parmaklıklar arasında
1967 yapımı stuart rosenberg filmi. zaten isa göndermeleri ile dolup taşan film bana green day grubunun meşhur jesus of suburbia'sını anımsatıyor. bir kahramana hatta direkt isa'ya dönüşen luke karakteri paul newman'ın o çarpık, biraz delivari ve insanı delip geçen gülümsemesi ile yükseldikçe yükselmiştir. bu film; "hapishaneden kaçış temalı bir film madem o zaman biraz aksiyon görelim" diyen kitleyi memnun etmez, temasına nazaran tamamen durağan geçen bir film zaten çoğu insanın aklında o meşhur iddia sahnesi ile kazınmıştır ama bana kalırsa filmin bunun dışında onlarca etkileyici sahnesi vardı.
luke'un dragline ile mücadele ettiği sahne hem sinema dünyası için unutulmayacak bir sahne hem de luke karakterini çözümlemek için ideal bir andı. filmin açılış sekansında bile luke karakterinin o yarı deli tavrını zaten anlaşılıyordu ama bu sahnede dragline onu dövmekten bıkana kadar hırsla kalkıp dayak yemeye devam etmesi karakterin genel bir portresini çizmeye yetiyor.
diğer bir etkileyici sahne luke'un annesi ile yaptığı son konuşma sahnesi ama bu sahneyi bu kadar vurucu yapan harry dean stanton'ın sakince just a closer walk with thee diye şarkıya girmesi ve luke'un annesi ile vedalaşmasının hemen ardından stanton'ın buğulanmış gözlerini uzaklara dikip şarkıya devam etmesidir bana kalırsa hatta o meşhur sahneyi de ekleyeyim buraya:
luke'un annesinin ölümünden sonra hücreye kapatılması yine ekrana bakıp sövüp saydığım bir sahneydi. luke'un ikinci kaçışından sonra bilerek tabağına fazladan yemek konulması -yemek bitmezse geceyi tek başına hücrede geçirmesi gerekecekti- ve hapishanede bulunan herkesin kendi yemeklerini bitirmelerine rağmen luke'a yardımcı olmak için onun yemeğinden sırayla bir kaşık almaları muhtemelen film boyunca beni ağlatmaya yaklaşmış az sayıda sahneden biridir yine.
başlık sahibi yazar biraz bahsetmiş ama ben tüm repliği yine de ekleyeyim. guns n' roses dinleyenler civil war şarkısının girişindeki o repliği anımsayacaklardır: "what we've got here is... failure to communicate. some men you just can't reach. so you get what we had here last week, which is the way he wants it... well, he gets it. i don't like it any more than you men."
strother martin'in o meşhur repliğinin geçtiği sahne yine cool hand luke filminin muhtemelen en akılda kalan ikinci sahnesiydi ki luke karakterinin vurulmadan önce pencereden bakıp; "what we've got here is... failure to communicate" dedikten sonra vurulup öldüğü sahne aynı şekilde çarpıcıdır.
luke'un vurulmadan önce tanrı ile yaptığı tek taraflı konuşma sahnesi için ise pek az şey söyleyebilirim, newman o sahnede sanatın vücut bulmuş hâli gibidir ki zaten replikler de aynı derecede güzeldir.
otoritenin kırılganlığını son dakika suratımıza çarpmış olan gözlük kırılma sahnesine değinmeyeceğim o kadar spoiler okuduysanız açıp izleyin zaten. o sahnenin etkisi okununca değil izlenince çarpıcı bir hâle geliyor.
"sometimes nothing can be a real cool hand"
luke'un dragline ile mücadele ettiği sahne hem sinema dünyası için unutulmayacak bir sahne hem de luke karakterini çözümlemek için ideal bir andı. filmin açılış sekansında bile luke karakterinin o yarı deli tavrını zaten anlaşılıyordu ama bu sahnede dragline onu dövmekten bıkana kadar hırsla kalkıp dayak yemeye devam etmesi karakterin genel bir portresini çizmeye yetiyor.
diğer bir etkileyici sahne luke'un annesi ile yaptığı son konuşma sahnesi ama bu sahneyi bu kadar vurucu yapan harry dean stanton'ın sakince just a closer walk with thee diye şarkıya girmesi ve luke'un annesi ile vedalaşmasının hemen ardından stanton'ın buğulanmış gözlerini uzaklara dikip şarkıya devam etmesidir bana kalırsa hatta o meşhur sahneyi de ekleyeyim buraya:
luke'un annesinin ölümünden sonra hücreye kapatılması yine ekrana bakıp sövüp saydığım bir sahneydi. luke'un ikinci kaçışından sonra bilerek tabağına fazladan yemek konulması -yemek bitmezse geceyi tek başına hücrede geçirmesi gerekecekti- ve hapishanede bulunan herkesin kendi yemeklerini bitirmelerine rağmen luke'a yardımcı olmak için onun yemeğinden sırayla bir kaşık almaları muhtemelen film boyunca beni ağlatmaya yaklaşmış az sayıda sahneden biridir yine.
başlık sahibi yazar biraz bahsetmiş ama ben tüm repliği yine de ekleyeyim. guns n' roses dinleyenler civil war şarkısının girişindeki o repliği anımsayacaklardır: "what we've got here is... failure to communicate. some men you just can't reach. so you get what we had here last week, which is the way he wants it... well, he gets it. i don't like it any more than you men."
strother martin'in o meşhur repliğinin geçtiği sahne yine cool hand luke filminin muhtemelen en akılda kalan ikinci sahnesiydi ki luke karakterinin vurulmadan önce pencereden bakıp; "what we've got here is... failure to communicate" dedikten sonra vurulup öldüğü sahne aynı şekilde çarpıcıdır.
luke'un vurulmadan önce tanrı ile yaptığı tek taraflı konuşma sahnesi için ise pek az şey söyleyebilirim, newman o sahnede sanatın vücut bulmuş hâli gibidir ki zaten replikler de aynı derecede güzeldir.
otoritenin kırılganlığını son dakika suratımıza çarpmış olan gözlük kırılma sahnesine değinmeyeceğim o kadar spoiler okuduysanız açıp izleyin zaten. o sahnenin etkisi okununca değil izlenince çarpıcı bir hâle geliyor.
"sometimes nothing can be a real cool hand"
devamını gör...
heybeliada sanatoryumu
atatürk'ün talimatıyla kurulmuş olup, türkiye'nin ilk pandemi hastanesidir. ikinci cumhurbaşkanı ismet inönü ile ünlü yazar rıfat ılgaz da bu hastanede tedavi görmüştür. sağlık hizmeti yanı sıra tıp eğitimi de vermiştir. ayrıca sanatoryumda rehabilitasyon merkezi de bulunmaktadır. çeşitli meslek kursları verilmiştir. ayrıca hastaların balkonunda da birer yatak bulunmaktadır.
2005 yılında sağlık bakanlığı tarafından kapatılıp, "islami eğitim merkezi" kurulması için diyanet işleri başkanlığı'na devredilmiştir.
2005 yılında sağlık bakanlığı tarafından kapatılıp, "islami eğitim merkezi" kurulması için diyanet işleri başkanlığı'na devredilmiştir.
devamını gör...
hayatının sonuna kadar tek bir kitap okuma şansın olsaydı
hakan günday - kinyas ve kayra
devamını gör...
bilgisayar alırken dikkat edilecek hususlar
eğer taşınabilirliği önemli değilse, masaüstü bilgisayar dizüstü bilgisayar yerine çok daha akıllıca bir tercih olur. masaüstü bilgisayarda aynı paraya donanımsal olarak daha nitelikli bir sistem dizebilirsiniz. ancak taşımak zorundaysanız da dizüstü bilgisayar olarak msi veya monster tercih edilebilir.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük, günaydın diğerleri, günaydın yaşanmamış hayatım.
gece çok çene, sabah normal vakitte uyanamama, türkan'dan fırça yeme, çay içme, olsa da koklasak çiçeği. bi de yavru ördekler çok güzel!
gece çok çene, sabah normal vakitte uyanamama, türkan'dan fırça yeme, çay içme, olsa da koklasak çiçeği. bi de yavru ördekler çok güzel!
devamını gör...
güzel kadın isimleri
acaba benim adımı da yazmışlar mı diye girip bakılan başlıktır.
devamını gör...
100 tl
100tl=4.07 kuveyt dinarı.
devamını gör...
nisan hakan özkan
şahsını çok samimi bulduğum, dergiden ziyade kendisini instagram hikayeleriyle tanıtan, takipçilerini çok memnun eden karikatürist, ressam.
devamını gör...
şortlu kıza hakaret eden varlığın sosyal medyası
asla şaşırmadım çünkü friedrich nietzsche'nin de dediği gibi "kim namus ve ahlâk şövalyeliği yapıyorsa bilin ki en namussuzu odur"
devamını gör...
çift olarak birbiriyle uyumlu olabilecek meslek grupları
itfaiye-kundakçı.
devamını gör...
sultana ne kadar yakın olursanız ateş o kadar yakıcı olur
sultandan kasıt bellidir. ama bu günler geçecek bu devran tekrar dönecek o zaman göreceğiz.
devamını gör...
ironi
ifade edilmek istenilen konuyu tam tersi anlamında söyleyip etkiyi artırmaya denir.
devamını gör...
terk etmedi sevdan beni
derin mi derin anlamlara sahip bir ahmed arif şiiridir, aynı zamanda cem karaca’nın muhteşem ötesi yorumlamasını merak edenler tıklayınız
terketmedi sevdan beni,
aç kaldım, susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip, can suskun,
can paramparça...
ve ellerim, kelepçede,
tütünsüz uykusuz kaldım,
terketmedi sevdan beni...
terketmedi sevdan beni,
aç kaldım, susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip, can suskun,
can paramparça...
ve ellerim, kelepçede,
tütünsüz uykusuz kaldım,
terketmedi sevdan beni...
devamını gör...
küfürbaz haydo
özbokuboncuklular nickli bir grubun , yosemite sam adlı çizgi film karakterini uyarladıkları komik ve küfürlü olay akışı ile seslendirdikleri karakterdir.
örn;
(link: )
örn;
(link: )
devamını gör...
kelime üretme kulübü
1) bakıcı
2) taşıyıcı
3) homojen
4) lüzumsuz
5) etkisiz
ben beğendim bu kulübü.*
2) taşıyıcı
3) homojen
4) lüzumsuz
5) etkisiz
ben beğendim bu kulübü.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kendimi yaşıyor saymıyorum. üretmiyor, araştırmıyorum artık. kimselerle görüşmüyorum, eskisi gibi gülmüyorum. kimsenin uğramadığı bi ev gibi hissediyorum. varken yok. orda ayakta ama hayat yok, içinde bir soluk, sıcaklık yok. çabalamaktan ve hep olmamasından hem sıkıldım hem yoruldum. başkasının yükünü taşımaktan, onlar yerine de düşünmek zorunda olmaktan yıldım. benim hayatım varsa sadece ben yaşamak istiyorum. söz sahibi ben olayım. düşüncelerini ifade edebilen, -mış gibi yapmayan ben olmak istiyorum. şimdilerde ben hiç ben gibi değil. tanımadığım birine dönüştüm. tuhaf, garip ve oldukça yabancıyım..
devamını gör...
sözlük yazarlarının yetenekli olduğu konular
karakalem çalışmalarım var efenim çizeriz.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan
halkı her zaman ateşle. asla soğumasına izin verme.
-hatalı olduğunu veya yanlış yaptığını asla kabul etme.
-asla rakibinin üstün bir yanı olduğunu kabul etme.
-asla kendinden başka bir seçeneğe hareket alanı bırakma.
-asla kabahat üstlenme.
-sadece bir rakibine odaklan ve kötü giden herşeyin suçunu onun üzerine yık.
-halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.
-bir yalanı yeteri sıklıkla tekrarlarsan, halk eninde sonunda ona inanır.
goebbels'in şiarıdır, çok tanıdık geldi değil mi? o da basın&yayına en başında el koyup onun sayesinde gerçekleştirebilmişti bunları. iyi ki o dönemdeki yahudiler kadar azınlıkta değiliz kendi ülkemizde...
-hatalı olduğunu veya yanlış yaptığını asla kabul etme.
-asla rakibinin üstün bir yanı olduğunu kabul etme.
-asla kendinden başka bir seçeneğe hareket alanı bırakma.
-asla kabahat üstlenme.
-sadece bir rakibine odaklan ve kötü giden herşeyin suçunu onun üzerine yık.
-halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.
-bir yalanı yeteri sıklıkla tekrarlarsan, halk eninde sonunda ona inanır.
goebbels'in şiarıdır, çok tanıdık geldi değil mi? o da basın&yayına en başında el koyup onun sayesinde gerçekleştirebilmişti bunları. iyi ki o dönemdeki yahudiler kadar azınlıkta değiliz kendi ülkemizde...
devamını gör...

