bir eğitimci yalanı. özel okullarda söylerler daha çok bu lafı. ama yanlış yapıyorlar, peki neden?

herkesin erişebileceği bir kapasite var nihayetinde, herkes okumak zorunda da değil. bu yalanı söyleyerek bir nevi çocuğun geleceğini kararttıklarını düşünüyorum para düşkünü eğitimcilerin.

ailelerin yaptıkları yanlış ise şu: herkes çocuğunu iyi kötü tanır, ne yapabileceğini ne yapamayacağını yani kapasitesini iyi kötü tahmin eder. olmuyorsa zorlama kardeşim ver güzel bir zanaata hiç değilse geleceği kurtulsun.

ama böyle yapmıyorlar, çünkü falanın çocuğu okudu, bizimki neden okumasın? neyi eksik? bu köhnemiş düşünce yüzünden arafta büyüyen ne yaptığını bilmeyen çocuklar var.

kaç milyon tane 2 yıllık işletme mezunu var aramızda? sırf üniversite okumuş olmak için okunan bölümler. türkiye de bu kadar işletme yok zaten anasını satayım.

odtü işletme falan okursun anlarım da bilecik şeyh edebali işletme ne lan? ne olmayı amaçlıyorsun oradan mezun olarak, sabancı da ceo falan mı?
devamını gör...

türk müziğinin dahi çocuğu. 25 yıllık kısa ömründe birçok muhteşem parçanın arenjesini veya bestesini yapmıştır. bazen oturur düşünürüm acaba onno tunç ve uzay heparı hâlâ aramızda olsaydı türk popu bugün yine de bu hâlde olur muydu diye.
devamını gör...

çocuğun var mı??
yok.. olsa sen mi bakacaksin..
devamını gör...

kimseyi ilgilendirmez, özgür bir dünyada yaşıyoruz, isteyen ister, istemeyen istemez. yok istememek lazım, yok sen bakir misin de bakire istiyorsun tarzı oksimoron laflara gerek yok. duygusal zorbalık yapmayın, isteyen ister, istemeyen istemez... özgür bir dünya, demokrasi kültürü sonuçta. bu tip işlerle genelde kezbanlar uğraşıp duruyor, sanane yani, milyon tane kadınla birlikte olurum ama gider köyümden bakire kızla evlenirim, size ne*
devamını gör...

çekim yasasını kullanmayı biliyorum.
devamını gör...

yedi yaşındaydım. ilokul birinci sınıfta matematik sınav sonucu açıklanmış ve o zamanın not sistemiyle beş almıştım. heyecanla koşarak kan ter içinde geldim eve. sonucu soyliycem ve bizimkiler çok sevinecek diye. balkonda oturmus babama heyecanla anlatırken, nefret dolu gözlerle bana bakarak asla zihnimden silinmeyecek o sözleri gözlerimin içine baka baka söyledi;
"kaç yazar. erkek değilsin. keşke erkek olsaydın da bir kolun yada bacağın olmasaydı."
o günden sonra bir daha hiç ders çalısmadım.
devamını gör...

bu linke her bastığınızda farklı bir wiki sayfasına ışınlanırsınız. kültürlenme seansınız kolay gelsin.
devamını gör...

baldız baldan tatlıdır değil . daldız baldan tatlıdır olması gereken söz.
daldız petekten bal almak için kullanılan demir kepçe, demir bıçak anlamına gelir.
devamını gör...

sanskritçe'deki anlamı “cennetten gelen hayır çiçeği” olan udumbara avatar filminden sonra “avatar çiçeği” olarak anılmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

avatar filminde mutluluğu yakalayanların üzerine konduğunu gördüğümüz udumbara budizm'de ficus racemosa'nın ağacı, çiçeği ve meyvesini ifade eder.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

budist efsanelerine göre udumbara dünyada üç bin yılda bir açan ve en nadir görülen çiçektir.
udumbara’nın üzerinde yaşadığı ağacın meyvesi içinde yetişmesi ve bir santimetreden bile küçük olması nedeniyle gözle fark edilmesinin epey zor olduğunu da belirtelim.

bu arada ortaya çıktığı zamanlarda o bölgede güzel şeyler olacağına ve efsanevi birinin tahta oturacağına ait inanış bulunan udumbara çiçeği başka….görüntüsü o çiçeğe benzeyen böcek yumurtaları başka.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yurdum insanları bu farkı bilmediklerinden “bizim köyde bunlardan çok var, chrysoperla carnea diye bir böceğin yumurtası” diye ahkam keserler anca.

haber ajansımızın kurucusu sevgili ateist kaplumbağa’nın #520441 bahsettiği dosyalarda bu çiçek ile ilgili gizli bilgiler de bulunmakta idi.
bir muhabirimizden aldığımız bilgiye göre bu çiçeğin bulunduğu gizemli bir yerde yüzüklerin efendisi’ndeki kralın kılıcı narsil de varmış. *

hem udumbara hem de narsil’e sahip olup tahta oturmak isteyen bir oturuşta 10 dürüm yiyenin elinden ateist kaplumbağa’yı kurtaranlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
udumbara ve narsil’i elde etmek için
helios ile göklerde
hazall ile çiçek tarlalarında
kuzguncuktaki vişne ile meyve bahçelerinde
evernevergreen ile ormanlarda
zümrüd-ü anka ile kaf dağında
petit prince de paris ile paris’te
oglalalakota ile amerika’da
japon 35 ve son samuray ile japonya’da,
ice ile kutuplarda
son feci mars ile mars'ta
tartarus ile yerin altında
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası ile süt ürünlerinin ulaştığı her yerde araştırmalar yapmayı düşünüyoruz, tabi ki arzu ederlerse.*

öyle işler vardır ki sonu karanlık bile olsa, bu işlere başlamak yapmayı reddetmekten daha iyidir" – aragorn.
devamını gör...

aspiratör
süpürge
çamaşır makinası
devamını gör...

gün gelir laikliği tam olarak uygulayan bir yönetime gelirsek, o zaman mümkün. bu badem bıyıklılarla zaten imkansız.
devamını gör...

(bkz: memlük devleti)'nin kurucusu sayılabilecek türk kadın hükümdar. islam tarihinde mısır'ı yöneten tek kadın olmuştur. yaşadıkları, mücadeleleri; hürrem'in ve kösem'in hikayelerine taş çıkartacak derecede ilginçtir.

kendisi kafkaslardan esir olarak mısır'a getirilen bir köledir. kökeni hakkında net bir bilgi yoktur. saraya cariye olarak geldikten sonra yükselen şecerüddür; sultanın kardeşi salih eyyub'un gözüne girer. kocası; mısır sultanı olan abisi ile mücadeleye girer, hapse atılır. daha sonra diğer emirlerin desteği ile abisini devirip mısır sultanı olur. aynı yıl bir erkek çocuk doğuran şecereddür ve salih eyyub bu doğumdan sonra nikahlanıp evlenirler.

yedinci haçlı seferi'nin yaşandığı zamanlarda seferde olan salih eyyub; aldığı bir yara sonucu ölür. savaş süresinde kocasının ölümünü alan şecerüddür, bu durumun orduyu ve ülkeyi sokacağı durumu kestirdiği için ordu komutanı ve saray ileri gelenlerinin yardımıyla kocasının ölümünü saklar.

salih eyyub; ölmeden önce bir varis belirtmez. savaş devam ederken; başka bir kadından olan oğlu muzaffer turanşah devletin başına geçer. o; mısır'a gelene kadar kocasının ölümünü gizlemeye devam eden şecerüddür, her gün kocası için yemekler hazırlatır, kocasının imzası ile hazırlanmış boş belgeleri doldurarak devleti fiilen yönetmeye başlar. devletin dağılmaması için; hazırlanan sahte bir belge ile muzaffer turanşah'ı kendi oğlu olmamasına rağmen varis gibi göstermiş, bütün önde gelen devlet adamlarının ve askerlerin ona biat etmesini bizzat sağlamıştır.

haçlılarla olan savaşın kazanılmasından sonra ise; bıçaklar çekilmiştir. iktidarını bölüşmek istemeyen muzaffer turanşah; üvey annesini ortadan kaldırmak istemektedir. yavaş yavaş harekete geçer. babasına ve üvey annesine yakın isimleri devlet kademelerinden uzaklaştırır, kendisine yakın isimlere kadro vermeye başlar. bu hareketi ile devlet içindeki bazı klikleri rahatsız etmiştir. daha sonrasında; üvey annesine onun babasının kölesi olduğunu, bundan sonra onun da kölesi olmasını istediğini, babasına yaptığı her hizmeti kendisine göstermesini ister. bu duruma çok sinirlenen ve zaten her şeyin farkında olan şecereddür; ordudaki çeşitli komutanlarla iletişime geçer.

bütün bunların yanında alkol, zevk ve sefa alemlerine düşkün olan turanşah, çevresindeki devlet adamlarına sürekli hakaret etmekte, bazen haksız yere sürgün etmekte, bazen de idam emrini vermektedir. kendine karşı oluşan muhalefetin gittikçe güçlendiğinden habersizdir. daha sonradan memlük sultanı olup moğolları yenecek olan, fakat o sıralar orta derece bir komutan olan (bkz: baybars) ve arkadaşları sultana bir suikast düzenlemeye karar verirler.

haçlılara karşı kazandığı bir seferin ardından otağında ziyafet veren turanşah'a baybars ve askerleri tarafından saldırı düzenlenir. yaralanıp kaçmaya çalışan turanşah; bir kuleye sığınır. kulenin çevresinin ateşe verilmesiyle dışarı çıkmak zorunda kalır. ok atışlarına maruz kalır. askerler hayatının bağışlanması karşılığında sultanlıktan çekileceğini deklare eder ancak baybars tarafından öldürülür. turanşah'ın ölümünden sonra toplanan memlüklü emirler oy birliği ile şecerüddür'ü sultan ilan ederler ve aybeg'i yanına atabek olarak verirler.

bu süreçte haçlı rehinelerin fidye görüşmelerini yürütür, ülke iç işlerinde huzuru sağlar, iskan faaliyetleri ile meşgul olur şecerüddür sultan. bu sırada; kocasından ve turanşah'tan kalan eyyubi etkisini silmeyi de başarmıştır. fakat bir süre sonra; suriye'de bulunan emirler bir kadına biat etmeyi reddettiler. bu sırada bağdattaki halife de devlet yönetiminde bir kadın olmasının dine uymayacağını belirten bir mektup yollar. mektupta; "orda sizi yönetecek erkek yoksa biz size burdan yollarız" gibi ifadeler bulunmaktadır. baskıların artması üzerine sultanlıktan çekildiğini deklare eden şecerüddür; bir süre sonra kendisinin yerine sultan olan aybeg ile evlendi. böylece eyyubi hanedanının hakimiyeti resmen sona ermiş, memlük devleti kurulmuştur. kendisi sultan eşi olarak devlet işlerinde etkili olmaya devam eden şecerüddür; bir süre sonra yeni bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. kendisine ve kocasına muhalefete devam eden suriye'deki emirler; iç savaş çıkarırlar ve onların üstüne yürüyen aybeg onları mağlup eder. kocası suriye'de seferde iken mısır'dan ülkeyi yönetmeye devam eden şecerüddür; bir süre sonra kocası ile ters düşmeye başlar. buna sebep olarak devlet yönetimindeki karar ayrılıkları, şecerüddür'ün bazı uygulamaları kocasından saklaması, kocasının ondan önceki karısından olan oğlunu tehlike olarak görüp aybeg'i eski karısından boşanmaya zorlaması gibi sebepler gösterilebilir.

hürrem gibi o da kendi oğullarının tahta çıkmasını istemektedir. bu sırada aybeg; yeni ittifaklar kurup konumunu güçlendirmek için musul emirinin kızı ile evlenmek ister. bunun sonucunda iyice çıldıran şecerüddür; kocasını ortadan kaldırmaya karar verir. aynı kararı aybeg'de şecerüddür için vermiştir. iki taraftan şecerüdür önce davranır ve kocasının hizmetçilerini satın alarak bir eğlence sırasında kocasını öldürtür. şecerüddür kocasının ölümünün bir kaza sonucu olduğunu iddia eder fakat kocasını destekleyen emirler buna inanmazlar. bunun üzerine diğer güçlü emirlerden izzeddin aybeg el-halebi ve emir cemalleddin ibni aydgudi'ye mısır sultanlığı teklif eder şecerüddür. iki emir de bunu kabul etmez ve o sıralarda çok güçlü bir emir olan, aybeg'e sadık seyfeddin kutuz; aybeg'in ilk karısından olan oğlu mansur ali'yi tahta çıkartır. daha 13 yaşında tahta çıkan mansur ali; öz annesi ve diğer devlet adamlarının kışkırtması ile şecerüddür'ün ortadan kalkması gerektiğine karar verir. odasında genç sultanın adamları tarafından yakalana şecerüddür çırılçıplak soyulur, sopa ve kırbaçlarla dövülerek öldürülür. cesedi kahire yakınlarında bir çukurda bulunur. onunla beraber aybeg'i öldüren hizmetçiler de feci şekilde öldürülmüştür. şecerüddür daha sonrasında ise ibn-i tolun camii'ndeki bir türbeye defnedilmiştir.

türk tarihinde pek bilinmeyen fakat oldukça etkileyici bir hikayesi olan bir sultandır şecerüddür. hikayesi; hürrem ve kösem'in hikayelerine oldukça benzer fakat onlardan ayrılan yönü, devleti fiilen bir kaç kez başarıyla yönetmesi olmuştur. büyük kadındır, hökümet gibi kadındır. ayrıntılı okuma ve kaynak listesi için;
tık
tık
tık
devamını gör...

kitap için yazmıyoruz canımız yazmak istediği için yazıyoruz. 800 olunca da adamlar kitap hediye etmek istediklerini söylüyor. 799 yazıp bırakayıp mı protesto edip? ne değişik insanlarsınız ya sabır...
devamını gör...

sevdiklerini içine hiç yakıştıramadığımız bir yerdir aynı zamanda. içine girmek ise an meselesidir eğer nasibinizde var ise o da. nasibinizde yok ise ölseniz bile tabuta giremezsiniz.
devamını gör...

1899'un nisan ayında dünyaya gelen peyami safa, 1961'de erzincan'da yedek subay öğretmen olarak görev yapmakta olan tek çocuğu merve safa'yı kaybetmesinden birkaç ay sonra 15 haziran 1961'de geçirdiği kalp krizi sonunda istanbul'da çiftehavuzlar'daki bir dostunun evinde öldü. mezarı ise edirne şehitliği'ndedir.

peyami safa eserlerinin geçirdiği bazı aşamaları şöyle açıklar, "sözde kızlar, mahşer ve canan çocukluk kitaplarımdır. hepsini bilhassa canan'ı ele alınmayacak kadar kusurlu bulurum. ikinci devre kitaplarım: şimşek, bir akşamdı'dır. bunlarda teknikten ziyade insan ruhuna ait endişeler itibarıyla fark görülür. vak'a ile beraber saiklere nüfüz etmek ihtiyacı artırıyor. üçüncü devre kitaplarım: dokuzuncu hariciye koğuşu, fatih-harbiye ve bir tereddüdün romanı'dır. bunlarda çalışma hedefime daha çok yaklaştığımı sanıyorum fakat kusurlarımı fark ettikçe her eserimin bana verdiği büyük utançtan kurtulamıyorum."

peyami safa romanları dışında kültür haftası, türk düşüncesi gibi dergiler de çıkarmıştır. peyami safa 1931 yılında yayınladığı dokuzuncu hariciye koğuşu adlı romanını nazım hikmet ran'a ithaf etmiştir.

peyami safa'nın babası ismail safa aynı zamanda şairdir. peyami safa'nın şiire olan ilgisini belki buna da bağlayabiliriz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çocukluğumdan beri en sevdiğim aktivitelerden. sanki ağacın geçirdiği onlarca mevsime, dalına konan kuşlara sarılır gibi...

küçükken okul yolunda bir sürü ağaca sarıla sarıla okula gidermişim. hatta babam birinde kesilen bir ağacın kalan kök kısmına sarılıp ağladığımı ona üzülme diye teselli ettiğimi anlatır durur.

erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine depresyon tedavisine sırf civardaki kocaman ağaçlara sarılmak icin gittim desem yalan olmaz. hastane civarındaki cadde ve sokaklarda dokusu pürüssüz ağaçların adını kime sorsam farklı bir şey dedi. ayrıca civarda öyle devasa ağaçlar var ki, gördüğüm an yanlarına koşarak gitmemek için heyecanımı zor zapt ediyorum.
sarılmak yeterince abes iken bir de koşarak sarılırsam, hastaneden kaçtığımı düşünebilirler.*

bir de salkım söğüt ve kavak ağacı tutkum var ki evlerden ırak. öldüğüm zaman bir salkım söğüt veya kavak dibine gömülmeyi çok isterim.

ağaçlara sarılın, sarılanları sevin.
devamını gör...

şu sıralar sürekli bu cümleyi kullanmak durumunda kalıyorum.
devamını gör...

yemek yemekten başka hobimiz kalmadı gençler geçmiş olsun
devamını gör...

aslında bence yeni yazarlar, kendini geliştirmek isteyenler, yazmayı sevenler için müthiş bir platform ancak şöyle bir gerçek var ki herkes iyi olduğu işi yapmalı. bilmem kaç kişinin internet üzerinde kitabı okuması bunların edebi değeri olduğu anlamına gelmez ve internette tuttu diye bu kitapların basılması gerçek yazarlara karşı büyük bir saygısızlık bana göre. kafa dağıtmak için, birilerine seslenmek veya sadece hayal dünyanıza birilerini misafir etmek için wattpad de kitap yazmak kesinlikle çok güzel bir hobi olacaktır ancak hobileri basıp, edebiyat dünyasına sokmaya çalışarak o dünyaya daha fazla zarar vermeyelim.
devamını gör...

telefonu açtığımızda ilk söylenen kelimedir. aslında anlamı tahminimizden çok daha derindir:

telefonun mucidi olan alexander graham bell, ilk telefon hattını sevgilisi alessandra lolita oswaldo'nun evine çekmişti. bell telefonu her çaldığında arayan kişinin sevgilisinden başka biri olamayacağını bildiğinden "alessandra lolita oswaldo" diye açarmış telefonları. zaman geçtikçe ismini kısaltarak genç kadına ale lol os diye seslenmeye başlamıştır. hatta çalışmalar hızlandıkça kadının ismini iki heceli alo kelimesine indirgemiştir ve telefonu her açtığında bu kısaltmayı sarf etmiştir. genç kadın, sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden dolayı bell'i terk etmiştir. bunun üzerine kahrolan bell, çalan telefonunu her açtığında bir umut olarak alo diye seslenmiştir karşıdaki kişiye ancak arayan kişi asla biricik sevgilisi olmamıştır. zavallı adamın ölümünden sonra ise diğer herkes graham bell'in anısına telefonu alo* diyerek açmıştır ve kelime günümüze kadar gelmiştir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim