türlerin kökeni
(bkz: türlerin kökeni) charles darwin'in 1859 yılında yazdığı ve evrimin babası olarak adlandırılmasına sebep olan kitabıdır. kitap; evcilleşmenin etkisinde değişim, doğanın etkisinde değişim, varolma savaşı, doğal seçme, değişim yasaları, teorinin güçlükleri, doğal seçme teorisine yöneltilmiş çeşitli itirazlar, içgüdü, hibritlik, yerbilimsel belgelerin eksikliği üzerine, canlı varlıkların yerbilimsel ardışımı üzerine, coğrafi dağılım, coğrafi dağılım -katkı, organik varlıkların karşılıklı hısımlıkları ve özet ve sonuç olmak üzere 15 bölümden oluşur. darwin'in önemi; seçilim mekanizmasını ilk bulan kişi olması değildir. bunu bilimsel bir sistematikle kendi araştırma ve gözlemleriyle ispatlayarak bu mekanizmaların hepsini neredeyse tek başına belirli bir sistematikle ortaya koymasında yatar. örneğin; darwin'den sadece 50-100 yıl önce lamarck'da canlıların evrimi üzerine çalışmalar yapmıştır hatta antik yunana kadar gidildiğinde bile canlı popülasyonlarındaki değişimler üzerine yazıları olan insanlar bulunur. bugün modern evrim teorisi dediğimiz şeyin temelini üç isim oluşturur. hugo de vries ( mutasyonların keşfi) gregor mendel (kalıtım) ve charles darwin ( seçilim). darwin 1859 da kitabını ilk yayınladığında tüm bu çalışmalar yapılmamış, henüz dna keşfedilmemiş hatta dünyanın yaşının 10.000 yıl olduğu düşünülüyordu. kitap yayımlandıktan sonra, gerek insanın kendinden daha aşağı seviyede bir türden türemesi olsun, gerek dünyanın yaşı olsun geniş bir çevreden tepki almıştır. ama yayımlandığı günden bugüne kadar devam eden süreçte gelişen bilimsel araştırmalar ve yeni buluşlar evrim teorisini genişletmiş ve sağlamlaştırmıştır.
devamını gör...
çocuk yaşta evlilik
afganistan'da çocuk evliliklerine karşı bilinçlendirme konusunda ve çocuk seks istismarını önleme konusunda katıldığım çalışmalar sanırım benim için en zor olanıydı.
afganistan'da yasal evlenme yaşı anayasaya göre kızlar için 16, erkekler için 18 olmasına rağmen anayasada yer alan afganistan yasaları islam kuralları ile çelişemez ve çelişmesi durumunda islam kuralları izlenir dendiği için hem erkekler hem de kızlar çok daha erken yaşta aileleri tarafından evlendirilmekte.
afganistan'da bizdeki beşik kertmesi gibi 3-5 yaşındaki çocuklar nişanlandırılır ve genelde 9 yaştan itibaren ve bazen 6 yaştan itibaren evlendirilirler. burada 9 yaş ve 6 yaş farklılığı o bölgedeki mollanın muhammed'in ayşe ile olan evliliğinde ayşe'nin yaşına bağlı yorumundadır.
iki çocuğun evlendirilmesinin dışında aynı zamanda özellikle kız çocukları ekonomik nedenlerden ötürü başlık parası için evlendirilir. bir kız çocuğunun bedeli 35 kilo buğdaya kadar düşer. konuştuğum aileler içinde ya evlendireceğiz en azından onun karnı doyacak ve kardeşleri bu kışı sağ salim geçirecek ya da hem kız hem de diğer çocuklar açlıktan ölecek diyerek çaresizliklerini ortaya koymaktaydılar.
yine borç ve kan davası durumlarında çoğu zaman kadılar ailenin diyet olarak kızlarını borçlu olunan ya da kan davasının olduğu aileye gelin vermelerini isterler ya da oğlan çocukları o aileye hizmet etmek için verilir. çay oğlanı denilen bu çocuklardan kimi bache bazı olarak kullanılır.
dünyada çocuk evliliklerinin önlenmesinin tek yolu herkese evrensel temel gelir sağlanması, ailelerin çocuk evliliklerine, seks istismarına karşı bilinçlendirilmesi, çocuk hakları konusundaki düzenlemelerde dini ve kültürel hiç bir istisnanın kabul edilmemesi, yasaların uygulanmasıdır. çocukların yeri okul olmalıdır, karı-koca yatağı değil.
afganistan'da yasal evlenme yaşı anayasaya göre kızlar için 16, erkekler için 18 olmasına rağmen anayasada yer alan afganistan yasaları islam kuralları ile çelişemez ve çelişmesi durumunda islam kuralları izlenir dendiği için hem erkekler hem de kızlar çok daha erken yaşta aileleri tarafından evlendirilmekte.
afganistan'da bizdeki beşik kertmesi gibi 3-5 yaşındaki çocuklar nişanlandırılır ve genelde 9 yaştan itibaren ve bazen 6 yaştan itibaren evlendirilirler. burada 9 yaş ve 6 yaş farklılığı o bölgedeki mollanın muhammed'in ayşe ile olan evliliğinde ayşe'nin yaşına bağlı yorumundadır.
iki çocuğun evlendirilmesinin dışında aynı zamanda özellikle kız çocukları ekonomik nedenlerden ötürü başlık parası için evlendirilir. bir kız çocuğunun bedeli 35 kilo buğdaya kadar düşer. konuştuğum aileler içinde ya evlendireceğiz en azından onun karnı doyacak ve kardeşleri bu kışı sağ salim geçirecek ya da hem kız hem de diğer çocuklar açlıktan ölecek diyerek çaresizliklerini ortaya koymaktaydılar.
yine borç ve kan davası durumlarında çoğu zaman kadılar ailenin diyet olarak kızlarını borçlu olunan ya da kan davasının olduğu aileye gelin vermelerini isterler ya da oğlan çocukları o aileye hizmet etmek için verilir. çay oğlanı denilen bu çocuklardan kimi bache bazı olarak kullanılır.
dünyada çocuk evliliklerinin önlenmesinin tek yolu herkese evrensel temel gelir sağlanması, ailelerin çocuk evliliklerine, seks istismarına karşı bilinçlendirilmesi, çocuk hakları konusundaki düzenlemelerde dini ve kültürel hiç bir istisnanın kabul edilmemesi, yasaların uygulanmasıdır. çocukların yeri okul olmalıdır, karı-koca yatağı değil.
devamını gör...
eleştirilen insana dönüşmek
kınadığımız şeyi yaşamadan ölmeyeceğimiz için gerçekleşen durum.
basit bir eleştiri için bu durum geçerli olmayabilir tabi. fakat insanın verdiği kararlar, hayat tarzı yahut davranış şekilleri gibi bazı eylem ya da özellikleri eleştirenler, bunu genellikle kınamayla karışık yaparlar. ancak adına ister karma deyin, ister ilahi adalet, o dönüp dolaşıp sizi bulacaktır. bu nedenle birisi hakkında konuşacağınız zaman iki kez düşünün.
basit bir eleştiri için bu durum geçerli olmayabilir tabi. fakat insanın verdiği kararlar, hayat tarzı yahut davranış şekilleri gibi bazı eylem ya da özellikleri eleştirenler, bunu genellikle kınamayla karışık yaparlar. ancak adına ister karma deyin, ister ilahi adalet, o dönüp dolaşıp sizi bulacaktır. bu nedenle birisi hakkında konuşacağınız zaman iki kez düşünün.
devamını gör...
burçlarla ilgili az bilinenler
sürekli ağlamıyoruz bazen mola veriyoruz *
devamını gör...
selanik göçmenleri müslüman değil haberi
'' selanik göçmenlerinin %90 ı müslüman değil, sabetayisttir" bunu vaaz diye dile getiren mahluk, düzce/akçakoca müftüsü şaban soytekinoğlu'dur. eeeyy sofuu senden alâ kafir mi olur..
devamını gör...
mabel matiz klipleri
devamını gör...
piçoğlu osman
çok sofistike bir isme sahip olan şarkıcı. bu zamana kadar bu ismi duyamamış olmak benim için büyük bir utanç kaynağı gerçekten.*
devamını gör...
kadın filozof olmaması
kadınların ev işi yapmaktan düşünmeye vakit bulamamasından kaynaklıdır. hayat o dönemde müşterek olsaydı görürdüm ben sizin filozofluğunuzu...
devamını gör...
yazarların favori peynir markaları
eskinin bakkal peyniri. hani şöyle kağıda sarılanından.
ah ulan be ne severdim çocukken. şimdikilerde o tat, o lezzet yok bulamıyorum.
ah ulan be ne severdim çocukken. şimdikilerde o tat, o lezzet yok bulamıyorum.
devamını gör...
anın fotoğrafı
yine güneşi batırdık hay allah!

bir gün daha bitti.
bu gün de göçmedik güneşe doğru.
yarın ne olur bilinmez...
bütün gün iş yapmış olabilirim. sanırım bana bayram gelmedi.
bu arada manzara terasımdan oralarda bir yerlerde bir deniz var ama ben bile göremiyorum şuan.
çay içmek isteyen buyursun gelsin. köşede baklavacı var bakın gaziantep baklavaları hatta oraya da uğrarsanız tadından yenmez.
bayram günü baklavam yok beleşe getirmeye çalışıyorum sanırım. püff teras bahane baklava şahane.
çıkın çıkın gelin. *

bir gün daha bitti.
bu gün de göçmedik güneşe doğru.
yarın ne olur bilinmez...
bütün gün iş yapmış olabilirim. sanırım bana bayram gelmedi.
bu arada manzara terasımdan oralarda bir yerlerde bir deniz var ama ben bile göremiyorum şuan.
çay içmek isteyen buyursun gelsin. köşede baklavacı var bakın gaziantep baklavaları hatta oraya da uğrarsanız tadından yenmez.
bayram günü baklavam yok beleşe getirmeye çalışıyorum sanırım. püff teras bahane baklava şahane.
çıkın çıkın gelin. *
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
her yayın istisnasız olarak en az 2 kez trollendiğim yayınımdır. tüm şarkılar, anonslar elimden geçiyor zannederken "bu anons nereden çıktı, ben koymadım bunu!" derken buluyorum kendimi!
ps: mikoooo, nevermore evdeymiş.*
ps: tam bu tanımı yazarken yeniden trollendim sözlük! teşekkürler eyluling *
ps: mikoooo, nevermore evdeymiş.*
ps: tam bu tanımı yazarken yeniden trollendim sözlük! teşekkürler eyluling *
devamını gör...
valhalla
bir tatil beldesi olarak valhalla
evet değerli dostlar bugün tatilinizi huzur içerisinde geçirebileceğiniz bir mekan önerisinde bulunacağım. tanrı odin'in muazzam salonu valhalla...
nasıl bir yerdir?
valhalla, çatısı altın kalkanlardan oluşan , duvarları ve kirişleri mızraklardan yapılmış bir mekan. kapısında kurtlar bekliyor ve başınızı göğe çevirdiğinizde üzerinizde sürekli uçan kartallar görüyorsunuz. etrafta valkür adıyla bilinen silahlanmış genç ve güzel kadın savaşçılar geziyor. salon içerisinde biraz dikkatli olmanız gerekiyor. özellikle huzur kaçırıcı hareketlerden uzak durmanız lazım. yoksa tepenize binerler ve vallahi valhalla'dan atılırsınız. içki serbest. dilediğiniz kadar içebiliyorsunuz. yemekler on numara, her tür yemeğe bedava erişiminiz var. ekmek elden su gölden takılabileceğiniz bir mekan.
nasıl giderim?
önce asgard'ı bulmanız gerekiyor. duyduğuma göre navigasyon'un pek bir faydası olmuyormuş. bu sebeple hislerinize güveneceksiniz, hele bir yola çıkın gerisi gelir zannımca. neyse, asgard'ı buldunuz diyelim, burada karşınıza 540 tane kapı çıkacak, bu kapıların her biri 800 kişi alıyor o yüzden elinizi çabuk tutmanız lazım. artı, viking pasaportu çıkarmayı ve yanınızda götürmeyi de ihmal etmeyin. yoksa onca yolu boşa gitmiş olursunuz.
tabi en önemli şart, bir savaşta onurunuzla ölmüş olmanız gerekliliği, onu da kendiniz halledersiniz diye düşünüyorum. insan isterse her şeyin üstesinden gelir.
ne tarz etkinlikler vardır?
en önemli etkinlik sabahın ilk ışıkları ile kalkıp, mekanda bulunan diğer arkadaşlarınızla, kılıç kalkan oyunu oynamak...
akşama kadar birbirinize kılıç sallar, oranızı buranızı yaralar, akşam olduğunda ise bir anda iyileşerek alemlere akma fırsatına erişirsiniz.
bu etkinlik sonrasında çok fazla acıkmış olacağınız için, sizi aşçıların efendisi andhrimnir’in hazırladığı, sihirli dev domuz eti karşılayacak. bazılarınızın tövbe tövbe dediğini duyar gibiyim lakin geldiniz bir kere ve aç kalmayı tercih ediyorsanız, elbette seçim sizin, buna saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok.
e hani başlangıçta her türlü yiyecek serbest demiştin diyebilirsiniz. serbest efendim. o vakti bulursanız yiyebilirsiniz.
arkasından bal şarabı şenlikleri başlıyor. savaştınız, karnınızı tıka basa doyurdunuz ve bingo! keçi heidrun'un memesinden akan bal şarabı ile kafayı bulma şansına erişiyorsunuz. mekanın böyle de güzel yanları var.
unutmadan at turlarına da katılabiliyorsunuz.
keyfiniz daim olsun. iyi tatiller dilerim.
evet değerli dostlar bugün tatilinizi huzur içerisinde geçirebileceğiniz bir mekan önerisinde bulunacağım. tanrı odin'in muazzam salonu valhalla...
nasıl bir yerdir?
valhalla, çatısı altın kalkanlardan oluşan , duvarları ve kirişleri mızraklardan yapılmış bir mekan. kapısında kurtlar bekliyor ve başınızı göğe çevirdiğinizde üzerinizde sürekli uçan kartallar görüyorsunuz. etrafta valkür adıyla bilinen silahlanmış genç ve güzel kadın savaşçılar geziyor. salon içerisinde biraz dikkatli olmanız gerekiyor. özellikle huzur kaçırıcı hareketlerden uzak durmanız lazım. yoksa tepenize binerler ve vallahi valhalla'dan atılırsınız. içki serbest. dilediğiniz kadar içebiliyorsunuz. yemekler on numara, her tür yemeğe bedava erişiminiz var. ekmek elden su gölden takılabileceğiniz bir mekan.
nasıl giderim?
önce asgard'ı bulmanız gerekiyor. duyduğuma göre navigasyon'un pek bir faydası olmuyormuş. bu sebeple hislerinize güveneceksiniz, hele bir yola çıkın gerisi gelir zannımca. neyse, asgard'ı buldunuz diyelim, burada karşınıza 540 tane kapı çıkacak, bu kapıların her biri 800 kişi alıyor o yüzden elinizi çabuk tutmanız lazım. artı, viking pasaportu çıkarmayı ve yanınızda götürmeyi de ihmal etmeyin. yoksa onca yolu boşa gitmiş olursunuz.
tabi en önemli şart, bir savaşta onurunuzla ölmüş olmanız gerekliliği, onu da kendiniz halledersiniz diye düşünüyorum. insan isterse her şeyin üstesinden gelir.
ne tarz etkinlikler vardır?
en önemli etkinlik sabahın ilk ışıkları ile kalkıp, mekanda bulunan diğer arkadaşlarınızla, kılıç kalkan oyunu oynamak...
akşama kadar birbirinize kılıç sallar, oranızı buranızı yaralar, akşam olduğunda ise bir anda iyileşerek alemlere akma fırsatına erişirsiniz.
bu etkinlik sonrasında çok fazla acıkmış olacağınız için, sizi aşçıların efendisi andhrimnir’in hazırladığı, sihirli dev domuz eti karşılayacak. bazılarınızın tövbe tövbe dediğini duyar gibiyim lakin geldiniz bir kere ve aç kalmayı tercih ediyorsanız, elbette seçim sizin, buna saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok.
e hani başlangıçta her türlü yiyecek serbest demiştin diyebilirsiniz. serbest efendim. o vakti bulursanız yiyebilirsiniz.
arkasından bal şarabı şenlikleri başlıyor. savaştınız, karnınızı tıka basa doyurdunuz ve bingo! keçi heidrun'un memesinden akan bal şarabı ile kafayı bulma şansına erişiyorsunuz. mekanın böyle de güzel yanları var.
unutmadan at turlarına da katılabiliyorsunuz.
keyfiniz daim olsun. iyi tatiller dilerim.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
stresli olduğum vakit imdadıma yetişen, şirin, yazar hem eğlenceli,hem harika tanımları olan , değerli yazar,kısa bir süre içinde , sözlüğün göz bebeği olan yazar, hoş gelmiş, gelmek ile çok iyi yapmış.
devamını gör...
anayurt oteli
anayurt oteli(1973), yusuf atılgan'ın psikolojik ve sürrealist tarzda yazılmış ikinci romanı, ziyadesiyle taşralı bir roman örneği.
birey üzerinden tüme varıyor yazar, taşranın; ahlaksal bocalamasına, iki yüzlülüğüne, yalnızlığına, monotonluğuna dair her şeyi gözler önüne seriyor. bireyin göğüs kafesinden kaybolmayan o boşluk hissini, varoluş sancısını, yaşam boyu süreçte topluma ve kendine yabancılaşmasını , tüm bu gerçekleri harmanlıyor romanında. bilinen fakat dillendirilmeyen anadolu'ya da gerçekçi bir gözle bakıyor atılgan, cesur söylemlerde bulunuyor, dul ve kısır ortalıkçı kadın karakteri üzerinden anadolu'nun ahlak bekçisi erkeklerine adeta haykırıyor iki yüzlülüklerini. yaşamının büyük bir kısmı taşrada geçen yazarın, taşranın insanına, yaşamına atmosferine tamamen hakim olduğunu söylemek yerinde bir tespit olacaktır.
yazarın biyografisini incelediğimizde, eğitim aldığı hocalarının onun edebi kişiliği üzerinde oldukça etkili olduğunu görüyoruz. üniversitede üç dönem ahmet hamdi'den dersler alıyor yusuf atılgan. ahmet hamdi ise yahya kemal'in öğrencisi. yahya kemal'den , ahmet hamdi'ye ondan da yusuf atılgana miras yoluyla başarılı bir şekilde aktarılmış bu titiz yazma geleneği. şiirlerin ve düz yazıların üzerinde sarraf titizliğiyle çalışma hassasiyeti bu üç kuşakta göze çarpan bir ayrıntı. ne yazık ki aynı geleneği öğrencilerine aktarma şansı verilmiyor yusuf atılgan'a.
romanda da ilk göze çarpan bu oluyor zaten; temiz, sade bir dil, seçkin bir üslup, özenle seçilmiş kelimeler. uzun ve meşakkatli bir çalışmanın emeği olduğu hissediliyor. roman henüz yazarın zihninde bir taslak halindeyken, karaktere dair bir çok psikolojik ve sosyolojik okumalar yaptığını söylemekte yanlış olmaz.
romanda olaylar arka planda kalıyor, öne çıkan ise bireyin iç dünyası, yalnızlığı, ruhsal bunalımları, tutunamayışı, monotonluğu ve en nihayetinde de topluma ve kendine yabancılaşması oluyor.
belki basıldığı yıllarda türk toplumu için yeni bir konu olan yabancılaşma, günümüz okuru için oldukça sıradan bir tema. zebercet karakterini; apartmanda kendi halinde komşumuzda,sokakta sessiz sakin yürüyen bir adamda ya da modern taşra ankara'nın; kurulmuş saat gibi sabah 8 akşam 5 çalışan , içi boşaltılmış memurlarında ziyadesiyle görüyoruz. şehirler zebercet karakterine aşina artık. modern bireyin belki de en temel sorunu yabancılaşma. bu ise romanın konusunu ilginç ve farklı olmaktan çıkarıyor, sıradanlaştırıyor. yerli ve yabancı yüzlerce kitap var bu konunun etrafında dönüp duran.
anayurt oteli varoluşsal bir yabancılaşmayı konu ediniyor, olaylar tamamen zebercet karakterinin ruh dünyası ve psikolojisi üzerinden ilerliyor, roman zebercet'in bilinçaltından besleniyor, akıl ve mantık değersizleşiyor bir nevi.
zebercet bir nesil öncesini bile bilemeyen bir karakter. bu bilinmemezlik onda bir yere ait olma isteği doğuruyor, kendini otelin de sahibi olan zengin ve soylu bir ailenin ,keçecilerin, devamı olarak görüyor fakat yine de hiçbir yere ait olamama duygusunun esiri olmaktan kurtulamıyor.
yazar, zebercet karakterini yaratırken onu bilinçli bir şekilde hayata yenik başlatıyor. dış görünüşün sosyal statü açısından önemli olduğu, erkek egemenliği altındaki bir toplumda o kısa boylu, zayıf ve cılız bir dış görünüşe sahip, pasif, edilgen, fakir işçi sınıfı bir aileden geliyor. bir şekilde bulunduğu ortamlarda hep dışlanmış, aşağılanmış, alay edilmiş, küçük düşürülmüş. anayurt oteli'nin onun için adeta bir kaçış ve saklanma mekanı olduğunu söyleyebiliriz.
tüm bu süreçler onda sosyal olarak geri çekilmeyi doğuruyor. toplumsal ilişkilerden kopuk, çevreden izole, yalnız ve içe dönük yaşıyor ;insanlara karşı soğuk, gerekmedikçe konuşmayan bir karakter, konuşması amaca yönelik ve kısa. cinsel yaşamı çoğunlukla fanteziler üzerine kurulu, ara sıra cinsel ilişki yaşadığı gündelikçi kadın bu ilişki sırasında uykusundan dahi uyanmaz. erkek bireyler için zihinde büyük bir yer kaplayan iktidar olma olgusu onda hiçbir zaman başarıya ulaşamıyor. erkeklik ve iktidar göstergesini bıyık olarak sembolize ediyor yazar romanda birçok yerde.
gecikmeli ankara treniyle gelen kadının, gelmesine kadar ki süreçte, zebercet'in hayatındaki her şey tekdüzedir, monotondur. kadının otele gelmesi ve giderken de döneceğini söylemesiyle hayat birden farklılaşır onun için. daha öncesinde yaşamını gözlemlememiş sorgulamamıştır zebercet. fakat şimdi içinde büyük bir sevme sevilme ihtiyacı hisseder ve bu ihtiyacını da o kadınla karşılamak ister.
artık yarına dair beklediği şeyleri vardır onun, yaşama devam etmesini sağlayacak umuda sahiptir. bu bekleyiş değişimlere de gebedir. kendine çeki düzen vermek adına alışveriş yapar, tıraş olur vs...
günler geçer fakat kadın gelmez, umudunu yitirir zebercet. umudun ölmesi beraberinde sınırsız bir özgürlük hissini getirir zebercet için. otele müşteri almaz artık. toplumun yargı değerlerince kabul görmeyen, genel ahlak kurallarına aykırı şeylerle sınar kendini. cinsel kimlik arayışı içine girer. bir erkekle cinsel ilişki kurmak ister, sonrasında bir hayvanla, cansız nesnelerle ve hayat kadınıyla. horoz dövüşlerine gider, içkili lokantalarda yemek yer, cinayet işler. fakat yazar bu insanlık dışı gibi görünen süreçleri öyle güzel kotarıp okuyucuya aktarır ki, okuyucu zebercet'i dışlamaz, ondan nefret etmez bilakis onu benimser, anlamaya çalışır, empati kurar.
tüm bu anlamsız ve sancılı süreci bitirmek adına, gücü ilk defa eline alan zebercet kendi hayatına son verir.
kitap sonu baştan belli, tahmin edilebilir şekilde biter, zebercet'in intiharı şaşırtmaz okuyucuyu. anayurt oteline benzer birçok romanın sonunda da kahraman intihar eder zaten.o halde kitabı okunur kılan, diğerlerinden ayıran nedir diye bir soru sormak hiç de mantıksız değildir. kitabı, aynı temaların işlendiği diğer kitaplardan ayıran hiç şüphesiz yazarın kendine has üslubudur.
devamını gör...
sahilde yürüyüş yapmak
zevkli bir eylemdir. özellikle kulakta sevilen bir şarkı çalıyorsa ya da sevdiğin bir insanla sohbet ederek yürünüyorsa tadından yenmez. koronanın bitmesini dört gözle bekleten eylemlerden biridir aynı zamanda.
devamını gör...




