valla ankara soğuk. bugün özel bir soğuk var hatta. ilk geldiğimde de dışarı çıkınca dişlerim üşürdü
devamını gör...

üzerine vazife olmayan işlere karışanlar.
devamını gör...

haklıdan yana değil, güçlüden yana olan korkak ve kaypak olurlar.güç merkezi değiştikçe dönerler;fırıldak olurlar. sözünün sahibidir.
devamını gör...

cihan ceylan tarafından çizilen karikatür kahramanı. zaman zaman kendime benzetirim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

algonkin dili konuşan narragansett'ler, ingiliz'ler topraklarına geldiklerinde rhode island, connecticut ve massachusetts civarında yaşıyorlardı.
ilk başlarda beyazlarla iyi ilişkileri oldu ve hatta 1635'deki pequot savaşı'nda beyazlarla birlikte pequot kabilesine karşı savaştılar.
aradan yıllar geçtikçe ingilizlerin sayıları çoğaldı ve artık sıra onlara gelmişti. 1675'te king philip savaşı'nda ingilizlere büyük baskınlar verdiler, birçok kasabayı yok ederek, çok sayıda yerleşimciyi öldürdüler. ama birkaç yıl süren savaşta ingiliz ve ittifakları mohegan kabilesinin sürekli saldırılarına uğradılar. sonunda reisleri canonchet öldürüldü. kabilenin köylerine yapılan saldırılarda çok sayıda kadın ve çocuk öldürüldü yada köle yapılıp karayip adalarına satıldılar.
kaçıp kurtulabilen az sayıda kişi niantic kabilesine ve algonkin dili konuşan başka kabilelere sığındılar.
amerikan iç savaşı'ndan sonra, bu kabilenin artık asimile olmuş üyeleri son bir gayretle eski topraklarında hakları olduğunu savundular. artık kızılderili tehlikesinin olmadığı bir yer olan new england bölgesindeki beyazlar onlara hak vererek eski topraklarındaki bir bölgeyi rezervasyon olarak verdiler. bugün rhode island'daki rezervasyonlarında yaşıyorlar.
devamını gör...

oturdum düşündüm aklıma sevdiğim yazarlardan birçok söz geldi. ben de buraya bazılarını bırakmak istedim.

"sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin."*

"öylesine güzel
seviyorum ki seni,
öylesine saf.
öylesine temiz.
öylesine derin,
ve 'öylesine' değil!.."
*

"küçük bir çocuğun yokuş aşağı koşması gibi seni düşünmek... biraz heyecan, biraz da düşecekmiş korkusu..."*

"ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi."
*

"rüzgar yine kokunu getirdi. anlayacağın yine canım burnumda."*

"gel beraber alalım
nefesimizi sevdiğim.
sensiz boğazımdan geçmiyor."
*

"hep seni düşünmek için kimsenin yüzüne bakmadım."*

"sen oradan bir söz söylersin, ben burada bir şiir yazarım."*

ben en güzeli hangisi seçemedim. siz seçebildiniz mi?
devamını gör...

devamlı hava durumu takip ediyorum.
devamını gör...

yalancının mumu yatsıya kadar yanar, deyimini gerçek sanıyordum. evde mum olmayışı tesellim olurdu, ezan okunup da yatağa girince dua ederdim yalanım ortaya çıkmadığı için.
devamını gör...

bir van gogh resminin de temasıdır; "agostina segatori sitting in the café du tambourin".

paris’te, clichy bulvarı’nda bir kafe. sergiler de düzenlenen bir sanatçı durağı.
nakten ödeyemediğinden hesaba karşılık resimlerini veren van gogh da müdavimlerinden biri. sahibi genç kadın; agostina segatori ile aralarında hem duygusal bir bağ var hem de haftada birkaç resme karşılık düzenli yemek yemesini sağlayan bir anlaşma.

agostina segatori ilk pozunu 1860 yılında édouard manet'ye verir, böylece modellik kariyeri de başlamış olur. sonraki otuz yıl boyunca corot'dan gérôme'a, delacroix'dan van gogh'a modellik yapmaya devam eder. modellikten kazandığı parayı biriktir, sanatçılar, yazarlar ve eleştirmenler için bir buluşma noktası olacak kafesini açar: café du tambourin (1885). müdavimleri arasında paul gauguin, emile bernard, louis anquetin ve henri de toulouse-lautrec de vardır, duvarlarda da resimleri.

agostina segatori iflas ettiğinde alacaklılar van gogh resimlerine yok pahasına el koymuşlardı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

resimde, 40 yaşlarında agostina segatori'yi, o dönem için hayli şık kıyafetler içinde ikinci birasını içerken ve elinde bir sigara ile, masa ve taburelerin " tambourin/tef"e uygun olarak dizayn edildiği kafesinde bir masada otururken tasvir etmiş van gogh. ikinci birasını içiyor olduğunu üst üste duran iki altlıktan anlıyoruz. resmin arka planında van gogh'un 1887'de kafede sergilediği "japon baskıları" izlenebiliyor.

van gogh'un , 1887 yılında yaptığı 55,5 cm × 46,5 cm boyutlarındaki "agostina segatori sitting in the café du tambourin", bugün amsterdam van gogh müzesi'nde sergileniyor.


"la segatori’ye gelince durum bambaşka. ona karşı hala sevecenlik duyguları var içimde, umarım onun da bana vardır. yalnız şu sıralarda, çok kötü durumda; ne tümüyle kendi başına buyruk ne de evinin hanımı, daha da beteri hasta ve çok acı çekiyor. bunu açıkça kimseye söyleyemem, ama bana sorarsan kürtaj yaptırdığına inanıyorum (eğer doğal olarak çocuk düşürmediyse). ama içinde bulunduğu durumda onu bu yüzden suçlayamam. iki aya kadar iyileşir umarım ve belki o zaman kendisini zorlamadığım için şükran duyar bana. öte yandan iyileştikten sonra, bana ait olan şeyleri geri vermeyi soğukkanlılıkla reddederse ya da bana bir kötülük edecek olursa, şu kadarcık acıyacağımı sanma, ama gerekli olmayacak bu. hala güvenecek kadar iyi tanıyorum onu. işini sürdürmeyi başarırsa, alt kademelerde sürüneceğine en tepeye çıkmaya karar vermesini anlayışla karşılamak gerekir. ilerlemek için biraz da benim ayaklarımı çiğneyecekse olsun, ben razıyım. onu yeniden gördüğümde yüreğimi ayakları altına almadı. herkesin dediği kadar kötü olsaydı, bunu yapardı değil mi?"
van gogh, 1887- theo'ya mektuplar.
devamını gör...

çocuğun eline bir lahmacun verdiler de çocuk ben bunu yemem veganım mı dedi? doğuştan kısmı ise oldukça kafa karıştırıcı. çocuğa sunulmuş bir seçenek ya da çocuğun özgür iradesiyle seçtiği bir durum göremiyorum. düpedüz istismar.
devamını gör...

"nerede lütfen söyleyin?"
devamını gör...

halen iphone 5s kullanan biri olarak devrimci miyim onu düşünmeme neden olmuş başlıktır. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

erkekleri, kadınlardan daha üstte tutan dindir. kadınları geri plana atar.
devamını gör...

tüm günüm sağlıkçılarla geçti.
hepsi canımız ciğeriniz.
t: bu gün bana ve kızıma ettikleri iki laf üzerine açtığım başlık. zerre art niyetim yok. levent kırca, gülse birsel gibi düşünün beni.
b12 iğnesi yapacak erkek hemşiremin tam onun sözlediği şekilde söylediği
* ılk* tefa* mı iğne yaptırıyorsunuz, sözü.
bana iltifat mi etti aca, yaşım malum, bu yaşa kadar iğne görmemiş olamam. ığne yaptırmaktan hiç haz etmem, ne o öyle uluorta ama işte, ah şu b12, hep onun eksikliğinin sonucu buralara düştüm.

korona aşısı için kolunu yeterince sıyırdığını düşünen kızım, hemşire daha da aç diyince, böyle iyi değil mi, dedi, hemşire de
*istersen ona ben kırar* vereyim. dedi.
hemşireler sizi hem seviyorum hem gülüyorum.
allah eksikliğinizi vermesin.
devamını gör...

başlık altında yazılanlar ilaç hakkında fikir sahibi olmanıza yardımcı olsa da bilgi sahibi olan doktorunuzla karar alınız, herkesin beyin kimyası farklıdır. ilacın yan etki/ etki profili size göre değişecektir. doktorunuza güvenmiyorsanız buraya hiç güvenmeyin ve güvenebileceğiniz yeni bir doktor bulun.

t: sertralin etken maddesi olan, selektif serotonin geri alım inhitibörü grubu antidepresan/anksiyolitik ilaç. etkisi en az 3 haftalık kullanımdan sonra gözlenmeye başlar, etkili tedavi için en az 6 ay kullanmalı ve kesinlikle doktor gözetiminde bırakılmalıdır.
devamını gör...

hayatı boyunca dışlanmış hisseden ve hiçbir zaman sevgi görmeyen ressamdır.

resimlerini anlamadan önce onu anlamak gerekir ve şahsi kanaatime göre onu tanımanın/anlamanın en iyi yolu, kardeşine yazdığı mektuplardan oluşan "theo'ya mektuplar" kitabını okumaktan geçer.
devamını gör...

sözlüğümüzün biricik editörü.
zaman zaman bana çıkışır, yükselir ama halden de anlar.

emeğini ölçecek bir takometre icat edilmedi.

iyi ki bizimle.
devamını gör...

ülkesini hem sevip, hem de ülkenin geldiği son noktaya üzülen bir kişi olarak, iki videoyu da aynı tepkiyle izledim. "ülkem adına üzgünüm" sözünün karşılığı "ülkemi seviyorum" olamaz bana göre. aklı başında bir insan hem sevip, hem üzülür. zaten üzülmek, sevgi barındıran bir tabirdir. sevmesen, "amaan banane" dersin ve sadece kendi hayatına bakarsın. ama ülkesi adına üzülen insan, ülkesini daha iyi yerlerde, daha farklı koşullarda görmek istiyor demektir.
ben de üzülüyorum. üzüldüğüm çok şey var. onları sıralamıycam şimdi ama bu başlığın konusu olduğu için söyleyim, üzüldüğüm şeylerden biri de; gençlerin bu şekilde kutuplaştırılıp, ayrıştırılması.
65 yaşında bir adam bu ülkenin geleceği değil, bu gençler ülkenin geleceği. zihinlerini, zekalarını sadece bilime yormaları gereken yaşta uğraştıkları, uğraştırıldıkları şeylere bak.
devamını gör...

ben gerçekte bu kadar hassas değilim ya.ismim derim oldu burada,örümcek adamdaki gibi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim