sevilen şiirin en vurucu dizeleri
bir devlete benzetiyorum kendimi.
işim gücüm bitmiyor.
bir türlü yerleşemiyorum odamda.
her istediğim kitabı alamıyorum.
plânlar içinde geçiyor ömrüm,
başlayıp tamamlayamıyorum.
işim gücüm bitmiyor.
bir türlü yerleşemiyorum odamda.
her istediğim kitabı alamıyorum.
plânlar içinde geçiyor ömrüm,
başlayıp tamamlayamıyorum.
devamını gör...
kürtajın yasaklanması gerekliliği
mevzubahis kadının kendi bedeni falan diye geçiştirmemek gerek.şöyle ki : - akli ve fiziki melekeleri henüz oluşmamış bir cenin için bu kadar öngörü yapılıyorsa,buyurun öngörü : peki o çocuğun istenmemesinden dolayı,annesiz babasız,travmalarla dolu bir hayat yaşamasının,yalnızlığının,itilmiş,ötekileştirilmiş,doğru düzgün bir hayatı olmamış,ve bütün bunların yol açtığı ruh haliyle insanlardan nefret eden,belki bir hırsız,belki katil,belki cani bir sapık,belkide şuursuz bir terörist olmasını kim engelleyecek.hesabını kim verecek.devlet bakar denilecekse,yada evlat edinilir deniliyorsa.memleketin durumuna bakmak gerekir.
(açlık ve yoksulluk yüzünden ist. fatihte 4 kardeşin siyanürle intiharı)
(açlık ve yoksulluk yüzünden ist. fatihte 4 kardeşin siyanürle intiharı)
devamını gör...
günün ünlüsü yazarımız'da ortaya çıkan büyük skandal
günün sonunda homeros amcam, celebrant hoşlandığım çocuğun dayısı oğlu, eyluling dayımın altıncı karısından olma kuzenim, bir bilen dayımoğlu, yoldaş benjamin franklin dedem, iko dedemin ahretliği, kafası kendinden güzel üvey abim, düşünüyorum öyleyse yokum eski sevgilimin kız kardeşinin arkadaşı falan çıkarsa hiç şaşırmam.
daha geçen iki başlık altında gördüm. her yazar birbirinin bir şeyi. şimdi de armysuzy yoldaş'ın fake hesabı sanılıyor. uğraşmamız gereken şeyler bunlar mı cidden? yemin ederim okudukça bana bir gülme geliyor. *
ispitçilik yapmak istemem ama ortada dönen başka bir oyun var. oyunun benjamin'le de alakası yok hemen gitmeyin aslan gibi adamın üstüne. *
daha geçen iki başlık altında gördüm. her yazar birbirinin bir şeyi. şimdi de armysuzy yoldaş'ın fake hesabı sanılıyor. uğraşmamız gereken şeyler bunlar mı cidden? yemin ederim okudukça bana bir gülme geliyor. *
ispitçilik yapmak istemem ama ortada dönen başka bir oyun var. oyunun benjamin'le de alakası yok hemen gitmeyin aslan gibi adamın üstüne. *
devamını gör...
rahatsız (yazar)
#1507195
söylememiş olabilirim ancak bunu belli edecek bir sürü şey yaptım yahu.*
yemin ediyorum* incindim.
istifa ediyorum.*
*
söylememiş olabilirim ancak bunu belli edecek bir sürü şey yaptım yahu.*
yemin ediyorum* incindim.
istifa ediyorum.*
*
devamını gör...
cuma günleri masa örtülerini eve götürüp yıkatmış nesil
bu örtüleri sıraya sabitlemek için iki ucu birbirine düğümlenmiş uzun bir don lastiği kullanırdık.
devamını gör...
iğrenç başlıklar açıp komik olduğunu zannetmek
bakın bir ikiyüzlülük daha. bu sözlüğe nice düzgün başlık ve tanım girmişimdir. tekinde tek tanımınız dahi yok. ama neymiş göz zevkini bozmuşmuşum. benim mizahım sana uymuyorsa engelle geç, şov yapıyorsun burada anca.
tanım: gereksiz bir başlıktır.
tanım: gereksiz bir başlıktır.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
e.a'ya ithafen...
sen, i̇stemsiz olarak yaptiğim her şeyin intikamını aldın benden. hem de bunu, beni en zayıf noktamdan vurarak yaptın. öldürerek değil ama süründürerek yaptın. benden sevgini esirgeyerek yaptın. benim seni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar çok sevdiğimi bilerek ve sirf bu yüzden, buna yaslanarak: beni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar sevmeyerek yaptın. eksik bırakarak, beni böyle cezalandırarak yaptın.
bense eksik sevildikçe hırçınlaştım. zaman zaman neyin yolunda gitmedigini anlamlandiramaz ve tüm hatayı kendimde ararken zaman zamansa verdiğim tavizlerin ve istemeden yaptığım hatalarin farkına varamaz oldum. tüm bu her şeyin yükünü kaldırmak zorunda kaldığım için yoruldum.
sense ne kendi eksiklerini kapattın, ne benim yanlışlarımı düzeltmek zahmetinde bulundun ne de beni kaybetmemek adına bir çaba gösterdin. oysa böyle belirsizlik yaratmak yerine beni sevdiysen bunun sorumluluğunu alsaydın veya sevmiyordunsa da bu hususta bana karşı dürüst olsaydın ve benden kopmaya hazır hissedene değin benimle olan bağını sürdürmeye devam etmeseydin, bu kadar yıpranmazdım.
benden kopmaya hazır hissetmeyi bekledin ve daha sonra da beni gitmeye mecbur bırakana değin çaba sarfettin. birini sevince çok zor pes eden ve nadiren ondan vazgeçen biri olduğumu bildiğin için, senden kopana değin beni acıdan acıya, psikolojik işkencelere sürükledin. tüm bunları bildiğim halde, umut ettigimden değil, senden vazgeçeceksem bile ardıma bir kez olsun bakmadan gidebilmek için, verdiğin tüm acılara katlandim, kahrına da lütfuna da itaat ettim. bedenimin, ruhumun,kalbimin... (buna bir { dur! } diyebileceğim halde) "göz yumdum çektikleri eziyete!"
sonra seni özgür bıraktım... şaşırdın. çünkü yapmamı deli gibi istediğin halde, bir yandan da bunu yapma gücünü kendimde bulacagimi düşünmüyordun. oysa ben, vazgeçme kabiliyetim olmadığından değil; her ne yapmış olursan ol henüz senden vazgeçme eşiğine gelmedigim icin bunu yapmiyordum. sense bunu vazgeçilmezlik sanip bu kadar çok değer veriyor olmamı zayıflık saydin. çünkü hiç böylesine cikarsiz, böylesine karsiliksiz, bir sevgiyle karsilasmamistin. çünkü henüz sevmenin ne kadar yüce, değer verdiğini gösteriyor olmanın ne kadar büyük bir şey olduğunu bilmiyordun. saklı sevgilerin insanıydın. çocuk değildin ama olgunlasmamısti henüz sevgin ve kederin.
sen olgunlasirken ben yandım. dört bir yanımı sardı yangınım. sonra kül oldum ve küllerimden yeniden doğdum. dedim ki, demek ki yanmak ve küllerimden yeniden doğmakmış yazgım. sonra ayağa kalktım. artık sevgim değil tecrübemdi taptığım kendi acımla kendi ruhumda kavrulurken, piştiğimi anladım. sonra git gide kendimi onarirken kendim, yer degistirdi bir gün tecrübem ve sevgim. ben de kalmak için verdiğim savaştan ve gitmek için verdiğin çabaya engel olmaya çalışmaktan vazgeçtim. i̇şte böylesine bir anda, böylesine birden, akıntıya kürek sallamaktan vazgectim!
aynı ülkede yaşıyor, aynı şehirde nefes alıyor ve hatta aynı yerde çalışıyorduk. ve her çıkış saatinde denk gelip durduk. i̇lk hafta umursuzca bakan gözlerin ilerleyen vakitlerde bir umut merhamet dinlenip durdu. benim sana gelmeyisime, bu kadar güçlü bir şekilde karşında duruyor oluşuma, senin bana gelmek isteyisin karşısında gösterdiğim gaddarlik ve istikrara şaştın. i̇lk hafta özgürlüğün hazzını derinlemesine yaşayan ve mağrur bir duruşla geleceğimden emin bir şekilde bakan gözlerde, ben gelmedikçe hayat ışığı sönen ve sen gelmek istesen bile seni kabul etmeyeceğimi bildiginden, yuruyen bir cesedin ruhsuzlugunu, kabahatinden ötürü mahcup ama özre yüzü olmayan bir insanın derin pişmanlığını sezdim.
ama senin çektiğin acıdan ya da kivranislarindan ötürü zevk almadım. çünkü ben aci çeken bir insan karşısında kahkaha atmazdim! çünkü sen değildim. cunku senin aksine, acı çeken bir insan karşısında gülüp eglenseydim, insan yanlarim acirdi benim. çünkü ben senin gibi bir insan bana eğilsin diye yapmadığım şeyi bırakmayıp insan yanlarımı kaybetmedim. sadece senin mutluluğuna da mutsuzluguna da kayıtsız kalmakti yaptığım... hem de bunu seni senin silahinla vurarak yaptım! seni gaddarligimdan da merhametimden de mahrum bırakarak yaptım! hem de senin gibi arkadan vurarak degil; gözünün içine bakarak, tüm dürüstlüğüm, tüm mertligimle yaptım.
senin gibi yaptığım başka yapmak istediğim başka olarak yapmadım. senden gerçekten vazgectigim ve tüm bu yaşadıklarımıza dönüp baktığımda, senin aksine, yaptığım seyleri senin canını yakmak için değil; artık kendi canım yanmasın diye yaptım. yani seni hür bırakırken, kendimi de azat ettim. senin gibi yaralı bırakmadım, toparlanamasin diye kanatlarını koparmadim ardimdakinin. üzmüş olabilirim ama yipratmadim. her zaman mükemmel olamamış olabilirim, ama nahif sevdim. ve bir zamanlar sevmiş olduğum insana karşı cirkinlesmedim hiçbir zaman.
geçen gün tasinirken, taşları çok sevdiğimden doğum gunumde benim için yaptigin ve birçok şeyi atmama rağmen atmaya kiyamadigim bir hediyenle karsilastim. babam yanlışlıkla eşyaları taşırken taşlardan bir tanesinin üzerine basıp kırdı. her şeye karşın kalbim öyle çok acıdı öyle çok acıdı ki, taa derinlerden gelen bir yaranın sizlamasini o yaranın tam üstünde hissettim. sonra o taşı yine atmaya kıyamadım ve yerden alıp kitaplığımın en üst rafina yerleştirdim.
ama senin hatrına değil; "acemiligim, safliğım, incinmisliğim adına"
(...)
sen, i̇stemsiz olarak yaptiğim her şeyin intikamını aldın benden. hem de bunu, beni en zayıf noktamdan vurarak yaptın. öldürerek değil ama süründürerek yaptın. benden sevgini esirgeyerek yaptın. benim seni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar çok sevdiğimi bilerek ve sirf bu yüzden, buna yaslanarak: beni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar sevmeyerek yaptın. eksik bırakarak, beni böyle cezalandırarak yaptın.
bense eksik sevildikçe hırçınlaştım. zaman zaman neyin yolunda gitmedigini anlamlandiramaz ve tüm hatayı kendimde ararken zaman zamansa verdiğim tavizlerin ve istemeden yaptığım hatalarin farkına varamaz oldum. tüm bu her şeyin yükünü kaldırmak zorunda kaldığım için yoruldum.
sense ne kendi eksiklerini kapattın, ne benim yanlışlarımı düzeltmek zahmetinde bulundun ne de beni kaybetmemek adına bir çaba gösterdin. oysa böyle belirsizlik yaratmak yerine beni sevdiysen bunun sorumluluğunu alsaydın veya sevmiyordunsa da bu hususta bana karşı dürüst olsaydın ve benden kopmaya hazır hissedene değin benimle olan bağını sürdürmeye devam etmeseydin, bu kadar yıpranmazdım.
benden kopmaya hazır hissetmeyi bekledin ve daha sonra da beni gitmeye mecbur bırakana değin çaba sarfettin. birini sevince çok zor pes eden ve nadiren ondan vazgeçen biri olduğumu bildiğin için, senden kopana değin beni acıdan acıya, psikolojik işkencelere sürükledin. tüm bunları bildiğim halde, umut ettigimden değil, senden vazgeçeceksem bile ardıma bir kez olsun bakmadan gidebilmek için, verdiğin tüm acılara katlandim, kahrına da lütfuna da itaat ettim. bedenimin, ruhumun,kalbimin... (buna bir { dur! } diyebileceğim halde) "göz yumdum çektikleri eziyete!"
sonra seni özgür bıraktım... şaşırdın. çünkü yapmamı deli gibi istediğin halde, bir yandan da bunu yapma gücünü kendimde bulacagimi düşünmüyordun. oysa ben, vazgeçme kabiliyetim olmadığından değil; her ne yapmış olursan ol henüz senden vazgeçme eşiğine gelmedigim icin bunu yapmiyordum. sense bunu vazgeçilmezlik sanip bu kadar çok değer veriyor olmamı zayıflık saydin. çünkü hiç böylesine cikarsiz, böylesine karsiliksiz, bir sevgiyle karsilasmamistin. çünkü henüz sevmenin ne kadar yüce, değer verdiğini gösteriyor olmanın ne kadar büyük bir şey olduğunu bilmiyordun. saklı sevgilerin insanıydın. çocuk değildin ama olgunlasmamısti henüz sevgin ve kederin.
sen olgunlasirken ben yandım. dört bir yanımı sardı yangınım. sonra kül oldum ve küllerimden yeniden doğdum. dedim ki, demek ki yanmak ve küllerimden yeniden doğmakmış yazgım. sonra ayağa kalktım. artık sevgim değil tecrübemdi taptığım kendi acımla kendi ruhumda kavrulurken, piştiğimi anladım. sonra git gide kendimi onarirken kendim, yer degistirdi bir gün tecrübem ve sevgim. ben de kalmak için verdiğim savaştan ve gitmek için verdiğin çabaya engel olmaya çalışmaktan vazgeçtim. i̇şte böylesine bir anda, böylesine birden, akıntıya kürek sallamaktan vazgectim!
aynı ülkede yaşıyor, aynı şehirde nefes alıyor ve hatta aynı yerde çalışıyorduk. ve her çıkış saatinde denk gelip durduk. i̇lk hafta umursuzca bakan gözlerin ilerleyen vakitlerde bir umut merhamet dinlenip durdu. benim sana gelmeyisime, bu kadar güçlü bir şekilde karşında duruyor oluşuma, senin bana gelmek isteyisin karşısında gösterdiğim gaddarlik ve istikrara şaştın. i̇lk hafta özgürlüğün hazzını derinlemesine yaşayan ve mağrur bir duruşla geleceğimden emin bir şekilde bakan gözlerde, ben gelmedikçe hayat ışığı sönen ve sen gelmek istesen bile seni kabul etmeyeceğimi bildiginden, yuruyen bir cesedin ruhsuzlugunu, kabahatinden ötürü mahcup ama özre yüzü olmayan bir insanın derin pişmanlığını sezdim.
ama senin çektiğin acıdan ya da kivranislarindan ötürü zevk almadım. çünkü ben aci çeken bir insan karşısında kahkaha atmazdim! çünkü sen değildim. cunku senin aksine, acı çeken bir insan karşısında gülüp eglenseydim, insan yanlarim acirdi benim. çünkü ben senin gibi bir insan bana eğilsin diye yapmadığım şeyi bırakmayıp insan yanlarımı kaybetmedim. sadece senin mutluluğuna da mutsuzluguna da kayıtsız kalmakti yaptığım... hem de bunu seni senin silahinla vurarak yaptım! seni gaddarligimdan da merhametimden de mahrum bırakarak yaptım! hem de senin gibi arkadan vurarak degil; gözünün içine bakarak, tüm dürüstlüğüm, tüm mertligimle yaptım.
senin gibi yaptığım başka yapmak istediğim başka olarak yapmadım. senden gerçekten vazgectigim ve tüm bu yaşadıklarımıza dönüp baktığımda, senin aksine, yaptığım seyleri senin canını yakmak için değil; artık kendi canım yanmasın diye yaptım. yani seni hür bırakırken, kendimi de azat ettim. senin gibi yaralı bırakmadım, toparlanamasin diye kanatlarını koparmadim ardimdakinin. üzmüş olabilirim ama yipratmadim. her zaman mükemmel olamamış olabilirim, ama nahif sevdim. ve bir zamanlar sevmiş olduğum insana karşı cirkinlesmedim hiçbir zaman.
geçen gün tasinirken, taşları çok sevdiğimden doğum gunumde benim için yaptigin ve birçok şeyi atmama rağmen atmaya kiyamadigim bir hediyenle karsilastim. babam yanlışlıkla eşyaları taşırken taşlardan bir tanesinin üzerine basıp kırdı. her şeye karşın kalbim öyle çok acıdı öyle çok acıdı ki, taa derinlerden gelen bir yaranın sizlamasini o yaranın tam üstünde hissettim. sonra o taşı yine atmaya kıyamadım ve yerden alıp kitaplığımın en üst rafina yerleştirdim.
ama senin hatrına değil; "acemiligim, safliğım, incinmisliğim adına"
(...)
devamını gör...
yazarların otobüste yaşadığı en garip olaylar
sene 2010.
ağrı'dan ankara'ya otobüsle geliyoruz.
otobüs ankara otogarında durduğunda bagaj kısmından 3 tane koyun çıkmıştı.
bence ilginç.
ağrı'dan ankara'ya otobüsle geliyoruz.
otobüs ankara otogarında durduğunda bagaj kısmından 3 tane koyun çıkmıştı.
bence ilginç.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sıkılıyorum sözlük, daralıyorum.
ofiste ayrı sıkılıyorum evde ayrı sıkılıyorum.
tam hayatıma renk getirecek biri oldu flortlesme olayı başladı sonra düşündüm ki kredi ödemem var, kızla takılsan benzin olmuş 10 lira, çay simit edebiyatı yapacak yaşları da geçtin... sonra kestim muhabbeti.
vallahi bunaldim ev iş, ev iş awk. tl kazanıyorsun dolar harcıyorsun. bi şu reisci tayfayı bir de hala bu yüzyılda sol edebiyatı yapanları yatırıp s**mek istiyorum.
neyse yarın tatil. düşünüp sıkılacak bolca zamanım var.
ofiste ayrı sıkılıyorum evde ayrı sıkılıyorum.
tam hayatıma renk getirecek biri oldu flortlesme olayı başladı sonra düşündüm ki kredi ödemem var, kızla takılsan benzin olmuş 10 lira, çay simit edebiyatı yapacak yaşları da geçtin... sonra kestim muhabbeti.
vallahi bunaldim ev iş, ev iş awk. tl kazanıyorsun dolar harcıyorsun. bi şu reisci tayfayı bir de hala bu yüzyılda sol edebiyatı yapanları yatırıp s**mek istiyorum.
neyse yarın tatil. düşünüp sıkılacak bolca zamanım var.
devamını gör...
seksten sonra söylenen sözler
eğer beğendiysen, abone olmayı ve beni arkadaşlarına önermeyi unutma. ayrıca farklı şeyler denemek istersen şuraya da bağlantı koyuyorum.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
benden savrulan parçalar kurusa da,
izleri var hala yolun kenarında.
izini sür yolun,
acının ormanı büyütür insanı..
birhan keskin/iz
devamını gör...
ramak
arapça bir kelimedir; hayat bakiyesi , son nefes , çok az şey , hayatın son nefesi , ruhun son kalıntısı anlamlarına gelir.
türkçede tek başına kelime anlamı olarak karşılığı yoktur. bir şeyin gerçekleşmesine çok az kalması anlamına gelen ''ramak kalmak'' deyiminde geçer. insanları kötü durumlardan, felaketlerden ve büyük utançlardan koruyan mesafedir kendileri.
an'dan kısa olduğu söylenen zaman birimi olarak da bilinmektedir.
türkçede tek başına kelime anlamı olarak karşılığı yoktur. bir şeyin gerçekleşmesine çok az kalması anlamına gelen ''ramak kalmak'' deyiminde geçer. insanları kötü durumlardan, felaketlerden ve büyük utançlardan koruyan mesafedir kendileri.
an'dan kısa olduğu söylenen zaman birimi olarak da bilinmektedir.
devamını gör...
beyrut
4 ağustos 2020 tarihinde amonyum nitrat patlaması sonucu büyük bir yıkım yaşayan lübnan'ın başkenti.
devamını gör...
kutsal geyiğin ölümü
yönetmenliğini yunan yönetmen yorgos lanthimos ‘un yaptığı; nicole kidman, colin farrell,barry keoghan ‘ın oyunculuğunda değişik bir film. 2017 yapımı,2 saat 1 dk ile uzun sayılabilecek bir film. türüne de gizem diyebilirim.
bazı filmler vardır, kanlıdır, sürekli tempo halindedir , kalbiniz sürekli çarpar ama filmi izledikten bir süre sonra etkisi geçer ya; bu film ise tam aksini sunuyor size. tüm oyunculuklar robot gibi, durağan, fonda gerilim içeren bir müzik, vurdu kırdı yok ama tam da bu nedenle etkisinde kalıyorsunuz. bu türe en çok benzeyen film ‘funny games’ti. filmin kahramanlarının başlarına olağanüstü olaylar geliyor ama nedense hepsi kahvaltıda mısır gevreği yiyormuş gibi olağan bir havadalar.
filmin konusu şöyle: kardiyovasküler cerrah dr steven murphy, eşi oftalmolog anna ve biri kız biri erkek iki çocuklarıyla mutlu mesut yaşamaktadırlar. steven,martin adlı babasını kaybetmiş bir gençle arkadaşlık kurmaya başlar. ona hediyeler alır, arada buluşup yemek yerler. martin’i sonradan ailesiyle tanıştırmak için eve davet eder. ama bir süre sonra ilk olarak küçük çocuklarında, sonrasında kızlarında garip bir hastalık meydana gelir. doktorlar çaresizdir. onları birden hasta eden gizem nedir?
filmin atmosferi böyle puslu sonbahar gibi, fondaki müzik insanın kanını donduruyor. film o kadar sıkıcı ve monoton ilerliyor ki, ilk 50 dk gerçekten sıkılıyorsunuz. sonrasında martin’in aslında normal olmadığını anlayınca biraz hareketlenme başlasa da , filmin tüm yükünü son 15 dk üstleniyor.
yorumlara baktım, bazıları nicole kidman’ın oyunculuğunu beğenmemiş. o şekilde sabit oynaması aslında yönetmenin tercihi ve tamamen filmin havasıyla doğru orantılı. filmin genel oyunculuklarına bakarsak, aynı havanın hemen hemen tüm oyuncularda olduğunu görebilirsiniz. amaç bu zaten, izleyici ‘rahatsız’etmek.
filme puanım:10/6. gizem öğelerini sevenler için tercih olabilir.
bazı filmler vardır, kanlıdır, sürekli tempo halindedir , kalbiniz sürekli çarpar ama filmi izledikten bir süre sonra etkisi geçer ya; bu film ise tam aksini sunuyor size. tüm oyunculuklar robot gibi, durağan, fonda gerilim içeren bir müzik, vurdu kırdı yok ama tam da bu nedenle etkisinde kalıyorsunuz. bu türe en çok benzeyen film ‘funny games’ti. filmin kahramanlarının başlarına olağanüstü olaylar geliyor ama nedense hepsi kahvaltıda mısır gevreği yiyormuş gibi olağan bir havadalar.
filmin konusu şöyle: kardiyovasküler cerrah dr steven murphy, eşi oftalmolog anna ve biri kız biri erkek iki çocuklarıyla mutlu mesut yaşamaktadırlar. steven,martin adlı babasını kaybetmiş bir gençle arkadaşlık kurmaya başlar. ona hediyeler alır, arada buluşup yemek yerler. martin’i sonradan ailesiyle tanıştırmak için eve davet eder. ama bir süre sonra ilk olarak küçük çocuklarında, sonrasında kızlarında garip bir hastalık meydana gelir. doktorlar çaresizdir. onları birden hasta eden gizem nedir?
filmin atmosferi böyle puslu sonbahar gibi, fondaki müzik insanın kanını donduruyor. film o kadar sıkıcı ve monoton ilerliyor ki, ilk 50 dk gerçekten sıkılıyorsunuz. sonrasında martin’in aslında normal olmadığını anlayınca biraz hareketlenme başlasa da , filmin tüm yükünü son 15 dk üstleniyor.
yorumlara baktım, bazıları nicole kidman’ın oyunculuğunu beğenmemiş. o şekilde sabit oynaması aslında yönetmenin tercihi ve tamamen filmin havasıyla doğru orantılı. filmin genel oyunculuklarına bakarsak, aynı havanın hemen hemen tüm oyuncularda olduğunu görebilirsiniz. amaç bu zaten, izleyici ‘rahatsız’etmek.
filme puanım:10/6. gizem öğelerini sevenler için tercih olabilir.
devamını gör...
küçükken inandığımız yalanlar
kardeşimle atari yüzünden o kadar çok kavga ederdik ki annem "inşallah elektrikler kesilir. biliyorsunuz annelerin duaları kabul olur." derdi ve gerçekten elektrikler kesilirdi. sonradan öğrendik ki gidip şalteri indiriyormuş. biz sırf bu yüzden yıllarca uslu durduk.
devamını gör...
öğretmen fetişizmi
öğretmen düşmanlığı ve nefretine dair bir başlık daha. neyi çekemiyorsun mesela? aldığı maaşı mı? o maaşın çok daha fazlasını alanlarla da uğraş. performansını mı? ne yapmalı mesela? dersi anlatmak yerine, öğrencilere kankalık falan mı yapmalı? onlarca öğretmen görmüşmüş. bir milyonluk bir ekipten bahsediyoruz. bizler de binlerce öğrenci görüyoruz. en saygısızından en iyilerine kadar. burada ağlıyor muyuz? kimse kutsal falan demiyor merak etme. kutsallığı geçtik sıradanlığa razıyız. herkese saygı duyuldu bu memlekette ama herkese bir tek kıt kanaat geçinen, kendisine verilen işleri yapmaya çalışan öğretmen camiasına saygı duyulmadı. yüzlerine karşı diyemiyorsunuz ama bunları. işte bu yüzden bu tarz düşünen herkes ikiyüzlüdür.
devamını gör...
güneş sisteminde sadece güneş ve dünyanın işe yaraması
(bkz: kaynak bir arkadaşım)
gezegenlerin çekim kuvvetleri*, düzenli bir dönüş ve göktaşlarının iç gezegenlere çarpmasına engel olur.
gezegenlerin çekim kuvvetleri*, düzenli bir dönüş ve göktaşlarının iç gezegenlere çarpmasına engel olur.
devamını gör...


