bilinen adıyla şaşılık, göz kaslarındaki koordinasyon bozukluğununun sonucu olarak, görme ekseninin olması gerekenden farklı olması durumudur.
genellikle göz tembelliği de ortaya çıkar ve bir göz daha baskındır. gözlerin konumlarına göre şaşılığın da çeşitleri mevcut. diplopinin* olmaması için hasta bir gözünü konuşmacıya odaklar; diğer gözüyle ise başka yere bakar. bu hastalarda derinlik algısı etkilenir ve bu durumun ciddi psikolojik etkileri de söz konusudur diyebiliriz. bu kişilerde binoküler* görme de etkilendiğinden, çeşitli denge problemleri de olabilir. şaşılık, ameliyatla düzeltilebilir.
devamını gör...

okuldan çıktım otobüse binip eve gideceğim. otobüsün içi tıklım tıklım ve sivas o gün nasılsa oldukça sıcaktı. klima zaten ne arar sivas otobüsünde camı açayım dedim. o sürgülü lanet otobüs camlarını bilirsiniz. o an tüm otobüs bana odaklanmıştı sanki. cama sağlam asılsam da kıpırdamadı. zaten 1 elimle tutunup tek elle açmaya çalışıyorum. ilk deneme sonrası hafif bir utançla biraz bekledim. ikinci denemede iki elle açmak için yeltendim. umarım otobüs ani bir hareket yapmaz diye dua ederek iki elle cama asıldım. öncelikle camın açılma yönü otobüsün hareket yönü ile aynı ve o şekilde açmak oldukça zordu. iki elle camın koluna tutunup açmaya çalışırken otobüs ani bir fren yaptı. ani frenle ben otobüsün önüne doğru gittim. giderken camı da yanıma aldım ve o lanet cam açıldı. bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...

daha bugün taze taze maruz kaldığım sorudur. henüz sıcağı sıcağınayken yazayım.

görüşmenin giriş ve gelişme bölümleri gayet olumlu geçmiştir ve sonuç bölümü gelmiş çatmıştır. ik'cı (olduğundan şüphe ettiğim) hande hanım'ın o harikulade sorusu namludan çıkmıştır:

- eraa bey, bir kaç ay ücret ödemeleriniz geciktiği takdirde buna tepkiniz ne olur?
- hiç hoş olmaz.
- açar mısınız biraz?
- yani herhangi bir firmadan bahsediyoruz değil mi? alelade?
- evet evet farz-ı misal.
- ilk önce şikayet edebileceğim her yere firmayı şikayet ederim. ardından twitter'da ve sözlük'lerde bu rezaleti isim isim, fotoğraf fotoğraf en ince ayrıntısına kadar ifşa ederim ve ilgili yerlere mention'larım. sürecin sonunda bana daha iyi yerlerden yeni iş teklifleri gelir, söz konusu firmanın da itibarı yerleyeksan olur. tepkim tam olarak böyle olur.
- çok acımasızmışsınız eraa bey (kikikiki bir de gülüyor burada gurme).

görüşme kısa bir süre sonra karşılıklı iyi dileklerle sonlandı. ben de acımasız olduğumla kaldım. nerem acımasız yahu? halbûki gayet de acımalıyım. bu acımalı olmuş hâlim. acımasız olmuş hâlimi görmek istemezler. neyse. muhtemelen işe alınmayacağım ve kuvvetle muhtemel bu soruya ''aa ne tepki vericem cağnıım? ben zaten hep bu günü bekliyordum. bir yere işe girsem de maaşlarım yatmasa'' diyen bir ezik işe alınacak. ezik diyorum çünkü bu tam teslimiyetçi insanlar yüzünden sektör bu hâle geldi. yakında iş dünyasında tamamen gönüllü kölelik düzenine geçilecek bu tipler yüzünden.
devamını gör...

görüş ayrılığı yaşayan insanlar karşılıklı hakaret, küfür aşağılama içerikleri girdikleri zaman dövüşmen guzum diyesim geliyor. tevellütüm eski benim *
devamını gör...

oscar wilde'in dorian gray'in portresi kitabında şöyle bi cümle okudum "çocuklar küçükken anne babalarını severler, biraz büyünce onları yargılamaya başlarlar ve nadiren affederler" yargılamaya başlayınca kendilerinden beklenip onlara asla verilmemiş olan saygının karakterlerinde ve ruhlarında açtığı yaranın yanında sevgileri ancak kelepçe olur. içinde saygı olmayan sevginin de , aşkında, alışkanlığında ve her ne halt varsa onunda köküne kibrit suyu insin.
devamını gör...

sıcak akdeniz insanı, yüksek sesli coşkulu konuşmalar, pizza, makarna, şarap, sıcak, sıcak, çok sıcak.
devamını gör...

bir zamanlar "uykusuz" almamı sağlayan yilmaz aslanturk'ün efsane karakteri. dergiyi alir almaz hemen arka sayfayı çevirir yavaş yavaş okur hiç bitmesin isterdim.ayrica 13 bölümlük kısa dizisi de çekildi.bilmeyen veya merak eden arkadaşlar youtube'dan izleyebilir.
devamını gör...

“şu zamanda kafası karışık olmayan
mı var allasen” diyeceğim başlık.

yalnız bu kafa karışıklığı, karşımızdakinin eski sevgilisini unutamamasından kaynaklanıyorsa, hah işte o* hiç çekilmez. ailevi sorunlardan kafası karışıksa da muhtemelen yalandır.

kendi kafa karışıklığımızı bastırmasın diye bu iki türden uzak durmak en akıllıca olandır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir gün setten dönmüşüm, torunum emre aradı: “anneanne, yolda araba çarpmış bir kedi gördüm,
veterinere götürdüm, tedavisini yaptırdım. anneme götürdüm, o da temizledi eve
aldı” dedi. peki, getir bakarım dedim. kediyi gördüm, bayağı çirkin bir şey, “ay niye
aldın bunu, pek de çirkinmiş” dedim. anneanne sen de çirkinsin, sana da araba çarpsa
bakmayacak mıyız? dedi. o an beynimden vurulmuşa döndüğümü anladım.
güzeli sahipleniyoruz ama çirkini dışlıyoruz, asıl onları anlamak lazım.
- ayşen gruda
devamını gör...

her gün kur'an okumak, bolca okuduğumu yaşamak dileğiyle.
meal-tefsir sahibi akraba olunca, elinden alınınca, imzalı olunca da ayrı bir tat veriyor insana. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

caylaklar seri üzgün.. adımız cikmis dokuza inmez sekize...
devamını gör...

yurt içi yurt dışı, çarşıda kampüste parkta caddede yürüyebildiğim her yerde ahanda şöyle yürümek:

devamını gör...

hegel'den şöyle bir cümle kalmış aklımda; bilmeden bilgi nedir diye sormak, yüzmeden yüzmenin sınırlarını araştırmaya benzer. kendisi o yüzden bilgiden deği, "varlık"tan başlıyor.

kendinde şey/kendi için olan şey.

görü-gerçek

ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.

gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.

bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.

şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.

öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.

insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.

vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.

nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.

ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.

deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.

anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.

özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.

minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.

bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.

coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bazı yahudi aşıkları var yok işte kazaydı yok haberli vurdular. aga size denecek hiç bir söz yok ilk olarak sorgulamanız gereken şey filistin topraklarını nasıl bombalar? hamas 100 füze fırlatıyor biri denk geliyor. bunlar f16 lar ile kadınları çocukları paramparça ediyor. uluslararası hukuktan doğan hakları yıllardır filistin’e tanımıyor. tüm dünya bu haksızlığı görüp müslümanların yanında dururken sizin böyle söylemeniz akıl alır şey değil.

edit : yukarıda bitanesi 1000 füze demiş isterse 2000 atsın kaç tanesi hedefi buluyor 1 ya da 2 tane. her devlet kendi meşru topraklarını korumalıdır diyor gördüğüm en mantık dışı önermelerden. kendisi sanırım birleşmiş milletlerin de net şekilde ifade ettiği gibi israil’in işgalci konumda olduğunun farkında değil. keza mantıklı düşünen, insan olan yahudiler bile israil zulmünü protesto ederken bazıları islam düşmanı olduğunu göstermek için akla hayale gelmeyecek şekilde israil’i savunabiliyor. şahsım adına hangi millet, hangi din, hangi renk olursa olsun bir yerde insanlara bunlar yüzünden zulüm edilirse karşısında duracak kadar insanlığımız var çok şükür. kalbi kararanlardan değiliz.
devamını gör...

ulugöl, ordu.
karadeniz
devamını gör...

bunların kökünün bu ülkenin her karış toprağından kazınacağı günü sabırsızlıkla bekliyorum. bunlar tarihin en büyük vatan hainleri olarak akıllarda kalırken, biz atamızın yolundan gitmeye devam edeceğiz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

söz nişan düğün yapmadım diye bütün akrabalarımdan linç yemişliğim vardır insanların amann insan bi kere evleniyor kisvesi altında gösteriş yapma uğruna para saçmalarına ,sonra yıllarca borç ödeyip "allah allah biz evlenince neden mutsuz olduk yahu"algısına ayar oluyorum
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim