entel zonta sosyetede
aysun kocatepe’nin 1992 yılında çıkardığı ve iç isyanlara ve büyük çatışmalara nasıl neden olmadığını anlamakta güçlük çektiğimiz albümüne ismini veren şarkıdır.
entel sözcüğü bildiğiniz üzere entelektüel olamamış, okumaya araştırmaya pek zaman ayırmaya niyeti olmayan ama sağdan soldan öğrendikleri ile caka satan tiplere verilen isimdir.
zonta ise kaba saba, oturup kalkmasını bilmeyen, görgüsüzlük konusunda herhangi bir sınır tanımayan ve hala nesli tükenmemiş olan erkekler için argoda kullanılan bir tabirdir. günümüzde pek kullanılmasa da bir dönem oldukça yaygın bir kullanımı vardı.
bu ikisinin karışımı olan bir adamın sosyetede kendine yer edindiğini düşündüğünüzde şarkının da anlatmaya çalıştığı şey ortaya çıkacaktır.
benim şarkıyla ilgili söylemek istediğim şey ise biraz daha farklı. önce bu kadar kötü bir şarkı ve albüm yaparak iyi şarkı ve albümlerin daha iyi görünmelerini sağladığı için aysun kocatepe’ye kocaman bir teşekkür.
sonra da yeni nesil müziği kötülerken 90lı yıllardaki müziği yere göğe sığdıramamanın aslında büyük bir hata olduğunu gösterdiği için de kocaman bir alkış.
90lı yılları sadece seçkilerdeki müziklerle değerlendiren insanlar için elimden geleni yapacağım. travmatik bir dönem olan 90lar, müzik konusunda da darbe üstüne darbe indirmiştir aslında. inanmıyorsanız buyrun:
entel zonta sosyetede
entel sözcüğü bildiğiniz üzere entelektüel olamamış, okumaya araştırmaya pek zaman ayırmaya niyeti olmayan ama sağdan soldan öğrendikleri ile caka satan tiplere verilen isimdir.
zonta ise kaba saba, oturup kalkmasını bilmeyen, görgüsüzlük konusunda herhangi bir sınır tanımayan ve hala nesli tükenmemiş olan erkekler için argoda kullanılan bir tabirdir. günümüzde pek kullanılmasa da bir dönem oldukça yaygın bir kullanımı vardı.
bu ikisinin karışımı olan bir adamın sosyetede kendine yer edindiğini düşündüğünüzde şarkının da anlatmaya çalıştığı şey ortaya çıkacaktır.
benim şarkıyla ilgili söylemek istediğim şey ise biraz daha farklı. önce bu kadar kötü bir şarkı ve albüm yaparak iyi şarkı ve albümlerin daha iyi görünmelerini sağladığı için aysun kocatepe’ye kocaman bir teşekkür.
sonra da yeni nesil müziği kötülerken 90lı yıllardaki müziği yere göğe sığdıramamanın aslında büyük bir hata olduğunu gösterdiği için de kocaman bir alkış.
90lı yılları sadece seçkilerdeki müziklerle değerlendiren insanlar için elimden geleni yapacağım. travmatik bir dönem olan 90lar, müzik konusunda da darbe üstüne darbe indirmiştir aslında. inanmıyorsanız buyrun:
entel zonta sosyetede
devamını gör...
maske takmanın olumlu yönleri
kulaklıktan gelen şarkıya sessizce eşlik ederken ağız hareketleri belli olmuyor.
devamını gör...
türklerin öğrenemediği şeyler
sağa sola çöp atmamak, sokağa tükürmemek.
devamını gör...
anunnakiler
ilk başta çok saçma gelen, fakat biraz araştırma yapılınca insanın kafasını kurcalayan, " lan yoksa..!?!" dedirten hipotez.
şimdi anunnakilerin dünyayı tohumladığını ve burada köle olarak kullanmak üzere bir ırk yarattıklarınına inanılıyor. 12 bin yıllık mumyada kol saati bulunması da bu konuları biraz daha çekici kılıyor. bu güçlü gelişmiş varlıklar, uzak geçmişte dünya’yı terk ettiler; bir gün, dünya’ya döneceklerine söz vererek. tuhaf bir şekilde, dünyanın dört bir yanındaki eski kültürlere bakarsak, "tanrılarının çoğu dünya’yı terk edip bir gün döneceğine söz verdi." şeklinde yazıtlara ulaşırız. bazı araştırmacılara ve yazarlara göre anunnaki, spiritüel uyanışı ve insan bilincinin evrimini hızlandırmak için “yanlış yaptıklarını düzeltmek” amacıyla dünya’ya dönecek.
bazı bilim insanları anunnakilerin bir dönemde dünyaya döneceklerini düşünüyor. sümer mitolojisinde anunnaki, dünya’ya gelen ve sonunda insan ırkını yaratan iyi ve kötü tanrı ve tanrıçalar grubuydu. dünya çapında birçok yazar tarafından anunnakilerin dünyaya gelmiş olduğuyla ilgili sayısız kaynak toplandı. antik bir geçmişte dünyaya gelen anunnakiler, araştırmacılar tarafından uzun bir süreden beri tartışılıyor. varlıkları ve dünya gezegenine gelişleri farklı kültürlerde sayısız metinde işleniyor, ancak bu metinlerin görmezden gelindiği anunnaki araştırmacıları tarafından iddia ediliyor.
bazı afrika kültürlerinde, dünya dışı varlıkların on binlerce yıl boyunca dünya’yı ziyaret ettiğine inanılıyor. örneğin, zulu efsanelerinde yıldızlardan gelen ziyaretçilerin altın ve diğer doğal kaynakları çıkardığını, bu kaynakların çıkarılması için köleler yarattıklarını söylüyor.
bazı kaynaklar bu tanrıların niburu’dan geldiğini söylüyor. asuriler ve babiller gezegeni ‘marduk’ olarak adlandırıyorlar. sümerler, nibiru’da bir yılın dünya’da 3.600 yıla eşdeğer olduğunu söylüyor. niburu’nun var olup olmadığı ise büyük bir tartışma konusu. güneş sisteminin dışında muazzam bir gezegenin olduğunu gösteren çok sayıda bilgi mevcut. bilim insanları bu gezegene planet x ismini verdiler.
washington post’a göre: “muhtemelen samanyolundaki dev gezegen jüpiter kadar büyük ve bu güneş sisteminin bir parçası olan, orion takımyıldızının yönünde, yeni bir gezegen abd’deki bir teleskop tarafından bulundu. ıras akademisyeni gerry neugebauer ortaya çıkan bulgulara dair, “size söyleyebileceğim tek şey, bunun ne olduğunu bilmediğimiz “dedi.
r. harrington, 1988’de astronomical journal’da çok ilginç bir yazı yazdı. harrington, dünya’dan üç ya da dört kat daha büyük bir gezegenin var olduğunu ve pluto’ya göre güneşten üç ya da dört kat uzakta bir yerde olduğunu söyledi. sunulan matematiksel modellere göre,niburu ya da planet x olarak isimlendirilen gezegen 30 derecelik son derece eliptik bir yörüngeyle hareket ediyor.
2008’de japon araştırmacılar, hesaplamalarına göre, dünya gezegeninin üçte ikisine kadar bir büyüklüğe sahip yaklaşık 100 au uzaklıkta bir “keşfedilmemiş” gezegen bulunması gerektiğini açıkladı.
birçok araştırmacı tarafından niburu’nun var olduğu öne sürülüyor. eski metinlere göre anunnaki’nin ortalama ömrünün 120 sar olduğuna, yani 120 x 3.600 ya da 432.000 yıl olduğuna inanılmaktadır. sümerlerde ortaya çıkan kral listesinde binlerce yıl boyunca hükmeden krallardan söz etmektedir. metinde, “krallığın cennetten inmesinden sonra krallık eridug’daydı. eridug’da, alulim kral oldu; 28.800 yıl hükmetti. alaljar 36.000 yıl hükmetti. 2 kral; 64.800 yıldır hükmetti. ” ibareleri bulunuyor.
sümer kral listesi hakkında en ilginç ayrıntılardan biri, ilk listenin, dünya üzerinde 241.200 yıl boyunca hüküm süren sekiz kralın, orijinal krallığın ‘cennetten’ aşağı indiği zamana dek “büyük tufan”, bu topraklarda süpürüldüğünü ve bir kez daha gökten indiklerini belirtmesi.
anunnakilerin yarattığı insan ırkıyla ilgilide araştırmacıların bazı iddiaları bulunuyor. kazakistandan bazı araştırmacıların ortaya attığı hipotez, daha gelişmiş bir dünya dışı medeniyetin farklı dünyalarda yeni hayat tohumladığı ve dünyanın da sadece onlardan birisi olduğu yönündedir.
araştırmacılar, “dna’da gördüğümüz şey, iki versiyondan, dev bir yapılandırılmış koddan ve basit veya basit koddan oluşan bir program.” araştırmacılar, dna kodumuzun ilk bölümünün dünya üzerinde yazılmadığına ve onlara göre doğrulanabilir olduğuna inanmaktadır. ikincisi ve en önemlisi, genlerin tek başına evrim / ani evrim sürecini açıklamak için yeterli olmadığı ve ‘oyunda’ bir şey daha olması gerektiği yönünde. araştırmacı makukov’a göre “er ya da geç,” “dünyadaki tüm yaşamların dünyevi kuzenlerimizin genetik kodunu taşıdığını ve evrimin bizim düşüncemiz olmadığını kabul etmeliyiz” dedi. bu bilimsel bulguların sonuçları, insanlara benzeyen uzaylılarla temas kurduğunu iddia eden diğer kişiler ve gözlemciler tarafından ortaya atılan iddiaları güçlendiriyor. insan benzeri uzaylılar insan evrimi için gerekli bazı genetik materyali dünya insanı için sağlayabilir.
amerikalı bir new age edebiyat yazarı olan ve 2012 olayı hakkında yazan ve yeryüzünün manyetik kutupluluğunun tersine döneceği iddiasıyla kaydedilen greggbraden’e göre, sadece “açık” kodumuzda bulunan 64 kodundan 20’sine sahibiz. biri, “neden yaratılışın kaynağı, dna’nın çoğunu kapatarak genetik yeteneklerimizi sınırladı” diye sormalı. ortaya atılan bir teoriye göre dna’mız anunnaki yaratıcılar tarafından kontrol içerisinde kalabilmemiz için sınırlandırıldı.
birçok araştırmacı anunnaki’nin milyonlarca yıldır ‘bizi kontrol eden’ kişiler olduğuna inanıyor ve insanoğlunun gerçek genetiğini onların bildiğini düşünüyor. çoğu yazar, bir gün dönmeyi vaat eden sayısız kültürde bahsedilen tanrı olabilecek anunnaki’nin, insanın yaratıcıları oldukları için bizi tamamen kontrol edebildiğini iddia ediyor.
şimdi anunnakilerin dünyayı tohumladığını ve burada köle olarak kullanmak üzere bir ırk yarattıklarınına inanılıyor. 12 bin yıllık mumyada kol saati bulunması da bu konuları biraz daha çekici kılıyor. bu güçlü gelişmiş varlıklar, uzak geçmişte dünya’yı terk ettiler; bir gün, dünya’ya döneceklerine söz vererek. tuhaf bir şekilde, dünyanın dört bir yanındaki eski kültürlere bakarsak, "tanrılarının çoğu dünya’yı terk edip bir gün döneceğine söz verdi." şeklinde yazıtlara ulaşırız. bazı araştırmacılara ve yazarlara göre anunnaki, spiritüel uyanışı ve insan bilincinin evrimini hızlandırmak için “yanlış yaptıklarını düzeltmek” amacıyla dünya’ya dönecek.
bazı bilim insanları anunnakilerin bir dönemde dünyaya döneceklerini düşünüyor. sümer mitolojisinde anunnaki, dünya’ya gelen ve sonunda insan ırkını yaratan iyi ve kötü tanrı ve tanrıçalar grubuydu. dünya çapında birçok yazar tarafından anunnakilerin dünyaya gelmiş olduğuyla ilgili sayısız kaynak toplandı. antik bir geçmişte dünyaya gelen anunnakiler, araştırmacılar tarafından uzun bir süreden beri tartışılıyor. varlıkları ve dünya gezegenine gelişleri farklı kültürlerde sayısız metinde işleniyor, ancak bu metinlerin görmezden gelindiği anunnaki araştırmacıları tarafından iddia ediliyor.
bazı afrika kültürlerinde, dünya dışı varlıkların on binlerce yıl boyunca dünya’yı ziyaret ettiğine inanılıyor. örneğin, zulu efsanelerinde yıldızlardan gelen ziyaretçilerin altın ve diğer doğal kaynakları çıkardığını, bu kaynakların çıkarılması için köleler yarattıklarını söylüyor.
bazı kaynaklar bu tanrıların niburu’dan geldiğini söylüyor. asuriler ve babiller gezegeni ‘marduk’ olarak adlandırıyorlar. sümerler, nibiru’da bir yılın dünya’da 3.600 yıla eşdeğer olduğunu söylüyor. niburu’nun var olup olmadığı ise büyük bir tartışma konusu. güneş sisteminin dışında muazzam bir gezegenin olduğunu gösteren çok sayıda bilgi mevcut. bilim insanları bu gezegene planet x ismini verdiler.
washington post’a göre: “muhtemelen samanyolundaki dev gezegen jüpiter kadar büyük ve bu güneş sisteminin bir parçası olan, orion takımyıldızının yönünde, yeni bir gezegen abd’deki bir teleskop tarafından bulundu. ıras akademisyeni gerry neugebauer ortaya çıkan bulgulara dair, “size söyleyebileceğim tek şey, bunun ne olduğunu bilmediğimiz “dedi.
r. harrington, 1988’de astronomical journal’da çok ilginç bir yazı yazdı. harrington, dünya’dan üç ya da dört kat daha büyük bir gezegenin var olduğunu ve pluto’ya göre güneşten üç ya da dört kat uzakta bir yerde olduğunu söyledi. sunulan matematiksel modellere göre,niburu ya da planet x olarak isimlendirilen gezegen 30 derecelik son derece eliptik bir yörüngeyle hareket ediyor.
2008’de japon araştırmacılar, hesaplamalarına göre, dünya gezegeninin üçte ikisine kadar bir büyüklüğe sahip yaklaşık 100 au uzaklıkta bir “keşfedilmemiş” gezegen bulunması gerektiğini açıkladı.
birçok araştırmacı tarafından niburu’nun var olduğu öne sürülüyor. eski metinlere göre anunnaki’nin ortalama ömrünün 120 sar olduğuna, yani 120 x 3.600 ya da 432.000 yıl olduğuna inanılmaktadır. sümerlerde ortaya çıkan kral listesinde binlerce yıl boyunca hükmeden krallardan söz etmektedir. metinde, “krallığın cennetten inmesinden sonra krallık eridug’daydı. eridug’da, alulim kral oldu; 28.800 yıl hükmetti. alaljar 36.000 yıl hükmetti. 2 kral; 64.800 yıldır hükmetti. ” ibareleri bulunuyor.
sümer kral listesi hakkında en ilginç ayrıntılardan biri, ilk listenin, dünya üzerinde 241.200 yıl boyunca hüküm süren sekiz kralın, orijinal krallığın ‘cennetten’ aşağı indiği zamana dek “büyük tufan”, bu topraklarda süpürüldüğünü ve bir kez daha gökten indiklerini belirtmesi.
anunnakilerin yarattığı insan ırkıyla ilgilide araştırmacıların bazı iddiaları bulunuyor. kazakistandan bazı araştırmacıların ortaya attığı hipotez, daha gelişmiş bir dünya dışı medeniyetin farklı dünyalarda yeni hayat tohumladığı ve dünyanın da sadece onlardan birisi olduğu yönündedir.
araştırmacılar, “dna’da gördüğümüz şey, iki versiyondan, dev bir yapılandırılmış koddan ve basit veya basit koddan oluşan bir program.” araştırmacılar, dna kodumuzun ilk bölümünün dünya üzerinde yazılmadığına ve onlara göre doğrulanabilir olduğuna inanmaktadır. ikincisi ve en önemlisi, genlerin tek başına evrim / ani evrim sürecini açıklamak için yeterli olmadığı ve ‘oyunda’ bir şey daha olması gerektiği yönünde. araştırmacı makukov’a göre “er ya da geç,” “dünyadaki tüm yaşamların dünyevi kuzenlerimizin genetik kodunu taşıdığını ve evrimin bizim düşüncemiz olmadığını kabul etmeliyiz” dedi. bu bilimsel bulguların sonuçları, insanlara benzeyen uzaylılarla temas kurduğunu iddia eden diğer kişiler ve gözlemciler tarafından ortaya atılan iddiaları güçlendiriyor. insan benzeri uzaylılar insan evrimi için gerekli bazı genetik materyali dünya insanı için sağlayabilir.
amerikalı bir new age edebiyat yazarı olan ve 2012 olayı hakkında yazan ve yeryüzünün manyetik kutupluluğunun tersine döneceği iddiasıyla kaydedilen greggbraden’e göre, sadece “açık” kodumuzda bulunan 64 kodundan 20’sine sahibiz. biri, “neden yaratılışın kaynağı, dna’nın çoğunu kapatarak genetik yeteneklerimizi sınırladı” diye sormalı. ortaya atılan bir teoriye göre dna’mız anunnaki yaratıcılar tarafından kontrol içerisinde kalabilmemiz için sınırlandırıldı.
birçok araştırmacı anunnaki’nin milyonlarca yıldır ‘bizi kontrol eden’ kişiler olduğuna inanıyor ve insanoğlunun gerçek genetiğini onların bildiğini düşünüyor. çoğu yazar, bir gün dönmeyi vaat eden sayısız kültürde bahsedilen tanrı olabilecek anunnaki’nin, insanın yaratıcıları oldukları için bizi tamamen kontrol edebildiğini iddia ediyor.
devamını gör...
sözlüğün eleştiriye tahammülü olmaması
eleştiri olacak buna tahammül edilmeli ama kötü üsluba çok zor. üslup bir meziyet.. öyle sihirli kullanılsın ki yapılan eleştiriyi karşıdaki kişi kaldırabilsin. bakıyorum kişi haklı fakat olsa ne olacak sihirli anlatım yerine sinirli anlatımı tercih etmiş. amacına ulaşamamış üstüne bir de nefret kazanmış. biri benim göremediğim yeri görsün uyandırsın isterim ama şunu da belirteyim tatlı dille. dil çok sihirli bir şey rezilde ediyor vezirde.*
devamını gör...
rtük'ün trans kadın sebebiyle exxen'e para cezası vermesi
yok saymanızla yok olmuyorlar anlayın artık.
devamını gör...
hiç en yakın arkadaşı olmayan kişi
yakın zamanda bu kişi vasfına erişeceğim umarım; bu yola başkoydum. birkaç yakın arkadaşım olması yeterli. en yakınım kendim olayım ki ne gelecekse kendimden gelsin. kendime güveneyim, kendimi seveyim, kendimle dertleşeyim, kendimle mutlu olayım, kendimi anlayabileyim ve en önemlisi kendime öz merhametim olsun. insanların bitmek bilmeyen açgözlülüklerinden, bencilce sevgi açlıklarından, empati yoksunluklarından ve acımasızca kalp kırmalarından gerçekten yoruldum. huzur istiyorum. kendi içimde.
devamını gör...
nick değiştirip eski nickine geri dönen yazarlar
bu harekete nicke nicke geri dönmek denir.
devamını gör...
intihar etmek
çocukluğunda ip atlamasına izin vermediğiniz çocuklar büyür ve o iple kendini asar dediğim konudur.
devamını gör...
20 mart 2021 türkiye'nin istanbul sözleşmesi'nden ayrılması
birçok ülkeyle beraber istanbul'da imzalandığı için adı istanbul sözleşmesi olan sözleşmeden, ilk imzalayıp parlamentoda onaylayan devlet iken çekildik.
sözleşmeyi feshettik.
fıkra bu kadar.
sözleşmeyi feshettik.
fıkra bu kadar.
devamını gör...
güzellik hariç erkekleri aşık ettirebilecek şeyler
hiçbir şey. güzel değilseniz pek şansınız olduğu söylenemez.
onun dışında sevip, sevilebilirsiniz belki fakat erkeğin sizden daha güzelini bulduğunda tekmeyi koyacağı gerçeğini değiştirmez.
onun dışında sevip, sevilebilirsiniz belki fakat erkeğin sizden daha güzelini bulduğunda tekmeyi koyacağı gerçeğini değiştirmez.
devamını gör...
eş cinsel sözlük yazarları
heteroseksüel yazarlar başlığı olmadığı için ve dahi böyle bir başlığa gerek olmadığını düşündüğüm için saçma bulduğum başlık.
devamını gör...
anna ile mürsel
‘i want to kiss you’ diyerek , muhteşem ingilizcesiyle beni mest etmiş antalyalı bir beydir mürsel. o güzel ingilizceyle, amerikalı bir kadın ile bile evlenmiştir.
kadıncağız da pek tatlı. belli acılar çekmiş geçmiş ilişkilerinde, mutluluk arıyor. bula bula da bizim adamı bulmuş. adam ingilizce bilmez; kadın tartıştığında anlamadığı için mutlu bir şekilde susar.
hala beraberlermiş. mutlular ise ne ala.
kadıncağız da pek tatlı. belli acılar çekmiş geçmiş ilişkilerinde, mutluluk arıyor. bula bula da bizim adamı bulmuş. adam ingilizce bilmez; kadın tartıştığında anlamadığı için mutlu bir şekilde susar.
hala beraberlermiş. mutlular ise ne ala.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
philoktetes'i bulmuş olmamdır.*
sophokles(m.ö 495-406) yunan tragedyasının en önemli isimlerindendir ki benim için ilk sırada geliyor. yüz yirmi üç tane tragedyasının olduğu biliniyor ve günümüze sadece yedi tanesi ulaşabilmiş. (kral oidipus, oidipus kolonos'ta, trakhisli kadınlar, aias, elektra, antigone, philoktetes). philoktetes dışında hepsini okudum. bugün de onu bulmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. çünkü aylardır hiçbir kitabevi'nde bulamamıştım. dost kitabevi yine yüzümü güldürdü.
freud'un psikanalitik kuramları içinde yer alan oedipus(oidipus) ve elektra kompleksleri (elektra fallik dönemdeki kız çocuğun babaya karşı olan tutkusu, oidipus da erkek çocukların anneye karşı tutkusunu işliyor. bu komplekse sahip kız çocuklar anneyi bir düşman ya da rakip görebiliyorlar. erkekler de aynı şekilde babalarını. yaş ilerledikçe bu durum her bireyde farklı şekillerde karşımıza çıkıyor) ilhamını sophokles'in kral oidipus ve elektra tragedyalarından alıyor. gelişim psikolojisine de önemli bir bakış açısı kazandırmış oluyor bu sebeple sophokles. daha sonra firdevsî o meşhur "şehname" eserinde, orhan pamuk da "kırmızı saçlı kadın" romanında bu komplekslere yer veriyor. karşılaştırmalı okuma yapıldığı zaman da öğrenme daha güzel ve kalıcı bir hal alıyor.*
antik yunan dönemi mitlerinden tutun da aristokrasiden, dönem insanlarının inanç sistemlerine, aşklarına, başkaldırılarına kadar pek çok konuyu kitaplarında bulmak mümkün. bu konuları işleyişi de oldukça başarılı. her sahneyi gözünüzün önünde canlandırabiliyor olmak da büyük keyif aynı zamanda. ve bence shakespeare ile kapışır.* okuyun, okutun.
zorlu psm "dijital sahne" antigone'dan bir bölümü bizlere hediye etti. bu kadarı bile sophokles'in ustalığını görmemizi sağlamaya yeterli diye düşünüyorum. keyifli seyirler dilerim.
sophokles(m.ö 495-406) yunan tragedyasının en önemli isimlerindendir ki benim için ilk sırada geliyor. yüz yirmi üç tane tragedyasının olduğu biliniyor ve günümüze sadece yedi tanesi ulaşabilmiş. (kral oidipus, oidipus kolonos'ta, trakhisli kadınlar, aias, elektra, antigone, philoktetes). philoktetes dışında hepsini okudum. bugün de onu bulmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. çünkü aylardır hiçbir kitabevi'nde bulamamıştım. dost kitabevi yine yüzümü güldürdü.
freud'un psikanalitik kuramları içinde yer alan oedipus(oidipus) ve elektra kompleksleri (elektra fallik dönemdeki kız çocuğun babaya karşı olan tutkusu, oidipus da erkek çocukların anneye karşı tutkusunu işliyor. bu komplekse sahip kız çocuklar anneyi bir düşman ya da rakip görebiliyorlar. erkekler de aynı şekilde babalarını. yaş ilerledikçe bu durum her bireyde farklı şekillerde karşımıza çıkıyor) ilhamını sophokles'in kral oidipus ve elektra tragedyalarından alıyor. gelişim psikolojisine de önemli bir bakış açısı kazandırmış oluyor bu sebeple sophokles. daha sonra firdevsî o meşhur "şehname" eserinde, orhan pamuk da "kırmızı saçlı kadın" romanında bu komplekslere yer veriyor. karşılaştırmalı okuma yapıldığı zaman da öğrenme daha güzel ve kalıcı bir hal alıyor.*
antik yunan dönemi mitlerinden tutun da aristokrasiden, dönem insanlarının inanç sistemlerine, aşklarına, başkaldırılarına kadar pek çok konuyu kitaplarında bulmak mümkün. bu konuları işleyişi de oldukça başarılı. her sahneyi gözünüzün önünde canlandırabiliyor olmak da büyük keyif aynı zamanda. ve bence shakespeare ile kapışır.* okuyun, okutun.
zorlu psm "dijital sahne" antigone'dan bir bölümü bizlere hediye etti. bu kadarı bile sophokles'in ustalığını görmemizi sağlamaya yeterli diye düşünüyorum. keyifli seyirler dilerim.
devamını gör...
sma
omurilikte bulunan sinir hücrelerini etkileyerek hücrelerin görevini yerine getirmesini engelleyen ve buna bağlı olarak zayıflık ve kas güçsüzlüğüne neden olan bir kas hastalığı.
hastalığın görülme sıklığı dünya genelinde 1/10000 iken, türkiye’de 1/6000.
tedavisini devlet karşılamadığı için son günlerde tedavi kampanlarına oldukça sık rastlıyoruz. aileler, maddi imkansızlık yüzünden tedavi ettiremedikleri ve küçücük bedenleriyle bu hastalığa direnmeye çalışan evlatlarının sesini sosyal medya üzerinden duyurmaya çalışıyorlar. sayısı net olarak bilinmese de türkiye’de 3000 civarında sma hastası çocuğun olduğu tahmin ediliyor. tedavisi için gerekli parayı toplayabilenlere bir umut, peki ya toplayamayanlar?
sma hastalığının şu an için bilinen kesin bir tedavisi yok fakat anne baba adaylarına doğumdan önce yapılacak testler aracılığıyla hastalık tespit edilebiliyor. * en azından adayların bu geni taşıyıp taşımadığı tespit edilebiliyor. o yüzden lütfen anne baba olmadan önce gerekli testleri yaptırın, ihmal etmeyin.
edit: robins'in çocuk doktoru bir arkadaşından aldığı bilgiye göre; etkisi kanıtlanmış tedaviler devlet tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktaymış fakat şu an yürütülen kampanyalar gen tedavisi amaçlı olduğundan ve bu tedavinin etkisi henüz kesin olarak kanıtlanmadığından devlet tarafından karşılanmıyormuş.
hastalığın görülme sıklığı dünya genelinde 1/10000 iken, türkiye’de 1/6000.
tedavisini devlet karşılamadığı için son günlerde tedavi kampanlarına oldukça sık rastlıyoruz. aileler, maddi imkansızlık yüzünden tedavi ettiremedikleri ve küçücük bedenleriyle bu hastalığa direnmeye çalışan evlatlarının sesini sosyal medya üzerinden duyurmaya çalışıyorlar. sayısı net olarak bilinmese de türkiye’de 3000 civarında sma hastası çocuğun olduğu tahmin ediliyor. tedavisi için gerekli parayı toplayabilenlere bir umut, peki ya toplayamayanlar?
sma hastalığının şu an için bilinen kesin bir tedavisi yok fakat anne baba adaylarına doğumdan önce yapılacak testler aracılığıyla hastalık tespit edilebiliyor. * en azından adayların bu geni taşıyıp taşımadığı tespit edilebiliyor. o yüzden lütfen anne baba olmadan önce gerekli testleri yaptırın, ihmal etmeyin.
edit: robins'in çocuk doktoru bir arkadaşından aldığı bilgiye göre; etkisi kanıtlanmış tedaviler devlet tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktaymış fakat şu an yürütülen kampanyalar gen tedavisi amaçlı olduğundan ve bu tedavinin etkisi henüz kesin olarak kanıtlanmadığından devlet tarafından karşılanmıyormuş.
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
parmak uçlarıyla tuttuğu folloş baksır'dan iğrenerek yanıma geldi mahalle'nin merdumgiriz_ patroniçe'si.
maraz1 çıkacağı belliydi.
"kimin bu?"
"bilmiyorum." dedim. ardından da içli bir "eyvahhh." vakit kazanmak için "bilmiyorum" demek aptallıktır.
"düşünengözlük7 gibi düşün dahavakitvar". dedi. sinirliydi. gözümün içine bakıyor ateş püskürüyordu. bir cevap beklediği kesindi.
"banasormabencahilim" dedim. yememişti. öfkesi karanliktakimum'u titretiyordu. birazdan gözü dönecekti. acilen vıntırelli.
önce " yeteeer!!" diye bir çığlık geldi. elinde tuttuğu beyaz orangutan baskılı baksırı üzerinde küllük ve iki kitap olan masaya fırlattı. kitaplardan biri tolstoyevskı'nin karamazov kardeşler ne ile yaşar'ıydı. ağırroman'dı. diğeri ise erdal kalın poe'nun kuzgun'u. biraz kül biraz duman oldu mum ışığı, fırlatılan baksırın kudretiyle.
zippodan çıkan çınn sesi gibi kong çalmış ve maç başlamıştı. biraköpüğü ile ka - fa 1500 olan bu kadının şu an kafası kendinden güzeldi. tipine yandığımın her halinden belliydi.
uzun bir süre bekledi ve "nedennnnn" diye haykırdı.
ben ona nazaran gerektiğinde muhalif idim. şu an gerekiyordu. sonuçta herhangi biri değildim. bu kadar tatavaya kaytsz kalamazdım.
derken fırlattığı köşe yastığı yüzümün sağına gelmiş beynimin sol kulağımdan leblebi gibi düşüp pavlov'un göbeği'nden sekip camın öteki yüzündeki lekeye denk gelmişti.
her normal biri gibi o da sinir boşalması yaşıyordu. eline geleni fırlatırken bende kendimi tutamadım. sanane ulan demiş oldum. siz siz olun demeyin. bende hemen pişman oldum. umarım sizde bir an önce olursunuz. sarıldım. sonuçta ona herhangi biri gibi davranamazdım.
o da sarıldı. sarıldı ve ağlamaya başladı. "ya çok mu bişey istiyorum, insanolunbiraz yeter" dedi. çoktu. o da bunu anlamış olacak ki koltuğa çöktü.
açtım radyoyu, koklayarak öptüm saçları dört defa sarı.
yasta olduğunu anlatıyor kibariye, resmen bergenin yan çarı.
atlattık dedim bu fırtınayı.
"yarim" dedim.
göğsüme yaşlandığı başını oynatmadan bakışlarını gözüme dikti.
"bizim hassas türk aile yapısı bu tip tartışmalara her ne kadar çözülemeyen sudoku kıvamında baksada inceduyguluyuzdur." diye ekledim.
"evet" dedi empatikmuallime. sildi göz yaşlarını.
beklemediğim bir şekilde "bazen gidesim geliyor" dedi.
"dur" dedim ya..! "dur!!" bitmedii ekledim sonra...
fakatmuzeyyen bu derin bir tutku,
sonuçta bengaripsengüzeldünyaumutlu..
maraz1 çıkacağı belliydi.
"kimin bu?"
"bilmiyorum." dedim. ardından da içli bir "eyvahhh." vakit kazanmak için "bilmiyorum" demek aptallıktır.
"düşünengözlük7 gibi düşün dahavakitvar". dedi. sinirliydi. gözümün içine bakıyor ateş püskürüyordu. bir cevap beklediği kesindi.
"banasormabencahilim" dedim. yememişti. öfkesi karanliktakimum'u titretiyordu. birazdan gözü dönecekti. acilen vıntırelli.
önce " yeteeer!!" diye bir çığlık geldi. elinde tuttuğu beyaz orangutan baskılı baksırı üzerinde küllük ve iki kitap olan masaya fırlattı. kitaplardan biri tolstoyevskı'nin karamazov kardeşler ne ile yaşar'ıydı. ağırroman'dı. diğeri ise erdal kalın poe'nun kuzgun'u. biraz kül biraz duman oldu mum ışığı, fırlatılan baksırın kudretiyle.
zippodan çıkan çınn sesi gibi kong çalmış ve maç başlamıştı. biraköpüğü ile ka - fa 1500 olan bu kadının şu an kafası kendinden güzeldi. tipine yandığımın her halinden belliydi.
uzun bir süre bekledi ve "nedennnnn" diye haykırdı.
ben ona nazaran gerektiğinde muhalif idim. şu an gerekiyordu. sonuçta herhangi biri değildim. bu kadar tatavaya kaytsz kalamazdım.
derken fırlattığı köşe yastığı yüzümün sağına gelmiş beynimin sol kulağımdan leblebi gibi düşüp pavlov'un göbeği'nden sekip camın öteki yüzündeki lekeye denk gelmişti.
her normal biri gibi o da sinir boşalması yaşıyordu. eline geleni fırlatırken bende kendimi tutamadım. sanane ulan demiş oldum. siz siz olun demeyin. bende hemen pişman oldum. umarım sizde bir an önce olursunuz. sarıldım. sonuçta ona herhangi biri gibi davranamazdım.
o da sarıldı. sarıldı ve ağlamaya başladı. "ya çok mu bişey istiyorum, insanolunbiraz yeter" dedi. çoktu. o da bunu anlamış olacak ki koltuğa çöktü.
açtım radyoyu, koklayarak öptüm saçları dört defa sarı.
yasta olduğunu anlatıyor kibariye, resmen bergenin yan çarı.
atlattık dedim bu fırtınayı.
"yarim" dedim.
göğsüme yaşlandığı başını oynatmadan bakışlarını gözüme dikti.
"bizim hassas türk aile yapısı bu tip tartışmalara her ne kadar çözülemeyen sudoku kıvamında baksada inceduyguluyuzdur." diye ekledim.
"evet" dedi empatikmuallime. sildi göz yaşlarını.
beklemediğim bir şekilde "bazen gidesim geliyor" dedi.
"dur" dedim ya..! "dur!!" bitmedii ekledim sonra...
fakatmuzeyyen bu derin bir tutku,
sonuçta bengaripsengüzeldünyaumutlu..
devamını gör...
küçük albert deneyi
şubat 1920'de gerçekleşen ve albert adında bir bebeğin konu edildiği küçük albert deneyi (little albert experiment) yıllar geçmesine rağmen hala tartışılan deneylerden biri.
watson radikal bir pozitivistti. insan davranışının sadece öğrenilmiş olan davranışlara dayanarak incelenmesi gerektiğini düşünüyordu. genetik, bilinçsiz veya içgüdüsel unsurlar onun için anlam ifade etmiyordu. sadece gerçekten gözlemleyebileceği davranışları incelemek istiyordu.
watson asistanı rosalie rayner ile birlikte bir yetimhaneye gitti. sonra, 8 aylık bir bebek seçtiler, yetimhanedeki hemşirelerden birinin oğluydu bu. çok ihmal edilmiş olan bu çocuk, çok soğuk ve kötü bir ortamda yaşıyordu. bebek yine de oldukça sakin görünüyordu. oradaki insanlar doğduğundan beri neredeyse hiç ağlamadığını söyledi. işte küçük albert deneyi böylece başladı.
bu deneyin ilk aşamasında, albert’e farklı uyaranlar gösterdiler. amaç, hangisinin onu korkuttuğunu gözlemlemekti. sadece yüksek sesler duyduğunda korku hissedeceğini fark ettiler. bu bebeklerde sık görülen bir şey. albert, hayvanların veya ateşin önünde hiçbir korku belirtisi göstermedi.
sonra, koşullandırma ile korku yaratmaya başladılar. albert’e beyaz bir sıçan getirdiler. ilk başta bebek onunla oynamak istedi. ancak böyle yapmaya çalıştığında, watson çok yüksek bir ses vererek bebeğin korkmasına neden oldu. aynı şeyi birkaç kez tekrarladıktan sonra, bebek sıçandan korkar hâle gelmişti. bundan sonra tavşan ve köpek gibi hayvanları ve hatta kürk manto gibi şeyleri getirdiler. albert’i hepsine koşullandırdılar. bu uyaranlar yanındayken bebek korku hissediyordu.
bebeği uzun süre bu deneylere maruz bıraktılar. neredeyse bir yıl boyunca deneyler devam etti. sonunda bebeğin sakinliği kayboldu ve sürekli endişeli hissetmeye başladı. noel baba maskesi görünce bile korktuğu bir noktaya geldi. ona dokundurduklarında durmadan ağlamaya başladı.
deneyin ikinci bölümünde watson, koşullanmayı geri çevirmeye karar verdi. bu, daha önce şartlandırdığı korkuları “yok etmek” anlamına geliyordu. ancak bu hiç başarılamadı. üniversite tartışmalı deneyi ve asistanıyla kurduğu romantik ilişki nedeniyle watson’ı kovdu.
deneyden sonra bebeğe ne olduğunu bilmiyoruz. ancak çocuğun hidrosefali nedeniyle 6 yaşında öldüğünü belirten makaleler var. eğer bu doğruysa, o zaman bu kötü deneyin sonuçları çok tartışmalı demektir.
watson radikal bir pozitivistti. insan davranışının sadece öğrenilmiş olan davranışlara dayanarak incelenmesi gerektiğini düşünüyordu. genetik, bilinçsiz veya içgüdüsel unsurlar onun için anlam ifade etmiyordu. sadece gerçekten gözlemleyebileceği davranışları incelemek istiyordu.
watson asistanı rosalie rayner ile birlikte bir yetimhaneye gitti. sonra, 8 aylık bir bebek seçtiler, yetimhanedeki hemşirelerden birinin oğluydu bu. çok ihmal edilmiş olan bu çocuk, çok soğuk ve kötü bir ortamda yaşıyordu. bebek yine de oldukça sakin görünüyordu. oradaki insanlar doğduğundan beri neredeyse hiç ağlamadığını söyledi. işte küçük albert deneyi böylece başladı.
bu deneyin ilk aşamasında, albert’e farklı uyaranlar gösterdiler. amaç, hangisinin onu korkuttuğunu gözlemlemekti. sadece yüksek sesler duyduğunda korku hissedeceğini fark ettiler. bu bebeklerde sık görülen bir şey. albert, hayvanların veya ateşin önünde hiçbir korku belirtisi göstermedi.
sonra, koşullandırma ile korku yaratmaya başladılar. albert’e beyaz bir sıçan getirdiler. ilk başta bebek onunla oynamak istedi. ancak böyle yapmaya çalıştığında, watson çok yüksek bir ses vererek bebeğin korkmasına neden oldu. aynı şeyi birkaç kez tekrarladıktan sonra, bebek sıçandan korkar hâle gelmişti. bundan sonra tavşan ve köpek gibi hayvanları ve hatta kürk manto gibi şeyleri getirdiler. albert’i hepsine koşullandırdılar. bu uyaranlar yanındayken bebek korku hissediyordu.
bebeği uzun süre bu deneylere maruz bıraktılar. neredeyse bir yıl boyunca deneyler devam etti. sonunda bebeğin sakinliği kayboldu ve sürekli endişeli hissetmeye başladı. noel baba maskesi görünce bile korktuğu bir noktaya geldi. ona dokundurduklarında durmadan ağlamaya başladı.
deneyin ikinci bölümünde watson, koşullanmayı geri çevirmeye karar verdi. bu, daha önce şartlandırdığı korkuları “yok etmek” anlamına geliyordu. ancak bu hiç başarılamadı. üniversite tartışmalı deneyi ve asistanıyla kurduğu romantik ilişki nedeniyle watson’ı kovdu.
deneyden sonra bebeğe ne olduğunu bilmiyoruz. ancak çocuğun hidrosefali nedeniyle 6 yaşında öldüğünü belirten makaleler var. eğer bu doğruysa, o zaman bu kötü deneyin sonuçları çok tartışmalı demektir.
devamını gör...


