zifiri karanlık lütfen.
hep şu mutluluk hormonu şeysi.
ışık sevmiyor garibim.
sonra da gelsin,
mutluyum
mutlusun
mutlu.
devamını gör...

...
heeey diyorum uluorta, bir ölü soldan sağa dönüyor
avcunda bir avuç mezar toprağı buz
bir ölü tırnak tırnak göçüyor karanlığa
tırnak tırnak koparak kayalarından

heeey diyorum uluorta, sürü kuşlar havalanıyor
toprak dalgalanıyor, sular dövüyor kıyılarını
ve bir yengeç âdem, pazarın ortasında
bir vurguna bir soyguna bir çalgına derken

bir çiçek sayıklıyor alnımın ortasında
bir kristal kırılıyor tören başlıyor
ve bozuk çalıyor
gramofon
...

bir heykele bir kuklaya
bir cambaza bir çarmıha
derken güzelim
oluyor gökyüzünde bir katar turna tren trafik
ve bozuk çalıyor gramofon ve bozuk çalıyor gramofon ve
bozuk

çalıyor boz
çalıyor fon
çalıyor ra

yani bu demek

hasan hüseyin / zor nakış
devamını gör...

delinin biri bir kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz konulu kitap...

insanların uyuma saatlerini de bir çok konu gibi* vücuden, zihnen ve kalben, kendi bünyesinin belirlemesi kanaatindeyim.
hayatımızın bazı dönemlerinde az, bazı dönemlerinde ise çok uyuyabiliyor olmamız, doğrudan bünyemizin bize mesajıdır: senin uykuya ihtiyacın var. uyu ki salgıladığım ağrı kesiciler ve antidepresanlar seni iyileşirsin... bunu anlamak adına müneccim olmaya gerek var mı? hayır elbette ki yok. sadece erdal demirkıran olmamanız yeterli...

kendisi dilerse, 2 saat dilerse 18 saat uyuyabilir. insanları tercihleriyle aptal yerine koymak, dava açılası bir eylemdir...

aynı yazarın yerim seni öss adlı bir kitabı daha vardır ki: x dersanesi sponsorlu... kitapla bir de zihni uçuran şeker veriliyordu.. hiçbir hocamız da kalkıp sponsoru oldukları kitabın şekerinin, bi'naneye yaramadığını, bunun sadece güruhları harekete geçiren satın alma eyleminden başka bir aptallık olmadığını dillendiremedi... dedikleri tek şey kitapla alakası yok, sınavdan yarım saat evvel reçel yerseniz de zihniniz coşacaktır oldu.. o hocamızı kovdular...
şimdi fark ettim de aptal olan hocamız değilmiş...
devamını gör...

süslüler için;)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evdeki çay kaşıklarını baharatların içine gömerler,o kadar gözü dönmüş, vahşidirler.
devamını gör...

kafa izninde olduğum dönemde bir sürü ukdemi doldurmuş müthiş şahsiyet.

ukdelerimi bir bir açıkladığı için kendisine teşekkür eder, ışıklar içinde yaşamasını* temenni ederim.
devamını gör...

(bkz: ahahahahahaah)
(bkz: kdkdkdmdkdmddmmd)
(bkz: diyecek başka bir şeyim yok)
devamını gör...

aslında sadece yüzümüzü göstermiyoruz.

reelde konuşmadıklarımızı, anlatamadıklarımızı buraya yazıyoruz.

düşündüm de esasında reelde buradakinden daha anonim takılıyorum la ben.

reelde suret var detay yok, burada detay var suret yok.

yüzümüzü göstermesek ne olacak ki, biz buraya içimizi döküyoruz.
devamını gör...

oyun bitti anlamına gelen latince deyiş. dilimize bazı kaynaklarda gösteri bitti olarak da çevrilmiştir. antik roma tiyatrolarında gösterinin bittiğini belirtmek için de kullanılmıştır fakat arkasında daha etkileyici bir hikaye yatar. rivayetlere göre ilk roma imparatoru olan gaius julius caesar octavianus augustus öleceğini hissettiğinde etrafındakilere rolümü iyi oynadım mı diye sormuş - bazı kaynaklarda rolümü iyi oynamadım mı olarak bir soru cümlesinden ziyade teyit etme durumu olduğu da geçer- ve evet cevabını aldıktan sonra bu cevabı vermiştir. bir başka versiyonda plaudite, acta est fabula* olarak da sunulur deyiş. anlatının gerçekliği kesin olmamakla beraber yine de oldukça etkileyicidir çünkü ölüm gösterinin bittiği yerdir. perde kapanır, son alkışlar duyulur ve seyirciler oyunun nasıl olduğu hakkında iyi veya kötü bir kaç cümle kurup evlerine dağılırlar. ölüm de benzer bir yapıdadır çünkü son sahne oynanıp perde kapandığında ne kadar iyi veya başarılı bir hayat sürüldüğünün önemi kalmaz, ardından alınabilecek en iyi teselli ödülü belki bir kaç iyi düşünce ve yorumdur ama zaten ölenin bundan haberi olmadığından pek de ödül gibi değildir. augustus bu cümleyi kurarken ne düşündü bilinmez ama bana kalırsa ölmeden dakikalar önce bu katı gerçekliğin ironik ve hatta neredeyse komik denebilecek benzerliğinin farkına varmış bir adamın cümleleriydi bunlar. ek olarak la vie de gargantua et de pantagruel'in yazarı françois rabelais bu hikayeden oldukça etkilenmiş olsa gerek ölmeden önce tirez le rideau, la farce est joueé* cümlelerini kurmuştur.
devamını gör...

hiç gücenmem gider kapı yağı alırım. yeter ki o kapıları yavaaaş yavaş açıp, kapatarak gıcırdatmayın. mobilyalarınızı düzenlemek için iç mimar tutayım yeter ki artık geceleri takır tukur uğraşmayın koltuklarınızla. kavgalarınızı azaltın, ya da ayrılın. siz birbiriminize iyi gelmiyosunuz. son olarak: yaşlı başlı insanlarsınız lütfen balkonda esrar içmeyiniz. dışarda sigara içerken leş gibi yanık kokusu çekmek zorunda değilim ben. benim zehrim bana yetiyor.
devamını gör...

modası hiç geçmeyen, her izlendiğinde insana eski güzel zamanlar nostaljisi yaşatan bir yeşilçam klasiği.
devamını gör...

sevgili kafa sözlük ahalisi selam. sözlüğün bizdeki tesirini anlatacak ve de dışarıdakiler için tanıtımını gerçekleştirecek bir video hazırladık.
videoya şu linkten ulaşabilirsiniz. kanalımıza abone olmayı unutmayın, *demiyorum ama kafa sözlük etkileşimini arttırmak için beğeni atmayı ihmal etmeyin diyorum. burası hepimizin.*
devamını gör...

böyle olaylar hep vardı. olmaya da devam edecek.

kimbilir kaç kız, kaç çocuk var bunlara maruz kalıp da söyleyemeyen, hayatı mahvedilen?
sosyal medyada 2-3 gün duyar yapmakla bitmiyor bu iş.

dediğim gibi devletin artık -bi zahmet- bunlara el atması lazım.

cezalar ağırlaştırılmalı, çocuklara ve ailelere cinsel eğitim verilmeli. önüne gelen anne baba olmamalı, eğitimden geçirilmeli.

çünkü bu sorunu kökten çözmemiz lazım, yoksa bu zihniyetten kurtulamayız (#332406 tanımımda bahsettiğim gibi).
yoksa bu haberleri daha çoook görürüz biz.
devamını gör...

tamam işte ''insanlar'' demiş, bizim bu ülkede insani olarak bir değerimiz yok, üzerinize alınmayın. fakat ben t.c sınırları içerisinde ''atanamamış insan'' olarak yurtdışına gitmek istiyorum. avrupa iltica ve evlilik kanallarında gezinme vakti 04:10
devamını gör...

bu herkes için geçerli ama karşı cinsten ekstra soğutuyor:
temizlik ve kişisel bakım, eşşşşek kadar adam olup kişisel bakımına, temizliğine dikkat etmen gerektiğini öğrenemediysen allah senin belanı versin bence. bunu bilmeyen bir insanın hangi hareketi doğru olabilir ki?
devamını gör...

maalesef bunca sene kendime çok zulmettim, yaşadığım her zorlukta kendimi suçladım, ama hepsi de benim suçum değilmiş meğer... kendimi, insanları, hayatı az çok tanıdım, derslerimi aldım, ben artık büyüdüm, o yüzden kendimi affettim çünkü benim en çok öz şefkate ihtiyacım var.. değişim, yargısız kabul ve koşulsuz sevgi ile başlıyor, o zaman ilk olarak kendimi yargısız kabul ve koşulsuz sevgi ile beslenmeliyim ki benden başlayıp bütüne yayılan bir iyileşme süreci başlasın...
devamını gör...

kalorisi düşük olan bazı yiyeceklerde lezzetli ama alıştığımız ve öğrendiğimiz tatlarla ilgili, mesela çayı şekersiz içmeye başladığınız ilk günleri düşünün, o çayı tuz koyarak da içseniz birkaç gün, ona da alışırsınız inanın, ilk birkaç gün zorla içersiniz sonra canınız artık şekersiz çay ister, o alışma dönemi çok önemli,

ben hayatım boyunca kilo sorunu yaşadım, en uzun süre bozmadan yapabildiğim diyet süresi 2 ay, ve dukan diyeti yaptım, yani bilen bilir unsuz, ekmeksiz, bakliyatsız, meyve bile yok, ve şunu söyleyebilirim, baklava bile görsem tadını hatırlamadığım için canım istemiyordu, ekmek, makarna filan onlarıda öyle, peki niye bozdum, gittim gofret çikolata filan aldım, resmen can sıkıntısından bozdum, onları yediğimde yaşadığım keyifi özledim, ve ilk yediğimde kağıt yemiş gibi oldum inanın, resmen zorla hatırlattım kendime şekeri, şu an anlıyorum ne kadar büyük bir hata yaptığımı, ne kadar zor birşeyi sürdürebildiğimi.

sanırım 90 günde bir daha dönmemek üzere yeme alışkanlığınızı değiştirebiliyormuşsunuz, yani beslenme şeklinizi bozmayıp ama canınızda istiyorsa, bağımlı bağımsız denen birşey var, yani hala bağımlı oluyorsunuz, yemeseniz bile, bu döngü 90 günde kırılıyormuş,
ben bu arada bir parça ye yine diyenleri de anlamıyorum, bir parça nedir yani, hiç yeme daha iyi, tekrar diyete devam edeceksen, niye uyandırıyosun uyuyan devi, yani dişimizi sıkıp 3 ay dayanabilirsek, neye alışırsa vücut, acıkınca onu istiyor,
yani sebzeyle de doyuluyor, bunu eski bir etcil olarak söylüyorum, diyetlerden dolayı etten de bıktım, sebze de nebe onunla karın doyarmı etsiz derdim, doyuluyor arkadaşlar, çok da güzel doyuluyor, yine en sağlıklı besin sebze.

maalesef bizde poaçalarla keklerle büyüdüğümüz için, her köşe başında vitrininde pastalarla pastaneler olduğu için, bilinç olarak da, damak tadı olarak da, değişim çok zor, ben şu an uğraşıyorum bakalım, hiç öyle arada bir tane bir parça filan yememek üzere, değiştirmeye çalışıyorum, ilk iki denemem başarısız oldu, ama denemeye devam ediyorum, başardığım zaman editlerim, başlık açarım, az buz birşey değil, çarşaf çarşaf ilan edicem, kitabını bile yazarım.
devamını gör...

"yansıma teorisi'ne göre, dil, insanların, ses çıkaran varlıkların seslerini yansımasıyla kurulmuştur. yani, doğadaki sesler taklit edilerek, kelimeler oluşmuştur. dolayısıyla, konuşma başlamıştır."

teoriye göre tüm dillerin kökeni bu şekilde oluştuğuna göre yazar burada ne demek ne yapmak istemektedir
(bkz: ırkçı)
devamını gör...

bir a.e. van vogt kitabıdır.

iyi bilimkurgu kitabı bulmak git gide zorlaşmaya başladı. teknoloji o kadar baş döndürücü bir hızda gelişiyor ki modern yazarlar bir bilimkurgu kitabına başladığında gerçekten kurgu olan şey kitap bitene kadar gerçekleşmiş oluyor ve onca emek boşa gidiyor.

o yüzden eski zamanlardan kalma bilimkurguları okuyup öngörülerinin ne kadar doğru çıktığını ya da yanlış çıktığını görmek daha mantıklı geliyor bana. büyük bir bilimkurgu hayranı olarak ve bilimkurgunun iyi edebiyat olduğuna inanan biri olarak bu kitaba geç kalmış olmaktan dolayı da büyük pişmanlık duydum.

kitap kütüphanede sırasını beklerken nedense elim hep başka kitaplara gitti ama okuyup bitirdikten sonra en iyi bilimkurgu kitapları listemde ilk on içindeki yerini aldı.

charles darwin’in evrim teorisinin temellerini atmak için yola çıktığı the beagle yani tazı isimli gemisiyle aynı adı taşıyan bir gemi ile bu sefer aynı teoriyi gözlemlemek için uzaya çıkan bir ekiple birlikteyiz romanda.

bu seyahatte karşımıza çıkanlar galapagos kaplumbağaları değil. evrimin daha üst bir düzeyinde olan varlıklar. yok olmuş gezegenlerde türünün tek örneği kalan ixtl, evrenin en aç kedisi coeurl, iyi niyetini göstermeye çalışan riim bu yaratıklardan bazıları. ve bir evrenin sonsuz korkunçluğu.

bir neksiyoloji uzmanının gözlemleri ve kendini kabul ettirme çabası eşliğinde okuyacağınız roman sizi de içine alacak ve uzay tazısının izinde evrenin sırlarını çözeceksiniz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim