tebdili mekanda ferahlık vardır
yer değişikliğinin insan ruhu üzerindeki olumlu etkisini anlatan atasözüdür. ne yazık ki içinde bulunduğumuz pandemi ve yasaklar döneminde gerçekleştirmesi zor olan durumdur. tıkıldık kaldık dört duvar arasında.
devamını gör...
netflix
acilen anime dizilerinin, filmlerinin çevirilerine el atması gereken platform. yıllardır anime dizi/film izleyen bir insan olarak en kötü çeviri fansub'un kendilerinden bin kat iyi olduğunu düşünüyorum. japonca'dan çeviri yapmadıkları çok net belli oluyor. küfürler çoğunlukla yazılmıyor ya da aşırı yumuşatılıyor. günlük dilde kullanılan kelimeler, kalıplar sürekli olarak yanlış çevriliyor. misal otousan, oyaji, chichi, oyabun kelimelerinin anime içerisindeki konuya göre kullanışları değişmekte, hepsi baba demek değil, ama netflixte tüm çeviriler baba. karakterlerin isimlerini bile anlamayıp bölümler boyu yanlış yazıyorlar. kuroko no basuke animesi saç baş yolduracak derecede kötü çevrilmiş durumda. bölümler boyu ana karakterlerden birinin adını yanlış yazmışlar. ayrıca animelerde tek olay konuşmayı çevirmek değildir. opening ve ending şarkılarının da çevrilmesi lazım, çoğu anime sever bu şarkıları severek dinler. aynı zamanda bir diğer hataları da misal veriyorum bir restoran var, anime içerisine ismini çizmişler 3-5 saniye panelde kalıyor ve animenin içeriğinde o ismi bilmeniz önemli. bunun gibi panel çizimlerine eklenmiş yazıların çevrilmemesi de ayrı bir sorun yaratmakta. o an espriyi de kaçırıyor olabilirsiniz, anime boyunca anlam veremeyeceğiniz korkunç bir kısır döngüye de girmiş olabilirsiniz.
bir diğer sorundan bahsedecek olursam güney kore, tayland gibi asya fimleri, dizilerini izlerken ingilizceden çeviri olduğu için karakter isimlerinin yanlış yazılması ve buna bağlı olarak çevirinin tamamen yanlış olması. örnek veriyorum karakterin adı pyo-oh-man. çeviri ingilizceden yapıldığı için "pyo ooo adamım" diye bir çeviri okuyoruz ki aslında karşı taraf tüm ismi söyleyerek saygı gösterirken ingilizce çeviri yüzünden sanki yüz yıllık kankaymış havasına dönüyor.
endüstri toplumuna dönük iş yapmak yerine işini hakkıyla yapan platforma dönüşmesini temenni ediyorum. orijinal dillerden türkçeye çeviri yapmaya başlarlarsa daha izlenesi bir hale gelebilirler. şimdilik kendilerinden uzak duruyorum.
bir diğer sorundan bahsedecek olursam güney kore, tayland gibi asya fimleri, dizilerini izlerken ingilizceden çeviri olduğu için karakter isimlerinin yanlış yazılması ve buna bağlı olarak çevirinin tamamen yanlış olması. örnek veriyorum karakterin adı pyo-oh-man. çeviri ingilizceden yapıldığı için "pyo ooo adamım" diye bir çeviri okuyoruz ki aslında karşı taraf tüm ismi söyleyerek saygı gösterirken ingilizce çeviri yüzünden sanki yüz yıllık kankaymış havasına dönüyor.
endüstri toplumuna dönük iş yapmak yerine işini hakkıyla yapan platforma dönüşmesini temenni ediyorum. orijinal dillerden türkçeye çeviri yapmaya başlarlarsa daha izlenesi bir hale gelebilirler. şimdilik kendilerinden uzak duruyorum.
devamını gör...
eli kasığımda dans etmeme müsaade ediyorsa kocam değildir
çıkıp "banane yahu elin kasığından" diyemiyor ki? ben öyle diyorum. banane edis'ten banane zeynep bastık'tan. herkesin kendi hayatı.
devamını gör...
drexler–smalley tartışması
nanoteknolojinin temellerini atan isimlerin başında gelen amerikalı mühendis eric drexler ile yine aynı alanın öncülerinden bir başka isim olan nobel ödüllü amerikalı kimyacı richard errett smalley arasında geçen, farklı bilim insanlarının da katıldığı, kendi kendini çoğaltabilen nanorobotlar ile ilgili bilimsel tartışma.
nanoteknolojide moleküler birleştirici kavramı, mikroskobik boyutlardaki bilgisayar kontrollü cihazları temsil eder. bunlar, örneğin hastalıklı bir hücreye nokta atışı şekilde ilaç göndermek için gereken moleküler düzeydeki kontrol sistemine rehberlik etmek için kullanılır. yani atomik boyutlardaki kimyasal tepkimeler, bu cihazlarla yönlendirilir. tartışmanın kökeninde bu moleküler birleştiriciler vardır.
drexler'a göre evrensel ölçekte, her şeyi oluşturmak için kullanılabilecek moleküler birleştiriciler yapmak mümkündür. bunlar dünyadaki her alanda kullanılabilir; tıptan, kirlenmiş okyanus sularını temizlemeye kadar aklınıza gelecek her alanda. üstelik bu minik robotlar kendi kendilerinin kopyalarını, etrafta bulunan malzemeleri kullanarak hayata geçirebilir ve bunun sonucu da gri yapışkan senaryosudur: kendi kendini yok eden bir dünya.
bu görüş sonrasında smalley konu hakkında bir makale yazdı. ona göre, drexler tarafından tanımlanan bu birleştirici, birkaç adet "parmaktan", yani robot koldan oluşan ve atomları dizayn etmekte kullanılan bir sistemdir. zira burada kendi çapında bir montaj ustasından bahsediyoruz. dolayısıyla bu ustanın, bildiğimiz normal bir usta gibi iş göreceğini düşünebiliriz. ancak burada nanometre boyutlarından bahsettiğimizden şöyle bir sorun vardır: bu sistemin çalışabilmesi için daha fazla "parmak" için gerektiği kadar yer yoktur. smalley buna "şişman parmaklar problemi" der. ayrıca yine atomik ya da moleküler boyutlar söz konusu olduğundan, bu parmaklar herhangi bir şeyi tutup bir başka yere koymak isteseler, moleküller arası çekim güçleri devreye girer. böylece parmaklar birbirine yapışır ve işlevsiz hâle gelir. buna da "yapışkan parmaklar problemi" adını verir.
bu iki probleme göre smalley, böyle bir moleküler birleştiricinin pek de dişe dokunur bir iş yapamayacağını ve kendisini ya da başka herhangi bir şeyi kısa sürede üstel artışa neden olacak şekilde kopyalayamayacağını öne sürdü. yani ona göre böyle bir mekanik cihazın yapılabilmesine imkân yoktu.
olayın özeti, drexler bu tür cihazların mekanik olarak yapılabileceğini iddia ederken, smalley'nin bunun ancak kimyasal olarak mümkün olabileceğini savunmasıdır. drexler'ın itirazı, smalley'nin esas noktayı yanlış anladığı şeklindedir. zira bu mekanik cihazlar, smalley'nin şişman ve yapışkan parmaklar itirazının temeli olan, tek bir atomu kontrol edebilecek cihazlar şeklinde düşünülmemelidir. 2 taraf karşılıklı yazışmalarla bu konu üzerindeki yanlış anlamayı çözerek anlaşmışsa da smalley yeni bir itiraz ile karşılık vermiştir: eğer bu işler için mekanik bir cihaz yapmayıp kimyasal tepkime aşamalarını kullanırsak, bu kez ortaya başka problemler çıkacaktır. zira kimyasal süreçleri bir nanorobot olarak kullanmaya kalkarsak kontrol bizde olmayacaktır. bu durumda bu minik montajcı, programlanabilen bir bilgisayar tabanına dayanmadığı ve doğal bir süreç olduğu içib neyi nereden alacağını, nasıl kullanacağını bilemeyecek ve işe yaramayacaktır.
zamanında bilim camiasını ikiye bölen tartışmanın kesin bir sonuca ulaşmamış olduğunu da ekleyeyim.
konunun biraz karışık bir konu olduğunun ve "ne anlatıyorsun yahu sen!" gibi tepkilere neden olabileceğinin farkındayım ama yine de başlığı açmak istedim. en azından dünyada böyle de bir tartışma konusu varmış demenizi sağlayıp sizi haberdar etmiş olma görevini yerine getirmenin huzuru içindeyim*.
karşılıklı yazışmaları ingilizce olarak burada bulabilirsiniz.
nanoteknolojide moleküler birleştirici kavramı, mikroskobik boyutlardaki bilgisayar kontrollü cihazları temsil eder. bunlar, örneğin hastalıklı bir hücreye nokta atışı şekilde ilaç göndermek için gereken moleküler düzeydeki kontrol sistemine rehberlik etmek için kullanılır. yani atomik boyutlardaki kimyasal tepkimeler, bu cihazlarla yönlendirilir. tartışmanın kökeninde bu moleküler birleştiriciler vardır.
drexler'a göre evrensel ölçekte, her şeyi oluşturmak için kullanılabilecek moleküler birleştiriciler yapmak mümkündür. bunlar dünyadaki her alanda kullanılabilir; tıptan, kirlenmiş okyanus sularını temizlemeye kadar aklınıza gelecek her alanda. üstelik bu minik robotlar kendi kendilerinin kopyalarını, etrafta bulunan malzemeleri kullanarak hayata geçirebilir ve bunun sonucu da gri yapışkan senaryosudur: kendi kendini yok eden bir dünya.
bu görüş sonrasında smalley konu hakkında bir makale yazdı. ona göre, drexler tarafından tanımlanan bu birleştirici, birkaç adet "parmaktan", yani robot koldan oluşan ve atomları dizayn etmekte kullanılan bir sistemdir. zira burada kendi çapında bir montaj ustasından bahsediyoruz. dolayısıyla bu ustanın, bildiğimiz normal bir usta gibi iş göreceğini düşünebiliriz. ancak burada nanometre boyutlarından bahsettiğimizden şöyle bir sorun vardır: bu sistemin çalışabilmesi için daha fazla "parmak" için gerektiği kadar yer yoktur. smalley buna "şişman parmaklar problemi" der. ayrıca yine atomik ya da moleküler boyutlar söz konusu olduğundan, bu parmaklar herhangi bir şeyi tutup bir başka yere koymak isteseler, moleküller arası çekim güçleri devreye girer. böylece parmaklar birbirine yapışır ve işlevsiz hâle gelir. buna da "yapışkan parmaklar problemi" adını verir.
bu iki probleme göre smalley, böyle bir moleküler birleştiricinin pek de dişe dokunur bir iş yapamayacağını ve kendisini ya da başka herhangi bir şeyi kısa sürede üstel artışa neden olacak şekilde kopyalayamayacağını öne sürdü. yani ona göre böyle bir mekanik cihazın yapılabilmesine imkân yoktu.
olayın özeti, drexler bu tür cihazların mekanik olarak yapılabileceğini iddia ederken, smalley'nin bunun ancak kimyasal olarak mümkün olabileceğini savunmasıdır. drexler'ın itirazı, smalley'nin esas noktayı yanlış anladığı şeklindedir. zira bu mekanik cihazlar, smalley'nin şişman ve yapışkan parmaklar itirazının temeli olan, tek bir atomu kontrol edebilecek cihazlar şeklinde düşünülmemelidir. 2 taraf karşılıklı yazışmalarla bu konu üzerindeki yanlış anlamayı çözerek anlaşmışsa da smalley yeni bir itiraz ile karşılık vermiştir: eğer bu işler için mekanik bir cihaz yapmayıp kimyasal tepkime aşamalarını kullanırsak, bu kez ortaya başka problemler çıkacaktır. zira kimyasal süreçleri bir nanorobot olarak kullanmaya kalkarsak kontrol bizde olmayacaktır. bu durumda bu minik montajcı, programlanabilen bir bilgisayar tabanına dayanmadığı ve doğal bir süreç olduğu içib neyi nereden alacağını, nasıl kullanacağını bilemeyecek ve işe yaramayacaktır.
zamanında bilim camiasını ikiye bölen tartışmanın kesin bir sonuca ulaşmamış olduğunu da ekleyeyim.
konunun biraz karışık bir konu olduğunun ve "ne anlatıyorsun yahu sen!" gibi tepkilere neden olabileceğinin farkındayım ama yine de başlığı açmak istedim. en azından dünyada böyle de bir tartışma konusu varmış demenizi sağlayıp sizi haberdar etmiş olma görevini yerine getirmenin huzuru içindeyim*.
karşılıklı yazışmaları ingilizce olarak burada bulabilirsiniz.
devamını gör...
üçüncü sayfa radyo yayını
cem karaca şarkısını dinleyince radyoda keşke ''ekonomi saati'' olsa diye düşündüm.
devamını gör...
tahammül edilemeyen durumlar
benim için, belirsizliktir.
ne olacaksa olsun artık; beklemekten ölmek üzereyim.
bir başka tahammül edilemeyen durum için:
(bkz: türkiye'de genç olmak)
ne olacaksa olsun artık; beklemekten ölmek üzereyim.
bir başka tahammül edilemeyen durum için:
(bkz: türkiye'de genç olmak)
devamını gör...
kış aylarının eskisi gibi olmaması
küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerini göstermesi durumu.
her geçen kış arkadaki farkı bu kadar somut bir şekilde hissediyor olmamız ürkütücü ve ciddiye alınmalı.
ciddi önlemler alınmadığı sürece daha zor günler bizi bekliyor olacak.
her geçen kış arkadaki farkı bu kadar somut bir şekilde hissediyor olmamız ürkütücü ve ciddiye alınmalı.
ciddi önlemler alınmadığı sürece daha zor günler bizi bekliyor olacak.
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
"yayında tanımlarını kullanacağım başlıktır"
yaşadığın hayatın limitlerini kim belirliyor?
bunun cevabını dürüstçe verebiliyor musun kendine?
eylemlerin ile hayallerin arasında duran nedir?
seni ilk otobüse atlayıp uzaklaşmaktan alıkoyan nedir?
elini camdan dışarı çıkardığında, sokağa bir adım attığında, ikinci adımı atmanı, koşmanı, uzaklaşmanı engelleyen nedir.
son kez kaparken gözlerini ve izlerken o film karelerini, keşkelerin neler olacak?
neden adım atmaktan korkuyorsun?
neden korkuyorsun?
yaşadığın hayatın limitlerini kim belirliyor?
bunun cevabını dürüstçe verebiliyor musun kendine?
eylemlerin ile hayallerin arasında duran nedir?
seni ilk otobüse atlayıp uzaklaşmaktan alıkoyan nedir?
elini camdan dışarı çıkardığında, sokağa bir adım attığında, ikinci adımı atmanı, koşmanı, uzaklaşmanı engelleyen nedir.
son kez kaparken gözlerini ve izlerken o film karelerini, keşkelerin neler olacak?
neden adım atmaktan korkuyorsun?
neden korkuyorsun?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
paul lafargue-tembellik hakkı.
devamını gör...
dersim alevileri ile türkmen alevileri arasındaki farklılık
ırkçılıkta sınır tanımayan bir başlık daha, hastalıklı zihniyetler yapacak bir şey yok. ayrıştırmayı çok seviyorsunuz değil mi ama alevilerin arasında hiçbir fark yoktur hiçbir insanın birbirinden farkı yoktur.
devamını gör...
sözlük mağazası iade sistemi
iade olmasa bile sözlüğe ikinci el piyasasının gelmesini talep ediyorum. "yagami'den az kullanılmış kill bill rozeti. dosta gider. lütfen pazarlık için ısrar etmeyin son fiyat bu" yazmak istiyorum.
devamını gör...
samsun'da açılmadan çöken köprü
400-500 yıllık köprülerin ayakta durduklarını görünce bana bir gülme geliyor.
devamını gör...
yazarların küçük hırsızlıkları
sayılır mı bilmem ama komşumuzun kayısı ağacını soymuştuk. olay şöyle gelişti; bir gün kuzenlerimle mahallede otururken malum kayısı ağacı dikkatimizi çekti. "aa ne kadar güzel görünüyor, kocamanlarmış.." tepkileri eşliğinde içimize bir merak düştü. 'acaba tadı nasıldı'. tabi çocuk aklıyla izinsiz koparıp yemenin iyi bir şey olmadığını bilmiyorduk. büyük bir neşeyle neredeyse ağaçtaki tüm kayısıları yaptık ve gururla eve götürdük. sözde düşünceli çocuklar olup evdekilerle beraber yiyecektik. eve götürünce annem haliyle "nerden topladınız bunları?" diye sordu. bizde masumca "karşı komşu varya onların bahçesinden" demiştik. annem biraz kızdıktan sonra güzelce anlatmıştı yaptığımız şeyin çok yanlış olduğunu. kayısıları da götürüp komşuya iade etmiştik. o zaman çok utanmıştım.
bu arada o kayısıların tadı nasıldı acaba, hiçbir zaman öğrenemiyeceğim.
bu arada o kayısıların tadı nasıldı acaba, hiçbir zaman öğrenemiyeceğim.
devamını gör...
engelli insanların günahkar olması
ben az önce ne okudum?
ilk şoku atlattım yazabilirim.
insanlar doğuştan da engelli olabilirler. bu iğenç konuşmayı yapanlar buna da bir kulp bulurlar ya neyse.
"ben bu cezayı çekiyorum, buna alışmalıyım, bunda da vardır bir hayır diyerek hayatını idame ettirmesi geriyor.” yani 'biz iyileşme ihtimalin varsa da yardımcı olamayız çünkü sen günahkarsın sen engelli olmayı hak ediyorsun' mu demek istiyorsunuz? bu açıklamaları yaparken hiç mi utanmadınız?
sizler de bizler de engelli adayıyız. başınıza bir iş geldiğinde 'ben günahkârım bu yaşadıklarımı hak ediyorum' diyebilecek misiniz? hiç sanmıyorum.
insan 2 saniye sonrasını bilemeden bu kadar büyük sözler sarf etmemeli.
ilk şoku atlattım yazabilirim.
insanlar doğuştan da engelli olabilirler. bu iğenç konuşmayı yapanlar buna da bir kulp bulurlar ya neyse.
"ben bu cezayı çekiyorum, buna alışmalıyım, bunda da vardır bir hayır diyerek hayatını idame ettirmesi geriyor.” yani 'biz iyileşme ihtimalin varsa da yardımcı olamayız çünkü sen günahkarsın sen engelli olmayı hak ediyorsun' mu demek istiyorsunuz? bu açıklamaları yaparken hiç mi utanmadınız?
sizler de bizler de engelli adayıyız. başınıza bir iş geldiğinde 'ben günahkârım bu yaşadıklarımı hak ediyorum' diyebilecek misiniz? hiç sanmıyorum.
insan 2 saniye sonrasını bilemeden bu kadar büyük sözler sarf etmemeli.
devamını gör...
balina vadisi
mısır'da “göl”anlamına gelen fayoum/feyyum kenti civarında kırk milyonluk, on devasa balinanın fosillerinin bulunduğu, 1903'te keşfedilen vadi el-hıtan'a verilen ad. kahire'nin 150 km güneybatısında bulunan vadi "dünyanın en iyi balina fosillerinin bulunduğu bölge" olması nedeniyle 2005 yılında unesco tarafından bir dünya mirası olarak kabul edilmiştir.
bulunan büyük hayvan fosilleri basilosaurus türü balinalara ait. basilosaurus cinsi balinalar tip olarak yunuslara benzeyen, 7 tona yaklaşabilen ağırlıkta, 12-25 metre uzunluğunda olabilen, bilinen yaşamış ilk balinalardı ve yaklaşık 36-45 milyon yıl önce yaşamışlardı.

günümüz balinalarından farklı olarak kafalarını her zaman suyun dışında tutmaları gerekirdi çünkü kafalarında nefes almaları için gereken delik yoktu. vadi el-hıta’nda bulunan iskeletler, evrimsel olarak kara hayvanlarının deniz yaşamına geçişinin tipik örnekleri; “yürüyen balinalar” türüne aitler. araştırmalara göre bu balinlar, denizdeki bütün canlıları yiyerek beslenirler ve nehirler aracılığıyla ormanların içlerine kadar girebilirlermişler.


al hitan fosil ve iklim değişikliği müzesi, vadiyle uyum içerisinde tasarlanan, kubbe şeklinde ve çöl kumlarının üzerini örttüğü taş malzemeden inşa edilmiş bir açık hava müzesidir. müzede sadece yürüyen balina fosili değil aynı zamanda yunuslar, köpek balıkları ve kertenkele kalıntıları da sergileniyor.


kaynak 1
kaynak 2
kaynak 3
bulunan büyük hayvan fosilleri basilosaurus türü balinalara ait. basilosaurus cinsi balinalar tip olarak yunuslara benzeyen, 7 tona yaklaşabilen ağırlıkta, 12-25 metre uzunluğunda olabilen, bilinen yaşamış ilk balinalardı ve yaklaşık 36-45 milyon yıl önce yaşamışlardı.

günümüz balinalarından farklı olarak kafalarını her zaman suyun dışında tutmaları gerekirdi çünkü kafalarında nefes almaları için gereken delik yoktu. vadi el-hıta’nda bulunan iskeletler, evrimsel olarak kara hayvanlarının deniz yaşamına geçişinin tipik örnekleri; “yürüyen balinalar” türüne aitler. araştırmalara göre bu balinlar, denizdeki bütün canlıları yiyerek beslenirler ve nehirler aracılığıyla ormanların içlerine kadar girebilirlermişler.


al hitan fosil ve iklim değişikliği müzesi, vadiyle uyum içerisinde tasarlanan, kubbe şeklinde ve çöl kumlarının üzerini örttüğü taş malzemeden inşa edilmiş bir açık hava müzesidir. müzede sadece yürüyen balina fosili değil aynı zamanda yunuslar, köpek balıkları ve kertenkele kalıntıları da sergileniyor.


kaynak 1
kaynak 2
kaynak 3
devamını gör...
100 liraya sweatshirt olamaması
olsa bile pahalı. giymeyi en çok sevdiğim şey sweatshirt ama çok pahalı.
normal sözlük acilen yazarlara kapüşonlu dağıtmalı. arkasında normal sözlük logosu bulunsun giyelim takılalım. kış geliyor aloo.
normal sözlük acilen yazarlara kapüşonlu dağıtmalı. arkasında normal sözlük logosu bulunsun giyelim takılalım. kış geliyor aloo.
devamını gör...
predestination
film zamansal paradoksu konu alıyor... türünün en iyisi. konusu ise;
bir gün bir yetimhaneye bir kız çocuğu bırakılır. yetimhanedekiler bu çocuğa jane adını verirler ve büyütürler. jane, bir gün okulda jim adlı bir adamla tanışır, aşık olurlar; fakat sonra tartışır ve ayrılırlar, ancak jane hamiledir. çocuğu doğurur ancak aynı akşam birisi hastaneye girip çocuğu çalar. jane ise çok hastalanır ve tek çare olarak doktor, jane'i kurtarmak için onu bütünüyle erkeğe çeviren bir operasyon yapar. jane, jim adını alır. bir gün barda birisiyle kavgaya girişir ve dayak yer, barmen yanına gelir ve der ki, "bu zamanda mutlu değil gibisin, benim bir zaman makinem var, geçmişe gitmek ister misin?". jim geçmişe gider ve orada jane adlı bir kızla tanışır, aşık olur ama sonra ayrılırlar. bir gün jane' in bebeği olduğunu öğrenir, gizlice gidip hastaneden çocuğu çalar ve zaman makinesiyle daha da geçmişe giderek onu bir yetimhaneye bırakır. daha sonra zaman geçer ve birkaç iş değiştirdikten sonra barmen olur. bir gün dayak yiyen jim ile karşılaşır ve yanında gidip der ki: 'bu zamanda mutlu değil gibisin, benim bir zaman makinem var, geçmişe gitmek ister misin?"
ethan hawke filme o kadar iyi bir hava katmış ki gözümü alamadım kendisinden. filme puanım 9/10.
bir gün bir yetimhaneye bir kız çocuğu bırakılır. yetimhanedekiler bu çocuğa jane adını verirler ve büyütürler. jane, bir gün okulda jim adlı bir adamla tanışır, aşık olurlar; fakat sonra tartışır ve ayrılırlar, ancak jane hamiledir. çocuğu doğurur ancak aynı akşam birisi hastaneye girip çocuğu çalar. jane ise çok hastalanır ve tek çare olarak doktor, jane'i kurtarmak için onu bütünüyle erkeğe çeviren bir operasyon yapar. jane, jim adını alır. bir gün barda birisiyle kavgaya girişir ve dayak yer, barmen yanına gelir ve der ki, "bu zamanda mutlu değil gibisin, benim bir zaman makinem var, geçmişe gitmek ister misin?". jim geçmişe gider ve orada jane adlı bir kızla tanışır, aşık olur ama sonra ayrılırlar. bir gün jane' in bebeği olduğunu öğrenir, gizlice gidip hastaneden çocuğu çalar ve zaman makinesiyle daha da geçmişe giderek onu bir yetimhaneye bırakır. daha sonra zaman geçer ve birkaç iş değiştirdikten sonra barmen olur. bir gün dayak yiyen jim ile karşılaşır ve yanında gidip der ki: 'bu zamanda mutlu değil gibisin, benim bir zaman makinem var, geçmişe gitmek ister misin?"
ethan hawke filme o kadar iyi bir hava katmış ki gözümü alamadım kendisinden. filme puanım 9/10.
devamını gör...
almanya'da evsizler için kurulan uyku kapsülleri
2021 yılında dünyanın en büyük dördüncü ekonomisine sahip bir ülkede gerçekleşen utanç verici olaydır. oldu olacak evsizler için mama ve su kabı da koysalarmış tam olurmuş. bu yapılan türkiye'de sokak hayvanları için yapılıyor. kışın belediyelerce evsizlere barınma evleri sağlanan türkiye bile bu konuda almanya'ya fark atmış.
aşağıdaki linkte kendine bile hayrı olmayan izmir büyükşehir belediyesinin evsizler için kurduğu ve mevcudu 110'u bulan müyesser turfan geçici konukevi ile ilgili haberi incelenebilir:
www.izmir.bel.tr/tr/Haberle...
kimse söylemeden ben söyleyeyim: evet, bazıları için homeless olmak bir yaşam tarzıdır. mesela benim en büyük hayalim büyüyünce homeless olmaktır.
aşağıdaki linkte kendine bile hayrı olmayan izmir büyükşehir belediyesinin evsizler için kurduğu ve mevcudu 110'u bulan müyesser turfan geçici konukevi ile ilgili haberi incelenebilir:
www.izmir.bel.tr/tr/Haberle...
kimse söylemeden ben söyleyeyim: evet, bazıları için homeless olmak bir yaşam tarzıdır. mesela benim en büyük hayalim büyüyünce homeless olmaktır.
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
iyi biri olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam diyecektim ki o da olur efenim. mis gibi de kanıtlanır. bu yazar okunur da okutulur da.. dilerim kii hep kendi gibileriyle karşılaşır ve onlarla uğraşır. bir gün uyandığında ördüğü duvarları maviye boyanmış çitlere dönüşmüş olsun, müslüm gürses yerine gizli gizli serdar ortaç dinleyeceği günlere ışınlansın. hayat kısa, patagonyalı üzülüyor günleri geride kalsın. kalbi hep sıcacık kalsın.. gülücükler bissürü gülücükler..
devamını gör...