milliyetçilik hastalıktır
(bkz: öyle mi peki)
lutfen bu dusuncelerinizi bir gun yaz kis demeden; ailesinden, sevdiginden, hayatindan feragat edip siz ve sizin gibileri ve dahi vatan topraklarini koruma adina, canini hice sayan mehmetciklerden birinin, yuzune yuzune söyleyin. söyleyin ki omurlerini, canlarini, gencliklerini kimler icin heba ettiklerini bilsinler.
milliyetcilik vatanini ve milletini ekstra sevme ve cikarlarini gozetme ideolojisidir. genel ilkesi de her acidan ulusal bagimsizligi koruma ve kollama uzerine kuruludur. kisinin kendi ailesini daha fazla sevme ve dusunmesi kadar tabii bir dusunce yapisidir bu. hastalikli dusunce yapisi ideolojinin kendisi degildir. ıdeolojiyi cok baska alanlarda ve uclarda yasayan kesimdedir.
lutfen bu dusuncelerinizi bir gun yaz kis demeden; ailesinden, sevdiginden, hayatindan feragat edip siz ve sizin gibileri ve dahi vatan topraklarini koruma adina, canini hice sayan mehmetciklerden birinin, yuzune yuzune söyleyin. söyleyin ki omurlerini, canlarini, gencliklerini kimler icin heba ettiklerini bilsinler.
milliyetcilik vatanini ve milletini ekstra sevme ve cikarlarini gozetme ideolojisidir. genel ilkesi de her acidan ulusal bagimsizligi koruma ve kollama uzerine kuruludur. kisinin kendi ailesini daha fazla sevme ve dusunmesi kadar tabii bir dusunce yapisidir bu. hastalikli dusunce yapisi ideolojinin kendisi degildir. ıdeolojiyi cok baska alanlarda ve uclarda yasayan kesimdedir.
devamını gör...
en yakındaki kitabın 17. sayfasının 3. cümlesi
daha çok yaşayanlar bile, kendini yetiştirme işini ömürlerinin ilk döneminde bitirmiştir. *
devamını gör...
doctor who
11 yaşlarında falanken cnbc-e'de denk geldiğim, birkaç hafta içinde eve yeni yeni girmiş internette aratıp bulacak ve gıdım gıdım akan internetin acı çektirmelerine katlanarak izleyecek kadar sevdiğim, şu an beni ben yapan, bana ingilizceyi öğreten, yabancı dizi izleme alışkanlığını kazandıran, özellikle steven moffatın başa geçtiği 5.sezondan itibaren ivme kaybederek ilerleyen, ama yine de piyasadaki birçok yapımdan daha kaliteli olan bbc yapımı bir ingiliz dizisi.
gallifrey'li bir zaman lordu olan doctor, torunu susan'ı da yanına alarak bir tardis (uzay ve zamanda yolculuk yapabilen, içinde birçok boyut bulunduran bir zaman makinesi) çalar ve yolculuğu başlar. 1963'te yayınlanmaya başladığında amacı minik ingiliz bebelerine tarih öğretmek olan dizi, zamanla beklenenden çok daha fazla sevilir. dönemin doctor'ı william hartnell'ın çok yaşlanması ve oyunculuktan emekli olmak zorunda kalması, kanalı karakteri değiştirmeye iter ve rejenerasyon fikri doğar. artık zaman lordlarının 12'şer adet rejenerasyon hakkı vardır :)
(tamamen kendi fangirllüğümle söylüyorum ki, bu dizinin modern serideki zirvesi russell t.davies'in yapımcılık ve başyazarlığını yaptığı ilk 4 sezonudur (2005-2010). bu dönemde dizinin evrenine eklenen spin-off'ları torchwood ve the sarah jane adventures da aynı yazardan çıkmıştır ve yapbozun parçaları takır takır yerine oturmaktadır. ne yazık ki sonrasında gelen steven moffatt, ve ondan da beteri chris chibnall bu devamlılıkları da, evreni de bir güzel bozmuştur. yine de napalım, hayat işte...)
gallifrey'li bir zaman lordu olan doctor, torunu susan'ı da yanına alarak bir tardis (uzay ve zamanda yolculuk yapabilen, içinde birçok boyut bulunduran bir zaman makinesi) çalar ve yolculuğu başlar. 1963'te yayınlanmaya başladığında amacı minik ingiliz bebelerine tarih öğretmek olan dizi, zamanla beklenenden çok daha fazla sevilir. dönemin doctor'ı william hartnell'ın çok yaşlanması ve oyunculuktan emekli olmak zorunda kalması, kanalı karakteri değiştirmeye iter ve rejenerasyon fikri doğar. artık zaman lordlarının 12'şer adet rejenerasyon hakkı vardır :)
(tamamen kendi fangirllüğümle söylüyorum ki, bu dizinin modern serideki zirvesi russell t.davies'in yapımcılık ve başyazarlığını yaptığı ilk 4 sezonudur (2005-2010). bu dönemde dizinin evrenine eklenen spin-off'ları torchwood ve the sarah jane adventures da aynı yazardan çıkmıştır ve yapbozun parçaları takır takır yerine oturmaktadır. ne yazık ki sonrasında gelen steven moffatt, ve ondan da beteri chris chibnall bu devamlılıkları da, evreni de bir güzel bozmuştur. yine de napalım, hayat işte...)
devamını gör...
spontane radyo yayını
sırf mayın tarlası seçimiyle mest oldum diye her hafta dinleyeceğim. ama kim bu erol egemen ulan diye bağırmazsanız hatrım kalır.
devamını gör...
benzetildiğiniz hayvanlar
bir hayvana benzetilmediğimiz kalmıştı zaten alüminyum dediğim başlık.
devamını gör...
tarantino rodriguez evreni
quentin tarantino ve robert rodriguez filmlerinin senaryosunun bizim gerçekliğimizde geçmediği pek çok defa dile getirilmiş bir gerçek. normalde bulunmayan sigara, içecek vs. markalarının (big kahuna burger, red apple cigarettes, go juice vs.) tarantino'nun pek çok filminde görünmesinden ve ayrı filmlerdeki bazı karakterlerin akrabalık ilişkileri ortaya çıktıktan sonra neredeyse kesinleşen bu düşünceyi 2014 yılında tarantino onaylamıştır* ve evren hakkında ufak detaylar vermiştir. peki nedir bu ayrı evrenler? aslında temelde 4 evren ve evrenden bağımsız filmlerden oluşuyor demek yanlış olmayacaktır. tarantino-rodriguez evrenine kısa bir giriş yapmak gerekirse temel bilgilerden başlayalım.
bu dört evren kısaca; realer than real*, movie movie*, shaft ve elmore leonard universe olarak adlandırılabilir ama shaft ve elmore leonard evrenini kenara bırakırsak eğer asıl ilginç olan kısım realer than real ve movie movie evrenidir.
realer than real: realer than real evreni aslında bizim gerçekliğimiz ve tarantino gerçekliği arasında ilerleyen bir evren. yani temelde şu an bulunduğumuz gerçeklik ile bağlantısı var ama realer than real evreni tarantino'nun filmlerinde gerçekten yaşanmış tarihi olayları kendi alternatif sonları ile* bitirmesinden dolayı bir kırılma yaşanıyor ve evren bizim gerçekliğimiz yerine alternatif bir gerçeklik üzerinden ilerlemeye başlıyor. kronolojik olarak bakarsak evren 1858 yılında django unchained filmi ile başlıyor ama önceden realer than real sayılan film daha sonra movie movie olarak açıklandığı için esas kırılma inglourious basterds filmi ile yaşanıyor. peki neden?
inglourious basterds filminin genelinden ziyade sonu önemli aslında. bundan sonrası ufak bir spoiler içeriyor. hitler'in intihar edip ölmesinden ziyade tarantino gerçekliğinde hitler epey vahşi bir biçimde öldürüldü ve bu durum savaşı bitiren harekettti. bu durum mevcut gerçeklikte koca bir kırılmaya sebep oldu çünkü bu durum açıkça şiddet her şeyi çözer düşüncesini besledi. bu da tarantino evreninde şiddeti bir noktaya kadar insanların kabullenmesini ve hatta daha sık başvurmasını sağladı. realer than real universe'de insanlar şiddeti sorun değil çözüm olarak görüyorlar, bundan ötürü bizim gerçekliğimizden daha vahşi bir ortam hakim. gerçi bence tarantino evreni dünya sahnesine kıyasla şirin bile kalıyor ama konumuz bu değil.
realer than real evreninde geçen filmlere ufak bir göz atarsak eğer bunların sadece tarantino imzalı filmler olmadığını görüyoruz. bunun temel sebebi bu filmlerden bazılarını yönetmese bile senaryosunu kendisi yazması aslında.
realer than real evreninde geçen filmler: the hateful eight, once upon a time in hollywood, pulp fiction, reservoir dogs ve senaryosunu tarantino'nun yazdığı true romance.
movie in movie veya movie movie evrenine göz attıktan sonra filmler içerisindeki göndermeleri de ekleyeceğim.
movie movie: realer than real evreninden bir karakteri ele alalım; reservoir dogs filminden mr. blonde veya gerçek ismiyle victor "vic" vega* realer than real evreninden bir karakter ve kendi evreninde sinemaya gidip bir film izlemek istediğinde bilet alabileceği filmlerden biri kill bill. aslında mesele tam olarak bu. movie movie evrenine dahil olan filmler tamamen realer than real evrenindeki gerçek karakterlerin sinemada izleyebileceği filmlerden oluşuyor yani gerçek değiller, o evrende bir geçerlilikleri yok çünkü onlar yalnızca film. iyi de nasıl anlaşılıyor hangisinin realer than real hangisinin movie movie evreninde olduğu diyenler olacaktır şüphesiz. cevap oldukça basit aslında. movie movie evreninin temel özelliklerini kavramak yeterli.
movie movie filmlerindeki herhangi bir karakter asla realer than real evreninde var olamaz çünkü gerçek değil kurgudan ibaretlerdir ama realer than real evrenindeki herhangi bir karakteri rahatlıkla movie movie evreninde görebiliriz. ek olarak zaten tarantino'nun filmlerindeki şiddet unsuru malum, her zaman daha şiddetli ve bir parça gerçek dışı olan filmler yüksek ihtimal movie movie evreninde geçiyordur. en önemli detay ise karakter görünümleri ve referansları. bu iki evren kendi içinde karakterleri veya o karakterler ile akraba ilişkisi olan başka karakterleri barındırıyor. movie movie filmlerini ekledikten sonra bu karakter referansları nedir ufak bir göz atmak gerek.
movie movie evreninde geçen filmler: django unchained, from dusk till down - remake ( from dusk till down 2014) ve spin-off olan curdled, death proof, planet terror, kill bill, kill bill vol. 2, machete, spy kids serisi, el mariachi, desperado, once upon a time mexico.
buradan sonrası ağır spoiler içermekle beraber çok fazla karakter referansı içereceğinden kafa karıştırıcı ve yorucu olacak.
ilk olarak belki de en bilinen pulp fiction-kill bill referansı ile başlayalım. bunun uzun zamandır planlı bir evren olduğunun en temel kanıtıdır aslında bu referans. pulp fiction karakteri yani realer than real evreninden bir karakter olan mia wallace bir sahnede vincent vega'ya kill bill serisinde gördüğümüz 5* kadın karakterin ana hatlarını çizerek anlatıyor. daha sonra ilerleyen yıllarda zaten mia wallece karakterini oynayan uma thurman'ın kill bill serisinde bride karakterini canlandırdığını göreceğiz ki o zamanlar bundan pek haberimiz olduğu söylenemez. bu pulp fiction'da bulunan ilk bağlantı değil. bir diğer bağlantı az önce bahsettiğim reservoir dogs filmindeki mr.blonde yani victor vega karakteri. soyisimlerinden de anlaşılacağı üzere pulp fiction'ın efsanevi karakteri vincent vega ile aile bağları var ve hatta kardeşler. yine bir pulp fiction-reservoir dogs referansı daha var. reservoir dogs filmindeki mr. white karakterinin gerçek ismi larry dimmick, pulp fiction'da tarantino tarafından canlandırılan jimmy dimmick karakteri ile yüksek ihtimal kardeşler.
bir diğer güzel detay true romance filminde ortaya çıkıyor. hatta iki detay demek daha doğru olacaktır. reservoir dogs filmindeki mr.white karakterinin alabama diye bir kadınla çalıştığını biliyorduk. true romance'in ana karakterlerinden biri olan alabama whitman -ki soyismi açık bir mesaj çünkü tarantino şaka yapmaz arkadaşlar*- aslında reservoir dogs filminde ismi geçen alabama karakterinin kendisi. bir diğer bağlantı inglourious basterds filminden geliyor ki pek beklenmedik sayılmaz. true romance filminde gördüğümüz lee donowitz karakteri ing.basterds filminin the bear jew'i donny donowitz'in oğlu. büyük bir referans sayılmasa bile evrenin iç içe geçmiş olduğunun ufak bir kanıtı daha var. seymour scagnetti, reservoir dogs'da bay blonde'un şartlı tahliye memuru olarak tanıtılmıştı ve daha sonra true romance filminde jack scagnetti karakteri ile tanışıyoruz. ya tarantino soyisim bulamıyor ya da gerçekten akraba hatta muhtemelen kardeşler. burayı biraz daha eşelersek yine çıkan çok fazla detay var.
seymour scagnetti'nin reservoir dogs'daki orijinal adı craig koons'du. pulp fiction'da, christopher walken'in eski pow'u kaptan koon olarak adlandırılıyor. django unchained'de smitty bascall çetesinin bir parçası olan crazy craig koons walken'in büyük-büyük-büyükbabası muhtemelen. smitty bascall çetesinin bir diğer üyesi, natural born killers'da ortaya çıkan bir isim olan gerald nash. mr. blonde tarafından reservoir dogs'da işkence gören adamın adı marvin nash bu arada. ya tarantino soyadı bulamıyor ya da ben delirdim muhtemelen.
yine django filmine dönelim, waltz'ın canlandırdığı dr. king schultz karakteri tanıdık geldi mi? hani karısının adı paula olan... evet. peki o zaman kill bill vol.2 filminde bride karakterini gömdükleri 1823-1853 paula schultz mezarını hatırlayan var mı? jackpot! şimdi burada şu sorun ortaya çıkıyor. ya django movie movie ama olamaz çünkü realer than real evreni ile karakter bağlantısı var ya da tarantino ve rodriguez bizimle dalga geçiyor. burada django bir noktada muğlak bir film olarak kalıyor çünkü realer than real evrenindeki gerçek bir kişiye aslında movie movie evreninde referans verilebilir tıpkı bizim tarihte gerçekten yaşamış olan karakterlere filmlerde yer verebildiğimiz gibi ama yine de django'yu muğlakta bırakmak daha akıllıca olacaktır çünkü tarantino bu. yine muhtemelen sadece kendisinin güldüğü bir şaka yapıyor ama biz hiç anlamıyoruz. django unchained'e geri dönersek orada maynard olduğunu öne süren bir karakter var, bu muhtemelen pulp fiction'daki maynard'ın soyuna bir gönderme.
yine de movie movie karakterleri filmler arasında hareket edebiliyorlar ve bunu akraba bağlantıları ile yapmıyorlar. şerif earl mcgraw ve oğlu edgar mcgrav karakteri filmler arasında kendi karakterleri olarak tekrar görünüyor ve movie movie evreni de bir noktada kendi gerçekliğini yaratıyor yani tarantino çıkıp film içinde film içinde film isimli bir evren yaratabilir eğer isterse. bazen acaba biz de tarantino evrenindeyiz ve haberimiz mi yok diye düşünüyorum...
the hateful eight filmindeki tim roth'un canlandırdığı oswaldo mobray yani diğer adıyla pete hicox karakteri yine kan bağı ile inglorious basterds filminde michael fassbender'ın canlandırdığı archie hicox karakteri ile bağlanıyor.
ve gelelim diğer iki evrene, shaft ve elmore leonard.
shaft evreni: ilk önce gordon parks daha sonra ise john guillermin, john singleton, tim story tarafından yönetilen shaft serisi tarantino-rodriguez evreni ile bağlantılı hatta evrenin bir parçası ama en büyük bağlantı django unchained filminden geliyor. ana karakter olan john shaft (serinin ilk filmindeki), django ve broomhilda von shaft'ın soyundan geliyor.
elmore leonard evreni: elmore leonard tarafından yazılmış romanlardan uyarlama filmleri ifade eden evren. jackie brown filmi buna en net örnek olabilir. filmler yine diğer evrenlerde olduğu gibi yalnızca kendi içinde bağlantılı.
tarantino-rodriguez evreninin bağımsız filmleri: roadracers, four room, the faculyt, the adventures of sharkboy and lavagirl, sin city, sin city: a dame to kill for.
unuttuğum detaylar olursa sonra ekleyeceğim.
bu dört evren kısaca; realer than real*, movie movie*, shaft ve elmore leonard universe olarak adlandırılabilir ama shaft ve elmore leonard evrenini kenara bırakırsak eğer asıl ilginç olan kısım realer than real ve movie movie evrenidir.
realer than real: realer than real evreni aslında bizim gerçekliğimiz ve tarantino gerçekliği arasında ilerleyen bir evren. yani temelde şu an bulunduğumuz gerçeklik ile bağlantısı var ama realer than real evreni tarantino'nun filmlerinde gerçekten yaşanmış tarihi olayları kendi alternatif sonları ile* bitirmesinden dolayı bir kırılma yaşanıyor ve evren bizim gerçekliğimiz yerine alternatif bir gerçeklik üzerinden ilerlemeye başlıyor. kronolojik olarak bakarsak evren 1858 yılında django unchained filmi ile başlıyor ama önceden realer than real sayılan film daha sonra movie movie olarak açıklandığı için esas kırılma inglourious basterds filmi ile yaşanıyor. peki neden?
inglourious basterds filminin genelinden ziyade sonu önemli aslında. bundan sonrası ufak bir spoiler içeriyor. hitler'in intihar edip ölmesinden ziyade tarantino gerçekliğinde hitler epey vahşi bir biçimde öldürüldü ve bu durum savaşı bitiren harekettti. bu durum mevcut gerçeklikte koca bir kırılmaya sebep oldu çünkü bu durum açıkça şiddet her şeyi çözer düşüncesini besledi. bu da tarantino evreninde şiddeti bir noktaya kadar insanların kabullenmesini ve hatta daha sık başvurmasını sağladı. realer than real universe'de insanlar şiddeti sorun değil çözüm olarak görüyorlar, bundan ötürü bizim gerçekliğimizden daha vahşi bir ortam hakim. gerçi bence tarantino evreni dünya sahnesine kıyasla şirin bile kalıyor ama konumuz bu değil.
realer than real evreninde geçen filmlere ufak bir göz atarsak eğer bunların sadece tarantino imzalı filmler olmadığını görüyoruz. bunun temel sebebi bu filmlerden bazılarını yönetmese bile senaryosunu kendisi yazması aslında.
realer than real evreninde geçen filmler: the hateful eight, once upon a time in hollywood, pulp fiction, reservoir dogs ve senaryosunu tarantino'nun yazdığı true romance.
movie in movie veya movie movie evrenine göz attıktan sonra filmler içerisindeki göndermeleri de ekleyeceğim.
movie movie: realer than real evreninden bir karakteri ele alalım; reservoir dogs filminden mr. blonde veya gerçek ismiyle victor "vic" vega* realer than real evreninden bir karakter ve kendi evreninde sinemaya gidip bir film izlemek istediğinde bilet alabileceği filmlerden biri kill bill. aslında mesele tam olarak bu. movie movie evrenine dahil olan filmler tamamen realer than real evrenindeki gerçek karakterlerin sinemada izleyebileceği filmlerden oluşuyor yani gerçek değiller, o evrende bir geçerlilikleri yok çünkü onlar yalnızca film. iyi de nasıl anlaşılıyor hangisinin realer than real hangisinin movie movie evreninde olduğu diyenler olacaktır şüphesiz. cevap oldukça basit aslında. movie movie evreninin temel özelliklerini kavramak yeterli.
movie movie filmlerindeki herhangi bir karakter asla realer than real evreninde var olamaz çünkü gerçek değil kurgudan ibaretlerdir ama realer than real evrenindeki herhangi bir karakteri rahatlıkla movie movie evreninde görebiliriz. ek olarak zaten tarantino'nun filmlerindeki şiddet unsuru malum, her zaman daha şiddetli ve bir parça gerçek dışı olan filmler yüksek ihtimal movie movie evreninde geçiyordur. en önemli detay ise karakter görünümleri ve referansları. bu iki evren kendi içinde karakterleri veya o karakterler ile akraba ilişkisi olan başka karakterleri barındırıyor. movie movie filmlerini ekledikten sonra bu karakter referansları nedir ufak bir göz atmak gerek.
movie movie evreninde geçen filmler: django unchained, from dusk till down - remake ( from dusk till down 2014) ve spin-off olan curdled, death proof, planet terror, kill bill, kill bill vol. 2, machete, spy kids serisi, el mariachi, desperado, once upon a time mexico.
buradan sonrası ağır spoiler içermekle beraber çok fazla karakter referansı içereceğinden kafa karıştırıcı ve yorucu olacak.
ilk olarak belki de en bilinen pulp fiction-kill bill referansı ile başlayalım. bunun uzun zamandır planlı bir evren olduğunun en temel kanıtıdır aslında bu referans. pulp fiction karakteri yani realer than real evreninden bir karakter olan mia wallace bir sahnede vincent vega'ya kill bill serisinde gördüğümüz 5* kadın karakterin ana hatlarını çizerek anlatıyor. daha sonra ilerleyen yıllarda zaten mia wallece karakterini oynayan uma thurman'ın kill bill serisinde bride karakterini canlandırdığını göreceğiz ki o zamanlar bundan pek haberimiz olduğu söylenemez. bu pulp fiction'da bulunan ilk bağlantı değil. bir diğer bağlantı az önce bahsettiğim reservoir dogs filmindeki mr.blonde yani victor vega karakteri. soyisimlerinden de anlaşılacağı üzere pulp fiction'ın efsanevi karakteri vincent vega ile aile bağları var ve hatta kardeşler. yine bir pulp fiction-reservoir dogs referansı daha var. reservoir dogs filmindeki mr. white karakterinin gerçek ismi larry dimmick, pulp fiction'da tarantino tarafından canlandırılan jimmy dimmick karakteri ile yüksek ihtimal kardeşler.
bir diğer güzel detay true romance filminde ortaya çıkıyor. hatta iki detay demek daha doğru olacaktır. reservoir dogs filmindeki mr.white karakterinin alabama diye bir kadınla çalıştığını biliyorduk. true romance'in ana karakterlerinden biri olan alabama whitman -ki soyismi açık bir mesaj çünkü tarantino şaka yapmaz arkadaşlar*- aslında reservoir dogs filminde ismi geçen alabama karakterinin kendisi. bir diğer bağlantı inglourious basterds filminden geliyor ki pek beklenmedik sayılmaz. true romance filminde gördüğümüz lee donowitz karakteri ing.basterds filminin the bear jew'i donny donowitz'in oğlu. büyük bir referans sayılmasa bile evrenin iç içe geçmiş olduğunun ufak bir kanıtı daha var. seymour scagnetti, reservoir dogs'da bay blonde'un şartlı tahliye memuru olarak tanıtılmıştı ve daha sonra true romance filminde jack scagnetti karakteri ile tanışıyoruz. ya tarantino soyisim bulamıyor ya da gerçekten akraba hatta muhtemelen kardeşler. burayı biraz daha eşelersek yine çıkan çok fazla detay var.
seymour scagnetti'nin reservoir dogs'daki orijinal adı craig koons'du. pulp fiction'da, christopher walken'in eski pow'u kaptan koon olarak adlandırılıyor. django unchained'de smitty bascall çetesinin bir parçası olan crazy craig koons walken'in büyük-büyük-büyükbabası muhtemelen. smitty bascall çetesinin bir diğer üyesi, natural born killers'da ortaya çıkan bir isim olan gerald nash. mr. blonde tarafından reservoir dogs'da işkence gören adamın adı marvin nash bu arada. ya tarantino soyadı bulamıyor ya da ben delirdim muhtemelen.
yine django filmine dönelim, waltz'ın canlandırdığı dr. king schultz karakteri tanıdık geldi mi? hani karısının adı paula olan... evet. peki o zaman kill bill vol.2 filminde bride karakterini gömdükleri 1823-1853 paula schultz mezarını hatırlayan var mı? jackpot! şimdi burada şu sorun ortaya çıkıyor. ya django movie movie ama olamaz çünkü realer than real evreni ile karakter bağlantısı var ya da tarantino ve rodriguez bizimle dalga geçiyor. burada django bir noktada muğlak bir film olarak kalıyor çünkü realer than real evrenindeki gerçek bir kişiye aslında movie movie evreninde referans verilebilir tıpkı bizim tarihte gerçekten yaşamış olan karakterlere filmlerde yer verebildiğimiz gibi ama yine de django'yu muğlakta bırakmak daha akıllıca olacaktır çünkü tarantino bu. yine muhtemelen sadece kendisinin güldüğü bir şaka yapıyor ama biz hiç anlamıyoruz. django unchained'e geri dönersek orada maynard olduğunu öne süren bir karakter var, bu muhtemelen pulp fiction'daki maynard'ın soyuna bir gönderme.
yine de movie movie karakterleri filmler arasında hareket edebiliyorlar ve bunu akraba bağlantıları ile yapmıyorlar. şerif earl mcgraw ve oğlu edgar mcgrav karakteri filmler arasında kendi karakterleri olarak tekrar görünüyor ve movie movie evreni de bir noktada kendi gerçekliğini yaratıyor yani tarantino çıkıp film içinde film içinde film isimli bir evren yaratabilir eğer isterse. bazen acaba biz de tarantino evrenindeyiz ve haberimiz mi yok diye düşünüyorum...
the hateful eight filmindeki tim roth'un canlandırdığı oswaldo mobray yani diğer adıyla pete hicox karakteri yine kan bağı ile inglorious basterds filminde michael fassbender'ın canlandırdığı archie hicox karakteri ile bağlanıyor.
ve gelelim diğer iki evrene, shaft ve elmore leonard.
shaft evreni: ilk önce gordon parks daha sonra ise john guillermin, john singleton, tim story tarafından yönetilen shaft serisi tarantino-rodriguez evreni ile bağlantılı hatta evrenin bir parçası ama en büyük bağlantı django unchained filminden geliyor. ana karakter olan john shaft (serinin ilk filmindeki), django ve broomhilda von shaft'ın soyundan geliyor.
elmore leonard evreni: elmore leonard tarafından yazılmış romanlardan uyarlama filmleri ifade eden evren. jackie brown filmi buna en net örnek olabilir. filmler yine diğer evrenlerde olduğu gibi yalnızca kendi içinde bağlantılı.
tarantino-rodriguez evreninin bağımsız filmleri: roadracers, four room, the faculyt, the adventures of sharkboy and lavagirl, sin city, sin city: a dame to kill for.
unuttuğum detaylar olursa sonra ekleyeceğim.
devamını gör...
gelmiş geçmiş en felsefi söz
kendini yönetirsen dünyayı yönetecek gücü bulabilirsin.
eflatun
eflatun
devamını gör...
saraybosna
bosna hersek'in kozmopolit başkenti. savaşta bu doku kısmen bozulsa da halen boşnaklar ve hırvatlar, bir yandan birbirleriyle savaşırken öte yandan bosnalı sırpların saldırılarına maruz kalan iki halk burada yaşıyor, görünürde pek de sıkıntıları yok. sırbistan'da oturan bir arkadaşım "artık hiç olay yok, novipazar'da da (sırbistan toprakları içinde yani) boşnaklar oturuyor" demişti. sanırım yeni kuşaklar arasında ırk temelli de düşüncelerle "hepimiz slavız abi" diyenler var. türkiye'de kabul edilemeyen bir şey, çünkü bir boşnak arkadaşım resmen ağlamıştı "biz slav değiliz türküz, slavları asimile etmek için yerleştirilmiş karamanlılarız" diye... ama bosna sırp cumhuriyeti içinde düşmanca tavır sürüyor, o ayrı (zaten soykırımı esas yapanlar da bu bosna sırpları).
gazi hüsrev bey tarafından yapılan bosna bey sarayı hasebiyle saray-ı bosna veyahut sarajevo adını almış saraybosna'ya mostar'dan çıkıp kapalı bir havada girdik demiştik. yol boyunca savaşı dinlemek tüyler ürpertici. üç yıl radovan karadziç'in tam teçhizatlı birliklerince abluka edilen, sırp keskin nişancıların av partisine dönmüş saraybosna hâlen çok hüzünlü bir yer. daha şehre girince kurşun delikli duvarlar kendini gösteriyor.


1914'te hasburg veliahtının vurulduğu köprüde geziye başlıyoruz. köprünün bir tarafında hasburg döneminde yapılan milli kütüphane var. savaşta bombalanan kütüphane yeniden yapılsa da tahrip olan 2 milyon kitap kurtarılamamış.


teyzenin arkasındaki bina inatkuca (inat evi) olarak biliniyor. köprü yapılacağı zaman istimlâk edilecek evini bir türlü vermeyen bir boşnak inadına sahip ailenin, evin karşı kıyıda yeniden kurulması şartıyla evlerini tahliye etmeleri üzerine yapılan bu ev enteresan bir anıt.
buradan sonra geçtiğimiz başcarşı türkiye'deki uzun çarşılar gibi... en ilginç tabela da galatasaray oldu. meğer 1980'lerde sarı kırmızılı formayı giyen tarık hodzic'in kebapçısı imiş.
çarşıda önce çok kalabalık bir dükkanda börek yedik. ünlü boşnak böreğinin aslı börek'te bile satıldığını görmek orta karar bir şok idi.
başçarşının ortasında, sancak sarayını da yaptıran malkoçoğlu sülalesinden akıncı reisi gazi hüsrev bey camii var. hemen önünde, anadolu'da gördüklerimizden daha eski bir saat kulesi. saatin alaturka düzene göre ayarlandığı da dikkatimizi çekti. ayrıca boşnak müezzinler savaştan beri büyük yatırım yapan araplar gibi makamsızca ezan okuyor. arap gırtlağı her daim ibrahim tatlıses gibi kulağımıza geldiğinden ses kötü değil, ama makam nazariyat sıfır. epey şaşırdık.
bir saraybosna gülü. bombanın düştüğü yerdeki çukurlar kırmızı boyanıp anıt olarak korunuyor.
partizanların saraybosna'yı kurtarmasının anısına dikilen "sönmeyen ateş" anıtı. bu ateş savaşta bile yanmaya devam etmiş.
kapalı pazara gitmeden olmazmış, rehberin oraya gideceğimizi söylemesiyle koca doktorlar bir sevindi ki... o kadar tatsız yerlerden geçe geçe bıkan insanlar alışveriş istiyormuş. nitekim rehberimizin "akşama doğru havaalanına gidebiliriz, orada şehir içine sırp mevzilerini atlayarak geçen tünelleri görürüz" önerisine "hastir lan, artık avm görmek istiyoruz" cevabını verdiler. keza aliya'nın mezarını da görmek istemediler. neyse... kapalı pazar denen yer aslında bizim ulus haline benziyor. iste salamura edilmiş et ve peynir aldı herkes. uzun süre bu isli eti annem yemeklerde kullansa da is is kokusuna alışmamız mümkün olmadı...
gazi hüsrev bey meydanından yukarı çıkınca da aliya izzetbegoviç'in mezarı yer alıyor. kabirden inen yolun başındaysa komik bir şey oldu. kafilemiz, bira fiyatlarının ucuzluğunu görünce o meydandaki hırvat bir büfeci teyzenin tüm dükkanını yağma etti. komple bira stoğunu paylaştık yani. sokak ortasında gürültüyle heinekenleri kapışan bir müslüman grup en çok da artık dükkanı kapatan büfecinin dikkatini çekti, "siz no müslüman, no allahu ekber" diye şaşırdı.
gürültülerin ortasında bir de aliya'nın mezarından bir türk heyeti çıkmaz mı? yanımızdan geçerken türkçe konuşmalarımızı duyup selam verdiler, biracı tayfaya da kerhen bir "afiyet olsun" dediler. başlarındaki isim de bakandı üstelik...
gece yine rahatsız bir otelde biraları içip yattık. ertesi günkü rotamız sırp toprakları üzerinden sırbistan idi...
gazi hüsrev bey tarafından yapılan bosna bey sarayı hasebiyle saray-ı bosna veyahut sarajevo adını almış saraybosna'ya mostar'dan çıkıp kapalı bir havada girdik demiştik. yol boyunca savaşı dinlemek tüyler ürpertici. üç yıl radovan karadziç'in tam teçhizatlı birliklerince abluka edilen, sırp keskin nişancıların av partisine dönmüş saraybosna hâlen çok hüzünlü bir yer. daha şehre girince kurşun delikli duvarlar kendini gösteriyor.


1914'te hasburg veliahtının vurulduğu köprüde geziye başlıyoruz. köprünün bir tarafında hasburg döneminde yapılan milli kütüphane var. savaşta bombalanan kütüphane yeniden yapılsa da tahrip olan 2 milyon kitap kurtarılamamış.


teyzenin arkasındaki bina inatkuca (inat evi) olarak biliniyor. köprü yapılacağı zaman istimlâk edilecek evini bir türlü vermeyen bir boşnak inadına sahip ailenin, evin karşı kıyıda yeniden kurulması şartıyla evlerini tahliye etmeleri üzerine yapılan bu ev enteresan bir anıt. buradan sonra geçtiğimiz başcarşı türkiye'deki uzun çarşılar gibi... en ilginç tabela da galatasaray oldu. meğer 1980'lerde sarı kırmızılı formayı giyen tarık hodzic'in kebapçısı imiş.

çarşıda önce çok kalabalık bir dükkanda börek yedik. ünlü boşnak böreğinin aslı börek'te bile satıldığını görmek orta karar bir şok idi.
başçarşının ortasında, sancak sarayını da yaptıran malkoçoğlu sülalesinden akıncı reisi gazi hüsrev bey camii var. hemen önünde, anadolu'da gördüklerimizden daha eski bir saat kulesi. saatin alaturka düzene göre ayarlandığı da dikkatimizi çekti. ayrıca boşnak müezzinler savaştan beri büyük yatırım yapan araplar gibi makamsızca ezan okuyor. arap gırtlağı her daim ibrahim tatlıses gibi kulağımıza geldiğinden ses kötü değil, ama makam nazariyat sıfır. epey şaşırdık.
bir saraybosna gülü. bombanın düştüğü yerdeki çukurlar kırmızı boyanıp anıt olarak korunuyor.
partizanların saraybosna'yı kurtarmasının anısına dikilen "sönmeyen ateş" anıtı. bu ateş savaşta bile yanmaya devam etmiş.kapalı pazara gitmeden olmazmış, rehberin oraya gideceğimizi söylemesiyle koca doktorlar bir sevindi ki... o kadar tatsız yerlerden geçe geçe bıkan insanlar alışveriş istiyormuş. nitekim rehberimizin "akşama doğru havaalanına gidebiliriz, orada şehir içine sırp mevzilerini atlayarak geçen tünelleri görürüz" önerisine "hastir lan, artık avm görmek istiyoruz" cevabını verdiler. keza aliya'nın mezarını da görmek istemediler. neyse... kapalı pazar denen yer aslında bizim ulus haline benziyor. iste salamura edilmiş et ve peynir aldı herkes. uzun süre bu isli eti annem yemeklerde kullansa da is is kokusuna alışmamız mümkün olmadı...
gazi hüsrev bey meydanından yukarı çıkınca da aliya izzetbegoviç'in mezarı yer alıyor. kabirden inen yolun başındaysa komik bir şey oldu. kafilemiz, bira fiyatlarının ucuzluğunu görünce o meydandaki hırvat bir büfeci teyzenin tüm dükkanını yağma etti. komple bira stoğunu paylaştık yani. sokak ortasında gürültüyle heinekenleri kapışan bir müslüman grup en çok da artık dükkanı kapatan büfecinin dikkatini çekti, "siz no müslüman, no allahu ekber" diye şaşırdı.
gürültülerin ortasında bir de aliya'nın mezarından bir türk heyeti çıkmaz mı? yanımızdan geçerken türkçe konuşmalarımızı duyup selam verdiler, biracı tayfaya da kerhen bir "afiyet olsun" dediler. başlarındaki isim de bakandı üstelik...
gece yine rahatsız bir otelde biraları içip yattık. ertesi günkü rotamız sırp toprakları üzerinden sırbistan idi...
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
bazı durumlarda insanları fazla boğuyorum, buna engel de olamıyorum. ama bir gün buna dur diyebileceğime inanıyorum.
devamını gör...
erwin schrödinger
tam adıyla erwin rudolf josef alexander schrödinger kuantum mekaniğine katkılarıyla sebebiyle 1933 yılında nobel fizik ödülü almıştır. schrödinger denklemi'yle tanınır birde schrödinger'in kedisi diye kedisi vardır .
devamını gör...
ankara'da yaşayan normal sözlük yazarları kulübü
ailem orda ve aslen oralıyım sayılır mı?!?? möhüğğ özledim..
devamını gör...
netflix almak yerine internetten film izleyen insan
hem netflix kullanıp hem de istediğim içerikleri bulabildiğim her türlü film ve dizi sitesini iliğine kadar sömürerek ve bunların üstüne bir de sinemaya giderek kendimce nirvanaya ulaştığım durum.
kitaplar için de aynısı geçerli. sıfır, ikinci el, orijinal, pdf allah ne verdiyse okuyorum.
bu kaynak bolluğunda istediğim şeyleri tek bir yerde aramak akıl kârı değil.
kitaplar için de aynısı geçerli. sıfır, ikinci el, orijinal, pdf allah ne verdiyse okuyorum.
bu kaynak bolluğunda istediğim şeyleri tek bir yerde aramak akıl kârı değil.
devamını gör...
normal sözlük'e saldırı yapılması
sanırım yine iko uyurken biri düğmelerle oynadı.
(al bozdunuz işte cıks cıks)
(al bozdunuz işte cıks cıks)
devamını gör...
aras kargo
kargoları getirmemek için yemin etmiş kargo firması. son zamanlarda getirmeye başladılar, her gördüğümde şaşırırım.
devamını gör...
birkaç dolar için
bu müziği dinleyerek okuyunuz:
buradan
dolar üçlemesinin ikinci filmi olan for a few dollars more, türkçeye birkaç dolar için ismi ile çevrilen dolar serisini en vurucu filmi olmasına rağmen devamlı göz ardı edilen bir yapım. sergio leone’nin 1965 yılında çektiği for a few dollars more, the good, the bad and the ugly (1966) isminin altında hep ikinci planda kalsa da tüm zamanların en iyi western’lerinden bir tanesi olarak kalacaktır. başrollerinde, dolar üçlemesinin değişmez ismi clint eastwood ve daha sonra the good, the bad and the ugly de beraber oynayacakları lee van cleef filmde çete lideri indio olarak ise gian maria volonte’yi görmekteyiz.
ennio morricone’un enfes müzikleriyle başlayan filmde ekranda yazı ile başlıyor film : “hayatın değersiz olduğu yerde bazen ölümün bedeli vardı. ödül avcıları bu yüzden ortaya çıktı.” bu yazıdan anlaşılacağı üzere senaryo iki ödül avcısının yaşayacakları maceraları anlatacaktır. clint eastwood’un monco karakterine hayat verse de filmde adı pek anılmıyor, lee van cleef ise albay douglas mortimer olarak karşımıza çıkıyor. suçluları yakalayıp, adalete teslim eden ve bununla geçimlerini sağlayan kahramanlarımızın yolları en sonunda başına en büyük ödül konulan indio adlı çete lideri için kesişir. aslında ikisi de ödülün peşindedir. indio ve çetesi büyük soygunlar yapmış ve en sonunda şehrin bankasının soygunu için plan yaparken, albay ve monco indio ve çetesini yakalamak için işbirliği yapacaktır.
monco ve albay’ın, albay ve ındio’nun olmak üzere efsanevi iki düello sahnesi ile görsel bir şölen sunmaktadırlar.
buradan
dolar üçlemesinin ikinci filmi olan for a few dollars more, türkçeye birkaç dolar için ismi ile çevrilen dolar serisini en vurucu filmi olmasına rağmen devamlı göz ardı edilen bir yapım. sergio leone’nin 1965 yılında çektiği for a few dollars more, the good, the bad and the ugly (1966) isminin altında hep ikinci planda kalsa da tüm zamanların en iyi western’lerinden bir tanesi olarak kalacaktır. başrollerinde, dolar üçlemesinin değişmez ismi clint eastwood ve daha sonra the good, the bad and the ugly de beraber oynayacakları lee van cleef filmde çete lideri indio olarak ise gian maria volonte’yi görmekteyiz.
ennio morricone’un enfes müzikleriyle başlayan filmde ekranda yazı ile başlıyor film : “hayatın değersiz olduğu yerde bazen ölümün bedeli vardı. ödül avcıları bu yüzden ortaya çıktı.” bu yazıdan anlaşılacağı üzere senaryo iki ödül avcısının yaşayacakları maceraları anlatacaktır. clint eastwood’un monco karakterine hayat verse de filmde adı pek anılmıyor, lee van cleef ise albay douglas mortimer olarak karşımıza çıkıyor. suçluları yakalayıp, adalete teslim eden ve bununla geçimlerini sağlayan kahramanlarımızın yolları en sonunda başına en büyük ödül konulan indio adlı çete lideri için kesişir. aslında ikisi de ödülün peşindedir. indio ve çetesi büyük soygunlar yapmış ve en sonunda şehrin bankasının soygunu için plan yaparken, albay ve monco indio ve çetesini yakalamak için işbirliği yapacaktır.
monco ve albay’ın, albay ve ındio’nun olmak üzere efsanevi iki düello sahnesi ile görsel bir şölen sunmaktadırlar.
devamını gör...
400 bin liraya alınabilecek en iyi araba
öneri veren dostlar 400 bin lira nasıl kazanılır onu da tavsiye ederse memnuniyetle okurum dediğim başlıktır.
devamını gör...
zor zamanlarını tek başına atlatan insan
bazen kendi tercihi değildir. yapısı budur.
belki de laneti...
mutluluğunu paylaşma hususunda mâhirdir, zorluğu ve sıkıntıyı ise ruhunun en dibine hapseder. belki yanlış yerde, yanlış zamanda bulur onu zorluk, paylaşamaz.yahut paylaşmakla değeri artan mutluluk olgusunun aksine, yansıttıkça benliğini âcz içinde ve değersiz hissettiren muvakkat bir mevcudiyet olarak görür zorluğu.
akıl almaktan nefret eder bir yapısı bile olsa,köpeğin kemik aradığı gibi kendisine akıl verebilecek bir insan arar da bazen bulamaz, bulsa isteyemez. çünkü zor olanı seçen bizatihi kendisidir.
ağlayacaksan oynamayalım...
oyunu kendisi istemiştir, ağlamayacaktır. ve ağlamadan bitirir oyunu, bilmem kaç bin damla gözyaşını göğüs kafesine sıkıştırıp. belki bundan sebep , paylaşırken bile bir mutlu ânı durulur birden, ruhu dalar gider çetin dalgalı mazi okyanusuna.
göğsünde , kendi kendine tedavi ettiği irili ufaklı onca kurşun yarasına karşın madalya da alamamıştır. hoş; madalya, şilt beratı, taltifnâme bekleseydi, devlet memuru olurdu zaten.
güçlü olduğu tartışmaya açık olup, yorgun olduğu muhakkak olan insan.
belki de laneti...
mutluluğunu paylaşma hususunda mâhirdir, zorluğu ve sıkıntıyı ise ruhunun en dibine hapseder. belki yanlış yerde, yanlış zamanda bulur onu zorluk, paylaşamaz.yahut paylaşmakla değeri artan mutluluk olgusunun aksine, yansıttıkça benliğini âcz içinde ve değersiz hissettiren muvakkat bir mevcudiyet olarak görür zorluğu.
akıl almaktan nefret eder bir yapısı bile olsa,köpeğin kemik aradığı gibi kendisine akıl verebilecek bir insan arar da bazen bulamaz, bulsa isteyemez. çünkü zor olanı seçen bizatihi kendisidir.
ağlayacaksan oynamayalım...
oyunu kendisi istemiştir, ağlamayacaktır. ve ağlamadan bitirir oyunu, bilmem kaç bin damla gözyaşını göğüs kafesine sıkıştırıp. belki bundan sebep , paylaşırken bile bir mutlu ânı durulur birden, ruhu dalar gider çetin dalgalı mazi okyanusuna.
göğsünde , kendi kendine tedavi ettiği irili ufaklı onca kurşun yarasına karşın madalya da alamamıştır. hoş; madalya, şilt beratı, taltifnâme bekleseydi, devlet memuru olurdu zaten.
güçlü olduğu tartışmaya açık olup, yorgun olduğu muhakkak olan insan.
devamını gör...
yalanlarla yaşayıp mutlu olmak vs gerçeklerle yaşayıp mutsuz olmak
onu bilmem anlamam , ikisi de büyük doğruluk ve cesaret ister.
artık ya kendine güveneceksin yada yine kendine.
artık ya kendine güveneceksin yada yine kendine.
devamını gör...
kafa izninde yerine ne söylenmeli sorunsalı
normalleşme sürecinde denmesi gerekir. *
devamını gör...
