2020 pixar ve walt disney yapımı olup pete docter tarafından yönetilen harika bir dram, komedi animasyonudur. kişinin hayat amacını bulmasıyla ilgili hoş bir eser olarak pek çok kişiye ilham olabilecek bir yapım. yönetmenin önceki eserleri "yukarı bak, ters yüz " adlı animasyonları izleyenler sanırım buna da bayılacak. görselliği gerçekten harıka olup konusuyla da etkileyici.
devamını gör...

kendine zarar vermiştir. taştan korkan adam mı olur? heykel onarılır ama bu zihniyet onarılmaz.
devamını gör...

dolapdereli sabri abi'nin, " yahu ben ne diyorum, bu fındık ne diyor be" repliğini hatırlatmıştır. güldürmüştür.*
devamını gör...

aslında sadece futbolcular ve festivallerden gördüğüm bir ülkeydi. o yüzden eskiden sadece melezler, siyahlar yaşıyor sanıyordum. ama cape town'a üniversite yada dil okuluna gelen zengin beyaz gençleri görünce anladım ki, güney afrika cumhuriyeti'nin aynısı. hatta gelenlerin içinde siyahı bırak esmer bile görmedim.
devamını gör...

tıbbi istatistiklere göre her 100 kişiden biri psikopatmış. ayrıca, psikopatlar toplumda bir yeri olan zeki ve karizmatik kişiler oluyormuş genelde. çok ilginç bir diğer tespit ise şu, duygusuz ve empati yoksunu olan bu kişilere toplumun ihtiyacı varmış. mesela, bir ameliyatta işler kötü giderken duygusal patlamalar yaşayıp elleri titreyen bir doktor yerine, duygularını kontrol eden, biraz acımasız olan ve hızlı karar verebilen bir doktoru tercih ederiz. bu nedenle, cerrahlar, genelde duygusuz ve sert karakterli yani, psikopatik özellikleri olan kişilermiş. bunun yanında, siyasetçiler ve iş insanlarının da psikopatik özellikleri varmış. son olarak, "psikopatlık bir ruh hastalığı değil, kişilik bozukluğudur." diğer bir deyişle, diyor ki düzelemezler, değişemezler.
kaynak:
devamını gör...

iyi bir ustanın elinde sanat eserine dönüşen, doğada diğer metallere kıyasla daha ender bulunduğu ve güzel görüntüsü sebebiyle yüzyıllarca insanoğlunun elinde oyuncak olmuş bir madendir.
doğada saf halde bulunur ancak insanoğlunun değer yargıları ve hırsı yüzünden insan eliyle ''ayar'' dediğimiz yüzdesel oranlara bölünüp, daha çok insana daha ulaşılabilir bir şekle sokulup,sunulmuştur.
altın ayarı, ticarette 24'e bölünmüştür. 24 ayar altının en saf halidir, içinde herhangi bir katkı maddesi bulunmaz.
1'den 24'e kadar giden skalada 1 ayar içerisinde en az altın bulunan karışımı, 24 ayar ise saf altını temsil eder.
binlik yüzde ile hesaplandığı zaman ise şöyle bir tablo çıkar karşımıza:
1000/24=41,66 demektir. yani 1 ayarlık altın dendiğinde aklınıza binde 41,66 yani yüzde 4'lük bir oran gelmelidir.
kuyumcularda duyduğunuz 8 ayar,14 ayar, 18 ayar ve 22 ayar(genellikle burma bilezikler) aslında size o mamülün içindeki has altın oranı hakkında bilgi verir.
10 gramlık 22 ayar bir burma bileziğin içinde 9,16 gram has altın bulunmaktadır.geriye kalan 0,84'gramlık kısım ise katkı maddeleridir(bakır,alloy ve rodyum genellikle)
şöyle hesaplayabilirsiniz; 10 gr (toplam bileziğin gramı) x 0,916( 22 ayarlık bir bileziğin içerisindeki altın oranının katsayısı- 41,66x22: 916)
aynı hesabı diğer ayarlar için de bulabilirsiniz.
bu nerede işime yarar derseniz:
güncel gram altın fiyatının 500 tl olduğunu düşünürsek;
10 gramlık 18 ayar bir ürünün içerisindeki sadece altının fiyatını hesaplayabilirsiniz:
o da şöyle olmakta;
10x(41,66x18)=10x0,750=7,5 gram has altın demektir.
7,5grx500(güncel altın fiyatı)= 3750 tl 10 gramlık 18 ayarlık bir bileziğin içindeki altın fiyatıdır.
tabii ki size kuyumcu bunu bu fiyata veremez. çünkü altın satmıyor, size aslında sattığı şey işçiliktir.
yani bir kuyumcuya gidip bak abi bunun fiyatı bu sen neden bana başka fiyat veriyorsun dediğiniz zaman sizi dükkandan kovarsa hakkıdır.
çünkü o ürünü yaptırmak için sadece altını tezgaha koyup oluşmasını beklemiyorlar.
1 bilezik yapımı için makina ve katkı maddeleri, kiralar, çalışan masrafları, vergiler vs. hepsini hesaplaması gerekiyor.
kuyumculuk sektöründe özellikle makinelerin döviz ile satılması, altının içine konulan katkı maddelerinin döviz kuruna endeksli olması gibi çok fazla dışa bağımlı etmen vardır.
ve özellikle kalifiye eleman gereklidir çünkü elinizde bulunan altın madeni biraz kaprislidir, öyle herkes kolay kolay ondan bir şeyler çıkaramaz.
ek olarak, kuyumculuk sürekli ve düzenli para kazanabileceğiniz bir alan değildir.çok risklidir ve biraz da şansa ihtiyacınız vardır, sürekli satış durumunuz olmadığı için yüksek kar marjıyla çalışmak zorundasınızdır. yani bu hesaplamayı alıp da lütfen kuyumcu abilerimiz ablalarımıza atar yapmayınız.
türkiye'de bu işin uzmanı ermenilerdir. gerçekten madenle aralarında özel bir ilişki vardır, bunu konuşmalarından, bakış açılarından farkedebillirsiniz.
esnaflıkları harikadır. hiç bir şekilde size türlü çakallıklar yapıp sizi uyutmaya çalışmazlar. ürünleri el emeğidir, harika tasarımları vardır ve siz işe yeni başlamış bir genç olarak yanlarına gittiğiniz zaman size abilik yapıp her şeyi gösterirler. tanıdığım onca ermeni usta hakkında bir kere bile kötü bir şey duymadım.
altın muhteşem bir madendir. ruhu ve kişiliği vardır, istediğiniz kadar kimya okuyup teorik olarak düşünseniz dahi bazen tepkimeye girmesi gereken yerde tepkimeye girmez,böyle durumlarda ustanıza bakarsınız, madenin canı sıkkın rahat bırak der, gümüş yenge ile mi atışmış usta dersiniz, güler geçersiniz.
devamını gör...

tsundoku hastaligi, kisinin okuyabileceginden fazla sayida kitap satin alarak evde biriktirmesi olarak karsimiza cikan bir istifleme bozuklugudur.

tsundoku hastaligi olan birey, okumak icin kitap satin alir, aldigi kitaplari vakit bulamama ya da erteleme gibi nedenlerle bir turlu okumaz; evinde raflarda, kitaplikta, cesitli mobilyalarda depolar. okumadigi kitaplarla ilgili sucluluk duyan bu kisinin kitaplarini sergilemek gibi bir amaci yoktur ama bir kitap kurdu oldugunun bilinmesinden buyuk keyif alir.

kisi, okumaya deger ve ilginc bir kitap buldugunda o kitabi hemen almayi tercih eder cunku bir daha gelisinde onu bulamayacagindan korkar. bu nedenle kitaplar satin alip gelecekte okumak uzere evde biriktirir. satin aldigi kitaplara baktiginda kendini daha iyi ve mutlu hisseden bir tsundoku hastasi, eskisini okumadan hemen yeni kitaplarin pesine duser.
devamını gör...

habersiz getirilen kahvedir, çaydır. annenin ''kızım bir şey ister misin, meyve doğrayayım istersen?'' sorusudur.
devamını gör...

bu yaz çektiğim karelerdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hep söylerim trollük ince bir çizgidir.
komik olma amacıyla terbiyesizleşmek, insanlara rahatsızlık vermektir.
her insanın sınırı olmalıdır ve bu sınırlar aşılmamalıdır.
keza sözlük bunun gözetilmesi gereken platformlardan biridir.
çevreye mümkün mertebe rahatsızlık vermeden eğlenceli takılan yazarlardır.
devamını gör...

genellikle amerika’nın güney ve batı kısımlarında kullanılan bir sözdür. günaydın demenin daha melodik ve daha neşeli bir yoludur. ve muhattap olan kişi uyandığında onu lezzetli bir sürpriz beklediğini ima eder.

bu sözün kökenin ne olduğu, ilk olarak nerede kullanıldığı ile ilgili net bir bilgi olmamakla birlikte çok yaygın bir kullanım olduğu da bir gerçek.

eggs and bacon klasik bir amerikan kahvaltısıdır. yumurta ve domuz pastırmasından oluşan bu kahvaltıyı birçok amerikan filminde gördüğümüz için lezzeti ile ilgili de bir fikrimiz varmış gibi hissederiz.

başlıkta bahsettiğimiz söz kahvaltını hazır olduğunu, bir an önce uyanılması gerektiğini ve muhtemelen neşeli ve mutlu bir kahvaltı geçirileceğine işaret eder.

ayrıca bu söz karşımıza kill bill volume 2’da da çıkar. michael madsen’ın canlandırdığı sidewinder olarak da bilinen ve bill’in erkek kardeşi olan budd tarafından beatrix kiddo’ya söylenmiştir. filmde budd gelini alt etmeyi başarmış tek insan olarak karşımıza çıkar ve tam bu esnada bu sözü kullanır. ancak söz yukarıda anlattıklarımdan çok uzak bir ima ile kullanılmıştır.
devamını gör...

ahterbin ukdesi.

bazen bir şey görürsün, bir yolda yürürsün, bir yemek yersin ve bir anda kaybettiğin kişiyle olan anılarını hatırlarsın; onunla sokaklarda gezerken sana söylediklerini düşünürsün, cümleleri hatırlarsın ama sesini bir türlü oluşturamazsın kafanda. sonra duraksarsın, "nasıl ya?" diye düşünürsün. elinde video, ses kaydı varsa direkt dinlemek istersin, dinlersin ve sonra bir bakarsın kulağına o ses çok değişik gelir. "asla unutmam," dediğin insanın sesini unutursun. hatta ilk önce sesini unutursun, yavaş yavaş yüzü kaybolur gözünün önünden ve bir sabah uyandığında çoğu anıyı hatırlamıyor olursun. artık o "eski" olmuştur ama sen hâlâ oradan hiç ayrılamamışsındır. bozuk plak gibi dönüp durursun aynı yerde. gider mezarlık başında ağlarsın "bir kere konuş, duyayım sesini," dersin ama olmayacağını da bilirsin. belki de en çok gülüşünü özlersin. ben en çok gülüşünü özlemiştim.

on iki yaşına girecektim ve sekiz ay önce hayatta en sevdiğim insanı kaybetmiştim. çocuktum, bazı şeyleri kabullenmekte zorlanıyordum. her sene doğum günümde öğlen on birde beni arar "iyi ki doğduunn," diye şarkı söylerdi ve onu kaybettikten sekiz ay sonra doğum günümün olduğu gün koşa koşa telefonun başına gitmiştim; çocukluk ya işte, arayacağını sanıyordum. tabii ki aramadı. ölen bir insan nasıl arayıp doğum günü kutlayabilirdi ki? o günden sonra sesi hafızamdan silinir oldu... sesini unutmamak için seneden seneye dinliyorum, videoları varsa izliyorum ama yetmiyor, insan bir şekilde unutuyor.

