salman rushdie’nin destansı romanı. dilimize, geceyarısı çocukları diye çevrilmiş ve basılmıştır. bazen belgesellerde hindistan’ın adeta bir aktar dükkânını andıran renkli kültürünü izleriz. roman, bu fantastik dünyayı masalsı bir anlatımla sunuyor bize.

15 ağustos 1947, geceyarısı saat on ikide, tam da hindistan'ın ingiliz sömürüsünden kurtulup bağımsızlığının ilan edildiği anda 1001 tane çocuk dünyaya gelir. romanımızın kahramanı salim sina bunlardan biridir. salim, basında ilgi odağı olur ve başbakan nehru tarafından kendisine mektup yazılır ve kutlanır. ancak bu tesadüf, kahramanımız için beklenmedik sonuçlar doğuracaktır. zira kendisi gibi aynı saat doğmuş bin çocukla telepati kurmak ve tehlikeleri koku alma duyusuyla sezmek yetenekleri bahşedilmiştir kendisine. başbakanın da mektubunda belirttiği üzere salim’in kaderi hindistan’ın kaderi olacaktır. sömürge toplumlarının, sömürgeci sonrası ruh halini çarpıcı bir şekilde alt metinde işliyor yazar. bunu yaparken kendi iç dünyasından, hayatından yola çıkıyor. 700 sayfalık bu destanı, hem metis yayınları'ndan hem de can yayınları'ndan okuma şansına sahip oldum. can yayınları'nın çevirisi daha çok hoşuma gitti. geniş bir zamanda sindire sindire okumanızı tavsiye ediyorum.

“doğrunun ne buyurulmuşsa o olduğu bir ülkede gerçeğin varlığı sona eriyor bu yüzden de bize doğru olduğu söylenen şey dışında her şey mümkün kılınıyordu; hindistan'daki çocukluğumla pakistan'daki ergenliğim arasındaki fark buydu belki de - ilkinde sonsuz sayıda alternatif gerçeklikle kuşatılmışken, ikincisinde yine sonsuz sayıda sahtelik, gerçekdışılık ve yalan arasında serseri mayın gibi gezinip duruyordum.”
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sonradan birçok serisi çıkmış olsa da ele alacağım yapım 2000 yılında çıkış yapan orijinal beyblade'dir. yapımın 51 bölüm boyunca vurgulamak istediği şey arkadaşlığın ve oynanan oyundan keyif almanın önemidir. beyblade denen zımbırtıyı yerli ağızla ele alacak olursak da sanırım 'topaç' diyebilirim. ancak bazı beybladelerin içinde kutsal canavarlar bulunmaktadır. bu kutsal canavarlar karşılaşma esnasında ortaya çıkar ve kendilerine has yetenekleriyle rakibi alt etmeye çalışır. yapımda ise 5 adet önemli karakter vardır. bunlar: kinomiya takao, (ana karakter.) kai hiwatari, (havalı çocukların favori karakteri.) max mizuhara, ray kon ve bilgiç'tir. (gözlüklü küçük beyblade oyuncusu olmayan velet.) yapımda karakterler önce japonya'da ülke genelinde düzenlenen turnuvaya katılır. turnuvayı takao kazanır, kai ise ikinci olur. ray ve max'le beraber ilk 4'e giren oyuncuların sırası belli olur. bu dörtlü bundan sonra "japon takımı" olarak anılacaktır. bilgiç ise oyuncuların beybladelerine bakım yapmak, tamir etmek, rakibi analiz etmek amacıyla japon takımı'na teknik sorumlu olarak dahil olur. oluşan bu ekip akabinde düzenlenen asya turnuvası'na katılır. orada şampiyon olup avrupa turnuvası'na doğru emin adımlarla ilerlerler. her ne kadar belli başlı zorluklar yaşamış olsalar da avrupa turnuvası'nı da kazanırlar. (kazanamasalar çizgi film biter olum, dimi?) bu turnuvanın ardından da dünya turnuvası'na katılırlar. burada finalde karşılaşacakları rakip "rus takımı"dır. rus takımı son derece acımasız, çirkef, ancak bir o kadar da güçlü oyunculardan oluşmaktadır. kutsal canavarları da kendileri gibi kötü niyetlidir. ancak yazının başında da belirttiğim gibi kazanmamın formülü arkadaşlıktır. bu nedenle ruslar hariç tüm rakipleri ile bir ittifak oluştururlar. çünkü her ne kadar birbirlerine düşman gibi gözükseler de hepsinin ortak amacı beyblade oynamak, beybladeleri korumak ve yaygınlaştırmaktır. rusların kötü emellerine beyblade gibi masum bir unsuru alet etmek istemezler. ayrıca söylemeden edemeyeceğim, ruslara karşı oluşturulan bu ittifaktan ben bi nato kokusu almadım diyemem. (senaristin aklına gerçekten nato gelmiş midir onu bilemiyorum.) devam edecek olursam hepinizin tahmin edebileceği üzere japon takımı'mız rus takımı'nı alevli meyve tabağı edasıyla döndürerek evire çevire tokatlamıştır. (bu kadar kolay olmadı tabii. benim algıma gelmeyin.) ayrıca neredeyse 40-45 bölüm boyunca bir kez yüzü gülmeyen ve takım arkadaşlarına değer vermeyen kai, son bölümlerde ana fikre son derece uygun bir kişiliğe bürünmüştür. tüm yönleriyle ele alamamış olsam da önemli bir kısmını anlatmış olduğum bu yapımın yeri benim için çok ayrıdır. ankara dışkapı'da rus pazarı (ulan yine mi ruslar!) denen yerden çakma beybladeler alıp beraber kırılana kadar tepside döndürdüğümüz alper adlı arkadaşıma selamlar. maddi anlamda düze çıktığım bir vakit birkaç orijinal beyblade ve tepsi olmayan bir arena almayı düşünmekteyim.
devamını gör...

hem kendini hem söylemlerini haddinden fazla önemseyen, söylediği şeyin kendisi gibi biri tarafından söylendiği için önemsenmesi gerektiğini sadece düşünmeyip bir de dile getirmiş olan, kendini oksimoron sanan özelliksiz ve başarısız bir moronun kendini tanımlama biçimi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ne duygusu yahu apartmanda havai fişek patlatıyor aptal herifler.
devamını gör...

güzelleşmek isteyen kadınların portföylerinde default bulunan sebze *
devamını gör...

ingilizce bir sözcüktür. bir şeyler yapmak için istekli olmayan, hayat enerjisi kaybetmiş ve kendini yeteri kadar canlı hissetmeyen bezmiş daralmış kişileri ifade etmektedir.

-genel olarak ruh halimi yansıtan bir sözcüktür.
devamını gör...

uzunca bir süre profilimde kalacağını düşündüğüm rozet. hem güzel hem de sadece 1 karma puan. kimin aklına geldiyse teşekkürler.
devamını gör...

sübhan, arapça kelime kökeni, hızlı olmak, hızla uzaklaşmak anlamına geldiği gibi, genel görüş olumsuz sıfatlardan uzak olmak, üstün kusursuz ve mükemmel benzersiz anlamına gelir. bu bilgilerden anlaşılacağı üzere "sübhanallah" anlam karşılığı "allah kusursuzdur". bu sebeple kusursuz ve eksiksiz olana karşı kul, ondan başka bir şeye yönelmez. başka değerli bir şey bulamaz ve ondan farklı bir arayış içine girmez.
devamını gör...

düşünceleriyle ve tanımlarıyla kendime çok yakın bularak takibe aldığım yazarımızdır kendisi.
ayrıca nicki, hayal dünyasının ne kadar ilginç olduğunun bir göstergesi diye düşünüyorum....
sevimli birileri, hep böyle mutlu olunuz sevgili yazar! (bkz: swh)
devamını gör...

(bkz: maymunlu lc waikiki poşeti)
devamını gör...

karadenizde ve egede dağlar aynı şekilde sıralanır ama köftehor ege denizi kuzey ve güney yerine batıdan komşu olduğu için egenin dağlarına yüz yıldır öğrenciler sövüyor.
devamını gör...

yaprakları döktüm. ne kadar ağırlık varsa attım üstümden. işte tam vakti, dinlenip baharda capcanlı yeniden doğmanın.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ekstra dikkatli olunması gereken eylemdir.
hızlı gidilmemelidir.
böylece ne kaza yapılır ne kazaya karışılır.
birde dua ile yola çıkılmalıdır.
çünkü, (bkz: dua müminin silahıdır).
devamını gör...

bir üst seviyesi bulaşık makinesi toparlarken yapılandır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gerçek adı mirza hüseyin ali olan bahailik dininin kurucusu ve peygamberi. iran'ın tahran kentinde doğmuştur. babası mirza abbas nuri vezirken, bahaullah saray hayatını terk edip peygamberliğini ilân etti. tüm uluslar, ırklar ve dinler arasında evrensel barış ve birliği savunuyordu. olay şöyle gerçekleşir, ilk önce 1844 yılında beklenen mehdi olduğunu iddia eden bab lakaplı seyyid ali muhammed'e ilk inananlardan biri olur. bunun sebebi, bab'dan bir mektup almış olmasıydı.

bab, tanrının yakında hz. musa, hz. isa ve hz. muhammed benzeri bir peygamber göndereceğini vaaz eden iranlı bir tüccardı. o ve binlerce takipçisi, inançları nedeniyle iranlı yetkililer tarafından idam edilmiştir. 1863 yılında ise, bahaullah sürgün edildi ve bağdat'ta bab'ın önceden bildirmiş olduğu peygamber olduğunu ilan etti. böylece, yeni din olan bahailik kurulmuş oldu.

bahaullah, osmanlı yetkilileri tarafından, önce edirne daha sonra akka'da hapis cezasına çarptırıldı. bahaullah pek çok kitap yazmış olup bunların yaklaşık yüzde 11'i ingilizceye çevrilmiştir. hatta, bahaullah'ın tespit edilen, yazmış olduğu 15.000 metin vardır. tabii bunların hepsi kitap değil, çeşitli mektuplar falan. eserlerinin toplam hacmi, kur'an'ın 70 katı ve eski ahit ile yeni ahit'in toplamının 15 katı büyüklüğündedir.

1890 yılında, cambridge profesörü ve oryantalist edward granville browne, bahaullah ile bir röportaj yapmıştır. bahaullah hakkında şöyle yazmıştır:

....bu yolculuğumun doruk noktasına ulaşan olay hakkında en azından birkaç söz söylemek isterim. bahji'ye yerleşmemden sonraki günün sabahı, behá'nın küçük oğullarından biri oturduğum odaya girdi ve onu takip etmem için bana işaret etti. bunu yaptım ve hatırladığım kadarıyla (aklım başka düşüncelerle doluydu) bir mermer mozaikle kaplı geniş bir salona bakmaya neredeyse hiç zaman bırakmayan geçitlerden ve odalardan geçtim. bu büyük bekleme odasının duvarına asılı bir perde önünde, ben ayakkabılarımı çıkarırken çocuk bir an durakladı. sonra hızla geri çekildi ve ben geçerken perdeyi düzeltti, daha sonra kendimi büyük bir yerde buldum. üst tarafı alçak bir sedirle çevriliydi, kapının karşısındaki tarafa ise iki veya üç sandalye yerleştirilmişti. nereye gittiğimden ve kimi göreceğimden belli belirsiz şüphe duysam da (çünkü bana açık bir şey söylenmemişti), bu şüpheye rağmen, bu odanın önemsiz olmadığının kesinlikle bilincindeydim. divanın duvarla buluştuğu köşede, tepesinde keçe bir başörtü bulunan ve dervişler tarafından táj adı verilen (ancak alışılmadık kadar yüksek) olan keçeli bir baş elbisesi ile taçlanmış muhteşem ve saygıdeğer bir kişi oturuyordu. baktığım kişinin yüzünü tarif edemememe rağmen asla unutmam. o delici gözler sanki kişinin ruhunu okuyordu; güç ve otorite sanki geniş kaşları üzerine oturmuştu; alnındaki ve yüzündeki derin çizgiler, neredeyse beline kadar ayırt edilemez biçimde akan siyah saç ve sakal, yalan gibi görünen bir yaşı ima ediyor gibiydi.... kralların gıptayla bakabileceği ve imparatorların iç çektiği bir adanmışlığın ve sevginin varlığı olan birinin önünde eğilirken, kimin huzurunda durduğumu sormaya gerek yok!

bahaullah'ın günümüze ulaşan fotoğrafları varsa bile, bahailer bu fotoğrafların kullanılmasına pek hoş bakmazlar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nlbiyazi isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

sözlükte ''bir ülkede, o ülkenin yurttaşı olmakla birlikte soyu, dili ve dini yönünden ülkenin sayıca baskın öğesi olan halktan az olan topluluk.'' anlamına gelen sosyoloji (toplumbilim) terimidir.
devamını gör...

haydaaaa!
yıktın perdeyi eyledin viran!
bak sevgili yazar. erkek arkadaşlarım var çünkü muhabbetlerini seviyorum. çünkü beğenilerimiz yakın. asla öyle tipiyle falan alakası yok. ne arkadaşların var nice kadının beğeneceği tipleri ve kariyerleri var lakin benim için onlar sadece arkadaş hepsi bu...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim