pame radyo yayını
yaptığımız kaçak yayının yorgunluğunu 20 dakikada almış yayındır.
sokratis malamas stin koilada ton ile huzurlu huzurlu gülümsetiyor resmen..
sokratis malamas stin koilada ton ile huzurlu huzurlu gülümsetiyor resmen..
devamını gör...
eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
atv'nin yeni sezonda yayınlamayacağı mafya dizisi.
senaryosunu, oyunculuklarını vs. bilemem. kimileri silahlardan ve çatışma sahnelerinden dolayı diziyi yadırgayabilir, anlarım... ancak atv için bu karar bir yıkımdır. altı sezondur yayınlanmasına rağmen hala reytinglerde tepeye oynayan, tv izleyicisini uzun soluklu ekrana bağlayan bir diziden bahsediyoruz. türkiye'de beş sezonun üstünde yayınlanıp izleyiciyi bu denli ekrana bağlayan dizi sayısı azdır. ek olarak edho, tahmin edileceği üzere youtube yerine televizyonda tercih ediliyor. yani dizi, reklamları izleyen, her yayın günü çayını, kahvesini, meyvesini alıp televizyonun başına kurulan ve gece 12 buçuğa kadar kanalı değiştirmeyen bir izleyici kitlesi barındırıyor. diziyi illaki youtube'dan izleyenler de vardır ancak genel izleyici portresi, hafta boyu edho ile alakalı tek kare takip etmeyip yayın gününde televizyonun başına kurulan bir kitle. günümüz televizyoncularının youtube ve dijital platformlar karşısında uğradığı hezimeti de düşünürsek, edho ulusal bir kanal için bulunmaz nimet.
atv'nin diziyi yayından kaldırmasının iki sebebi olabilir:
1 - oyuncu maaşlarının çok yüksek olması: edho, maliyetli bir dizi değil. tarihi diziler gibi herhangi bir platforma, ya da bilim kurgu dizileri gibi video efektlerine ihtiyaç duymuyor. olup olabilecek en büyük efekt, silahlardan çıkan ateşleme efekti ya da bomba/patlama efekti. bunların haricinde efekt ya da prodüksiyon olarak ağır masraflar istemiyor. ancak yapım şirketinin ya da kanalın belini kırabilecek bir alternatif var: oyuncu maaşları! türkiye'de özellikle mafya dizilerinin oyuncuları, gerçek mafya babası gibi muamele görüyor ve izleyici tarafından hürmet görüyor. mesela ilyas karakterini canlandıran ozan akbaba... kuzey güney dizisinde dakika başı kıvanç tatlıtuğ'dan dayak yiyen bir karakteri canlandırırken hiç de göz önünde değildi ve tahminimce cüzi bir ücret alıyordu. ancak bugün, sokağa çıktığında sanki bir mafya ailesinin lideriymişçesine ilgi ve hürmet görüyor.
2 - siyasi sebepler
özellikle sedat peker mevzularının patlamasının ardından, dizi pek çok insan için (dolaylı olarak da kanal için) bambaşka bir anlam ihtiva etmeye başladı. dizi bu sebeple de, büyük yerlerden gelen emirler doğrultusunda yayından kaldırılmış olabilir.
ben bir kanal sahibi olsaydım edho'nun kendi kanalımda yayınlanması için elimden geleni yapardım. izleyici kitlesinin youtube'a ve netflix gibi dijital platformlara kaydığı şu günlerde, 200 bölüm boyunca reytingde tepeye oynamış, deli gibi reklam geliri olan ve pek de masraflı olmayan bir diziden bahsediyoruz. belki yayınlanır, belki yayınlanmaz bilemem. ancak yayınlanmadığı takdirde pek çok kişi üzülecek ve atv'yi boykot bile edecek.
senaryosunu, oyunculuklarını vs. bilemem. kimileri silahlardan ve çatışma sahnelerinden dolayı diziyi yadırgayabilir, anlarım... ancak atv için bu karar bir yıkımdır. altı sezondur yayınlanmasına rağmen hala reytinglerde tepeye oynayan, tv izleyicisini uzun soluklu ekrana bağlayan bir diziden bahsediyoruz. türkiye'de beş sezonun üstünde yayınlanıp izleyiciyi bu denli ekrana bağlayan dizi sayısı azdır. ek olarak edho, tahmin edileceği üzere youtube yerine televizyonda tercih ediliyor. yani dizi, reklamları izleyen, her yayın günü çayını, kahvesini, meyvesini alıp televizyonun başına kurulan ve gece 12 buçuğa kadar kanalı değiştirmeyen bir izleyici kitlesi barındırıyor. diziyi illaki youtube'dan izleyenler de vardır ancak genel izleyici portresi, hafta boyu edho ile alakalı tek kare takip etmeyip yayın gününde televizyonun başına kurulan bir kitle. günümüz televizyoncularının youtube ve dijital platformlar karşısında uğradığı hezimeti de düşünürsek, edho ulusal bir kanal için bulunmaz nimet.
atv'nin diziyi yayından kaldırmasının iki sebebi olabilir:
1 - oyuncu maaşlarının çok yüksek olması: edho, maliyetli bir dizi değil. tarihi diziler gibi herhangi bir platforma, ya da bilim kurgu dizileri gibi video efektlerine ihtiyaç duymuyor. olup olabilecek en büyük efekt, silahlardan çıkan ateşleme efekti ya da bomba/patlama efekti. bunların haricinde efekt ya da prodüksiyon olarak ağır masraflar istemiyor. ancak yapım şirketinin ya da kanalın belini kırabilecek bir alternatif var: oyuncu maaşları! türkiye'de özellikle mafya dizilerinin oyuncuları, gerçek mafya babası gibi muamele görüyor ve izleyici tarafından hürmet görüyor. mesela ilyas karakterini canlandıran ozan akbaba... kuzey güney dizisinde dakika başı kıvanç tatlıtuğ'dan dayak yiyen bir karakteri canlandırırken hiç de göz önünde değildi ve tahminimce cüzi bir ücret alıyordu. ancak bugün, sokağa çıktığında sanki bir mafya ailesinin lideriymişçesine ilgi ve hürmet görüyor.
2 - siyasi sebepler
özellikle sedat peker mevzularının patlamasının ardından, dizi pek çok insan için (dolaylı olarak da kanal için) bambaşka bir anlam ihtiva etmeye başladı. dizi bu sebeple de, büyük yerlerden gelen emirler doğrultusunda yayından kaldırılmış olabilir.
ben bir kanal sahibi olsaydım edho'nun kendi kanalımda yayınlanması için elimden geleni yapardım. izleyici kitlesinin youtube'a ve netflix gibi dijital platformlara kaydığı şu günlerde, 200 bölüm boyunca reytingde tepeye oynamış, deli gibi reklam geliri olan ve pek de masraflı olmayan bir diziden bahsediyoruz. belki yayınlanır, belki yayınlanmaz bilemem. ancak yayınlanmadığı takdirde pek çok kişi üzülecek ve atv'yi boykot bile edecek.
devamını gör...
kayıp tanrılar ülkesi
ahmet ümit'in patasana veyahut kavim romanları kadar çarpıcı olmayan, "elimden bırakamadım!" diyeceğiniz kadar sürüklemeyen lakin keyifli zaman geçirmenize sebep olacak romanı.
spoiler vermeden ufak tefek detaylardan bahsetmek istiyorum, öncelikle mitoloji kısmı ciddi anlamda güzel bir özet biçimine yoğurulmuş, mitolojiye ilgisi olan lakin altyapısı olmayan biri için ideal bir özet mevcut.
sevgili yazar, kendi çapında sistemi eleştirdiği gibi ülkemizin de uzun yıllar belası olacak göç dalgalarını başka bir bakış açısı ile anlatmış, almanya'da yaşayan gurbetçilerin yaşadıklarından tutun, ülkemizde oy kullandıkları kısma kadar bir güzel eleştirip kendi yorumunu da katmış.
pergamon... pergamon antik kenti hakkkında bilgiler vermiş, o güzel zeus altarı hakkında bir güzel konuşmuş lakin doyucu olmasa da insanı merak ettirecek bir biçime eriştirmiş sevgili yazar lakin söylediğim gibi, eksik. insan eserlerin nasıl kaçırıldığı, nasıl sergilendiği hakkında daha doyurucu bilgiler bekiyor okurken, yazar da "balık yok, al sana olta!" demiş ve araştırmamızı istemiş belli ki.
daha da ilginç olan kısım ise karakterler. özellikle romanımızın baş kahramanı, başkomiser yıldız karasu o kadar tuhaf bir karakter ki, hem türk genlerini kaybetmemiş, hem de almanya'da doğup büyüdüğü için alman disiplininden nasibini almış, pratik türk zekası ile analitik alman zekası hoş bir biçimde birleşmiş gibi... ama n yazık ki çok sırıtıyor, yardımcısı bir alman ve ne yazık ki öyle bir durumda ilerliyor ki roman, yıldız'ın safkan alman, yardımcısının da tam anlamıyla türk olduğunu düşünebilirsiniz ki bu olabildikçe sırıtıyor.
hoş bir roman, okunmasa da olur. mitoloji-polisiye bezemeli çok daha iyileri mevcut zira, çok daha iyi doyuranlar da.
ama ahmet ümit yazmış, biz de okumuş olduk, güzel zaman geçirdik.
spoiler vermeden ufak tefek detaylardan bahsetmek istiyorum, öncelikle mitoloji kısmı ciddi anlamda güzel bir özet biçimine yoğurulmuş, mitolojiye ilgisi olan lakin altyapısı olmayan biri için ideal bir özet mevcut.
sevgili yazar, kendi çapında sistemi eleştirdiği gibi ülkemizin de uzun yıllar belası olacak göç dalgalarını başka bir bakış açısı ile anlatmış, almanya'da yaşayan gurbetçilerin yaşadıklarından tutun, ülkemizde oy kullandıkları kısma kadar bir güzel eleştirip kendi yorumunu da katmış.
pergamon... pergamon antik kenti hakkkında bilgiler vermiş, o güzel zeus altarı hakkında bir güzel konuşmuş lakin doyucu olmasa da insanı merak ettirecek bir biçime eriştirmiş sevgili yazar lakin söylediğim gibi, eksik. insan eserlerin nasıl kaçırıldığı, nasıl sergilendiği hakkında daha doyurucu bilgiler bekiyor okurken, yazar da "balık yok, al sana olta!" demiş ve araştırmamızı istemiş belli ki.
daha da ilginç olan kısım ise karakterler. özellikle romanımızın baş kahramanı, başkomiser yıldız karasu o kadar tuhaf bir karakter ki, hem türk genlerini kaybetmemiş, hem de almanya'da doğup büyüdüğü için alman disiplininden nasibini almış, pratik türk zekası ile analitik alman zekası hoş bir biçimde birleşmiş gibi... ama n yazık ki çok sırıtıyor, yardımcısı bir alman ve ne yazık ki öyle bir durumda ilerliyor ki roman, yıldız'ın safkan alman, yardımcısının da tam anlamıyla türk olduğunu düşünebilirsiniz ki bu olabildikçe sırıtıyor.
hoş bir roman, okunmasa da olur. mitoloji-polisiye bezemeli çok daha iyileri mevcut zira, çok daha iyi doyuranlar da.
ama ahmet ümit yazmış, biz de okumuş olduk, güzel zaman geçirdik.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hâlâ olayın nedenini anlamayanların olması sinirlerimi bozuyor. *
tanıyan tanıyor, bilen biliyor nasıl bir insan olduğumu. nasıl biri olmadığımı ise burada kanıtlamakla uğraşmayacağım. meja her zamanki meja. oyna, devam!
tanıyan tanıyor, bilen biliyor nasıl bir insan olduğumu. nasıl biri olmadığımı ise burada kanıtlamakla uğraşmayacağım. meja her zamanki meja. oyna, devam!
devamını gör...
normal sözlük'te tanımlarından nefret ettiğiniz yazarlar
sırasıyla @ıvanmılınskı, @ucemak, @örnek vatandaş, @kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası, @tolgame ve @daddy'dir
(@kalender mansiyon kazandı.)
hep birisi 3000 tanım üzerine sahip yazarlar olup kesinlikle kıskanmakla alakası yok. hatta ne alakası var? (listeye almadığım birkaç 3k tanım üzeri yazar var. gayet iyi yazarlar olup kendileri. her gün tüm tanımlarını 2 tur okumazsam uyku tutmuyor.)
(@kalender mansiyon kazandı.)
hep birisi 3000 tanım üzerine sahip yazarlar olup kesinlikle kıskanmakla alakası yok. hatta ne alakası var? (listeye almadığım birkaç 3k tanım üzeri yazar var. gayet iyi yazarlar olup kendileri. her gün tüm tanımlarını 2 tur okumazsam uyku tutmuyor.)
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
ona gelecek bir zararın bile bile kendinize gelmesine izin vermek
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bu kadar bilgisiz olmayın, araştırın, okuyun, öğrenin... her duyduğunuzu buraya koşarak başlık açmayın, komik oluyorsunuz.
ben duyduğuma inanmam, gördüğüme de inanmam. bir bilginin doğruluğuna veya yanlışlığına beni ikna etmek çok zordur, birkaç kaynaktan o bilgiyi teyit etmem lazım.
ben duyduğuma inanmam, gördüğüme de inanmam. bir bilginin doğruluğuna veya yanlışlığına beni ikna etmek çok zordur, birkaç kaynaktan o bilgiyi teyit etmem lazım.
devamını gör...
yulaf lapası
t: genellikle öğütülmüş tahılların sütte ya da suda kaynatılmasıyla yapılan kahvaltılık bir gevrektir.
yulaf lapası tarifi
3 yemek kaşığı yulaf.
1 su bardağı süt ya da su.
muz, elma ya da sevdiğiniz herhangi bir meyve.
isterseniz tarçın da ilave edebilirsiniz.
daha sonra bu malzemeleri küçük bir tencerede istediğiniz kıvama gelene kadar, kaynatıyorsunuz. üstünü istediğiniz gibi süsleyebilirsiniz. bu tariften yaklaşık 2 kase yulaf lapası çıkıyor ve bence gayet doyurucu oluyor. şimdiden yapacak yazarlara afiyet olsun. beğenmezseniz beni linçlemeyin lütfen swh.
yulaf lapası tarifi
3 yemek kaşığı yulaf.
1 su bardağı süt ya da su.
muz, elma ya da sevdiğiniz herhangi bir meyve.
isterseniz tarçın da ilave edebilirsiniz.
daha sonra bu malzemeleri küçük bir tencerede istediğiniz kıvama gelene kadar, kaynatıyorsunuz. üstünü istediğiniz gibi süsleyebilirsiniz. bu tariften yaklaşık 2 kase yulaf lapası çıkıyor ve bence gayet doyurucu oluyor. şimdiden yapacak yazarlara afiyet olsun. beğenmezseniz beni linçlemeyin lütfen swh.
devamını gör...
toplum
t: dil devrimi zamanında yanlış türetilmiş kelimelerden biridir. türkçede *+m diye bir isimden isim yapan ek mevcut değildir. fakat uzun zaman önce dile yerleştiği için bir şey yapmaya gerek yok. takılsın.
devamını gör...
kitap alıntıları
"kişi iyi şeylerle uğraştıktan sonra kötü biri olmaktan utanır. cesaret eğiticidir, bir bebek bile henüz öğrenmediği şeyleri duymaya ve söylemeye çalışır. bir kimse iyi şeyler öğrenirse, yaşlandıkça bunları korumayı sever. bu yüzden çocukları iyi eğitin."
"yaşamın rengi kısadır. bunu da kederlerle değil, olabildiğince mutlu sürmek gerekir."
yakarıcılar - euripides
"yaşamın rengi kısadır. bunu da kederlerle değil, olabildiğince mutlu sürmek gerekir."
yakarıcılar - euripides
devamını gör...
robert schumann
bu bir minervasowl ukdesidir.
inanılmaz bir şekilde ''boş'' başlık.
karısı için bile başlık var ayol.
neyse ben açılışı yapayım, umarım gerisi kendiliğinden gelir.
1810 yılında, günümüzde almanya sınırları içinde kalan, sakson şehri zwickau şehrinde dünyaya gelmiştir. edebiyatla ilgili bir kişi olmasından dolayı, leipzig'd hukuk eğitimi almadan önce, bir çok roman da yazmışlığı vardır.
şimdi efenim, beethoven 9 senfoniyi yapmış, ortalığı kasıp kavurmuştur. 9 senfonide koro ve solistlerde dahil olunca,
bir çok sanatçı ''olm bunun ötesi yok'', ''daha iyisini yapamayız lan'' demiş ve başka türlere yönelmişler. örneğin chopin, wagner vb...
bu sebeple dokuzuncu senfoniden sonra ''senfoni''nin üstüne ölü toprağı serpilmiş gibidir.
işte bu dönemde, korkusuzca senfoniler üzerine çalışan bir besteci schumman...
beethoven 9 senfoniyi bestelediğinde, schubert 1822 de büyük do majör senfonisine başlamıştı. o ölünce onun arkadaşı olan schumann, besteyi viyanaya götürüyor ve orada sahneleniyor.
böylece schumann, bu durumdan ilham alarak kendisi ilk senfonisini oluşturmaya başlıyor efem..
sene 1841...beethoven ve schubert'en ilham alarak, ancak bir o kadarda benzerliğe düşmekten kaçınarak,
klasik perde yapılarını kullanmadan bir senfoni yaratmış olur. olağan trioların yerini, iki triolar alır ve zaman işaretleri farklıdır.
senfoninin adı; 1 nolu senfoni, ''bahar''dır.
adolf bötteger'in ''bahar'' şiirindeki melankolik hava, senfonide yakalanmış olur böylece....
inanılmaz bir şekilde ''boş'' başlık.
karısı için bile başlık var ayol.
neyse ben açılışı yapayım, umarım gerisi kendiliğinden gelir.
1810 yılında, günümüzde almanya sınırları içinde kalan, sakson şehri zwickau şehrinde dünyaya gelmiştir. edebiyatla ilgili bir kişi olmasından dolayı, leipzig'd hukuk eğitimi almadan önce, bir çok roman da yazmışlığı vardır.
şimdi efenim, beethoven 9 senfoniyi yapmış, ortalığı kasıp kavurmuştur. 9 senfonide koro ve solistlerde dahil olunca,
bir çok sanatçı ''olm bunun ötesi yok'', ''daha iyisini yapamayız lan'' demiş ve başka türlere yönelmişler. örneğin chopin, wagner vb...
bu sebeple dokuzuncu senfoniden sonra ''senfoni''nin üstüne ölü toprağı serpilmiş gibidir.
işte bu dönemde, korkusuzca senfoniler üzerine çalışan bir besteci schumman...
beethoven 9 senfoniyi bestelediğinde, schubert 1822 de büyük do majör senfonisine başlamıştı. o ölünce onun arkadaşı olan schumann, besteyi viyanaya götürüyor ve orada sahneleniyor.
böylece schumann, bu durumdan ilham alarak kendisi ilk senfonisini oluşturmaya başlıyor efem..
sene 1841...beethoven ve schubert'en ilham alarak, ancak bir o kadarda benzerliğe düşmekten kaçınarak,
klasik perde yapılarını kullanmadan bir senfoni yaratmış olur. olağan trioların yerini, iki triolar alır ve zaman işaretleri farklıdır.
senfoninin adı; 1 nolu senfoni, ''bahar''dır.
adolf bötteger'in ''bahar'' şiirindeki melankolik hava, senfonide yakalanmış olur böylece....
devamını gör...
yazarların 2021 hedefleri
ölmemek.
hala yaşıyorum sözlük, son 4 ay. eğer son 4 ayı da ölmeden atlatırsam hedefime ulaştım.
edit:hala yaşıyorum sözlük, ama işler pek tahmin ettiğim gibi gitmedi.
edit: hala yaşıyorum sözlük 2023 ten bildiriyorum, işler yavaş yavaş yoluna giriyor.
hala yaşıyorum sözlük, son 4 ay. eğer son 4 ayı da ölmeden atlatırsam hedefime ulaştım.
edit:hala yaşıyorum sözlük, ama işler pek tahmin ettiğim gibi gitmedi.
edit: hala yaşıyorum sözlük 2023 ten bildiriyorum, işler yavaş yavaş yoluna giriyor.
devamını gör...
tebdil-i kıyafet ekiplerimiz vatandaşlarımızın arasında
padişah mısınız hocam siz?
devamını gör...
canan kaftancıoğlu
chp'li kadın siyasetçi. korkmadan bir şeyleri ifade eden nadir insanlardan.
devamını gör...
çikolataya en çok yakışan şey
sadece çilektir.
dağ evimde favorimdir.
dağ evimde favorimdir.
devamını gör...
boğazlı kazak
görünce bile içimi sıkıntı basan kazak çeşidi.v yaka olmalı.bana yapılacak işkencelerden biri bunu giydirmektir.
devamını gör...
en sevdiği içecek ayran olan kişi
bir ara bir buçuk litrelik ayran aldık arkadaşla birer tane. oturduk parkta çapulcu itler gibi içiyoruz. allahta belamızı versin mide fesadı geçirecektim. tamam iyi hoş güzel de öyle bir ağırlık yok yahu.
devamını gör...
verdikten sonra pişman olunan şeyler
yıllardır sakladığımız, işe yaramayan, en sonunda gözden çıkarıp verdiğimiz eşyalar. tam da verdiğimiz gün lazım olması?
devamını gör...
hayatının sonuna kadar tek bir kitap okuma şansın olsaydı
suç ve ceza. sayısız okuyabilirim ve asla sıkılmam.
devamını gör...
çalıntı tanım girmek
alıntı kullanıp kaynak gösteren çok az yazar var. bazen uzunca bir yazıya denk geliyorum bakıyorum ki bildiğim bir yazı bu. yazıyı apardığı kitabı biliyorum, altta kitap adı filan yok. elli kişi beğenmiş yirmi kişi favlamış filan.
devamını gör...