1.70 boyundaki kadının aynı boydaki erkekten uzun olması
bizim algımızdan mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama var böyle bir olay.
1.70 lik kadın gayet uzun boylu görünürken 1.70 lik erkek küçük enişte gibi görünüyor.
1.70 lik kadın gayet uzun boylu görünürken 1.70 lik erkek küçük enişte gibi görünüyor.
devamını gör...
saygı duyarsan sana saygı duyulur
saygılı bir insan olursan geri dönüt olarak aynı değeri göreceğini dile getiren cümledir. (bkz: kısasa kısas)
devamını gör...
hızlı ve öfkeli serisinin sona ereceği tarih
paul walker öldüğünde bitmişti bu seri benim için.
how can we not talk about family, when family is all that we got? *
how can we not talk about family, when family is all that we got? *
devamını gör...
normal sözlük’ün foruma dönmesi
insanları güldüren bir hale gelmesidir.
"bir çok başlığın altına adam 1 cümle yazıyor nasıl başarıyorsa onuda yanlış yazıyor."
mükemmel bir yazarın keyif verici cümlesi, ahhahah. tek cümlede bir sürü hata yapmış, başlığı zaten saymıyorum. nasıl başarıyorlar anlamıyorum fsdh. doğru cümle şöyle olmalı:
"birçok başlığın altına adam bir cümle yazıyor, nasıl başarıyorsa onu da yanlış yazıyor."
"bir çok başlığın altına adam 1 cümle yazıyor nasıl başarıyorsa onuda yanlış yazıyor."
mükemmel bir yazarın keyif verici cümlesi, ahhahah. tek cümlede bir sürü hata yapmış, başlığı zaten saymıyorum. nasıl başarıyorlar anlamıyorum fsdh. doğru cümle şöyle olmalı:
"birçok başlığın altına adam bir cümle yazıyor, nasıl başarıyorsa onu da yanlış yazıyor."
devamını gör...
kanal 7'ye bir not bırak
anne'anneler ve babannelerin izlediği sıfır oyunculuk ve kötü senaryo barındıran "yemin ve emanet" dizilerini lütfen bitirin diyeceğim başlıktır.
devamını gör...
cinayet süsü
ali atay'ın yazıp yönettiği, sosyal mesajlı komedi-polisiye tarzında başarılı filmdir. binnur kaya, uğur yücel gibi büyük oyuncuların yer aldığı bu filmin parlayan yıldızı elbette feyyaz yiğit'tir.
devamını gör...
zemberek etkisi
şartların kötüye gitmesi durumunda ve zorlaşması halinde kişilerin ideallerinden, belli başlı önemsediği durumlardan vazgeçmemesi anlamına gelmektedir.
-hepimizin zorlandığı durumlar, önüne engeller koyulduğu ve ideallerinden vazgeçmesine sebep olan şeyler olabiliyor. bu tarz durumlarda belirli standartlara ve ideallere sahip kişilerin pes etmeyip istekleri doğrultusunda yavaş dahi olsa sağlam adımlar atması sonucunda istediğini yaşaması ve kazanması olasıdır. bazı zaferler, zorlukların tadını çıkararak kazanılır.
-hepimizin zorlandığı durumlar, önüne engeller koyulduğu ve ideallerinden vazgeçmesine sebep olan şeyler olabiliyor. bu tarz durumlarda belirli standartlara ve ideallere sahip kişilerin pes etmeyip istekleri doğrultusunda yavaş dahi olsa sağlam adımlar atması sonucunda istediğini yaşaması ve kazanması olasıdır. bazı zaferler, zorlukların tadını çıkararak kazanılır.
devamını gör...
biz böyleyiz
caner özyurtlu'nun çekip de keyif almadığım bir filmi yok sanırım, filmlerinde sanat yönetmenliğini kim yapıyorsa hepsi de hakkını veriyorlar. başarılı ve başarısız noktaları arasındaki fark çok da keskin değil, bu yönü ile büyük bir eleştiriyi hak etmiyor.
filmde emrah ve neziş kesinlikle rollerinin haklarını verip, öyle bir oynamışlardı ki sanki gerçek hayatta emrah ve neziş vardı. filmde oyunculuğun ve rolün hissiyatını veren, dinamik tutan, gülümseten en iyi ikiliydiler.
filmin sonunda yaşananların bir döngü içerisine girecek olması ve klişe sonlarla bitmemesi beni çok sevindirdi. her filmde her aşk mutlu bitiyor klişesi artık baymıştı, hayatın gerçek çizgisinden bu yönüyle uzaklaşmamış olması çok güzeldi.
film bir kez daha berrak tüzünataç'ın canlandırdığı emre karakteri ile bana gösterdi ki; yaş kaç olursa olsun bir şeylerden kaçmak adına yapılan her eylem kişiyi o yönde çok çocukça gösteriyor. filmde aşırı absürt karakterler de yoktu. her yerde gördüğümüz, görebileceğimiz, dolaylı veya doğrudan tanıdığımız insanlardı. en azından bana yabancı olan herhangi bir karakter yoktu ortada. o yüzden de değişik olmuş.
tunç bey'in canlandırmasını yapacak olan tiyatrocu adamın herhangi bir şekilde kılık kıyafet değiştirmeden olduğu gibi gelmesi de taktiri hak ediyor. çünkü genellikle diğer film ve dizilerde bu tür durumlarda kılık değiştiriliyor. beğendim bunu.
yan rollere odaklanacak olursak eğer, eşlerin rolleri de çok güzeldi. mesela burak altay'ın canlandırdığı eş davranışı her yerde var. kendisi adına söz hakkı doğmaz, eşi ne derse onu onu yapar, her iş eşinin onayı doğrultusunda yapılır vs.
aynı şekilde candaş, efsun'un canlandırdığı ''medeni insan''ın tamamlanması için vardı.
bir gece yarısı gelen itiraflar da güzeldi. film her şeyi bir anda vermek yerine veya bir öncesi bir de şu an gitmek yerine böyle taze taze, belli bir düzende bütün sırlarını bize açmış olması beni filmden sıkılmamam için daha da çok kendisine bağladı.
film biraz fransız film tadını verse de kendi içerisinde orijinalliğini koruyup, türk sineması adına tat bırakan bir film olmuş. be-ğen-dim!
filmde emrah ve neziş kesinlikle rollerinin haklarını verip, öyle bir oynamışlardı ki sanki gerçek hayatta emrah ve neziş vardı. filmde oyunculuğun ve rolün hissiyatını veren, dinamik tutan, gülümseten en iyi ikiliydiler.
filmin sonunda yaşananların bir döngü içerisine girecek olması ve klişe sonlarla bitmemesi beni çok sevindirdi. her filmde her aşk mutlu bitiyor klişesi artık baymıştı, hayatın gerçek çizgisinden bu yönüyle uzaklaşmamış olması çok güzeldi.
film bir kez daha berrak tüzünataç'ın canlandırdığı emre karakteri ile bana gösterdi ki; yaş kaç olursa olsun bir şeylerden kaçmak adına yapılan her eylem kişiyi o yönde çok çocukça gösteriyor. filmde aşırı absürt karakterler de yoktu. her yerde gördüğümüz, görebileceğimiz, dolaylı veya doğrudan tanıdığımız insanlardı. en azından bana yabancı olan herhangi bir karakter yoktu ortada. o yüzden de değişik olmuş.
tunç bey'in canlandırmasını yapacak olan tiyatrocu adamın herhangi bir şekilde kılık kıyafet değiştirmeden olduğu gibi gelmesi de taktiri hak ediyor. çünkü genellikle diğer film ve dizilerde bu tür durumlarda kılık değiştiriliyor. beğendim bunu.
yan rollere odaklanacak olursak eğer, eşlerin rolleri de çok güzeldi. mesela burak altay'ın canlandırdığı eş davranışı her yerde var. kendisi adına söz hakkı doğmaz, eşi ne derse onu onu yapar, her iş eşinin onayı doğrultusunda yapılır vs.
aynı şekilde candaş, efsun'un canlandırdığı ''medeni insan''ın tamamlanması için vardı.
bir gece yarısı gelen itiraflar da güzeldi. film her şeyi bir anda vermek yerine veya bir öncesi bir de şu an gitmek yerine böyle taze taze, belli bir düzende bütün sırlarını bize açmış olması beni filmden sıkılmamam için daha da çok kendisine bağladı.
film biraz fransız film tadını verse de kendi içerisinde orijinalliğini koruyup, türk sineması adına tat bırakan bir film olmuş. be-ğen-dim!
devamını gör...
hayat
uzun ince bir yol..
devamını gör...
şişirilmiş bir balon olması
prim vermememiz gereken başlıklara eklenen gereksiz kelimeler bütünü. gördüğünüz zaman kaçın.
devamını gör...
musicbuddy
devamını gör...
fikri sönmez
nam-ı diğer terzi fikri
fatsa eski belediye başkanı.
devrimci halk önderi.
1938 yılında fatsa'nın kabakdağı köyünde doğmuştur.
terzi olarak geçimini sağlarken bir yandan da devrimci mücadeleye destek vermiştir. bu mücadele esnasında fatsa halkının teveccühünü arkasına alarak 1979 ara yerel seçimlerinde bağımsız aday olmuş ve oyların neredeyse tamamını alarak belediye başkanlığına seçilmiştir.
göreve gelir gelmez her mahallede, mahallenin ileri gelenlerinden oluşan halk komitelerini kurup onları belediye yönetiminde yetki ve karar mercii kılarak, katılımcı demokrasi adına eşine az rastlanır bir deneyim yaşatmıştır.
bu başarılı deneyimin ülkeye yayılmasından endişelenen güçler devreye girerek 9 ay sonra temmuz 1980 yılında halkın iradesine darbe vurmuşlar, terzi fikri ve arkadaşlarını haksız yere, hukuksuz yargılamalarla tutsak etmişlerdir.
fikri sönmez, 06 mayıs 1985 yılında hapiste yaşadığı işkencelere dayanamayıp hayata gözlerini yummuş ve ismini bu ülkenin aydınlık tarihine yazdırmıştır.
tüm hayatını, tarihe geçen şu cümlesiyle özetleyebiliriz,
"ben ne yaptıysam halkım için halkımla birlikte yaptım."
fatsa eski belediye başkanı.
devrimci halk önderi.
1938 yılında fatsa'nın kabakdağı köyünde doğmuştur.
terzi olarak geçimini sağlarken bir yandan da devrimci mücadeleye destek vermiştir. bu mücadele esnasında fatsa halkının teveccühünü arkasına alarak 1979 ara yerel seçimlerinde bağımsız aday olmuş ve oyların neredeyse tamamını alarak belediye başkanlığına seçilmiştir.
göreve gelir gelmez her mahallede, mahallenin ileri gelenlerinden oluşan halk komitelerini kurup onları belediye yönetiminde yetki ve karar mercii kılarak, katılımcı demokrasi adına eşine az rastlanır bir deneyim yaşatmıştır.
bu başarılı deneyimin ülkeye yayılmasından endişelenen güçler devreye girerek 9 ay sonra temmuz 1980 yılında halkın iradesine darbe vurmuşlar, terzi fikri ve arkadaşlarını haksız yere, hukuksuz yargılamalarla tutsak etmişlerdir.
fikri sönmez, 06 mayıs 1985 yılında hapiste yaşadığı işkencelere dayanamayıp hayata gözlerini yummuş ve ismini bu ülkenin aydınlık tarihine yazdırmıştır.
tüm hayatını, tarihe geçen şu cümlesiyle özetleyebiliriz,
"ben ne yaptıysam halkım için halkımla birlikte yaptım."
devamını gör...
sinirlendiğinde çok kırıcı olabilen insan
hiçbir zaman böyle birisi olmadım. en sevmediğim özelliğim olabilirr.* ben daha çok susarım. sürekli. sinirlensem de kırılsam da susarım. aslında bu kötü bir şey. içimde kalıyor hep, kendi kendimi yiyorum, beni uzun bir mutsuzluğa sürüklüyor. ama yine de devam ediyorum.* isterdim ki çat çat söyleyeyim. en azından başımı yastığa koyduğum da bin türlü senaryo dönmezdi. ama olmuyor. tutuluyorum resmen.
devamını gör...
whatsapp'ın kendi durum yapması
popüler whatsapp böyle olmamalıydı. kaybetmeye mahkumken son dakika da dönüş bu olsa gerek.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
bunlar engerekler ve çıyanlardır
bunlar aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır.
tanı bunları, tanı da büyü.
ahmed arif
bunlar aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır.
tanı bunları, tanı da büyü.
ahmed arif
devamını gör...
cleo de 5 a 7
fransızca öğrenildikten sonra izlenilmesi gereken filmlerden biri. bazı yerlerde o kadar fazla çeviri hatası var ki türkçeye insanı soğutuyor izlemekten. örneğin bir sahnede angèle adlı karakter bir hikaye anlatıyor. hikaye şöyle başlıyor:
"her şeye sahip bir adam varmış: bir karısı, çocukları, sağlığı (ve sağlık her şeydir). bir gün hasta olmuş. doktor öleceğini söylemiş. karısı üzüntüden mahvolmuş. adam çıldırmış, yataktan kalkmış ve ayrılacağını söylemiş. [...] "
hikayenin geri kalanı maalesef çevrilmemişti. *
sans toi ile beni fethetti zaten bu film ayrıca...
film neyi anlatıyor? yalnızlık ve güzellik ekseninde ilerleyen bir kurguya sahibiz. ana karakterimiz çok güzel bir kadındır. fakat yine bir bakıma güzelliğinden dolayı yalnızdır. fakat kadın (ismi cléo, gerçek ismiyse florence) kendisini güzelliğiyle avutmaya çalışır. aşkı arar bir yandan da. fakat insanlar sırf o güzel diye onunladır vs.
lakin kadının düşüncesi şu yöndedir: "ben güzelim fakat güzel olduğum için insanlar etrafımda. (aynı zamanda bir albüm çıkaran şarkıcıydı.) o halde yalnızım. eğer çirkin olsaydım belki gerçek aşk beni bulurdu. gerçekten sevilirdim bir kişi tarafından. çünkü sevgi her şeydir. ama çirkin değilim. o halde çirkinlik ölümün bir şeklidir ve güzel olduğum sürece yaşıyorumdur. o yüzden güzel olduğum için kendimi sevmeli, yalnızlığımın bir gün geçeceğini ummalıyım."
bu tarz bir akıl yürütmeye sahip olduğunu söyleyebilirim. *
şimdi spoiler.
kendisini sevdiğini söyleyen insanlar vardır. onu her an mutlu etmeye çalışır. fakat karakterimiz buna aldırış etmez pek. çünkü içten içe biliyordur derin yalnızlığını. o halde ne yapmalı? bir şey yapmayı düşünmez sanırım. güzelliğiyle yaşamaya, eğlenmeye kaptırmıştır kendini bir bakıma. fakat aşkı da yakında bulacaktır.
hikaye baş karakterin hasta olup olmadığını, ölüp ölmeyeceğini düşündüğü bir sırada geçiyor. bu sürecin sonlarına doğruysa gerçek aşk olarak adlandırabileceği bir kimseyle tanışıyor. herkes cléo'ya hastalığını abarttığını, yakında iyi olacağını söylerken sadece sondaki yeni karakterimiz onun hastalığı karşısında saygı duyuyor ve cléo için bir nevi endişeleniyor. zaten gerçek aşkı da bu kişiyle buluyor yanılmıyorsam.
film bize ne katabilir? sanırım çok şey. ya da hiçbir şey. ayrıca bir şey katmasına gerek de olmayabilir. insan doğasına güzel bir dokunuş bırakabilir. yaralarınıza merhem olabilir. veya yaralarınızı deşebilir. ama sırf o piyano sahnesi için bile izlenir bu film. o nece müthiş sahnedir yahu.
insan hiç aşık olmaz mı? aşkı yeterince derin, tehlikeli ve uzlaşmasız göremez miyiz bu hayatta? görsek ne yapardık? kaçar mıydık, kabullenir miydik? aşkın zamanı olur mu? vs. vs. sorular çoğaltılabilir. tabii her film size bu gibi mesajları, soruları yöneltecektir. neticede bir film bir hayatı ifade eder. (edebilme potansiyelindedir en azından, bizlerinki gibi...)
"kaçma, sevimli kelebek. çirkinlik ölümün bir şeklidir. güzel olduğum sürece yaşıyorumdur."
"çıplaklık kendini doğallaştırmaktır."
"-hiç aşık olmadın mı?
-bazen, ama hiçbir zaman istediğim derinliğe ulaşmadı."
"her şeye sahip bir adam varmış: bir karısı, çocukları, sağlığı (ve sağlık her şeydir). bir gün hasta olmuş. doktor öleceğini söylemiş. karısı üzüntüden mahvolmuş. adam çıldırmış, yataktan kalkmış ve ayrılacağını söylemiş. [...] "
hikayenin geri kalanı maalesef çevrilmemişti. *
sans toi ile beni fethetti zaten bu film ayrıca...
film neyi anlatıyor? yalnızlık ve güzellik ekseninde ilerleyen bir kurguya sahibiz. ana karakterimiz çok güzel bir kadındır. fakat yine bir bakıma güzelliğinden dolayı yalnızdır. fakat kadın (ismi cléo, gerçek ismiyse florence) kendisini güzelliğiyle avutmaya çalışır. aşkı arar bir yandan da. fakat insanlar sırf o güzel diye onunladır vs.
lakin kadının düşüncesi şu yöndedir: "ben güzelim fakat güzel olduğum için insanlar etrafımda. (aynı zamanda bir albüm çıkaran şarkıcıydı.) o halde yalnızım. eğer çirkin olsaydım belki gerçek aşk beni bulurdu. gerçekten sevilirdim bir kişi tarafından. çünkü sevgi her şeydir. ama çirkin değilim. o halde çirkinlik ölümün bir şeklidir ve güzel olduğum sürece yaşıyorumdur. o yüzden güzel olduğum için kendimi sevmeli, yalnızlığımın bir gün geçeceğini ummalıyım."
bu tarz bir akıl yürütmeye sahip olduğunu söyleyebilirim. *
şimdi spoiler.
kendisini sevdiğini söyleyen insanlar vardır. onu her an mutlu etmeye çalışır. fakat karakterimiz buna aldırış etmez pek. çünkü içten içe biliyordur derin yalnızlığını. o halde ne yapmalı? bir şey yapmayı düşünmez sanırım. güzelliğiyle yaşamaya, eğlenmeye kaptırmıştır kendini bir bakıma. fakat aşkı da yakında bulacaktır.
hikaye baş karakterin hasta olup olmadığını, ölüp ölmeyeceğini düşündüğü bir sırada geçiyor. bu sürecin sonlarına doğruysa gerçek aşk olarak adlandırabileceği bir kimseyle tanışıyor. herkes cléo'ya hastalığını abarttığını, yakında iyi olacağını söylerken sadece sondaki yeni karakterimiz onun hastalığı karşısında saygı duyuyor ve cléo için bir nevi endişeleniyor. zaten gerçek aşkı da bu kişiyle buluyor yanılmıyorsam.
film bize ne katabilir? sanırım çok şey. ya da hiçbir şey. ayrıca bir şey katmasına gerek de olmayabilir. insan doğasına güzel bir dokunuş bırakabilir. yaralarınıza merhem olabilir. veya yaralarınızı deşebilir. ama sırf o piyano sahnesi için bile izlenir bu film. o nece müthiş sahnedir yahu.
insan hiç aşık olmaz mı? aşkı yeterince derin, tehlikeli ve uzlaşmasız göremez miyiz bu hayatta? görsek ne yapardık? kaçar mıydık, kabullenir miydik? aşkın zamanı olur mu? vs. vs. sorular çoğaltılabilir. tabii her film size bu gibi mesajları, soruları yöneltecektir. neticede bir film bir hayatı ifade eder. (edebilme potansiyelindedir en azından, bizlerinki gibi...)
"kaçma, sevimli kelebek. çirkinlik ölümün bir şeklidir. güzel olduğum sürece yaşıyorumdur."
"çıplaklık kendini doğallaştırmaktır."
"-hiç aşık olmadın mı?
-bazen, ama hiçbir zaman istediğim derinliğe ulaşmadı."
devamını gör...
unutkanlık
kimi zaman stres, depresyon ve b12 eksikliğinin neden olduğu durum.
(bkz: şahsiyet (dizi))sinden bu konuya dair iki güzel replik:
sen zannediyor musun ki bir tek alzheimer olan sensin? herkes hasta, hepsi hasta. yarın bugün bir milli maç olur, herkes her şeyi unutur. bu millet neleri unuttu, seni mi unutmayacak, sen kimsin ki, alt tarafı bir katil, alt tarafı bir cinayet haberi. söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
+hem ne demiş şair. hayat hatıradır, unutursan ölürsün.
-ne güzel söylemiş. kim bu?
+unuttum.
(bkz: şahsiyet (dizi))sinden bu konuya dair iki güzel replik:
sen zannediyor musun ki bir tek alzheimer olan sensin? herkes hasta, hepsi hasta. yarın bugün bir milli maç olur, herkes her şeyi unutur. bu millet neleri unuttu, seni mi unutmayacak, sen kimsin ki, alt tarafı bir katil, alt tarafı bir cinayet haberi. söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
+hem ne demiş şair. hayat hatıradır, unutursan ölürsün.
-ne güzel söylemiş. kim bu?
+unuttum.
devamını gör...
madalyasız yazarların boş beleş tipler olması
garip garip evimde otururken yine bir şekil de yaftalanmışım. vah benim başıma gelenler. hoş haklılar da ne diyeyim. o kadar bilgi içerikli, ironisiz, komikli olmayan yazılar yazmam zor gibi çünkü. yazabilen arkadaşlara tebrikler. ilgi alanıma girenleri okuyorum gerisini sonra okurum diye hafızama tıklıyorum. siz yine sakin olun arkadaşlar. malum parayla kültürün, imanla zekanın kimde olduğu belli olmaz. çokça sevgiler o zaman.
devamını gör...
en sevilen yalın şarkısı
bir bahar akşamı dediğim başlık.
yalın'ın en sevdiğimiz şarkısı olamaz. adamın zaten kötü şarkısı yok. olsa olsa bir tık fazla dinlenen şarkısı olur. *
yalın'ın en sevdiğimiz şarkısı olamaz. adamın zaten kötü şarkısı yok. olsa olsa bir tık fazla dinlenen şarkısı olur. *
devamını gör...
