pavese'den etkilenmiştir. sürekli intiharı düşleyip denemelerini yapsa da göğüs kanserinden ölmüştür. genel olarak intihar ederek öldüğü sanılır.
devamını gör...

bir tek gördüğüm

sözü ve müziği mabel matiz 'e, düzenlemesi ozan çolakoğlu'na ait, ayşegül aldinç tarafından harika yorumlanmış, maalesef geç keşfettiğim şarkı...

sen biliyorsun beni aşkım bitmez
kaybediyorsam da gönül dert etmez
sevme diyorsun beni öldür bari
geçti geçiyor demimiz gel vazgeç
...
devamını gör...

hoşlanmaktan ziyade birisiyle tanışıldığında meydana gelen hadise.

'o kişi beni böyle biliyor ve benim yazdığıma bak' diye söylenen bir iç ses ile çatışma hali aslında.
yaz..
hayır yazma.
ya hu yaz gitsin.
bilemedim .
devamını gör...

her yıl bir haftalığına bile olsa yurt dışına çıkıp istediğim bir ülkeyi gezmeyi o kadar çok isterdim ki...
devamını gör...

(bkz: herbokolog) (bkz: oytun erbaş)
devamını gör...

kadınlar her yaşlarında güzeldir. aynı erkeklerin her yaşlarında yakışıklı olmaları gibi. tabii sevenlerine.
devamını gör...

nazım hikmet tarafından yazılmış kitaptır.

ilk yayınlanma tarihi 1976 dır.
içinde seçme şiirler bulunan herkesin kitaplığında bulunması gereken bir eserdir.
kitaba ismini veren o muhteşem şiiri bırakayım aşağıya.


henüz vakit varken, gülüm
paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu mayıs gecelerinden biri
volter rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü notrdam'a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak.
henüz vakit varken, gülüm,
paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin.
paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.
yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada luvur
aydınlanmış ışıklarla
aydınlanmış bizim için
billur sarayımız...

henüz vakit varken, gülüm,
paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız.
karşıda karanlığa giren kanal.
bir şat geçiyor,
selamlıyalım gülüm,
geçen sarı kamaralı şatı selamlıyalım.
belçika'ya mı yolu, hollanda'ya mı?
kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor.

henüz vakit varken, gülüm,
paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm...
parisliler, parisliler,
paris yanıp yıkılmasın...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eksi sonsuza doğru gider.
sigara kullanan kişilerin kanser nedeniyle ölüm oranı, kullanmayanlardan 15 - 25 kat daha fazla. hatta yapılan araştırmalarda, içilen her bir sigaranın insan ömründen 12 dakika çaldığı hesaplandı. dünyada her yıl 4 milyon, türkiye’de ise 100 bin insan sigaradan hayatını kaybediyor.
www.bayindirhastanesi.com.t....
devamını gör...

kağıt neyden yapılır ağaçtan. son 1 kağıt kalmışsa demek ki ya ağaçalar tükenmiş ya da çok az kalmıştır. e haliyle oksijen de azalmıştır canımın derdine düşerim ne yazması la*
devamını gör...

tüm yazarlarımız ama en çok ben ben ben ben...
devamını gör...

kerimcan durmaz.
bahar candan
cicişler.
murat övüç.
devamını gör...

bengaripsengüzeldünyaumutlu için düzenlenen bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak için gomercan bir şarkı seç rob deyince fikri karayel düştü aklıma hayal edemezsin, onu istedim, bir de dinleyeyim dedim. sonrasında da ne güzel oldu çıktı listede. dinledim, bir daha dinledim, sonra bir daha. ki zaten evveliyattan beri bir şeyi sevdiğimde doyana dek çokça isterim. neyse dinlerken bir yandan da ozi'nin kişisel bakımı için ona yardımcı oluyorum. ki bu dünyada evlada en yakın şey benim için, ona olan sevgim de sınırsız. ve benim için çok özel. sonra bir an aklıma geldi. tam olarak dört gün önce ozi ile bir diyalog.
-teyze ben artık seni bir yıl öncesi kadar sevmiyorum.
+neden oğlum, neden öyle bir şey söyledin?*
-çünkü o zaman yediklerime karışmıyordun, ne istersem veriyordun.
açıklamaya çalıştım tabii. ama ben seni çok seviyorum, sağlıklı olmanı istiyorum şimdi biraz tombiş oldun ve bu seni üzüyor falan filan...
işte bir yandan ne güzel oldudinliyorum, bir yandan da ozi'nin tırnaklarını kesiyorum. zihnimde başka bir zamanın travması "ben seni eskisi kadar sevmiyorum. " gözlerimde yaş. kalktım. banyoya attım kendimi. çünkü her ne kadar geçen seneki kadar sevilmesem de çok sevildiğimi biliyorum ve onun önünde bu hüznü yaşayamazdım. ve artık anlatmasam çatlayacak hale geldim. çok karışığım. son günleri boğazımda bir yumru ile geçirdim. ve bunu birine anlatsam da anlamayacaklar biliyorum. çünkü ben o insan değilim. kızan değilim ben. kırılıp acıyan insan oldum hep. kırıldığım yerlerim de hiç iyileşmedi.
devamını gör...

tekrardan keyifle sohbet edeceğim biri ile bir başıma gelsede şöyle salak salak gülümseyerek etrafa baksam keşke be..

edit: birazcık nah temalı oldu pardon..
devamını gör...

huzur olmadan mutluluğu hayal edemiyorum.
devamını gör...

jonathan safran foer'in aynı adlı romanından uyarlanan 2005 yapımı liev schreiber filmidir.

filmde bir yol hikâyesinin kara mizah örneğine dönüştüğünü görürsünüz. bunu takip eden süreçte dramatik ögelerin ortaya çıkması ile birlikte pek çok duyguyu bir anda yaşamaya başlamanız filmi keyifli hale getirir. bu geçişlerin yalın ve bir o kadar da güzel olması filmin benim nazarımdaki en büyük başarısı. rahatça son yıllarda izlediğim en kaliteli yapımlardan birisidir diyebilirim.

film'in çıkış noktası amerikalı bir koleksyoner olan jonathan'ın -elijah wood- aile tarihleri ile ilgili her materyali toplama merakı olarak gösterilebilir. sırf bu yüzden ikinci dünya savaşı yıllarında dedesinin hayatta kalmasını sağlayan kadını bulmak için ukrayna'ya doğru yola çıkıyor. buradaki rehberi alex -eugene hutz- ile işe koyuluyorlar. işin mizahi kısmı da orada başlıyor zira jonathan ve alex arasındaki diyaloglar, alex'in ukrayna ve dahi sovyetler ile ilgili anlatımları çok keyifli. sonra mevzuya alex'in büyükbabası -boris leskin- dahil oluyor ki, yemede yanında yat tarzı diyaloglar yaşanmaya başlıyor. burada, boris leskin bence harika bir oyunculuk örneği sergilemiş. aksi, huysuz ve tam bir yahudi düşmanı olan büyükbaba aynı zamanda kendisini kör zannediyor/zannettiriyor * ve filme damgasını vuruyor. tabi onun zeka özürlü köpeği sammy davis jr. ise başka bir dünya, bugüne kadar izlediğim filmlerde gördüğüm en etkileyici köpek performansına sahip diyebilirim. o yüzden şuraya onun sevimli sahnelerinden birisini iliştirivereyim;


neyse efendim bu dörtlünün jonathan'ın aradığı kadını bulması için yola çıkması ile birlikte, kah sizi güldüren, kah hüzünlendiren bir yol hikayesinin ortasında buluyorsunuz kendinizi. bu noktadaki en önemli etkenlerden birisi ise film müzikleri. geçişlerde o kadar güzel kullanılmışlar ki, arka planda film müziklerini duymaya başladığınızda oyunculukların ve hikâyenin gücünün kat be kat arttırdığını hissediyorsunuz. film müzikleri anlamında da çok beğendiğim bir film oldu. filmin finali ise tam bir ıngmar bergman kolajı gibi olmuş ki, bunu başarılı bir şekilde yapması, hissi yakalatması da beni ziyadesiyle memnun etti. esinlenmenin hakkının verilmesi izleyici de ayrı bir keyif uyandırıyor.

film müziklerinden de bir kaç örnek iliştireyim;

buna bayılırım

film de cuk oturmuş

listenin tamamını dinlemek isterseniz de budur;


filmin imdb puanı 7.4 benim için ise 8'in üzeridir. izlemediyseniz ve bu minvaldeki filmleri seviyorsanız, muhakkak izlemenizi tavsiye eder, iyi seyirler dilerim.
devamını gör...

“hiçbir şey, apaçık ortada olan kadar, aldatıcı değildir.”
(bkz: sherlock holmes)
devamını gör...

orta çağ'da dünyanın neresinde yaşayacağımıza bağlı olarak değişkenlik gösteren mesleklerdir.

doğu dünyasında yaşıyorsam ve seçme şansım varsa bir ikta sahibi olmak isterdim. örneğin; osmanlı tebaası bir kulsam* ve akıncı sülalesi gibi soylu bir aileden geliyorsam bir tımarım olsun ektireyim biçtireyim isterdim, savaş zamanında da küçük bir birlikle çorbada benim de tuzum olurdu. soylu değilsem el mahkum ırgat olacaktım tabii. şanslıysam belki ankara, kırşehir ya da konya'da ticaret erbabı bir ahi olabilirdim ama o dönemde meslek seçme şansı ya da meslekler arası dikey geçişler pek mümkün değildi.

batı dünyası da elbette doğu'dan teknik olarak farklı değildi. orta çağ'ı baz aldığımızda batı doğu'dan daha karanlıktı. o dönemin en popüler işi olan şövalye olmak isterdim herhalde. çünkü seçme şansımız hiç yok, hayal kurması bile çetin bir iş. belki biraz daha şansım yaver giderse ileride rönesansın temellerini atacak bir düşünür olmayı isteyebilirdim.

oy oy meslek seçimi her dönem çok zor be.
devamını gör...

insanları bu şekilde kategorize edenlerin profilleri için de burada yüzlerce başlık açılabilir mesela.

hani sanarsın ki profilleri örnek profil, herkesin onları örnek alması lazım.

sevdiğim bir söz: ‘kaliteli insan işiyle, boş insan kişiyle uğraşır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim