orta asya türk devletleri'nde uygulanan bir yönetim biçimidir.

devlet, doğu ve batı olmak üzere iki kola ayrılmıştır.

devletin baş yöneticisi olan kağan, doğu kanadını yönetir.

devletin ikinci dereceden yöneticisi olan yabgular (genellikle kağan'ın kardeşi olurlar) ise batı kanadını yönetir.
devamını gör...

ikisi hariç hepsi canımın içidir,kıymalı böreğimdir, bebeğimdir, bir tanemdir, şapşiğimdir. hele eyluling vardır ki sormayın gitsin. kendisi etipuf'um olmakla beraber, beni karşılayan moddur. bu nedenle gönlümdeki yeri bambaşkadır.

yırttık abicim yırttık'da vardı ama o mod değil artık sayılmaz.
devamını gör...

bu hayatta bir insanın başka bir insana yapabileceği en büyük bencillik..
devamını gör...

kesin petö' cüdür.*
devamını gör...

dünya doyumluk değil tadımlıktır. doyamıyorum dese anlarım, illaki tadı kalmıştır damağında bir şeylerin.
devamını gör...

ortak moderatör işine girdik biz bu yazar arkadaşla, aramızda anlaştık hazall'ın dörtte üçü ona ait, gerisi benim.

şaka maka da benim pay iyice azaldı bu ara? biraz da bana bıraksan mı acaba?*
devamını gör...

katılmadığım başlık. zaten sadece uyurken hayata mola verebiliyorum onu da elimden alamazsınız, kabul etmiyorum.
devamını gör...

bulaşıcı bir akciğer hastalığı.
veba ve kolera hastalığının nasıl ki ecnebiler tarafından romanı ve sineması yapılmışsa, bizim edebiyatımızın konusunu verem ya da diğer ismiyle tüberküloz belirlemiştir. buna örnek olarak reşat nuri'nin çalıkuşu, halit ziya uşaklıgil'ın kırık hayatlar, nabizade nazım'ın karabibik, yaşar kemal'in höyükteki nar ağacı isimli eserlerinde verem hastalığı yer edinmiştir. ayrıca abdülhak hamit tarhan da makber adlı şiiri veremden ölen karısı için yazmıştır. buna benzer şekilde hacı arif bey de verem yüzünden kaybettiği karısı zülfi nigar hanım için segah makamında unutulmaz bir eser bestelenmiş aynen şu şekilde :
"olmaz ilaç sine-i sad pareme.
çare bulunmaz bilirim yareme..."

dünya, bu verem illetinin romantizm kabul edildiği, aşk acısı göstergesi olarak gördüğü dönemleri yaşamış. pek çok roman ve sinemada esas oğlanın veremden öldüğünü okuduk ve seyrettik. kaderin garip bir cilvesi olsa gerek, verem hastalığı, deyim yerindeyse sanatçı hastalığı olmuş. voltaire, maksim gorki, peyami safa, rıfat ılgaz gibi pek çok edebiyat insanı bu hastalığa yakalanmış.
devamını gör...

bir gün delirirsem diye önlerden bi bilet rica ediyim*
devamını gör...

kur’an’da halden hale geçirilme ifadesi vardır. bunu hem madden hem de manen yorumlamak mümkün. ayrıca buradaki ve oradaki zaman ayrımı. dünya altı günde yaratıldı ayetinin önüne arkasına bir bakın, oradaki bir gün buradaki kaç zamanmış. şimdi dünyadaki uzun uzuuun zamanlar (bin yıllar) oradaki bir an’da oluyorsa herkes boşuna konuşuyor. akıl henüz tam kapasite çalışmıyor. bir kere hala konuşuyoruz telapatik bir düzeye geçemedik.

eski efsanevi uygarlıkların mesela mu kıtası ruhbanları, sümer tabletlerinde bahsi geçenler.. ya hu eskiden uçan tipler devler ışınlananlar maddeleri hareket ettirenler hikayeler bitmiyor. azıcık bir doğruluk içeriyorlarsa tüm tarih ve bilimsellik yerle bir. ha tam tersi gerçekten evrim varsa yobazlık hooop çöpe.

bence sağlama şart. hem tümevarım hem de tümdengelim yöntemi ile sorgulamak ve düşünmek gerek.

fıtrat yoktan varolmayı tanımlayan kavram. bir pıhtıdan yaratılma, rahim duvarına asılı kalma, ki burada not düşelim ana rahmi kainata benzer beyin de öyle, yani ana rahminde de bir evrim var doğada da ama insanı bundan ayıran şey ne? yeni nesillerin evrim gereği yirmilik dişlerinin çıkmıyor olmasını kabul edebiliriz ama evrim yok öyle mi? evrim teorisi adı üzerinde teori, her an yeni bir bilgi gelebilir. evrim bahsi geçtiğinde maymun değil de hem uzayda hem dünyada olmazsa olmaz değişim ve dönüşümden bahsedildiğini anlayabilsek belki de bir kaç yüz yıl idare eder bizi bu bilgi ne dersiniz? düşünmek ve sorgulamak bilmediğini bilmekle başlar. çok bilmişlik yerine az ve öz olan basit bilgilerle düşünmenin ne kadar değerli olduğunu anlamak pek çok bilinmez için kafidir.

sanırım insanın akledemediği şeylerden biri akıl kapasitesinin yetmediği konularda kesin yargılarla konuşmak. bunu yapmanın yanlışlığı da yine kur’an’da bahsi geçen önemli bir konudur.

bilim her an bir öncekini yıkarak yeni bir kanıtla geliyor. din ise uyarıcı bir kitap olduğu vurgusu yapılmasına, sürekli akledin üzerine düşünün denmesine rağmen ne yazıyorsa odur algısına sıkışıyor ya da yobazların elinde haklar ve yasaklar kitabı muamelesi görüyor. hele kadın bahsi geçince çok celalleniyorum. ya hu kutsal kitaplar insan içindir, nefsi yenip kamil olma yolunu gösteren bir uyarıcı kitaptır. bunu sağlayacak yaşam felsefesini anlamak ve uygulamak herkesin kendi tercihidir. biyoloji bilmeden, insanın aynı anda iki cinsiyetin de özelliklerini kendi içinde taşıyor olmasına dair gerekli bilgileri toplamadan öldürülmesi dövülmesi gerekeni içinde değil de dışında aramak nasıl bir egonun ürünüdür bilemiyorum. zaten o yüzden olacak ki eskiden belli bir düzeye gelmeyen belli sınavları geçemeyenlere kutsal bilgiler öğretilmezmiş.

neyse mevzuya dönersek tüm kainatı içinde barındırdığına inandığımız bir kutsal kitabı, kainata dair henüz burnumuzun ucunu (arkeoloji tarihi kaç bin yıllık? dünyadan bilim insanları uzayın ne kadarını görüyor?)bile göremiyorken anladığımızı iddia etmek, bu kadar büyük bilmişlik ya da tam tersi bilimin yarın ne diyeceğini bilmeden kitapla ortak bir zeminde buluşamayacağı yargısı. bilemiyorum çok bilgi girişinden beyinler error veriyor olabilir mi acaba? şu ilk başta bahsettiğimiz halden hale geçişi şahsınızı ilgilendiren mikro düzeyde ve manen ele alırsak aman diyim dikkat edin. aşağılara düşmeyin. *
devamını gör...

başka bir adıyla, kayıp ilanı.
kimlik, ehliyet, diploma gibi eşyaların kaybolması durumunda bir sorun ile karşılaşmamak için gazetelere verilmesi gereken ilandır.
kaybolan eşya kötü niyetli biri tarafından bulunsa bile verilen ilanda
-hükümsüzdür- diye belirtildiğinden oluşabilecek sıkıntılar önlenir.
devamını gör...

bahşılı sefiri biliyorum duygularımız karşılıklı.
devamını gör...

karmaşık anlamında kullanılır.

bir de psikolojide insanın içinde kalan ukdelerini bir güç edinimi ile birlikte dışa vurması şeklinde de görebiliyoruz.
devamını gör...

''hay bin kunduz!'' bu nidanın ve kalıbın bizim için özel bir değeri vardır. haza istanbul beyefendisi insanlar olarak büyütüldüğümüz ve küfür ağzımıza yakışmadığı için, özellikle ortaokul yıllarında, yanımızda büyüklerimiz, öğretmenlerimiz ve saygı duyduğumuz insanlar varsa, argoya başvurmadan işi bu söz öbeği ile kurtarırdık. ''hay bin kunduz!'' nidası o yüzden çok fazla şey ifade eder bizim için. şaşkınlık, kızgınlık, tüh be gibi özel anlamları vardır. tabi birde aslan, fil, ayı dümdüz gitmenin öbür adıdır. *

ha argonun en yaratıcı tamlamalarını bilir bizim kuşak. küfrün edebiyatını bile yaparız. öyle yaratıcı küfürler çıkar ki ağzımızdan şaşırırsınız, küfrü ederiz ama onun sizde küfür etkisi yaratması biraz zaman aldığı için idrak yollarınız açıldığında anlarsınız ne demek istediğimizi * ama bunları bizden mevcut şartlarda duymanız zordur. misal ben bu yaratıcılığımı genelde statta ya da kapalı spor salonunda gösteririm. hatta basketbol maçlarında daha fazla gösteririm. bir beşiktaş maçında hakemin benden bunalıp, salondan çıkartması vakıası yaşanmıştır ki, o başka bir hikayenin konusu *

başlığı görünce de ''hay bin kunduz!'' dedim ''kahretsin!'' anlamında kullandım. zira başlığı benim açmam lazımdı. sonra bir kere daha ''hay bin kunduz!'' dedim. bu sefer de kalıbı ''tüh be!'' anlamında kullandım zira verilen bilgide genelleme yapılmıştı.

''hay bin kunduz!'' nidası her çizgi filmi kapsayan bir nida değil. fumetti'lerle * arası iyi olanlar bilir ki, bu kalıp kaptan swing'e (tutto mark) zimmetlidir. kaptan swing ''esse gesse''nin yarattığı bir çizgi romandır ve bizim gibi tutkunları için özel bir karakterdir. tabi sadece o değil. yine insanların genellikle anlamını bilmeden, kendilerine komik geldiği için kalıp ve hitap şekli olarak kullandığı ''gamlı baykuş'' karakteri ve mister bluff abimizin de bizde yeri ayrıdır. saygıdeğer abilerdir bunlar. ontario kurtlarının kafa ekibi olarak adlandırabiliriz onları. neyse oraya girersek çıkamayız işin içinden...

iyisi mi ''hay bin kunduz!'' kalıbına geri dönelim. bu kalıbı swing abimiz genelde silahlı çatışmalar esnasında söylerdi. kurşunlar vızır vızır sağından, solundan, başının üzerinden geçerken ''zıvazzz'' gibi bir ses çıkarır ve swing abimizin dilinden bu söz kalıbı dökülüverirdi. bende kalıbımı basarım ki, bu söz sayesinde postu deldirmemiştir. o sözün özel bir koruyuculuğu olduğuna inanıyorum. rakun kuyruklu şapkasına bir kaç kurşun isabet etmiş olursa olsun kendisine bir şey olmamıştır. *
devamını gör...

(bkz: ben değilim o vallahi ben değilim)
devamını gör...

çat diye örgün egitime geçtik deyip öğrencileri velileri yurt arayışına sokarlar bir sürü insan otobüs uçak bileti satın alır, emlakçılardan ev kiralarlar, akademisyenlerden hademelere kadar herkes görev yerine koşturur. bir hafta sonra ağam der ki vay ben vazgeçtim herkes evine geri dönsün. muhtemel süreç bu şekilde olacak.
x2 ekonomik masraf x2 zaman israfı x2 bulaş.
devamını gör...

ben genel olarak karikatür çiziyorum. çizimlerimi gören çoğu kişi ilk önce "beni de çizsene" diyor. karakalem ya da portre çizemediğimi söyleyince de "hmmmm" diyorlar. o hmm'da "yeteneksiz" demek.
devamını gör...

kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmak.*
devamını gör...

dua etmektir.
devamını gör...

yanılmıyorsam, "takipçi" ve "destekleyici" gibi anlamlara gelen ibranice kökenli bir erkek ismi. jacob isminin ingilizce karşılığıdır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim