güne bir erkek yalanı bırak
ben böyleyim, sana özel bişey değil ve
kimse senin gibi hissettirmedi başı çeker.
kimse senin gibi hissettirmedi başı çeker.
devamını gör...
hacı sabancı'nın 3 milyon liraya saat alması
o saatin 3 milyon tl "değerinde" olduğuna ikna eden kişiyi, onu üretip satabileceğine inanan ve de satan kişiyi düşünüyorum,
bu rakamı hak edecek ne olabilir bu üründe, adam hak görmüş, kendine, ürününe, ve almış da... bakınız hak etmiş demiyorum...
hak görmüş, istemiş, ve satmış...
birde bu zengin oldukları bilinen insanlar, bu saatleri, bu çantaları neden, satın almaları "gerektiğini" düşünüyor,
"benim ne prestij borcum var oğlum size, almıyorum anasını satıyım, al işte lc waikiki nin parfümünü sıkıyorum, naparsınız.. naparsınız lan... "
diyecek özgüven yokmu hiçbirinde acaba,
bence gerçek değil ve esas satış yapmak istedikleri kişilere statü göstergesi olarak zarf atılıyor,
gerçekse de çok acı maalesef, pahalı bir aksesuardan medet umacak durumda olması üzücü, kişinin değeri, rakamlarla doğru orantılı değil maalesef, şıklık yok, asalet yok, zaten bu adam kitap okumadığını filan çekinmeden açıklayan birisi, boş zamanlarında şirket bilançolarını okuyormuş, ne beklenirki, şaşırtmamıştır.
bu rakamı hak edecek ne olabilir bu üründe, adam hak görmüş, kendine, ürününe, ve almış da... bakınız hak etmiş demiyorum...
hak görmüş, istemiş, ve satmış...
birde bu zengin oldukları bilinen insanlar, bu saatleri, bu çantaları neden, satın almaları "gerektiğini" düşünüyor,
"benim ne prestij borcum var oğlum size, almıyorum anasını satıyım, al işte lc waikiki nin parfümünü sıkıyorum, naparsınız.. naparsınız lan... "
diyecek özgüven yokmu hiçbirinde acaba,
bence gerçek değil ve esas satış yapmak istedikleri kişilere statü göstergesi olarak zarf atılıyor,
gerçekse de çok acı maalesef, pahalı bir aksesuardan medet umacak durumda olması üzücü, kişinin değeri, rakamlarla doğru orantılı değil maalesef, şıklık yok, asalet yok, zaten bu adam kitap okumadığını filan çekinmeden açıklayan birisi, boş zamanlarında şirket bilançolarını okuyormuş, ne beklenirki, şaşırtmamıştır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dertler derya olmuş ben de bir sandal, simsiyah gecenin koynundayım başım duman.
olmak ya da olmamak işte bütün mesafe bu. yüz kilometre hızla gidersek olmak tarafına mı yakın oluruz yoksa olmamak tarafına mı? ha bir de kaç zamanda?
kaçmalı zamandan... öyle bir geçer zaman ki. e buyursun geçsin, biz hala yüz kilo litredeyiz. bardaktaki bitsin geliriz.
ezgi günlüğüne ayşe'yi yazmış. "ayşoşum minik kuşum, sen uçtun ben vuruldum." aman uçurtmayı vurmasınlar anne! görecek daha çok gökyüzü var.
olmak ya da olmamak işte bütün mesafe bu. yüz kilometre hızla gidersek olmak tarafına mı yakın oluruz yoksa olmamak tarafına mı? ha bir de kaç zamanda?
kaçmalı zamandan... öyle bir geçer zaman ki. e buyursun geçsin, biz hala yüz kilo litredeyiz. bardaktaki bitsin geliriz.
ezgi günlüğüne ayşe'yi yazmış. "ayşoşum minik kuşum, sen uçtun ben vuruldum." aman uçurtmayı vurmasınlar anne! görecek daha çok gökyüzü var.
devamını gör...
anksiyete
insanın yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren, tedavi edilmediği takdirde günden güne daha kötü hale gelecek olan rahatsızlıktır.
(bkz: kaygı bozukluğu)
başta ufak bir yolculuk korkusu ile başlayıp zaman içinde insanı neredeyse evden dışarı çıkamayacak düzeye getirebilir.
(bkz: kaygı bozukluğu)
başta ufak bir yolculuk korkusu ile başlayıp zaman içinde insanı neredeyse evden dışarı çıkamayacak düzeye getirebilir.
devamını gör...
kapaklı samsung telefon
samsung’un e1150 modelinin halk arasındaki adıdır ya da öyle olmalıdır, en azından benim için.

günümüzün çok amaçlı telefonlarından çok ama çok farklı olan bu telefon tam bir görev insanı gibidir. verilen işi layıkıyla yerine getirir. onu da yapayım, bunu da yapayım demez. haddini bilir, kendini tanır ve tabii ki tevazu sahibidir.
biraz asosyal olduğunu kabul edebiliriz ama bu nitelemeyi olumsuz anlamda kullanamayız. sosyal medya platformlarına asla yüz vermez. mesajlaşma programları ile arası hiç ama hiç hoş değildir. sadece standart sms kullanımı kendisi ve sahibi için yeterlidir.
bir sohbet esnasında yenmiş elmalı, insanları birbirine bağlama temalı, güllü dallı telefonlar gibi masada yerini almak yerine usulca sahibinin onu koyduğu yerde bekler bir graham bell evladı ararsa ses vermek üzere.
çok ihtimam da istemez. atsan kırılmaz, satsan alınmaz. dayanıklıdır; yanmaz yapışmaz. ayrıca kullanışlıdır da. ama belli ritüeller gerektirir. eğer kapaklı samsung kullanıyorsanız yaptığınız konuşma bitince telefonun kapağını çenenizle kapatmanız gerekir.

evet belki mazide kaldı kapaklı samsung ama marka sadakatine verdiğimiz önem gereği onu unutmayacağız. değiştirdiğimiz bütün telefonlar yenisini elimize alır almaz unutulurken kapaklı samsung unutulmaz.
bu da elmagillere kapak olsun.

günümüzün çok amaçlı telefonlarından çok ama çok farklı olan bu telefon tam bir görev insanı gibidir. verilen işi layıkıyla yerine getirir. onu da yapayım, bunu da yapayım demez. haddini bilir, kendini tanır ve tabii ki tevazu sahibidir.
biraz asosyal olduğunu kabul edebiliriz ama bu nitelemeyi olumsuz anlamda kullanamayız. sosyal medya platformlarına asla yüz vermez. mesajlaşma programları ile arası hiç ama hiç hoş değildir. sadece standart sms kullanımı kendisi ve sahibi için yeterlidir.
bir sohbet esnasında yenmiş elmalı, insanları birbirine bağlama temalı, güllü dallı telefonlar gibi masada yerini almak yerine usulca sahibinin onu koyduğu yerde bekler bir graham bell evladı ararsa ses vermek üzere.
çok ihtimam da istemez. atsan kırılmaz, satsan alınmaz. dayanıklıdır; yanmaz yapışmaz. ayrıca kullanışlıdır da. ama belli ritüeller gerektirir. eğer kapaklı samsung kullanıyorsanız yaptığınız konuşma bitince telefonun kapağını çenenizle kapatmanız gerekir.

evet belki mazide kaldı kapaklı samsung ama marka sadakatine verdiğimiz önem gereği onu unutmayacağız. değiştirdiğimiz bütün telefonlar yenisini elimize alır almaz unutulurken kapaklı samsung unutulmaz.
bu da elmagillere kapak olsun.
devamını gör...
kızıl ordu fraksiyonu
70'ler almanya'sını yaptığı illegal eylemler ile derinden sarsan bir radikal sol gruptur. çeşitli yerlere yapılan silahlı saldırılar, bombalı eylemler ve soygunlar ile isimlerini duyurmuşlardır. kızıl ordu fraksiyonu'nun türkiye'deki karşılığı belki thkp-c olabilir. benzeştiği noktalardan birisi ise eylem pratiklerini kırsalda değil de şehirde uygulamalarıdır. andreas baader ve ulrike meinhoff bu örgütün öne çıkan üyeleridir. örgütü daha iyi anlamak için "der baader-meinhoff komplex" filmini ve metis yayınlarının türkçe'ye kazandırmış olduğu "kızıl ordu fraksiyonu - avrupa'da gerilla mücadelesi" isimli kitabı önerebilirim. bu kitabı detaylıca incelediğiniz zaman almanya'da da döneklerin olduğunu farkedebilirsiniz:
(bkz: horst mahler)
gerçekleştirdiği sansasyonel eylemlerden bazıları ise şöyledir:
axel springer werlag (bizdeki doğan grubu gibi bir basın devi) bombalanması
birleşik devlet kışlalarının bombalanması
ek olarak, bu örgüt ile filistin halk kurtuluş cephesi oldukça kuvvetli ilişkiler kurmuştur ve bazı örgüt üyelerinin filistin'de eğitim aldığına dair güçlü kanıtlar vardır.
uzun süre sonra gelen edit: bu örgütün doğu almanya istihbarat örgütü stasi tarafından fonlandığına dair oldukça fazla kaynak mevcuttur.
(bkz: horst mahler)
gerçekleştirdiği sansasyonel eylemlerden bazıları ise şöyledir:
axel springer werlag (bizdeki doğan grubu gibi bir basın devi) bombalanması
birleşik devlet kışlalarının bombalanması
ek olarak, bu örgüt ile filistin halk kurtuluş cephesi oldukça kuvvetli ilişkiler kurmuştur ve bazı örgüt üyelerinin filistin'de eğitim aldığına dair güçlü kanıtlar vardır.
uzun süre sonra gelen edit: bu örgütün doğu almanya istihbarat örgütü stasi tarafından fonlandığına dair oldukça fazla kaynak mevcuttur.
devamını gör...
seyahat ya resulallah
rivayete göre evliya çelebi bir sabah kalktığında ''şefaat ya resulallah'' diyeceğine ''seyahat ya resulallah'' demiştir. bunu bir işarret olarak algılayan evliya çelebi, kıta kıta, şehir şehir gezmiş ve o meşhur eseri ''seyahatname''yi yazmıştır.
bu cümle de dediğimiz gibi evliya çelebinin dilinin sürçmesi ile oluşmuş bir cümledir.
bu cümle de dediğimiz gibi evliya çelebinin dilinin sürçmesi ile oluşmuş bir cümledir.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır. doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. savaş bitmiştir.*
devamını gör...
inançla alay etmek
konu inanç üzerinden yola çıkılmış olsa da asıl mesele "alay etmek" bana kalırsa. alay etmek başlı başına çirkin bir eylemdir. insanlığa yakışmaz. konu ne olursa olsun ;din ,dil, ırk,kültür,ahlak velhasıl inanç hiç farketmeksizin hiç kimse alay etmeyi kendisine yakıştırmamalı. evrensel ahlak yasasına da vicdan yasasına da ters bir yaklaşım. inanç ise ; sadece din diye kısıtlanmaması gereken,yaşam biçimini de kapsayan her şey olup , alay konusu etmek soz konusu kişinin ne kadar yetersiz bir düzeyde olduğunu gösteren bir tutumdur. bu bireylerin en kısa zamanda yeterliliğe ulaşmasını temenni ediyoruz.
devamını gör...
kötü başlık açanın şutlanması gerekliliği
bir çağrı.
haklı olmaya haklısın sevgili yazar ama bu konu hakkında bir sürü başlık açılmıştı zaten. ufak bir arama ile içlerinden bir tanesine destek yorumu yapmak yerine, bunlara aynısından 1 tane daha eklemek güzel mi oldu şimdi?
haklı olmaya haklısın sevgili yazar ama bu konu hakkında bir sürü başlık açılmıştı zaten. ufak bir arama ile içlerinden bir tanesine destek yorumu yapmak yerine, bunlara aynısından 1 tane daha eklemek güzel mi oldu şimdi?
devamını gör...
sürsün bahar
can kazaz'ın sözü ve müziği kendisine ait olan, babasına ithaf ettiği, insanın (hele de babası artık bu dünyada değilse) yüreğini parça parça eden şarkısıdır.
sürsün bahar...
can kazar klibin sonunda der ki;
yetim kalmadan önce,
sizi seven babanıza "seni seviyorum" demeyi lütfen unutmayın.
ben unuttum.
ben de babama hiç "seni seviyorum" demedim. ondan da beni sevdiğini duymadım. başımı okşadığını, "kızım" dediğini kendimi bildim bileli hatırlamam. zaten çok oldu gideli, mezarına da gitmeyi sevmiyorum çünkü kabul etmiş oluyorum gittiğini o zaman. o bence uzun bir seyahate çıktı, dönecek mi belli değil, hiç soramayacağım ona beni sevip sevmediğini...
oysa ki kız çocuğu olsun çok istemiş. belki küçükken de sevdi ama ben hatırlamıyorum. insanlar neden anne-baba olur belki de anlamama sebebim bu, çocuk sahibi olmama (olamama) sebebim bu. o kadar yakından nasıl olunmadığını gördüm ki ben ve hayatım boyunca bu sevgisizliğin sonuçlarını o kadar güzel tecrübe ettim ki buna hiç cesaret edemedim. pişman mıyım değilim...
kendine göre sevmek diye bir şey yok çünkü, çünkü onu dünyaya getirmek sizin tercihiniz, eğer verecek sevginiz yoksa getirmemeyi de tercih edebilirdiniz. çünkü o çocuk dünyaya geldiyse ona bakmak zorundasınız. onu kaderine terk edemezsiniz. bir var, bir yok olamazsınız. onu büyütmek, büyürken her konuda arkasında olmak, doğruları göstermek zorundasınız. imkanlarınız ne ise o kadar. maddi olarak imkanlarınız yeterli olmayabilir (ki bizde sorun bu da değildi) bu ayıp değil asla ama sevginin bir sınırı yok; o çocuğu çok severek, ona örnek olarak onu hayata hazırlamak zorundasınız. yoksa sizden bir tane, iki tane daha olmasının ne anlamı var ki?
ben hayatımın en büyük tartışmalarını babamla yaptım ve hep ona karşı geldim çünkü o olması gerektiğinde hiç yanımda olmamıştı.
baba-kız olamadık biz hiç mesela, dışarıda böyle birbirine sevgi dolu insanları görünce burnumun direği sızlardı hep, onlar için çok mutlu olurken, onların ne kadar şanslı olduğunu düşünürken kendim için ise inanılmaz üzüldüm hep. çünkü zamanında tecrübe edilememiş, depolanamamış ve hiçbir zaman da yeri dolmayacak bir şey bu.
sonra sonra anladım ki insan en büyük hataları sevgi eksikliğinden yapıyor.
en çaresiz anlarında sığınmak istiyorsun, sırtında "merak etme ben yanındayım" diyen bir el istiyorsun.
hep istenmiş ama hiç olmamış bir şeye özlem hiç geçmiyor oysa...
can kazaz'ın aksine ben de diyorum ki;
size hayran ve sizi annesi-babası olduğunuz için seven, size belli bir yaşa kadar muhtaç olan çocuklarınızı çok sevin, onlara çok sarılın, başını okşayın. "canım kızım", "canım oğlum" deyin onlara. "seni çok seviyorum" demekten çekinmeyin. "hata yapsan da yanındayım" deyin. deyin ki en ufacık hatalarında kendi içlerindeki kuytulara kaçmasınlar, deyin ki büyüdüklerinde iki gram sevgi peşinde koşarak geçmesin ömürleri.
şükür ki hatalar değil belki bir iki hata yapmışımdır hayatım boyunca (ki onları da hala hata saymam) ama daha güzel bir hayatım olabilir miydi kesinlikle olabilirdi. seçim şansının bende olmadığı bir şekilde geldiğim dünyada elimi taşın altından hiç çekmeden usulca yaşayıp gitmeye çalışıyorum. başarabilirsem ne ala, başaramazsam da tek sorumlu benim. benden bir tane daha bırakmıyorum ardımda. çünkü hep iyi ve doğru bir insan olmaya çalışarak en büyük cezayı kendi kendime verdim ben zaten.
artık hata yapmaktan korkmuyorum, özür dilemekten ya da seni seviyorum demekten korkmuyorum.
kendim öğrendim. kendime en iyi öğretmen benim.
sahi baba beni hiç sevdin mi?
sürsün bahar...
can kazar klibin sonunda der ki;
yetim kalmadan önce,
sizi seven babanıza "seni seviyorum" demeyi lütfen unutmayın.
ben unuttum.
ben de babama hiç "seni seviyorum" demedim. ondan da beni sevdiğini duymadım. başımı okşadığını, "kızım" dediğini kendimi bildim bileli hatırlamam. zaten çok oldu gideli, mezarına da gitmeyi sevmiyorum çünkü kabul etmiş oluyorum gittiğini o zaman. o bence uzun bir seyahate çıktı, dönecek mi belli değil, hiç soramayacağım ona beni sevip sevmediğini...
oysa ki kız çocuğu olsun çok istemiş. belki küçükken de sevdi ama ben hatırlamıyorum. insanlar neden anne-baba olur belki de anlamama sebebim bu, çocuk sahibi olmama (olamama) sebebim bu. o kadar yakından nasıl olunmadığını gördüm ki ben ve hayatım boyunca bu sevgisizliğin sonuçlarını o kadar güzel tecrübe ettim ki buna hiç cesaret edemedim. pişman mıyım değilim...
kendine göre sevmek diye bir şey yok çünkü, çünkü onu dünyaya getirmek sizin tercihiniz, eğer verecek sevginiz yoksa getirmemeyi de tercih edebilirdiniz. çünkü o çocuk dünyaya geldiyse ona bakmak zorundasınız. onu kaderine terk edemezsiniz. bir var, bir yok olamazsınız. onu büyütmek, büyürken her konuda arkasında olmak, doğruları göstermek zorundasınız. imkanlarınız ne ise o kadar. maddi olarak imkanlarınız yeterli olmayabilir (ki bizde sorun bu da değildi) bu ayıp değil asla ama sevginin bir sınırı yok; o çocuğu çok severek, ona örnek olarak onu hayata hazırlamak zorundasınız. yoksa sizden bir tane, iki tane daha olmasının ne anlamı var ki?
ben hayatımın en büyük tartışmalarını babamla yaptım ve hep ona karşı geldim çünkü o olması gerektiğinde hiç yanımda olmamıştı.
baba-kız olamadık biz hiç mesela, dışarıda böyle birbirine sevgi dolu insanları görünce burnumun direği sızlardı hep, onlar için çok mutlu olurken, onların ne kadar şanslı olduğunu düşünürken kendim için ise inanılmaz üzüldüm hep. çünkü zamanında tecrübe edilememiş, depolanamamış ve hiçbir zaman da yeri dolmayacak bir şey bu.
sonra sonra anladım ki insan en büyük hataları sevgi eksikliğinden yapıyor.
en çaresiz anlarında sığınmak istiyorsun, sırtında "merak etme ben yanındayım" diyen bir el istiyorsun.
hep istenmiş ama hiç olmamış bir şeye özlem hiç geçmiyor oysa...
can kazaz'ın aksine ben de diyorum ki;
size hayran ve sizi annesi-babası olduğunuz için seven, size belli bir yaşa kadar muhtaç olan çocuklarınızı çok sevin, onlara çok sarılın, başını okşayın. "canım kızım", "canım oğlum" deyin onlara. "seni çok seviyorum" demekten çekinmeyin. "hata yapsan da yanındayım" deyin. deyin ki en ufacık hatalarında kendi içlerindeki kuytulara kaçmasınlar, deyin ki büyüdüklerinde iki gram sevgi peşinde koşarak geçmesin ömürleri.
şükür ki hatalar değil belki bir iki hata yapmışımdır hayatım boyunca (ki onları da hala hata saymam) ama daha güzel bir hayatım olabilir miydi kesinlikle olabilirdi. seçim şansının bende olmadığı bir şekilde geldiğim dünyada elimi taşın altından hiç çekmeden usulca yaşayıp gitmeye çalışıyorum. başarabilirsem ne ala, başaramazsam da tek sorumlu benim. benden bir tane daha bırakmıyorum ardımda. çünkü hep iyi ve doğru bir insan olmaya çalışarak en büyük cezayı kendi kendime verdim ben zaten.
artık hata yapmaktan korkmuyorum, özür dilemekten ya da seni seviyorum demekten korkmuyorum.
kendim öğrendim. kendime en iyi öğretmen benim.
sahi baba beni hiç sevdin mi?
devamını gör...
gazzedeyim deva bulamam
gazzede olup deva bulamayan bir elemanın feryadı.
devamını gör...
konuşma şansım olsaydı denilen kitap karakteri
martin eden. o kadar etkilenmiştim ki kitap bittiğinde içimin cayır cayır yandığını hissettim, sanki hayatımdan geçip gitmiş gerçek biri gibiydi, ben de arkasından bakakalmıştım.
kafamdaki martini kendi gözümle görmek istedim, o yüzden resmini çizdim.
birebir olmadı ama baya yaklaştı.
kafamdaki martini kendi gözümle görmek istedim, o yüzden resmini çizdim.
birebir olmadı ama baya yaklaştı.
devamını gör...
üzülmemiş gibi yapmak
insanı üzülmekten daha çok yoran durumdur.
devamını gör...
kadın yaratılışta yarım kalmış bir erkektir
aristo da yarım kalmış bir tosttur.
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
part time kütüphanede çalıştığım birgün kapanış saatinde ıslanmayım diye seni almaya geldim demesiydi.
devamını gör...
benvenuto cellini'nin portreleri
daha önce perseus with the head of medusa heykelinde bahsettimiz heykeltıraş benvenuto cellini, 1500-1571 yılları arasında yaşamış italyan bir heykeltıraştı. portresi hem kendisi tarafından hem de başka sanatçılarca eserlere dökülen heykeltıraş maniyerizmin en büyük örneklerinden biri olan perseus with the head of medusa heykelinde, perseus'un arkasında kendi portresini saklamıştı. anlatılara göre, charlie chaplin michelangelo'nun davud heykeline sürüklenmiş bir haldeyken cellini'nin perseus with the head of medusa heykelini gördüğünde etrafındaki her şey kaybolmuştu. bu muhteşem oranlar ve denge tarafından büyülenmişti ve medusa'nın başını tutarak vücudunu ayakları altına alan perseus, üzüntünün simgesiydi. aklında oscar wilde'ın bir sözünün geldiğini söylemişti bu hikayeyi anlatırken: yine de her erkek sevdiğini öldürür. onun, bu sonsuz gizeme, iyiye ve kötüye karşı amacını ulaştığını söylüyordu. belki de esere bir de arkadan baksaydı anlattıkları çok daha farklı olacaktı... ve bu yaptığı tek heykel işi değildi.
ı. cosimo de medici, floransa doğumlu bir düktü. benvenuto, fransa'dan floransa'ya döndüğünde dükün maniyerist tarzda bronz bir büstünü yapmıştı. ve büstün sağ omzuna aslan, satir ve insan özellikleri taşıyan bir portresini yerleştirmişti. 1545 yılında yapmaya başladığı antropomorfik (insan özelliklerinin başka bir canlıya aktarılması) eser ekim 1547'de dökülmüş, şubat 1548'de de tamamlanmıştı. medusa'nın arkasında olduğu gibi dük'ün omzunda da kendi portresi yer alıyordu.
aynı şekilde, cellini'nin günümüze kalan tek altın işçiliği olan cellini salt cellar eserinde alegorik olarak karayı ve denizi temsil eden sanatçı için, neptün'ün yüz hatlarının kendisinin portrelerine benzediği söylenir. yine benzer olarak perseus with the head of medusa heykelinin kaidesinde yer alan jupiter tasvirinin, heykeltıraşın portrelerine benzer karakteristik özellikler taşıdığına inanılır.
kaynakça ve daha fazlası: wikipedia, wga.hu, wikiart.org, wikipedia - cellini salt cellar, italianways.com
ı. cosimo de medici, floransa doğumlu bir düktü. benvenuto, fransa'dan floransa'ya döndüğünde dükün maniyerist tarzda bronz bir büstünü yapmıştı. ve büstün sağ omzuna aslan, satir ve insan özellikleri taşıyan bir portresini yerleştirmişti. 1545 yılında yapmaya başladığı antropomorfik (insan özelliklerinin başka bir canlıya aktarılması) eser ekim 1547'de dökülmüş, şubat 1548'de de tamamlanmıştı. medusa'nın arkasında olduğu gibi dük'ün omzunda da kendi portresi yer alıyordu.
aynı şekilde, cellini'nin günümüze kalan tek altın işçiliği olan cellini salt cellar eserinde alegorik olarak karayı ve denizi temsil eden sanatçı için, neptün'ün yüz hatlarının kendisinin portrelerine benzediği söylenir. yine benzer olarak perseus with the head of medusa heykelinin kaidesinde yer alan jupiter tasvirinin, heykeltıraşın portrelerine benzer karakteristik özellikler taşıdığına inanılır.
kaynakça ve daha fazlası: wikipedia, wga.hu, wikiart.org, wikipedia - cellini salt cellar, italianways.com
devamını gör...


