“çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarınınkine. şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için. olmamalı oysa. ben ölümü sol cebimde taşırım. bazen cebimden çıkarıp onunla konuşurum: "selam yavrum, nasılsın? ne zaman geleceksin beni almaya? hazırım."
-charles bukowski
devamını gör...

küçük prens ve kürk mantolu madonna'dır bana göre. kitaplar çok kötü diyemem ama abartılıyor. hem de çok.
devamını gör...

türk islâm sentezi'nin fikir babalarından olan tarihçi. özellikle "islam'ın sancaktarı türkler" söylemlerinin ortaya çıkışında etkisi büyüktür.

kafesoğlu, 1914'de tefenni'nin önde gelen bir ailesine doğar. babasını 1. dünya savaşı'nda kaybeder, dedesi tarafından büyütülür ve 1932'de izmir darülmualliminini bitirir. afyon'da ilkokul öğretmeni olarak eğitim camiasına girer.

1936'da yeni kurulan dil tarih ve coğrafya fakültesi'nin ilk öğrencilerinden biridir
burada fuat köprülü ve abdulkadir inan gibi hocalarda okur. 1940'da lisans eğitimini tamamladıktan sonra da dtcf'de asistan olarak kalır. yedek subaylığını müteakip 1943'te üniversitede araştırmalar yapmak üzere budapeşte'ye gider, burada faşist miklos horthy rejiminin sonunu ve sovyetlerin macaristan'ı kurtarışını görür. derken sovyet askerlerince tutuklanır, neden sonra bir şekilde kaçar. 1945'te ülkesine döner...

türkiye'ye dönüşünde istanbul üniversitesinde doktora eğitimine başlar. mükrimin halil yinanç ve zeki velidi togan'ın yanında 1949'da doktorasını tamamlayan, 1953'te doçent 1959'da profesör olan ibrahim kafesoğlu, 1970'de togan'ın ölümüyle türk tarihi genel kürsüsü başkanlığına getirilir, 1983'teki emekliliğine kadar bu görevi sürdürür. bir dönem çapa yüksek öğretmen okulu müdürlüğü de yapar (hatta galiba ibrahim kaypakkaya'nın okuldan atılması onun döneminde olmuş). bu arada milliyetçi cephe hükümetinin "milli tarih" kitaplarını hazırlar, 1967'de aydınlar ocağı'nın kuruluşunda yer alır ve 1974'e kadar genel başkanlıkta bulunur. türk islam sentezinin kurucularından olduğunu söylemiştik. acaba bunda neyin etkisi vardı, genel olarak tarih veya edebiyat çalışanlarda görülen bir milliyetçilik miydi, hocanın babasını ruslarla savaşta kaybetmesi mi yoksa 2. dünya savaşı'nda komünistlerce gözaltına alınmasının mı? merak etmiyor değilim...

kafesoğlu'nun türk milli kültür tarihi kitabı, antik türk tarihiyle ilgilenenler için önemli bir giriş kaynağıdır. ayrıca bugün bile tartışılan "moğolların türklüğü" konusuna kafesoğlu "moğollar türk değillerdir" iddiasıyla yaklaşır ki, 1953'te yayınlanan "türk tarihinde moğollar ve cengiz meselesi" makalesi bu konudaki resmi tarihe karşı ilk çıkışlardandır. bu konudaki görüşleri türk islâm senteziyle ilişkili de olabilir. türk'ü olmayan sade islamcılar, mesela bizim fesli kadir; moğolları "abbasi hilafetini yıktılar" diye hiç sevmez çünkü... ha, "moğollar da cengiz de türk değildir" görüşünün en önemli dayanaklarından biri kafesoğlu'dur, o ayrı.


emekliliğin tadını sadece bir yıl çıkarabilen ibrahim kafesoğlu, 18 ağustos 1984'te kalp krizinden ölür. edirnekapı mezarlığında toprağa verilir...

kaynak: genel olarak bu yazı, ayrıca tdv islâm ansiklopedisi'nin ilgili maddesi.
devamını gör...

elektromanyetik bir dalga olan ışığın 2 bileşeni olan yatay ya da dikey bileşenden sadece birinin geçmesine izin verilen camdan yapılan gözlük türü. özellikle gözün fazla etkilenmemesi gereken fazla ışık alan ortamlarda kullanışlıdır.

***

hayat kurtaran bir bilgi vereyim yeri gelmişken (!). sağda solda polarize olduğu iddia edilen gözlükler satan birini görür ve fiyatının düşük olmasından dolayı bu gözlüklerden almak isterseniz, gözlüğün gerçekten polarize olup olmadığını anlamanızın basit bir yolu var. gözlüklerden ikisini elinize alın, birini dikey, diğerini ise yatay tutarak camlarını üst üste getirin. eğer karşınızda kapkara bir manzara varsa, yani hiçbir şey görmüyorsanız gözlükler polarizedir. eğer camın diğer yanını görüyorsanız, satıcıya 2 çift laf edebilirsiniz.

daha da özet tüyo: ucuz polarize gözlük olmaz *
devamını gör...

müziği, müzisyenliği, müzisyenleri ve eserlerini kültürel bağlamında inceleyen; dilbilim, matematik, coğrafya, antropoloji, tarih, sosyoloji, etimoloji gibi birçok bilim dalından beslenen disiplinler arası bir bilim dalıdır.
devamını gör...

aynı zamanda kendini içinde bulunduğu durumdan kurtarmak adına hiçbir girişimde bulunmayan tiptir. bu tip insanlar olumsuz duygulardan beslenirler. sürekli diğer insanları kendi başlarına gelen olumsuzluklar yüzünden suçlamakla kalmazlar; küçümseme, saldırganlık, hoşgörüsüzlük ve hatta şiddet içeren tutumlar da takınırlar.
devamını gör...

hekate, anadolu asıllı bir tanrıçadır. kendisine yunan mitolojisinde yer bulmuştur. sıklıkla üç yüzlü bir tanrıça olarak betimlenir. ayla ve denizle ilişkilendirilmiş büyüye hükmeden tanrıçadır. cehennemin kapılarını koruduğu da söylenir. ayın şekilleri olarak hilal-dolunay-sondördünü, başka bir deyişle bakire-anne-kocakarıyı temsil eder. diğer suratlarının demeter ve persephone olduğu söylendiği gibi selene ve artemis olarak da geçer. simgeleri ay ve köpektir.
devamını gör...

avrupa yakası.
devamını gör...

almancada biçim, şekil anlamına gelen gestalt kelimesi psikologların oluşturduğu akımın ismi olmuştur. gestalt akımına göre, bir deneyimin bütünü onun parçalarının toplamıyla aynı değildir. bilinci anlamanın yolu, parçaları değil, tüm deneyimi bir bütün olarak çalışmaktan geçmektedir.italyan ressam arcimboldo’unun bu resmi gestalt’ın “bütün, parçaların toplamından fazladır” prensibine örnek olarak gösterilmektedir. resimin bütünü bir insan yüzünü göstermesine rağmen, tek tek bakıldığında meyvelerden oluşmaktadır.
devamını gör...

kov bostancı o zalım danayı, yemesin ezmesin kendi yetiştirdiğim yeşil soğanları!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bütün sınıfın içten içe bilendigi, aynı zamanda gıcık tiplerdir.
devamını gör...

tabii tabii en bilinen bilgidir bu, ama darwin'i de ekleyin lütfen onu unutmuşsunuz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bisiklet sürmek. hele bir sahil kenarı olursa daha da güzel oluyor. rüzgar yüzümüzü okşarken denizin melodisi kulakları doldurur. sonbaharın şu günlerinde güneşle sevişirken tenimiz, martıların çığlığı eşlik eder arada bu keyfe. kafa dağıtmak için şahane bir aktivitedir.
devamını gör...

albert caraco'nun şaheseri. sert, provokatif bir realizmle yazdığı tamamen doğanın yasalarını aktararak insanlığa edilen bir lanet. çirkin yapıtlarımıza ve putperest cinlenmiş yaşamlarımıza edilen haklı bir küfür. gökten firar eden tanrılara bir lanet. ışık ergüden'in takdir edilesi çabasıyla yayınlanan bu şaheser; şantiyeye dönen şehirlerimizde insanın varlığını sorgulatan bir kitap.

milyarlarca gereksiz akkarınca uğultusunun arasında kendi benliğini kaybederek sadece bir üretim aracı haline gelen sapiens'in nasıl da spermatik bir uyurgezere dönüştüğünü anlatır sayfalarında. çoğalmayı kötülüğün kaynağı olarak görür. üremek bütün melanetlerin başında gelir. oysa ki dünya sodomistler ve otuzbircilerle dolu olsaydı şimdikinden çok daha az sefil çok daha az gülünç olurdu diye haykırır caraco.

paragrafları arasında insanlığın tutmayan ölçülerinden ve yozlaşmış kültürlerinin yarattığı çirkin metropolitan kalıntılarından tiksintiyle söz eder. tüm bu tutarsızlık ve durmadan üretim çılgınlığının devasa bir savaşla son bulacağını bir kahin gibi görür. sorunlarımız çözümsüz kaldıkça savaşa gidiyoruz der, tıpkı ölüme doğru gittiğimiz kesinliği gibi.

üçer beşer üreyen böcek kitlesinin devamlılığını isteyen sahtekar ruhban kesimine olanca öfkesini kusarak tanrının varlığı ile yokluğunun eşit derecede önemsiz olduğunu savunur. sunaklarından dumanlar tüten acı ölüm ve deliliğin artık cinlenmiş insanın, üreyip her şeyi kirleten insanın tapındığı küçük korkunç dehşetli putlar olduklarını anlatır.

işte atalarımız bu cehennem sirkine bizi umursamazca atan kültür despotlarıydı. tarihi kendi üzerine bir döngüyle döndürmenin yaşamak olduğunu sandılar ve gelecek nesillere çirkinliklerini aktararak inlemeler içinde eciş bücüş hücrelerde ölüme kurban verildiler.

her gün yaşadığımız kollektif cinneti ve esasında buradan çıkışın yollarını anlatan "son peygamber"in bu sert,karanlık ve son derecede gerçekçi eseri; hakikate yaklaşmak için okunması gereken bir başucu kitabı niteliğinde.
devamını gör...

bir çin atasözü.
komşu olan bir balcı ile bir turşucu varmış.
balcı da çeşit çeşit ballar var ama müşterisi yok. turşucu ise basit bir turşu satar ama müşteriye zor yetişir.
balcı bu işe şaşar ve bilge bir adama gider, durumunu anlatır. adam gerçekten bilgedir ve der ki: sen dükkanında bal satıyorsun ama yüzün sirke satıyor. komşun turşu satıyor ama yüzü bal satıyor.
devamını gör...

bir pencere düşün, kubik formda olsun ve her an gökyüzüne bakıp iyi hissettirsin.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"bir insanın sevilebilmesi için kendisi gibi olmaması gerekiyormuş."
devamını gör...

bağcılar'da yaşıyorum, semtinize şükredin ulan.
ha tabi esenler'de falan yaşamıyorsanız.*

yukarda da yazmışlar zaten, bence bakırköy ideal ya.
sahiliniz var daha ne istiyosunuz.*
devamını gör...

avengers binası gibi bir şey. yoldaş'a devlet bilgilerini satmak için gitmiştim oradan biliyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim