hiç merak etmediğim, sırf davetiye gerektirdiği için ilgi çeken meret.
devamını gör...

iki bilişsel öğe'nin birbiriyle çelişik olması durumu.
basit bir örneklendirme yapacağım;
bugün erken yatmalıyım/ şimdi bir film izleyeceğim.
birbirini desteklemeyen iki önerme.

burada önemli olan çelişkili olan iki durumu nasıl gidermemiz.
film izlemeyi seviyorum beni rahatlatıyor ifadesi çelişkiyi güçlendirir. erken kalkman için film önerisini reddetmen gerekir.
- çok uykusuz kalacağım yarın hiç bir şey istediğim gibi olmayacak. doğru kararlar veremem. bir sürü bağlantı ard arda. tabii bu çelişkilerin sonucunu yaşamadan ders çıkaramayız. uykusuz kalıp verimsiz bir gün geçirdikten sonra diğer gün ikinci önermeyi reddetme eğilimimiz daha hızlı olacaktır.
- dün geç yattım. erken kalktım. yapmam gereken her şey birbirine karıştı. uykusuz kaldığımda iyi kararlar veremiyorum. bugün çok zorlandım. film'i bugün izlememeliyim. çünkü yarın yine erken kalkacağım.

bu basit örneği başka bir olgu üzerine oturtalım:
sürekli beklenti ve tutumlarımızla başka bir dünya'ya adapte olmaya çalışırız. ve her zaman akılcı yolları tercih etmeyiz. bu kuramı oluşturan sosyal psikolog leon festinger'in bakış açısıda tüm insanlar için geçerlidir yani evreseldir. seçme özgürlügü olan herkes'i ilgilendirir. bu akıllıca kararları vermekte zorlandığımız noktada devreye geçen durumlar var:
kendimizi kandırmamız
arkadaşın arıyor ve film izlemeni istiyor o sırada savaş veriyorsun. tamam ya bugünde izleyeyim yarın telafi ederim demen mesela bir kandırma sözcüğü. yanlış olan önermeyi yine güçlendiriyorsun.

şimdi, bunun daha önemli ve bizi sarsan önermeleri mevcut. kendinizi etkileme kısmından çevreyi ve toplumu nasıl yanlış yönlendirebilirsin kısmına geçelim:
kişi ortaya çıkan durum veya olguyu reddetme, yalanlama ve değiştirme yoluna gidiyor. bu arada kendi inancında olan insanların desteğini arayarak başkalarını ikna etmeye ve taraftar toplamaya çalışabilir. basit bir örnekten daha büyük toplumsal olaylardaki çeliskilere kadar gidebilir. hayatımızdaki koca yanlışlar zincirinin halkalarından bahsediyoruz. farketmeden taraftar oluyoruz. bazen düşündüğümüz ile yaptığımız eylem arasında uçurum oluyor. bu kararlarla kendimize ve çevremize zarar veriyoruz.

ben bunu niye yapıyorum? sorusunu sormak gerekir. defalarca sorun hiç çekinmeyin.

oluşturulacak stratejilerin ve gelecekle ilgili beklentilerin daha gerçekçi temellere dayanması mümkün kılmak için bu çelişkilerden kurtulmamız gerekecektir.

bilinçsizce yaptığınız çelişkilerken kurtulun... oyuna gelmeyin. *
devamını gör...

esaslı bir paradoks.
içine düşülen bir çukur gibi.
dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz, rica ediyorum beni buradan alın.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir elif şafak kitabıdır.

sadece “ çiçek abbas” ve “ komser şekspir” filmleri sayesinde yönetmen olarak görebildiğim, kendisinden kesinlikle hoşlanmadığım, saçma sapan bir yönetmen olan ve reklam yönetmenliğinde bile elinden bir iş gelmeyen sinan çetin, mevlana ile ilgili bir film yapmaya karar verir ve bunun için de elif şafak ile anlaşır. elif şafak hikayeyi yazar ama sinan çetin yazılan hikayeyi hiç beğenmez.

proje rafa kalkar. elif şafak bu hikayeyi bir roman yapar. ama romandan başka her şeye benzer. yine de tam bir pazarlama harikası çıkar ortaya. çok satsın diye de pembe ve gri olmak üzere iki kapak yaptırır. istediği gibi de olur. böylelikle kadınlar pembe erkekler gri kapaklı kitabı alabilecektir. edebi inceliğe bakar mısınız? (!) hiç cinsiyetçi bir yaklaşım da değil!

az yetenekli bir yönetmenin bile sinemaya aktarmaya değer bulmadığı bu romanımsı oluşum türkiye okurları tarafından çok sevilir, bir anda çok satan olur. her yerde reklamları döner, billboardlar elif şafak’ın aşkından geçilmez. edebiyat tarihinde yeri olur mu bilemem ama pop kültürümüzün vaz geçilmezi olacağı kesindir.

acaba elif şafak mı daha kötü yazar sinan çetin mi daha kötü yönetmen karar veremedim. bence berabere!
devamını gör...

alejandro amenábar'ın 97 yapımı gizem/bilim kurgu türündeki filmi. penélope cruz, najwa nimri ve amenábar'ın filmlerinde görmeye alışık olduğumuz eduardo noriega ve fele martinez başrolleri oynuyor. film ilk başta konunun işlenmesindeki en önemli ipuçlarından birini bize başından sunuyor ama bunu içerisinde öyle bir yediriyor ki, böyle küçük bir detayın en ince yerinden filmi götüreceğini düşünmüyorsunuz.

noriega'nın canlandırdığı cesar karakteri, zengin, yakışıklı ve çapkın biri olarak sunuluyor izleyicilere. herkesin yapmayı sevdiği şeyleri seven biri olduğunu kendisi söylüyor. ancak sevdiği şeylerin başına açtığı olaylarla baş etmesinin zorluğunu görüyoruz bu filmi izlerken. gerçeklik ve rüyalar arasında gidip geliyoruz. bir süre sonra hangisinin gerçek olduğunu öğrenmek isteği duyuyoruz. her şey birbirine girmiş durumdayken, zaman ve mekan algısı yıkılmaya başlıyor. amenábar'ın bu noktadan çok ince bir detaya değindiğini söyleyebilirim: bazen uykudan uyandıktan sonra, çok kısa bir an da olsa zaman ve mekan algımızı kaybettiğimiz olur. tüm film boyunca bu hissiyatı hatırlayarak izledim cesar'ı. sanki psikiyatrın ona sorduğu sorular karşısında "bilmiyorum" derken bu durumu yaşıyordu. her şeyi anladıktan sonra olayları çözmeye başlarken, kendi gerçekliğinden bir parça görüyoruz, o da cesar'ın yüzü. kaza sonrası yüzündeki değişimin olduğu sahnelerin gerçek hayattan bir parça olduğunu anlamamızı sağlıyor bu detay. ancak son sahne, bize bir kere daha gerçeği sorgulatmaktan başka iş bırakmıyor.
devamını gör...

genelde ingiliz ingilizcesinde kullanılan bir deyimdir.

hem spor karşılaşmalarında berabere biten maçlar için kullanılır, hem de intikam alıp ödeştikten sonra durumların eşitlenmesi anlamında kullanılır.

we are even-steven” şeklinde kullanılan yapı oldukça melodik olmasının yanı sıra çok da kullanışlıdır. bir dil iyi bilmek için o dilde geçen kullanımlara hakim olmak da gerekir bence. daha önce bir tanımda whoopsie daisies’den bahsetmiştim. ve kendimi adadığım bu göreve devam etmeye sonuna kadar niyetliyim.

peki nerden aklıma geldi birden? tabii ki kill bill volume 1 izlerken canımız ciğerimiz beatrix kiddo’nun mutfakta eski günlerden bahsedip o kara günle ilgili konuştukları vernita green’e ödeşmelerinin mümkün olması için önce onu, sonra odasına gidip küçük kızını son olarak da eve gelmesini bekleyip kocasını öldürdüğü takdirde eşitleneceklerini söylediği sahnede birden bir şimşek çaktı kafamda, bu kafa sözlük tarihine yazılmalıydı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
işin en güzel yanı ise bu deyimi sadece ayakları değil oyunculuğu da çok güzel alan uma thurman’ın “ to really get even, even steven…” diye başlayarak çok çekici bir hava ile söylemesi idi.
devamını gör...

kardeş kardeşinin ondan daha iyi yere gelmesini istemez onu kıskanır ama ölmesini de istemez ona kıyamaz anlamında atasözü.
devamını gör...

sözlükte açık ara en zeki insan olduğunu düşündüğüm kişidir. sizi suya götürüp 30 bin lira borçlandırıp getirir. çoluğunuzun çocuğunuzun rızkını alıp pavyonda yer karşınıza geçip güler. ama yine de çok delikanlı yazardır. hakkı ödenmez.
devamını gör...

'anabilim dalı'nın güzel sanatlar fakülte ve enstitülerindeki karşılığıdır. ilk duyduğunda insan biraz şaşırıyor ama sonradan düşününce çok mantıklı olduğunu da anlıyor. sanatı ve bilimi birbirinden ayrı tutmak gereklidir çünkü.
devamını gör...

there is no spoon!
devamını gör...

güzeller güzeli moderatörüm sözlüğe dönmüş gençler, an itibariyle kendisini online listesinde görebilirsiniz. evet, şu an ziyadesiyle mutluyum, sözlük daha bi güzel olmaya başladı sanki he? evet evet aynen öyle oldu. enerji bile bastı an itibariyle.

yazmaya devam o halde anasını satıyım. *
devamını gör...

@nidayewski ios icin calismalar devam ediyor, oldugu an duyurusu yapilacak zaten.

@hüseyin james bolt bunun icin pavlov'un göbeği sizi bulur.*

@merdumgiriz_ iko belediyesi yogun calisiyor, sira gelecektir.

@başımıza icat çıkarma denilen çocuk aydemir akbas.*

@patagonyalı coming soon.

@erwin könig bakalim bakalim, akil akildan ustundur belki de olur.

@yolgezer huuuuu secemem kiii ikisi de benim dedelerim, james ugruna metallica bi’ tik sanki.

@ıvanmılınskı aaa sacmalik, sen yeter ki yaz/sor biz bunun icin buradayiz.*

@bythemali ay kokulari burnuma geldi, kusacagim. suzme beyaz peynir anam.

@durumumuz yoktu sevisemedik olm hava cok sicak, ne bicim cumleler bunlar? kac yasindasin sen?*
devamını gör...

ismimin orta yerinde olan h harfinin yok sayılmasının, görmezden gelinmesinin, varlığının yadsınmasının, ötekileştirilip itilip kakılmasının, aile fotoğrafına dahil edilmeyen enişte gibi hor görülmesinin yarattığı bir duygu dalgalanmasıdır.

isminde yok sayılan bir h harfi olan herkes söylemek istediğimi anlayacaktır. anlamalıdır. isminin farklı bir formda telafuz edilmesi kadar acı ne olabilir ki hayatta. bir de üstüne üstlük sesli harflerin arası da kısalıyor h harfine yapılan haksızlıkla. bu da yetmezmiş gibi türkçede aslında olmaması gereken bir şey oluyor ve iki sesli yan yana geliyor. o kadar uygunsuz bir görüntü ki bu insan bir sis bulutunun içinde kaybolmuş hissediyor kendini.

size eksik bir harfle seslenilince kendinize yabancılaşmış hissediyorsunuz ve varlığınızı sorgulamaya kadar gidebiliyor bu durum eğer çok hassas bir anınıza denk geldiyse. sanki yok olup küllerinden yeniden doğan bir anka kuşunun saçma gösterişine kapılıyor ruhunuz. sanki iddiaya girip isminden bir harf kaybeden şairini sevda sözlerini biri size tersten okutuyor.

sonra birisi isminizi kimsenin daha önce söylemediği gibi söylüyor, yine bir harf eksik. üstü kalıyor bu sefer. eksik harf yerine size şekersiz sakız veriyor sanki. öyle çocukça bir neşe. gerisini anlatmaya gerek yok. gerisi zaten kırmızı.
devamını gör...

çoğu islami yorumculara göre evlenme maskesiyle savunulan sapkınlık.
devamını gör...

dünyaya hiçbir (azıcık bile) faydası olmayan iki düşüncenin ne kadar dayanılabileceğini gösteren söz

gerekli edit:
istisnalar kaideyi bozmaz
devamını gör...

geçtiğimiz günlerde izlediğim ve çok sevdiğim filmdir. filmde, sabık papa benedictus ile güncel papa franciscus'un geçmişteki ilişkileri ele alınmıştır. benedictus, muhafazakâr bir papadır, franciscus ise benedictus'a karşı papalık seçimini 2005 senesinde kaybetmiş reformist bir papadır. ikisinin din ve papalık müessesi hakkında düştüğü ihtilafı görmemizi sağlayan film, benedictus'un kendine halef olarak franciscus'u seçme sürecini de işliyor. adeta kapalı bir kutu olan papalık, bu film sayesinde seyirciye tanıtılıyor da diyebiliriz. elbette ki filmin propagandist bir çabası olduğuna dair izleniminiz oluyor ve papalık melek değil ama bu propaganda var ile yok arası diyebiliriz. çünkü papalığın içindeki sıkıntılar da gösteriliyor. film oscar ödülü alamamıştır. anthony hopkins ve jonathan pryce başrol oyuncularıdır. ikisinin de oyunculuğunu beğendim ancak elbette ki anthony baba yine benim gözümde en iyisidir. filmde en hoşuma giden yer ise en sonda iki papanın 2014 dünya kupası finalini izleme sahnesiydi. sonuç olarak güzel ve beğendiğim filmdir. bir şeyler öğrenebileceğiniz bir film olmakla beraber gayet akıcıdır da. şahsım tarafından tavsiye edilir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fırtınadan sonra...
(bkz: ekincik)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öyle bir arkadaşım olsun isterdim. çok düşünmeyen , saf . yani bütün arkadaşlarım bana zeki gibi geliyor yada uyanık mi diyim. galiba ben onların forrest gump'ı oldum. aaah ah
devamını gör...

bir soru.

aslında çok eski zamanlardan beri kullanılan ve günü de geceyi de 12'şer eşit parçaya ayıran bazı sistemler vardı zaten. bu yüzden saat denen icadı 24 eşit parçaya ayırarak kullanma fikri çok da şaşırtıcı olmamalı.

aslına bakarsanız saat olarak kullanılan, güneş gibi bir cisim var elimizin altında. bu da eskiden beri güneşe bakarak günün hangi diliminde olunduğuna bir cevap verilebilmesini sağlıyordu zaten. güneş göz önünde olduğu sürece, tam tepede olduğunda öğle vakti olduğu, batarken akşam, doğarken sabah olduğu hep biliniyordu. şu anda kullandığımız saatlerin olayı ise, güneşi görmediğimizde de günün (ya da gecenin diyelim) hangi diliminde olduğumuzu tam anlamıyla bilebilmemizi sağlaması.
devamını gör...

sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
iki başımız var, bir tek bedenimiz.
ne kadar dönersem döneyim çevrende:
er geç baş başa verecek değil miyiz?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim