morningrise
progresif metalin önde gelen isimlerinden olan opeth’in black metal ve progresif metal karışımı olan şahane harikulade albümüdür. 24 haziran 1996 yılında da piyasaya sürülmüştür. albüm hakkında aslında söylenecek çok şey var çünkü albüm adeta buram buram black metal kokuyor. progresif metal severler çok eleştirse de bence opeth’in yapısında az da olsa black metal vardır zira bu grubun bazı şarkılarını benim diyen black metal grupları yapmıyor.
her neyse, albüme ait muhteşem şarkılar şunlardır;
advent
the night and the silent water
nectar
black rose ımmortal
to bid you farewell
eternal soul torture
albümde 6 tane şarkı var fakat 6 şarkı da birbirinden lezzetli adeta. hangisinden başlayalım? bence black rose immortal’dan başlayalım. aga bu albümün en güzel şarkısı şüphesiz ki budur. hem uzun hem de geçişleri şahane olan bir eserdir. şarkının içinde sanki birden fazla şarkı varmış da kendini hiç bozmadan devam etmiş gibi. misal nectar’da son derece geçişleri harika olan şarkıdır, şarkıdaki ahenk, uyum, enstrüman kalitesi on numara beş yıldız hakikaten.
buraya her bir şarkının videosunu atmak isterdim ama hazırcılık yapmayın gidin youtube’a dinleyin anasını satıyım. kolay kolay albüm övmem ve de yazma gereksinimi duymam ama bu albüm cidden dinlenilecek şahane albümlerin arasında yer alır. pişman olmazsınız sayın metalciler.
dinleyin, dinletin. iyi headbang yapmalar. *
her neyse, albüme ait muhteşem şarkılar şunlardır;
advent
the night and the silent water
nectar
black rose ımmortal
to bid you farewell
eternal soul torture
albümde 6 tane şarkı var fakat 6 şarkı da birbirinden lezzetli adeta. hangisinden başlayalım? bence black rose immortal’dan başlayalım. aga bu albümün en güzel şarkısı şüphesiz ki budur. hem uzun hem de geçişleri şahane olan bir eserdir. şarkının içinde sanki birden fazla şarkı varmış da kendini hiç bozmadan devam etmiş gibi. misal nectar’da son derece geçişleri harika olan şarkıdır, şarkıdaki ahenk, uyum, enstrüman kalitesi on numara beş yıldız hakikaten.
buraya her bir şarkının videosunu atmak isterdim ama hazırcılık yapmayın gidin youtube’a dinleyin anasını satıyım. kolay kolay albüm övmem ve de yazma gereksinimi duymam ama bu albüm cidden dinlenilecek şahane albümlerin arasında yer alır. pişman olmazsınız sayın metalciler.
dinleyin, dinletin. iyi headbang yapmalar. *
devamını gör...
iki çocuğun kediyi bayıltana kadar dövmesi
çocuklar geleceğimizse toptan ayvayı yediğimizin resmi olan haberdir. eğitimin önemi yine ortaya çıkıyor.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
tebrik ederim sizi.
bu toplulukta olduğum için gurur duyuyorum.
bu toplulukta olduğum için gurur duyuyorum.
devamını gör...
bir gün elbet okurum diye kitaplıkta bekleyen kitaplar
(bkz: varlık ve hiçlik)
devamını gör...
sevgiliden canını acıtmadan ayrılmanın yolları
aşkın kanununda da belirtildiği üzere*, acı olmadan mümkünü gözükmeyen yollardır.
devamını gör...
sils maria: ve perde
ünlü fransız yönetmen olivier assayas'ın yazıp yönettiği bir diğer çok etkili film. 2014 yapımı. cannes adaylığı var ayrıca césar'da en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü almış.* filmin başrolünde eşsiz juliette binoche yer alıyor olsa da kendisine eşlik eden kristen stewart'tan bahsetmemek olmaz bu filmi konuşuyorsak. oldukça göz dolduruyor gerçekten. hatta iki kadın başrollü bir film desek abartmış olmayız bu film için diye düşünüyorum. açıkçası karşısında kendi ekolünü yaratmış böyle bir oyuncu varken ve aslında anlatılan o oyuncunun canlandırdığı karakterin hikayesi iken gölgede kalmaması ciddi şekilde takdiri hak ediyor bence. dolayısıyla böyle önemli bir festivalde, kristen stewart'ın performansının ödüllendirilmesinin şaşırtıcı olmadığını düşünüyorum. zaten kendisi, ergen sineması diye tabir edebileceğimiz filmlerdeki sınırlı rollerinden çok daha büyük bir potansiyeli olduğunu zaman içinde kanıtladı da... ilginç bir janrı var oyuncunun. bir ara uzun uzun yazayım. bu da kendime not olsun.
neyse ben fragman bile izlemeyen biri olarak açtığım/yazdığım sinema başlıklarında filmin konusundan çok söz etmeyi sevmesem de kabaca bahsetmek gerekirse, zamanın düz bir çizgi olarak akmamasının, bir oyuncu olan başrol üzerindeki psikolojik etkilerini, iyi yazılmış diyaloglarla, ciddi alt metinler ve az önce de bahsettiğim gibi leziz oyunculuk performansıyla anlatan, gerontofobi konulu bir film. böyle söyleyince bir iç mekan, karanlık bir kadraj ve sadece diyaloglardan oluşan film canlanmasın kafanızda. gayet de güzel dış mekan çekimleri hatta manzaraları izliyorsunuz film boyunca. vurdu/kırdı olmadan da bir filmin güzel olabileceğini düşünenlerdenseniz ve henüz görmediyseniz tavsiye puanım 7/10. bir sonraki sinema başlığında görüşmek üzere.
neyse ben fragman bile izlemeyen biri olarak açtığım/yazdığım sinema başlıklarında filmin konusundan çok söz etmeyi sevmesem de kabaca bahsetmek gerekirse, zamanın düz bir çizgi olarak akmamasının, bir oyuncu olan başrol üzerindeki psikolojik etkilerini, iyi yazılmış diyaloglarla, ciddi alt metinler ve az önce de bahsettiğim gibi leziz oyunculuk performansıyla anlatan, gerontofobi konulu bir film. böyle söyleyince bir iç mekan, karanlık bir kadraj ve sadece diyaloglardan oluşan film canlanmasın kafanızda. gayet de güzel dış mekan çekimleri hatta manzaraları izliyorsunuz film boyunca. vurdu/kırdı olmadan da bir filmin güzel olabileceğini düşünenlerdenseniz ve henüz görmediyseniz tavsiye puanım 7/10. bir sonraki sinema başlığında görüşmek üzere.
devamını gör...
guernica
tablonun duvar halısı versiyonu 1985 yılından beri birleşmiş milletler konseyi girişinde sergileniyordu. halının sahibi nelson rockefeller jr. yıllar önce rockefeller ailesi tarafından bm'ye ödünç verilen halıyı geri istemesi üzerine konseyin girişindeki asılı olduğu yerden indirildi.
devamını gör...
abartılan tatlı
yemekhanelerde sık çıkan, şekerli sünger yiyormuş hissi uyandıran, sanırım adı kemalpaşa olan tatlıdır. abartılmıyor ama neden tatlı sınıfında olduğunu düşünmedim değil.
devamını gör...
kafasıgidik
ne hissedip ne hissetmediğimi bile bilmediğim günlerin içinde hapsoldum.kımıldamaktan aciz bir durumdayım.her bir şeylerin üst üste gelip bir bina yapılışı gibi dimdik olmama rağmen bir tık hareketiyle yerlerdeyim.üşengecim kabullenmeye dünden razı. sindiremediklerim hazımsızlığa yol açmış ilerliyorum.bu günler demekten yoruldum.ben de günler aylara,yıllara,milyonlara dönüşeli çok uzun bir zaman oldu.kararsızlık gibi bir duygu işlevsiz halini yerini aldı ve en köşeye oturdu.bir kuşun kanat çırpışı gibi hayallerim ayakta durmakta zorluk çeksede,bir şekilde adı gibi hayal oldu.bitmek bilmeyen bir depom vardı hala var.lakin kullanmak için kilidi ortadan kaybolan.bir zamanlar bir sürü herkese yetecek kadar enerjim vardı yavaş yavaş uğramaz oldu. ve şimdi ben; bu enerjiyi tekrar yakalamak eski haline kavuşturmak için okyanusta kalmış azgın dalgalarla mücadele veriyorum.denizler,göller az kalır bu yüzden uçsuz bucaksız bir okyanusu seçiyorum. ileri taşıyabilecek bir mekanizmam buluşum yok hala. olmasını umuyorum.yan duyguları dozerle yıkıp geçtim.olması gerekene odaklıyım şuan ama o da olmamayı huy edinmiş kendine.son damlalarımı yaşıyorum.ölmek değil bu.. sadece tükenmek.durdurdum kendimi. kitledim bir köşeye mabedimi.ne olması gerekeni düşünecek hislerim kaldı ortada ne de olmasını dileyecek ellerim.umutsuzluk değil bu kabullenmişlik.en acısını yaşıyorum.bir şeyin gerçek olup olamayacağını düşenerek kafa patlatmak yerine,onu ortadan bölüp kesip atıyorum.yapmamam gereken şeylere odaklıyım.yapmam gerekenleri zaten bir şekilde yapamıyorum ve hüzün buhranına sürükleniyorum.bataklık kafamın içi ne ararsan var.birinin beni bu sürgünden kurtarmasına ihtiyacım var.ama; biliyorum kimse kimseye yardım elini uzatamaz.uzatmak istemez.elini verip kolunu kaptırmak zor gelir.taşın altına elini koymak kişiye büyük bir yük getirir.susar herkes,gider herkes en acımasızıda herşeyi mükemmellik seviyesine ulaştırdığını sanarlar ve o bedeni kutsarlar.seni sen olmaktan çıkarır herkes.bende kendim olmaktan çıktım işte.
devamını gör...
özdemir asaf
“ben sana hep üşüyordum,
çünkü kıştım.
nakıştım, bakıştım.
inkar etmiyorum da bunu,
seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım.
ve lütfen inkar etme;
sana en çok ben yakıştım.”
– özdemir asaf –
çünkü kıştım.
nakıştım, bakıştım.
inkar etmiyorum da bunu,
seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım.
ve lütfen inkar etme;
sana en çok ben yakıştım.”
– özdemir asaf –
devamını gör...
fransa'da sınıf mücadeleleri 1848-1850
karl marx'ın fransa'daki sınıf mücadelesini ele eldığı fransız üçlemesinin ilk kitabı. dilimize fransa'da sınıf mücadeleleri ve/veya fransa'da sınıf savaşımları olarak çevrilmiş olan bu eser oldukça kısa ve marx'ın çıkardığı günlük bir gazete olan neue rheinische zeitung'un bir parçası olan politisch-ökonomische revu dergisinde yayımladığı 3 makaleden oluşuyor. esasında şubat devrimi hakkında 4 makale yazmayı planlıyor marx fakat dördüncü makale hiç yazılmıyor. eser ile ilgili ilgi çekici bir diğer nokta girişinin friedrich engels tarafından yazılmış olması çünkü daha sonra bu giriş engels'in oldukça canını sıkacak bir duruma dönüşüyor. engels'in yazdığı giriş kısmı almanya sosyal demokrat partisi tarafından açıkça fazla devrimci olduğu gerekçesi ile tartışmalara neden oluyor ve engels kendi kendisini sansürlemesi konusunda uyarı alıyor böylece mecburen bir çok önemli noktanın üzerini çizmek zorunda kalıyor. daha sonra bu metinde kullandığı ifadeler engels'in fikirlerini çarpıtmakta kullanılıyor. bu eseri sadece düz bir biçimde tarihi bir olayı okumak olarak değerlendirmemek gerekir çünkü mevcut olaylar üzerinden oldukça etkileyici bir çok çıkarım yapmış marx hatta sanıyorum eserin yazılış amacını giriş kısmında engels'in açıkladığı kadar net bir şekilde açıklamam da mümkün değil. şöyle diyor engels:
elinizde yeni baskısı bulunan bu çalışma, marx'ın, güncel tarihin bir kesitini, kendi materyalist anlayışıyla, verili iktisadi durumdan hareketle açıklamaya yönelik ilk girişimiydi. komünist manifesto'da tüm yakın tarihe geniş hatlarıyla uygulanan teori, marx'ın ve benim neue rheinische zeitung'daki makalelerimizde, o dönemdeki siyasal olayları yorumlamak için hep kullanılmıştı. buna karşılık, buradaki çalışmanın amacı, yıllar süren ve tüm avrupa için hem kritik önem taşıyan hem de tipik olan bir gelişmenin akışı içinde, bu gelişmenin nedensel iç bağlantılarını göstermek, yani, yazara göre, siyasal olayları, son çözümlemede iktisadi olan nedenlerin sonuçları olarak açıklamaktı.
die revolutionen sind die lokomotiven der geschichte. s.107 devrimler, tarihin lokomotifleridir
nur zu lyon kam es zu einem hartnäckigen, blutigen konflikt. hier, wo sich die industrielle bourgeoisie und das industrielle proletariat unvermittelt gegenüberstehen, wo die arbeiterbewegung nicht wie in paris von der allgemeinen bewegung eingefaßt und bestimmt ist, verlor der 13. juni im rückschlage den ursprünglichen charakter. wo er sonst in die provinzen einschlug, zündete er nicht - ein kalter blitz s.133
yalnızca lyon'da kararlı, kanlı bir çatışma yaşandı. 13 haziran, sanayi burjuvazisi ile sanayi proletaryasının dolaysız bir şekilde karşı karşıya geldiği, işçi hareketinin paris'te olduğu gibi genel hareket tarafından çevrelenip belirlenınediği bu kentteki yansımasında, başlangıçtaki karakterini yitirdi. görüldüğü diğer illerin hiçbirinde alevlenmedi; soğuk bir şimşek olarak kaldı.
der französische bauer, wenn er sich den teufel an die wand malt, malt ihn unter der gestalt des steuerexekutors. von dem augenblick an, wo montalembert die steuer zum gott erhob, wurde der bauer gottlos, atheist, und warf sich dem teufel in die arme, dem sozialismus. die religion der ordnung hatte ihn verscherzt, die jesuiten hatten ihn verscherzt, bonaparte hatte ihn verscherzt. der 20. dezember 1849 hatte den 20. dezember 1848 unwiderruflich kompromittiert. der "neffe seines onkels" war nicht der erste seiner familie, den die weinsteuer schlug, diese steuer, die nach dem ausdruck montalemberts das revolutionsunwetter wittert. der wirkliche, der große napoleon erklärte auf st. helena, daß die wiedereinführung der weinsteuer mehr zu seinem sturze beigetragen als alles andere, indem sie ihm die bauern südfrankreichs entfremdet habe. schon unter louis xıv. die favoritin des volkshasses (siehe die schriften von boisguillebert und vauban), von der ersten revolution abgeschafft, hatte napoleon sie 1808 unter modifizierter form wieder eingeführt. als die restauration in frankreich einzog, trabten vor ihr her nicht allein die kosaken, sondern auch die verheißungen von der abschaffung der weinsteuer. die gentilhommene <der adel> brauchte natürlich der gent taillable à merci et misericorde <dem auf gnade und ungnade steuerpflichtigen volk> nicht wort zu halten. 1830 versprach die abschaffung der weinsteuer. es war nicht seine art, zu tun, was es sagte, und zu sagen, was es tat. 1848 versprach die abschaffung der weinsteuer, wie es alles versprach. die konstituante endlich, die nichts versprach, machte, wie erwähnt, eine testamentarische verfügung, wonach die weinsteuer am 1. januar 1850 verschwinden sollte. und gerade 10 tage vor dem 1. januar 1850 führte die legislative sie wieder ein, so daß das französische volk ihr <82> beständig nachjagte, und wenn es sie zur türe hinausgeworfen hatte, sie durch das fenster wieder hereinkommen sah. s.154
fransız köylüsü şeytanı düşündüğünde, gözünde vergi tahsildan canlanır. montalembert'in vergiyi tanrı düzeyine yükselttiği andan itibaren, köylü tanrı inancını yitirdi, ateistoldu ve kendisini şeytanın, yani sosyalizmin koliarına attı. düzenin dini onu kaybetmişti, cizvitler onu kaybetmişti, bonaparte onu kaybetmişti. 20 aralık 1 849, 20 aralık 1848'i geri dönüşsüz şekilde lekelemişti. montalembert'in ifadesiyle devrim fırtınasının habercisi olan şarap vergisinin darbe vurduğu "amcasının yeğeni", ailesinde bu darbeyi alan ilk kişi değildi. gerçek ve büyük napoleon, st. helena'da, şarap vergisinin yeniden yürürlüğe sokulmasının, güney fransa köylülerini kendisinden soğutarak, düşüşüne başka her şeyden daha fazla katkıda bulunduğunu açıklamıştı. napoleon, daha xıv.louis döneminde halkın en fazla nefret ettiği şey olan (boisguillebert ile vauban'un yazılarına bakınız) ve birinci devrim tarafından kaldırılan şarap vergisini 1 808'de değiştiritmiş biçimiyle yeniden yürürlüğe sokmuştu. restorasyon fransa'ya
girerken, önünde yalnızca kazaklar değil, şarap vergisinin kaldırılacağı vaatleri de koşturuyordu. ama kuşkusuz, gentilhommerie {soylular}, gent taillable a merci et misericorde'a {kayıtsız şartsız vergi yükümlüsü olan halka} verdikleri sözleri tutmasa da olurdu. 1830, şarap vergisinin kaldırılacağı sözünü verdi. söylediğini yapmak ve yaptığını söylemekonun tarzı değildi. 1 848, her şey için söz verdiği gibi, şarap vergisinin kaldırılacağı sözünü de verdi. son olarak, hiçbir söz vermeyen kurucu meclis, değinilmiş olduğu üzere, şarap vergisinin ı ocak ısso'de kaldırılmasını öngören, vasiyet niteliğindeki bir karar aldı. ve ı ocak ısso'den tam ıo gün önce, yasama meclisi onu yeniden yürürlüğe soktu; fransız halkı sürekli şarap vergisini kovalıyor ve onu kapıdan dışarı attığında, bacadan yine içeri girdiğini görüyordu.
elinizde yeni baskısı bulunan bu çalışma, marx'ın, güncel tarihin bir kesitini, kendi materyalist anlayışıyla, verili iktisadi durumdan hareketle açıklamaya yönelik ilk girişimiydi. komünist manifesto'da tüm yakın tarihe geniş hatlarıyla uygulanan teori, marx'ın ve benim neue rheinische zeitung'daki makalelerimizde, o dönemdeki siyasal olayları yorumlamak için hep kullanılmıştı. buna karşılık, buradaki çalışmanın amacı, yıllar süren ve tüm avrupa için hem kritik önem taşıyan hem de tipik olan bir gelişmenin akışı içinde, bu gelişmenin nedensel iç bağlantılarını göstermek, yani, yazara göre, siyasal olayları, son çözümlemede iktisadi olan nedenlerin sonuçları olarak açıklamaktı.
die revolutionen sind die lokomotiven der geschichte. s.107 devrimler, tarihin lokomotifleridir
nur zu lyon kam es zu einem hartnäckigen, blutigen konflikt. hier, wo sich die industrielle bourgeoisie und das industrielle proletariat unvermittelt gegenüberstehen, wo die arbeiterbewegung nicht wie in paris von der allgemeinen bewegung eingefaßt und bestimmt ist, verlor der 13. juni im rückschlage den ursprünglichen charakter. wo er sonst in die provinzen einschlug, zündete er nicht - ein kalter blitz s.133
yalnızca lyon'da kararlı, kanlı bir çatışma yaşandı. 13 haziran, sanayi burjuvazisi ile sanayi proletaryasının dolaysız bir şekilde karşı karşıya geldiği, işçi hareketinin paris'te olduğu gibi genel hareket tarafından çevrelenip belirlenınediği bu kentteki yansımasında, başlangıçtaki karakterini yitirdi. görüldüğü diğer illerin hiçbirinde alevlenmedi; soğuk bir şimşek olarak kaldı.
der französische bauer, wenn er sich den teufel an die wand malt, malt ihn unter der gestalt des steuerexekutors. von dem augenblick an, wo montalembert die steuer zum gott erhob, wurde der bauer gottlos, atheist, und warf sich dem teufel in die arme, dem sozialismus. die religion der ordnung hatte ihn verscherzt, die jesuiten hatten ihn verscherzt, bonaparte hatte ihn verscherzt. der 20. dezember 1849 hatte den 20. dezember 1848 unwiderruflich kompromittiert. der "neffe seines onkels" war nicht der erste seiner familie, den die weinsteuer schlug, diese steuer, die nach dem ausdruck montalemberts das revolutionsunwetter wittert. der wirkliche, der große napoleon erklärte auf st. helena, daß die wiedereinführung der weinsteuer mehr zu seinem sturze beigetragen als alles andere, indem sie ihm die bauern südfrankreichs entfremdet habe. schon unter louis xıv. die favoritin des volkshasses (siehe die schriften von boisguillebert und vauban), von der ersten revolution abgeschafft, hatte napoleon sie 1808 unter modifizierter form wieder eingeführt. als die restauration in frankreich einzog, trabten vor ihr her nicht allein die kosaken, sondern auch die verheißungen von der abschaffung der weinsteuer. die gentilhommene <der adel> brauchte natürlich der gent taillable à merci et misericorde <dem auf gnade und ungnade steuerpflichtigen volk> nicht wort zu halten. 1830 versprach die abschaffung der weinsteuer. es war nicht seine art, zu tun, was es sagte, und zu sagen, was es tat. 1848 versprach die abschaffung der weinsteuer, wie es alles versprach. die konstituante endlich, die nichts versprach, machte, wie erwähnt, eine testamentarische verfügung, wonach die weinsteuer am 1. januar 1850 verschwinden sollte. und gerade 10 tage vor dem 1. januar 1850 führte die legislative sie wieder ein, so daß das französische volk ihr <82> beständig nachjagte, und wenn es sie zur türe hinausgeworfen hatte, sie durch das fenster wieder hereinkommen sah. s.154
fransız köylüsü şeytanı düşündüğünde, gözünde vergi tahsildan canlanır. montalembert'in vergiyi tanrı düzeyine yükselttiği andan itibaren, köylü tanrı inancını yitirdi, ateistoldu ve kendisini şeytanın, yani sosyalizmin koliarına attı. düzenin dini onu kaybetmişti, cizvitler onu kaybetmişti, bonaparte onu kaybetmişti. 20 aralık 1 849, 20 aralık 1848'i geri dönüşsüz şekilde lekelemişti. montalembert'in ifadesiyle devrim fırtınasının habercisi olan şarap vergisinin darbe vurduğu "amcasının yeğeni", ailesinde bu darbeyi alan ilk kişi değildi. gerçek ve büyük napoleon, st. helena'da, şarap vergisinin yeniden yürürlüğe sokulmasının, güney fransa köylülerini kendisinden soğutarak, düşüşüne başka her şeyden daha fazla katkıda bulunduğunu açıklamıştı. napoleon, daha xıv.louis döneminde halkın en fazla nefret ettiği şey olan (boisguillebert ile vauban'un yazılarına bakınız) ve birinci devrim tarafından kaldırılan şarap vergisini 1 808'de değiştiritmiş biçimiyle yeniden yürürlüğe sokmuştu. restorasyon fransa'ya
girerken, önünde yalnızca kazaklar değil, şarap vergisinin kaldırılacağı vaatleri de koşturuyordu. ama kuşkusuz, gentilhommerie {soylular}, gent taillable a merci et misericorde'a {kayıtsız şartsız vergi yükümlüsü olan halka} verdikleri sözleri tutmasa da olurdu. 1830, şarap vergisinin kaldırılacağı sözünü verdi. söylediğini yapmak ve yaptığını söylemekonun tarzı değildi. 1 848, her şey için söz verdiği gibi, şarap vergisinin kaldırılacağı sözünü de verdi. son olarak, hiçbir söz vermeyen kurucu meclis, değinilmiş olduğu üzere, şarap vergisinin ı ocak ısso'de kaldırılmasını öngören, vasiyet niteliğindeki bir karar aldı. ve ı ocak ısso'den tam ıo gün önce, yasama meclisi onu yeniden yürürlüğe soktu; fransız halkı sürekli şarap vergisini kovalıyor ve onu kapıdan dışarı attığında, bacadan yine içeri girdiğini görüyordu.
devamını gör...
sovyet binaları
sovyet binaları çok kasvetli görünür. amaç zaten güzel olması değil, işlevli olmasıdır. banyodaki borular yaz kış sıcak olurmuş. akşamüstüleri hava hafif kararmaya, binaların ışıkları da yanmaya başladığında koskocaman gemilere benzettiğim yapılardır.
devamını gör...
diyanet işleri başkanlığına alman modeli önerisi
almanya’daki sistemin türkiye’de de uygulanması önerisidir.
almanya’da insanlar isterlerse gidip bir kiliseye başvuruyorlar ve bu başvurudan sonra kendilerinden kilise için belli bir miktar ücret alınıyor her ay. böylece benim vergilerim nereye gidiyor diye endişe etmiyor kimse.
türkiye’de de insanlar gidip bir camiye müracaat edip bunu gerçekleştirebilirler. über müslüman zenginlerimiz de şuan olduğu gibi medya önünde yalnız dindarlık şovu yapmakla kalmaz, hatrı sayılır bağışlar da yaparlar hallolur bu iş. aksi halde ülke kaynaklarının bu şekilde çarçur edilmesi önlenemez.
almanya’da insanlar isterlerse gidip bir kiliseye başvuruyorlar ve bu başvurudan sonra kendilerinden kilise için belli bir miktar ücret alınıyor her ay. böylece benim vergilerim nereye gidiyor diye endişe etmiyor kimse.
türkiye’de de insanlar gidip bir camiye müracaat edip bunu gerçekleştirebilirler. über müslüman zenginlerimiz de şuan olduğu gibi medya önünde yalnız dindarlık şovu yapmakla kalmaz, hatrı sayılır bağışlar da yaparlar hallolur bu iş. aksi halde ülke kaynaklarının bu şekilde çarçur edilmesi önlenemez.
devamını gör...
cinsel taciz
yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarına göre tanışma mesajları göndermek suretiyle de işlenebilen suçtur. cinsel arzuyu tatmin etmek amacıyla, temas olmaksızın yöneltilen tüm davranışlar, karşı cinse ahlâk temizliğine aykırı şekilde, aralarında evvelce bir hukuk olmadığı halde arkadaşlık teklifi göndermek cinsel taciz suçunun maddi unsuruna örnek teşkil eder. tanışma taleplerini içerir ısrarlı mesajlar veya aramalar ilk etapta ''kişilerin huzur ve sükûnunu bozma'' suçunu akla getirse de defalarca ya da bir kez karşı cinse arkadaşlık teklifi göndermek davranışı kanunda yazılı ceza oranı daha fazla olduğu için öncelikle cinsel taciz suçunu doğurduğundan ''kişilerin huzur ve sükununu bozma'' suçu, cinsel taciz suçunun içinde eriyor, yani cinsel taciz suçunun bir unsuru hâline geliyor.
burada esas önemli ve çelişki arz eden konu şudur: temmuz 2020 tarihinde çıkan bir haberden öğrendiğimize göre bursa 5. ağır ceza mahkemesi, bir kamu kurumu müdürünün, çalışan bir bayan memurun kalçasına dokunmak eyleminden ibâret suç konusu dosyada, basit cinsel saldırı suçundan dolayı mahkûmiyet hükmü kurmasına rağmen, yargıtay 14. ceza dairesi'nin; ''babacan tavırla kalçasına dokundu'' gibi saçma ve somut olayla bağdaşmayan bir gerekçeyle ve oy çokluğuyla yerel mahkeme kararını bozduğu bir ülkede, konuyu hukuki düzeyde anlamayanların, bir bayanın kalçasına babacan bir tavırla dokunmaktan daha masum gibi kalan arkadaşlık teklifinin nasıl oluyor da suç kapsamında kaldığını sorgulamaları mantıklı bir akıl yürütme olur düşüncesindeyim. yinelemek gerekirse bana göre, burada garip olan, öncesinde herhangi bir tanışıklık ya da arada bir hukuk olmaksızın, karşı taraftan beklenmeyen bir arkadaşlık teklifinin, muhatabın rızâsını ortadan kaldırdığı andan itibâren cinsel taciz suçunu oluşturması değildir. zira, yargıtay'ın eskiden beri içtihatları bu yöndedir ve istikrarlıdır. garip olan yargıtay 14. ceza dairesi'nin anlatmaya çalıştığım kararıdır.
burada esas önemli ve çelişki arz eden konu şudur: temmuz 2020 tarihinde çıkan bir haberden öğrendiğimize göre bursa 5. ağır ceza mahkemesi, bir kamu kurumu müdürünün, çalışan bir bayan memurun kalçasına dokunmak eyleminden ibâret suç konusu dosyada, basit cinsel saldırı suçundan dolayı mahkûmiyet hükmü kurmasına rağmen, yargıtay 14. ceza dairesi'nin; ''babacan tavırla kalçasına dokundu'' gibi saçma ve somut olayla bağdaşmayan bir gerekçeyle ve oy çokluğuyla yerel mahkeme kararını bozduğu bir ülkede, konuyu hukuki düzeyde anlamayanların, bir bayanın kalçasına babacan bir tavırla dokunmaktan daha masum gibi kalan arkadaşlık teklifinin nasıl oluyor da suç kapsamında kaldığını sorgulamaları mantıklı bir akıl yürütme olur düşüncesindeyim. yinelemek gerekirse bana göre, burada garip olan, öncesinde herhangi bir tanışıklık ya da arada bir hukuk olmaksızın, karşı taraftan beklenmeyen bir arkadaşlık teklifinin, muhatabın rızâsını ortadan kaldırdığı andan itibâren cinsel taciz suçunu oluşturması değildir. zira, yargıtay'ın eskiden beri içtihatları bu yöndedir ve istikrarlıdır. garip olan yargıtay 14. ceza dairesi'nin anlatmaya çalıştığım kararıdır.
devamını gör...
aşk ki sevgili kızım
aşk ki sevgili kızım, aynaya benzer en çok,
bakmaya bayılırlar güzel ve şık bayanlar
baktıkça düş kurarlar, mutlu olurlar.
aynadaki görüntüleri büyüler onları,
kötülükten, günahtan arınır yürekleri
ruhları saydam beyaz bir sayfaya can atar.
sakın inmeye kalkma yoksa ayağın kayar,
tutunacak dal yoksa uçurum bekler seni
direnemezsen kapılır kaybolursun girdapta,
aşk ki güzeldir kızım, saf ama ölümlüdür
senin gibi küçük yaşta akıntıya kapılanlar
kendi yansımalarını görür, yunar, boğulur.
[victor hugo]
buradan
bakmaya bayılırlar güzel ve şık bayanlar
baktıkça düş kurarlar, mutlu olurlar.
aynadaki görüntüleri büyüler onları,
kötülükten, günahtan arınır yürekleri
ruhları saydam beyaz bir sayfaya can atar.
sakın inmeye kalkma yoksa ayağın kayar,
tutunacak dal yoksa uçurum bekler seni
direnemezsen kapılır kaybolursun girdapta,
aşk ki güzeldir kızım, saf ama ölümlüdür
senin gibi küçük yaşta akıntıya kapılanlar
kendi yansımalarını görür, yunar, boğulur.
[victor hugo]
buradan
devamını gör...
satanic verses
muhammed peygamberin kabedeki 3 adet puta adlarıyla seslenerek övgüler dizdiği ayetlerdir. bunu o vakitler hala putperest olan kureyş kabilesiyle ittifak kurabilmek için söylemiş, artık ittifaka ihtiyacı kalmayınca sağlam bir tekziple (başka ayetlerle) ayetlerin üstü çizilmiş, kuran cilt olarak toplanırken de kitaptan çıkartılmış kısımlardır. işin komik kısmı tekzipli ayetler hala kuran'da bulunmakta ve bu ayetlerde şeytan ayetlerinin muhammed'e şeytan tarafından söylettirildiği ifade edilmektedir.
devamını gör...
yat alırken dikkat edilmesi gereken hususlar
önce yüzme bilmek.
ben yüzmeyi öğrendikten sonra almayı düşünüyorum
ben yüzmeyi öğrendikten sonra almayı düşünüyorum
devamını gör...

