hayatımın en zorlu günlerinden birini yaşadım bugün. belki 1 senede edinemeyeceğim çok değerli hayat dersleri aldım. bu gece bittiğinde benim için yeni bir hayat başlamış olacak. iyi ki varım ve iyi ki kendimin elinden hala tutabiliyorum.
devamını gör...

fantastik büyücüler demişken tuncer ustael'den bahsedeceksiniz, öyle değil mi?*
devamını gör...



türkiye cumhuriyeti'nin ilk başbakanı ismet inönü, 1932 yılında sovyetler birliği ile ilişkileri artırmak amacıyla sscb'e resmi ziyaret gerçekleştirdi. bu ziyaret sırasında stalin tarafından inönü’ye bir satranç takımı hediye edildi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

stalin tarafından inönü’ye verilen satranç takımında kızıl ordu ile beyaz ordu'nun mücadelesi figürlere yansıtılmış. satranç takımının bir tarafında yer alan beyaz ordunun piyonları zincirlenmiş şekilde dururken, kızıl ordunun piyonlarının elinde orak bulunuyor. kızıl ordu tarafının şah ve veziri de işçileri temsil ediyor.


yılda iki dönem ziyaretçi kabul eden pembe köşk’te bu yıl ismet inönü’nün sovyetler birliği ziyareti sırasında josef stalin tarafından kendisine hediye edilen satranç takımı da sergileniyor.

buradan

pembe köşk, 29 ekim’de 'cumhuriyet ailesi' konsepti ile kapılarını ziyaretçilere açtı. pembe köşk olarak bilinen ‘ismet inönü evi’ 14 kasım’a kadar ziyaret edilebilir.
devamını gör...

bunun en güzelisi multi vitamin ve mistik dıragon karışık olanı aslında. bitirem balkona çıkıp şişirip patlatam.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendi adıma katıldığım tespit. kokusunu alınca bile kusma hissiyatı yaratıyor. tabii seven için dünyanın en güzel şeyi bile olabilir; yukarıda bu minvalde yazılmış bişiler zaten.

kuzeyli dostlarımızı ise şöyle alalım:
(bkz: bal şarabı)
devamını gör...

ailesiyle yaşayan biri için geceden sabaha kadar olan vakit cennettir! çünkü herkes evde uyur, ev tamamen size kalır.toplu yaşamanıza rağmen, sanki tek yaşıyormuş gibi hissedersiniz.

televizyon, mutfak, koridorlar her yer size kalır.
hele tlc’de yayınlanan suç / cinayet programlarını kahve eşliğinde izliyorsanız efsanedir!
devamını gör...

hiç kullanmadığım saçma sapan bir regl oldum deme şekli.
devamını gör...

hatalı bilgiler arasında kaybolan, aslında gökkuşağında bulunmayan ve gerçek ışık olarak da elde edilemeyen renk.

gökkuşağında arada sırada görünür hale gelen renk mor değil, eflatundur. "farkı ne?" diyenler için:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ilginç bir şekilde erkekler renklerdeki ufak ayrımları fark edemez. farklı tonlar onlara göre aynı renktir. isaac newton da gökkuşağındaki rengi tanımlarken yanlış bir şekilde "mor" demişti ve bu nedenle bu yanlış bilgi çoğu kişinin aklında yer etti.

***

ışık konusuna gelince... ışık olarak eflatunun kendine has bir dalga boyu var ama morun yok. bizim mor olarak gördüğümüz şey kırmızı ile mavi ışığın karışımı. detaya girip kafa karıştırmak istemiyorum ama bu tamamen göz hücrelerimizin bize oynadığı optik bir oyunla ilgili. 2 ayrı dalga boyunu görerek bunları tek renk gibi algılıyor. biz de bu 2 ışığın bileşimini mor sanıyoruz.
devamını gör...

duygusal ilişkiler bağlamında ilişkinin giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine göre ayrı ayrı tavsiyeler gelecek benden kendilerine. naçizane.

giriş bölümü için;

- umursamaz takılmayın, arkadaş ortamlarında sık bulunun ve mutlaka sohbet ettiğiniz arkadaşlarınıza onu takdim edin.
- sık aramayın ama ihmal da etmeyin, birçok erkek bunun dengesini kuramıyor, işin sırrı kendinizi özletmek ama unutturmamakta.
- onu dinleyin, anlattıkları ilginizi çekmese bile en azından dinliyormuş gibi yapın. özenli ve dikkatli olun. anlattığı bir konuya kayıtsız kalıp konuyu değiştirmeye çalıştığınızda kadın da erkek de kendisini salak gibi hissediyor arkadaşlar. aman diyeyim.
-bir gün programlayın, sıradan olmayan, buluşma yeri ve saatinden öteye giden bir program olsun. bugün için düşündüğüm, planladığım bir şeyler var, umarım senin de hoşuna gider şeklinde satın planınızı. yaptığınız program çok sıra dışı olmasa bile oturup düşündüğünüzü, emek verdiğinizi göreceğinden muhtemelen yanaklarınızı sıkmak isteyecektir. sonrasını bilemem.
- güzel kokun, temizlik önemli.

evet, geldik gelişme bölümü tavsiyelerine;

- arkadaşlarınızla arasındaki dengeyi düzgün kurun. arkadaşlarınızı asla ihmal etmeyin ancak arkadaşlarınızı ona tercih ettiğinizi düşünmesine de müsaade etmeyin, öyleyse bile durum bunu ona hissettirmeyin demek istiyorum, eğer siz oyunu kuralına göre oynarsanız sizin özel alanınıza müdahale etmeyecektir.

bu konuyu detaylandırmak istiyorum müsaadenizle.

şimdi duygusal ilişki dediğimiz müessese kurulum aşamasında, temelleri sağlam atılmış bir dostluğun, taşlar yerine oturduktan sonra ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla emek ve zaman isteyen bir yapı. haliyle bu yapının da hali yoluna koyulması için geçen ilk evresinde arkadaşlarınızla olan görüşmelerinizde bir seyrelme oluyor. bunun normalliğinde mutabık olmakta fayda var. bu süreç bittikten sonra, yani sevgilinizle bazı şeyleri yoluna koyduktan, ilişkinizi rayına oturttuktan sonra bir yol ayrımına geliyorsunuz, bu noktada dikkatli olmak lazım, çünkü uzunca bir süredir zamanınızın çoğunu sevgilinizle geçirdiğiniz için bu süreçte daha seyrek görüştüğünüz arkadaşınızı özlemiş olmanıza rağmen, birden sevgilime ayırdığım zaman azalırsa yanlış şeyler düşünebilir korkusunu duyuyorsunuz ve hayatınızın son dönemlerindeki akışında sürmesini tercih edebiliyorsunuz. arkadaşınıza -ben burada en yakın, tek bir dost örneği üzerinden gideceğim- daha çok güveniyorsunuz çünkü, o beni nasıl olsa çok iyi tanıyor, bendeki yerini, anlamını iyi biliyor, bundan şüphe duymaz nasıl olsa'nın arkasına sığınıyorsunuz. zaman geçmeye devam ediyor, eğer o yol ayrımında yanlış bir tercih yapmışsanız (az önceki satırlarda betimlenen) arkadaşınızın kendini ihmal edilmiş hissetme dönemi başlıyor, bunu hissediyorsunuz, siz hissedince sevgili de durumu anlıyor. bunun üzerine önce gizliden gizliye bir süre sonra da gayet aleni bir şekilde bir kutuplaşma yaşanıyor gözleriniz önünde. bir tarafta yanında mutlu olduğunuzu bildiğinden sevgilinizden çok hoşlanan arkadaşınız öbür tarafta sizi çok sevdiği her halinden belli olduğundan "çok tatlıymış ya, çok sevdim arkadaşını" diyen sevgiliyi görüveriyorsunuz. görüşler tam tersine dönüyor birden. arkadaşınız "kuzguna yavrusu" düsturundan hareketle sevgilinizi suçluyor sürekli, "o giriyor aramıza, o zorluyor seni" diyor, sevgiliniz "manasız bir çekememezlik bu" diyor vs vs.. ve olaylar gelişiyor...

şimdi yukarıda anlatılanda arada kalan kişiye müstahaktır yaşananlar, çünkü fitili kendisi ateşlemiştir, dengeyi iyi kuramamıştır. ve akıllı bu kutuplaşmada genelde sevgilisinin tarafını tutup arkadaşını anlayışsızlıkla suçlamayı seçer. sorunun kendinde olduğunu bile fark etmediğinden, arkadaşından kendisini uzaklaştırmak için sevgilinin somut bir şeyler yapmamış olduğunu bildiğinden... unutur hayata dair her şeyi paylaşabileceği bir sevgilisi olsa bile onunla yaşadığı sorunları ancak ve ancak arkadaşıyla paylaşabileceğini... arkadaşının kıymetini...

dikkat; bakın burası çokomelli.

devam ediyorum;

- sorunlarından, sıkıntılarından bahsediyorken onu sadece dinlemekle kalırsanız güçsüz biri olduğunuzu düşünecektir, bir şeyler yapmaya gayret gösterin, yollar arayın, bu yollarda da ona eşlik edin, alenen sizden yardım istemeyebilir ama aslında istiyor, bunu aklınızdan çıkarmayın.
- size güvenebileceğini bilsin, ama ona tam olarak teslim olursanız, dünyadaki tek kadınmış gibi davranırsanız çekiciliğinizi kaybedersiniz unutmayın.
- paylaşın, bu çok önemli, acı/tatlı, iyi/kötü başınıza gelen günlük olaylardan sık bahsedin. onunla konuşmaktan keyif aldığınızı hissettirin. kadınların çoğu iletişimin sürekliliğini/kesintisizliğini önemser.
- ciddi bir şeyler düşünüyorsanız bu evrede ailenizle tanıştırmanız gerekecektir, şayet tanıştırmazsanız ciddiyetinizden şüpheye düşmesi an meselesidir.
- o ne kadar yaparsa yapsın, ailesi, çok yakın arkadaşları, hele hele de eski sevgilisi ile ilgili olumsuz görüş beyan etmeyin, bu konularda sessiz kalmak, yalnızca dinlemek lazım. nefret dahi ediyor olabilir, siz kötü sözler söylemekten yine de uzak durun itici olmak istemiyorsanız.
- arada şaşırtın, monoton, sıkıcı bir adam olduğunuzu düşünmesine izin vermeyin, ama çok uçarı bir adam imajı çizerseniz yine uzaklaşacaktır sizden. dengeyi iyi kurmak lazım.
- çok klişe gelecek ama sürpriz yapın, onu sevdiğinizi söyleyin, yemeğe falan götürün ara ara. bunlar gerekli sahiden.

sonuç bölümü içinse söyleyeceklerim şöyle;

şimdi öncelikle sonuçtan kastettiğimiz ilişkinin sonlanması ya da bir üst level'a taşınması. o yüzden her ikisi için de ayrı ayrı konuşmak lazım.

1. ilişkinin sonlanması
a. sonlandırmak istiyorsanız,

- gidin ve bitti, ben artık sana karşı bir şey hissetmiyorum deyin. hissediyorsanız hala ama bir sebepten ayrılmak zorunda iseniz bile en kısa yol budur, böyle yapmanızı tavsiye ederim. anlar ve kabul ederse ne ala, şayet anlamazsa biriyle birlikte görünmeniz gerekecek gözüne. bir ilişki içinde değilseniz bile öyleymiş gibi görünün, böyle olursa sizden çabuk vazgeçecektir.

b. şayet ayrılık size acı veriyorsa, onu geri istiyorsanız,

- hayatında biri yoksa ısrarcı olun, ilişkiniz esnasında yaşanan duygusal anları hatırlatın sık sık, ve pişman olduğunuzu söyleyin, sizin bir hatanız yoksa bile ayrılığa sebep olabilecek, bunu söylemekte fayda var çünkü kadınların bir çoğu "en iyi erkek pişman erkektir" mottosuna inanır. kesin yol değildir, ama hemen hemen denenebilecek tek yol budur. şayet hayatında biri varsa, sessiz olmanızda fayda var, tek bir kere (ya da duruma bağlı olarak ara ara hatırlatılabilir) onu bekleyeceğinizi belirtin. eğer bıçkın anadolu delikanlısı pozları takınırsanız muhtemelen sizden nefret edecektir. gerçi hayatında biri olmasına rağmen siz onu hala istiyorsanız kendinize hakim olmanız zor olabilir hafiften sıyırmış olduğunuzdan da bilemedim ben, orası benim alanıma girmiyor...

2- ilişkinin bir üst level'a taşınması (nişanlanma, evlenme kararsı vs..)

- kadın delirecek, bridezilla olacak, düşünmeyin, he he deyip geçin. düşünürseniz kararınızdan vazgeçebilirsiniz ama karşınızda gördüğünüz kişinin takındığı tavır ve hareketlerinin gerçek karakterini yansıtmadığını bilerek umursamazsanız zafer sizin olacak, düğünden sonra sizin tanıdığınız tatlı sevdicek olacak yine.

ay sonrasını da başka bir gün yazayım. olur mu öyle?
çok eğleniyorum.

esen kalın millet.
devamını gör...

son gelişmelere dair bizim de bir kaç kelam etmemiz elzem oldu. sözlüğün içinde bulunduğu çalkantılı durum bir türlü sona ermiyor. kızıl öfke benjamin'in park ve bahçeler müdürlüğünde işe başlamasıyla birlikte olaylar iyice içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı. adam sözlük yüzünden, yakın bir zaman diliminde, izbe bir parkın kıyıda köşede kalmış bir bankında köpek öldüren içmeye başlayacak haberiniz olsun. aldığımız bilgilere göre benjamin babasından kalan tüm parayı sözlüğe gömmüş ve en nihayetinde musluğun vanaları kısılmış. durum akmasa da damlıyor kritik eşiğini bile geçmiş. biz zamanında kendisine söylemiştik, hazıra dağ dayanmaz benjamin demiştik ama kendisine dinletememiştik. o hafiye örgütlerine, maaşlı trollere, canım cicim terör örgütlerine kamyonlarla giden karma puanlar yoldaşın resmen ipini çekti. o kadar masrafa can mı dayanır? an itibarıyla altına çekecek doğru düzgün bir sandalye bile bulamamış bir kurucu liderden bahsediyoruz. gitmiş ikinci el aldığı sandalyelerle poz vermek zorunda kalmış. işin daha acı tarafı sözlüğün tüm iplerini elinde tuttuğunu düşündüğümüz nükleer güdümlü füze benjamin'in birasını bile eyluling'in ısmarlamış olması. yani koskoca tek adamın son kertede geldiği nokta ne yazık ki bu oldu. aylar süren istibdat rejiminin sonunda yazarlara müjde vereceğim diyerek havaların neden sıcak olduğu konusunda başlık açması da her şeyin üzerine tuz biber oldu.

bu bir dramdır sayın okuyucular. muhabirimizin klasik koşullanma metodu ile pavlov'un göbeğinden aldığı bilgiler cidden çok sağlam. o göbekte daha ne gurultular var bir bilseniz. duysanız şokları yaşarsınız. ama muhabirimizin baskılarına dayanamayan pavlov'un göbeği 4-5 şişe sodayı hızlıca yuvarlayıp, ser veririm daha da sır vermem diyerek olay yerinden uzaklaşmış. muhabirimizin söylediğine göre sorulan soruların can alıcılığı karşısında rengi sararmış. sapsarı olmuş adam. ayrıca yine söylentilere göre yoldaş aylık internet ücretini ödeyemediği için sitede iki moderatörü nöbetçi moderatör sıfatı ile görevlendirmiş. bu moderatörlerden senpolitbaskıcıbizmutsuz'un radyo programını bırakmasının sebebi de tam olarak buymuş. yoldaş siteye ancak internet kafeden girebildiği için modları daha uyanık olması için uyarmış. haklı da olsam haksız da olsam mutlu olamıyorum bu angarya görev sonrası hiç mutlu olmadığını dile getirmiş. aramızda para toplayalım yoldaşın internetini açtıralım demiş. ama bizim kızıl öfke onurlu adam olduğu için bu teklifi kabul etmemiş ve cağnım iki modu yerel salatalığımızın önüne atmış. yerel salatalığımız da bu fırsatı kaçırmayacak 7/24 kendilerine çengelköy işkencesi uygulamaya başlamış.

inanın bu dramatik gelişmeler sonrasında sözlükte işler ne noktaya gidecek biz de kestiremiyoruz. ama kesin olan bir şey varsa o da şu; yoldaş'ı bu sıkıntının içinden kurtarmamız lazım. bu sebeple de kurban derilerinizi yoldaşa bağışlamanız yönünde bir kampanya başlatmaya karar verdik. belki bu sefer yazarlarım beni affetsin diyerek daha demokratik bir yönetim şekline doğru evrilir. ya da kurban derilerini bulunca yine demir yumruk olup tepemize biner. belki de yazarlarım demekten vazgeçer yazarlar der. tüm bunlar muamma. ama her ne olursa olsun biz iyilik yapalım denize atalım arkadaşlar. her ne olursa olsun bu siteye can vermiş bu adama destek olalım. evet muhalif bir yayın organıyız ama düşene bir tekme de biz vuralım mantığı bize ters.

şimdilik bizden bu kadar. kurban derileri yoldaşa. bu kısım mühim. bu kısmı unutmuyoruz. zaten havalar da sıcak. sorunsal dediğin böyle olur.

açık mert korkusuz kafa sözlük haber ajansı bilgilendirme servisini okudunuz.

sürç-i lisan ettiysek af ola!
devamını gör...

kadınlarla kafayı yemiş bir yazardır kendisi. kadın erkek eşitliğini, kadın haklarını savunmanın kadını tanrılaştırmak olduğunu sandığından şüpheleniyorum. neredeyse tüm kadın yazarlarımızın nickaltına oldukça ilginç şeyler yazıyor. yetmiyor mesaj atıyor, rahatsız ediyor. amacını asla anlamıyorum. trollük yapıyorsa da olmuyor yani haberi olsun. insanda biraz saygı olur diyeceğim ama o da yok. kesinlikle komik değil bunu bilse yeter. bu saldırgan tutumuyla ona hayatta başarılar diliyorum.
devamını gör...

savcıya cesaretinden dolayı çok çok teşekkür ediyorum, inşallah gerçekten halkını seven, iyiliğini isteyen bürokratlar konuşmaktan , eleştirmekten korkmaz, çekinmez ve çoğalır .
devamını gör...

açılış yayınını "barış manço" ile yapmayanın yayını kablosu elektriği kesilsin.

devamını gör...

6 bölümden oluşan netflix belgeselidir.

kısa sürede izlediğim ve çok beğendiğim bir belgesel oldu. genel olarak netflixin belgesellerini çok beğeniyorum. hatta her belgesel tanımımda bahsettiğim gibi netlixin en iyi yaptığı işlerin belgeseller olduğunu düşünüyorum. yine öyle bir iş olmuş.

belgesel dünyada iz bırakan zorbaları anlatıyor. yok yok henüz bizim zorbayı anlatmıyor. ileride belki. diktatör dediğimiz tarihte büyük olaylar yaşatan bu zorba abilerimizin neler yaptıklarını ve nasıl bir yol izlediklerini çok güzel bir şekilde tarif ediyor. belgeselde kullanılan alaycı üslup ve alaycı müzikler belgeseli daha güzel hale getiriyor.
kullanılan görüntüler ve yardımcı olan alanında uzman kişiler doyurucu bir bilgilendirme çalışması yapıyor. hem de sıkmadan. hem eğleniyoruz. hem öğreniyoruz. hem ders çıkarıyoruz.
belgeselin ana teması bir kitap üzerinden oluşuyor ve bu güzel bir plan. ciddi şekilde nasıl zorba olunur kitabı varmış gibi bize tüyolar veriliyor.

peki kimdir bu zorba diktatörler derseniz şöyle bırakayım.
hitler, kaddafi, stalin, kim ailesi, idi amin ve saddam hüseyin bu isimlerin tarih boyunca nasıl bu kadar destekçi topladıkları ve halkı nasıl manipüle ettikleri en ince ayrıntısıyla inceleniyor. görüntülerle destekleniyor.
bölüm isimleri ise şunlar
gücü ele geçir
rakiplerini bastır
korku rejimi kur
gerçekleri manipüle et
yeni bir toplum oluştur
sonsuza kadar hükmet


tabi bunlar sadece bölüm isimleri belgeseli izlerken daha ilginç ve daha değişik taktikleri görüyoruz. bunlar ne yahu herkes biliyor baya yaratıcısınız demeyin diye bu açıklamayı yapıyorum.

ayrıca bu belgeselde insan denen canlının hükmedilmeyi ne kadar sevdiğini öğrendim. yani detaylı şekilde öğrendim. kötü bir haldeyken ortaya çıkan kişiye hemen sarılıp hayranlık duyuyoruz. mesela ekonomi çok kötü. birisi çıkıp ben hallederim diyor ve seçiliyor. ona inanmak zorunda kalıyoruz.
ayrıca insanların bir şeylere inanma mecburiyetinin ne kadar kötü olduğunu gösteren bir yapım oldu.

belgeselde seslendiren kişileri çok beğendim. özellikle zorba amcaların adını söyleyen karizmatik sesli kişi çok hoşuma gitti.
belgeselde animasyon işlerini yapan kişileri de çok beğendim. çizerek animasyon yaparak anlatma fikri çok hoşuma gitti.
bölüm sayısı ve bölüm dakikaları da bu belgeseli güzel yapan detaylardan birisiydi. her şey çok yerli yerindeydi. 30 dakikadan 6 bölüm gayet iyiydi.
belgesel sevenlere tavsiye ederim. izlenmesi gerekir.
devamını gör...

cin .cin fizz ya da cin tonik. artık yeni favorilerim bunlar.hem çabuk kafa yapıyor hem de fazla içmenize gerek olmadığı için alınan kalori bakımından da mantıklı.
devamını gör...

okul, iş. her fırsatta soruyorlar sen şimdi n'apıyorsun diye. bir şey yapmıyorum. yapamıyorum.
devamını gör...

wifi kapatılınca, dışarı çıkabilecek gençtir.
a elektrikler kesilmiş denebilir.
devamını gör...

amatör biri olarak şarkı söylemek,şiir ve edebi metinler yazmak.
devamını gör...

gerçek adı amr bin hişam'dır. kureyş kabilesi'nde bilge kişiliğinden dolayı 'ebu'l hakem' (bilgeliğin babası) olarak tanınırdı.
mekke'nin yönetici sınıfına mensuptu ve kervanları vardı. gelenekçiydi, atalarının dinine inanıyordu. bu nedenle islam peygamberi muhammed'e karşıydı. medine'ye kaçan islamcılar mekkeli kervanlara saldırınca, kervanları korumak için mekke'den çıkan general amr bin hişam bu muharebede yenildi ve kafası kesilerek idam edildi. (bkz: bedir savaşı)(13 mart 624). cesedini bedir kuyularından birine attılar. oğlu da öldürülme korkusuyla atalarının dininden islama döndü. bu yüzden islamcı teröristlere göre kafa kesmek sünnettir.

mekke'de amr bin hişam yönetiminde siyasi baskıya maruz kalan islamcılar 622 yılında muhammed'in liderliğinde medineye hicret ettiler. muhammed'in sahabesi çoğunlukla kölelerden oluşuyordu. kölelere 'kurtarılmayı bekleyen aciz insanlar' olarak bakan muhammed kendi varoluş amacının köleliği kaldrımak olduğuna kendisini ve çevresini inandırdı. islam siyasetinde kölelik karşıtlığı bir politika güdülse dahi cinsiyet eşitliği gibi bir kavram yoktu. yine çok eşlilik vardı, yine cariyelik vardı, yine kadına baskı vardı. ama bir noktada müslüman kadınlar ile diğer kadınlar ayrılıyordu.günümüzdeki 'türban' polemiği o zamanlarda da yaşanmıştı. müslüman kadınlar kendi statülerini çevresine göstermek için beyaz çarşaf giyiyordu. bugün gericiliğin (bkz: irtica) sembolü olan çarşaf o dönemde arap yarımadasındaki bütün toplumlarda kadının ve erkeğin günlük giysisiydi. günümüzde hala bazı müslüman toplumların erkeklerinin türban giydiği görülmektedir ve müslüman kadınların beyaz çarşaf örtünmesinin dini gereklilik olduğuna inanan küçük topluluklar bulunmaktadır.

not1: bu dönemde dünya'da dikiş iğnesi daha keşfedilmediğinden dolayı dikiş teknikleri ve moda diye birşey yok. ancak kumaş renkleri, kıymetli madenler ve bindiğin vasıta üzerinden çevrene "ben buyum" diyebiliyorsun. "beni kafasözlükte derekuşu olarak bilirler" diye kendini tanıtıyorsun. kumaşı boyamak için gereken boya bitkileri ve boyar maddeler ipek yolu'ndaki kervanlarla geliyor.
not2: beyaz çarşaf aslında yeni müslüman toplumda bir ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. müslüman kadınlar müslüman erkeklerle evlenmelidir ama polikültürel bir toplumda bir bakışta kadının müslüman olup olmadığını anlamak gerekiyordu. polikültürel bir toplum olmasının sebebi de ticaret şehri olmalarından dolayıdır. tıpkı bizim levanten liman şehirlerimiz olan izmir, mersin, istanbul gibi. yahudi kadınlar ısiyah çarşaf giyiyorları, müslüman kadınları beyaz çarşaf giymeye başladılar.

630 yılında mekke islamcılar tarafından fetih oldu. muhammed (60), mekke'nin fethine kadar siyasi emelleri için günümüz ılımlı islam politikalarına benzer şekilde 'senin dinin sana benim dinim bana' sloganıyla hareket ediyordu. oysa islamcılar mekke'yi feth ettiklerinde muhammed ve imam ali kabedeki putları kırdılar/deviridler. yani günümüz türkçesiyle darbe yaptılar. artık islam hoşgörü dini değildi.

peygamber olduğunu iddia eden muhammed' 570 veya 571 yılında doğmuştur ve tam adı ebû’l-kâsım muhammed bin ʿabd allâh bin ʿabd’ûl-muttâlib el hâşimî olarak geçer. bu isim türkçeye, kureyşli ʿabd’ûl-menâf oğlu hâşim oğlu ʿabd’ûl-muttâlib oğlu ʿabd allâh oğlu kâsım’ın babası muhammed olarak tercüme edilebilir. yani dedesi "abdulmuttalb" babası "abdullah" ve oğlu da "kasım" olan birisidir. tıpkı yahudiler gibi kureyşliler de birbirlerine sıfatlarla, lakaplarla hitap ederlerdi. bu yüzden islam peygamberi'in mekke'deki ismi "el-emin" yani dürüst kişidir.
muhammed'in soyu ibrahim peygamberin oğlu ismail peygamberin soyundan adnaniler kavminden kureyş kabilesinin haşimoğulları sülalesinden gelir. 'muhammed' ismi de özel isim değildir. h-m-d kökünden geliyor. artık ona o zamanlar ahmed mi diyorlar, hamid mi diyorlar, mahmud mu diyorlar belli değil.

muhammed'in soyu hakkında tabi ki kesin konuşamayız. ancak şu bir gerçektir; hakimiyet yetkisinin soydan geldiğini meşrulaştırmak için batılı hanedanların tarih kayıtlarında soylarını romulus ve remus'a dayandırdğı gibi, arap yarımadasında da soyunu peygamber ilan etmek monarşik gücü meşrulaştırıyordu.


to be continued canlarım....
references:
(bkz: diamond tema)ebu cehil kimdir?
prof dr ekrem bugra ekinci
devamını gör...

asıl adı nagoya kadınlar maratonu (the nagoya women's marathon) u olan bu maraton 2010 yarışına kadar 名古屋国際女子マラソン veya nagoya kokusai joshi marathon isimleri ile anılmakta idi. bu maratonda diğer klasik maratonlar gibi 42.195 m dir. sadece kadınlara özgü olan bu maraton her yılın mart ayında japonya nın nagoya kentinde yapılmaktadır. yarı maraton 21.0975 m) ve çeyrek maraton (10.500 m) içeren nagoya şehir maratonu ile aynı anda gerçekleştirilmektedir. nagoya kadınlar maratonuna sadece kadınlar katılmakta iken nagoya şehir maratonu nda hem kadınlar hemde erkekler koşabilmektedir. bugüne kadar en iyi derece 2020 yılında mao ichiyama ya ait 2:20:29 luk skordur. 2021 yılında koşuyu 2:21:51 sürede mizuki matsuda birinci gelmiştir. dünyanın en büyük kadın maratonu olma özelliği taşıyan bu maratonun birincisine verilecek olan ödül 2022 yılı için $250.000 dır. ödüle ilişkin haber linki burada olmakla birlikte koşmak isteyen türk kadın sporucuları için linkini buraya bırakıyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

japonlar genel bilinen etiyopya gibi ülkelerin aksine koşu sporunda çok başarıldırlar. ve dünyanın en çok maraton koşulan ülkesi japonyadır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim