süngerbob çorabı giyen yiğido
sözlükte benim için eleştirel aklın ve ayrıntıların insanıdır yiğido. beni de sık sık eleştiriyor, itiraf ediyorum *. zaten ilk sohbetimiz de yazdığım bir metni eleştirmesi üzerine olmuştu. ancak getirmiş olduğu eleştiriler kadar dinlemeyi de bilen, iletişime açık bir insan kendisi. okumayı, araştırmayı, ayrıntıları ve irdelemeyi seviyor, daha ne olsun.
kısa bir zaman sonra oldukça değişecek olan yaşamında mutlu ve başarılı olmasını diliyorum *.
kısa bir zaman sonra oldukça değişecek olan yaşamında mutlu ve başarılı olmasını diliyorum *.
devamını gör...
erkek yazarlardan erkek yazarlara sorular
çekirdeklerimizi aldık, izliyoruz, başlığı beyler. *
devamını gör...
rakı
sohbete, muhabbete en çok yakışan alkollü içecektir. yalnız içilirse pek keyif vermeyebilir, ağzıyla içen* bilumum kimselerle müzik eşliğinde lezizz..
devamını gör...
at gibi giden it gibi döner
bir hızla kimseyi anlayıp dinlemeden giden kişilerin çok pişman olup geri dönmesidir.
devamını gör...
squid game
son günlerde değişik konusu ve işleyişi ile popüler olan kore yapımı dizi.
dizi başrol olan abimizin ne kadar borç batağında olduğunu göstererek başlıyor. rezil bir hayat yaşıyor annesinin sırtından geçinen bir adam. bu abimiz metro istasyonunda tanıştığı abimizle bir kart oyunu oynuyor ve abimiz oyunun sonunda kendisine bir şansı olduğunu söyleyerek kart veriyor. abimiz ilk başta sallamıyor tabii ama sonrasında ne kadar rezil hayat yaşadığının farkında olarak numarayı aramaya karar veriyor ve kendini 456 kişilik bir odada buluyor. işte bu sahneden sonra dizi tamamen seviye atlayarak bambaşka bir şeye dönüşüyor. bu koreliler harbi manyak dedirtiyor adeta.
açık konuşmak gerekirse ilk başta (bkz: alice in borderland) derland)gibi bir şey izleyeceğimi düşünmüştüm fakat dizi beni oldukça şaşırttı. en son ne zaman bir oturuşta dizi bitirdim hatırlamıyorum. tek kelime ile efsaneydi. senaryosundan görseline kadar her şeyine bayıldım. özellikle 6. bölümde gözlerim kızarana kadar ağladım. şimdi sizlerle diziyi izlerken yakalayamadığımız mükemmel detayları paylaşmak istiyorum.
metro istasyonundaki adam başrol abimize bir kart seçmesini istiyor iddialara göre kırmızıyı seçseydi maskeli adam olarak uyanacaktı fakat maviyi seçtiği için oyuncu olarak uyanıyormuş.

bir diğer fark etmediğimiz detay ise oyuncuların oynayacakları oyunların aslında gözümüzün önünde olmasıymış bunu fark ettiğimde çıldırdım. bir kez daha saygı duydum diziye.

dizi başrol olan abimizin ne kadar borç batağında olduğunu göstererek başlıyor. rezil bir hayat yaşıyor annesinin sırtından geçinen bir adam. bu abimiz metro istasyonunda tanıştığı abimizle bir kart oyunu oynuyor ve abimiz oyunun sonunda kendisine bir şansı olduğunu söyleyerek kart veriyor. abimiz ilk başta sallamıyor tabii ama sonrasında ne kadar rezil hayat yaşadığının farkında olarak numarayı aramaya karar veriyor ve kendini 456 kişilik bir odada buluyor. işte bu sahneden sonra dizi tamamen seviye atlayarak bambaşka bir şeye dönüşüyor. bu koreliler harbi manyak dedirtiyor adeta.
açık konuşmak gerekirse ilk başta (bkz: alice in borderland) derland)gibi bir şey izleyeceğimi düşünmüştüm fakat dizi beni oldukça şaşırttı. en son ne zaman bir oturuşta dizi bitirdim hatırlamıyorum. tek kelime ile efsaneydi. senaryosundan görseline kadar her şeyine bayıldım. özellikle 6. bölümde gözlerim kızarana kadar ağladım. şimdi sizlerle diziyi izlerken yakalayamadığımız mükemmel detayları paylaşmak istiyorum.
metro istasyonundaki adam başrol abimize bir kart seçmesini istiyor iddialara göre kırmızıyı seçseydi maskeli adam olarak uyanacaktı fakat maviyi seçtiği için oyuncu olarak uyanıyormuş.

bir diğer fark etmediğimiz detay ise oyuncuların oynayacakları oyunların aslında gözümüzün önünde olmasıymış bunu fark ettiğimde çıldırdım. bir kez daha saygı duydum diziye.

devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
odamda biraları yuvarlamak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği çileler
bi' küçük çilemden bahsedeyim size...
daha önce belirtmiştim fakat denk gelmeyenler için hatırlatmakta fayda görüyorum; ben laz'ım ve evet, genellikle günün bazı saatlerinde kafamın durduğu doğrudur.
bundan yaklaşık 14 sene önce, rahmetli dedemden kalan aile apartmanının çatı katına, benim gibi laz olan babam, kat çıkma kararı aldı. gerekli izinler hem aile büyüğü rahmetli babaannemden hem de belediyeden alındı ve işe koyulduk.
benim, benim gibi laz olan yılların usta marangozu babam, inşaat işlerinde kendisine yardımcı olması için yine bizim gibi laz olan kendi amcasının oğlunu çalışma programına dahil etti.
gerekli yıkım-söküm-zıkkım gibi benim anlamadığım işler hususunda yine laz usulü bir program yapıldı, programa uygun olarak ilk önce bacanın yıkılması ve bu gibi işlerden hiç anlamadığım için amcaoğlunun ayak işlerini benim yapmam kararlaştırıldı.
babamın, babam ve benim gibi laz olan amcasının oğlu 4 katlı binamızın çatısına çıkıp bacaya gerekli müdahaleyi yapmaya başladığı esnada, 4. kattan zemine kadar tek bir beton blok halinde inen baca, binadan tehlikeli bir biçimde tek parça olarak ayrılmaya başladı...
gerçekleşmekte olan şeyi farkeden, babam ve benim gibi laz olan bu amcaoğlu, elinde urgandan hallice bir iple 4.katta bulunan evimize teşrif etti, tek parça beton blok halindeki bacaya ipi, mutfak camından dışarı sarkarak geçirdi ve yine aynı ipi benim elime tutuşturup ''tut'' dedi...
babam ve amcasının oğlu gibi laz olan ben, talimatı kat'i suretle anlayıp ipi, çölde günlerce susuz kalmış bedevinin 1.5 lt erikli su şişesine sarılması gibi tutmuş, yetmezmiş gibi bir de bir kaç tur koluma dolamıştım...
babam ve benim gibi laz olan amcaoğlu, ipi benim elime tutuşturduktan sonra çatıya çıkıp, bacayı kırmak için gerekli müdahalelere başladıktan takribi 2-3 dakika sonra, o koca beton bloğun tek parça halinde yavaşça binadan ayrılışını derbide atılmış jenerik bir golün defalarca verilmesi gibi ağır çekimde izledim. izledim ve ipe, bu ülkede parti başkanlarının genel başkanlık koltuğuna tutunduğu gibi sıkı sıkı tutunarak birazdan olacaklara kendimi hazırladım.
kendimi hazırladığım son gerçekleşmedi elbette. çünkü ben ve babam gibi laz olan amcaoğlu'nu, 17 yaşında bir körpe delikanlı olarak, o koca beton bloğu tek başıma tutabileceğime inandıracak ne mucize gösterdiğimi bilmeden buna inandırmış olduğumdan; bir anda ipin beni çekmesiyle ayaklarım yerden kesilmiş; ipin peşine 4.kattaki mutfak camından dışarı doğru havada süzülürken, son anda aydınlanmamla beraber (istanbul'un havasını teneffüs edip suyunu içtiğimden sanırım son anda aydınlandım) belime kadar camdan dışarı çıktığımda kurtulabilmiştim ancak koluma doladığım o ipten...
tüm bu bir kaç saniyede gerçekleşen olay sonucu ipin kolumdan sıyrılırken ki bıraktığı iz, haftalarca 'nike' amblemini hatırlattı her baktığımda bana. bi'de gerçekten ne kadar fazlaca laz olduğumuzu...
sonradan gelen edit: yaşımla çeliştim 9 değil, 14 sene... al, bak.. laz'ım işte...
daha önce belirtmiştim fakat denk gelmeyenler için hatırlatmakta fayda görüyorum; ben laz'ım ve evet, genellikle günün bazı saatlerinde kafamın durduğu doğrudur.
bundan yaklaşık 14 sene önce, rahmetli dedemden kalan aile apartmanının çatı katına, benim gibi laz olan babam, kat çıkma kararı aldı. gerekli izinler hem aile büyüğü rahmetli babaannemden hem de belediyeden alındı ve işe koyulduk.
benim, benim gibi laz olan yılların usta marangozu babam, inşaat işlerinde kendisine yardımcı olması için yine bizim gibi laz olan kendi amcasının oğlunu çalışma programına dahil etti.
gerekli yıkım-söküm-zıkkım gibi benim anlamadığım işler hususunda yine laz usulü bir program yapıldı, programa uygun olarak ilk önce bacanın yıkılması ve bu gibi işlerden hiç anlamadığım için amcaoğlunun ayak işlerini benim yapmam kararlaştırıldı.
babamın, babam ve benim gibi laz olan amcasının oğlu 4 katlı binamızın çatısına çıkıp bacaya gerekli müdahaleyi yapmaya başladığı esnada, 4. kattan zemine kadar tek bir beton blok halinde inen baca, binadan tehlikeli bir biçimde tek parça olarak ayrılmaya başladı...
gerçekleşmekte olan şeyi farkeden, babam ve benim gibi laz olan bu amcaoğlu, elinde urgandan hallice bir iple 4.katta bulunan evimize teşrif etti, tek parça beton blok halindeki bacaya ipi, mutfak camından dışarı sarkarak geçirdi ve yine aynı ipi benim elime tutuşturup ''tut'' dedi...
babam ve amcasının oğlu gibi laz olan ben, talimatı kat'i suretle anlayıp ipi, çölde günlerce susuz kalmış bedevinin 1.5 lt erikli su şişesine sarılması gibi tutmuş, yetmezmiş gibi bir de bir kaç tur koluma dolamıştım...
babam ve benim gibi laz olan amcaoğlu, ipi benim elime tutuşturduktan sonra çatıya çıkıp, bacayı kırmak için gerekli müdahalelere başladıktan takribi 2-3 dakika sonra, o koca beton bloğun tek parça halinde yavaşça binadan ayrılışını derbide atılmış jenerik bir golün defalarca verilmesi gibi ağır çekimde izledim. izledim ve ipe, bu ülkede parti başkanlarının genel başkanlık koltuğuna tutunduğu gibi sıkı sıkı tutunarak birazdan olacaklara kendimi hazırladım.
kendimi hazırladığım son gerçekleşmedi elbette. çünkü ben ve babam gibi laz olan amcaoğlu'nu, 17 yaşında bir körpe delikanlı olarak, o koca beton bloğu tek başıma tutabileceğime inandıracak ne mucize gösterdiğimi bilmeden buna inandırmış olduğumdan; bir anda ipin beni çekmesiyle ayaklarım yerden kesilmiş; ipin peşine 4.kattaki mutfak camından dışarı doğru havada süzülürken, son anda aydınlanmamla beraber (istanbul'un havasını teneffüs edip suyunu içtiğimden sanırım son anda aydınlandım) belime kadar camdan dışarı çıktığımda kurtulabilmiştim ancak koluma doladığım o ipten...
tüm bu bir kaç saniyede gerçekleşen olay sonucu ipin kolumdan sıyrılırken ki bıraktığı iz, haftalarca 'nike' amblemini hatırlattı her baktığımda bana. bi'de gerçekten ne kadar fazlaca laz olduğumuzu...
sonradan gelen edit: yaşımla çeliştim 9 değil, 14 sene... al, bak.. laz'ım işte...
devamını gör...
moda
tarih gibi tekerrür eden bir olgu. annelerin, hatta anneannelerin gençliklerinde giydiği elbiseler, yıllar sonra tekrar moda olmadı mı?
bir dönem bazı insanlar moda için moda, bir beşinci kol faaliyeti, ülkelerin ekonomisini çökertmeyi amaçlamıştır. " diyorlardı. buna rağmen modacılar eski elbiseleri yaşadıkları dönemin çizgisine uyarlamışlar. dönemin gençliği, aile albümlerindeki sararmış fotoğraflardaki gibi giyinmeye büyük ilgi duymuş.
her dönem geçerli olan bu olgu, ismi ne kadar da moda olsa kendini tekrarlamaktan geri durmuyor.
bir dönem bazı insanlar moda için moda, bir beşinci kol faaliyeti, ülkelerin ekonomisini çökertmeyi amaçlamıştır. " diyorlardı. buna rağmen modacılar eski elbiseleri yaşadıkları dönemin çizgisine uyarlamışlar. dönemin gençliği, aile albümlerindeki sararmış fotoğraflardaki gibi giyinmeye büyük ilgi duymuş.
her dönem geçerli olan bu olgu, ismi ne kadar da moda olsa kendini tekrarlamaktan geri durmuyor.
devamını gör...
gece yalnız gezen bir kedi görmek
gecenin körü, gündüzün sıcağı kaybolmuş yerini hafif güzel bir esintiye bırakmış.
çıkmışsın terasa, balkona, bahçene veya pencerenin dibine. dışarıya bakıyorsun. sokak ıssızlaşmış, her yer karanlık, arabalar, çocuklar, rüzgarda kımıldayan yapraklar bile durmuş.
dalıp gidiyorsun. derken bi kımıldanma gözüne çarpıyor. minicik bi gölge beliriyor önce sonra da pıtı pıtı önünden geçen gölgenin sahibi. bir kedi.
pıtı pıtı önünden geçip gitti. nereye gidiyor?
çıkmışsın terasa, balkona, bahçene veya pencerenin dibine. dışarıya bakıyorsun. sokak ıssızlaşmış, her yer karanlık, arabalar, çocuklar, rüzgarda kımıldayan yapraklar bile durmuş.
dalıp gidiyorsun. derken bi kımıldanma gözüne çarpıyor. minicik bi gölge beliriyor önce sonra da pıtı pıtı önünden geçen gölgenin sahibi. bir kedi.
pıtı pıtı önünden geçip gitti. nereye gidiyor?
devamını gör...
geceye z kuşağının bilmediği bir bilgi bırak
meslek lisesi mezunları, meslek yüksekokulu ya da fakülte okumadan kolaylıkla iş bulabiliyordu.
devamını gör...
bir ebeveynin çocuğuna yapacağı en büyük iyilik
kesinlikle ve kesinlikle onu el bebek gül bebek yetiştirmemek ve hayatı öğrenmesini sağlamaktır. ayrıca mutlaka paranın nasıl ve ne kadar zor koşullarda kazandırıldığı da incitilmeden öğretilmelidir.
çocuğun ilgi alanını keşfetmesi için ona destek olunmalıdır.
tanım: bir ebeveynin çocuğuna yapabileceği en büyük iyilikleri paylaştığımız başlıktır.
çocuğun ilgi alanını keşfetmesi için ona destek olunmalıdır.
tanım: bir ebeveynin çocuğuna yapabileceği en büyük iyilikleri paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
kuruldu saatler dokuza dokuza
sürmeyin sözleri yokuşa yokuşa
kırmayın lafları tokuşa tokuşa
uzaklaşın meyveler kokuşa kokuşa
sürmeyin sözleri yokuşa yokuşa
kırmayın lafları tokuşa tokuşa
uzaklaşın meyveler kokuşa kokuşa
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
annemlerin elini öpmeye gelmiştim. evime gidiyorum 1 saat 20 dk öncesinden ortamımı ayarlıyım da radyomu rahat dinliyim diye. keyifçiliği benden görün.*
o değil de çok güzel sesli tanıdıklar görüyorum haftanın yıldızlarında, bu hafta atmasaydım kaydı keşke. neyse o yıldızların arasından kayar geçerim, siz fark etmeden.
iyi yayınlar diliyorum arkadaşıma.
o değil de çok güzel sesli tanıdıklar görüyorum haftanın yıldızlarında, bu hafta atmasaydım kaydı keşke. neyse o yıldızların arasından kayar geçerim, siz fark etmeden.
iyi yayınlar diliyorum arkadaşıma.
devamını gör...
güçlü kadın
güçlü bir kariyere sahip ve toplumda sözü dinlenen gibi tanımlardan ziyade kendi imkanları-imkansızlıkları içinde benliğini koruyarak yaşamayı bilen kadındır. cinsiyetle sınırlandırmaya da gerek yok her insanın olması gerektiği gibi.
devamını gör...
antisipasyon paterni
bazı genetik hastalıkların yeni kuşaklarda daha erken yaşta ve/veya daha ağır klinik bulgularla ortaya çıkmasıdır.
örnek olarak miyotonik muskuler distrofi verilebilir.
örnek olarak miyotonik muskuler distrofi verilebilir.
devamını gör...
hiçbir kulübe katılmayan asosyal kafa sözlük yazarı
discord denilen meretin ne olduğunu da bilmediğimden cahal ve asosyal bir kulüpsüz olarak yoluma devam edeceğim, teşekkürler.
devamını gör...



