normal sözlük yazarlarının mal varlıkları
1 paket sigara ve 1 adet engelli kartım. nakit param yok.
devamını gör...
küfürbaz haydo
özbokuboncuklular nickli bir grubun , yosemite sam adlı çizgi film karakterini uyarladıkları komik ve küfürlü olay akışı ile seslendirdikleri karakterdir.
örn;
(link: )
örn;
(link: )
devamını gör...
balkon insanı (yazar)
çikolatasını bana emanet ederek çok yanlış yapmış yazardır.
sayın yazar, kurda kuzu teslim edilmez!
balkonunuzdan tanım girmek kolay tabee.
tanım: girdiği tanımlarla beğenimi kazanan, severek takip ettiğim yazarlardandır.
sayın yazar, kurda kuzu teslim edilmez!
balkonunuzdan tanım girmek kolay tabee.
tanım: girdiği tanımlarla beğenimi kazanan, severek takip ettiğim yazarlardandır.
devamını gör...
zar çoklu evren modeli
evren dediğimiz şeyin, sicim teorisiyle bağlantılı olarak çok boyutlu bir uzay içerisinde dalgalanan zar yapılı evrenlerden yalnızca biri olduğunu ileri süren teori.
basitçe anlatmaya çalışacağım. umarım altından kalkabilirim.
sicim teorisi üzerinde çalışan fizikçiler, bazı yapıların matematiksel olarak mümkün olduğunu buldular. örneğin 3 uzay boyutundan oluşan ve adına 3-zar dedikleri, 4 uzay boyutundan oluşan ve adına 4-zar dedikleri bazı yapıların matematiksel olarak olasılık dahilinde olduğunu gördüler (ki bu durum 9-zara kadar gider). kurama adını veren sicimler ise tek zar adıyla anılır.
gözünüzde, uzay içerisinde uzanan, uzunca (hatta sonsuz uzunlukta) bir ip ya da sonsuz uzunlukta biz örtü canlandırabilirsiniz. zamanı işin içerisine katmazsak, 3 uzay boyutlu bir evrende yaşadığımız için bunları birer nesne olarak gözümüzde canlandırmamız kolaydır. fakat boyutları sonsuz büyüklükte, 3 boyutlu bir zar canlandırın dersem, o zaman bu zarın tüm evrene karşılık gelmesi gerekir. zar evren olayı burada devreye girer.
sicim teorisi toplam 11 boyut öngörür. şu halde 11 boyutlu bir uzay içerisinde, çok sayıda çok boyutlu evren olabilir.
şimdi sadece gözünüzde rahat canlandırabilmeniz için bir temsili bir resim paylaşayım:

görselin kaynağı
burada 2 adet 3-zar görüyorsunuz. bunlar aslında birer paralel evren. bunlar gibi daha çok 3-zarı bir arada düşünebilirsiniz. ortaya 3-zarlardan oluşmuş bir çoklu evren modeli çıkar. tabi paralel evren dediysek, uzaydaki yönelimleri birbirine paralel olduğu için demiyoruz. bunlar böyle ekmek dilimi gibi yan yana, birbirine paralel olmayabilir. dağınık şekilde dağılabilirler. ayrıca ille de hepsi 3-zar olmak zorunda değil. bazıları 2-zar, bazıları 8-zar da olabilir mesela... üstelik hepsinin içerisinde galaksiler, yıldızlar gibi cisimler olmak zorunda değil. bazıları boş bile olabilir.
burada dikkat edilmesi gereken husus, bunların hepsinin tek bir kuramdan kaynaklandığı, bu nedenle de hepsinde aynı fizik kanunlarının geçerli olduğu gerçeği. söz konusu olan kuram da sicim teorisi olduğuna göre, bu evrenlerde bulunan her şey sicimlerden oluşuyor demektir.
***
peki bu evrenlerle iletişim kurabilir miyiz?
burada sicimlerin 2 tür olabileceğini bilmemiz gerekiyor: kapalı ya da açık sicimler. kapalı sicimler, halka gibidir ve bu sicimler zar evrenlerden ayrılıp ortalıkta, evrenler arasında dolaşabilir. ancak açık sicimlerin bir ucu mutlaka zar evrenlere bağlı olduğundan, bunlar bir yere ayrılamaz. evrendeki cisimleri de bunlar oluşturur.
şimdi burada yine bir bilgiye daha ihtiyacımız var. teorik parçacıklar olan ve kütle çekiminin taşıyıcı parçacıkları olarak kabul edilen gravitonlar, 2 açık sicimden oluşur. bunlar 2 yarım halka gibi birleşerek bir kapalı sicim oluştururlar. yani henüz gözlemleyemediğimiz gravitonlar, zarlardan ayrılarak serbestçe dolaşabilirler. bu da demek olur ki, bir zar evrende yaşayan bizler, bir başka zar evrenle iletişim kurmak istersek gravitonlardan yararlanabiliriz. yani diğer evrenlere geçiş yapabilmenin tek yolu kütle çekimidir.
tabii bu uçuk kaçık gibi görünen olayları, bahsi geçen durumda (zardan ayrılıp serbest dolaşabilme durumunda) evrende yaşanması muhtemel olan graviton kaynaklı kayıp enerji aracılığıyla büyük hadron çarpıştırıcısında bir şekilde ölçebilmek mümkün. ancak henüz buna ilişkin bir deney sonucu elde edilmiş değil. bir gün bu şekilde bir sonuç elde edilirse, içerisinde yaşadığımız uzayda, bizimkinden başka çok boyutlu evrenlerin de var olduğunu düşünmemiz için sağlam bir nedenimiz olacak demektir.
basitçe anlatmaya çalışacağım. umarım altından kalkabilirim.
sicim teorisi üzerinde çalışan fizikçiler, bazı yapıların matematiksel olarak mümkün olduğunu buldular. örneğin 3 uzay boyutundan oluşan ve adına 3-zar dedikleri, 4 uzay boyutundan oluşan ve adına 4-zar dedikleri bazı yapıların matematiksel olarak olasılık dahilinde olduğunu gördüler (ki bu durum 9-zara kadar gider). kurama adını veren sicimler ise tek zar adıyla anılır.
gözünüzde, uzay içerisinde uzanan, uzunca (hatta sonsuz uzunlukta) bir ip ya da sonsuz uzunlukta biz örtü canlandırabilirsiniz. zamanı işin içerisine katmazsak, 3 uzay boyutlu bir evrende yaşadığımız için bunları birer nesne olarak gözümüzde canlandırmamız kolaydır. fakat boyutları sonsuz büyüklükte, 3 boyutlu bir zar canlandırın dersem, o zaman bu zarın tüm evrene karşılık gelmesi gerekir. zar evren olayı burada devreye girer.
sicim teorisi toplam 11 boyut öngörür. şu halde 11 boyutlu bir uzay içerisinde, çok sayıda çok boyutlu evren olabilir.
şimdi sadece gözünüzde rahat canlandırabilmeniz için bir temsili bir resim paylaşayım:

görselin kaynağı
burada 2 adet 3-zar görüyorsunuz. bunlar aslında birer paralel evren. bunlar gibi daha çok 3-zarı bir arada düşünebilirsiniz. ortaya 3-zarlardan oluşmuş bir çoklu evren modeli çıkar. tabi paralel evren dediysek, uzaydaki yönelimleri birbirine paralel olduğu için demiyoruz. bunlar böyle ekmek dilimi gibi yan yana, birbirine paralel olmayabilir. dağınık şekilde dağılabilirler. ayrıca ille de hepsi 3-zar olmak zorunda değil. bazıları 2-zar, bazıları 8-zar da olabilir mesela... üstelik hepsinin içerisinde galaksiler, yıldızlar gibi cisimler olmak zorunda değil. bazıları boş bile olabilir.
burada dikkat edilmesi gereken husus, bunların hepsinin tek bir kuramdan kaynaklandığı, bu nedenle de hepsinde aynı fizik kanunlarının geçerli olduğu gerçeği. söz konusu olan kuram da sicim teorisi olduğuna göre, bu evrenlerde bulunan her şey sicimlerden oluşuyor demektir.
***
peki bu evrenlerle iletişim kurabilir miyiz?
burada sicimlerin 2 tür olabileceğini bilmemiz gerekiyor: kapalı ya da açık sicimler. kapalı sicimler, halka gibidir ve bu sicimler zar evrenlerden ayrılıp ortalıkta, evrenler arasında dolaşabilir. ancak açık sicimlerin bir ucu mutlaka zar evrenlere bağlı olduğundan, bunlar bir yere ayrılamaz. evrendeki cisimleri de bunlar oluşturur.
şimdi burada yine bir bilgiye daha ihtiyacımız var. teorik parçacıklar olan ve kütle çekiminin taşıyıcı parçacıkları olarak kabul edilen gravitonlar, 2 açık sicimden oluşur. bunlar 2 yarım halka gibi birleşerek bir kapalı sicim oluştururlar. yani henüz gözlemleyemediğimiz gravitonlar, zarlardan ayrılarak serbestçe dolaşabilirler. bu da demek olur ki, bir zar evrende yaşayan bizler, bir başka zar evrenle iletişim kurmak istersek gravitonlardan yararlanabiliriz. yani diğer evrenlere geçiş yapabilmenin tek yolu kütle çekimidir.
tabii bu uçuk kaçık gibi görünen olayları, bahsi geçen durumda (zardan ayrılıp serbest dolaşabilme durumunda) evrende yaşanması muhtemel olan graviton kaynaklı kayıp enerji aracılığıyla büyük hadron çarpıştırıcısında bir şekilde ölçebilmek mümkün. ancak henüz buna ilişkin bir deney sonucu elde edilmiş değil. bir gün bu şekilde bir sonuç elde edilirse, içerisinde yaşadığımız uzayda, bizimkinden başka çok boyutlu evrenlerin de var olduğunu düşünmemiz için sağlam bir nedenimiz olacak demektir.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
tutumluluk ile fakirliği karıştırmayın. zenginlik de israf için bahane değildir. en barizinden, 200 liralık et söyleyip yarısını yememek zenginlik değil müsrifliktir. o yemediğin 100 gram et için harcanan doğal kaynaklar gezegenin geleceğinden çalınıyor.
devamını gör...
tarihte bugün
atatürk'ün naaşı, cumhurbaşkanı celal bayar'ın ve halkın katıldığı görkemli törenle anıtkabir'e nakledildi
devamını gör...
saçını toplarken tokasını ağzında ısırarak tutan kadın
kadınların her hareketinden tahrik olan psikopat tayfa, gidin tedavi olun. ıleri de "ağzında toka tutmuştu, beni tahrik etti hakim bey" konulu kararlar çıkarsa şaşırmam. çünkü şaşılacak bir şey bırakmıyorsunuz insana.
devamını gör...
içinde hukuk sistemini barındıran en iyi filmler
(bkz: a few good men)
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
bakmayın siz benim kuru bir yaprak gibi sallandığıma…
köküm sağlamdır, sarsılsam da kopmam dalımdan…
öyle kolay değil, rüzgarın önüne kapılıp gitmem…
son ana kadar vazgeçmem yaşamaktan…
ne fırtınalar koptu, benim hayat dallarımda…
hiç birinde vazgeçmedim umutlarımdan…
içimde kıyametler kopsa da.
ben baharıyım yarınlarımın,
çiçek açarım her kışın ardından! !
nazım hikmet.
köküm sağlamdır, sarsılsam da kopmam dalımdan…
öyle kolay değil, rüzgarın önüne kapılıp gitmem…
son ana kadar vazgeçmem yaşamaktan…
ne fırtınalar koptu, benim hayat dallarımda…
hiç birinde vazgeçmedim umutlarımdan…
içimde kıyametler kopsa da.
ben baharıyım yarınlarımın,
çiçek açarım her kışın ardından! !
nazım hikmet.
devamını gör...
kurt
abimizin hakkında, şöyle karizmatik bir deyim vardır.
"aslan ve kaplan daha güçlü olabilir; fakat hiçbir kurt sirkte gösteri yapmaz"
"aslan ve kaplan daha güçlü olabilir; fakat hiçbir kurt sirkte gösteri yapmaz"
devamını gör...
aşti
esenler'den sonra favorim. toplumdan, köklerimden uzaklaştığımı hissettiğimde ikisinden birinden bilet alır. 4 saat erkenden otogara gider ve uzaklara bakarak hayatın anlamını sorgularım.
devamını gör...
bu başlıkta ateist ateist konuşuyoruz
ibadet adı altında neden hayvanları kesiyorlar? allah zaten kendisine taptıklarını bilmiyor mu da hediye istiyor?
amacım insanların inandığı dinle alay etmek ya da o dini küçümsemek değil sadece bazı şeyler mantıksız geliyor.
--- alıntı ---
islam dininde hayvanlara iyi davranılması, onlara eziyet edilmemesi, aç ve susuz bırakılmaması, güçlerinin üzerinde yük taşıtılmaması, eğlence için dövüştürülmemesi, yavrularının alınmaması gibi hayvan haklarını korumaya yönelik bir dizi emir ve tâlimatın verildiği, bazı idarî tedbirlerin alındığı, aksine davrananların uyarıldığı veya cezalandırıldığı bilinmektedir.
--- alıntı ---
ama ibadet için kesmek serbest.
amacım insanların inandığı dinle alay etmek ya da o dini küçümsemek değil sadece bazı şeyler mantıksız geliyor.
--- alıntı ---
islam dininde hayvanlara iyi davranılması, onlara eziyet edilmemesi, aç ve susuz bırakılmaması, güçlerinin üzerinde yük taşıtılmaması, eğlence için dövüştürülmemesi, yavrularının alınmaması gibi hayvan haklarını korumaya yönelik bir dizi emir ve tâlimatın verildiği, bazı idarî tedbirlerin alındığı, aksine davrananların uyarıldığı veya cezalandırıldığı bilinmektedir.
--- alıntı ---
ama ibadet için kesmek serbest.
devamını gör...
istanbul
1453 fatih sultan mehmet'in o dönemki adıyla konstantinopolis'i fethetmesinden bu yana türklere ait olan, içinde türk'ünden,kürt'üne,ingiliz'inden,laz'ına,far'sından,afganistan'lısına kadar birçok milletin iç içe yaşadığı koca bir metropoldür. türkiyenin en kalabalık,en gelişmiş,en kültürlü şehri denebilir. kısacası türkiye'nin en idir. hatta sadece türkiye'nin değil dünyanın enidir. bundan olacak ki (bkz: napolyon bonapart) dünya bir ülke olsa başkenti istanbul olurdu diyor. buna ek islam'ın peygamberi hz. muhammed bu şehri fetheden ne güzel komutandır,bu şehri fetheden asker ne güzel askerdir diyor.
uğruna onlarca şiir yazılmış,boğaz manzarasıyla görsel şölen yaşatan türkiye'nin incisi şehridir.
yalnızca şiirler de kalmamış hemen hemen tüm yerli film ve dizilerde illaki bir istanbul sahnesi olmuştur. tüm bunların içinde aklımda kalan (bkz: ezel) dizisinde (bkz: ramiz dayı)nın "bu şehri emaneti olan bu şehri istanbul'u almaya geldim yeğen. bir bavulum bir de silahımla".
bu kadar güzelliğin yanında elbette bir de kötü yanı olmalı olmakda zorunda yani. trafik bunun en başında geliyor istanbul trafiği diye klişeleşmiş bir deyim var. hatta paris'te trafik az biraz sıkışsa bu ne kardeşim istanbul trafiğine döndü burası diye şikayetler bile olmuştur. ses ve hava kirliliği günümüz dünyasında aşk gibi ekmek gibi su gibi olduğu için saymıyorum bile.
uğruna onlarca şiir yazılmış,boğaz manzarasıyla görsel şölen yaşatan türkiye'nin incisi şehridir.
yalnızca şiirler de kalmamış hemen hemen tüm yerli film ve dizilerde illaki bir istanbul sahnesi olmuştur. tüm bunların içinde aklımda kalan (bkz: ezel) dizisinde (bkz: ramiz dayı)nın "bu şehri emaneti olan bu şehri istanbul'u almaya geldim yeğen. bir bavulum bir de silahımla".
bu kadar güzelliğin yanında elbette bir de kötü yanı olmalı olmakda zorunda yani. trafik bunun en başında geliyor istanbul trafiği diye klişeleşmiş bir deyim var. hatta paris'te trafik az biraz sıkışsa bu ne kardeşim istanbul trafiğine döndü burası diye şikayetler bile olmuştur. ses ve hava kirliliği günümüz dünyasında aşk gibi ekmek gibi su gibi olduğu için saymıyorum bile.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
mesela herhangi bir gün müthiş bir iç sıkıntısı seni boğar. hayat sana karanlık, manasız gelir. insan, biraz evvel senin zırvaladığın gibi felsefeler yapmaya başlar. hatta yavaş yavaş onu da yapamaz ve canı, ağzını açmayı bile istemez.
hiçbir insanın, hiçbir eğlencenin seni canlandıramayacağını sanırsın. hava sıkıcı ve manasızdır. ya fazla sıcak ya fazla soğuk ya fazla yağmurludur. gelip geçenler suratına salak salak bakarlar ve on para etmez işlerin peşinde, bir tutam otun arkasından koşan keçiler gibi dilleri bir karış dışarı fırlayarak dolaşırlar.
aklını başına derleyip bu ruh haletini tahlil etmek istersin. insan ruhunun çözülmez düğümleri bir muamma gibi önüne serilir.
kitaplarda okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran simidi gibi sarılırsın. çünkü nedense hepimizde maddi olsun, manevi olsun, bütün dertlerimize bir isim takmak merakı vardır bunu yapmazsak büsbütün çılgına döneriz.
mamafih insanlarda bu merak olmasa doktorlar açlıktan ölürlerdi. bu depresyon kelimesine yapışıp iç sıkıntısının uçsuz bucaksız denizinde bocalarken karşına uzun zamandan beri görmediğin bir ahbap çıkar. kılık kıyafetinin düzgünce olduğunu görür görmez derhal aklına kendi meteliksizliğin gelir ve gafil dostundan talihin varsa bir iki lira borç alırsın...
işte ondan sonra mucize başlar. şiddetli bir rüzgar ruhundan bir sis tabakasını sıyırıp götürmüş gibi içinin birdenbire aydınlandığını, bir hafiflik, bir genişlik duyduğunu görürsün. eski sıkıntı pır deyip uçmuştur. gözlerin etrafa memnuniyetle bakar ve sen de gevezelik edecek bir arkadaş aramaya başlarsın.
işte, iki gözüm, ciltlerce kitabın, saatlerce tefekkürün yapamadığı işi iki kirli kağıt başarır.
sen ruhumuzun bu kadar ucuz bir bedel mukabilinde takla atmasını haysiyetine yediremediğin için belki daha asil sebepler peşinde koşarsın, gökyüzünde birkaç yüz metre daha yükselen bir bulut yahut ensene doğru esen serince bir rüzgar yahut o esnada aklına gelen zekice bir fikir, sana bu değişmenin sebebi gibi görünmek ister.
fakat söz aramızda, iş bunun tamamıyla tersinedir, cebimize giren iki lira sayesindedir ki havanın biraz açıldığını görmek, rüzgarın serinliğini hissetmek hatta akıllıca şeyler düşünmek mümkün olmuştur...
(bkz: içimizdeki şeytan)
devamını gör...
anksiyete bozukluğu
zaman zaman kapımı çalan ama kendisini alt etmekte uzmanlaştığım, bozukluk.
devamını gör...
ölmek
birden bire ölmez insan. yaşadığımız her dakika biraz ölürüz. yaşam ile ölüm birbirinden ayrılamaz bir bütündür.
devamını gör...
çörek
beni eskiye götüren hafif tatlımsı hamur işi.
eskiye götürme derinliğine bakacak olursak taaa çocukluğuma inebiliriz. çocukluğumda her bayram babaanne evinde toplanılırdı. babaannem de her bayram bu çörekten yapardı. eski köy evine girince mis gibi kokan ekmek, yerini mis gibi kokan anasona bırakırdı. burun deliklerinizden giren koku başınızı döndürürdü. elbette çöreklerin yeri belli. üzerine bez örtülmüş tepsiler, kapının girişinde bulunan masanın üzerinde olurdu. çöreklerin yerinin belli olduğu ölçüde o çörekleri kimlerin yiyeceği de belliydi. bunların başında; büyük amcamın eşi ve çocukları, küçük halam ve diğerleri. yani bir bakıma çörekler onlar için özel yapılırdı. küçük halam istanbul'dan geldiği için, büyük amcam da genç yaşında vefat ettiği için bu iki hususa hep bi özen gösterilirdi. biz de babaanne evine gittiğimizde çörek yerdik; ama kimin için yapıldığının bilincinde olarak yerdik. bunu düşününce insan biraz hüzünleniyor.
gün geçti, devran döndü. babaannem vefat etti. eskisi gibi bayram günü toplaşmaları kalmadı. ama çörek özlemi her daim devam etti. özlem olunca çörek yapma işini annem üstlendi. babaannemin yaptığından da güzel oldu. tabii ben de gözlemci olarak her daim annemin yanında oldum, oluyorum, olacağım. * şimdi de bu güzelliği sizinle paylaşıyorum.
malzemeler
* yoğurmak isterseniz un, su, tuz ile bir hamur oluşturacağız. böyle biraz sert oluyor. sert olmasını engellemek için bu üçlünün içine ;
* 1 su bardağı sıvı yağ
* 1 su bardağı ılık süt ekleyebiliriz. ( eğer yoğurmaya üşenirsek fırından hazır yoğurulmuş ekmek hamuru da alabiliriz, tercih bizim, keyif bizim swh.)
* 1 küp yaş maya
* 1 - 2 çorba kaşığı anason
* şeker
* 2 su bardağı iri kıyılmış ceviz
* sıvı yağ
yapılışı:
öncelikle hamurumuzu güzelce yoğuralım. biraz ele yapışan bir hamur olacak. bu kısım biraz sinir bozucu olsa da hamuru açmak için kullanacağımız sıvı yağ ile o yapışkanlığı hissetmeyeceğiz. hamur yoğrulunca mayalanması için bir kenarda bekletelim. bu sırada cevizleri iri iri kıyalım, anasonu bir havanda dövelim. dövelim ki yağı çıksın. kokusu evin içine yayılsın. döverken sizi yıpratan olayları düşünüp daha da kuvvetli olabilirsiniz. *
tüm bunları yaptıktan sonra hamurumuz mayalanmış olacaktır. hamurumuzdan irice bir parça koparalım ve sıvı yağ ile hamuru tezgahın üzerinde açalım. mayalı bir hamur olduğu için, hamuru açmaya çalıştıkça hamur küçülecek, adeta bizimle inatlaşacak.bu inatlaşmanın sonunda biz kazanacağız tabii ki. * yağla iyice incelmiş hamura dövülmüş anasonu ve iri kıyılmış cevizi güzelce serpiştirelim. anasonun acılığını kırmak için hamurun üzerine 1-2 yemek kaşığı şeker serpiştirelim ve bu üçlüyü -hamura iyice yapışması için- elimizle iyice bastıralım. bir ucundan rulo şeklinde sarmaya başlayalım. hamuru sarmayı bitirince kalın bir rulo olacak ve bu kalın hamuru tezgaha vura vura inceltelim. üç parmak genişliğinde keselim ve hamur kısımları yukarı bakacak şekilde tepsiye dizelim. içli kısım yukarı bakarsa cevizler yanabilir ve tadı hoş olmaz. hamur kısımları yukarı bakınca ser olabiliyor bazen. tepsiyi bu şekilde doldurduktan sonra önceden ısıtılmış 180-200 derece fırında çöreklerin üzeri kızarana kadar pişirelim. çörek pişerken evin içini anason kokutup kendimizden geçebiliriz.
bu da çöreğimizin pişmiş hâlidir.
eskiye götürme derinliğine bakacak olursak taaa çocukluğuma inebiliriz. çocukluğumda her bayram babaanne evinde toplanılırdı. babaannem de her bayram bu çörekten yapardı. eski köy evine girince mis gibi kokan ekmek, yerini mis gibi kokan anasona bırakırdı. burun deliklerinizden giren koku başınızı döndürürdü. elbette çöreklerin yeri belli. üzerine bez örtülmüş tepsiler, kapının girişinde bulunan masanın üzerinde olurdu. çöreklerin yerinin belli olduğu ölçüde o çörekleri kimlerin yiyeceği de belliydi. bunların başında; büyük amcamın eşi ve çocukları, küçük halam ve diğerleri. yani bir bakıma çörekler onlar için özel yapılırdı. küçük halam istanbul'dan geldiği için, büyük amcam da genç yaşında vefat ettiği için bu iki hususa hep bi özen gösterilirdi. biz de babaanne evine gittiğimizde çörek yerdik; ama kimin için yapıldığının bilincinde olarak yerdik. bunu düşününce insan biraz hüzünleniyor.
gün geçti, devran döndü. babaannem vefat etti. eskisi gibi bayram günü toplaşmaları kalmadı. ama çörek özlemi her daim devam etti. özlem olunca çörek yapma işini annem üstlendi. babaannemin yaptığından da güzel oldu. tabii ben de gözlemci olarak her daim annemin yanında oldum, oluyorum, olacağım. * şimdi de bu güzelliği sizinle paylaşıyorum.
malzemeler
* yoğurmak isterseniz un, su, tuz ile bir hamur oluşturacağız. böyle biraz sert oluyor. sert olmasını engellemek için bu üçlünün içine ;
* 1 su bardağı sıvı yağ
* 1 su bardağı ılık süt ekleyebiliriz. ( eğer yoğurmaya üşenirsek fırından hazır yoğurulmuş ekmek hamuru da alabiliriz, tercih bizim, keyif bizim swh.)
* 1 küp yaş maya
* 1 - 2 çorba kaşığı anason
* şeker
* 2 su bardağı iri kıyılmış ceviz
* sıvı yağ
yapılışı:
öncelikle hamurumuzu güzelce yoğuralım. biraz ele yapışan bir hamur olacak. bu kısım biraz sinir bozucu olsa da hamuru açmak için kullanacağımız sıvı yağ ile o yapışkanlığı hissetmeyeceğiz. hamur yoğrulunca mayalanması için bir kenarda bekletelim. bu sırada cevizleri iri iri kıyalım, anasonu bir havanda dövelim. dövelim ki yağı çıksın. kokusu evin içine yayılsın. döverken sizi yıpratan olayları düşünüp daha da kuvvetli olabilirsiniz. *
tüm bunları yaptıktan sonra hamurumuz mayalanmış olacaktır. hamurumuzdan irice bir parça koparalım ve sıvı yağ ile hamuru tezgahın üzerinde açalım. mayalı bir hamur olduğu için, hamuru açmaya çalıştıkça hamur küçülecek, adeta bizimle inatlaşacak.bu inatlaşmanın sonunda biz kazanacağız tabii ki. * yağla iyice incelmiş hamura dövülmüş anasonu ve iri kıyılmış cevizi güzelce serpiştirelim. anasonun acılığını kırmak için hamurun üzerine 1-2 yemek kaşığı şeker serpiştirelim ve bu üçlüyü -hamura iyice yapışması için- elimizle iyice bastıralım. bir ucundan rulo şeklinde sarmaya başlayalım. hamuru sarmayı bitirince kalın bir rulo olacak ve bu kalın hamuru tezgaha vura vura inceltelim. üç parmak genişliğinde keselim ve hamur kısımları yukarı bakacak şekilde tepsiye dizelim. içli kısım yukarı bakarsa cevizler yanabilir ve tadı hoş olmaz. hamur kısımları yukarı bakınca ser olabiliyor bazen. tepsiyi bu şekilde doldurduktan sonra önceden ısıtılmış 180-200 derece fırında çöreklerin üzeri kızarana kadar pişirelim. çörek pişerken evin içini anason kokutup kendimizden geçebiliriz.
bu da çöreğimizin pişmiş hâlidir.
devamını gör...
şişenin içine gemiyi nasıl sokuyorlar sorunsalı
bir zamanlar heves etmiş ve araştırmıştım ama yapmaya asla fırsatım olmadı. ilk fırsatta yapacağım ama buradaki sorunun cevabı şu şekilde. gemiyi dışarıda hazırlayıp şişeye yerleştiriliyor. yelkenleri arkaya yatırılabilecek şekilde hareketli kullanılıyor. hepsinin ucunda uzun ipler var. ne zaman ki gemi hazırlıkları bitiyor o zaman yelken direklerini arkaya katlıyorsun ardından yelkenleri katlıyorsun ve gemi incecik bir hale geliyor. yelkenlerin uçları, gemi direğindeki ince yelken çıtaları hepsi birbirine bağlı ve o ipin devamı en uzun ipe bağlı. şimdi bu inceltilmiş gemiyi uygun şişenin ağzından geçirip şişeye önceden yerleştirdiğin hamurun üzerine yerleştiriyorsun. ardından en zor kısım olan dışarı sarkan uzun ipi dikkatlice çekme kısmı kalıyor. ipi çektikçe yelken çıtaları açılıyor, yelkenler istenen konuma geliyor. ardından dikkatlice ip kesiliyor ve şişede gemimiz hazır. tek yöntem tabii ki bu değil. bunu iyice profesyoneller ince alet ve ekipmanlar kullanarak tüm gemiyi şişenin içinde de inşa edebiliyorlar.
bu videoda ilk anlattığım yöntemle şişe içine nasıl gemi yerleştirileceğini uygulamalı olarak görebilirsiniz.
bu videoda ilk anlattığım yöntemle şişe içine nasıl gemi yerleştirileceğini uygulamalı olarak görebilirsiniz.
devamını gör...