keşke hayat istediğimiz gibi olsaydı ama bu sefer de hiçbir şeyin değerini bilmezdik. o ölürken birisi doğdu ve birinin doğması için birinin ölmesi gerekiyor. dünyanın düzeni bu, değişmez...
devamını gör...

bir roman türüdür.

almanca bir niteleme olan bildungsroman türkçeye mealen oluşum romanı olarak çevirilmiştir.

çok geniş bir tanım olan ve birçok kitabı bünyesinde barındıran bildungsroman bir karakterin olgunlaşma sürecini anlatır.

genelde karakterler ergenlik yaşlarında olsalar da bu bir zorunluluk değildir. daha büyük yaşlarda insanlar da konu edilebilir bu tür romanlarda.

saf, gözü açılmamış ve henüz dünyayı tanımayan bir kahramanın zaman içinde başına gelenler, yaşadıkları ve tecrübe ettikleri ile nihai kişiliğini oluşturmasını anlatan bildungsromanlar genelde akıcı ve konu takibi kolay olan romanlar olsa da karakteri analiz edebilmek için dikkatli olunması da gerekir.

çoğunlukla dört aşamadan oluşur bu romanlar. ilk aşamada kahraman genellikle taşradan büyük şehre ya sa alışık olduğu bir ortamdan kendine çok yabancı olan bir ortama doğru bir yolculuğa çıkar. ikinci aşamada kahraman yeni dünyada karşılaştığı olaylarla zihin dünyasında bazı çatışmalar yaşamaya, hayal kırıklıkları ve şaşkınlıklarla boğuşmaya başlar ki bu da yeni bir insan olması için gereken eğitimdir aslında. üçüncü aşamada yaşadığı her şeyle birlikte bir dönüşüm geçiren kahraman yeni bir insan olmaya başlar ve bir olgunluk hissiyle birlikte kişisel gelişimini tamamlar. son aşamada ise kahraman başladığı nokta ile şimdiki geldiği nokta arasındaki farkları görür ve okuyucunun da görmesini sağlar. bu aşama yolculuk çemberinin kapandığı aşamadır.

türk edebiyatında kuyucaklı yusuf ve fatih harbiye bu tür romanın iyi örneklerinden sayılabilir. dünya edebiyatında ise david copperfield, jane eyre ve çavdar tarlasında çocuklar romanlarını sayabiliriz. ancak bu örnekler elbette ki yetersizdir.
devamını gör...

en sevdiğin şiir?
onu anlattığım
onun beğendiği

anlaşılmıyor musun?
bazen belki de çoğu zaman

birlikte anlaşamamak
anlaşamamakta uzlaşmak
çözeriz merak etme

az gittik uz gittik
uzlaştık yani

hadi gel biraz daha gidelim
bu yol nereye çıkıyor
biliyor musun
ben de bilmiyorum boşver

bilen baksın şu falımıza*
yok yok bakmasın
inanmam ben öyle şeylere
akıl, bilim dururken
fal da neymiş
sen kahveden haber ver

içimdeydi istanbul
bir sesti
bir histi
usulca çağırıyordu
sakin dinliyordum
sessiz

ankara'nın sizi çağırdığı oldu mu hiç?

tamam tamam senin yerin ayrı kızma hemen.*
devamını gör...

aklıma istemsizce 4 tonluk aracı diliyle çeken adamın gelmesine sebep olan başlık.
devamını gör...

tel tokaların yer altında dünyaları var ve bizden kaçıp evlerine gidiyorlar.
devamını gör...

lütfen içinizden konuşmayın yalvarıyorum, ne dediğinizi anlamaya çalışan birilerinin, dinlediğini bilmenizi istiyorum,

sesinizi nefesinizi açın, arada söyliycek bir şey bulamayıp, sessizlik olunca, kullandığınız kelimelerde belirsiz olunca, (bilmiyorum, ben böyle düşünüyorum... , ne yapalımmm şimdi, naapsak, hmm, aaa, ooo...) ritm çok düşüyor, hem söylediklerinizi anlam olarak, hem de sesinizi dinlemek istememiz lazım ya, nacizene... gülerken bile bir yavaşlık var, bence bu tatlılık değil, insan dinlemeye devam edemiyor, tamam profesyonel değilsiniz de, en azından açın ünlü bir radyocunun programını dinleyin, hiçmi heyecanlanmıyorsunuz, hiçmi iddianız yok, genç bir enerji hissedilmiyor, belkide ben çok enerjik bir sözlük teyzesiyim bilmiyorum ama,

best fm in açıldığını biliyorum öyle söyliyim, radyo ve programcı dinleyicisiyim, kızmayın bana :) nasıl diyorsunuz gençler upupupupup :))

*o iki tane çocuğun yaptığı geyik programı güzeldi, hani şu belli bir konusu olmayan
devamını gör...

bugün ayakta olan ayasofyayı yaptıran roma imparatoru 1. jüstinyen'in eşi.

fakir olarak büyüyen theodora bazı tarihçilere göre fahişelik veya sirklerde dansçılık yaparak geçimini sürdürür. ileride roma imparatoru olacak ve kendisinden 14 yaş büyük olan flavius petrus sabbatius ıustinianus (1. jüstinyen) ile aşk yaşar. soylu değildir. ileri gelen insanların saygı duymadığı tabakadandır. jüstinyen imparator olduktan sonra kendisi ile evlenebilmek için yasa değiştirir. bildiğimiz ayasofya'nın yapılmadan önce yerinde bulunan ikinci ayasofya'da evlenmişlerdir. böylelikle roma imparatoriçesi olmuştur.

bugün sultanahmet meydanında kalıntılarını da görebileceğiniz hipodromda başlayarak şehre yayılan nika ayaklanması sırasında kaçmaya hazırlanan eşi 1. jüstinyen'i meşhur konuşması ile cesaretlendirerek ayaklanmayı bastırmasını sağlar. jüstinyen tahtında kalır. harabeye dönmüş şehri yapılandırarak ayasofyayı yaptırır.

theodora eşinden önce vefat eder ve havariyyun kilisesine gömülür. (bugünki fatih cami) hayatı benim de yaşadığım şehirde, belki de çok kereler yanından öylece geçip gittiğim yerlerde geçmiştir.

hakkında bir çok kitap yazılmıştır. daha iyi tanıyabilmek için radi dikici'nin sürükleyici theodora romanını da okuyabilirsiniz.

kaynak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sürekli hashtaglerle gündeme yol vermeye çalışılıp algı operasyonu yapılmazsa, amacına uygun kullanılırsa iyi bir alternatif. sosyal bir platformda bulunmak gereksinim oldu artık bu zamanda bence. bu sözlük de olabilir, twitter da. haber siteleri çok aktif, anında paylaşım yapabiliyorlar. sosyal ve kullanıcısı da fazla olan bir ortam. instagram da başta iyiydi, sonra reels, yeni özellikler derken çoğu userın kullanım amacı reklam yapıp para kazanmak oldu. twitter'da da aynısı olabilir ama takip edilen hesapların kalitesiyle orantılı olacaktır. uzun zamandır takip ettiğim bir twitter kullanıcısı kitap çıkaracak yakın zamanda. takip etmeseydim/ kullanmasaydım belki de haberim bile olmazdı.
devamını gör...

ruhsuz hayattır. böyle bir hayatı düşünmek bile bayıyor. müzik olmasa doğanın seslerine, melodilerine sığınırım herhalde.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim