keşke kısa paça pantalon yerine siyah oje sürmek moda olsaydı, bin kat daha estetik görünüyor.
devamını gör...

nihavend makamında bir şarkı olmak isterdim.
devamını gör...

elbette zordur ama ne diyor özdemir asaf:

mesafenin önemi yoktur..
burnunun dibinde olsa ne olacak ?
seni anlamıyorsa,
ama birisi vardır ki dünyanın öbür ucunda...
en ihtiyaç duyduğun anda,
iki satırıyla bile olsa,
bir çırpıda yanı başında...
mesafe uzaklıklarda değil,
mesafe fedakârlıkta!
devamını gör...

"bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim."
devamını gör...

suşi.
japon muyum ben, derdim aç gezmek mi?
o neydi öyle, ne tadı var, ne tuzu var, ne görüntü bir şeye benziyor.
kızım merak etti diye aldık. 40 tl'yi çöpe attık resmen.
devamını gör...

kimi insanın hayatının bazı zaman dilimlerinde kendi kabuğuna çekilmesi, sadece içindekilerle sohbet etmeye çalışma eylemidir.
kimi insan içinse ikinci kişiler tarafından bu duruma bırakılmadan doğrudan yalnızlığa geçmesidir.
bazı kişiler için de yakınlarına zarar vermeden, az uzakta kendi kendine yaşamasıdır.
devamını gör...

kimi kaynaklarda nemfomani hastası olduğu yazan fransa'nın son kraliçesi. fakat bu konuda görüşler tutarsız. kimi kaynaklar ise bunu marie'yi o zamanlar küçük düşürmek için ortaya atılan bir iftira olarak görmektedir.

buyrunuz
devamını gör...

içişleri bakanı ve mafya kapışmasıdır. gündemdir.

evet burası türkiye.
devamını gör...

devamını gör...

tam olarak anlamadığım sembol tahminimce hangi entry , başlıkta veya yazar profilinde olduğunu gördüğümüz stalk bildirim butonu gibi bir şey diye tahmin ediyorum. son görüldüğün sayfa gibisinden.
(bkz: yok mu bi aydınlanmamız)
devamını gör...

hâlâ daha yeni kitap aldığımda üstüne 2020 diye tarih atıyorum. o kadar varlığı yok olan bir yıl...
;(
devamını gör...

her canlıda mevcut olduğunu düşünüyorum. böyle bir isteğin varoluş nedeni ego dur. güzel geri dönüşler almak isteriz.
devamını gör...

kimse için iyi olmayacaksın zaten. iyi olacaksan kendin için iyi olacaksın, birilerine yaranmak için değil. iyilik, iyi hisler insanın içinde güzel bir enerji oluşturur. o enerjiden başkaları nasiplenmese de olur, kendiniz nasiplenseniz yeter. kötü düşünceler, kötü hisler en başta insanın kendisine zarar verir. ne gerek var bunları içimde barındırmaya? ben olabildiğimce iyi olmaya çalışır ve bununla kendimi iyileştirmeye bakarım.
devamını gör...

21 (ya da 23) şubat 1830 tarihinde ilk kez perdelenmiş victor hugo oynu.

oynanacağı oda hugo'nun hem hayranları hem de düşmanları tarafından dolu imiş o gün. klasikler denen ve hugo'yu sevmeyen grup; onun cromwell oynunda da belirttiği şekilde tiyatroya getirdiği yeni kuralları reddetmekteydi. jean racine zamanlarının en önemli kuralı zaman-yer-hareket birliği yıkılmış ve yerini hayal gücüne, duyguya, hürriyete bırakmıştı.

birbirlerini dikkatle takip eden, izleyen, süzen seyirciler karşısındaki kişinin yeni akımı destekleyen biri mi yoksa ona karşı çıkan biri mi olduğunu anlamaya çalışıyormuş. perde açıldıktan sonra ilk anda alanı dolduran ''aaa!'' haykırışı adeta sahnenin barok dekoruna karşı hissedilen duygusunu ifade ediyordu.

ilk sahneler iki taraf için de olaysız ve sakin geçti. klasik tutumcuların bazı sahnelere gülmesi ve romantiklerin bunları susturmaya çalışmaları duyuluyordu sadece.

fakat beşinci perde... don ruy gomez de silva borusuna üfleyince klasiklerden sesler yükselmeye başladı. sahnenin saçmalığından, verdikleri paradan yakınan klasiklere, romantikler karşılık verdi. ağız tartışmaları yerini ev kavgalarına bıraktı ve olaylar gazete sayfalarına yansıyarak devam etti.
devamını gör...

hakkında ufak bir yazı kaleme aldığım başlıktır. sabırla okursanız sevinirim.

zamanın birinde yaz ayının ikisinde günün tam üçünde bize göre huzurun kalmadığı yöremizde, fısıltılar duyulmaya başlamıştı.
günler ilerledikçe fısıltılar artıyordu, sanki dağ, taş her taraf fısıldaşma ile doluyordu. yer yarılsında içine girsindi bu sesler. çığlıktan beterdi.
yeniden bir gemi yapmanın zamanı gelmişti. burayı terk etmedikçe fısıltılar tarafından boğulacağımızı düşünüyorduk. diğerlerini uyarmaya çalıştık ama fısıltılar çoktan yüreklerini bağlamıştı.
bir an önce gemiyi bitirmek tek isteğimizdi. şekli şemalı çok önemli değildi hatta gemiye benzemese de olurdu. yeter ki fısıltılara benzemesindi.
yoğun uğraşlar sonucu gemiyi tamamladık. ismini ruhun gemisi koyduk. son kez diğerlerini gemiye gelmeleri için ikna etmeye çalıştık. bunu yürekten istiyorduk.
orada kalmayı tercih ettiler.
biz ise çoktan harfleri toplamaya başlamıştık. ünlü ünsüz demeden, ayırt etmeden onları, tümünü almaya çalışıyorduk. kolay olmadı bu. her tarafı kapladıkları yetmezmiş gibi harfleri de etkileri altına almaktı amaçları. elimizden geldiğince gemimize topladık harfleri. rakamları almadık bıkmıştık artık küçük hesaplardan. sonra notaları topladık birer birer, sol anahtarını da ihmal etmedik, es işaretlerini de. notalar fısıltılardan sağırlaşmaya başlamışlardı artık hangi sesi çıkardıklarını bilemez haldelerdi. çok vaktimiz kalmamıştı. son olarak adaleti almaya karar verdik gemimize.
en çok zamanı da onu bulmaya çalışırken harcamıştık. adalet ortalarda görünmüyordu. fısıltılar tamamen örtmüştü üzerini. zorda olsa bulduk onu. bulduğumuzda hiç tanınmayacak haldeydi.
özenle topladığımız harfleri ve notaları ve işaretleri ve acınacak halde olan adaleti gemimizde tüm fısıltılardan arındırmaya çalıştık.
gemimiz suda değilde fısıltılar üzerinde yüzmeye çalışıyordu. balıklar bile fısıltı olmuştu.
günler belki de aylar boyunca ilerledik. artık sular üzerinde gittiğimizi fark eder olmuştuk.
temizlenmeye ve özüne dönmeye başlayan harfler sayesinde, tüm varlığını unutmuş olan ,adalet, var oluş amacını hatırlamaya çalışıyordu. gemideki herkes gibi o da çok gayretliydi.
ancak, adaletimiz tamamen temizlendiğinde kendimize yeni bir yaşam kurmaya cesaret edebilirdik. işimiz zordu ama bu yolun sonu aydınlıktı ve güzel günler bekliyordu bizi bunu hissedebiliyorduk.
devamını gör...

aşk, bir taraftan zehir, diğer taraftan da panzehir. bahtınıza hangisi çıkarsa!
devamını gör...

ellerinin yüzlerinin boyunlarının acıması... yavruların tırnakları feci acıtıyo. yanıyor şu an tenim.
devamını gör...

amerikalı el yapımı spor araçlar üreten saleen tarafından 2000-2009 yılları arasında üretilen süpersport otomobil.. amerika menşeili 5. üretilmiş ortadan motorlu araç olarak da geçer.. motoru komple alüminyumdan saleen tarafından bizzat yapılmış, (ford'un kullandığı small block isimli motor serisinden) üst kapakta ciddi modifiyelerle 427 kübik inç (7.0 litre) olarak geliştirilmiştir ki, bu oldukça büyük bir başarıdır çünkü bu kadar yüksek hacimlerde genellikle ford fe-big block isimli büyük motor serisi kullanılır.. saleen bu modifiyelerle 7.0 litre gibi büyük bir hacime rağmen boyutları küçük bir motor geliştirmiştir ki, aracın ağırlı 1300 kg'dur.. 7.0 litre motordan turbosuz 550 hp güç elde edebilmişlerdir.. 2005 yılında, garrett marka ikiz turbo kullanarak, 750 hp gücünde s7 twin turbo modelini çıkarmışlardır..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
aracın şase komple karbon fiber'den üretilmiştir.. aerodinamisi o kadar iyidir ki, saatte 160 mph yani 260 km/h'ın üstünde araç, kendi ağırlığı kadar yere basma kuvveti uygular.. yani teorik olarak bu araç, 260 km/h'ın üzerinde bir hızla, bir tünelin tavanında, yere düşmeden gidebilir..*
atmosferik motorlu modeli'nin 0-100'ü, 2.8 saniyedir.. son hızı ise 386 km/h'tır..
twin turbo'lu modelinin ise son hızı 400 km/h'tır..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
s7 lm isimli çinli motor sporları ekibi jiangsu secco automobile technology corporation ile ortak olarak 2017 yılında geliştirilmiş bir modeli vardır.. aerodinamik güncellemeler, komple yarış odaklı iç kısım yapılmıştır.. (yarış koltukları dijital gösterge vs..) bu modelde 1300 hp güç alınmıştır.. 2019 yılında aracın gücünün 1500 hp'ye çıkarıldığı duyurulmuştur.. 0-100'ü 2.2 saniye son hızı ise 480 km/h olduğu iddia edilmektedir..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
s7r isimli çeşitli motor sporları için yapılmış yarış odaklı modeli de vardır.. le mans gibi, gt yarışları gibi organizasyonlarda başarılar elde etmiştir..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

don miguel ruiz ve oğlu don jose ruiz tarafından yazılan, toltek bilgeliğini anlatmaya devam eden mükemmel ötesi kitap. ilk kitap olan (bkz: toltek bilgelik kitabı - dört anlaşma) nın ardından kaldığı yerden devam ediyor. ilk kitapta evcilleştirildiğimizden, bireysel ve toplumsal rüyalardan ibaret olduğumuzdan ve cehennemde yaşadığımızdan bahsediyordu ruiz. ve bu cehennemden kurtulmanın reçetesinin ilk adımı olan dört anlaşmayı açıklıyordu. neydi bu dört anlaşma: kullandığınız sözcükleri özenle seçin, hiçbir şeyi kişisel algılamayın, varsayımda bulunmayın ve daima yapabildiğinizin en iyisini yapın. eğer bu dört anlaşmaya sadık kalır, bu anlaşmaları alışkanlık haline getirebilirseniz bu dünyada cenneti yaşayabileceğinizi ve hayatınızın çok daha kolaylaşacağını anlatıyordu. toltek bilgeliği bir din değil, bir felsefe değil, bir ideoloji değil bir yaşama sanatıdır. hem de güncelliğini koruyan bir yaşam sanatı. toltek meksika kızılderililerinin yaşam sanatıdır. nesilden nesile aktarılmış şimdilerde ise don miguel ruiz kendisini bu sanatı insanlara tanıtmak ve anlatmakla mükellef görmüştür. bu beşinci anlaşma kitabında ilk dört anlaşmayı tekrar kısaca gözden geçirdikten sonra, sembolizmden, özellikle noel baba metaforuyla noel baba sembolizminden bahsediyor ve sonrasında beşinci anlaşmayı açıklıyor. nedir bu beşinci anlaşma: kuşkucu ol ama dinlemeyi de bil
kısaca bu anlaşmayı da şöyle açıklıyor: doğduğumuzdan beri sürekli semboller (dil) aracılığıyla evde, okulda, iş yerinde, sokakta, camide, kilisede bize enformasyonlar veriliyor ve bunların bir çoğu hakikat değil. insanların toplumların dinlerin bzie dayattığı bilgiler ve bunlara körü körüne bağlanma kuşkuyla yaklaş fakat dinlemeyi de öğren ve iyi dinle ki karşıdakini anla ve kargaşa yaşama. yani hakikat ile gerçek arasındaki farkı bulmak çok önemli ve bu farkı bulmak için hem dinlemeli hem de kuşkucu olmalısın diyor ruiz.
toltek bilgeliği benim çok ilgimi çeken bir alan. ve bu kitabında da yine çok ince ayrıntılarıyla ve sade bir dil ile bizlere anlatmış yazar.
devamını gör...

şimdi bir önceki tanımında havuçlu tarçınlı kek tarifini verince browni ıslak kek tarifi vermekte boynumun borcu oldu. bir aydınlanma yaşadım hemen ablamı arayıp tarifini mesaj yoluyla aldım ve kafadaşlarıma iletmek üzere başlığı açmaya geldim. efendim tarifi aşağıya bırakıyorum. şahsen hiç denemedim ama ablamın ellerinden defalarca yedim. kusursuz bir lezzet. ben de ilk defa bu akşam deneyeceğim. maşallah diyin.

malzemeler:
3 adet yumurta
1 su bardağı süt
2/1 çay bardağı sıvı yağ
1,5 su bardağı un
3 yemek kaşığı kakao
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu

sosu için:
2 su bardağı süt
3 yemek kalığı kakao
2/1 çay bardağı sıvı yağ
1 su bardağı toz şeker

isteyen üzerine çikolata sosuda dökebilir. ablam kakao ile yaptığı için ben bu tarifi verdim.

yapılışı: kek yapımı diğer keklerle aynı. önce şeker ve yumurtalar çırpılıyor sonra diğer malzemeler ekleniyor. yumurtanın dışarıda beklemiş olması ve şekerle köpürene kadar çırpılması kekin iyi kabarmasını sağlıyor. mümkünse un elenenilirse daha iyi olur ama ben o kadar sabırlı olmadığımdan ve bu kek- börek işlerini pek sevmediğimden o kadar detaya yoğunlaşamıyorum. sonra tüm malzemeler eklenip, yağlanmış tepsiye dökülerek 180 derecede yine 35 dk pişiriliyor. sosu bir tencerede sürekli karıştırarak ve kaynayana kadar pişiriyoruz ve 5 dk dinlenmiş kekin üzerine boşaltıyoruz. sosu çekmesi iki üç saat sürüyor ve sonra buz dolabında bir gece bekletiyoruz. ben sıcakken yemeyi seviyorum o ayrı. afiyet olsun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim