türkan saylan
yaptıklarını ve ona yapılanları asla unutmayacağım ekmek kadar temiz, su gibi aydın cumhuriyet kadını. bugün ölüm yıldönümüynüş. yattığı yer incitmesin.
devamını gör...
kütahya deyince akla gelenler
hatırı sayılır soğuğu,çini ve tavşanlı gibi güzel isimli ilçesi.
devamını gör...
cahit zarifoğlu
yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki, züleyha. bir insanın, bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben.(bkz: yedi güzel adam)
devamını gör...
connecticut
eyaletin ismi kızılderili algonkin dilinde, gelgitli uzun nehrin dışında anlamındaki quinnehtukqut kelimesinden geliyor.
devamını gör...
başı bağlı
tövbe bismillah benim en manidar ukdemin meja hanım tarafından doldurulması eylemidir..
(bkz: ya bi gider misiniz ltf)
(bkz: ya bi gider misiniz ltf)
devamını gör...
the expanse
sıfır beklentiyle başladığım, zamanla izlediğim en iyi bilimkurgu yapımları arasına giren, hali hazırda amazon prime bünyesinde bulunan daniel abraham'ın romanından uyarlanan top-tier kalite bilimkurgu dizisi. biraz delirirsem battlestar galactica ve startrek ile bile kıyaslayabilirim. belki de daha iyidir kim bilir?
yapımın merkezinde 24.yy'a gelinmesine rağmen insanların hâlâ aynı açgözlülük ve sömürüyle, ellerinin ulaştığı her türlü yaşam kaynağını somürmeye odaklı üç evrensel güç arasındaki kaynak mücadelesi yatıyor. nihayet marsı kolonileştirmeyi başaran insanlık, jupiter ve satürnden dünyaya su kaynaģı için buz taşıyan, uçsuz bucaksız boşlukta mekik dökuyan uzay gemileri, tüm bu sömürünün ortasından kalmış köprü görevi gören, aşağılanmış, kenara atılmış the belt ve kibirli bürokrasisiyle kendini hâlâ evrenin merkezinde sanan dünya, dünyadışı varlıkların izini bulunduran protomolecule adlı madde, kapsamlı bir kaos ve savaş dizide süregelmekte. izlediğiniz çoğu şeyden farklı, fazlasıyla özgün bir yapım.
açıkçası izlerken işleyişine hayran kaldım. karakter gelişimleri, dizinin oluşturduğu atmosfer, oyuncu kadrosunun ortaya koyduğu performans, zaman zaman kötü kararlar vermesine rağmen sağlam bir senaryo yazarı, beni diziyi izlemek için ayırdığım bir dakika için bile pişman etmedi. bilimkurgu delisi uslanmaz bir insansanız izleyin efendim. eğer protomolecule sizle de iletişime geçerse şimdiden geçmiş olsun.
yapımın merkezinde 24.yy'a gelinmesine rağmen insanların hâlâ aynı açgözlülük ve sömürüyle, ellerinin ulaştığı her türlü yaşam kaynağını somürmeye odaklı üç evrensel güç arasındaki kaynak mücadelesi yatıyor. nihayet marsı kolonileştirmeyi başaran insanlık, jupiter ve satürnden dünyaya su kaynaģı için buz taşıyan, uçsuz bucaksız boşlukta mekik dökuyan uzay gemileri, tüm bu sömürünün ortasından kalmış köprü görevi gören, aşağılanmış, kenara atılmış the belt ve kibirli bürokrasisiyle kendini hâlâ evrenin merkezinde sanan dünya, dünyadışı varlıkların izini bulunduran protomolecule adlı madde, kapsamlı bir kaos ve savaş dizide süregelmekte. izlediğiniz çoğu şeyden farklı, fazlasıyla özgün bir yapım.
açıkçası izlerken işleyişine hayran kaldım. karakter gelişimleri, dizinin oluşturduğu atmosfer, oyuncu kadrosunun ortaya koyduğu performans, zaman zaman kötü kararlar vermesine rağmen sağlam bir senaryo yazarı, beni diziyi izlemek için ayırdığım bir dakika için bile pişman etmedi. bilimkurgu delisi uslanmaz bir insansanız izleyin efendim. eğer protomolecule sizle de iletişime geçerse şimdiden geçmiş olsun.
devamını gör...
meşhur son sözler
"siyah bir ışık görüyorum"
-victor hugo
-victor hugo
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
her şey için çok geç olmak üzereymişçesine hissettiren bi yaş..
devamını gör...
kitap alıntıları
önemli değil. beklerim.
ekşi elma gibi.”
“ekşi elma mı?”
“bir keresinde, ben küçükken bir ağaca tırmandım, şu yeşil, ekşi elmalardan yedim. karnım davul gibi şişti, çok acıdı. annem elmaların olgunlaşmasını bekleseydin, hastalanmazdın dedi. şimdi ne zaman bir şeyi çok istesem, annemin elmalar için söylediği şeyi anımsıyorum.”
- uçurtma avcısı, khaled hossein
ekşi elma gibi.”
“ekşi elma mı?”
“bir keresinde, ben küçükken bir ağaca tırmandım, şu yeşil, ekşi elmalardan yedim. karnım davul gibi şişti, çok acıdı. annem elmaların olgunlaşmasını bekleseydin, hastalanmazdın dedi. şimdi ne zaman bir şeyi çok istesem, annemin elmalar için söylediği şeyi anımsıyorum.”
- uçurtma avcısı, khaled hossein
devamını gör...
çöpçüler kralı
devamını gör...
kabak kızartması
normalde sevmediğim ama annemin bir yerden (kesin yemek programıdır) öğrendiği tarifle yaptığı şeklini bayılarak yediğim kızartma çeşidi.
tarife gelecek olursam; ince dilimlenmiş kabakları, kaynamış suya atıyoruz (ocağın altı yanıyor olacak) ve biraz karıştırıp çok bekletmeden (kabaklar kendini salmadan biraz yumuşayınca) alıyoruz. süzdükten sonra soğuk sudan geçirip pişme süresini durmasını sağlayıp iyice soğuması için bir köşede beklemeye bırakıyoruz. soğuyan kabak dilimlerini un ve su ile hazırladığımız bulamaça iyice buladıktan kızgın yağa atıp kızarınca alıyoruz. üzerine sos olarak ise, sarımsaklı yoğurt ve dereotunu karıştırıp ister üstüne dökerek ister banarak tüketiyoruz.

çıtır çıtır çok güzel oluyor ve undan dolayı da kabak yediğiniz pek anlaşılmıyor. sıcak ya da soğuk tüketmek mümkün. ikisi de ayrı güzel. sadece sıcakken çıtır, soğuyunca yumuşak oluyor. damak zevkinize göre artık.
kabak çiçeğini de (bilmeyenler için her kabağın çiçeği yenmiyor bu arada, dolma yapılan çiçekten yapılabilir) benzer şekilde kızartıp (bu sefer haşlamadan) aynı sosla tüketiyoruz. o da çok güzel oluyor. ikisi de kahvaltıda, yemek yanında garnitür ya da rakı mezesi olarak tüketmek mümkün.
son olarak zahmetli gibi gözükse de aslında çok kolay. anlatırken ve okurken öyle görünüyor sadece. kabak sevmeyenlere kesinlikle tavsiye ederim.
tarife gelecek olursam; ince dilimlenmiş kabakları, kaynamış suya atıyoruz (ocağın altı yanıyor olacak) ve biraz karıştırıp çok bekletmeden (kabaklar kendini salmadan biraz yumuşayınca) alıyoruz. süzdükten sonra soğuk sudan geçirip pişme süresini durmasını sağlayıp iyice soğuması için bir köşede beklemeye bırakıyoruz. soğuyan kabak dilimlerini un ve su ile hazırladığımız bulamaça iyice buladıktan kızgın yağa atıp kızarınca alıyoruz. üzerine sos olarak ise, sarımsaklı yoğurt ve dereotunu karıştırıp ister üstüne dökerek ister banarak tüketiyoruz.

çıtır çıtır çok güzel oluyor ve undan dolayı da kabak yediğiniz pek anlaşılmıyor. sıcak ya da soğuk tüketmek mümkün. ikisi de ayrı güzel. sadece sıcakken çıtır, soğuyunca yumuşak oluyor. damak zevkinize göre artık.
kabak çiçeğini de (bilmeyenler için her kabağın çiçeği yenmiyor bu arada, dolma yapılan çiçekten yapılabilir) benzer şekilde kızartıp (bu sefer haşlamadan) aynı sosla tüketiyoruz. o da çok güzel oluyor. ikisi de kahvaltıda, yemek yanında garnitür ya da rakı mezesi olarak tüketmek mümkün.
son olarak zahmetli gibi gözükse de aslında çok kolay. anlatırken ve okurken öyle görünüyor sadece. kabak sevmeyenlere kesinlikle tavsiye ederim.
devamını gör...
bir fotoğrafa güzellik katan unsurlar
mutlu insanlar.
devamını gör...
bağlaç olan ki
kelimeye -ler getirince eğer anlam saçmalaşmıyorsa birleşik
mesela “bizimki+ler” anlamlı bir kelime oluşturduğundan buradaki ki birleşik yazılır. “anladımki+ler” anlamsız olacağı için buradaki ki ayrı yazılır.
mesela “bizimki+ler” anlamlı bir kelime oluşturduğundan buradaki ki birleşik yazılır. “anladımki+ler” anlamsız olacağı için buradaki ki ayrı yazılır.
devamını gör...
ırkınızı öğrenme rahatlığı
ermeniymişiz haberimiz yok. neyse her şeyi unutalım, türk milliyetçiliğine devam. bu tanımı beğenmeyen ermeni.
devamını gör...
özel günleri kutlamayı sevmeyen insan
biraz ruhsuz, biraz odunsu, biraz kalpsiz, bolca gerçekçi bir insandır.
bu benimdir.
yalandan canım cicimin bolca havada gezdiği, bir önceki ve bir sonraki günlerde hiçbir şey olmayan, sırf ego tatmin edilsin, birileri beni arasın, sorsun, hediye alsın diye bir güne anlam yüklemenin gereksizliğini bilen insandır. buna doğum günleri dahil. hani diğer günlerin aksine, bu kişiye özel diye önem atfedilen gün. o da gereksiz. o gün doğduysan ne olmuş? o gün ben doğduysam ne olmuş?
diğer özel günlerse zaten tamamen hediye beklentisi odaklı günler.
başka da hiçbir anlamları olamaz.
anneler, babalar, sevgili, evlilik, nişan, söz, kına, ilk öpüşme, ilk cimcikleme, ilk su içme günleri adını vermek yerine, sevdiğiniz insana gerçek anlamda değer verin. gerisi boş show.
edit:#142515 nolu entrydeki gibi özel günden kasıt: resmi bayramlarımız değildir.
cumhuriyet bayramı başta olmak üzere, tüm resmi bayramlarımızı seve seve kutlarım. zira onları kutlayabilmemde ikinci bir kişiye ihtiyaç yoktur.
bu benimdir.
yalandan canım cicimin bolca havada gezdiği, bir önceki ve bir sonraki günlerde hiçbir şey olmayan, sırf ego tatmin edilsin, birileri beni arasın, sorsun, hediye alsın diye bir güne anlam yüklemenin gereksizliğini bilen insandır. buna doğum günleri dahil. hani diğer günlerin aksine, bu kişiye özel diye önem atfedilen gün. o da gereksiz. o gün doğduysan ne olmuş? o gün ben doğduysam ne olmuş?
diğer özel günlerse zaten tamamen hediye beklentisi odaklı günler.
başka da hiçbir anlamları olamaz.
anneler, babalar, sevgili, evlilik, nişan, söz, kına, ilk öpüşme, ilk cimcikleme, ilk su içme günleri adını vermek yerine, sevdiğiniz insana gerçek anlamda değer verin. gerisi boş show.
edit:#142515 nolu entrydeki gibi özel günden kasıt: resmi bayramlarımız değildir.
cumhuriyet bayramı başta olmak üzere, tüm resmi bayramlarımızı seve seve kutlarım. zira onları kutlayabilmemde ikinci bir kişiye ihtiyaç yoktur.
devamını gör...
albert caraco
istanbul'da sefarad bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş filozof. yaşamı neredeyse ölümü beklemek üzerine kuruludur. tüm ailesini yitirdikten çok kısa bir süre sonra da bu bekleyişi intihar ile sonlandırmayı seçmiştir. her ne kadar post mortem'deki o karamsar ve umutsuz tutum annesinin ölümünün bir etkisi olsa bile caraco'nun zihninin içinde başından beri benzer düşünceler dışarıya çıkmak için kıvrandığından bu tutumu tamamen annesinin ölümüne de bağlamak mümkün olmuyor. caraco'nun üslubu bellidir, cümleleri bulduğu ilk çatlaktan içeri sızar ve ruhunuzun her köşesine sirayet eder. caraco okumak açıkça saldırıya uğramaktır ama tam olarak bu yüzden okunmalıdır. sanat ruhumuza bir balyoz gibi indiğinde gerçek bir değişim yaratabilir zannımca. zihin içine bilgileri ve başkalarının düşüncelerini tıkıştıracağımız bir kap değil daha çok düşünmek için ateşlenmesi gereken bir çıradır ve caraco bunun bilincinde olarak yazar. kendi fikirlerini empoze etmeye değil düşünmeye iten bir mizacı benimser kitaplarında. bundan ötürü kısa ama etkili bir anlatı sunar ve okuyucuyu yormak yerine insanın derinine, karanlığa inmesine yardımcı olacak bir yol işlevi görür. insanın içindeki karanlığı huzursuz eden (bkz: bréviaire du chaos) kitabından bir kaç alıntı:
" biz deliliği ve ölümü sunakların üzerine yerleştirdik, tanrı'nın çıldırdığını ve can çekiştiğini söylüyorsak artık ne kalır geriye sorarım size? paradoksun bedelini ödemek kalır ve bunun ödeneceğini öngörüyorum, vaktiyle oynadığımız fikirler şimdi insanlarla oynamaya başlıyor ve insanlar ölçüsüzce tüketecekler kendilerini. hiçbir şeyden kaçamayacağız ve hiçbir şey bize artık lütufta bulunmayacak, sürdürdüğümüz düzen asla iyileşmeyecek, delilik ve ölüm bu düzenin temelleri olarak kalıyor, düzen onlara bağlı ve sağlıklı bir şekilde değişemeyeceğinden, biz istemesek de destekleyen şey öldürecek düzeni. "
"biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde üreyip çoğalma tercihinde bulunursa bile, biz onları engellemek ve insan'ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız."
"dünya çirkin, giderek daha da çirkinleşecek, ormanlar balta darbeleriyle yok oluyor, her yandan şehirler her şeyi yutarak yükseliyor, çöller her yerde yayılıyor, çöller de insanın eseri. toprağın ölümü şehirlerin uzağa yansıyan gölgesidir, şimdi buna suyun ölümü de ekleniyor, sırada havanın ölümü var, ama dördüncü element olan ateş, diğerlerinin intikamını almak için varlığını sürdürecek; bizler, sıramız geldiğinde, ateşle öleceğiz."
" biz deliliği ve ölümü sunakların üzerine yerleştirdik, tanrı'nın çıldırdığını ve can çekiştiğini söylüyorsak artık ne kalır geriye sorarım size? paradoksun bedelini ödemek kalır ve bunun ödeneceğini öngörüyorum, vaktiyle oynadığımız fikirler şimdi insanlarla oynamaya başlıyor ve insanlar ölçüsüzce tüketecekler kendilerini. hiçbir şeyden kaçamayacağız ve hiçbir şey bize artık lütufta bulunmayacak, sürdürdüğümüz düzen asla iyileşmeyecek, delilik ve ölüm bu düzenin temelleri olarak kalıyor, düzen onlara bağlı ve sağlıklı bir şekilde değişemeyeceğinden, biz istemesek de destekleyen şey öldürecek düzeni. "
"biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde üreyip çoğalma tercihinde bulunursa bile, biz onları engellemek ve insan'ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız."
"dünya çirkin, giderek daha da çirkinleşecek, ormanlar balta darbeleriyle yok oluyor, her yandan şehirler her şeyi yutarak yükseliyor, çöller her yerde yayılıyor, çöller de insanın eseri. toprağın ölümü şehirlerin uzağa yansıyan gölgesidir, şimdi buna suyun ölümü de ekleniyor, sırada havanın ölümü var, ama dördüncü element olan ateş, diğerlerinin intikamını almak için varlığını sürdürecek; bizler, sıramız geldiğinde, ateşle öleceğiz."
devamını gör...
moderasyonun anlama kıtlığı yaşıyor olması
isim verip ağlatmak istemem ama içlerinde bazıları var ki (gerekirse isimler açıklanır) bir havalar bir havalar sanki ejderyaları var gibi takılıyor.
ya diyorum ve tekerleğin icadından anlatmaya başlıyorum füze falan atıyorlar.
ya diyorum ve tekerleğin icadından anlatmaya başlıyorum füze falan atıyorlar.
devamını gör...
kendi işini kendi halleden insan
kimseye minnet etmeyi sevmeyen insan tipidir. severim böyle insanları. hayat onlar için biraz zordur ama gece şundan şunu nasıl isteyeceğim sorularıyla kıvranmadan huzurlu huzurlu uyurlar. diğer insanlara göre daha çok yorulur, yıpranır, kötü şeylere maruz kalır fakat daha çok öğrenirler. gözlemime göre hangi yaşta olursa olsunlar akranlarından daha olgun oluyorlar. böyle insanlarla arkadaş olmak , eş olmak büyük şans. sayılarının çoğalmasını dilerim.
devamını gör...


