normal sözlük yazarlarının ilginç alışkanlıkları
çok beğenerek alınan defterleri kullanmaya kıyamamak.
devamını gör...
sevgilisi olmayan bireylerin yaptıkları
çalışır, kitap okur.
çalışır, şarkı dinler.
çalışır, kendi haline düşünür kedisini sever( varsa).
çalışır, video falan izler.
çalışır, çalışır, çalışır...
he melankoli zamanındaysa, şarkılar dinler olmayan aşkın ızdırabını çeker.
çalışır, şarkı dinler.
çalışır, kendi haline düşünür kedisini sever( varsa).
çalışır, video falan izler.
çalışır, çalışır, çalışır...
he melankoli zamanındaysa, şarkılar dinler olmayan aşkın ızdırabını çeker.
devamını gör...
son nefeste söylenecek söz
bu ilk ölüşüm değil..
devamını gör...
evlilik teklifi fikirleri
özel ve içten olması yeterli. show yapmazsanız daha samimi olursunuz.
devamını gör...
hz. ali'den hikmetler
islam tarihinin en çok tartışılan, en çok sevilen, en fazla tanınması gereken, (peygamberimiz buyurdu ki ; "ben ilmin şehriyim, ali onun kapısıdır. şehre girmek isteyen kapıdan gelsin.") hutbelerini, mektuplarını veya hikmetli sözlerini duyunca bir filozofun ağzından çıktığını düşündüğümüz, ancak ömrü boyunca savaşlarda, muharebelerde bulunmuş biri olduğunu düşününce, hayran olunan bir şahsiyetin bize hediye ettiği hikmetli sözlerin ilki benden gelsin.
"en büyük zenginlik arzuları terk etmektir."
"en büyük zenginlik arzuları terk etmektir."
devamını gör...
yazarların kadınları salması gerektiği
sözlükte açılan her üç başlıktan birinin kadınlarla alakası olması nedeniyle bıkmış bir yazarın beyanıdır. bu başlığa katılanlarla hareket başlatmak istiyorum. kadınları salın sözlük kendine gelsin hareketi.
devamını gör...
erkekte uzun saç
dün ışıklarda beklerken beline kadar saçları olan adamın saçlarını savurması geldi aklıma,kimilerinin saçı benimkinden uzun olunca moralim bozuluyor.
uzatmayın*.
bir kere de arkadan gördüm ayyy ne güzel saçları var demiştim,bir döndü önünü sakallı adam* temkinli olmak lazım tabi.
aydilge ile uzun saçlı kocası geldi aklıma istemsizce.
yok ya ben yakıştırmıyorum(çok uzununu tabii).
uzatmayın*.
bir kere de arkadan gördüm ayyy ne güzel saçları var demiştim,bir döndü önünü sakallı adam* temkinli olmak lazım tabi.
aydilge ile uzun saçlı kocası geldi aklıma istemsizce.
yok ya ben yakıştırmıyorum(çok uzununu tabii).
devamını gör...
yoğun abazan ilgisi ile kendini prenses sanan yurdum kadını
iyi de suç burada kadınlarda değil ki. siz abazanlık yapmayı bırakırsanız kadınlar da prensesçilik oynamayı bırakır. her gördüğünüz kıza yürümemekle başlayın işe.
devamını gör...
bert trautman
dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kalecilerinden birisi ve manchester city efsanesidir. ancak efsane olma noktasına gelişi biraz enteresandır. babasının nazi olması sebebiyle erken yaşlarda jungvolkadı verilen hitler gençliği grubuna katılmak durumunda kalır. burada çeşitli spor dallarında başarılar elde eder. sonrasında askere alınır. o cepheden bu cepheye paraşütçü ve telsizci olarak sürüklenirken, en nihayetinde ingilizlerin eline esir düşer. ingilizler onu lancashire kentindeki esir kampına gönderir. trautmann burada esir kampı takımının kalecisi olarak nam salar. 1949 yılında ingilizler savaş esirlerini almanya'ya iade etmeye başladığında ise ülkesine dönmeyi reddeder ve lancashire'da çiftçilik yapmaya başlar. şehrin yerel takımı st. helens town'da kalecilik yapmaya başlar. sonrasında ise manchester city'nin dikkatini çeker ve city'e imza atar.
imza meselesi ciddi anlamda sıkıntı oluşturur. yaklaşık 20 bin civarı city taraftarı bu transferi protesto eder. eski bir nazi paraşütçüsünün takımlarında forma giymesini istememektedirler. bilet iadeleri ve kulübün mektup yağmuruna tutulması da cabası. çıktığı ilk maçlarda sürekli ıslıklanır ve tepki görür. ancak trautmann bunlara aldırış etmez. o işine odaklanmıştır. ve her maçta yaptığı kurtarışlarla city taraftarının kalbini yavaş yavaş kazanmaya başlar. city mevzusu çözülmüş gibidir. takımı için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. ama bu seferde deplasman maçlarında ciddi protestolara ve tacizlere maruz kalır. kulağını tribünlere kapamıştır. tek odaklandığı şey kalesine gelen topları çıkarmaktır. ve bu işi de gerçekten çok iyi yapmaktadır. 1956 yılında "ingiliz spor yazarları yılın futbolcusu" ödülüne layık görülür. artık tüm ingiltere onu kabul etmiştir.
peki bu ödülü nasıl almıştır? zurnanın zırt dediği ve enteresan olan olay burada başlıyor. sene 1956 manchester city fa cup finalinde birmingham city ile oynuyor. city maçın 75. dakikasına 3-1 önde giriyor. bu esnada birmingham forveti peter murphy ceza alanına girer ve trautmann'la karşı karşıya kalır. trautmann murphy'nin ayağından topu yatarak alır ancak o esnada murphy'nin dizi sert bir şekilde trautmann'ın boynuna gelir. trautmann bilincini kaybeder. yapılan müdahaleler sonrası tekrar ayağa kalkar. takımını yalnız bırakmak istememektedir zira o dönemki kurallar gereği oyuncu değişiklik hakkı yoktur. takım kaptanı roy paul trautmann'ın güçlükle ayakta durduğunu görmüştür ve kaleye geçmesine karşı çıkar. oyunculardan birinin kaleye geçmesi gerektiğini bizim çılgın alman'a söyler. ama kimse trautmann'a söz geçiremez. kalesini terk etmez. maçın son 15 dakikasında kalesini korumaya devam edecektir. son 15 dakika şaka gibi geçer 2 karşı karşıya pozisyon kurtarmış sonrasında rakip oyunculardan birisi ile çarpışarak yine yere yığılmıştır. tüm bunlara rağmen maçı bitirmeyi başarır ve city fa cup'ı kazanır.
manchester city takımının kupa töreni esnasında trautmannn resimde görüldüğü şekilde çok zor ayakta durmaktadır.

takım şehre döner. aradan 3 gün geçmiştir ve röntgen sonuçları ancak gelmiştir. trautmann'ın boyun kemiklerinden birisi 2 yerden kırılmıştır. bir başka kemik ise diğer kemiğin içine geçmiştir. çılgın alman boynundaki kırığa rağmen ayakta kalmış ve takımının kupayı kaldırması için elinden geleni yapmıştır. doktorlar ona kariyerinin bittiğini söylerler. ama inatçı keçi 1,5 sene aradan sonra yine futbola döner. 15 yıllık city kariyerinde 545 maça çıkmıştır.
alan rowlands'ın onun hayat hikâyesini anlatan bir kitabı mevcuttur. trautmann'la ilgili en güzel tanımlamayı kendisine dünyanın en iyi kalecisi kimdir sorusu sorulan ,efsane sovyet kaleci lev yashin yapmıştır; "dünya çapında sadece 2 kaleci olmuştur. birisi lev yashin diğeri de manchester'da oynayan alman çocuk!''
20 bin kişinin protestoları ile city'e imza atman alman çocuk. 60 bin kişinin katıldığı bir jübile ile futbola veda eder. daha önemlisi şudur ki; heykeli dikilecek adam olduğunu herkese kabul ettirmiştir.

kitabını okuyup ne yapacağım diyenler içinse trautmann'ın hayat hikâyesini anlatan the keeper adlı filmi tavsiye edebilirim. çok iyi olmamakla birlikte fena film değildir.
imza meselesi ciddi anlamda sıkıntı oluşturur. yaklaşık 20 bin civarı city taraftarı bu transferi protesto eder. eski bir nazi paraşütçüsünün takımlarında forma giymesini istememektedirler. bilet iadeleri ve kulübün mektup yağmuruna tutulması da cabası. çıktığı ilk maçlarda sürekli ıslıklanır ve tepki görür. ancak trautmann bunlara aldırış etmez. o işine odaklanmıştır. ve her maçta yaptığı kurtarışlarla city taraftarının kalbini yavaş yavaş kazanmaya başlar. city mevzusu çözülmüş gibidir. takımı için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. ama bu seferde deplasman maçlarında ciddi protestolara ve tacizlere maruz kalır. kulağını tribünlere kapamıştır. tek odaklandığı şey kalesine gelen topları çıkarmaktır. ve bu işi de gerçekten çok iyi yapmaktadır. 1956 yılında "ingiliz spor yazarları yılın futbolcusu" ödülüne layık görülür. artık tüm ingiltere onu kabul etmiştir.
peki bu ödülü nasıl almıştır? zurnanın zırt dediği ve enteresan olan olay burada başlıyor. sene 1956 manchester city fa cup finalinde birmingham city ile oynuyor. city maçın 75. dakikasına 3-1 önde giriyor. bu esnada birmingham forveti peter murphy ceza alanına girer ve trautmann'la karşı karşıya kalır. trautmann murphy'nin ayağından topu yatarak alır ancak o esnada murphy'nin dizi sert bir şekilde trautmann'ın boynuna gelir. trautmann bilincini kaybeder. yapılan müdahaleler sonrası tekrar ayağa kalkar. takımını yalnız bırakmak istememektedir zira o dönemki kurallar gereği oyuncu değişiklik hakkı yoktur. takım kaptanı roy paul trautmann'ın güçlükle ayakta durduğunu görmüştür ve kaleye geçmesine karşı çıkar. oyunculardan birinin kaleye geçmesi gerektiğini bizim çılgın alman'a söyler. ama kimse trautmann'a söz geçiremez. kalesini terk etmez. maçın son 15 dakikasında kalesini korumaya devam edecektir. son 15 dakika şaka gibi geçer 2 karşı karşıya pozisyon kurtarmış sonrasında rakip oyunculardan birisi ile çarpışarak yine yere yığılmıştır. tüm bunlara rağmen maçı bitirmeyi başarır ve city fa cup'ı kazanır.
manchester city takımının kupa töreni esnasında trautmannn resimde görüldüğü şekilde çok zor ayakta durmaktadır.

takım şehre döner. aradan 3 gün geçmiştir ve röntgen sonuçları ancak gelmiştir. trautmann'ın boyun kemiklerinden birisi 2 yerden kırılmıştır. bir başka kemik ise diğer kemiğin içine geçmiştir. çılgın alman boynundaki kırığa rağmen ayakta kalmış ve takımının kupayı kaldırması için elinden geleni yapmıştır. doktorlar ona kariyerinin bittiğini söylerler. ama inatçı keçi 1,5 sene aradan sonra yine futbola döner. 15 yıllık city kariyerinde 545 maça çıkmıştır.
alan rowlands'ın onun hayat hikâyesini anlatan bir kitabı mevcuttur. trautmann'la ilgili en güzel tanımlamayı kendisine dünyanın en iyi kalecisi kimdir sorusu sorulan ,efsane sovyet kaleci lev yashin yapmıştır; "dünya çapında sadece 2 kaleci olmuştur. birisi lev yashin diğeri de manchester'da oynayan alman çocuk!''
20 bin kişinin protestoları ile city'e imza atman alman çocuk. 60 bin kişinin katıldığı bir jübile ile futbola veda eder. daha önemlisi şudur ki; heykeli dikilecek adam olduğunu herkese kabul ettirmiştir.

kitabını okuyup ne yapacağım diyenler içinse trautmann'ın hayat hikâyesini anlatan the keeper adlı filmi tavsiye edebilirim. çok iyi olmamakla birlikte fena film değildir.
devamını gör...
binali yıldırım vs yıldırım bayezid
ikiside istanbul'u iki kere deneyip alamamıştır. evet.
devamını gör...
cuma günleri masa örtülerini eve götürüp yıkatmış nesil
bu örtüleri sıraya sabitlemek için iki ucu birbirine düğümlenmiş uzun bir don lastiği kullanırdık.
devamını gör...
poker face (yazar)
aslında ne gülüyorum nede üzülüyorum. sadece olanlara karşı gözlerimi ve ağzımı kapattım, bekliyorum.
topluca bir cevap olsun; hoş gördük.
bana "hiç" diyebilirsiniz. makamımız ve varlığımız budur, hiçlik. ayrıca; bilimum tüm benzetmeler için " sıkıntı yok bea" modundayız. dilediğiniz hitabeti ve benzetmeyi kullanabilirsiniz.
topluca bir cevap olsun; hoş gördük.
bana "hiç" diyebilirsiniz. makamımız ve varlığımız budur, hiçlik. ayrıca; bilimum tüm benzetmeler için " sıkıntı yok bea" modundayız. dilediğiniz hitabeti ve benzetmeyi kullanabilirsiniz.
devamını gör...
cahile laf anlatmak
deveye hendek atlatmaktan zordur.
devamını gör...
10 dakikada sıradan vatandaşına 15 usd kaybettiren ülke
boşverin efendim keyif çayınızı için*.
düşünün ki böyle basit bir işlemde bile 15 dolar para yok oluyor.
geçilmeyen köprülerin, gidilmeyen hastanelerin borcu hep döviz üzerinden ödeniyor.
ne kadar çok kayıptayız.
düşünün ki böyle basit bir işlemde bile 15 dolar para yok oluyor.
geçilmeyen köprülerin, gidilmeyen hastanelerin borcu hep döviz üzerinden ödeniyor.
ne kadar çok kayıptayız.
devamını gör...
oligopol piyasa
otomobil ve hava yolu şirketleri bu piyasalara örnek verilebilir. ülkemizdeki piyasalar genellikle oligopol piyasalarıdır.
devamını gör...
azeri haribo reklamı
ilk izlediğimde endorfin hhormonlarımı oryantel didem'e çeviren bir reklamdı alın siz de izleyin
uşaq ya da böyük ol
uşaq ya da böyük ol
devamını gör...
istanbul hatırası (ahmet ümit)
bir ahmet ümit kitabıdır.
ve bence çok başarılı bir kitaptır sadece verdiği tarihi bilgiler bile çok keyifli ve kıymetlidir.
eğer polisiye kitaplar okuyan bir kişiyseniz polisiye tarafı sizi doyurmayabilir ama arada sırada okuyorsanız çok memnun kalarak okursunuz.
kitap tamamen istanbulu seven hatta istanbula aşık bir yazarın elinden çıkmış. istanbul ve istanbul değerlerinin etrafında güzel bir kurgu dolaşıyor ve sizde severek okuyorsunuz.
zaten kitabın arka kısmında kaynak bölümünde ahmet ümit abinin okuduğu yararlandığı eserler verilmiş çok detaylı bir yazım süreci olduğu çok belli.
tek üzücü kısmı ise olayları erken çözmüş olmamdı. ben öyle sürekli polisiye okuyan birisi olmama rağmen olayı çözdüm. ulan balığa giden herifler neden masaya tuttukları balıkları getirmezler. orada direkt çözdüm mevzuyu.
ayrıca çok fazla tutarsız eksiklik vardı ama rahatsız olmadım.
profesyonel şekilde kitap mı okunur lan. herif adli tıpta çalışıyor almış okumuş kitabı bu niye böyle şu niye böyle diyor.
polisiye sevenlerin okuması gereken bir kitap keyifle okuyacaklarına eminim. ayrıca istanbul sevenler zaten kaçırmadan okumalıdır.
ve bence çok başarılı bir kitaptır sadece verdiği tarihi bilgiler bile çok keyifli ve kıymetlidir.
eğer polisiye kitaplar okuyan bir kişiyseniz polisiye tarafı sizi doyurmayabilir ama arada sırada okuyorsanız çok memnun kalarak okursunuz.
kitap tamamen istanbulu seven hatta istanbula aşık bir yazarın elinden çıkmış. istanbul ve istanbul değerlerinin etrafında güzel bir kurgu dolaşıyor ve sizde severek okuyorsunuz.
zaten kitabın arka kısmında kaynak bölümünde ahmet ümit abinin okuduğu yararlandığı eserler verilmiş çok detaylı bir yazım süreci olduğu çok belli.
tek üzücü kısmı ise olayları erken çözmüş olmamdı. ben öyle sürekli polisiye okuyan birisi olmama rağmen olayı çözdüm. ulan balığa giden herifler neden masaya tuttukları balıkları getirmezler. orada direkt çözdüm mevzuyu.
ayrıca çok fazla tutarsız eksiklik vardı ama rahatsız olmadım.
profesyonel şekilde kitap mı okunur lan. herif adli tıpta çalışıyor almış okumuş kitabı bu niye böyle şu niye böyle diyor.
polisiye sevenlerin okuması gereken bir kitap keyifle okuyacaklarına eminim. ayrıca istanbul sevenler zaten kaçırmadan okumalıdır.
devamını gör...
semerkant tılsımı
durumu olan mutlaka okusun dediğim tanım ve kitap.
jonathan stroud'un yazdığı, üç seriden oluşan fantastik evrene sahip romanların ilk kitabı. şimdi ki zaman ile geçmiş zaman arasında yoğun bağlantılar olsa da kitaplar alternatif gerçeklikte geçiyor.
alşimist, deha bir çocuk,
11 farklı boyut var.
türlü türlü şeytanlar ve cinler var (çağırılması kolay olmayan)
simyacılık, çizilirken en ufak hata barındırmaması gereken pentagramlar var.
kitabın özeti:
semerkant tılsımı, büyücüler ve gizemlerle dolu bir londra'da geçiyor. nathaniel, geleneksel büyü sanatını öğrenen on bir yaşında bir büyücü çırağıdır ve acımasız simon lovelace ile karşılaşana dek her şey yolunda gider. lovelace'ın kendisini herkesin önünde aşağılayıp cezalandırmasından sonra, nathaniel eğitimini hızlandırır ve yıllar sonra öğreneceği büyüleri tek başına öğrenir. intikam hırsıyla, en zor büyülerden birinde ustalaşarak, beş bin yaşında bir cin olan bartimaeus'u dünyaya çağırır. ancak bartimaeus'u çağırmak ve onu kontrol etmek aynı şey değildir. nathaniel, lovelace'ın en değerli hazinesi olan semerkant tılsımı'nı çalması için cini yolladığında, olaylar çığırından çıkar ve kendini bir casusluk, cinayet ve isyan kasırgasının içinde bulur.
üçlemenin bu ilk kitabında, bartimaeus'un birinci ağızdan anlattığı bölümlerle, nathaniel'ın üçüncü tekil şahıstan anlatıldığı bölümler birbirini izliyor yeni harry potter olarak gösterilen semerkant tılsımı'nda da büyücü bir erkek çocuk var ama benzerlik buraya kadar. harry potter dizisinde bartimaeus gibi esprili bir tek karakter olmadığı gibi, semerkant tılsımı'nda da voldemort gibi kötü bir karakter yok. kitabın en ilginç kısmı da zaten, bartimaeus'un kesinlikle sıradışı bir zekâ ürünü olan, neredeyse okurla konuşmak için kullandığı bol sayıdaki dipnotlarda en çok kendini gösteren esprileri, iğneleyiciliği, utanmazca saygısızlığı ve komikliği.
semerkant tılsımı beklenmedik olayları, olağandışı maceralarıyla okuru uykusuz bırakacak, bir solukta okunacak bir eser. bozulması neredeyse olanaksız bir büyüyle birbirine bağlanan ve birlikte birçok macera yaşamak kaderini paylaşan iki unutulmaz kişilikle, bartimaeus ve nathaniel'la tanıştırıyor bizleri.
kaynak
yorumum:
öncelikle, bu kitabı harry potter ile kıyaslayanlara allah akıl fikir versin diyorum. bunu bir potterhead olarak söylüyorum! iki farklı evrende geçen eserleri birbiriyle kıyaslamak mantığıma yatmıyor.
kitaba dönmem gerekirse; ben çocukken değil, ergenlikten bi kaç km sonrasında okuyup, her kelimesini sindirmiştim. okurken ruhumun doyduğunu söyleyebilirim. aradan bin sene geçti okuyalı. detayları fazla hatırlamasam da genel hikaye aklımda, tadı damağımda. bir kitabı ikinci kez okumayı zaman kaybı olarak değerlendiren şahsıma kaideyi bozduracak olan bir istisnadır bu kitap.
sizden bir de ricam var, ilk kitap haricini okumadım, spoiler vereyim demeyin. bir de filmi yapılacak söylentileri vardı, bulursanız beni de haberdar etmeyi lütfen esgeçmeyin.
jonathan stroud'un yazdığı, üç seriden oluşan fantastik evrene sahip romanların ilk kitabı. şimdi ki zaman ile geçmiş zaman arasında yoğun bağlantılar olsa da kitaplar alternatif gerçeklikte geçiyor.
alşimist, deha bir çocuk,
11 farklı boyut var.
türlü türlü şeytanlar ve cinler var (çağırılması kolay olmayan)
simyacılık, çizilirken en ufak hata barındırmaması gereken pentagramlar var.
kitabın özeti:
semerkant tılsımı, büyücüler ve gizemlerle dolu bir londra'da geçiyor. nathaniel, geleneksel büyü sanatını öğrenen on bir yaşında bir büyücü çırağıdır ve acımasız simon lovelace ile karşılaşana dek her şey yolunda gider. lovelace'ın kendisini herkesin önünde aşağılayıp cezalandırmasından sonra, nathaniel eğitimini hızlandırır ve yıllar sonra öğreneceği büyüleri tek başına öğrenir. intikam hırsıyla, en zor büyülerden birinde ustalaşarak, beş bin yaşında bir cin olan bartimaeus'u dünyaya çağırır. ancak bartimaeus'u çağırmak ve onu kontrol etmek aynı şey değildir. nathaniel, lovelace'ın en değerli hazinesi olan semerkant tılsımı'nı çalması için cini yolladığında, olaylar çığırından çıkar ve kendini bir casusluk, cinayet ve isyan kasırgasının içinde bulur.
üçlemenin bu ilk kitabında, bartimaeus'un birinci ağızdan anlattığı bölümlerle, nathaniel'ın üçüncü tekil şahıstan anlatıldığı bölümler birbirini izliyor yeni harry potter olarak gösterilen semerkant tılsımı'nda da büyücü bir erkek çocuk var ama benzerlik buraya kadar. harry potter dizisinde bartimaeus gibi esprili bir tek karakter olmadığı gibi, semerkant tılsımı'nda da voldemort gibi kötü bir karakter yok. kitabın en ilginç kısmı da zaten, bartimaeus'un kesinlikle sıradışı bir zekâ ürünü olan, neredeyse okurla konuşmak için kullandığı bol sayıdaki dipnotlarda en çok kendini gösteren esprileri, iğneleyiciliği, utanmazca saygısızlığı ve komikliği.
semerkant tılsımı beklenmedik olayları, olağandışı maceralarıyla okuru uykusuz bırakacak, bir solukta okunacak bir eser. bozulması neredeyse olanaksız bir büyüyle birbirine bağlanan ve birlikte birçok macera yaşamak kaderini paylaşan iki unutulmaz kişilikle, bartimaeus ve nathaniel'la tanıştırıyor bizleri.
kaynak
yorumum:
öncelikle, bu kitabı harry potter ile kıyaslayanlara allah akıl fikir versin diyorum. bunu bir potterhead olarak söylüyorum! iki farklı evrende geçen eserleri birbiriyle kıyaslamak mantığıma yatmıyor.
kitaba dönmem gerekirse; ben çocukken değil, ergenlikten bi kaç km sonrasında okuyup, her kelimesini sindirmiştim. okurken ruhumun doyduğunu söyleyebilirim. aradan bin sene geçti okuyalı. detayları fazla hatırlamasam da genel hikaye aklımda, tadı damağımda. bir kitabı ikinci kez okumayı zaman kaybı olarak değerlendiren şahsıma kaideyi bozduracak olan bir istisnadır bu kitap.
sizden bir de ricam var, ilk kitap haricini okumadım, spoiler vereyim demeyin. bir de filmi yapılacak söylentileri vardı, bulursanız beni de haberdar etmeyi lütfen esgeçmeyin.
devamını gör...

