bitcoin.
devamını gör...

sevgi ve iletişim bence. evin içindeki bireyler birbirlerini gerçekten sevemediği sürece, o ev varsın dünyanın en güzel evi olsun, yine de o yuva hissini veremez. gerçekten sevmekten kastım da, yanlışıyla doğrusuyla karşındakini tamamen kabul edebilmektir bence. her halini kabul edemediğin kişiyi tam sevmiş olamazsın. yanlışa yanlış demek lazım tabii ki, uyarmak, karşındaki kişinin yanlışını düzeltmek için ona istiyorsa yardım etmeye çalışmak gerek ancak karşındaki kişi yanlış yaptı diye onu muhattap almıyorsan, karşısına geçip seni sevmiyorum diyebiliyorsan, ben seni böyle mi yetiştirdim diye bağırıp çağırabiliyorsan veya farklı versiyonu olan benim evlendiğim ... bu değil diyebiliyorsan işte bu gerçek sevgi değildir. ki yanlışlık doğruluk kavramı da kişiden kişiye değişir, çoğu “yanlış” görülen şey aile içinde hayat görüşü oluyor genellikle. benim de bahsetmek istediğim şey tam da bu zaten.

bir diğer unsur da üstte dediğim gibi iletişim kurabilmek, karşındakini anlamaya çalışabilmek. sırf karşındakinin düşündüğü şeyler aynı değil diye karşıdaki kişiye dinlememezlik yapılmamalı, ona sahip olunan fikirler empoze edilmeye çalışılmamalı, olduğu gibi kabul edilmeli insan. üstte bahsettiklerimle az çok aynı oldu bu dediklerim de zaten.

uzun lafın kısası ev içindeki bireyler birbirlerini oldukları gibi kabul edip sevdiği, çekinmeden her şeyi konuşabildiği sürece o ev yuva olabilir. en azından ben böyle düşünüyorum. belki de yuva tanımını değil de kendi evimde niye yuvamdaymışım gibi hissetmiyorum, onu anlattım. gerçi her halükarda pek bir şey fark etmez sanırım.
devamını gör...

sokakta, iş yerinde, alışverişte çok hoş, alımlı bir kadının beğeni dolu bakışlarının öznesi olmak ya da olduğunu zannetmek. genelde 12 yılda bir evrenin bir hatası sonucu gerçekleşir.
devamını gör...

çok üzülüyorum anlıyor musunuz geceleri gözüme uyku girmiyor. lütfen böyle şeyler yapmayın. biz sizsiz bir hiçiz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
'ay hadi inş.' diyerek destek verdiğim kampanya. yetmez ama evet.
devamını gör...

eskilere ait ama eskimeyen esprilerden birisidir.*

pandemi nedeniyle görüşemediğimiz birçok kişi oldu 2020 yılı boyunca... birçoğumuz ailesinden, sevdiklerinden uzak kaldı, onlara hasret kaldı. arkadaşlarımızdan, sevdiklerimizden, okulumuzdan, üniversitemizden vb. uzak kaldık, özledik. ha iş yerinden uzak kaldım ben gayet memnunum bu durumdan orası ayrı....

bence bu esprinin önemini artık anladık diye düşünüyorum. bence seneye görüşelim artık, keşke görüşelim, inşallah görüşelim....

o yüzden ben diyorum ki:

seneye görüşürüz!!!
devamını gör...

her kaynakta mutlaka bahsedilen sıkıcı bir geçmişi olan, evrimsel kuram. bugün bilimsel açıdan geçerliliği olan versiyonuna neo-darwinist evrim teorisi demek mümkündür.

kendisi, darwin ile mendel'in çalışmalarının iç içe geçmiş hali olarak düşünülebilir. temelde iki mekanizmaya dayanır:

1. genetik çeşitlilik mutasyonlar ve eşeyli üreme gibi etkenler, genetik materyalde çeşitlilik sağlar. bu evrim için bir tür ön gereklilik olarak görülebilir.

2. doğal seçilim bir kez elde genetik çeşitlilik varsa, bu mekanizmanın işleyişi kafada çok rahat canlandırılabilir.

genotip çeşitliliği, fenotip çeşitliliğine neden olur. farklı fenotipler çevreyle farklı etkileşimlere girer. "en uygun" yapıda olan fenotipi yaratan genotip, popülasyon içerisinde daha çok hayatta kalan elemanlar tarafından taşınır.
uygun olmayan genotip ise, onu taşıyan elemanların elenmesine neden olur. böylece, uygun genin frekansı, popülasyon içerisinde artar. bir popülasyon bir biçimde farklı koşullara sahip ortamlara bölünürse, ayrılan popülasyonlar, farklı yönlerde değişim gösterecek, sonuçta fazla miktarda farklılaşacak, bunun sonucu olarak popülasyonlar arası çiftleşme imkansızlaşacak ya da kısır- sorunlu döller verecek hale gelecektir. bu duruma ise türleşme denir.
devamını gör...

sözlük yazarlarının bir başka yazara yardımı dokunabilecek derecede tecrübe/bilgi sahibi olduğunu düşündüğü alanlardır.
evde basit bir priz bağlarken ihtiyacım olan yardımı neden bilgili yazar bir dostumdan almayayım ki?

benim yardım edebileceğim alanlarbateri ve kahve konularıdır.
devamını gör...

evanescence'ın her hüzünlü parçası gibi harikulade bir parça.* amy lee'nin sesi ve vokalinin apayrı bir yerde olduğu zaten malum, muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi kadın vokallerden biri. ergenliğimde çok ciğerimi soldurmuştur bu parça. ergen parçasıdır nitekim, çünkü gerçek metalciler/rockçılar* falan linkin park, metallica, evanescence gibi gruplar dinlemezler. metallica harici komplike bir müziği yoktur evet, ne evanescence'ın ne de linkin park'ın ama mükemmel duyguları vardır. çok komplike, çok efsane müzikler, riffler yazan bazı adamlardan daha güzel duyguları vardır. müziğin de bir sanat dalı olduğunda hem fikirsek sayın bunlar ergen grubucular, milyonlarca insana dokunabilmiş bu gruplarında bir şeyi vardır ha belki, belki de sen anlamıyorsundur.* o yüzden ağlamayı bırakın lütfen. anlıyorum cool olmak istiyorsunuz, en metalci, en rockçu, en gitarist sizsiniz ama lütfen susun da müzikten bi' ... anlamadığınız belli olmasın.*

hızını alamamış edit: hayır anasını satayım, madem hüzünle, öfkeyle, duyguyla işin yok neden metal, rock dinliyorsun git demet ablamızı dinle kırıt. bodruma falan git, istanbul'da da yaşa yani.
devamını gör...

kontrol sorunu olan insan, görünce koşarak uzaklaştığım. bir insan neyi nerede konuşacağını bilemeyebilir, bu zamanla öğrenilir. kırıcı oluyorsan karşındakine saygını bir anlığına da olsa yitirmişsin demektir. bu yüzdendir ki kızdırmak, yeni tanışılan insanı tanımak için etkili bir yol. seçtiği kelimelerle cillop gibi karakter analizi yapılıyor. çok zevkli.
devamını gör...

kör olasın demiyorum.
kör olma da gör beni.


üstadın bu dizeleri hep beddua gibi algılanıyor, yıllarca benim kulaklarıma da öyle tınladı ve açıkçası tırmaladı. hasan hüseyin korkmazgil böyle bir şair değil ki “kör olasın demiyorum bak, sen -ileride- kör olma da beni bi gör bakalım -ileride-, o zaman napacaksın” gibi bir dize yazsın. adamı şiir aleminin demet akalın'ı mı yapalım allasen?

daha geçen gün dank etti açıkçası. bu bir beddua değil daha çok bir şey, ıı bulamadım kelime.

kör olasın demiyorum (desem derim hani, sana ah edecek olsam ederim yani ama)
bi kör olma da (fiziksel olarak kör değilsen de “görmeyi bilmiyorsun”, öğren istiyorum, bakmayı görmeyi bil de)
görebil beni.

böyleyken böyle, anlatabildim mi bilmiyorum ama sanırım anladım.

~

dipnot: selda bağcan hanımefendinin affına sığınarak, hasret gültekin dışında kimseden dinleyemiyorum bu şiirin bestelenmiş halini,

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu


dizelerinden dolayı.
devamını gör...

doğru olduğunu düşündüğüm tespit, karnı acıkan kimsenin istek ve öncelik sıralamaları da değişir. pek çok taviz verir.
devamını gör...

çok bilgili olmaktan değil o bilgiyi sürekli anlatmandan olabilir.
en ufak muhabbeti bile teferruatalar içinde boğmandan dolayı; karşındaki insanların seninle konuşurken yorulması yüzünden , muhabbet etmekten kaçınması olabilir.
yoksa herkes ister böyle bir arkadaş.
devamını gör...

sözlüğün ilk günü olduğu için heyecanlı.

dünyanın gidişatı için tedirgin.
devamını gör...

ingilizce irritation'den türkçeye geçip tahriş anlamına gelen kelime. tahriş eden maddeye ise irritan denir.
devamını gör...

hiç büyümeyen çocuk mu yaptın allahsız karı.
devamını gör...

çok açık havalarda gayet olası olan görülmedir.

bugün rahatlıkla yapılabilen eylem. çok net ve pürüzsüz bir hava var. siz de görebilirsiniz.
bu gün ki görüntü
olmaz demeyin kalbinizi kırarım.
bilimsel kanıt
devamını gör...

mutaf & gülay-hüküm
devamını gör...

albert’in yalanı

albert bir yalancıdır!
şimdi bu parmaklıklar arkasında hissedebileceğim son duygu mutluluktur herhalde. kendimi bu kadar kötü hissettiğim başka bir zaman dilimi olmamıştı hayatım boyunca. bu kadar kapana kısılmamıştım hiçbir zaman. yalnız kalmak aklıma getirebileceğim son şeydi. her zaman yanımda birileri mutlaka olurdu.
konuşabileceğim, sorunlarımı paylaşabileceğim, sevişebileceğim, kavga edebileceğim. ama mutlaka biri ya da birileri. vicdan azaplarım da her zaman gelip geçici olurdu. asla beni, şu an olduğu gibi esir almazdı, altına alıp çiğnemezdi.

albert bir yalancıdır!
hiç mutlu değilim çünkü. sevgilim beni terk etti, haklıydı da. ona kötü davranmaya, onu umursamamaya, yok saymaya başlamıştım. ona karşı hissettiğim bütün iyi, güzel duygularımı öldürmek için kendimle savaşmıştım. sanırım başarmıştım da. bunları yaparken tek istediğim mutlu bir şekilde yaşamak ve bu şekilde ölmekti. hapse tıkıldığımdan bu yana ziyaretime hiç gelmedi. onu ciddiye almamamın bir sonucuydu bu, biliyorum. yine de gelmesini isterdim ziyaretime, görmek isterdim, belki dokunmak bir kez daha. ama olmuyor işte. sadece o mu, mutlu olmak adına kırdığım bütün arkadaşlarım kaybolup gitti hayatımdan. sigara külü gibi, püff!!, yok oldular.

konuşamıyorum dört duvar arasında kimseyle, zaten bu öyküyü okumanızın nedeni de budur. bari sizinle paylaşayım bu suç öyküsünü ve nedenlerini.
aslında yalnız kalmak o kadar kötü olmayabilirdi. bu vicdan azabı dokunduğum her yerden fışkırmasaydı eğer. neden yaptım, nasıl yaptım, o an ne hissettim tam olarak bilemiyorum. ama mutlu olmak fikri sarıp sarmalamıştı beni. tetiği çektiğim an mutluluk sanki ani beliren bir güneş ışığı gibi kuşatacaktı beni. olmadı. birden namludan gelen o sağır edici ve kurşunun bir bedene saplanırken çıkarttığı korku verici ve koltuk değneklerini yere düşerken ortama saldığı mide bulandırıcı sesler beni karanlık bir kuyunun dibine doğru itti. yapmamalıydım biliyorum, şimdi olsa yapmazdım da. ama o an için o kadar doğru bir hareket gelmişti ki bana yapmasam olmazdı.

neler oldu o gün ve o günden önce?
yıllar önce yabancı bir şehirde dolaşırken tanışmıştık onunla. uzun süreli de bir dostluğumuz olmuştu. onu öldürmeseydim eğer ( bu ikinci cinayetimdi ve yargılanmadım bile) daha uzun yıllar sürecekti aramızdaki bu bağ. 1958 yılında bir bahar ayında bana elinde tuttuğu bir top kağıdı uzatıp, “bunları oku” demişti. ben de soluk almadan bir gecede okumuştum yazdığı ne varsa. defalarca okumuştum yazdıklarını. bedenim gibi zihnimin de kontrolü elimden kaçıp gitmişti yüzüncü okumamda. albert bana yapmam gerekenleri anlatmıştı. yazdığı bu metin benim için bir yol haritasıydı adeta. beni iyi tanırdı albert, mutsuzluğumu en iyi o görürdü. bu metinin yazılma amacı da buydu zaten; benim mutsuzluğum. bir sene kadar görüşmedik albert’le. yani bu metni bana verdiği günden onun öldürdüğüm güne kadar.
onunla ikinci görüşmemizden önce yapmak gerekenleri yapmıştım. birkaç sokak ötede oturan koltuk değnekleriyle yürüyen, tek ayağı diğerinden kısa olan adamı hiçbir haklı gerekçem yokken öldürmüştüm. aslında tekerlekli sandalyede olan birini aramıştım uzun süre ama maalesef yoktu çevremde böyle biri. ben de gözüme ilk kurbanımı kestirmiştim. onunla tanışmaya karar verdikten bir iki gün sonra kendimi evine davet ettirdim. eve gireceğimiz zaman tabancamı kontrol ettim. içeri girdiğimizde çok renkli bir karaktere sahip olduğunu hemen anlamıştım. evi harika dekore edilmişti. oturma odası bir renk cümbüşüydü adeta, perdeler, biblolar, tablolar, her şey uyum içindeydi. bir an onun eşcinsel olabileceği geldi aklıma ama bu tür düşüncelerle kurbanıma bir insan gibi yaklaşabilirdim. o yüzden düşüncelerimi yarım bırakıp, mutfak kapısından görünen kurbanıma doğru tek bir adım attım. silahı doğrulttum ve bana bakmasına bile fırsat vermeden iki el ateş ettim. tam anda işte kuyuya düşüşüm başladı. aklımda ne para vardı o anda ne de mutluluk. sadece oradan çıkıp gitmeyi düşünüyordum. silahı bırakmayı akıl edemedim, oysa albert bunu yapmamı özellikle belirtmişti. kapı arkamdan kapanırken beynimde hiçbir şey yoktu, sadece albert’e duyduğum nefret.
ne yapacağımı şaşırmıştım. hemen bir karakola gidip teslim olmam gerektiğini biliyordum elbet ama yapmadım. aralık ayıydı. kar yağmaktaydı. yeni yıla birkaç gün vardı. albert’i aradım, buluşmamız gerektiğini söyledim. albert küçük bir kasabadaydı o gün. bana 1 hafta sonra döneceğini o zaman görüşebileceğimi söyledi. o kadar vaktim yoktu. hemen bulunduğu küçük kasabaya gitmek için yola çıkmaya karar verdim. albert beni orda karşılayacaktı. uzun bir tren yolculuğundan sonra oraya varmıştım. bu arada onun içimde kendim için de birer tren bileti almıştım. trenler dönerken yolda işini bitirecektim. planım buydu ama olmadı. oraya vardığımda albert kendini tanıyan insanlarla meşguldü. o yüzden beni bir arkadaşı karşıladı. birlikte kaldıkları küçük otele gittik. albert beni yüzünde mutlu bir gülümsemeyle karşıladı. yüzündeki bu tomurcuk aslında onun sonunu hazırlamıştı. o an onu öldürmek konusunda en ufak bir tereddüdüm kalmamıştı.

o geceyi otelde geçirdik. onu burada öldüremeyeceğim kesindi. o yüzden geri dönüş yoluna çıkana kadar beklemem şarttı. 4 ocak dönüş tarihimizdi. o güne kadar sabretmeliydim. öyle de yaptım. dönüş tarihi gelene kadar sohbetlerimizi olabildiğince kısa tuttum, onu korkutacak bir taşkınlık yapabilirdim. aslında yaptım da ama albert bunu yorgunluğuma ve mutsuzluğuma verdi sanırım.

bir gün öğle yemeği sırasında bana verdiği metni okuyup okumadığımı sorduğunda beynimden vurulmuşa döndüm, ona saldırmamak için kendimi zor tuttum önce elimdeki bardağı kırdım, sonra da kalkıp yemek odasından dışarı çıktım. bir sigara yakıp kendimi toplamaya çalışırken albert yanıma geldi, sırtıma dostça dokundu, beni anladığını, elinden gelen her şeyi yapmak istediğini söyledi. yapacağı bir şey olmadığını söyledim, hem özür diledim hem de teşekkür ettim. dünya üzerinde en nefret ettiğim varlıktan özür dilemiştim, ama asıl özür dilemesi gereken oydu. intikam garip bir şekilde zihnimi ele geçirmişti ve 4 ocak benim için bir milat olacaktı.

4 ocak geldiğinde gidiş hazırlıkları hızlandı ama bu telaş içinde benim heyecanı belli olmuyordu, bu da benim için müthiş bir kamuflajdı. kimse benim heyecanımı yolculuk heyecanından ayrı tutmuyordu. ben de bunu kullandım, en iyi biçimde. hazırlıklara yardım ettim, ara sıra sohbetlere katıldım, kahvaltıda elimden geldiğince neşeli görünmeye çalıştım ama son anda benim geç öğrendiğim bir durum canımı fena halde sıktı. yolculuk bir arabayla yapılacaktı; facel vega marka bir araçla. benim planıma göreyse biz trenle gidecektik tren biletlerinden biri benim cebimde öteki ise albert’teydi. ama unutkanlıktan olsa gerek ya da benden şüphelendiği için albert otomobil yolculuğu yapacağımızı bana söyleme gereği duymamıştı ve öğrendiğimde ise planım alt üst olmuştu bile.

araç çalıştığında albert ile ben arkada oturuyorduk, albert’in yayıncı arkadaşıysa şoförün yanındaydı. bunu lehime kullanabilirdim. aklımdan bin bir türlü cinayet planı geçiyordu ama hiç biri uygulanacak gibi değildi. şartlar albert’i öldürmemi engellemek için el ele vermişlerdi adeta. onu bıçaklamam mümkün değildi, arabayı durdurup bir köşede öldürebilirdim ama ya diğer ikisini de öldürmek zorunda kalırdım o zaman, ya da planım toptan başarısız olurdu. albert’i arabadan itebilirdim ama bu da garanti bir ölüm olmazdı. bu düşüncelerden kurtulmak ve daha sakin düşünebilmek için kendimi yolun akışkanlığına verdim. yol çizgilerini yutan aracın çıkardığı sesleri dinleyerek daha akıllıca bir yol olarak albert’i yolculuk sonunda öldürmeye karar verdim.
tam bu kararı aldığımda büyük bir gürültüyle önce yol çizgileri sonra da içinde bulunduğumuz araç alt üst oldu. büyük bir kaza ve beklenmedik ölümler. şoför ve yayımcı önde oturmalarının şanssızlığıyla anında can verdiler. albert’in şanssızlığı ise bu yolculukta yanında oturan kişinin ben olmamdı. kaza olduğunda albert hafif bir baygınlık geçirmişti ve şans eseri ben sapasağlamdım. albert’in bu baygınlığından istifade ederek ilk yardım çantasıyla kafasına sertçe vurdum. bütün hıncımı bu vuruşta toplamıştım. albert de orada sonsuzluğa doğru akarken benim vicdanımda en ufak bir rahatlama olmamıştı. kendimi yine mutsuz hissediyordum. içimden geçen tek düşünce “keşke albert sağ olsaydı” oldu. çünkü sağ olsaydı onu bir kez daha öldürebilirdim.
şimdi bu kapalı kutunun içinde, parmaklıklarla gölgelenen yüzümü insanlardan saklayarak düşünüyorum. içeride oluşumun nedeni sakat bir adamı öldürmek. diğer cinayetimdense yargılanmadım bile. ilk cinayetim için beni suçlayabilirsiniz ama albert’i öldürmem konusunda asla çünkü;
albert bir yalancıdır!
devamını gör...

amerika'nın ekonomisi tarıma ve sanayiye dayalı olarak ikiye bölündüğü dönemde;

sanayide az eğitimli alt sınıfa ihtiyaç olduğundan ve kölelerin bu işte verimli olamayacağından gerekse şehrin kozmopolitliğinden ve yükselen popülizmden dolayı, sanayi bölgelerinde halk köleliğin kalkması görüşündedir. (ekseri ile zengin kesim, ve en alt kesim) (halihazırda bazı eyaletlerde kölelik kaldırılmıştır)

tarıma dayalı ekonomide ise, köleler amerika için vazgeçilmez bir güçtür ve tabii ki çoğunluk köleliğin kaldırılmasını istemez.

işte bu atmosferde köleliği tüm amerika'da kaldırmayı vadeden bir adam başkanlığa aday olur. ve tabii ki en güçlü lobi faliyetleri onun lehindedir çünkü ülkenin en zenginleri sanayiciler köleliğin kaldırılmasını istemektedir.(petrol devrimcisi, amerikan tarihinin gelmiş geçmiş en zengin insanı (bkz: john d. rockefeller) 'da bunlara dahildir).

seçimler yapılır ve lincoln başkan olur. başkan olur olmaz güney eyaletleri bağımsızlık ilan eder ve sayıları 11 eyalete ulaşır.

sanayi gücünü, federal devleti ve nüfus üstünlüğünü elinde bulunduran kuzey tarafı 4 yıl sonunda savaşı kazanır ve kölelik kalkar hemen ardından lincoln öldürülür.

bu olayın ardından kölelik tüm dünyada kalkmaya başlar ve yerini kariyer köleliğine bırakır.

artık milyarderlerin elinde mutlu kendini özgür hisseden köleler vardır.

umarım bu devrin sonunu da görebiliriz. ki bazı ilim adamları bunun bir gün kalkacağını söylemektedir.

(bkz: "beşer esirliği parçaladığı gibi ecirliği parçalayacaktır.")

ecir = bir iş karşılığında verilen ücret.
devamını gör...

çok beğendiğim bir kelimedir, dini şartları hayatına entegre ederek yaşayan demektir. namaz, hac ya da oruç değil yalnızca, dürüstlük, hak yememek, gıybet etmemek gibi 5 farzın dışında kalan ama onlar kadar gerekli olan kaideleri de uygulayandır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim