taaşşuk-ı talat ve fitnat
başlıkta görüldüğünden ayrı olarak dönemindeki (تعشق طلعت و فتنت) yazımıyla okurlarla buluşmuş olan kitap. şemsettin sami tarafından kaleme alınmıştır. osmanlı alfabesiyle basılmış ilk türkçe romandır, batılı tarza yazılan ilk türkçe romanlar arasında yer alır. o dönem, takribî padişah abdülmecid'den beri süregelen; kadının toplum içindeki yeri, karı-kocaya mahsus hususlar gibi tatrışma konularını ele almıştır. kitabın adının günümüze uyarlanmış hâli "talât ve fitnat'ın aşkı"dır. konusu da isminden anlaşılacağı üzere iki gencin birbirine olan aşkıdır. aralarındaki aşk türlü türlü müdahalelere uğrar ve kitapta anlatısını bu müdahaleler üzerine kurar.
kitabın orijinal metninden ilk paragrafı aşağıya transkript edilmiş hâliyle aktarıyorum.
--! spoiler !--
ا. فتح كلام
آق سرايده اوفاجق بر اوده. طنطنـهلى دكل لكن پك تميز دوشنمش بر اوطـهده، يوزنده بر حسن و آنك خرابـهلرى نمايان، اللى اللى بش ياشنده بر قادين مندر اوستنه اوتوروب بر شى ديكيور ايدى. كوزى ديكشده الى اكنـهده لكن ذهنى بشقه يرده اولوب بر شى دوشونور و دوشدوندكچه محزون و مكدر اولور كبى كورينور ايدى. بيچاره اختيارلر كچمش شيلرى خاطرلرينه كتوردكچه محزون اولورلر. چونكه عمرلرنده كچورمش اولدوقلرى مسرت كونلرينى آكدقلرى وقتده او كونلرك بر دها عودت ايتميـهجكنه تأسف ايدرلر. و چكمش اولدقلرى كدرلرى ياد ايدكلرنده كوكللرينك ياره لرى تازه لنور.
1. feth-i kelâm
aksaray’da, ufacık bir oda tantanalı değil lakin pek temiz döşenmiş bir odada, yüzünde bir hüsn ü ânın harabeleri nümayan, elli, elli beş ya şında bir kadın minder üstüne oturup bir şey dikiyor idi. gözü dikişte, eli iğnede lakin zihni başka yerde olup bir şey düşünür ve düşündükçe mahzun ve mükedder olur gibi görünüyor idi. bi-çare ihtiyarlar geçmiş şeyleri hatırlarına getirdikçe mahzun olurlar. çünkü ömürlerinde geçirmiş oldukları meserret günlerini andıkları vakitte o günlerin bir daha avdet etmeyeceğine teessüf ederler ve çekmiş oldukları kederleri yad ettiklerinde gönüllerinin yaraları tazelenir.
--! spoiler !--
kitabın orijinal metninden ilk paragrafı aşağıya transkript edilmiş hâliyle aktarıyorum.
--! spoiler !--
ا. فتح كلام
آق سرايده اوفاجق بر اوده. طنطنـهلى دكل لكن پك تميز دوشنمش بر اوطـهده، يوزنده بر حسن و آنك خرابـهلرى نمايان، اللى اللى بش ياشنده بر قادين مندر اوستنه اوتوروب بر شى ديكيور ايدى. كوزى ديكشده الى اكنـهده لكن ذهنى بشقه يرده اولوب بر شى دوشونور و دوشدوندكچه محزون و مكدر اولور كبى كورينور ايدى. بيچاره اختيارلر كچمش شيلرى خاطرلرينه كتوردكچه محزون اولورلر. چونكه عمرلرنده كچورمش اولدوقلرى مسرت كونلرينى آكدقلرى وقتده او كونلرك بر دها عودت ايتميـهجكنه تأسف ايدرلر. و چكمش اولدقلرى كدرلرى ياد ايدكلرنده كوكللرينك ياره لرى تازه لنور.
1. feth-i kelâm
aksaray’da, ufacık bir oda tantanalı değil lakin pek temiz döşenmiş bir odada, yüzünde bir hüsn ü ânın harabeleri nümayan, elli, elli beş ya şında bir kadın minder üstüne oturup bir şey dikiyor idi. gözü dikişte, eli iğnede lakin zihni başka yerde olup bir şey düşünür ve düşündükçe mahzun ve mükedder olur gibi görünüyor idi. bi-çare ihtiyarlar geçmiş şeyleri hatırlarına getirdikçe mahzun olurlar. çünkü ömürlerinde geçirmiş oldukları meserret günlerini andıkları vakitte o günlerin bir daha avdet etmeyeceğine teessüf ederler ve çekmiş oldukları kederleri yad ettiklerinde gönüllerinin yaraları tazelenir.
--! spoiler !--
devamını gör...
akbaba
jorge luis borges tarafından hazırlanan babil kitaplığında bir franz kafka kitabıdır.
kafka okumak benim için bir tutkudur. yazdığı her şeyi okudum, hakkında yazılan her şeyi de. kendim için görünen o ki okumaya da devam edeceğim.
bu bir öykü kitabı ve içindeki en önemli öykülerden biri de kitaba adını vermiş olan akbaba. her okuduğumda bu dünya üzerinde nasıl yalnız ve çaresiz bırakıldığımızı, zaten kaybetmiş olduğumuz bir savaşı sürdürmek konusunda ne kadar gereksiz bir heves duyduğumuzu hatırlarım.
akbaba, bu kitabı ilk okuduğumdan beri kemirmekte vücudumu ve ben yardım etmeye söz veren o adamın gelmesini bekliyorum.
yaklaşık 20 yıl aradan sonra tekrar okudum... aslında insan aradan bunca zaman geçince bir kitabı yeninden okuduğunda farklı duygular hisseder, farklı fikirler edinir, farklı yerlerin altını çizer. ancak benim kafka’yla ilişkim sanırım biraz farklı, sanki ezberimdeki bir metni okur gibi okudum kitabı yeniden, her sözcüğe aşinaydım. aynı duygu yoğunluğu, aynı hayranlıkla... elbette yeni fark ettiğim şeyler de oldu ama eski bir dostla karşılaşınca şakaklarındaki kırları fark etmek gibiydi. okuyunuz efendim, tekrar tekrar okuyunuz...
kafka okumak benim için bir tutkudur. yazdığı her şeyi okudum, hakkında yazılan her şeyi de. kendim için görünen o ki okumaya da devam edeceğim.
bu bir öykü kitabı ve içindeki en önemli öykülerden biri de kitaba adını vermiş olan akbaba. her okuduğumda bu dünya üzerinde nasıl yalnız ve çaresiz bırakıldığımızı, zaten kaybetmiş olduğumuz bir savaşı sürdürmek konusunda ne kadar gereksiz bir heves duyduğumuzu hatırlarım.
akbaba, bu kitabı ilk okuduğumdan beri kemirmekte vücudumu ve ben yardım etmeye söz veren o adamın gelmesini bekliyorum.
yaklaşık 20 yıl aradan sonra tekrar okudum... aslında insan aradan bunca zaman geçince bir kitabı yeninden okuduğunda farklı duygular hisseder, farklı fikirler edinir, farklı yerlerin altını çizer. ancak benim kafka’yla ilişkim sanırım biraz farklı, sanki ezberimdeki bir metni okur gibi okudum kitabı yeniden, her sözcüğe aşinaydım. aynı duygu yoğunluğu, aynı hayranlıkla... elbette yeni fark ettiğim şeyler de oldu ama eski bir dostla karşılaşınca şakaklarındaki kırları fark etmek gibiydi. okuyunuz efendim, tekrar tekrar okuyunuz...
devamını gör...
en iyi arkadaşa aşık olmak
en iyi arkadaşınızı kaybettiğinizle kalırsınız..
devamını gör...
faydalı mobil uygulamalar
not almanıza yarayan gmail ile entegrasyon sağlayan (google keep)
fotoğraf düzenleme editleme olarak (snapseed yada lightroom)
istanbulda yaşıyorsanız istanbul kartta ne kadar bakiyeniz varsa kontrol etmek için (istanbulkart)
tüm marketlerdeki indirimleri insert flyer şekilde gösteren (e broşür)
internet bağlantı hızınızı kontrol etmeye yarayan oakla firmasının (speedtest)
ip tv boxına sahipseniz tv de klavye özelliğini kullanmak için (android tv)
turkcell hatlarına sahip kişilerin ne kadar kredi tutarı var yada interten alışverişini açıp kapatmaya ve kampanyaları görmelerini sağlayan (paycell)
bulunduğunuz ortamda çalan müziği telefonuz üzerinden dinleterek sanatçı ve şarkı ismini bulan (shazam)
eğlenerek oyun oynar gibi dil öğrenmeye yarayan (duolingo)
fotoğraflarınızdaki beğenmediğiniz objeleri silmeye kaldırmaya yarayan (retouch)
bateri çalmaya merak salan kişiler için (real durum)
fotoğraf düzenleme editleme olarak (snapseed yada lightroom)
istanbulda yaşıyorsanız istanbul kartta ne kadar bakiyeniz varsa kontrol etmek için (istanbulkart)
tüm marketlerdeki indirimleri insert flyer şekilde gösteren (e broşür)
internet bağlantı hızınızı kontrol etmeye yarayan oakla firmasının (speedtest)
ip tv boxına sahipseniz tv de klavye özelliğini kullanmak için (android tv)
turkcell hatlarına sahip kişilerin ne kadar kredi tutarı var yada interten alışverişini açıp kapatmaya ve kampanyaları görmelerini sağlayan (paycell)
bulunduğunuz ortamda çalan müziği telefonuz üzerinden dinleterek sanatçı ve şarkı ismini bulan (shazam)
eğlenerek oyun oynar gibi dil öğrenmeye yarayan (duolingo)
fotoğraflarınızdaki beğenmediğiniz objeleri silmeye kaldırmaya yarayan (retouch)
bateri çalmaya merak salan kişiler için (real durum)
devamını gör...
unutulmayan reklam filmleri
anadolu sigorta reklamı.
riks ne olabilir?
riks ne olabilir?
devamını gör...
leyla ile mecnun'dan akılda kalanlar
ismail abi: o duvarlar o kadar üzerime geldi ki boğdu beni, böyle boğdu beni. ben de çıktım dedim bari magazinci olayım.
erdal baggal *: magazinci mi? oğlum sen ne anlarsın magazincilikten ya?
ismail abi: al işte, al işte, şimbillinin ağzından çıkanı kulaklarınıza geldi mi? duydunuz mu acaba şimbillinin ağzından çıkanı?
ya benim halalarım, teyzelerim hep magazinciydi be!
efsane magazinci hala
erdal baggal *: magazinci mi? oğlum sen ne anlarsın magazincilikten ya?
ismail abi: al işte, al işte, şimbillinin ağzından çıkanı kulaklarınıza geldi mi? duydunuz mu acaba şimbillinin ağzından çıkanı?
ya benim halalarım, teyzelerim hep magazinciydi be!
efsane magazinci hala
devamını gör...
codex 632
jose rodrigues dos santos'un, türkçe'ye kodeks 632 ismiyle pegasus bünyesinde çıkmış romanı.
romanın içeriğine geçmeden önce birkaç şey kelam etmek istiyorum, şöyle ki, bu romanı çekici kılan çok fazla şey mevcut, öncelikle ilk kısımdan başlamak istiyorum; anlattıklarının gerçek olması..
evet, anlattıklarının hepsinin gerçek olması çok hoş bir detay, yazarın da ayrıca güven veren farklı bir geçmişi mevcut, ağabeyimiz harika bir gazetecilik kariyer var geçmişinde, aynı zamanda portekiz'in trt'si olan rádio e televisão de portugal'de yıllardır programlar yapmaya devam ediyor.
neyse, yazarı övmeyi bir kenara bırakır isek, kitaplarındaki gerçek olan kısımlar haricinde, nasıl okutması gerektiğini de biliyor olmalı ki okuduğumuz her kısım için *tabi çeviri kısmı daha da önemli bu kısımda* bize müthiş bir merak duygusu aşılamış.
şimdi kitabın içeriğine gelelim, kitap, bir otel odasında, özellikle amerika'nın keşfi ile ilgilenen bir tarihçinin öldürülmesi ve arkasında bıraktığı moloc ninundia omastoos yazan belge ile başlar.
geri kalan kısım ise, dan brown'ın yarattığı robert langdon karakterinden oldukça kopyalar çekmiş... gerçi kopya demek çok yanlış hayır, esinlenmiş diyeceğim, esinlendiği tomas noronha karakteriden yardım istenmesi ile devam eder ve bir anda amerika'nın keşfine kadar olan serüven de hız kaybetmeden okuyucuyu yükseltir.
kristof kolomb'un kim olduğu, gerçekten bize anlatılan bir insan olduğu mu yoksa arkasında çok farklı işlerin mevcut olacağı mı gibi soru işaretleri ile bizi alır götürür ve bana kalırsa gazeteci kimliği ile yaptığı araştırmalar neticesi ile bizi en azından kolomb konusunda oldukça doyurur, ama romanı bütün olarak ele alır isek hikaye kısmı ile biraz sınıfta kalacak kadar* tatmin etmez.
nedeni de bana kalırsa şudur ki, abimiz gazeteci kimliği ile araştırmalarını bizim önümüze adeta kusarcasına dökmüş ve bu araştırma kısmı neticesiyle de hikaye bir tık geri planda kalmış.
romanın içeriğine geçmeden önce birkaç şey kelam etmek istiyorum, şöyle ki, bu romanı çekici kılan çok fazla şey mevcut, öncelikle ilk kısımdan başlamak istiyorum; anlattıklarının gerçek olması..
evet, anlattıklarının hepsinin gerçek olması çok hoş bir detay, yazarın da ayrıca güven veren farklı bir geçmişi mevcut, ağabeyimiz harika bir gazetecilik kariyer var geçmişinde, aynı zamanda portekiz'in trt'si olan rádio e televisão de portugal'de yıllardır programlar yapmaya devam ediyor.
neyse, yazarı övmeyi bir kenara bırakır isek, kitaplarındaki gerçek olan kısımlar haricinde, nasıl okutması gerektiğini de biliyor olmalı ki okuduğumuz her kısım için *tabi çeviri kısmı daha da önemli bu kısımda* bize müthiş bir merak duygusu aşılamış.
şimdi kitabın içeriğine gelelim, kitap, bir otel odasında, özellikle amerika'nın keşfi ile ilgilenen bir tarihçinin öldürülmesi ve arkasında bıraktığı moloc ninundia omastoos yazan belge ile başlar.
geri kalan kısım ise, dan brown'ın yarattığı robert langdon karakterinden oldukça kopyalar çekmiş... gerçi kopya demek çok yanlış hayır, esinlenmiş diyeceğim, esinlendiği tomas noronha karakteriden yardım istenmesi ile devam eder ve bir anda amerika'nın keşfine kadar olan serüven de hız kaybetmeden okuyucuyu yükseltir.
kristof kolomb'un kim olduğu, gerçekten bize anlatılan bir insan olduğu mu yoksa arkasında çok farklı işlerin mevcut olacağı mı gibi soru işaretleri ile bizi alır götürür ve bana kalırsa gazeteci kimliği ile yaptığı araştırmalar neticesi ile bizi en azından kolomb konusunda oldukça doyurur, ama romanı bütün olarak ele alır isek hikaye kısmı ile biraz sınıfta kalacak kadar* tatmin etmez.
nedeni de bana kalırsa şudur ki, abimiz gazeteci kimliği ile araştırmalarını bizim önümüze adeta kusarcasına dökmüş ve bu araştırma kısmı neticesiyle de hikaye bir tık geri planda kalmış.
devamını gör...
japonya
20. yüzyılın en büyük kitlesel tecavüzlerinin gerçekleştirildiği nankin katliamının da sorumlusudur.
devamını gör...
miyop olmanın zorlukları
helde bir de miyop-astigmatsan karşıdan geleni tanımazsın. sinemada filmleri 3d gözlüğün yokmuş gibi izlersin :)
devamını gör...
kitap okuyan insanı belli eden detaylar
şimdi canım, sana nasıl anlatsam, hay allah gibi cümleler kurmak.
onu da mı okumadın, e sen bu yaşa kadar nasıl geldin gibi sorular sormak,
gözlüğü ağıza götürüp, azıcık göz kısıp öteki kolun altına kitap koyup gezmek.
ben böyle yapıyorum valla.
onu da mı okumadın, e sen bu yaşa kadar nasıl geldin gibi sorular sormak,
gözlüğü ağıza götürüp, azıcık göz kısıp öteki kolun altına kitap koyup gezmek.
ben böyle yapıyorum valla.
devamını gör...
uzay insanı
uzay araştırmalarına katılan ve uzaya giden insanlardır.
astronot: genellikle avrupa ve abd tarafından kullanılır. yıldızlararası uzay yolcusu anlamına da gelir
kozmonot: rusya ve rusya'ya bağlı yakın ülkelerde kullanılır. genel anlamda uzay insanı anlamındadır.
taykonot: çince uzay anlamına gelen tàikōng kelimesinden türemiştir ancak çin'de uzun süre kullanılmamıştır.
spasolog: fransızlar kendi uzay araştırmalarına katılan ve uzaya çıkan insanları için kullanır.
astronot: genellikle avrupa ve abd tarafından kullanılır. yıldızlararası uzay yolcusu anlamına da gelir
kozmonot: rusya ve rusya'ya bağlı yakın ülkelerde kullanılır. genel anlamda uzay insanı anlamındadır.
taykonot: çince uzay anlamına gelen tàikōng kelimesinden türemiştir ancak çin'de uzun süre kullanılmamıştır.
spasolog: fransızlar kendi uzay araştırmalarına katılan ve uzaya çıkan insanları için kullanır.
devamını gör...
goriot baba
honore de balzac'ın 1834'de aylık olarak yayınlanmaya başlayan ve 1842'de tam olarak yayınlanan romanı. sadece fransız realizminin değil, 19.yüzyıl fransız edebiyatının en meşhur örneklerinden biridir*. balzac'ın 100'e yakın eserden oluşan insanlık komedyası serisinin scènes de la vie privée (özel hayattan sahneler) bölümündedir.
romanın başkarakteri goriot baba değil, köyden paris'e hukuk okumaya gelen eugène de rastignac'tır. derslerinde başarılı olmanın haricinde, paris yüksek sosyetesine girme hayalleri kuran genç rastignac katıldığı balolarda goriot baba'nın iki kızı ile tanışır. romanın ana konusu mantıksız bir seviyeye çıkan baba sevgisidir. goriot baba, kızları için bütün serveti harcarken kızları damatlarının bahanesiyle onu terketmektedir. goriot baba da en sonunda vahından ölür*. aslını söylemek gerekirse sonsuza dek süren girişi ve klişe konusu ile sıkıcı gözükebilir. bundan mütevellit bu kitabın neden bu kadar meşhur olduğunu sorabilirsiniz. balzac, baba goriot'nun hikayesinin arka fonunda, paris sosyetesini ve şehrin bütün sosyal sınıflarını anlatmaktadır. hatta anlatmaktan çok betimelemek de diyebiliriz. en fakir proleteryadan, yüksek sosyetenin parçası yüksek burjuvazi ve büyük soylulara kadar paris sosyetesinin bütün sosyal gruplarını değinir balzac. bu anlatım da sonradan fransız realizminin imzası haline gelecek olan bir edebi stil ile yapılmaktadır: her sosyal grup kendi sosyal çevresine yerleştirilir yani her sosyal grup bir mekan ile özdeşleştirilir. o yüzden bir bakıma sadece paris halkının değil, paris'in kendisinin de bir betimlemesidir.
söylediklerim ile pek alakası yok lakin kitapta beni en çok etkilemiş söz söyledir:
« vous saurez alors ce qu’est le monde, une réunion de dupes et de fripons. ne soyez ni parmi ni parmi les autres. ». "o zaman dünyanın ne olduğunu bileceksiniz: saflarla dolandırıcıların bir buluşması. siz ne saf, ne de dolandırıcı olun."
romanın başkarakteri goriot baba değil, köyden paris'e hukuk okumaya gelen eugène de rastignac'tır. derslerinde başarılı olmanın haricinde, paris yüksek sosyetesine girme hayalleri kuran genç rastignac katıldığı balolarda goriot baba'nın iki kızı ile tanışır. romanın ana konusu mantıksız bir seviyeye çıkan baba sevgisidir. goriot baba, kızları için bütün serveti harcarken kızları damatlarının bahanesiyle onu terketmektedir. goriot baba da en sonunda vahından ölür*. aslını söylemek gerekirse sonsuza dek süren girişi ve klişe konusu ile sıkıcı gözükebilir. bundan mütevellit bu kitabın neden bu kadar meşhur olduğunu sorabilirsiniz. balzac, baba goriot'nun hikayesinin arka fonunda, paris sosyetesini ve şehrin bütün sosyal sınıflarını anlatmaktadır. hatta anlatmaktan çok betimelemek de diyebiliriz. en fakir proleteryadan, yüksek sosyetenin parçası yüksek burjuvazi ve büyük soylulara kadar paris sosyetesinin bütün sosyal gruplarını değinir balzac. bu anlatım da sonradan fransız realizminin imzası haline gelecek olan bir edebi stil ile yapılmaktadır: her sosyal grup kendi sosyal çevresine yerleştirilir yani her sosyal grup bir mekan ile özdeşleştirilir. o yüzden bir bakıma sadece paris halkının değil, paris'in kendisinin de bir betimlemesidir.
söylediklerim ile pek alakası yok lakin kitapta beni en çok etkilemiş söz söyledir:
« vous saurez alors ce qu’est le monde, une réunion de dupes et de fripons. ne soyez ni parmi ni parmi les autres. ». "o zaman dünyanın ne olduğunu bileceksiniz: saflarla dolandırıcıların bir buluşması. siz ne saf, ne de dolandırıcı olun."
devamını gör...
istanbul'da serçe kalmaması
nüfusu aşırı artan karga, martı ve kedilerin sonucu diye tahmin ettiğim durum. şöyle bir süreç gözlemliyorum. hayvan severlerin sayısı hiç olmadığı kadar arttı. 40 yaşına kadar eli bir kedinin başını okşamamış insanlar, kedi sever oldu. güzel de fotoğraf veren hayvanlar. ınstagram'da filan bol bol like getiriyorlar.
neyse, kedilere mama koymak da artık bir istanbul geleneği. her köşe başında bu mamaları görebilirsiniz. ayrıca evde artan yemekleri, pilav, makarna, çorbayı laps diye rastgele kaldırıma, yola boşaltan da çok insan var. bu çevre kirletici ve medeniyete ters faaliyeti, hayvan severlik gibi kutsal bir ödev uğruna yaptıkları için onları kınayamayız tabii. böylece şehir, yukarıda söz ettiğim hayvanlar için bol gıda sunan bir cennete dönüşüyor. bol gıda, çok üremek demek. kedi mamalarıyla martılar ve kargalar da beslenmekte ve onlar da çoğalıyor. mamalarda üremeyi pompalayan bir şey var herhalde ki sayılar ciddi artış gösteriyor. (ne kadar çok kedi, o kadar çok "müşteri")
bunların sayısı artınca, kendilerine yaşayabilecek ortam bulamayan serçeler ortadan kayboluyor. eskiden her yerde pırrr diye uçuşan serçeleri istanbul'da görmek artık iyiden iyiye zorlaştı. bir ara pandemi yasakları sırasında sesleri duyulur oldu, sonra yine kayboldular.
peki serçelerin önemi ne ki? ne faydası var doğaya? kaybolsalar ne olur?
sivrisinekler, karasinekleri kim yakalayıp yiyecek efendim?
bu kuşlar, türlerinin f-16'sı gibiler. üstün hız ve manevra kabiliyetleriyle doğayı senin için temizliyorlar.
serçeler olmayınca ortalığı sinekler basıyor. sonra belediyeler sineklerle mücadele adına daha fazla gaz basıyor sokaklara.
doğa daha fazla ölüyor.
demek ki neymiş, doğanın dengesini bozmamak lazımmış.
("hayvanları suçlayacağına her tarafta ağaçları kesip bina yapan insanları suçla" diyecekler için not: bina, inşaat, yeşil alan, ağaç sayısı sabit olan mahallelerde de serçe popülasyonu azaldı.)
neyse, kedilere mama koymak da artık bir istanbul geleneği. her köşe başında bu mamaları görebilirsiniz. ayrıca evde artan yemekleri, pilav, makarna, çorbayı laps diye rastgele kaldırıma, yola boşaltan da çok insan var. bu çevre kirletici ve medeniyete ters faaliyeti, hayvan severlik gibi kutsal bir ödev uğruna yaptıkları için onları kınayamayız tabii. böylece şehir, yukarıda söz ettiğim hayvanlar için bol gıda sunan bir cennete dönüşüyor. bol gıda, çok üremek demek. kedi mamalarıyla martılar ve kargalar da beslenmekte ve onlar da çoğalıyor. mamalarda üremeyi pompalayan bir şey var herhalde ki sayılar ciddi artış gösteriyor. (ne kadar çok kedi, o kadar çok "müşteri")
bunların sayısı artınca, kendilerine yaşayabilecek ortam bulamayan serçeler ortadan kayboluyor. eskiden her yerde pırrr diye uçuşan serçeleri istanbul'da görmek artık iyiden iyiye zorlaştı. bir ara pandemi yasakları sırasında sesleri duyulur oldu, sonra yine kayboldular.
peki serçelerin önemi ne ki? ne faydası var doğaya? kaybolsalar ne olur?
sivrisinekler, karasinekleri kim yakalayıp yiyecek efendim?
bu kuşlar, türlerinin f-16'sı gibiler. üstün hız ve manevra kabiliyetleriyle doğayı senin için temizliyorlar.
serçeler olmayınca ortalığı sinekler basıyor. sonra belediyeler sineklerle mücadele adına daha fazla gaz basıyor sokaklara.
doğa daha fazla ölüyor.
demek ki neymiş, doğanın dengesini bozmamak lazımmış.
("hayvanları suçlayacağına her tarafta ağaçları kesip bina yapan insanları suçla" diyecekler için not: bina, inşaat, yeşil alan, ağaç sayısı sabit olan mahallelerde de serçe popülasyonu azaldı.)
devamını gör...
en kıskanılan insan davranışı
günün herhangi bir saatinde ben uyumaya gidiyorum diyerek yatagina giden ve gerçekten o yataga yatarak dakikalar içinde uykuya dalan insan davranışıdir.ben böylesine istikrarlı,iradeli,beynine bu denli hükmedebilen insan karşısında dugme ilikler sapka çıkarırım.
devamını gör...
kaza masrafını ödeyemem deyip kafaya sıkmak
dünyadaki gelir dağılımındaki adaletsizliğin toplumumuzdaki yansımalarıdır. her şeyde eşitliği savunan insanların gelir dağılımındaki bu eşitsizliğe karşı tek bir ses çıkarmaması tuhaftır. çok üzüldüm.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
kimi yazarları görüyoruz, herkesle arası iyi, herkes onu seviyor, o da herkesi seviyor. en azından öyle gösteriyor. ve herkes iyi dileklerini o kişilere iletiyor. fakat işin aslı nedir dostlar? işin aslı kimsenin herkesle arası iyi olamaz. ne zaman gördümse bunu o kişiler birer üç kağıtçıydı. onlara karşı nefretim var. tarif edemeyeceğim bir nefret!
utanmadan, sıkılmadan trajik trajik şeylerden bahsediyorlar. iyi bir kimse olduklarından söz ederler örneğin, ama esasında karısını kocasını aldatır bu kişiler. aldatmada sorun yok! var ama yok! önemli olan karşıdaki insanın, en azından bir zamanlar sevdiğin insanın kalbini kırmakta! dahası, onun anısına saygısızlık edip iyi bir kimse olduğundan hiç gocunmadan bahsetmeleri! sorun bu! bu tarz kimseler sözlükte volta atıyor. salaktır bu kimseler. kelimenin tam anlamıyla salak. ve bu salaklara yönelen bazı salak yazarlar vardır. ikide bir görüyorum. salak salak işler yapıyorlar. çünkü neden? nedeni yok. akılları kıt. salak onlar da.
şimdi dediğim kelimeden dolayı da gücenmesin kimse. salak argo sayılabilir (aslen argo da değildir). yine de küfür değildir. gidip de ağlayıp silmeyin şunu. ha, sözlük kanununa göre salak demek de küfür sayılabilir. bir avukat olarak salak kelimesinin ikinci anlamıyla kullandığımı savunuyorum öyleyse. ve bu savunumu da kendi içinde içselleştirip sağlama alıyorum. en azından düşünsel anlamda. pratikte bi halta yaramayabilir. aman neyse.
yani bu kıt akıllı kimseler kıt akıllı kimselerin (biraz daha zekidir bunlar ama) kölesi olurlar. kıçlarını yalamak deyimi tam bu noktada devreye girer. oh, bir de şu vardır ki bu kıçlarının yalanmasını seven kimselerle konuştuğunuzda sizi de hoşnut edecek şeyler söylemeye çalışırlar. aslında olan nedir ben söyleyeyim size: kendini tatmin etmeye çalışıyordur. ilgi topluyordur, başka bir şey değil. çünkü aklı kıt, onursuz bir kimse kendi onurunu yüceltmek için başkalarının duygularını sömürür. kanun budur. insanın kanunu. aptal insan kanunu vs. vs.
itiraf köşesine ağlıyorum. bundan memnunum. hep gülecek değiliz. istediğinizi deyiverin. gerçekleri söylüyorum. ve doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar! evet! çünkü insanlar genel olarak aptaldır ve bu aptallıklarını gizlemeye bayılır. ne olursa olsun aman. benim gösterişe karşı bi bulantım var.
utanmadan, sıkılmadan trajik trajik şeylerden bahsediyorlar. iyi bir kimse olduklarından söz ederler örneğin, ama esasında karısını kocasını aldatır bu kişiler. aldatmada sorun yok! var ama yok! önemli olan karşıdaki insanın, en azından bir zamanlar sevdiğin insanın kalbini kırmakta! dahası, onun anısına saygısızlık edip iyi bir kimse olduğundan hiç gocunmadan bahsetmeleri! sorun bu! bu tarz kimseler sözlükte volta atıyor. salaktır bu kimseler. kelimenin tam anlamıyla salak. ve bu salaklara yönelen bazı salak yazarlar vardır. ikide bir görüyorum. salak salak işler yapıyorlar. çünkü neden? nedeni yok. akılları kıt. salak onlar da.
şimdi dediğim kelimeden dolayı da gücenmesin kimse. salak argo sayılabilir (aslen argo da değildir). yine de küfür değildir. gidip de ağlayıp silmeyin şunu. ha, sözlük kanununa göre salak demek de küfür sayılabilir. bir avukat olarak salak kelimesinin ikinci anlamıyla kullandığımı savunuyorum öyleyse. ve bu savunumu da kendi içinde içselleştirip sağlama alıyorum. en azından düşünsel anlamda. pratikte bi halta yaramayabilir. aman neyse.
yani bu kıt akıllı kimseler kıt akıllı kimselerin (biraz daha zekidir bunlar ama) kölesi olurlar. kıçlarını yalamak deyimi tam bu noktada devreye girer. oh, bir de şu vardır ki bu kıçlarının yalanmasını seven kimselerle konuştuğunuzda sizi de hoşnut edecek şeyler söylemeye çalışırlar. aslında olan nedir ben söyleyeyim size: kendini tatmin etmeye çalışıyordur. ilgi topluyordur, başka bir şey değil. çünkü aklı kıt, onursuz bir kimse kendi onurunu yüceltmek için başkalarının duygularını sömürür. kanun budur. insanın kanunu. aptal insan kanunu vs. vs.
itiraf köşesine ağlıyorum. bundan memnunum. hep gülecek değiliz. istediğinizi deyiverin. gerçekleri söylüyorum. ve doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar! evet! çünkü insanlar genel olarak aptaldır ve bu aptallıklarını gizlemeye bayılır. ne olursa olsun aman. benim gösterişe karşı bi bulantım var.
devamını gör...
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
bir şarkı vardı, nasıldı o, hımm hatırladım. "büyü de gel çocuk, büyü de geeel, hadi o yolları yürü de geel"
devamını gör...
mindhunter
amerikan yapımı suç drama türünde internet dizisi diyebiliriz. başlarda biraz yavaş ilerlediği doğru fakat konusu ve gidişatı bakımından bakıldığında severek izlediğim bir dizidir. edmund kemper, charles manson sahneleri muhteşemdi bana göre. gerçek hayatta var olan karakterleri konu alması diziyi keyifli kılmış. buna ek olarak dizi de kurulan suçlu psikolojisini analiz etmeye çalışan ekibin de gerçek hayattan alınması güzel bir tercih, izleyin derim.
devamını gör...
madem evlenmeyecektik beni neden favladın sorusu
normalde favori butonunu sık sık kullanan biri değilim. * ama bazı günler 3-4 tanım birden favladığım oluyor. gerçekten böyle olmasını ben de istemezdim. ne ara böyle düşüncesiz biri oldum ben!
sözlük beni çok kötü biri yaptı...*
sözlük beni çok kötü biri yaptı...*
devamını gör...