normal sözlük yazarlarının takipçi sayıları
222.
hepsinin kalbimde ayrı ayrı yeri var.
kalbimde daha da yer var.
karadeniz mavisi renginde, yayla yeşili kokan, fındıklı baklava tadında, arada ankara bozkırı gibi olgun, gerektiği kadar aktivist, fonda çalan radyo gibi tıngır mıngır, edebiyat tutkunu, gülmeden-güldürmeden duramayan, ironisiz edemeyen, istanbul sevdalısı, gezme aşığı tanımlar okumak isteyenler takip edebilir. beklerim her zaman. *
hepsinin kalbimde ayrı ayrı yeri var.
kalbimde daha da yer var.
karadeniz mavisi renginde, yayla yeşili kokan, fındıklı baklava tadında, arada ankara bozkırı gibi olgun, gerektiği kadar aktivist, fonda çalan radyo gibi tıngır mıngır, edebiyat tutkunu, gülmeden-güldürmeden duramayan, ironisiz edemeyen, istanbul sevdalısı, gezme aşığı tanımlar okumak isteyenler takip edebilir. beklerim her zaman. *
devamını gör...
meja (yazar)
#1648234
bana uygulanan bu psikolojik zulme göz yummayacaksın herhalde değil mi.
bi tane madalyalı tanım verir misin? kafalarına kafalarına vurucam bunların*.
bana uygulanan bu psikolojik zulme göz yummayacaksın herhalde değil mi.
bi tane madalyalı tanım verir misin? kafalarına kafalarına vurucam bunların*.
devamını gör...
we can do it
kadınlar her şeyi yapabilir. insan cinsiyetine ve cinsel kimliğine bağlı olmadan istediği her şeyi yapabilir. feminizm kadının üstünlüğünü ya da fiziksel anlamda eşitlik karşılaştırması yapmaz. cinsiyetler arasında sosyal-ekonomik adaletin sağlanmasını savunur.
fiziksel güçte cinsiyet rol oynamakla birlikte nihai belirleyici değildir.
yıllar boyunca savaş bölgelerinde çalıştım, günlük hayatımda ağır işler yaptım ve kadınlığım esnemedi. 40 derece afganistan sıcağında 40+ kilo sırtımda bir hafta süren yürüme devriyesine çıktım, dasht-i layla çölünü geçtim ve hindi kuştan selam verdim. suriye, ırak, bosna, kosova dahil olmak üzere pek çok çatışma bölgesinde çalıştım. kimileri ikinci günde annelerine koşarken ben kaldım.
çocukluğumdan beri evdeki tüm kavanozları ben açtım, beraber olduğum erkeklerin hepsinden fiziksel olarak benden daha iri olanlarda dahil olmak üzere iş ağır bir eşya taşımaya, erkek işi görülen şeyleri yapmaya geldiğinde ben yaptım. bunların hiçbiri ne benim kadınlığımı etkiledi ne de beraber olduğum erkeklerin erkekliğini. erkekliği bu tür şeylere bağlı olan ufak akıllı, korkak ve kompleksliler her şeyi yapabilenlerin yanına yaklaşamaz zaten.
bu arada amele örneği veren kişi hayatında ameleyle eşdeğer olacak bir iş yapmışımdır merak ederim.
siz erkeklere takılmayın kızlar, erkekler ve tüm cinsel tanımlamalar. insan aklına koyduğu her şeyi yapar. evet, we can do it... in fact we already did it!
kimsenin size ne yapabileceğinizi ve ne yapamayacağınız söylemesine izin vermeyin.
fiziksel güçte cinsiyet rol oynamakla birlikte nihai belirleyici değildir.
yıllar boyunca savaş bölgelerinde çalıştım, günlük hayatımda ağır işler yaptım ve kadınlığım esnemedi. 40 derece afganistan sıcağında 40+ kilo sırtımda bir hafta süren yürüme devriyesine çıktım, dasht-i layla çölünü geçtim ve hindi kuştan selam verdim. suriye, ırak, bosna, kosova dahil olmak üzere pek çok çatışma bölgesinde çalıştım. kimileri ikinci günde annelerine koşarken ben kaldım.
çocukluğumdan beri evdeki tüm kavanozları ben açtım, beraber olduğum erkeklerin hepsinden fiziksel olarak benden daha iri olanlarda dahil olmak üzere iş ağır bir eşya taşımaya, erkek işi görülen şeyleri yapmaya geldiğinde ben yaptım. bunların hiçbiri ne benim kadınlığımı etkiledi ne de beraber olduğum erkeklerin erkekliğini. erkekliği bu tür şeylere bağlı olan ufak akıllı, korkak ve kompleksliler her şeyi yapabilenlerin yanına yaklaşamaz zaten.
bu arada amele örneği veren kişi hayatında ameleyle eşdeğer olacak bir iş yapmışımdır merak ederim.
siz erkeklere takılmayın kızlar, erkekler ve tüm cinsel tanımlamalar. insan aklına koyduğu her şeyi yapar. evet, we can do it... in fact we already did it!
kimsenin size ne yapabileceğinizi ve ne yapamayacağınız söylemesine izin vermeyin.
devamını gör...
en uzaktaki kitabın son sayfasının son cümlesi
belki bu kitap sayesinde hayatımı tiksinti duymadan hatırlayabileceĝim.
jean paul sartre- bulantı.
jean paul sartre- bulantı.
devamını gör...
bu son deyip tekrardan yapılan şeyler
sigarayı bırakmaya çalışmak.
devamını gör...
30 ekim 2021 hatayspor beşiktaş maçı
ilk yarı hatayspor'un üstünlüğü ile bitmiş olan karşılaşma.
an itibarıyla 60.dakikaya doğru gidiyoruz.
beşiktaş'ın buradan çevirmesi oldukça zor gözüküyor.
an itibarıyla 60.dakikaya doğru gidiyoruz.
beşiktaş'ın buradan çevirmesi oldukça zor gözüküyor.
devamını gör...
metafor
dilin hayal alemidir. yunanca transform sözcüğü ile aynı köktendir. anlamı aslında aktarım demektir.
imge ile düşünceyi karşıdakine aktarmak işidir.
bunu dil ile yaparken de "gibi" kelimesi kullanmazsınız.
ahmet haşim'in merdiven şiiri türk edebiyatındaki en güzel örneklerdendir bu başlık adına.
edebiyat seven insanlara da selam olsun.
ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak
sular sarardı yüzün perde perde solmakta
kızıl havaları seyret ki akşam olmakta... diye devam eder merdiven şiiri.
imge ile düşünceyi karşıdakine aktarmak işidir.
bunu dil ile yaparken de "gibi" kelimesi kullanmazsınız.
ahmet haşim'in merdiven şiiri türk edebiyatındaki en güzel örneklerdendir bu başlık adına.
edebiyat seven insanlara da selam olsun.
ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak
sular sarardı yüzün perde perde solmakta
kızıl havaları seyret ki akşam olmakta... diye devam eder merdiven şiiri.
devamını gör...
kıskanılan yazarı takipten çıkarmak
neyseki beni kimse kıskanmıyor ki 96 kişi takip ediyor. kıskanmayın bak sakın beni.* canım 96 kişi.
devamını gör...
logoterapi
vitor emil frankl insanın anlam arayışı kitabının ikinci kısmında logoterapiyi şöyle anlatır.
logoterapi, psikanaliz ile karşılaştırıldığında daha az geçmişe yönelik ve biraz daha içgörüye dayanan bir yöntemdir. daha ziyade geleceğe odaklanır, yani danışanın gelecekte içini dolduracağı anlamlarla uğraşır. aslında logoterapi, anlam odaklı psikoterapidir. aynı zamanda nevroz gelişiminde büyük yol oynayan kısır döngüler ve geribildirim mekanizmalarını da devreden çıkarmaya çalışır. bu sayede nevrotik kişinin tipik benmerkezciliği beslenip pekiştirilmek yerine kırılmaya çalışılır.
şurası kesin ki bu tür ifadeler konuyu fazlasıyla basitleştirmektedir; yine de logoterapide danışan gerçekten de yaşamının anlamı ile yüzleşecek ona yönelir. onun bu anlamın farkına varmasını sağlamak ise nevrozun üstesinden gelme becerisine önemli katkılar sağlar.
teorim için neden "logoterapi" ismini seçtiğimi açıklamak istiyorum. logos'un yunancadaki karşılığı "anlam" dır. logoterapi veya bazı yazarlar tarafından isimlendirildiği üzere "üçüncü viyana psikoterapi okulu" insanın anlam arayışı kadar, insan varoluşunun anlamına da odaklanır. logoterapiye göre, insanın yaşamında anlam bulma çabası temel motivasyonel gücüdür. bu yüzden de anlam isteminin, freudcu psikanalizin dayandığı haz ilkesinin olduğu kadar "üstünlük istemci" terimini kullananadlerci psikolojinin odağındaki güç isteminin de karşısında olduğunu söylüyorum.
ek: logoterapi, danışanın hayatta anlam bulmasına yardımcı olmayı görev edinir. madem logoterapi onun, varoluşunun gizli mantığının farkına varmasını sağlar, o halde analitik bir süreçtir. buraya kadar logoterapi ile psikanaliz benzerlik gösterir ancak logoterapi bir şeyi yeniden bilince çıkarma çabası etkinliğini bireyin bilinçdışındaki içgüdüsel olgularla sınırlı tutmaz ve varoluşunun potansiyelindeki anlam kadar anlam istenci gibi varoluşsal gerçeklikleri de önemser. fakat herhangi bir analiz, terapötik sürece noölojik boyutu da katmayı başardığında, danışanın varlığının derinliğinde özlem duyduğu şeylerin farkına varmasını sağlar. logoterapi, insanı itki ve içgüdülerin giderilmesi ve doyumunun; id, ego ve süperego arasındaki çatışmaları uzlaştırmanın veya toplum ve çevreye uyum ve intibakın peşinde olmaktan ziyade, bir anlamı karşılamaya çalışan bir varlık olarak tanımasıyla psikanalizden ayrılır.
ek2: logoterapi, danışanın kendi sorumluluklarının tam olarak farkına varmasını sağlar ve bu yüzden de bu sorumluluğun ne olduğu, neye veya kime karşı olduğu seçimlerini ona bırakmalıdır. bu da logoterapiyi, danışan değer yargısı dayatmaya en az yatkın ekol kılar çünkü danışanın yargılama sorumluluğunu doktora bırakmasında hiçbir durumda izin vermez. bu nedenle de hayatını topluma mı kendi bilincine mi karşı bir sorumluluk olarak yorumlayacağı tamamen danışan kalmıştır ancak hayatlarını kendilerine verilmiş bir görev üzerinden değil, bu görevi ona verenler üzerinden değerlendiren insanlar vardır.
logoterapi, bir öğrenme veya vaaz verme işi değildir. mantıksal çıkarımdan olduğu kadar ahlaki dayatmalardan da uzak durur. mrcazen ifade etmek gerekirse, logoterapist tarafından oynanan rol, bir ressamdan ziyade göz doktorunun işine benzer. ressam bize kendi gördüğü şekliyle dünyanın bir resmini aktarmayı amaçlarken, göz doktoru dünyayı gerçekten olduğu gibi görmemizi sağlamaya çalışır. logoterapinin rolü, danışanın görme alanını genişleterek, olası anlamların tamamının bilince çıkmasını ve görülebilir olmasını sağlar.
logoterapiye göre hayatın anlamını üç fskrlı yolla keşfedebiliriz: (1) bir üretimde bulunarak veya bir iş yaparak, (2) bir şeyi deneyimleyerek ya da biriyle temas ederek ve (3) kaçınılmaz olan ıstıraba karşı aldığımız tavırla. ilkinin bir kazanım ve edinim biçimi olduğu çok açıktır. ikinci ve üçüncünün biraz daha ayrıntılandırılması gerekir. hayatta anlam bulmanın ikinci yolu iyilik, hakikat veya güzellik gibi bir şeyi, doğayı ve kültürü veya en önemlisi başka bir insanı biricikliğiyle deneyimlemek, onu sevmektir.
ek3: logoterapinin temel dayanaklarından biri, insanın temel amacının haz almak veya acıdan kaçmak değil, hayatından anlam bulmak olduğudur. insanın, ıstırabın bir anlamı olduğu sürece ıstıraba razı olmasının nedeni budur.
ek4: logoterapi, tekniğini korkunun korkulan şeyi getirdiği ve aşırı niyetin de insanın arzu ettiği şeye kavuşmasını imkansız kıldığı yönündeki iki taraflı olguya dayandıran "tezat niyet" te temellendirir.
logoterapi, psikanaliz ile karşılaştırıldığında daha az geçmişe yönelik ve biraz daha içgörüye dayanan bir yöntemdir. daha ziyade geleceğe odaklanır, yani danışanın gelecekte içini dolduracağı anlamlarla uğraşır. aslında logoterapi, anlam odaklı psikoterapidir. aynı zamanda nevroz gelişiminde büyük yol oynayan kısır döngüler ve geribildirim mekanizmalarını da devreden çıkarmaya çalışır. bu sayede nevrotik kişinin tipik benmerkezciliği beslenip pekiştirilmek yerine kırılmaya çalışılır.
şurası kesin ki bu tür ifadeler konuyu fazlasıyla basitleştirmektedir; yine de logoterapide danışan gerçekten de yaşamının anlamı ile yüzleşecek ona yönelir. onun bu anlamın farkına varmasını sağlamak ise nevrozun üstesinden gelme becerisine önemli katkılar sağlar.
teorim için neden "logoterapi" ismini seçtiğimi açıklamak istiyorum. logos'un yunancadaki karşılığı "anlam" dır. logoterapi veya bazı yazarlar tarafından isimlendirildiği üzere "üçüncü viyana psikoterapi okulu" insanın anlam arayışı kadar, insan varoluşunun anlamına da odaklanır. logoterapiye göre, insanın yaşamında anlam bulma çabası temel motivasyonel gücüdür. bu yüzden de anlam isteminin, freudcu psikanalizin dayandığı haz ilkesinin olduğu kadar "üstünlük istemci" terimini kullananadlerci psikolojinin odağındaki güç isteminin de karşısında olduğunu söylüyorum.
ek: logoterapi, danışanın hayatta anlam bulmasına yardımcı olmayı görev edinir. madem logoterapi onun, varoluşunun gizli mantığının farkına varmasını sağlar, o halde analitik bir süreçtir. buraya kadar logoterapi ile psikanaliz benzerlik gösterir ancak logoterapi bir şeyi yeniden bilince çıkarma çabası etkinliğini bireyin bilinçdışındaki içgüdüsel olgularla sınırlı tutmaz ve varoluşunun potansiyelindeki anlam kadar anlam istenci gibi varoluşsal gerçeklikleri de önemser. fakat herhangi bir analiz, terapötik sürece noölojik boyutu da katmayı başardığında, danışanın varlığının derinliğinde özlem duyduğu şeylerin farkına varmasını sağlar. logoterapi, insanı itki ve içgüdülerin giderilmesi ve doyumunun; id, ego ve süperego arasındaki çatışmaları uzlaştırmanın veya toplum ve çevreye uyum ve intibakın peşinde olmaktan ziyade, bir anlamı karşılamaya çalışan bir varlık olarak tanımasıyla psikanalizden ayrılır.
ek2: logoterapi, danışanın kendi sorumluluklarının tam olarak farkına varmasını sağlar ve bu yüzden de bu sorumluluğun ne olduğu, neye veya kime karşı olduğu seçimlerini ona bırakmalıdır. bu da logoterapiyi, danışan değer yargısı dayatmaya en az yatkın ekol kılar çünkü danışanın yargılama sorumluluğunu doktora bırakmasında hiçbir durumda izin vermez. bu nedenle de hayatını topluma mı kendi bilincine mi karşı bir sorumluluk olarak yorumlayacağı tamamen danışan kalmıştır ancak hayatlarını kendilerine verilmiş bir görev üzerinden değil, bu görevi ona verenler üzerinden değerlendiren insanlar vardır.
logoterapi, bir öğrenme veya vaaz verme işi değildir. mantıksal çıkarımdan olduğu kadar ahlaki dayatmalardan da uzak durur. mrcazen ifade etmek gerekirse, logoterapist tarafından oynanan rol, bir ressamdan ziyade göz doktorunun işine benzer. ressam bize kendi gördüğü şekliyle dünyanın bir resmini aktarmayı amaçlarken, göz doktoru dünyayı gerçekten olduğu gibi görmemizi sağlamaya çalışır. logoterapinin rolü, danışanın görme alanını genişleterek, olası anlamların tamamının bilince çıkmasını ve görülebilir olmasını sağlar.
logoterapiye göre hayatın anlamını üç fskrlı yolla keşfedebiliriz: (1) bir üretimde bulunarak veya bir iş yaparak, (2) bir şeyi deneyimleyerek ya da biriyle temas ederek ve (3) kaçınılmaz olan ıstıraba karşı aldığımız tavırla. ilkinin bir kazanım ve edinim biçimi olduğu çok açıktır. ikinci ve üçüncünün biraz daha ayrıntılandırılması gerekir. hayatta anlam bulmanın ikinci yolu iyilik, hakikat veya güzellik gibi bir şeyi, doğayı ve kültürü veya en önemlisi başka bir insanı biricikliğiyle deneyimlemek, onu sevmektir.
ek3: logoterapinin temel dayanaklarından biri, insanın temel amacının haz almak veya acıdan kaçmak değil, hayatından anlam bulmak olduğudur. insanın, ıstırabın bir anlamı olduğu sürece ıstıraba razı olmasının nedeni budur.
ek4: logoterapi, tekniğini korkunun korkulan şeyi getirdiği ve aşırı niyetin de insanın arzu ettiği şeye kavuşmasını imkansız kıldığı yönündeki iki taraflı olguya dayandıran "tezat niyet" te temellendirir.
devamını gör...
20 temmuz 2021 jeff bezos'un uzaya çıkması
sokakta en havalı topla oynayan mahallenin havalı çocuğunu izler gibi televizyonda izlediğimiz mini uzay yolculuğu. başarıyla sonuçlanması mutlu etmiştir, dönüşte paraşütlerin açılıp kapsülün süzüle süzüle inişi de görülmeye değerdi. para bir yana, bu yolculuğa çıkma fikri cesaret ister. daha uzun sürelisi için umut vermiştir.
devamını gör...
michele mouton

1973'ten beri var olan dünya ralli şampiyonası'nda (bkz: wrc) yarış kazanabilmiş tek kadın pilottur..

audi ile yarıştığı 1981 ve 1985 yılları arasında tam 4 adet yarış kazanmıştır, hatta 1982 yılını walter röhrl gibi ralli deyince akla gelen ilk efsanelerden birinin 1 saniye arkasında 2. olarak bitirmiştir.. group b gibi dünyanın en tehlikeli motorsporlarından birinde, aşırı modifiyeli +400 hp'lik otomobillerde gerçek sürücülerin yarıştığı, tabiri caizse yiğidin harman olduğu bir organizasyonda yer alıp bu başarılara imza atmış ve tüm dünya tarafından motorsporlarında kadın pilot denince akla gelen ilk pilotlardan olmuştur..

23 haziran 1951 tarihinde fransa'nın güneyinde doğmuştur.. alplere yakın ve dolayısıyla fransa'da yapılan rallilerin dağ etaplarına yakın yerde doğmuş olmasıyla otomobillere ilgisi başlamış, 1972 yılında arkadaşı jean taibi'nin co-pilotu olarak ralli dünyasına adım atmıştır..
1973'te wrc kurulmuş ve orada da yine ilk yarışlarda co-pilot olarak devam etmiştir.. babasının "sana bir ralli aracı alırım ama bir şartla, co-pilot değil, pilot olarak yarışacaksın" teklifini kabul etmiş ve babasının aldığı alpine a110 ile pilotluk kariyeri başlamıştır.. 1974 fransa etabı ilk pilot olarak katıldığı yarıştır ve 12. olarak bitirmiştir.. bir sonraki yıl aynı etabı 7. olarak bitirmiştir..


her ne kadar büyük başarıları audi takımı ile atmış olsa da ilk başta alpine, fiat, audi ve kariyerinin sonlarında peugeot ile yarışmış olan michele mouton, ralli dışında 1975 yılında le mans'ta 2 litre prototip sınıfını 1. olarak bitirmiş, 1984'te group b'deki araçlardan bile daha yüksek güçte araçların yarıştığı amerika'da pikes peak international hill climb isimli uluslararası tırmanma yarışını kazanmıştır.. bu önemli bir başarıdır, çünkü rakipleri tek koltuklu büyük v8 araçlar iken michele ablamız, group b'de yarıştığı audi sport quattro'suyla yanında da biricik co-pilotu, biricik ablamız fabrizia pons ile katılmıştır.. henri toivonen'in kaza yapması sonucu hayatını kaybetmesi sebebiyle group b'nin yasaklanmasından sonra yarış kariyerini bitirmiş ve günümüzde fia'da ve wrc'de organizasyonların yönetim kadrolarında yer almaktadır.. eski rakiplerinden henri toivonen adına düzenlenen race of champions yarış organizasyonunun kurucularındandır..



allah her petrolhead erkeğe böyle bir eş yada sevgili nasip etsin.*
devamını gör...
dinlediğin şarkının can alıcı sözü
sen hiç "hiç" oldun mu?
devamını gör...
erkeklerin bacaklarını açarak oturması
seninki kaç metre! diye sormak istediğim başlık.
çok rahat toparlayabilirsiniz bacaklarınızı, kapatabilirsiniz bu bir bahane değil, olamaz.
siz kendi rahatınıza kılıf uydurmaya çalışıyorsunuz.
çok rahat toparlayabilirsiniz bacaklarınızı, kapatabilirsiniz bu bir bahane değil, olamaz.
siz kendi rahatınıza kılıf uydurmaya çalışıyorsunuz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
sonsuzluk mavi gökyüzü
bütün sevinçlerim bahar
hırçın bir rüzgârda uçuşan
hayallerime el sallar
sensiz kalmadım hiç
her uçuşan masal
seni hatırlatır
şarkılar söyleyen rüzgâr.
bütün sevinçlerim bahar
hırçın bir rüzgârda uçuşan
hayallerime el sallar
sensiz kalmadım hiç
her uçuşan masal
seni hatırlatır
şarkılar söyleyen rüzgâr.
devamını gör...
normal sözlük gartic.io etkinlikleri
yaz beni mellisho pablo, bu arada yeşil hayvan kesinlikle yok.*
devamını gör...
you
takıntılı bir insanın sevdiği insanlar için neler yapacağının sınırı olmadığını göstermekte oldukça başarılı bir dizidir. öncelikle her şeyden önce söylemek istediğim bir şey var. bu bir aşk dizisi değildir. hiçbir yerde hiçbir şekilde aşkı ya da sevgiyi anlatmıyor. anlatmak istediği başka şeyler var ve bunları görebilmek önemli. ilk sezonu izlerken inanılmaz rahatsız olmuştum. adam öyle şeyler yapıyordu ki çıldırmamak elde değil. bir kere yaptığı hiçbir şeyin hiçbir şekilde bahanesi olamaz zaten, bu yüzden inanılmaz itici geliyordu. çoğu insan aşırı hızlı aktığını söylese de benim için bu söylediklerimden ötürü izlemesi zor bir dizi oldu. ikinci sezonu da yine benzer şekilde devam etse de adamın biraz çocukluğuna inmesiyle bu hareketlerinin sebebini anlıyoruz. sevgiyi şiddet, kısıtlama, zor kullanma ve hatta belki öldürmeyle öğrenmiş bir insanın ileriki yaşamında sevgi için bunları yapmasının temeline iniyorsunuz. psikolojik analiz açısından başarılı buldum. çünkü kurbanları olan bir suçlunun da aslında bir kurban olduğunu fark ediyorsunuz. bu durumda ilk sezonda nefret ettiğiniz, kızdığınız, tiksindiğiniz insana ikinci sezon bu yaşananlarda onun da suçunun oldukça az olduğunu fark etmeyle bu negatif duygular biraz azalmaya başlıyor. dediğim gibi yaptığı sapıklıkların, manyaklıkların bahanesi olamaz hiçbiri. sadece çocukluğunda bir şeyleri nasıl öğrendiyse büyüdüğünde de onu uygulayan bir insan görüyorsunuz karşınızda. bunun dünyada ne kadar yaygın olduğunu düşündüğümüzde aslında her şeyin çocuklukta başladığını göstermede iyi bir dizi. ikinci sezon birin tekrarı gibi olsa da karaktere olan bakış açısını biraz yumuşattığı için sevdim. ancak ikinci sezonun bitişiyle üçüncü sezonun da benzer devam edeceğini düşündürerek bende izleme merakı uyandırmamıştır. bir yerden sonra kendini tekrar etmeye başlayacak gibi görünüyor ama belli olmaz.
devamını gör...
koklayınca geçmişi hatırlatan kokular
koklayınca sizi eskilere götüren kokulardır. beyniniz o kokuyla hatırayı kodladığı için başa gelen durumdur. mesela köyde çok sevdiğiniz bir dedeniz varsa tütün kolonyası duyunca dedenizin aklınıza gelmesi örnektir.
devamını gör...
lgbt'yi engelledik çünkü biz müslüman bir devletiz
halkımızın en büyük sorununu burdan da çok net görebiliriz: kendisi gibi olmayana nefret duymak. başkalarının yatak odalarıyla, hayatlarıyla ilgilenmeyi bırakmadıkça ne yazık ki istediği kadar iktidar değişsin. a olmaz b olur. yine olan halka olur.
devamını gör...

