bir dergiye yazı yollamış yazarlar veri tabanı
üst edit: okul ve ilçe dergisinde de yayınlaşmış yazılarım mecvut. tecrübeliyim yanisi.
benimdir. hem sözlük dergisine hem de ismini veremeyeceğim bir dergiye yolladım ancak yolladığım dergide kabul edilmedi.
şöyle;
herhangi bir konuda yahut derginin seçmiş olduğu konuda yazınızı yazıp mail yoluyla ulaştırıyorsunuz. ardından birkaç gün bekliyor ve gelecek olan "kabul edildi" türevi mesajını almak için dualar ediyorsunuz. çıldırmalar, hayaller falan derken dergi size ulaşmış oluyor.
yazınız istenilen uzunluk ve de kalitedeyse yayına hazırlanıyor. bir sonraki ay yayınlanıyor fakat dediğim gibi öncelikle kriterlere uygun olacak. eğer ki kriterlere uymazsa yayını unutmanızı, önünüzdeki maçlara bakmanızı öneririm.
nedir bu kriterler?
-uzunluk,
-kelime seçimleri,
-anlatım güzelliği,
vs.
bunları sağlıyorsanız hak kazandınız demektir.
••
peki, bu işlemler nasıl gerçekleşiyor?
birçok dergi okurlardan yazı beklediğini sosyal medya hesabından yayınlıyor. dergilerin sosyal medya hesaplarını takip ederseniz duyuruları kaçırmazsınız.
genel itibariyle böyle. sürecin işleme kısmı bu kadar, tabii, çevresel veya içsel etkenler sizde.
benimdir. hem sözlük dergisine hem de ismini veremeyeceğim bir dergiye yolladım ancak yolladığım dergide kabul edilmedi.
şöyle;
herhangi bir konuda yahut derginin seçmiş olduğu konuda yazınızı yazıp mail yoluyla ulaştırıyorsunuz. ardından birkaç gün bekliyor ve gelecek olan "kabul edildi" türevi mesajını almak için dualar ediyorsunuz. çıldırmalar, hayaller falan derken dergi size ulaşmış oluyor.
yazınız istenilen uzunluk ve de kalitedeyse yayına hazırlanıyor. bir sonraki ay yayınlanıyor fakat dediğim gibi öncelikle kriterlere uygun olacak. eğer ki kriterlere uymazsa yayını unutmanızı, önünüzdeki maçlara bakmanızı öneririm.
nedir bu kriterler?
-uzunluk,
-kelime seçimleri,
-anlatım güzelliği,
vs.
bunları sağlıyorsanız hak kazandınız demektir.
••
peki, bu işlemler nasıl gerçekleşiyor?
birçok dergi okurlardan yazı beklediğini sosyal medya hesabından yayınlıyor. dergilerin sosyal medya hesaplarını takip ederseniz duyuruları kaçırmazsınız.
genel itibariyle böyle. sürecin işleme kısmı bu kadar, tabii, çevresel veya içsel etkenler sizde.
devamını gör...
şahsiyet
madem türkiye'de bu kadar kaliteli işler çıkabiliyor bize neden hala birbirinin aynısı aşiret dizileri izletiyorlar dediğim dizidir.
haluk bilginer dizideki agâh beyoğlu karakteriyle emmy ödülü almıştır.
haluk bilginer dizideki agâh beyoğlu karakteriyle emmy ödülü almıştır.
devamını gör...
sıla gençoğlu
herkes bu ablamızı ahmet kural'dan dayak yiyen mağdur kadın olarak tanır ama pek çok kişi hazer amani'yi karısından ayıran asıl kadın olduğunu bilmez.
magazin böyle bir şey adamım.
magazin böyle bir şey adamım.
devamını gör...
dünya gafam'dan büyüktür
cumhurbaşkanlığı dijital dönüşüm ofisi başkanı ali taha koç beyanı.
sayın koç, "türkiye’nin verisi türkiye’de kalacak" mottosuyla yerli uygulamalar geliştirmeye çalıştıklarını ifade etti.
konuşması şöyle :
dünya gafam’dan büyüktür. yani google, apple, facebook, amazon, microsoft. dünya bunlardan büyüktür. veri güvenliği, sınırlarımızın güvenliği kadar önemli ve önceliklidir"
kamu verisini elmasa dönüştürmek. bizim verimizin ne önemi var diyebilirsiniz. sizin köşebaşındaki bakkaldan aldığınız ürünün verisinin bilgisi sizin için önemli olmayabilir. ancak bunları bütün insanların verilerini topladığımızda, o caddede herhangi bir yeni bir marketin açılıp açılamayacağı, reklam olup olamaması gibi çok farklı bir boyuta ulaşabiliyor. kişisel veriler değil, külliyen toplumsal veriler toplandığı zaman büyük bir değere dönüşebiliyor
kaynak
sayın koç, "türkiye’nin verisi türkiye’de kalacak" mottosuyla yerli uygulamalar geliştirmeye çalıştıklarını ifade etti.
konuşması şöyle :
dünya gafam’dan büyüktür. yani google, apple, facebook, amazon, microsoft. dünya bunlardan büyüktür. veri güvenliği, sınırlarımızın güvenliği kadar önemli ve önceliklidir"
kamu verisini elmasa dönüştürmek. bizim verimizin ne önemi var diyebilirsiniz. sizin köşebaşındaki bakkaldan aldığınız ürünün verisinin bilgisi sizin için önemli olmayabilir. ancak bunları bütün insanların verilerini topladığımızda, o caddede herhangi bir yeni bir marketin açılıp açılamayacağı, reklam olup olamaması gibi çok farklı bir boyuta ulaşabiliyor. kişisel veriler değil, külliyen toplumsal veriler toplandığı zaman büyük bir değere dönüşebiliyor
kaynak
devamını gör...
richard feynman
tam adıyla richard philips feynman kuantum mekaniğinin ayrılmaz formülasyonu, kuantum elektrodinamiği teorisi, aşırı soğutulmuş sıvı helyumun süper-akışkan fiziği ve partonu önerdiği parçacık fiziğindeki çalışmaları ile 1965'de, julian schwinger ve sin-ıtiro tomonaga ile birlikte nobel fizik ödülü'ne (1965) layık görülmüştür ve ayriyeten albert einstein ödülü (1954)
e. o. lawrence ödülü (1962)
formemrs (1965)
oersted madalyası (1972)
ulusal bilim madalyası (1979) almıştır.
e. o. lawrence ödülü (1962)
formemrs (1965)
oersted madalyası (1972)
ulusal bilim madalyası (1979) almıştır.
devamını gör...
insan ilişkilerinin öğrettikleri
kaba bir deyişle "soba" benzetmesine konu olan tecrübelerdir.
sebebi de yaydığı ısıya göre* belli bir mesafede durmak gerektiğidir.
yoksa insanı fazlasıyla yakabilir ya da soğuktan titretebilir.
sebebi de yaydığı ısıya göre* belli bir mesafede durmak gerektiğidir.
yoksa insanı fazlasıyla yakabilir ya da soğuktan titretebilir.
devamını gör...
sıkıntıdan kendini ısırmak
devamını gör...
buz dağı
-genellikle, ortalamada, buzdağlarının sadece 10'da 1'i su yüzeyinde kalır.
-titanic'in çarptığı buzdağının suyun altında olduğu düşünülmektedir; dolayısıyla başlarına geleni görememişlerdir. böyle bir buzdağına tam süratle çarpan titanic, çok kısa sürede ve hızla batmıştır ve olay, 1500'den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır.

evrimagaci.org/buzdagi-nedi...
-titanic'in çarptığı buzdağının suyun altında olduğu düşünülmektedir; dolayısıyla başlarına geleni görememişlerdir. böyle bir buzdağına tam süratle çarpan titanic, çok kısa sürede ve hızla batmıştır ve olay, 1500'den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır.

evrimagaci.org/buzdagi-nedi...
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
birinin yol vermesi.
devamını gör...
evde loş ışıkta oturmak
alışmam sebebiyle normal ışığın bana artık disko topu gibi gelmesine sebep olan dingin eylem.
devamını gör...
demiri toz ederler
"benim sevdam muratsız loy" diyen kısmına ayrı yanık olduğum, sadık gürbüz harici kimsenin sesine güzel oturmayan türkü.
devamını gör...
sağlıksız ilişkinin belirtileri
-davranışlarınız küçümsenmesi,
-fiziksel olarak, imayla dahi olsa , yetersizlik hissettirilmesi,
-içinizden geçenleri anlatmaya çekiniyor olmanız,
- kişisel kararlarınızın sürekli eleştirip yargılanması,
-kıyafet, arkadaş seçimlerine müdahale edilmesi akla gelen ilk şeyler sanırım. hepsini genellersek ‘hayatına saygı duymamak’ diyebiliriz.
-fiziksel olarak, imayla dahi olsa , yetersizlik hissettirilmesi,
-içinizden geçenleri anlatmaya çekiniyor olmanız,
- kişisel kararlarınızın sürekli eleştirip yargılanması,
-kıyafet, arkadaş seçimlerine müdahale edilmesi akla gelen ilk şeyler sanırım. hepsini genellersek ‘hayatına saygı duymamak’ diyebiliriz.
devamını gör...
underdog etkisi
sporda, politikada, iş dünyasında kısacası yaşamın her alanında rekabet halinde olanları insanlar avantajlı ve dezavantajlı olarak kategorize eder. bazen insanlar dezavantajlı olanların tarafını tutar. ve onların bu rekabette başarılı olmasını ister. buna underdog etkisi adı verililir. güçsüzün çekiciliği, mazlumun yükselişi olarak değerlendirilir. en bilinen örneği ise tarafsız olduğumuz bir spor müsabakasında zayıf olan takımı desteklememiz ve onun kazanmasını istememiz olarak gösterilebilir. bu etkinin nedeni birçok çalışmaya konu olmuş.sonuç olarak zayıf olanı kendimize yakın hissetmemiz ve onunla ittifak kurmamız etkinin nedenleri arasında gösterilmiş. ayrıca bu etki bandwagon etkisinin tam tersi olarak bilinir.
devamını gör...
sen bihter ziyagil'sin aptallık etme
“büyük düşün” anlamına gelen bir ifadedir.
bihter'in adnan'a mektup bırakıp behlül ile kaçacağını öğrenen firdevs, bu girişimin başarısızlığı sonrasında bihter'i sorgular.
firdevs yöreoğlu: ne yaptığını sanıyorsun sen bihter? nereye gidecektin? "ateşe gidiyorum" ne demek? "yanacağımı bile bile gidiyorum" demişsin. "ilk kez yüzümde, bedenimde ateş hissediyorum."
bihter ziyagil: yeter, sus! aramızdaki yaştan bahsetmek istedim ben. gün geçtikçe bu farkın açıldığını hissediyorum, onun için.
firdevs yöreoğlu: ben sana başından söylemiştim. "ama bu fark önemli değil" demiştin. artık gerçekten de önemli değil. kendini kandırma. sen bihter ziyagil'sin. bu bütün mesafeleri kapatır, aptallık etme!
firdevs hanım "ziyagil" soyadını vurgularken "bir daha böyle zengin kocayı nerden bulacaksın, akıllı ol" diye imada bulunmaktadır.
(bkz: aşk-ı memnu)
bihter'in adnan'a mektup bırakıp behlül ile kaçacağını öğrenen firdevs, bu girişimin başarısızlığı sonrasında bihter'i sorgular.
firdevs yöreoğlu: ne yaptığını sanıyorsun sen bihter? nereye gidecektin? "ateşe gidiyorum" ne demek? "yanacağımı bile bile gidiyorum" demişsin. "ilk kez yüzümde, bedenimde ateş hissediyorum."
bihter ziyagil: yeter, sus! aramızdaki yaştan bahsetmek istedim ben. gün geçtikçe bu farkın açıldığını hissediyorum, onun için.
firdevs yöreoğlu: ben sana başından söylemiştim. "ama bu fark önemli değil" demiştin. artık gerçekten de önemli değil. kendini kandırma. sen bihter ziyagil'sin. bu bütün mesafeleri kapatır, aptallık etme!
firdevs hanım "ziyagil" soyadını vurgularken "bir daha böyle zengin kocayı nerden bulacaksın, akıllı ol" diye imada bulunmaktadır.
(bkz: aşk-ı memnu)
devamını gör...
yazılı olmayan kurallar
aklına ilk gelen şık dogrudur
devamını gör...
beş ressam adı sayamayan biriyle çıkmak
ben çok küçük yaşlardan beri en az 3-4 tanesinin ismini (bkz: teenage mutant ninja turtles) dan zaten biliyordum ki. sadece merak bu konuda devreye giriyor. o zamanlarda bile bu kaplumbağaların isimleri neden böyle ciddi isimler diye sorgulayıp cevabını almıştım.
devamını gör...
hz. muhammed
(bkz: sallallahu aleyhi ve sellem)
devamını gör...
nickaltına tanım gelince korkmak
mütemadiyen başıma gelen olay, ne zaman ismimi akış sekmesinde gördüğümde ''acaba ne hata ettim, yine kim sinirlendi acaba?'' diye soruyorum kendime, sonra bakıyorum ki dostlar renklendirmişler, sağolsunlar. o anda o panik, korku yerini sırıtmaya bırakıyor.
devamını gör...
sen şarkılarını söyle
bir ethan coen ve joel coen filmi.
sabaha karşı üzerime battaniyemi çekerek bir bardak ayran içerek izlediğim * film.
bana yorgunluğun tanımını yap deseler llewyn'in hayatını ve yolda oluşunu anlatırdım. bir spoiler vermek istemiyorum fakat filmde senaryo o kadar düz bir şekilde yazılmış ki, sözümona kompleks yazılan bildungsroman hikayelerdeki yan öyküleri atlayarak izleyiciyi anlatımda hiç yormadan güzel ve akıcı bir anlatım sunmuş.
buradan sonrası tam spoiler olmasa da izlemediyseniz pek bakmanızı tavsiye etmem.
durum filmi olduğu için llewyn isimli işleri bir türlü düzgün gitmeyen, amiyane tabirle 'cünup' diyebileceğimiz bir pub müzisyenin hayatının bir haftalık bölümünü görüyoruz. bu sürede kendisi emeğinin karşılığını alamadığı plak şirketiyle yollarını ayırıp farklı arayışlara yöneliyor. beş parasız olduğu için otosop çekip onun bunun evinde kalıyor, kanepelerde uyuyor falan. bir ara gerçek kesit episodelarındaki "bana iş verin! iş istiyorum iş!" diyen elemen gibi bir noktada delireceğini düşünmüştüm ancak bu kadar başarısızlığa rağmen asla pes etmedi. hep yoruldu. filmin sonun kadar bir şeyler başaracağını düşündüm ama hiçbir baltaya sap olamadı llewyn. bu sebeple sinemada gördüğümüz nadir gerçekçi karakterlerden birisi diyebilirim.
hikaye anlatımı dediğim gibi başarılı. normalde coen biraderler'in filmleri 'giriş - gelişme - sonuç' doğrultusunda ilerler ve bazen yan öykülerle birlikte anlatım zenginleşir. ana hikayeyi yan hikayelerdeki karakterlerin arasında geçen ufak tefek muhabbetlerle öğreniriz. bu filmde direkt bir yerden başlamıyor, bilakis hayatın ortasından bir kesit sunuyor bize. öncesi sonrası yok yani. bu da oldukça realist bir anlatım vermiş filme.
renk tonajları ve color grading filme çok uygun bir ambiyans vermiş. renk paletinde kırmızı tonu göremedim, soğuk mavi bir coloring yapmışlar bu da sahnelerin soluk olmasına neden olmuş. çok da güzel olmuş. llewyn'in hayatında renge yer yok. filmde güneşli hava da yok mesela, sanat yönetmeni bu detaya da fazlasıyla dikkat etmiş.
dekorlar, kostümler vs. de oldukça şahane. filmi izlerken hepimiz 60'ların pesimist sokak havasını koklamışızdır herhalde. apartmanın içindeki dar koridorlar, dinlenme tesisindeki tuvaletler, depo sahneleri vs. tamamıyla dönemin havasına uygun olarak setleşmiş bakın bunu yapmak gerçekten zordur ve yüksek koordinasyon gerektirir.
kamera açıları oldukça güzel. takip kamerasını yolda oldukları sahnede çok iyi kullanmışlar. coen biraderler'in sinematografisi olduğu bir km uzaktan belli oluyor yani. övgülerin çoğunu da llewyn'in john goodman'ın arabasına otostop çekip yolda olduğu sahnelerden almış. arada birbirleriyle ettiği absürt muhabbetler, arabanın içerisinde üşüyen ve yorulan bir çift göz, hikayeye aksiyon içerisindeki hüznü ağza bir parmak bal çalar gibi yapmış. o arabanın içinde ben üşüdüm mesela.
son olarak kedinin metaforik bir obje olduğunu fark etmişsinizdir. kahramanımızın komşusuna musakka yemeye gittiği sahnede yemekten sonra yoğun ısrarlar neticesinde gitarını bir iki tıngırdattığı ve bir şeyler çalmaya zorlandığı anda çıldırması ve kedinin aslında başka kedi olduğunun anlaşılması filmin kırılış sahnesi. o kedi ilk kaçtığı anda bizim karakterin yüzü gülmedi mesela... garibanın yüzü gülür mü oldu resmen..
onun haricinde böyle chill bir film. müzikleri de oldukça güzel, insanı dinginleştirici akustik bir havası var. soğuk bir havada battaniyenin altına girip çok kafa yormadan dingin bir film durum filmi izleyeyim diyorsanız mükemmel bir film. fazla olay, hareket ve kafa karıştırıcı unsur yok. tam bir yol filmi.
bu arada unutmadan: çift prezervatif kullanın.
sabaha karşı üzerime battaniyemi çekerek bir bardak ayran içerek izlediğim * film.
bana yorgunluğun tanımını yap deseler llewyn'in hayatını ve yolda oluşunu anlatırdım. bir spoiler vermek istemiyorum fakat filmde senaryo o kadar düz bir şekilde yazılmış ki, sözümona kompleks yazılan bildungsroman hikayelerdeki yan öyküleri atlayarak izleyiciyi anlatımda hiç yormadan güzel ve akıcı bir anlatım sunmuş.
buradan sonrası tam spoiler olmasa da izlemediyseniz pek bakmanızı tavsiye etmem.
durum filmi olduğu için llewyn isimli işleri bir türlü düzgün gitmeyen, amiyane tabirle 'cünup' diyebileceğimiz bir pub müzisyenin hayatının bir haftalık bölümünü görüyoruz. bu sürede kendisi emeğinin karşılığını alamadığı plak şirketiyle yollarını ayırıp farklı arayışlara yöneliyor. beş parasız olduğu için otosop çekip onun bunun evinde kalıyor, kanepelerde uyuyor falan. bir ara gerçek kesit episodelarındaki "bana iş verin! iş istiyorum iş!" diyen elemen gibi bir noktada delireceğini düşünmüştüm ancak bu kadar başarısızlığa rağmen asla pes etmedi. hep yoruldu. filmin sonun kadar bir şeyler başaracağını düşündüm ama hiçbir baltaya sap olamadı llewyn. bu sebeple sinemada gördüğümüz nadir gerçekçi karakterlerden birisi diyebilirim.
hikaye anlatımı dediğim gibi başarılı. normalde coen biraderler'in filmleri 'giriş - gelişme - sonuç' doğrultusunda ilerler ve bazen yan öykülerle birlikte anlatım zenginleşir. ana hikayeyi yan hikayelerdeki karakterlerin arasında geçen ufak tefek muhabbetlerle öğreniriz. bu filmde direkt bir yerden başlamıyor, bilakis hayatın ortasından bir kesit sunuyor bize. öncesi sonrası yok yani. bu da oldukça realist bir anlatım vermiş filme.
renk tonajları ve color grading filme çok uygun bir ambiyans vermiş. renk paletinde kırmızı tonu göremedim, soğuk mavi bir coloring yapmışlar bu da sahnelerin soluk olmasına neden olmuş. çok da güzel olmuş. llewyn'in hayatında renge yer yok. filmde güneşli hava da yok mesela, sanat yönetmeni bu detaya da fazlasıyla dikkat etmiş.
dekorlar, kostümler vs. de oldukça şahane. filmi izlerken hepimiz 60'ların pesimist sokak havasını koklamışızdır herhalde. apartmanın içindeki dar koridorlar, dinlenme tesisindeki tuvaletler, depo sahneleri vs. tamamıyla dönemin havasına uygun olarak setleşmiş bakın bunu yapmak gerçekten zordur ve yüksek koordinasyon gerektirir.
kamera açıları oldukça güzel. takip kamerasını yolda oldukları sahnede çok iyi kullanmışlar. coen biraderler'in sinematografisi olduğu bir km uzaktan belli oluyor yani. övgülerin çoğunu da llewyn'in john goodman'ın arabasına otostop çekip yolda olduğu sahnelerden almış. arada birbirleriyle ettiği absürt muhabbetler, arabanın içerisinde üşüyen ve yorulan bir çift göz, hikayeye aksiyon içerisindeki hüznü ağza bir parmak bal çalar gibi yapmış. o arabanın içinde ben üşüdüm mesela.
son olarak kedinin metaforik bir obje olduğunu fark etmişsinizdir. kahramanımızın komşusuna musakka yemeye gittiği sahnede yemekten sonra yoğun ısrarlar neticesinde gitarını bir iki tıngırdattığı ve bir şeyler çalmaya zorlandığı anda çıldırması ve kedinin aslında başka kedi olduğunun anlaşılması filmin kırılış sahnesi. o kedi ilk kaçtığı anda bizim karakterin yüzü gülmedi mesela... garibanın yüzü gülür mü oldu resmen..
onun haricinde böyle chill bir film. müzikleri de oldukça güzel, insanı dinginleştirici akustik bir havası var. soğuk bir havada battaniyenin altına girip çok kafa yormadan dingin bir film durum filmi izleyeyim diyorsanız mükemmel bir film. fazla olay, hareket ve kafa karıştırıcı unsur yok. tam bir yol filmi.
bu arada unutmadan: çift prezervatif kullanın.
devamını gör...

