matteo bocelli
ünlü italyan tenor andrea bocelli' nin oğludur ve bir müzisyendir. 23 yaşında olmasına rağmen kendisi birçok filmin arka plan müziğini yapmış bir isimdir ki tabii babasının şöhreti bundaki en büyük etkendir. ayrıca babasıyla yaptığı düetler de meşhurdur. zaten görme engelli babasının yanından pek ayrılmaz; ona yardımcı olur devamlı. sesi ise bize andrea bocelli'yi anımsatmakla beraber kendisi onun kadar büyük bir yetenek değildir ne yazık ki. fakat andrea bocelli de matteo kadar yakışıklı değildir sonuçta. yani hem yetenek hem de güzellik tanrı vergisi unsurlar olduğuna göre,burada tabiatın gayet dengeli bir iş çıkardığından söz edebiliriz*.
andrea-matteo bocelli, fall on me düeti oldukça etkileyicidir. burada baba-oğul sırt sırta verip birbirlerinden güç aldıklarını ifade etmek istemişlerdir ki bu da çok anlamlıdır. ayrıca burada, gözleri görmeyen bir babanın oğluna gurur dolu bakışını görmekteyiz*;
disney aslan kral filminden can you feel the love tonight;
queen grubunun efsanevi şarkısı love of my life'ın matteo tarafından yorumu;
andrea-matteo bocelli, fall on me düeti oldukça etkileyicidir. burada baba-oğul sırt sırta verip birbirlerinden güç aldıklarını ifade etmek istemişlerdir ki bu da çok anlamlıdır. ayrıca burada, gözleri görmeyen bir babanın oğluna gurur dolu bakışını görmekteyiz*;
disney aslan kral filminden can you feel the love tonight;
queen grubunun efsanevi şarkısı love of my life'ın matteo tarafından yorumu;
devamını gör...
depresyon süreniz
iki ay sonra birinci yaş gününü kutlayacağız tosuncuğun(nedense erkek oldu!)
devamını gör...
malena
bir monica belluci klasiğidir.
film, güzelliğin aslında sadece arzulanabilir olduğunda, hayranlık oluşturduğunda insanı da güzelleştirebileceğine dair en güzel örnektir. bu yüzden ask ve sanat, insanın kendini güzelleştirebilecegi en güzel hediyesidir yaşamın bize.
eminim izleyen her kadın filmin en az bir sahnesinde hayal etmiştir; malena gibi kasabanın meydanında yürümeyi.
film, güzelliğin aslında sadece arzulanabilir olduğunda, hayranlık oluşturduğunda insanı da güzelleştirebileceğine dair en güzel örnektir. bu yüzden ask ve sanat, insanın kendini güzelleştirebilecegi en güzel hediyesidir yaşamın bize.
eminim izleyen her kadın filmin en az bir sahnesinde hayal etmiştir; malena gibi kasabanın meydanında yürümeyi.
devamını gör...
assassin's creed odyssey
güzelliğinden gözlerimi alamadığım, içimi titreten canım aşkım kassandra ile oynamaya devam edeceğimiz oyundur inşallah...

1,5 buçuk ayda 90 saat oynayarak rekorumu kırdığım yetmezmiş gibi, daha dünya kadar ara görev + 2 adet dlc bitirmem gerek. ana hikayeyi ise henüz yeni bitirdim. aslında oyunu almadan önce tereddütlerim vardı, herkes oyun şöyle çöp böyle çöp diye anlatıyordu ancak sırf antik yunan atmosferini deneyimlemek, ve genel olarak rpg oyunlarını sevdiğim için fiyatı xbox'ta iner inmez direkt aldım.
açıkçası hikaye çok mu süper? mehh, çok da değil bence. ama atmosfer fena sarıyor hocam. adam kesmek falan zaten eğlenceli onda bir şey yok. ama en çok da kültistlerin peşine düşmek keyif veriyor gibi. o ufak ipuçlarını yunanistan'ı dört bucak dolaştıktan sonra bulup, sıra sıra gizem çözmek oldukça zevkli. insana birinin izini sürdüğü hissini oldukça güzel veriyor ki, ismi "assassin's" ile başlayan bir oyun için bence bu oldukça önemli bir detay.
oyunun neden sevilmediğine gelirsek: sanırım eski ac fanları ise genel olarak oyunu önceki ac oyunları gibi olmadığı için sevmiyor gibi. ama bilmiyorum bence böylesi daha iyi gibi sanki. kapüşon ve hidden blade fetişizmi her ne kadar güzel olsa da, yeniliklere açık birisi olduğumdan bu oyunun rpg ağırlığını da gayet sevdim. ki her ne kadar eskisinden çok daha zor olsa da, oyunu warrior ya da hunter yerine assassin olarak oynamak da hala imkansız değil. ama kim uğraşır? ben delikanlı gibi yüzyüze çarpışmayı daha çok seviyorum açıkçası, arada yine meze niyetine assassination yapıyorum o ayrı.
oyun dinamiklerine dair fazla spoiler vermek istemiyorum ama son ufak bir şey: şu animus'u da, modern dünya segmentlerini de kaldırın artık hay a..na koyayım ya... biz modern dünya segmentleri hem antik atmosferi bozuyor, hem de hikayeyin gidişatını s..iyor diye kaç defa söylüyoruz ama sakalımız yok ki sözümüz dinlensin!!

1,5 buçuk ayda 90 saat oynayarak rekorumu kırdığım yetmezmiş gibi, daha dünya kadar ara görev + 2 adet dlc bitirmem gerek. ana hikayeyi ise henüz yeni bitirdim. aslında oyunu almadan önce tereddütlerim vardı, herkes oyun şöyle çöp böyle çöp diye anlatıyordu ancak sırf antik yunan atmosferini deneyimlemek, ve genel olarak rpg oyunlarını sevdiğim için fiyatı xbox'ta iner inmez direkt aldım.
açıkçası hikaye çok mu süper? mehh, çok da değil bence. ama atmosfer fena sarıyor hocam. adam kesmek falan zaten eğlenceli onda bir şey yok. ama en çok da kültistlerin peşine düşmek keyif veriyor gibi. o ufak ipuçlarını yunanistan'ı dört bucak dolaştıktan sonra bulup, sıra sıra gizem çözmek oldukça zevkli. insana birinin izini sürdüğü hissini oldukça güzel veriyor ki, ismi "assassin's" ile başlayan bir oyun için bence bu oldukça önemli bir detay.
oyunun neden sevilmediğine gelirsek: sanırım eski ac fanları ise genel olarak oyunu önceki ac oyunları gibi olmadığı için sevmiyor gibi. ama bilmiyorum bence böylesi daha iyi gibi sanki. kapüşon ve hidden blade fetişizmi her ne kadar güzel olsa da, yeniliklere açık birisi olduğumdan bu oyunun rpg ağırlığını da gayet sevdim. ki her ne kadar eskisinden çok daha zor olsa da, oyunu warrior ya da hunter yerine assassin olarak oynamak da hala imkansız değil. ama kim uğraşır? ben delikanlı gibi yüzyüze çarpışmayı daha çok seviyorum açıkçası, arada yine meze niyetine assassination yapıyorum o ayrı.
oyun dinamiklerine dair fazla spoiler vermek istemiyorum ama son ufak bir şey: şu animus'u da, modern dünya segmentlerini de kaldırın artık hay a..na koyayım ya... biz modern dünya segmentleri hem antik atmosferi bozuyor, hem de hikayeyin gidişatını s..iyor diye kaç defa söylüyoruz ama sakalımız yok ki sözümüz dinlensin!!
devamını gör...
ankara'ya aşık olmak
bir kamçılı orkestra şefi ukdesidir.
bu aşkı deniz kenarı şehirlerden gelen insanların geneli anlayamaz. bu aşkı çocukluğunu, gençliğini, ilk sevgilisini, mutluluklarını, hüzünlerini şehrin baktığı yerlerinde gören insanlar anlar.
sizin o denizi, yeşili olan şehirlerinizi herkes sever. oraları sevmek kolaydır. ankara’yı sevmek ise yürek ister, bu bozkırda bile güzellik görecek derin bir ruh ister.
edit: sen tunalı hilmi ile kennedy’nin kesişiminden dikilip caddeyi yokuş aşağı izlerken asfalttan ve binalarla dolu bir cadde görürsün. ben o caddede ilk elini tuttuğum kızı, konser için ilk gittiğim mekanı, liseliyken yılbaşı gecesi komi olarak ekstra çalıştığım mekanı, oturup ağladığım köşeyi görürüm.
bu aşkı deniz kenarı şehirlerden gelen insanların geneli anlayamaz. bu aşkı çocukluğunu, gençliğini, ilk sevgilisini, mutluluklarını, hüzünlerini şehrin baktığı yerlerinde gören insanlar anlar.
sizin o denizi, yeşili olan şehirlerinizi herkes sever. oraları sevmek kolaydır. ankara’yı sevmek ise yürek ister, bu bozkırda bile güzellik görecek derin bir ruh ister.
edit: sen tunalı hilmi ile kennedy’nin kesişiminden dikilip caddeyi yokuş aşağı izlerken asfalttan ve binalarla dolu bir cadde görürsün. ben o caddede ilk elini tuttuğum kızı, konser için ilk gittiğim mekanı, liseliyken yılbaşı gecesi komi olarak ekstra çalıştığım mekanı, oturup ağladığım köşeyi görürüm.
devamını gör...
sözlük radyosunun yayına başlaması
radyoda takılan yazarlara artı karma puan verilmelidir.
çünkü bir sürü yazar ömrünü burada geçirecektir.
elinize emeğinize yüreğinize güzel kafanıza sağlık.
çünkü bir sürü yazar ömrünü burada geçirecektir.
elinize emeğinize yüreğinize güzel kafanıza sağlık.
devamını gör...
bir bilen (yazar)
küçüklüğünde ne olacaksın diye sorduklarında kafa sözlük moderatörü olacağım diyen yazar. zira başka açıklaması olmaz bu titiz çalışmanın. neyse benim yakamdan düştü allah'tan:d kolay gelsin yoldaş.
devamını gör...
hobaaa3434
"hoşgeldin, böyle daha güzeliz, gitme bir yerlere öyle, eksik kalır sözlük." dediğim sevgili yazar.
devamını gör...
ikinci eş olmayı reddeden kızı vuran adam
t: ikinci eşi olmayı reddeden kızı vuran adam değil şerfsz olacak olması daha doğru haber başlığı...
gün geçmiyor ki gözümüzü böyle kötü haberlere açmayalım!! abi delireceğim artık gereksiz erkek şiddetinden!
bir düşün yakamızdan ya! 16 yaşında bu çocuk 16!!!! ulan neyine yetmedi 7 çocuk 1 kadın be neyine yetmedi! hem de bir de amcanın kızıymış!
çok öfkeliyim! bu ülkenin erkekleri biz kadınlara bir hayat borçlu!!!
gün geçmiyor ki gözümüzü böyle kötü haberlere açmayalım!! abi delireceğim artık gereksiz erkek şiddetinden!
bir düşün yakamızdan ya! 16 yaşında bu çocuk 16!!!! ulan neyine yetmedi 7 çocuk 1 kadın be neyine yetmedi! hem de bir de amcanın kızıymış!
çok öfkeliyim! bu ülkenin erkekleri biz kadınlara bir hayat borçlu!!!
devamını gör...
roketle yere çakılan düz dünyacı
yerçekimini hesaba katmamış. bi' kereden bir şey olmaz, sıradaki düz dünyacıyı alalım lütfen.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği hayvan
mahlasımdan da anlaşılacağı üzere kuşlardır.*
her türlüsünü çok seviyorum. kuşlara karşı büyük bir hayranlığım da var ayrıca. düşünsenize istediğiniz an gökyüzünün derinliklerine akabiliyorsunuz. bu fazla etkileyici bence..
ikinci sırada da kedigiller bulunuyor bu arada.*
her türlüsünü çok seviyorum. kuşlara karşı büyük bir hayranlığım da var ayrıca. düşünsenize istediğiniz an gökyüzünün derinliklerine akabiliyorsunuz. bu fazla etkileyici bence..
ikinci sırada da kedigiller bulunuyor bu arada.*
devamını gör...
güne bir kadın yalanı bırak
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
antarktikalı.
devamını gör...
profil fotoğrafı kedi olan yazarlar
hemen profil resmimi değiştiriyorum.
devamını gör...
oscar ve pembeli meleği
dahi yazar éric-emmanuel schmitt tarafından yazılan ve büyük oyuncu yıldız kenter tarafından oynanan muhteşem oyundur.

şişmanlamayan sumocunun da yazarı olan éric-emmanuel schmitt tartışma götürmez bir dahidir. yazdığı muhteşem metinlerin yanı sıra daha önce öykü olarak yazdığı oscar ve pembeli meleğini tiyatro oyununa çevirmiştir. henüz 61 yaşında olan yazarın bundan sonra ne tür edebi büyüler yapacağı en merak ettiğim konular arasındadır.
yıldız kenter ise anlatmaya bile gerek olmayan, bence türk tiyatro tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncusudur. kent oyuncularının en büyük ismi olan yıldız kenter bu oyunda tek kişilik görkemli ve akıl almaz bir performans sergilemiştir.
yıllar önce kısa bir süre çalıştığım bir okuldan ayrılıp yeni görev yerime gitmek üzereyken izledim bu oyunu. oyuna gittiğimde elbette beklentim çok fazlaydı ama bu kadar derin etkiler bırakacağını tahmin dahi edemezdim.
oyunda oscar lösemi hastası küçük bir çocuk. 10 yaşında sadece. ve oscar ölmek üzere. ama o kadar akıllı bir çocuk ki oscar. izleseniz o kadar seversiniz ki onu. oyunda oscarı oynayan yıldız kenter müthiş bir performans ile oscarı sevdiriyor bize ama yazarın kalemi de az etkili değil.

hastane odasında geçen hikayede oscarın annesi hep destek olmak için oralarda oluyor, hep yanında. anneyi oynayan yıldız kenter burda da muhteşem.
elbette bir de pembeli melek var. oscarın bakıcısı. ölmek üzere olduğunun farkında olan oscarı tevekküle çağıran 100 yaşına yaklaşmış olan pembeli melek ona gönüllü olarak bakıcılık yapmakta. pembeli meleği de elbette yıldız kenter harikulade oynamakta.
pembeli melek ve oscar bir oyun oynamaya karar verirler. ölmekte olduğunun bilincinde olan oscar sürekli bir sorgulama içindedir. tanrıya dair soruları vardır oscarın ve melek ona cevaplar sunmak için gönderilmiştir sanki.

oyuna göre oscar her gününü on yıl gibi yaşayacak ve her on yıllık dönemde yaşadıklarını, hissettiklerini pembeli meleğine anlatacaktır. ve oscar bu plana sonuna kadar sadık kalır ve her gece uyumadan önce bir not bırakır yatağının başına:
“ beni yalnız pembeli meleğim uyandırabilir.”
son güne oscarın bıraktığı ve her gün olandan farklı olan notu okuyunca pembeli melek, ben artık dayanamadım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. ama öyle böyle bir ağlama değil. oyun bitti, ayakta alkışlarken ben hala ağlıyordum. dışarı çıktım alkışlardan sonra. tam o an okulda birlikte çalıştığım ve kanser teşhisi konduğu için saçları artık eskisi kadar rüzgarlı olmayan bir öğretmen ablamla göz göze geldik. birbirimize sarılıp dakikalarca ağladık. uzun uzun, hıçkıra hıçkıra.
hayatımda izlediğim onlarca tiyatro oyunu arasında en iyisiydi diyebilirim. belki artık izleme şansı olmayacak izlemeyenlerin ama en azından alıp okuyabilirsiniz.

şişmanlamayan sumocunun da yazarı olan éric-emmanuel schmitt tartışma götürmez bir dahidir. yazdığı muhteşem metinlerin yanı sıra daha önce öykü olarak yazdığı oscar ve pembeli meleğini tiyatro oyununa çevirmiştir. henüz 61 yaşında olan yazarın bundan sonra ne tür edebi büyüler yapacağı en merak ettiğim konular arasındadır.
yıldız kenter ise anlatmaya bile gerek olmayan, bence türk tiyatro tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncusudur. kent oyuncularının en büyük ismi olan yıldız kenter bu oyunda tek kişilik görkemli ve akıl almaz bir performans sergilemiştir.
yıllar önce kısa bir süre çalıştığım bir okuldan ayrılıp yeni görev yerime gitmek üzereyken izledim bu oyunu. oyuna gittiğimde elbette beklentim çok fazlaydı ama bu kadar derin etkiler bırakacağını tahmin dahi edemezdim.
oyunda oscar lösemi hastası küçük bir çocuk. 10 yaşında sadece. ve oscar ölmek üzere. ama o kadar akıllı bir çocuk ki oscar. izleseniz o kadar seversiniz ki onu. oyunda oscarı oynayan yıldız kenter müthiş bir performans ile oscarı sevdiriyor bize ama yazarın kalemi de az etkili değil.

hastane odasında geçen hikayede oscarın annesi hep destek olmak için oralarda oluyor, hep yanında. anneyi oynayan yıldız kenter burda da muhteşem.
elbette bir de pembeli melek var. oscarın bakıcısı. ölmek üzere olduğunun farkında olan oscarı tevekküle çağıran 100 yaşına yaklaşmış olan pembeli melek ona gönüllü olarak bakıcılık yapmakta. pembeli meleği de elbette yıldız kenter harikulade oynamakta.
pembeli melek ve oscar bir oyun oynamaya karar verirler. ölmekte olduğunun bilincinde olan oscar sürekli bir sorgulama içindedir. tanrıya dair soruları vardır oscarın ve melek ona cevaplar sunmak için gönderilmiştir sanki.

oyuna göre oscar her gününü on yıl gibi yaşayacak ve her on yıllık dönemde yaşadıklarını, hissettiklerini pembeli meleğine anlatacaktır. ve oscar bu plana sonuna kadar sadık kalır ve her gece uyumadan önce bir not bırakır yatağının başına:
“ beni yalnız pembeli meleğim uyandırabilir.”
son güne oscarın bıraktığı ve her gün olandan farklı olan notu okuyunca pembeli melek, ben artık dayanamadım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. ama öyle böyle bir ağlama değil. oyun bitti, ayakta alkışlarken ben hala ağlıyordum. dışarı çıktım alkışlardan sonra. tam o an okulda birlikte çalıştığım ve kanser teşhisi konduğu için saçları artık eskisi kadar rüzgarlı olmayan bir öğretmen ablamla göz göze geldik. birbirimize sarılıp dakikalarca ağladık. uzun uzun, hıçkıra hıçkıra.
hayatımda izlediğim onlarca tiyatro oyunu arasında en iyisiydi diyebilirim. belki artık izleme şansı olmayacak izlemeyenlerin ama en azından alıp okuyabilirsiniz.
devamını gör...
cehennemde söylenecek ilk söz
ayda kaç paralık odun yakıyorsunuz abi?
devamını gör...
boğaziçi'li akademisyenlerin yeni atanan rektöre sırt çevirmesi
her grubun nefretini nasıl kazanıyorsunuz dedirtendir. ülkenin belki de en apolitik üniversitelerden birini bu hale getirmek takdir-i şayandır.
devamını gör...


