zaragoza ebro nehri ve onunla birleşen "huevra çayı" ve "gallego çayı" nun geniş vadisinde ve bu vadi bölgesinin hemen hemen ortasında kurulmuştur. aragon eyaletinin başkentidir. madrid'ten renfe hızlı tren ile veya uçakla gitmek mümkündür. zaragoza'nın en ünlü binaları arap yapısı olan "aljaferia sarayı", "catedral del salvador","basílica de nuestra señora de el pilar" görülecek yer olmakla birlikte şehir merkezinde arap ve hristiyan mimarı stilleri karışımından ortaya çıkartılan aragon tipi "müdejar mimarı stili"'nin en güzel örnekleri olduğu kabul edilen binalar gelmektedir. bu binalar ispanya için unesco dünya mirasları listesine konulmuşlardır.
genelde büyük mağazaların hepsi ispanya meydanı civarına toplanmıştır. çok güzel bir şehirdir. gece hayatı muhteşemdir. her yıl 12 ekimde başlayan ve 10 gün süren fiesta del pilar isimli şenliğe tüm ispanyadan insanlar katılır. boğa güreşi sevenler için arena m muhteşemdir. pilar katedraline yakın eski bir matadorun barı içki içmek için süper bir mekandır ve pilar katedrali etrafında pazar sabahları erken saatlerde bit pazarı açılır. bence gezip görülmesi gereken yerler arasında gelir. alaferia sarayına ilişkin tarih bilen bir kafacı dan bilgi alabiliriz umarım...
devamını gör...

beyaz ışık. aynı isimle bir pastane de bulunması “acaba annem pastanesi olsun mu istiyormuş?” diye düşündürür.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benim için çok değerli olan insandır. her duyguyu veya düşünceyi kelimelerle ifade edemeyiz. gözler konuşur, yüz ifaden anlatır her şeyi kimi zaman. seni bu durumda anlayan kişi candır. ama dostumu görmeden, sesini duymadan iki mesajla ne hissettiğini anlayabiliyorum. o da aynı şekilde beni anlar. işte böylesi candan da ötedir.
devamını gör...

kafa sözlük yazarlarının çizimlerini incelerken güzel çizimlere rastladım. yoldaşların sevdiği bir maskot olan çeburaşka gibi kafa sözlük için bir maskot çizilebilir. maskota portakal canavarı veya kafadanportakal gibi isimler konulabilir. (logo ile maskotun farklı şeyler olduğunu hatırlatmakta fayda var.)
yazarlarımız da yeteneklerini sözlük için kullanırken "yoldaş ağanın eli tutulmaz" misali hediye çekleri ile ödüllendirilmeleri sözlük için iyi bir reklam olur.
devamını gör...

bülbülüm altın kafeste diye çok zalim bir türkü var, asırlardır başımın belası. bendeki anıları fazla, belki gereğinden de fazla. onu da yorumlamış bir grup bu, çok da güzel yapmışlar.

genelde türkülerin modernize edilmesini pek sevmem, var olduğu haline ne kadar yakınsa o kadar güzel olur derim ama hakkı olanın hakkını da teslim etmek gerekir.

ortaya güzel işler çıkaran grup yani kısacası?

spotify
devamını gör...

el emeği göz nuru tanımlarını, ev yapımı vişne suyu eşliğinde okuduğum dünyalar tatlısı yazar.
devamını gör...

verilebilecek en değerli hediye.
hiçbir zaman eskimez değeri düşmez yeter ki hediye edilen kişi kıymetini bilsin.
devamını gör...

yaşamak yani ağır bastığından demiş sayın nazım hikmet...
devamını gör...

teyze, anne yarısıdır. hala ise sadece akraba.
devamını gör...

ilk olarak kafa sözlük kulüpleri oyun kulübü üyeliği ile başlayan;
başlangıçta troll baskını amaçlı da olsa sonradan güzel ortamından dolayı daimi üyesi olduğum kafa sözlük diyet ve sağlıklı yaşam kulübü* üyesi olarak devam ettiğim yolculuğuma;
kafa sözlük kamp doğa ve seyahat kulübü üyesi olarak devam etmeme sebep olan kulüptür.

önderlik eden sayın yazar ve başkanımız spy'a emeklerinden ve katkılarından dolayı teşekkür ediyor, kulübün daim olmasını diliyorum.

#1014337 şurada bahsettiğim ve gerçekleşmesini istediğim fikre en yakın kulüp olması sebebiyle bende yeri ayrı olacak kulüptür aynı zamanda. kampseverler ve doğaseverler olarak bir araya gelmek, fikir alışverişinde bulunmak; en güzeli mekan, arazi tavsiyesinde bulunmak harika olabilir. o halde, haydi başlayalım!

düzenleme sebebi: kulüp kapsamına sonradan seyahat da eklenmiş. haliyle verilen gizli bakınız parantezini de değiştirmem lüzum oldu.
devamını gör...

bu vekili çok ciddiye almamak gerekiyor. kendileri 20 yıl boyunca büyük başkanın şoförlüğünü yapmış, ardından istanbul gibi bir şehirde milletvekili olmuştur, şaka gibi öyle değil mi?
kendisi benim için ayrıca çok özeldir. mezuniyet pankartıma kendisinin mükemmel sözlerini bastırıp, yürümüştüm.
biliyorsunuz bir twit, bir yorum ile insanlar parmaklıklar ardına ittirilebiliyor, sözde hukuk devletimizde*.
aklımdan, büyük başkana özel yazılar yazıp, hapsi boylayıp, yurtdışına iltica etme fikri geçmedi değil. cesaret edemeyecek insan da değildim fakat ailem muhtemelen kahır olur ve yıpranırdı.
her neyse, bu vekil, bir gün mecliste skandal bir açıklama yapmıştı.
benim dedem bu matematiği, bu mühendisliği bulmamış olsaydı bu alman, bu amerikan, bu trumpın.... mesela bugün trumpa git, şu marketten oturduğun yerden, newyork'tan bakkala git, kahvaltılık al ve gel hesabını yap desen, benim dedem bu matematiği, ilmi, bilmi, teknolojiyi icat etmemiş olup, olduğu bi halde, vallahi billahi şu duvar kadar tahtaya ihtiyacı olurdu ki onun hesabını çıkarsın.o romen rakamları varya bildiğimiz bir kazık, iki kazık, üç kazık sonra v sonra çarpı, bir c çiz...benim dedem ona dedi ki (gbkz: bre gerizekalı! al şu sıfırı çarpmayı-bölmeyi de hesap yapmasını öğren ve sonra da bir de dedemi de öldürdü)
twitter.com/ahmethamdicamli...
videonun uzun versiyonunu bulamadım.
beyimiz pardon vekil bey iki yılda hayli geliştirmiş kendisini, tam cümle kurmayı öğrenmiş. konuşurken yeni ve popüler olan kavramları bile sıkıntısız bir şekilde cümle içinde kullanmış, vallahi helal olsun.
tühhh ya sözlü beyan değilmiş. bu beyanı kendisinin düşünüp, dile getirdiğini düşünmüş olmak da benim ayıbım olsun.*
devamını gör...

1 ekim 1932 trabzon' da doğmuş, 17 temmuz 2020 tarihinde de vefat etmiştir. şarkı, sunucu ve drag queen olarak bilinmektedir.
devamını gör...

göğüs hastalıkları dersi dinliyordum hocanın odasında akciğer tablosu vardı(olsun yani) ve o tablonun da yukarısında atamın resmi vardı çok hoşuma gitti gerçekten. mutlu oldum. çok anlamlı ve çok güzel bir yerdeydi.
devamını gör...

sahte hayatlar yaşamaya çok alıştık internet alemine daldık dalalı. daimi bir takip edilme hevesiyle kendi özel hayatımızı gözler önüne sermekten büyük bir keyif duyar olduk. hayatımıza dair ne varsa, paylaşım sitelerinde ayan beyan ortaya döktük ve bu, bizim popülerlik yolundaki en büyük adımımız oldu. halbuki git gide yalana dönen, sahteliğe meyleden bir yaşam döngüsünde yol alıyorduk, bilemedik. bir kafede otururken “sıkıldım” desek hiç kimse dönüp bakmazken bize, bu sözü internette bir siteye yazınca onlarca yorum almaktan dolayı göğsümüz kabardı. 500 – 1000 sanal arkadaşımız olunca kendimizi sosyalleşmiş saydık fakat bir sinema filmini yalnız izlemek zorunda kaldığımızda bile o arkadaşların sahteliğinden şüphelenmek aklımıza gelmedi. işte bu bizim takip edilme, izlenme isteğimizdendir. büyük biradere gönüllü köleliğimizdendir.


bir başka ve daha evvel bir zamana ait olan televizyon ise başka bir yönümüzü ortaya koydu. başka insanların hayatına olan merak. televizyonla birlikte, kendi hayatımızı yaşamaktansa, başka insanların yaşadıklarını izlemeye koyulduk büyük bir iştahla. insanlarıın en özeline kadar soktuk burnumuzu, yetmedi eleştirmeye, akıl vermeye bile başladık. onlar yaşadılar biz izledik. onların hayatındaki her şeyi merak etmeye başladık. bir adam hayal kurdu mesela, biz o hayale ondan fazla inandık. eve gelince ilk iş televizyonu açtık dünyada neler olmuş diye bakmak için. ama aslında dünyada neler olduğunu, eve gelmeden az evvel kendi gözlerimizle görmekteydik. işte bu da bizim takip etme, izleme isteğimizdendir. büyük birader olmaya yeltenişimizdir.
bu iki isteğin bileşimi bizi yavaş yavaş “truman burbank kompleksi”ne doğru sürüklemeye başladı. her an bir film setinde gibi yaşamak adet oldu artık. kulağımızda kulaklıklarla yürürken, çalan müzik “clint mansel”e aitse bir de, kendimizi bir filmin başrolünde hissettik. fonda çalan müzik eşliğinde bize biçilen rolü oynuyorduk, çevremizdeki herkes gibi. bu yanlış değildi aslında, çünkü zaten herkes, bir kamera olsun ya da olmasın, clint mansel çalsın ya da çalmasın kendine yazılmış bir senaryoyu hayata geçirmekteydi. acı çeker gibi yapmak, gülümser gibi, acıkır gibi, sevişir gibi, yaşar gibi yapmak oldu işimiz. ve tabii sonunda ölür gibi yapmak… ta ki bir gün gökyüzünden bir spot ışığı önümüze düşüp bize bir şeyleri ayrımsatana kadar.


truman burbank, bir şirket tarafından evlat edinilen ve doğumundan itibaren her saniyesi dev bir film setinde geçen, farkında olmasa da yaşamı bir dizi olan bir adamın hikayesidir. tanıdığı herkes profesyonel oyunculardır, karısı, annesi, babası, en yakın arkadaşı… istinasız herkes. sahip olduğu hobiler ve dahi fobiler dizinin devamı için ona zorla kabul ettirilmiştir. ve otuz yaşına kadar truman bu olayın farkına varamaz bir türlü. andrew niccol’ün yaratıcılığın da bir sınırı olduğunu kabul edemeyen pırıl pırıl zihninin bir örneğidir bu film. niccol’ün zihninin ne kadar sınır tanımaz olduğunu anlamak için gattaca, simone, the terminal’i de izlemeniz yeterlidir sanırım. tabii bu yaratıcı kalem üstadının gözü kulağı olan yönetmen peter weir’i de unutmayalım. “dead poets society”de harikalar yaratan yönetmenin “the truman show”da yaptığı ise bir başka harikadır. jim carrey, oynadığı her rolün hakkını verebilen bir adam olduğu için de film büyük bir başarı sağlamıştır. izlemeye değer bir film olduğunu söylemeye gerek duymuyorum. izlemeye ve izlenmeye devam edin, sadece spot ışığı ya da bir dekor parçası düşerken kendinize dikkat edin. ölümünüzün “rating”i ne kadar yüksek olursa olsun, öldüğünüzde yayından kaldırılacaksınız…
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ordu
devamını gör...

aç kaldım susuz kaldım, terk etmedi sözlük beni.
devamını gör...

videonun sadece bir bölümünü izleme şansım oldu. orkun bey kimseye kötü davranmadığı halde çocuklar (belli ki ailelerince çok şımartılmışlar) kıyameti koparıyorlar... allah bunlara bakan öğretmenlere yardım etsin...
kızın biri durduk yere annemi istiyorum!!! diyerek avazı çıkana kadar bağırıyor. sanki kızı ortadan ikiye kesiyorlarmış gibi...
kendini yerden yere vurmak niye?

ben de yuvada kaldım. dilini bilmediğim bir ülkede italyan rahibelerin gözetiminde.
günün 13-14 saatini haftanın 6 günü olmak üzere o okulda geçiriyordum. 3 yaşından 6 yaşına kadar kaldım. bir kere çığlık basmadım.
annemi istiyorum! diye haykırmadım. ki bizim kaldığımız yer tam anlamıyla hapishane gibiydi. katı kuralları vardı. sevgi şefkat, duygusal bir iletişim yoktu. dayak da yoktu ama buna rağmen korkunçtu.
zorluklar ve özlem karşısında avrupa'daki çocuklar nedense birer yetişkin gibi davranır.
bağıran çağıran çocuğa nadiren rastlarsınız. çünkü orada çocuklar bağırarak bir şeyler yaptıramayacaklarını iyi bilirler.
fakat bizim ülkemizdeki çocuklar bunun işe yaradığını iyi bildiklerinden ağlar ve sızlarlar. bunu bir koz olarak kullanırlar.
çocuklarımız problemli çünkü çocukların anne ve babaları problemli.
çocuklarına ya tapıyorlar ya da hiç ilgilenmiyorlar... bunun bir ortası yok.

ayrıca anaokulu filan değil orası, orası cehennemin ortası...
vallahi o ağlayan zırlayan bütün gerzek çocuklardan iğrendim yine.
bunların anne babalarına da katlanamıyorum ben. çocuğundan yetişkinine herkesten nefret eder hale geldim...

ekleme: ayrıca bu kısa video çekimi için, ''çocukların hayatlarında telafisiz bir travma olarak kalabilir'' diye duyar kasan, bütün işi gücü abartmak olan terbiyesizlere de gülüyorum. hadi anam hadi...
devamını gör...

kendi sesinden dinlenmelidir. güldümü cenazeye benzerdi cümlesini gerçekten hissederek okur şair.

devamını gör...

tamam tamam, bu sefer ciddi. hiçbir zaman alaycı davranmak istemeyeceğim sakıncalı bir konu.

"ya adamcağız/kızcağız gerçekten de intihar edecekse?" derseniz oldukça bu oldukça ufak bir ihtimaldir. ben de biliyorum büyük ihtimalle kekleneceğimi. ama belli mi olur? bir kişi zaten bu şekilde ilgi çekmeyi veya şaka yapmayı düşünüyorsa gerçekten zavallıdır. bizi kandırabilse bile kendisini asla kandıramayacaktır.

ama her zaman "ya gerçekse" deyip, o ufak ihtimali değerlendirmek, vicdanı olan her insanın yapması gereken bir şeydir. olur da yaptığınız şakaların birinin ölümüne sebebiyet verebileceğinden korkmuyorsanız bence kendinizi bir gözden geçirmelisiniz...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim