çok kestirme yol gibi görünen ama uzun vadede faydalı olsa da kısada sancı veren şeyler de yaptım, çok sindire sindire yaşadığım, her bir objeyle, her bir anıyla, her bir duyguyla vedalaştığım da oldu uzun uzun. hangisi daha doğru bilmiyorum. ya da bu konuda genel geçer bir doğru var mı?

“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.

“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.

“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.

çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
devamını gör...

erzincan - tunceli çevresinde anlatılan acıklı bir efsanedir. efsane şöyle:
iki küçük kardeşin anneleri ölünce babaları yeniden evlenmiş. üvey anne bu iki çocuğa çok sert davranırmış, çocuklar üvey annelerinden çok korkarlarmış. üvey anneleri kış bitip bahar gelince bir gün bu iki kardeşi dağa "kenger" (kırlarda yetişen yenilebilen dikenli bir ot) toplamaya göndermiş. iki kardeş dağa çıkıp kenger toplamaya başlamışlar, topladıkları kengerleri kız kardeşin boynuna asılı torbaya atıyorlarmış. akşama kadar kenger toplamışlar ancak bir aksilik varmış. topladıkları kengerler torbanın altı delindiği için hep dökülüyormuş. torbada kenger olmadığını gören erkek kardeş üvey annesinin de korkusuyla öfkelenmiş ve kengerleri kız kardeşinin yediğini düşünerek onu suçlamış. kız kardeş ise kengerleri kendisinin yemediğini söylemiş. "eğer inanmıyorsan midemi açıp bakabilirsin." demiş. bunun üzerine kardeşi, kız kardeşinin midesini açmış ve kengerleri kız kardeşinin yemediğini anlamış. anlamasına anlamış ama kız kardeşi de oracıkta ölmüş. kardeşine inanmayıp bir de onun ölümüne sebep olan kardeş yaptığına bin pişman olmuş ve ağır bir vicdan azabı çekmiş.
bu ruh hali ile orada şöyle dua etmiş: "allah'ım beni pepuk kuşu yap ve bu dağlara sal, sal ki dünya döndükçe kardeşim, kardeşim diye seslenip durayım." o gece erkek kardeşin duası kabul olmuş ve erkek kardeş pepuk kuşu olup kardeşinin öldüğü ağaca konmuş.
o gün bu gündür bu kardeş, dağlarda deli gibi oradan oraya dolanıp durur ve bahar mevsiminde kengerlerin çıktığı vakitler acıklı acıklı şöyle öter:
(zazaca)
pepuu!..
kekuu!.. (baba)
kam kerd!.. (kim yaptı?)
mı kerd!.. (ben yaptım)
kam kişt!.. (kim öldürdü?)
mı kişt!.. (ben öldürdüm)
kam şüt!.. (kim yıkadı?)
mı şüt!.. (ben yıkadım)
...
devamını gör...

kararsızlıklarım yüzünden genelde her cümlenin sonuna bilmiyorum yaa ekliyorum istemeden de olsa . bide yok artık demem var tabii olmazsa olmazlarımdan . *
devamını gör...

sözlükte şu ana kadar, hakkında nickaltı yazarken en fazla zorlandığım memeli insan. (memeyi koyduk yine oraya. yakıştı gerçi.) entel demeye gönlüm el vermiyor. sısıısıs

tüm erkek klişelerine tepki olarak doğmuş. korkutuyor beni bazen yazdıklarıyla.

farklı hanımları keşfedip asılma ve yeşilay kolu olarak, sıkıcı olarak anılan kafa sözlükteki ilk günlerimde, uzun uzun yazdığı entryleriyle fiziğe düşkünlüğü sebebi ile "sevgilimden ayrıldım çok yalnızım blog kızı" sanmıştım onu. her 10 kızdan 4'ü gibi. itiraf edeyim bari.

sonradan "hımm bu bir şeyler diyor" deyip daha dikkatli okumaya başlıyorsunuz. az çok analiz yeteneği varsa, derin bir anlam görüyorsunuz bu hanımda. "merhaba hanım, sizde derin bir anlam var diyorsunuz", "hadi lennn oradan" diyor. o ara radyoda paralelde.

çünkü derin anlam falan yok. sabah rafadan yumruta yiyip diş fırçaladıktan sonra kahvaltıya devam eden gri çoraplı bir fırlama çünkü. belirsiz grili cisim. tüm renkleri toplamış ve kısa zaman dilimlerinde hepsine bürünebilecek kıvraklıktaki arsız bukalemun.

bir anlamıolduğu belliydi. dikkatli gözlerden kaçmadı. çektiği hikayede paralel olduğunu tahmin ettiğim tırt endişelerim olduğu için, onu 'kurtarayım' dedim. onu kurtarırsam, vicdanen daha rahat uyurum, daha önce, daha önceki acı çekenlere yaptığım tüm boktan işlerden arınırım dedim. egoizmimi konuşturdum yine. o benim vicdan azaplarımı temizleme süpürgem olacaktı. onun bundan haberi yoktu. onu çok mutlu edip gidecektim. "bak işte artık daha mutlusun hadi çüüz" diyecektim.

o da olmadı. vazgeçtim bu sabah tost yerken. (yağmur vardı gibi sabah. -yağmur yoktu vurgu olsun diye salladım aslında. çok az çiseledi mi sanki? neyse lan.)

labirent gibi birleştirmemizi buyurdu hanfendi acılarını. yazdıklarından. daha açık oldu. hemen anladım ruh halini. açılmak ertesi gün pişman eder. sanki ona karşı olumlu bir kaç söz söyleme baskısını oluşturur. aa aynı ben dedim. ben bunu yapamayacak kadar yorgunum da dedim. bu keşifler yerine meme ucu birleştirmeyi yeğlerim her zaman. dar bir zaman dilimi haricinde herhangi bir stabil konuya dahi 3 günden fazla dayanamıyorum. o kurtarıcı ben olamam dedim. 10 saniye sonra olurum dedim. kafada dönen fazlasıyla gereksiz yığın var. kimsenin kederinden van gogh resmi çıkaramam ben. renkli renkli ıyyy. defolsun bunlar. defol pis washall. gıcık. fizik daha iyi. gülücük fiziği ve kanunu.

defolmuyor hiç. öyle bir yerden karşısına çıkıyor ki insanın, "son noktada mı acaba" sorusu ve şüphesi ile başbaşa bırakıyor kişiyi.

son nokta genelde, -boşluk hissi- tanımına uydurduğum bir faz. mar adentro izlerken havada uçan piçin yaptığı gibi, her boka üstten bakılan ve "anlamsızmış lan karınca gibi görünen şu mavilik" denilen an boşluk hissidir. sıvı ve katı ve gaz ve kulak memesi kıvamı arası ütopik bir yer. solcu işi. entelce.

"yok canım, aslında canı sıkılıyor onun da, başka hiçbir amacı yok" diyorsunuz birden. buyur buradan yak. sadece stres atma doğrultularımız farklı ama onun da "bundan sonrası" için bazı kararları var ve bunlar sabit diyorsunuz. değişmez bu kesin. yapar bu yazar böyle şeyleri. aniden böyle hissettirir. çok seksidir, hiç acımaz. acıtmaz velhasıl,

meja şaşırtır.
meja'yı okumak için en uygun zaman dilimi sızmak üzere olup, "içimi döksem mi" dediğiniz gece 04.30 dilimdir. eskilere mesaj atmayı önleyerek, masal kıvamında uyutuyor hanfendi o ara.
meja belirsizdir. tam olarak tanımlanamayan uçan cisimdir.
meja'yla gün bitimi olur bazen. bazen huysuzlaşırım fazla ciddiye aldığı için. bazen eleştirip içimden paralelde gülümserim, bu kadar bunalttığı için. bazen takdir eder "bebeğim ısıt yatağı geliyorum sabaha" yazayım derim. hepsinden vazgeçer silerim. onu sabaha karşı rahat bırakırım. sessiz kalırım. kalmasam da sorun olmaz derim.
daha hakkında en ufak şey bilmememe rağmen, gece çirkefleşip sabah kusura bakma desem de anlar o beni derim. kaçış noktam oluverir bazen. "sus lan şeytan kafalı" yazıp kaçar, tamam bebeğim sustum der - derim. bu kadar telepati fazla derim.

"bu kadar telepati olunca bir kızla kesin ona açılmam lazım ince ince" derim.

"yok be bu çok hanfendi, uğraşılmaz" derim.

varlığı ile bana sağlayacağı en büyük fayda iyi hissettirmesi derim, aklımın almadığı bazı konularda akıl almak ve 458 dakika discordda konuşmak olur bunun derim. ne de olsa kafası çalışan bir karşı cins derim. canım derim. off derim. oyhş derim. derim de derim.

solcu olsam, sol yanım derdim. sol yanım falan değil. sabah kramp giren bacağım olabilir. çamaşır makinesinde unuttuğum mavi tişörtüm gibi. fazla tanıyorum ben bu yazarı gibi. -derim.

içmek lazım bununla. karşılıklı anlatmak lazım. süper ağlama terapisi olan hanım. ağlamam gerçi, hep yalan dolan bunlar. hadi eve gidelim derim. kızlar bazen sütyen takıyor çünkü nietzche diye konuyu dağıtan entellere dönerim. onu demek istemiyorum bu bağyana nedense. camideki ikizim falan olabilir, ondan. sısıısıs

bilmiyorum, şimdilik iyi böyle. hep iyi o. varlığı şans oldu, tesadüf oldu. rahatlatıyor. acaba şimdi ne hissetti diye düşündüğüm nadir dişilerden.

canımsın. canımsın.
devamını gör...

yönetim içinde konuşulması gereken mevzuların ifşası ile ilgilenmeyen yazarlardır. haksızlık vardır, olabilir. ama kavgaya adam toplar gibi başlık açmak yersiz. yönetimin de aynı başlığa yazmaktansa başlığın sonuna "hakkında" ekleyerek yeni başlık açması ve yaptığı ya da yapmak zorunda kaldığı gereksiz açıklamalar ile vaktini harcamak istemiyordur. onu sabitledin, beni sabitlemedin. onu uzattın, beni uzatmadın. öyle dedin, böyle yaptın. yayın yapmam, yayın yaptırmam vs.

ne radyoymuş ya la. *
devamını gör...

içecektir sonra onu. kimse hacılamasın diye kaldırmıştır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
en severek çektiğim fotoğraftır.
devamını gör...

buraya uzun bir entry girmiştim aslında. ama ben mezun olabilmek için, atanabilmek için bir sürü emek verdim, 170. oldum ve atandım. onca yıla rağmen severek yaptığım mesleğimi elimden alma riskini göze alamayarak geri sildim yazdığımı. bunun için bile helal etmiyorum!
devamını gör...

belki namazı bitirip selam veriyordur demek istediğim kişidir.
devamını gör...

bill gates'i utandiracak gelismedir. cok degil daha dun bir soyleside;" ben mars adami degilim, bu alanda harcayacagim parayi aşı ve iklim degisikligi icin harcama dusuncesindeyim" demistir.
(bkz: ne oldu paşinyan?)

konuya gelecek olursak, insanlik icin gercekten cok buyuk bir gelismedir, hatta nasa'nin son yillarda yaptigi en basarili atilimdir. "evrende baska yasam var midir?" sorunun cevabini bulmak neredeyse an meselesidir. kutluyoruz efendim...
devamını gör...

silah taşıma ruhsatı olanların acaba ruhsal halleri ne kadar kontrol ediliyor?
ruhsatı verirken normal görünen psikoloji zaman içerisinde bozulup tersine dönebilir. nasıl ki sürücü ehliyetinde gözlük ibaresi kontrol ediliyorsa,
bu durum da onun kadar hatta ondan da fazlaca uzman kişilerce yapılmalı.
ehliyet sahibinin geçen süre içerisinde gözünün bozulması kontrolü bekler ama silah ruhsatı verilen psikolojik durumu mutlak surette her sene kontrol edilmeli.
devamını gör...

ispanyolca’da görüşürüz bebeğim anlamına gelmektedir.1991 yılında yayımlanan (bkz: terminatör 2) filminde (bkz: arnold schwarzenegger)’in ölmeden önce söylediği bu replik, ikonikleşerek uzunca bir zaman hatırlarımızda kalmıştır.
devamını gör...

kızkaçıranın kız kaçırmaması, torpilin torpil yapmaması.
her şeyi yapıştıran yapıştırıcının içindeki kaba yapışmaması
teflon tavanın bünyesindeki metale yapışması

sonlara doğru felsefi mantık soruları gibi paradoksal örnek oldu belki, ama hoşuma gitti *
devamını gör...

hevesi kursağında bırakmaktır.
genelde bunu empatiden yoksun sünepeler yapar. bırak anlatsın belki daha güzel anlatacak nedir yani bildiğin sanki da vincinin şifresi aliminyum.
devamını gör...

bugünkü troll saldırılarından sonra gerekli olduğunu hissettiğim öneridir, alımlar açıkken trollerin dolması burayı benimsemiş benim gibi yazarları da soğutuyor, gelecek olanları da.

insanlar parçası olmaya çalıştıkları mekanlara daha da ilgi duydu mesela alternatif onlarca sözlük varken yıllarını çaylak olarak geçirdi ve bundan fazlasıyla keyif aldı.(bkz: ekşi sözlük)

ekşi sözlüğün en mantıklı hareketi yazar alımlarını yıllara bölmesiydi, nesil kavramını getirmesiydi. bu sözlükte de böyle bir şey olsa emin olun daha çok ilgi görecek, içerik kalitesi artacak.

halihazırda onbinlerce -olduğunu tahmin ettiğim- yazar varken daha da artmasını bekleyip burayı ikinci bi uludağ sözlük yapmak çok büyük bi hata olur.

not: cümleleri bağlayamadım, eve geçince bakiciğm
ikinci not: baktım ama az baktım.
devamını gör...

her yazdığı 1000 kere okunmaya değer insandır. neler desem bilemiyorum. henüz iki saat önce karşılaştığım profilinde şimdi yeni bir şeyler yazmasını bekliyorum. hep yazın efenim, siz yazın biz okuyalım.

başlık konusunda da sözümü vermiş bulunmaktayım. şimdi internet arayışına girişiyorum*.
devamını gör...

cahiliye dönemine dönüyoruz sanki yavaş yavaş. ya da hızlı hızlı.
yaptıkları kendilerini ilahlaştırmaktan başka bir şey değil. çok imanlılar ya hani, camiler kutsalları ya hani, başkaları camiye girince şeklini şemalini eleştirme haddini kendilerinde görürler ama kendileri orayı çay bahçesi gibi kullanabilir. gerçekten dini kendi tekellerinde görüyorlar.
bu devran da biter elbette. umarım.
devamını gör...

bir umuttur yaşamak.
devamını gör...

perdelerinizi kapatmayın.
devamını gör...

her satırının altı çizilmesi gereken alfred adler 'in kitabıdır.

adının yetersizliğine ilişkin önyargı ve buna bağlı olarak erkeğin kendini beğenmişliği, her iki cinsiyet arasındaki uyumu sürekli bozarak inanılmayacak bir gerilimin doğmasına yol açar; ilgili gerilim, özellikle sevgi ilişkilerine de nüfuz ederek tüm mutluluk olanaklarını aralıksız tehdit altında tutar, hatta çok kez yok eder. tüm aşk yaşamımızı zehirleyerek kurutup bir yangın yerine çevirir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim