aniden gelen uzun yola çıkma isteği
yanında sevdiğin/sevdiklerin ve önünüzde upuzun bir yol.. çok güzel olurduu. o mola verilen yerin soğukluğu.. bitmeyen yollar.. açılan müzikler.. edilen sohbetler..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yüce gönüllü kadın, ruhumun sevgilisi, canımın canı kadın, gitmenden başka çaremiz yoktu. kader, ayrılıkların en acısını yaşattı bize. hala birbirimizi deliler gibi severken ayırdı bizi. ah ömrümün baharı, beni diri diri mezara soktu bu ayrılık. ama hiç üzülme, iki gözümün nuru bu kalp senin için atmaya devam edecek. sırf sen sevgimi hissedebil diye şurdaki bıçağı kullanmayacağım. ah gönlümün efendisi, ah ruhumun kraliçesi kadın, senden önce nasıl yaşadığımı hatırlamaya çalışıyorum ama senden öncesi diye bir şeyi bulamıyorum ki. ben senden önce zaten hiç yaşamamışım. bundan sonra da yaşamaya niyetim yok. ah şu aciz yarım ruhumu tamamlayan, güzeller güzeli, meleğim kadın gördün mü? yine eksik kaldım. yine karanlıklara mahkum oldu bu zavallı yürek. ah yine kabuslar, ah yine huzursuz uyanmalar falan. ama sen ruhumun sevgisilisi, ama sen fikrimin ince gülü, yaşamaya devam etmelisin. benim için yapabileceğin tek şey bu. ben hissedeceğim senin yaşadığını, hala gülebileceğini hissedeceğim. işte o zaman mutlu olacağım. ve bundan sonra benim tek mutluluğum sadece bu olacak. bana başka kadınları sevmeye devam etmelisin diyorsun. ah iki gözümün feri, ah güzel yürekli ulu kadın, yüreğimde senin sevgin varken ve bu sevgi hiç bitmeyecekken nasıl olur da başka birini sevebilirim. ben ancak senin sevginle yaşayabilirim......
devamını gör...
12 eylül 1980 darbesi
ülkeyi 30-40 yıl geriye götüren, anayasası ve zihniyetiyle hala yanımızda içimizde yaşayan kara gün.
ayrıca (bkz: kenan evren ölmedi içimizde yaşıyor)
ayrıca (bkz: kenan evren ölmedi içimizde yaşıyor)
devamını gör...
madalyasız yazarların boş beleş tipler olması
çamaşır asacağım ben. sonra ekmek yapacağım akşama yemek, sonra sokak beslemesi, evdeki küçük hasta kedi ve diğerleri, peşinden aileye hizmet başlığı altında aksam yemeği tantanası, ardından çeviri yapacağım.
madalyası olan arkadaşları tebrik ederim.
açık açık diyorum; ben sözlüğe kafa dağıtmak için giriyorum. maalesef verimli kalifiye bir yazar olamayacağım. istesem etimoloji, türk tarihi ve türk edebiyatı ile ilgili nice şeyler yazarım lakin sabahlara kadar masa başında yaptığım tam olarak bu.
#947833
hatta gördüklerimi okumuyor, oradan depar atar şekilde kaçıp kendimi akışa atıyorum.
ne diyordum ben? he çamaşır asacağım.
madalyası olan arkadaşları tebrik ederim.
açık açık diyorum; ben sözlüğe kafa dağıtmak için giriyorum. maalesef verimli kalifiye bir yazar olamayacağım. istesem etimoloji, türk tarihi ve türk edebiyatı ile ilgili nice şeyler yazarım lakin sabahlara kadar masa başında yaptığım tam olarak bu.
#947833
hatta gördüklerimi okumuyor, oradan depar atar şekilde kaçıp kendimi akışa atıyorum.
ne diyordum ben? he çamaşır asacağım.
devamını gör...
mutsuz insanların ortak özellikleri
-kendilerini başkalarının gözünden görmeleri, kendi içlerindeki güzellikleri yok saymaları, kendilerini sabote etmeyi alışkanlık haline getirmiş olmaları,
-başkalarının onayına, sevgisine, ilgisine bağımlı olmaları, kendilerini onaylamayı ve sevmeyi bilmemeleri,
-sınır çizmeyi bilmediklerinden ruhsal sınırlarının ihlal edilmiş olması,
-kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmekten korktuklarından dolayı kendilerini özgür hissetmemeleri *,
-sorun çözme becerileri fazla gelişmemiş olduğundan dolayı *, ufak sorunları bile kendi başlarına nasıl çözeceğini bilememeleri *
-başkalarını kendinden aşağı veya üstün görmeleri yani kendilerini hep başkalarıyla kıyaslamaları *
-duygularının sorumluluğunu başkalarına yüklemeleri,
-kurban psikolojisinden çıkacak gücü kendinde bulamamaları, hayatının sorumluluğunu üstlenmemeleri.
-başkalarının onayına, sevgisine, ilgisine bağımlı olmaları, kendilerini onaylamayı ve sevmeyi bilmemeleri,
-sınır çizmeyi bilmediklerinden ruhsal sınırlarının ihlal edilmiş olması,
-kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmekten korktuklarından dolayı kendilerini özgür hissetmemeleri *,
-sorun çözme becerileri fazla gelişmemiş olduğundan dolayı *, ufak sorunları bile kendi başlarına nasıl çözeceğini bilememeleri *
-başkalarını kendinden aşağı veya üstün görmeleri yani kendilerini hep başkalarıyla kıyaslamaları *
-duygularının sorumluluğunu başkalarına yüklemeleri,
-kurban psikolojisinden çıkacak gücü kendinde bulamamaları, hayatının sorumluluğunu üstlenmemeleri.
devamını gör...
ekşi sözlük
herkesin 1.90 boyunda olduğu sözlük.
devamını gör...
her güne bir kitap
çünkü;
kışı andıran bir yürektense..bir yangın yeğdir..
istanbul kırmızısı
(bkz: ferzan özpetek)
can sanat yayınlarının şubat 2014 de yapmış olduğu ilk basımından 20.000 adet oluşturulan,
bir ferzan özpetek romanıdır.
kitap iç kısmının sayfa konumları tasarım olarak hazırlanmış olup,
kapak tasarımı da dahil olmak üzere utku lomlu imzası taşımaktadır.
kitap ilk girişinde annesi simone ye ithaf edilmiş ve şu cümle ile dikkati üzerine okuyucu da çekmiştir.
"çünkü aşk gerçekten hayattaki en önemli şeydir.."
henüz daha çok başında olduğum kitap,
dostane bir kitapsever in
şiddetle oluşturduğu tavsiyesi üzerine kitaplığımla ve gözlerimle buluşmuştur.
bildiğiniz üzere,
(bkz: ferzan özpetek) i
fimleri ile adini tanımıştık.
bilgilendirmeye göre sevginin ve hüznün romanı olan istanbul kırmızısı
sanatçının sinema eğitimi için gitmiş olduğu italya ya gidişine kadarki istanbul yaşantısından izler taşıyor.
önemli olanın bir şehr-i yasamak değil
yaşatmak olduğunun gerekliliğini de aktarıyor.
ve şu soruyu soruyor..
insan iki şeyi aynı anda sevebilir mi?
iki insanı..?
iki şehr-i.?
iki ülkeyi.?
kışı andıran bir yürektense..bir yangın yeğdir..
istanbul kırmızısı
(bkz: ferzan özpetek)
can sanat yayınlarının şubat 2014 de yapmış olduğu ilk basımından 20.000 adet oluşturulan,
bir ferzan özpetek romanıdır.
kitap iç kısmının sayfa konumları tasarım olarak hazırlanmış olup,
kapak tasarımı da dahil olmak üzere utku lomlu imzası taşımaktadır.
kitap ilk girişinde annesi simone ye ithaf edilmiş ve şu cümle ile dikkati üzerine okuyucu da çekmiştir.
"çünkü aşk gerçekten hayattaki en önemli şeydir.."
henüz daha çok başında olduğum kitap,
dostane bir kitapsever in
şiddetle oluşturduğu tavsiyesi üzerine kitaplığımla ve gözlerimle buluşmuştur.
bildiğiniz üzere,
(bkz: ferzan özpetek) i
fimleri ile adini tanımıştık.
bilgilendirmeye göre sevginin ve hüznün romanı olan istanbul kırmızısı
sanatçının sinema eğitimi için gitmiş olduğu italya ya gidişine kadarki istanbul yaşantısından izler taşıyor.
önemli olanın bir şehr-i yasamak değil
yaşatmak olduğunun gerekliliğini de aktarıyor.
ve şu soruyu soruyor..
insan iki şeyi aynı anda sevebilir mi?
iki insanı..?
iki şehr-i.?
iki ülkeyi.?
devamını gör...
okuduğun üniversiteyi söylemeden anlat
izmir'in kurtuluşu, bir de y.lisans icin auuuuuuuu çine bedel kırkımiz.
devamını gör...
can sıkıntısının yaptırdığı şeyler
b: not: bu örgülerin biyolojik saatimle uzaktan veya yakından bir alakasının olması düsünülebilemez.

)

)
devamını gör...
tanımı yazıp yazıp aman deyip silmek
eşşek hoş laftan ne anlar diyerek silinen tanımlardır. sözlükte arada sırada yapılır.
devamını gör...
klasik anne sözleri
"her yer her yerde." bu cümlecik; "anneliğe giriş" cümlesidir. bizimki ananem tarafından bir prenses olduğuna çok inandırılarak yetiştirildi. pek az şey bilir ev işleri konusunda. düşün bak ben erkek halimle annemden daha çok şey biliyorum. bu sevimsiz cümleyi de sanki kendisi çok düzenli biriymiş gibi gururla söyler. savurur etrafa. çocukken disiplin ayağına; "herkes kendi odasını toplayacak, yataklarını kendisi düzenleyecek" kuralını bize bi güzel yedirdi. kendi odası o kadar da düzenli değildi ama bunu fark ettiğimde ben kocaman bir deve olmuştum. biliyosunuz ki deveyi uçurumlardan uçuran bir tutamcık ottur. neyse.
"her yer her yerde" cümleciği anne dilinde nesnelerin ait olmadıkları yerlerde bulunmadığı durumlarda söylenir. klasik bir; "her yer her yerde"lik kurgusunda haşortmanınız dolabınızda değil yatağınızın üstündedir örneğin. çünkü okula giderken haşortmanınızı gayet insani bir hızla, belki de geç kalma endişeyle hemencecik çıkartmış ve okul üniformasını giymiş, arkanıza hiç bakmamışsınızdır. doğaldır bu. neden ama neden olmasındır?
nesnenin ait olduğu yerde olamaması anne zihninde mekandaki düzene yönelik bir saldırı gibi algılanır. "evin sahibi" olma ayrıcalığını kaybetmek istemeyen anne bazen aile içindeki gücünü belirlerken otoriter olabilir. otoritesini nesne ve mekandaki genel geçer kurallardan ziyade nesneyi kullananlar ve o mekanda bulunanlar üzerinden tekrar tekrar şekillendirir ve tanımlar. nesnenin mekandaki yeri, annenin mekandaki yeridir temsilen. nesne şayet mekanda anne tarafından belirlenen o yerde değilse anne bunu kendi yüksek şahsiyetine yapılan bir saldırı olarak algılar. "her yer her yerde" cümleciği analar, analarımız arasındaki bir garip; "ben anayım" şifresidir. ancak bir anne mekandaki nesnenin milimlik değişimini algılar.
ilk; "her yer"den kastı direkt nesnedir. işte vazodur, ayakkabılardır, kıyafetlerdir, yastıklardır, biblolardır. ikinci; "her yer"se mekandır, kişiye tahsis edilmiş mekanlar ve ortak kullanım alanları. sorun esasen ortak kullanım alanlarında çıkar. anne, ortak kullanım alanlarındaki kötüye gidişi kendi üzerine alır ve bu sorumluluğu biraz abartır. odanızdaki çekmece mahreminizdir; oradaki levye sadece acil durumlar içindir. hiçbir güç neden bir erkeğin göz altı kremine ihtiyaç duyduğunu sorgulayamaz ve peruklar sadece eğlencesinedir. duvarlardaki tommy defendi, austin wolf, tim kruger, william seed, rafael alencar, chris damned, colby keller, carter dane, bilhassa markus kage posterinize anneniz karışamaz. eski sevgilinizi üzerini çarpı koyarak baş ucunuza astığınız resimle anmayı istemek kötü bir fikirse bile odanız, kuşkusuz mahreminizdir.
"her yer her yerde" cümleciği engellenemez olmayan ama engellenmesi mümkünken durdurulamayan bir boşvermişliğe yönelik garip dağınıklığı, daraltılmış bir alandaki istemsiz kaosu önce anne zihninde, belki annesinden devralarak tekrar tekrar betimler. "her yer her yerde" cümleciği, hangi kültür, eğitim, iktisadi seviyede olursa olsun belli bir yaşa gelmiş bütün kadınların sosyal dramını ifşa etmek için ürettiği, kendi aralarında bile belki böyle selamlaştıkları gizli bir örgütsel yapılanmanın, atö'nün, yani anne terör örgütünün sloganıdır. anne terör örgütü, atö, lidersiz, kar amacı asla gütmeyen bir evladı hayattan soğutma projesidir ki allah evlatlarının aklını bu gibi cümlelerle karıştıran anaları, çok canlarını yakmadan biraz ıslah etsin.
"her yer her yerde" cümleciği anne dilinde nesnelerin ait olmadıkları yerlerde bulunmadığı durumlarda söylenir. klasik bir; "her yer her yerde"lik kurgusunda haşortmanınız dolabınızda değil yatağınızın üstündedir örneğin. çünkü okula giderken haşortmanınızı gayet insani bir hızla, belki de geç kalma endişeyle hemencecik çıkartmış ve okul üniformasını giymiş, arkanıza hiç bakmamışsınızdır. doğaldır bu. neden ama neden olmasındır?
nesnenin ait olduğu yerde olamaması anne zihninde mekandaki düzene yönelik bir saldırı gibi algılanır. "evin sahibi" olma ayrıcalığını kaybetmek istemeyen anne bazen aile içindeki gücünü belirlerken otoriter olabilir. otoritesini nesne ve mekandaki genel geçer kurallardan ziyade nesneyi kullananlar ve o mekanda bulunanlar üzerinden tekrar tekrar şekillendirir ve tanımlar. nesnenin mekandaki yeri, annenin mekandaki yeridir temsilen. nesne şayet mekanda anne tarafından belirlenen o yerde değilse anne bunu kendi yüksek şahsiyetine yapılan bir saldırı olarak algılar. "her yer her yerde" cümleciği analar, analarımız arasındaki bir garip; "ben anayım" şifresidir. ancak bir anne mekandaki nesnenin milimlik değişimini algılar.
ilk; "her yer"den kastı direkt nesnedir. işte vazodur, ayakkabılardır, kıyafetlerdir, yastıklardır, biblolardır. ikinci; "her yer"se mekandır, kişiye tahsis edilmiş mekanlar ve ortak kullanım alanları. sorun esasen ortak kullanım alanlarında çıkar. anne, ortak kullanım alanlarındaki kötüye gidişi kendi üzerine alır ve bu sorumluluğu biraz abartır. odanızdaki çekmece mahreminizdir; oradaki levye sadece acil durumlar içindir. hiçbir güç neden bir erkeğin göz altı kremine ihtiyaç duyduğunu sorgulayamaz ve peruklar sadece eğlencesinedir. duvarlardaki tommy defendi, austin wolf, tim kruger, william seed, rafael alencar, chris damned, colby keller, carter dane, bilhassa markus kage posterinize anneniz karışamaz. eski sevgilinizi üzerini çarpı koyarak baş ucunuza astığınız resimle anmayı istemek kötü bir fikirse bile odanız, kuşkusuz mahreminizdir.
"her yer her yerde" cümleciği engellenemez olmayan ama engellenmesi mümkünken durdurulamayan bir boşvermişliğe yönelik garip dağınıklığı, daraltılmış bir alandaki istemsiz kaosu önce anne zihninde, belki annesinden devralarak tekrar tekrar betimler. "her yer her yerde" cümleciği, hangi kültür, eğitim, iktisadi seviyede olursa olsun belli bir yaşa gelmiş bütün kadınların sosyal dramını ifşa etmek için ürettiği, kendi aralarında bile belki böyle selamlaştıkları gizli bir örgütsel yapılanmanın, atö'nün, yani anne terör örgütünün sloganıdır. anne terör örgütü, atö, lidersiz, kar amacı asla gütmeyen bir evladı hayattan soğutma projesidir ki allah evlatlarının aklını bu gibi cümlelerle karıştıran anaları, çok canlarını yakmadan biraz ıslah etsin.
devamını gör...
anne veya babanın hastalanması
büyümek istemiyorum annem babam yaşlanır demiş şair.
çok üzücü bir durumdur.
çok üzücü bir durumdur.
devamını gör...
mohsen namjoo
toranj
çevirisi de şöyledir:
dedi ki: ben o dünyaya sığmayan turuncum.
dedim: turunçtan daha iyisin lakin ele geçirilmezsin.
dedi ki: sen nerelisin, zira perişan görünüyorsun.
dedim: ben tanıdık şehirden tanınmayan biriyim.
dedi ki: nasıl biri olduğun anlaşılmıyor, kimsin?
dedim: senin eşiğinde dilencilik mertebesindeyim.
dedi ki: gönül çelme işinde bizi nasıl bilirsin?
dedim: gönül çelme meclisinde gül harmanı gibisin.
dedim: zülfünün kokusu dünyamı kaybetmeme sebep oldu.
dedi: eğer bilirsen o sana rehber olur.
dedim: dudağının şarabı bizi arzudan öldürdü.
dedi: sen bağlılık göster, onda bağlılara sevgi görülür.
çevirisi de şöyledir:
dedi ki: ben o dünyaya sığmayan turuncum.
dedim: turunçtan daha iyisin lakin ele geçirilmezsin.
dedi ki: sen nerelisin, zira perişan görünüyorsun.
dedim: ben tanıdık şehirden tanınmayan biriyim.
dedi ki: nasıl biri olduğun anlaşılmıyor, kimsin?
dedim: senin eşiğinde dilencilik mertebesindeyim.
dedi ki: gönül çelme işinde bizi nasıl bilirsin?
dedim: gönül çelme meclisinde gül harmanı gibisin.
dedim: zülfünün kokusu dünyamı kaybetmeme sebep oldu.
dedi: eğer bilirsen o sana rehber olur.
dedim: dudağının şarabı bizi arzudan öldürdü.
dedi: sen bağlılık göster, onda bağlılara sevgi görülür.
devamını gör...
ayrılık acısı geçer mi sorunsalı
aklı başında hiçbir insanın altında tek kelime etmemesi gereken başlık.
yoksa gün gelir ya dediğinizin tam tersini yaşarsınız, ya da yaşatırlar.
tuzak sorunsal bu ya, pis!*
yoksa gün gelir ya dediğinizin tam tersini yaşarsınız, ya da yaşatırlar.
tuzak sorunsal bu ya, pis!*
devamını gör...
domates biber patlıcan şarkısındaki hikaye
acıklı ve kırık bir aşk hikayesidir.
başlık sahibi yazar hikayeyi anlatmamış ve bu beni mutlu etti. çünkü şimdi ben size olayı uzun uzun anlatacağım.
barış manço’nun katıldığı bir programda anlattığı hikayedir bu. size yukarıda acıklı ve kırık bir aşk hikayesi dediğime bakmayın. hikaye kesinlikle komik bir hikaye ve zaten barış abi de bu hikayeyi gülümseyerek anlatmıştı.
barış manço öyle çekingen, derdini anlatmayan, iç kapanık bir adam olmamıştır. aşk konusunda da öyledir. içinden geçeni söylemekten çekinmez.
bir gün aşık olduğu ama söylediğine göre gerçekten çok aşık olduğu bir kıza açılamaya karar verir. bu hanım kızımızı konuşmak için davet eder barış abi. kız da kabul eder hemen. ve bir sokakta birlikte yürürken barış manço bir türlü kendi açıklayacak gücü bulamaz. kekeler durur. iki lafı bir araya getiremez.
kızcağız da sıkılmaya başlar artık. barış manço bu sıkıntının farkına varınca daha karışır. en sonunda tüm cesaretini toplayıp artık uzun cümleler kuracak kıvama geldiğini hissedip tam cümleye başlayacakken sırtında yeleği, önüne bağladığı mavi önlüğü, başında kasketi ile eski türk filmlerinden fırlamış bir sebzeci sahneye girer sebze arabasını dünya umrunda değilmiş gibi iterek. bu arada da şener şen’in domates sahnesinden daha yüksek bir sesle bağırır:
-domates, biber, patlıcan!
barış manço’nun bütün sokaklarda yankılanan bu sesle bütün dünyası kararır. söyleyeceği her şey birbirine girer ve kendini ifade etmeyi beceremediği için de kız tarafından reddedilir.
benim aklımda kalan sorular şunlar bu hikayeden sonra; barış manço’yu reddeden o ablamız daha sonra ne hissetti? o sebzeci çıkardığı sesin yıllardır dinlenen ve söylenen bir şarkı olduğunun farkında mı acaba?
başlık sahibi yazar hikayeyi anlatmamış ve bu beni mutlu etti. çünkü şimdi ben size olayı uzun uzun anlatacağım.
barış manço’nun katıldığı bir programda anlattığı hikayedir bu. size yukarıda acıklı ve kırık bir aşk hikayesi dediğime bakmayın. hikaye kesinlikle komik bir hikaye ve zaten barış abi de bu hikayeyi gülümseyerek anlatmıştı.
barış manço öyle çekingen, derdini anlatmayan, iç kapanık bir adam olmamıştır. aşk konusunda da öyledir. içinden geçeni söylemekten çekinmez.
bir gün aşık olduğu ama söylediğine göre gerçekten çok aşık olduğu bir kıza açılamaya karar verir. bu hanım kızımızı konuşmak için davet eder barış abi. kız da kabul eder hemen. ve bir sokakta birlikte yürürken barış manço bir türlü kendi açıklayacak gücü bulamaz. kekeler durur. iki lafı bir araya getiremez.
kızcağız da sıkılmaya başlar artık. barış manço bu sıkıntının farkına varınca daha karışır. en sonunda tüm cesaretini toplayıp artık uzun cümleler kuracak kıvama geldiğini hissedip tam cümleye başlayacakken sırtında yeleği, önüne bağladığı mavi önlüğü, başında kasketi ile eski türk filmlerinden fırlamış bir sebzeci sahneye girer sebze arabasını dünya umrunda değilmiş gibi iterek. bu arada da şener şen’in domates sahnesinden daha yüksek bir sesle bağırır:
-domates, biber, patlıcan!
barış manço’nun bütün sokaklarda yankılanan bu sesle bütün dünyası kararır. söyleyeceği her şey birbirine girer ve kendini ifade etmeyi beceremediği için de kız tarafından reddedilir.
benim aklımda kalan sorular şunlar bu hikayeden sonra; barış manço’yu reddeden o ablamız daha sonra ne hissetti? o sebzeci çıkardığı sesin yıllardır dinlenen ve söylenen bir şarkı olduğunun farkında mı acaba?
devamını gör...
kılıçdaroğlu'nun lgbti türk aile yapısını bozmaz demesi
neden bozsun ki zaten. bu ülkede aile yapısını bozan bir çok ciddi durum varken, lgbt bozuyor demek saçmalıktır.
bu ülkede aile yapisini kendi oz kizina tecavüz eden babalar bozuyor, bunu bilip susan anneler bozuyor. sözde kuran kurslarinda erkek cocuklara tecavüz eden sozde hocalar bozuyor. katiller, tecavuzculer, pedofililer bozuyor. bunların üstünü kapatıp lgbti bireylerini günah keçisi yapmak trajikomik.
bu ülkede aile yapisini kendi oz kizina tecavüz eden babalar bozuyor, bunu bilip susan anneler bozuyor. sözde kuran kurslarinda erkek cocuklara tecavüz eden sozde hocalar bozuyor. katiller, tecavuzculer, pedofililer bozuyor. bunların üstünü kapatıp lgbti bireylerini günah keçisi yapmak trajikomik.
devamını gör...
akbaba
ölü hayvanları en ince ayrıntısına kadar yiyerek, çürüyen leşlerin hastalık yaymasına engel olan faydalı iri kuş.
devamını gör...
vazgeçilen olmamak için yapılması gereken şey
bunun için çabalamamaktır. hayat başkalarının fikirlerini ya da hareketlerini düşünerek yaşamak için çok kısa.
devamını gör...
hz. muhammed
tam adı ebû’l-kâsım muhammed bin abd allâh bin abd’ûl-muttâlib el hâşimî'dir. haşimoğulları aşiretindendir. babası abdullah o daha bebekken ölmüştür. bu yüzden onu dedesi abdulmuttalib şeybe bin haşim büyütmüştür. dedesi öldüğünde onu öz amcası ebu talib bin abdülmuttalib büyütmüştür. soy ağacına buradan erişebilirsiniz.
eski yahudi toplumlarında genellikle tek isim kullanılırdı. bir insanın soyunu tanımlamak için babasının adı, oğlunun adı, doğduğu şehir isme ekleniyordu. bu yahudi geleneği erken islam döneminde de devam etmiştir. mesala hz. isa tarihte yusuf'un oğlu isa (luka 4:22; yuhanna 1:45, 6:42) veya nasıralı isa (markos 1:24; luka 24) olarak adlandırılmıştır. bu durum islam öncesi dönemde (bkz: cahiliye dönemi) kureyş kabilesinde de böyleydi.
haşimoğulları aşireti ilk vahiy (610) öncesinde bile siyasi olarak kureyş kabilesinde hakim güçtü. öyle ki muhammedin öz amcası ebu talib'in oğlu hz. ali 599 yılında kabe'de doğacak kadar şanslıydı(!).
(bkz: hz. ali) #96782
(bkz: hz. osman) #96434
(bkz: ebu cehil) #88688
(bkz: ebu talib)
(bkz: ebu cafer tebari)
(bkz: abdulmuttalib bin haşim)
edit: muhammedin amcasının adıyla dedesinin adını karıştırmışım. düzelttim. hiç mesaj atıp uyarmıyorsunuz köftehorlar. neyse ki ara sıra entrylerimi tekrar okuyup acaba yanlış bişey yazmış mıyım diyorum kendi kendime. otokontrol önemli.
eski yahudi toplumlarında genellikle tek isim kullanılırdı. bir insanın soyunu tanımlamak için babasının adı, oğlunun adı, doğduğu şehir isme ekleniyordu. bu yahudi geleneği erken islam döneminde de devam etmiştir. mesala hz. isa tarihte yusuf'un oğlu isa (luka 4:22; yuhanna 1:45, 6:42) veya nasıralı isa (markos 1:24; luka 24) olarak adlandırılmıştır. bu durum islam öncesi dönemde (bkz: cahiliye dönemi) kureyş kabilesinde de böyleydi.
haşimoğulları aşireti ilk vahiy (610) öncesinde bile siyasi olarak kureyş kabilesinde hakim güçtü. öyle ki muhammedin öz amcası ebu talib'in oğlu hz. ali 599 yılında kabe'de doğacak kadar şanslıydı(!).
(bkz: hz. ali) #96782
(bkz: hz. osman) #96434
(bkz: ebu cehil) #88688
(bkz: ebu talib)
(bkz: ebu cafer tebari)
(bkz: abdulmuttalib bin haşim)
edit: muhammedin amcasının adıyla dedesinin adını karıştırmışım. düzelttim. hiç mesaj atıp uyarmıyorsunuz köftehorlar. neyse ki ara sıra entrylerimi tekrar okuyup acaba yanlış bişey yazmış mıyım diyorum kendi kendime. otokontrol önemli.
devamını gör...
