış, adı yersiz fanatikliklere kurban gitmiş büyük fikir ve devlet adamı. keşke aklından geçenlerin milyonda birini anlayıp uygulayabilsek.
devamını gör...

oo daddy issues, alırım bi’ dal.

babamı gömdüm ben. daha doğrusu onlar gömdü ben gömemedim önce. herkes başka türlü yaşıyormuş yasını, acısını. bunu anlayamadım, algılayamadım başlarda. özlemedim ben daha babamı diye geçti kafamdan, bundan daha uzun seyahatlere çıkıyordu daha kaç gün oldu ki diye düşündüm. ağladılar, özlediler, dövündüler ben durdum öyle. acı, sızı hatta öfke vardı ama özlem, yok. keder, hayır. depresyon, standart dışı. kimseye tutarlılık yemini etmedim. 32 yaşımda duydum bu lafı ilk olarak. çok etkilendim. evet, etmedim. hiçbiriniz de etmediniz. hislerinizle savaşmayın. ve çelişkilerinizle de.

sonra zaman geçti, onlar normalleşti ben dağıldım. hatta hala da dağınığım. daha uzun süren seyahatleri yok bundan. özlemenin güzel bir yanı yok ölüyü. gelmeyecek eli kolu dolu bir yerlerden bir daha. “bıktım valla bu işten bi’ daha gitmeyeceğim bir yere, gerekirse basarım istifayı” diye sızlanıp daha üç ay dolmadan yine düşemeyecek yollara. gitmeyi seviyorsun işte havan kime? sanki biz bilmiyoruz. ama ölmeyi sen de istemedin. daha erkendi. daha mezar yerini bile almamıştın. “sizi bunlarla uğraştırdığım için özür dilerim kızım.” önemli değil baba. bırak da bir şeyleri kızların halletsin.

babam üç kız çocuk büyüttü. belki annemden daha çok ayakları yere basan, ne istediğini bilen, kimseye eyvallahı olmayan kadınlar olmasını isteyerek büyüttü çocuklarını. başardı da. ama ceremesini de en çok kendi çekti. biz böyle kadınlar olacakmışız ama onun da sözünden çıkmayacakmışız. nasıl olacak o tam olarak anlatsana bir? hayır anlamıyorum ki, bana haksız yere ceza verdiğin bir gün, ben tek ayak üstünde yüzüm duvara dönük durup cezam bitince de inadımdan ayağımı yere indirmedim diye benimle gururlanan, “aferin, haklı olduğunu düşünüyorsan kimseye, babana bile ezdirme kendini” deyip duygulanan adamsın sen, yetişkinliğimde seninle tartışmalarımda bana cevap verme nasıl diyebiliyorsun yani? ben mi büyüttüm beni böyle? sorarlar adama. sordum da zamanında. ah deli çağlar... “valla benden memnun değilsen aynaya bak baba, kırıp dizini oturacak, vur kafasına al ekmeğini biri değilsem sorumlusu sensin.” sanki adam yaşadığı kadar daha yaşayacak gerizekalı... bırak çelişkileriyle baş başa onu, he de geç. mutlu mesut yaşasın. ama yok, olmaz. illa söylenecek. illa adam o sorgulamaya sokulacak.

sal baba. boş ver. kimseye tutarlılık yemini etmedin.
devamını gör...

göz ardı edilmemesi gereken bir nöropsikolojik rahatsızlıktır. her hareketli, yaramaz çocuk hiperaktif değildir.
dürtüsel davranışlarla baş edebilmek cidden zordur. eğer böyle bir çocuğunuz varsa hayat bir parça daha zor olabiliyor. ilaç tedavisi yanı sıra çeşitli terapiler uygulanabiliyor.
sözlüğün cahilleri gelmiş gerzek çocuklardan bahsetmiş. tıpkı bir böbrek hastalığı gibi ya da kalp rahatsızlığı gibi görmemiz gereken ve erken teşhis edilmesi önem arz eden bir hastalıktır

tanım girerken rica edeceğim sözlerinize dikkat edin yahu. bu hastalığa sahip, ya da çocuğu bu hastalığı barındıran kişilerin var olduğunu unutmayın. ne kadar zalim oluyorsunuz bazen.
devamını gör...

kendi seçimlerinin sonucunu yaşıyordur tıpkı evlenen kadın gibi.

ben kadınların evliliği erkeklere oranla daha iyi idare edebildiklerini bu yüzden de bir erkek kadar bunalıma girmediklerini düşünüyorum. bu arada mutlu etmesini bilirsen mutlu da olursun. işte bütün mesele bu.
devamını gör...

muhtemelen işe yaramayacak tavsiyelerdir. çok düşünen insanlar zaten bunun çözümünü de düşünmüşlerdir çoktan ama buna isteyince bir son veremiyorsunuz maalesef. o kafanın içindeki ses hiç susmuyor.
devamını gör...

2021'de cannes'da altın palmiye alan film.

başından itibaren babası ile geçinemeyen bir kız çocuğu var. ama sonradan itfaiye şefi ile kurduğu ilişkide görüyüroz ki babası ile geçinemesinin asıl sebebi babasının suçu. baba ilgisiz, sevgisiz vb. sonra kız çocuğu bir kaza geçiriyor ve beynine titanyum takılıyor. bu titanyum yüksek ihtimaelle nörolojik bir takım mekanizmaları tetikleyerek kızımızın makinelere aşık olmasına sebep oluyor. bu sebeple kızımız araba fuarlarında orada burada makineler üzerinde dans etmeye başlıyor. boş zamanlarında arabalar ile sevişiyor, onlar ile cinsel ilişkiye giriyor. niye illa cinayete meyli var tam olarak anlayamıyoruz? insanlardan gerçekten sıcak ve samimi bir ilgi görememesinde sanırım. yalnızca cinsel manada bir istek gördüğü için insanlardan onları öldürme isteği uyanıyor kızımızda çünkü kendisi makinelere aşık, onlara ilgi duyuyor. burada transhumanist bir takım mesaj verme kaygıları devreye giriyor. kızımız bir arabadan hamile kalıyor ve filmin sonunda insan-makine karışımı bir ucube dünyaya getiriyor. filmlerde ve medyada pompalanan ideolojiye baktığımızda artık insan-makine karışımlarına ucube demek ırkçılık olarak anlaşılacak sanırım. son matrix filmi ve şimdi de altın palmiye alan bu film, insan makine dostluğu, insan makine karışımının arzu edilebilirliği ve hayal edilebilirliği açısından bir propaganda işlevi görüyor. allah sonumuzu hayır etsin.
devamını gör...

belli bir yaşa gelince...diyerek başlanan sozgeliminin olgunsal değeri olmalı kişisel noktada..derken;
yaşa getiren tüm belirginlikleri topluyor ve koyuyorum önüme,
kaçtır peki belli bir yaşa gelmenin nihayeti?
yada kaç metredir o yaşta giyilen gömleğin uzunluğu?
ağırlığı nicel midir,
nitelik kazandırırken olgunluğa?
alametifarikası olan cümleler koymalı ömür suyumuza,
okuyup geçmeden önce..durup anlamak için...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

“yan yana uyuyamayanlar
yan yana uyanıyor bazı sabahlar
uzaktan…”

ama kafamız nasıl güzel 23’te…
devamını gör...

allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun, babamın, üzerimizdeki hakkını asla veremeyiz, bizi iyi yetiştirmek için, derler ya yemedi yedirdi,giymedi giydirdi öyle bir babam vardı.
sizde babanıza kızmayın, belki yaptıkları size yanlış gelmiş olabilir, belki sizi üzen davranışlar yapmış olabilir, yinede rahmet ile anın.
bazen af etmek huzur verir, sizde af edici olun.
öfkenizi atın üstünüzden, öfke size daha çok zarar veriri.
devamını gör...

midilli’ye yüzme* fikri, çık aklımdan.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"ne doğan güne hükmüm geçer,
ne halden anlayan bulunur;
ah aklımdan ölümüm geçer;
sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
ve gönül tanrısına der ki:
- pervam yok verdiğin elemden;
her mihnet kabulüm, yeter ki
gün eksilmesin penceremden!"

tamamı bu versiyon olan, ölüm korkusundan ziyade yaşama sevinci temalı cahit sıtkı şiiridir.
devamını gör...

o hırçınlık hissiyatından dolayı elin siyah oje'ye gitme durumudur. kimisi kıyafete göre kimisi ruh haline göre seçer rengini. bir ara çatlayan ojeler vardı.onu sürüp tırnaklarıma bakınca hırçın mıyım yoksa çatlak mıyım ikileminde kalmıştım.
aslında bunun renklerin insanlar üzerindeki etkisi ile bir alakası olabilir. ama sadece oje renginden bahsediyorsak bu kadar güçlü ruh hâli değişkenliği yaratacağını düşünmüyorum. tabii bir bütün olarak siyahlara bürünme söz konusuysa bir şeyler değişebilir.
yine de kafa göz dalmak için siyah oje'yi harcamayalım derim. onu içiniz açılsın diye sürdüğünüz beyazla da ya da enerjinizi yükselten kırmızı ile de yaparsınız. hatta kırmızı rengin enerjiden öfke'ye geçişi daha hızlı olabilir. buradan da oje rengi dili ve edebiyatı yaptık ya helal olsun.
devamını gör...

eski turkcede (8.-11. yy. orta asya) tar-: yay-(mak), dağıt-(mak) fiilinden, daha sonra turkiye turkcesinde (13-14. yy.dan sonrasi) dar-/-dart- kokleriyle dagit-/dagil- fiillerine vardigimiz;
darmadagan, darmadagin sozcugunun darma durman ikilemesine donustugu ve ozellikle izmir (ege) civarinda halk arasinda darman durman halini aldigi ve soylendigi, artik deyimlesmis guzelim ikileme.
farsca tar+mar sozcuklerinin birlesmesinden olusan tarumar sozcuguyle de hem ses hem de anlam olarak iliskili.
bu sozcuk sozlugu okuyanlara ne kadar tanidik gelecektir bilmiyorum, ben izmir ve manisa disinda kullanimina pek sahit olmadim.
farkinda olmadan cok kullandigim bir sozcuktur. her turlu karisikligi -buna kafa karisikligi da dahil- anlatmak icin kullanilir.
nedense bu son gunlerde cok kullandigimi fark edince yazmaya karar verdim.
ortaligin darman durman olmasi bazi insanlari hic ama hic rahatsiz etmezken, bazi insanlari da hayattan sogutacak kadar rahatsiz ediyor.
baskalarinin daginikliklarini toplaya toplaya, oyle bir noktaya geliyorsunuz ki, 'lanet olsun, benden bu kadar!' diyeceginiz, dediginiz noktaya sonunda ulasiyorsunuz.
bu tur durumlarda, hayatin geciciligi, kisaligi, susu busu, her seyi tek tek akliniza geliyor hatta sizden ve hatta hatta insanliktan sonrasi bile.
o zaman yapilacak tek bir sey kaliyor; oturup wall-e'yi seyretmek. cidden iyi geliyor, tavsiye ederim.*

(not: bu yazı ben yurt dışındayken ve türkçe klavye kullanamadığım zaman yazılmıştı. düzelteyim dedim, zor geldi. bu nedenle bağışlanmayı diliyorum.)
devamını gör...

korkutucu bir durum. "asla onun gibi olmayacağım" veya "benim çocuğum olursa bunları yapmayacağım" diyorsun ama gün geliyor, kendini klonlanmış gibi aynı şeyleri yaparken buluyorsun.
devamını gör...

yapımı 1992 yılında tamamlanan ve dev el heykeli olarak da bilinen mano del desierto şilili heykeltıraş mario irarrazabel'e ait bir heykeldir. (mario irarrazabel, (b: notre dame üniversitesi)'nde felsefe ve sanat, universita gregoriana pontificia'da da ilahiyat eğitimi almış. )
temeli beton ve demirden yapılmış ola heykel, şili'de kuraklığı ile nam salmış atacama çölü'nde bulunur. (buluduğu yer konumu ile de özel bir anlama sahiptir.)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
deniz seviyesinden yaklaşık 1100 kilometre yükseklikte ve boyutu yaklaşık 12 metre olan heykelin sembolik anlamı oldukça etkileyici. insanların doğaya karşı hala güçsüz olduklarını hatırlatıyor; yalnızlık, üzüntü, hüzün, pişmanlık ve çaresizlik gibi duyguları temsil ediyor. bu duygularda en baskın olanı ise insanın çaresizliği ve savunmasızlığı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
heykelin bulunduğu çöle ulaşım çok zor ve koşullar bakımından çöl aşırı sıcak olmasına rağmen her yıl binlerce turist heykeli ziyaret ediyor. ilk zamanlarda yerli halk tarafından graffiti yapılan heykel şimdilerde güvenlik önlemleri alınmış durumda ve korunuyor. el yıkama adı verilen ve ritüel haline gelmiş temizlik ile heykel yılda iki kez yıkanmaktadır.
kaynak 1: dev el heykeli
kaynak 2: mano del desierto
kaynak 3: mano dellll
devamını gör...


iki tip insana cok guluyorum, biri stockholm sendromu terimini ogrenip hemen yerli yersiz kullanan, digeri de streisand effect deyimini bir yerden duyup google'a bakmadan yapistiramayan.



ufak bir üst edit( entryi görmek isteyenler lütfen hafif aşağıya kayarak yazdığım asıl entrye geçiş yapsınlar.)


öncelikle şunu söylemek isterim. ekşi sözlük'ten gelen bir bebeyi anında tanırım. bu bebenin şöyle bir profiline göz gezdirdim ve tahminim boşa çıkmamış oldu.

buraya bir ekşi sözlük kültürü olan "başlığın içinde bir yazar bulayım, ona çakayım da entrym yürüsün" tarzını getirmek isteyen bu bebe, ben streisand etkisi yazdım diye zırıl zırıl ağlamış. işin tuhaf tarafı, bu durumu anlatmak için streisand etkisi demeden anlatmanın aslında bir yolu yok. bu şekilde anlatım yapmak ta bir kısayol. yazdığım entry hoşuna gitmedi ise, rahatlıkla beni engelleyebilir, böylelikle benim entrylerimi görüp ağlama seanslarına girme ihtimalini düşürmüş olabilirsin, ta ki başka bir yazara bulaşıp onun üzerinden bir kene gibi popülarite üretip kendini önplana çıkarana kadar...


kendince zırıl zırıl ağlayıp "ama benim bilmediğim bir şeyi kullanmış hemen çıkıp laf çakayım da namım yürüsün" diyen bu ekşici yarı cahil kardeşimiz, bana laf çakıp amacına ulaşmış. peki ne oldu?

şöyle bir entrynin devamına göz gezdirdim. tam da tahmin ettiğim gibi "eksi oy gelmeli" diyen, linç kültürü bütün vücudunu kanser hücresi gibi saran bir tip olduğunu kanıtlamış olduğunu gördüm. bu tiplerin en büyük özelliği, toplum içerisinde belli bir konuma gelememiş, ya da bu tip platformlarda kendisini önplana çıkaramamış olmaları ve kısayoldan dikkat çekme çabası içerisinde olmaları.

entrysini gördüğümde şaşırdım çünkü ben bu sözlüğü ekşi sözlük gibi değil, normal sözlük gibi kullanma amacı taşıyorum. ve ekşici bir boş beyini onlarca km öteden tanırım. şimdi aşağıya inerek başlık özelinde yazdığım entrye göz gezdirebilirsiniz sevgili ergen olmayan normal sözlük yazarları...

-----üst editin sonu-----



streisand effect*

sözlükte birçok insanın ilkokul seviyesinde eğitime sahip olduğunu düşünüyorum. şunu yaparken daha çok ses getireceğini, daha çok beğenileceğini bilmemek için eğitimsiz olmak lazım. ya da entry sahibi fake hesaptan milleti kekliyor daha fazla beğenilsin diye(ihtimaller dengesi. kuşkucu bir insanımdır)

tahmin ettiğim gibi rekor beğeniye doğru gider o entry.

seni beni ne ilgilendirir? beğenen beğenmiş işte? beğenmedin mi? yazarı engelle geç. bu kadar sorun edecek bir sebep yok ortada. binlerce kişinin yazdığı bir yerde herkes memnun olacak diye bir zorunluluk yok.

sözün özü normal, sıradan, kimseye zararı olmayan bir entrydir.
devamını gör...

veletlere bak gta oynamışlar resmen.
devamını gör...

takip ettiğini, araştırdığını hissettirmeden, karşı taraf hakkında bilgi sahibi olmak için araştıran, kişi, internet ajanı.
devamını gör...

ismine münhasır insan olmam sanırım sebebi. adım gibi özgürüm, kısıtlanmayı, saklanmayı, kamufle olmayı sevmiyorum. anonimliğe takılan arkadaşlara da, sevgili beyler, bayanlar, deep web değil burası, kullandığınız ip den değil fotonuzu dişinizdeki dolgunun menşeini bile öğrenirler.

üstelik neden bu kadar gizlilik ya da gizem, saklayacak neyimizi var. mesela güzellik ya da estetik kaygılarsa merak etmeyin burası podyum değil, ne de yazarlar juri.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim