unutulmayan lise anıları
lisede coğrafya hocamıza aşık bir kız vardı. hoca ne yapsa kendi üstüne alınır, hocanın ona ilgi gösterdiğini iddia ederdi. kızım, hoca sana ödev kontrolü görevi veriyor sen hâlâ "bana ilgiliii, gözlerim iri ve güzel" falan diye türlü havalara giriyordun. tek bu hoca için değil üstelik, biri onunla en ufak bir iletişime girsin tüm dünya ona aşık gibi davranıyordu. hâlâ telefonumda "mal" diye kayıtlı numarası.
kendimle ilgili olarak da aklıma ilk gelen; ben genelde lisede derslere hep geç kalırdım ve çoğu zaman uykuma kıyamadığım için okula gitmezdim. o zamanlar uyku düzenim de berbat bir halde tabii(hâlâ öyle de neyse..) bölüm hocamız beni aramış ulaşamamış, sonra arkadaşıma sormuş arkadaşım da muhteşem bir rahatlıkla "hocam uyuyodur yaa o" demiş. hoca "bu saatte mi?" diye şaşırmış. saat öğleden sonra üç falan.. işin kötüsü arkadaşım beni o zamanlar çok iyi tanımış, gerçekten o saatte uyuyordum..
kendimle ilgili olarak da aklıma ilk gelen; ben genelde lisede derslere hep geç kalırdım ve çoğu zaman uykuma kıyamadığım için okula gitmezdim. o zamanlar uyku düzenim de berbat bir halde tabii(hâlâ öyle de neyse..) bölüm hocamız beni aramış ulaşamamış, sonra arkadaşıma sormuş arkadaşım da muhteşem bir rahatlıkla "hocam uyuyodur yaa o" demiş. hoca "bu saatte mi?" diye şaşırmış. saat öğleden sonra üç falan.. işin kötüsü arkadaşım beni o zamanlar çok iyi tanımış, gerçekten o saatte uyuyordum..
devamını gör...
charles bukowski
"tabi ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız."
devamını gör...
mutlu cahiller tugayı
giacomo papi’nin radikal şıkların sayımı isimli muhteşem kitabında adı geçen bir örgüttür.
entelektüellerin halkın kafasını karıştırdıkları gerekçesi ile sürekli bir baskı anlatında tutulduğu, halkın anlamayacağı kelimeleri kullanmamın isyana teşvik ile eş tutulduğu, önemli olanın ağızdan çıkanların değil ağza girenlerin sayıldığı kurgusal bir italya’da geçen bir hikayedir bu kitapta anlatılan.
aslında günümüze çok benzer bir atmosferde hayat bulmakta romanda anlatılan her şey. bilgili olmak ve bunu paylaşmaya çalışmak suç sayılmakta, entelektüel görünmek bile aşağılanmak için tek başına yeterli bir neden ve kitap okumak yapılabilecek en sakıncalı davranış. sanki günümüzden pek bir farkı yok gibi.
işte böyle bir dönemde ortaya çıkar mutlu cahiller tugayı. mutlu oldukları için cahil, cahil oldukları için mutlu ve her ikisi birden oldukları içinde ziyadesiyle acımasız canilerdir. ilk eylemlerinde bir festival toplantısını basıp komite üyelerini yere yatırıp enselerine birer el ateş ederek ölüdürler.
festival düzenleyerek boş para harcayan, halkın anlamadığı şeyleri baş tacı edip halkı küçük gören ve halkın kendini kötü hissetmesine neden olanları ortadan kaldıran ekip radikal şıklara da göz dağı vermiş olur böylelikle.
mutlu cahiller tugayı bu kadar acımasız değildir normal dünyada, çok daha fazla acımasızdır.
yeni dünya düzeninde sanat ne sanat içindir ne da halk için; sanat, radikal şıkları bir bir elemek içindir.
hayat damarlarınıza mukayyet olun.
entelektüellerin halkın kafasını karıştırdıkları gerekçesi ile sürekli bir baskı anlatında tutulduğu, halkın anlamayacağı kelimeleri kullanmamın isyana teşvik ile eş tutulduğu, önemli olanın ağızdan çıkanların değil ağza girenlerin sayıldığı kurgusal bir italya’da geçen bir hikayedir bu kitapta anlatılan.
aslında günümüze çok benzer bir atmosferde hayat bulmakta romanda anlatılan her şey. bilgili olmak ve bunu paylaşmaya çalışmak suç sayılmakta, entelektüel görünmek bile aşağılanmak için tek başına yeterli bir neden ve kitap okumak yapılabilecek en sakıncalı davranış. sanki günümüzden pek bir farkı yok gibi.
işte böyle bir dönemde ortaya çıkar mutlu cahiller tugayı. mutlu oldukları için cahil, cahil oldukları için mutlu ve her ikisi birden oldukları içinde ziyadesiyle acımasız canilerdir. ilk eylemlerinde bir festival toplantısını basıp komite üyelerini yere yatırıp enselerine birer el ateş ederek ölüdürler.
festival düzenleyerek boş para harcayan, halkın anlamadığı şeyleri baş tacı edip halkı küçük gören ve halkın kendini kötü hissetmesine neden olanları ortadan kaldıran ekip radikal şıklara da göz dağı vermiş olur böylelikle.
mutlu cahiller tugayı bu kadar acımasız değildir normal dünyada, çok daha fazla acımasızdır.
yeni dünya düzeninde sanat ne sanat içindir ne da halk için; sanat, radikal şıkları bir bir elemek içindir.
hayat damarlarınıza mukayyet olun.
devamını gör...
birini azarladıktan sonra çekilen yoğun vicdan azabı
bir an için öfkeye hakim olunamyıp insanlara kem sözler söylendikten, esilip gürlendikten sonra empati yapıp son derece pişman olmak ve acı çelmek. pis bir his.
devamını gör...
koklayınca geçmişi hatırlatan kokular
tütün kolonyası, finger bisküvi, kireç kokusu.
devamını gör...
sen benim kim olduğumu biliyor musun terör örgütü
valla en son bunu bana söyleyenin çenesini kırmıştım, ama sonrası 40 bin liraya mal olmuştu, sakın benim yaptığımı yapmayın, keskin sirke küpüne zarar.
hem vakit hem para hem moral kaybına ugrarsiniz.
üstelik mahkeme beni konuda haklı bulduğu halde ama çenesini kırmamak lazımmış.
kavga iyi değil, konuşarak anlaşmaya çalışın, karşınızdaki anlamiıyorsa oradan uzaklaşın.
hem vakit hem para hem moral kaybına ugrarsiniz.
üstelik mahkeme beni konuda haklı bulduğu halde ama çenesini kırmamak lazımmış.
kavga iyi değil, konuşarak anlaşmaya çalışın, karşınızdaki anlamiıyorsa oradan uzaklaşın.
devamını gör...
yazarların eş cinsel çocuğu ile yapacağı ilk konuşma
umarım bunu bana söylerken seni anlayacağımdan ve seni yargılamayacağımdan bir an bile kuşkun olmamıştır.
ben, annen yani seni bir cinsiyete hapsetmedim. sen benim çocuğumsun ve hep öyle kalacaksın.
ben, annen yani seni bir cinsiyete hapsetmedim. sen benim çocuğumsun ve hep öyle kalacaksın.
devamını gör...
etrak-ı bi idrak
akıldan yoksun, bilinçsiz türk anlamına gelir. osmanlı'nın türk'ü aşağılamak için kullandığı tanımdır.
ek 1: osmanlı saray tarihçisi hoca sadeddin türk olmayan başka bir milleti tanımlamak için değil bizzat şah ismail'i hedef alarak ve türkleri aşağılamak için bu tanımlamayı yapmıştır.
“başına tac aldı çıkdı ol pelid
itdi bî-idrak etrak’i mürid.”
(o pis adam başına taç takarak ortaya çıktı ve kendisine de akılsız türkleri mürit yaptı.)
ek 1: osmanlı saray tarihçisi hoca sadeddin türk olmayan başka bir milleti tanımlamak için değil bizzat şah ismail'i hedef alarak ve türkleri aşağılamak için bu tanımlamayı yapmıştır.
“başına tac aldı çıkdı ol pelid
itdi bî-idrak etrak’i mürid.”
(o pis adam başına taç takarak ortaya çıktı ve kendisine de akılsız türkleri mürit yaptı.)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının mal varlıkları
tek mal varlığım acılarım.
devamını gör...
insanı bitiren şey
şüphedir. insanı yavaş yavaş bitirir.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
hafta sonu keyiflerimizin perşembeden başlayacağını müjdeleyen, daha "günaydın" görselleriyle bile bütün stresimizi, gün başlar başlamaz üzerimizden alıp uzaklaştıran, daim olmasını dilediğim heyecanı klavyesinden okunan yeni yayıncımızın güzel haberi. yıldızlar arası yolculuğu hayırlı olsundur, tuşlarına asteroid değmesindir.
devamını gör...
seri oylamanın sözlüğe zarar verdiği gerçeği
sözlüğe üye olduğum günden beri dikkatimi çeken yazarların profillerine girerim, vaktimin kısıtlı olup olmadığına göre baştan sona ya da sadece ilk sayfasını olacak şekilde, daha önceden bildiğim bir yazarsa da yeni yazmış olduğu ya da benim kaçırdığım bütün girilerini okurum. beğendiğim, bana bir şeyler kattığını düşündüğüm, aynı fikirde olduğum ya da olmasam dahi görüşünü güzel ifade edebildiğini düşündüğüm her giriyi oylarım. bu herhalde seri oylamak oluyor.
bunun ne açıdan zarar verdiğini anlamadım. seri eksilemek olsa bir zarar olabilir ama beğendiğini ifade etmenin bir zarar getireceğini düşünmüyorum açıkçası. hatta, gerekli etkileşimde bulunarak o yazarı yüceltiyor, daha çok yazması adına teşvik ediyor, ilgimizi çekebildiğini belirterek onu mutlu ediyoruz zannımca.
ama okumadığı giriyi de oylayan, bir şekilde bunu suistimal eden var mıdır bilemiyorum. pek de sanmıyorum ama, varsa o tür durumlar zarar veriyor olabilir elbette. onu bilemedim işte.
bunun ne açıdan zarar verdiğini anlamadım. seri eksilemek olsa bir zarar olabilir ama beğendiğini ifade etmenin bir zarar getireceğini düşünmüyorum açıkçası. hatta, gerekli etkileşimde bulunarak o yazarı yüceltiyor, daha çok yazması adına teşvik ediyor, ilgimizi çekebildiğini belirterek onu mutlu ediyoruz zannımca.
ama okumadığı giriyi de oylayan, bir şekilde bunu suistimal eden var mıdır bilemiyorum. pek de sanmıyorum ama, varsa o tür durumlar zarar veriyor olabilir elbette. onu bilemedim işte.
devamını gör...
çobanlık yapanların tıp kazanması
1976 yılında babamın yaptığı iş.
sonra tıp kazandı ve doktor oldu.
çobanlık doktorluk kariyerinde bir aşama.
biz ailecene bunu kabul ettik.
ondan biz doktor olamadık.
sonra tıp kazandı ve doktor oldu.
çobanlık doktorluk kariyerinde bir aşama.
biz ailecene bunu kabul ettik.
ondan biz doktor olamadık.
devamını gör...
normal sözlük'te eksi butonunun olmaması
onun yerine ilgili kişiye "kanka tanımını beğenmedim haberin olsun" diye mesaj atabilirsiniz.swh
neden gelmemesi gerektiğini şu başlıkta belirtmiştim:
(bkz: eksi oy sistemi gelmesin kampanyası)
neden gelmemesi gerektiğini şu başlıkta belirtmiştim:
(bkz: eksi oy sistemi gelmesin kampanyası)
devamını gör...
aşk
aşk, herhangi bir kalıba, sözcüğe, bedene sığdıramayız. aşk, ruhun özgürleşmesidir. hissetmekle başlar ve insan bir kere aşık olur.
devamını gör...
matematik sorusu yüzünden bir düğünün iptal edilmesi
(bkz: geometri bilmeyen giremez)
devamını gör...
bayram
dinle diyanetle işim yok benim. takribi 15 senedir falan deistim. belki biraz daha uzun süredir. iyi bir insan olmaya çalışmak dışında hiçbir kurala inanmıyorum. kendi değer yargılarıma göre iyi biri olmayıysa bazen beceriyor bazen beceremiyorum. herkes gibi, hepimiz gibi zaaflarıma yenik düşüyorum zaman zaman. çuvaldız iyi dostumdur ama. yakından tanırız birbirimizi. ramazanla ilgili görüş beyan etmeyeceğim. çekindiğimden değil ama kimseyi incitmenin alemi yok. aşağı yukarı tahmin ediyorsunuzdur zaten neler düşündüğümü. ne benim buraya yazacaklarımla biri ikna olacak ne ben bu ayın gerekleri yerine getirildiğinde eriştiği kutsal makamı kabul edeceğim. o halde ne gereği var? geçiyorum.
bayram. herhangi bir bayram. dini ya da milli. tatil günleri. ya da herhangi bir başka özel gün. doğum günü, sevgililer günü, anneler günü, işçi bayramı, 23 nisan, yerli malı haftası, kabotaj bayramı... toplumun genelinin sıradan olmayan diye tanımladığı, manalı ya da manasız herhangi bir günü hep coşkuyla, sıradan olmayan şekilde deneyimledim ben bizim evde çocukluğum boyunca. farklı bir gün yaşamak için bir fırsat, bir bahane gibi görürdü babam böyle günleri. eğlenmeyi seven bir adamdı. eğlendirmeyi de. genelde düşük olan enerjisiyle evimizin stres unsuru olan annemle ilişkilerinin dinamiği buydu sanırım. biri diğerini yükseltmeye, diğeri birinin yüksek haliyle eğlenmeye alışmıştı zannediyorum yıllar içinde. şimdi bir bizim ev yok gerçi. babam öldü. annem, ölümün kıyısına kadar gitmiş gelmiş ve artık açıkçası hem fiziksel hem de mental anlamda çok güven veren biri olmadığı için, evini kapatmadıysa da kah orada kah başka yerde. ama burada değil. neyse.
badem gözlüm,
hokka burunlum,
kalem kaşlım,
sırma saçlım,
elma yanaklım,
kiraz dudaklım,
bal yüzlüm,
canım kızım hadi kalk. bugün ........ ! *
bugün onsuz geçirdiğim ilk dini bayram. bu şiiri duymadan uyandığım ilk bayram değil evet ama bir daha kurulan büyük bayram sofrasında "yemek arasında su içmeyin kızım" diyemeyeceğinin hüznünü en çok hissettiğim gün bugün. dindar bir adamdı söylemiş miydim? o yüzden en çok, yıllardır çok istemesine rağmen sağlık sorunları hasebiyle* tutamadığı orucun bitimini müjdeleyen(!) bu bayramı severdi. ve bu bayramda tüm ailesinin bir arada olduğu, herkesin en sevdiği yemeğin yapıldığı büyük bayram sofrasını. onsuz bir arada olacağımız ilk bayram sofrasında bamya'dan o kadar keyif alamayacağımı bilmek, bugünkü tek derdim olsaydı keşke.
dün gece bir başlık görmüştüm. cüzdanda fotoğraf taşımak. cız etti içim. yazacaktım sonra elim gitmedi. yanlış yaptım. şimdi istemeye istemeye ama yazmam gerektiğini bildiğim için geldiğim bu başlıkta yine aklımda dün geceki kelimeler uçuşuyor. düştü mü bir şey aklıma onu içimden çıkarmadan rahat edemiyorum ben. bir türlü salamıyorum, bırakamıyorum, unutamıyorum. illa söylenmesi gerekenler söylenecek. illa yapılması gerekenler yapılacak. illa bütün çemberler tamamlanacak. bırak dağınık kalsın. kalamaz. neden? sence?

böyle bir eski cüzdanını bulduk çekmecesinde öldükten sonra. vesikalıkları yan yana getirmiş bir de üzerinden bantlamış güzelce. yahu bari arkalarından yap. yapmamış. ben anlıyorum nedenini. merak edeniniz varsa size de anlatayım. hiç umursamazdı görselliği. bir şey olması gerektiği halini, nasıl görünerek gerçekleştirebiliyorsa en güzel halinin o olduğuna inanırdı. bu fotoğrafların büyükten küçüğe yan yana durması gerekiyor cüzdanında. ayrılmayacak, parçalanmayacak, dağılmayacak şekilde. ve hep. o halde ne yapmalı, bantlamalı üzerinden. başka bir şeye gerek var mı? yok. ablam doğum yaptı, fotoğrafçı çekim için hastane odasına gelmeden önce allık sürdü yanaklarına diye 40 saat trip attı babam. yahu sen aptalsın, ne kadar güzel göründüğünün farkında değil misin, bu boyalara ne ihtiyacın var senin diye. telefon rehberine üç kızını şöyle kaydetmişti: b. kızım, o. kızım, k. kızım. o. kızım olay çıkardı tabi;
-baba allahını seversen o. kızım ne?
-ne yavrum? ortanca kızım işte.
-baba!
-ne?
hayır hayır aptal değil. zehir gibi adamdı. eğitim hayatı da başarılarla dolu, iş hayatı da, sosyal yaşantısı da. şimdi sence sorusunun cevabı anlam kazanmıştır diye düşünüyorum. bence kazanıyor çünkü. geçelim.
en sevdiği bayramda, üstelik onsuz ilk dini bayramda mezarına gidemedim. "mezarlık ziyareti diye bir şeyin dinde yeri, anlamı yok kızım, ha mezar başında ha evde dua etmişsin aynı şey" görüşünü savunduğunu bilsem de babamın, en azından fotoğrafta beni sağlarına iliştirdiği insanlara sarılabilmeyi, inandığı dine göre bizi görebiliyorsa şayet, bir arada o allahın belası mezarlıkta olabilmeyi isterdim. ayrılmayacak, parçalanmayacak, dağılmayacak şekilde.
olmadı. olamadı bayram mayram.
bayram. herhangi bir bayram. dini ya da milli. tatil günleri. ya da herhangi bir başka özel gün. doğum günü, sevgililer günü, anneler günü, işçi bayramı, 23 nisan, yerli malı haftası, kabotaj bayramı... toplumun genelinin sıradan olmayan diye tanımladığı, manalı ya da manasız herhangi bir günü hep coşkuyla, sıradan olmayan şekilde deneyimledim ben bizim evde çocukluğum boyunca. farklı bir gün yaşamak için bir fırsat, bir bahane gibi görürdü babam böyle günleri. eğlenmeyi seven bir adamdı. eğlendirmeyi de. genelde düşük olan enerjisiyle evimizin stres unsuru olan annemle ilişkilerinin dinamiği buydu sanırım. biri diğerini yükseltmeye, diğeri birinin yüksek haliyle eğlenmeye alışmıştı zannediyorum yıllar içinde. şimdi bir bizim ev yok gerçi. babam öldü. annem, ölümün kıyısına kadar gitmiş gelmiş ve artık açıkçası hem fiziksel hem de mental anlamda çok güven veren biri olmadığı için, evini kapatmadıysa da kah orada kah başka yerde. ama burada değil. neyse.
badem gözlüm,
hokka burunlum,
kalem kaşlım,
sırma saçlım,
elma yanaklım,
kiraz dudaklım,
bal yüzlüm,
canım kızım hadi kalk. bugün ........ ! *
bugün onsuz geçirdiğim ilk dini bayram. bu şiiri duymadan uyandığım ilk bayram değil evet ama bir daha kurulan büyük bayram sofrasında "yemek arasında su içmeyin kızım" diyemeyeceğinin hüznünü en çok hissettiğim gün bugün. dindar bir adamdı söylemiş miydim? o yüzden en çok, yıllardır çok istemesine rağmen sağlık sorunları hasebiyle* tutamadığı orucun bitimini müjdeleyen(!) bu bayramı severdi. ve bu bayramda tüm ailesinin bir arada olduğu, herkesin en sevdiği yemeğin yapıldığı büyük bayram sofrasını. onsuz bir arada olacağımız ilk bayram sofrasında bamya'dan o kadar keyif alamayacağımı bilmek, bugünkü tek derdim olsaydı keşke.
dün gece bir başlık görmüştüm. cüzdanda fotoğraf taşımak. cız etti içim. yazacaktım sonra elim gitmedi. yanlış yaptım. şimdi istemeye istemeye ama yazmam gerektiğini bildiğim için geldiğim bu başlıkta yine aklımda dün geceki kelimeler uçuşuyor. düştü mü bir şey aklıma onu içimden çıkarmadan rahat edemiyorum ben. bir türlü salamıyorum, bırakamıyorum, unutamıyorum. illa söylenmesi gerekenler söylenecek. illa yapılması gerekenler yapılacak. illa bütün çemberler tamamlanacak. bırak dağınık kalsın. kalamaz. neden? sence?

böyle bir eski cüzdanını bulduk çekmecesinde öldükten sonra. vesikalıkları yan yana getirmiş bir de üzerinden bantlamış güzelce. yahu bari arkalarından yap. yapmamış. ben anlıyorum nedenini. merak edeniniz varsa size de anlatayım. hiç umursamazdı görselliği. bir şey olması gerektiği halini, nasıl görünerek gerçekleştirebiliyorsa en güzel halinin o olduğuna inanırdı. bu fotoğrafların büyükten küçüğe yan yana durması gerekiyor cüzdanında. ayrılmayacak, parçalanmayacak, dağılmayacak şekilde. ve hep. o halde ne yapmalı, bantlamalı üzerinden. başka bir şeye gerek var mı? yok. ablam doğum yaptı, fotoğrafçı çekim için hastane odasına gelmeden önce allık sürdü yanaklarına diye 40 saat trip attı babam. yahu sen aptalsın, ne kadar güzel göründüğünün farkında değil misin, bu boyalara ne ihtiyacın var senin diye. telefon rehberine üç kızını şöyle kaydetmişti: b. kızım, o. kızım, k. kızım. o. kızım olay çıkardı tabi;
-baba allahını seversen o. kızım ne?
-ne yavrum? ortanca kızım işte.
-baba!
-ne?
hayır hayır aptal değil. zehir gibi adamdı. eğitim hayatı da başarılarla dolu, iş hayatı da, sosyal yaşantısı da. şimdi sence sorusunun cevabı anlam kazanmıştır diye düşünüyorum. bence kazanıyor çünkü. geçelim.
en sevdiği bayramda, üstelik onsuz ilk dini bayramda mezarına gidemedim. "mezarlık ziyareti diye bir şeyin dinde yeri, anlamı yok kızım, ha mezar başında ha evde dua etmişsin aynı şey" görüşünü savunduğunu bilsem de babamın, en azından fotoğrafta beni sağlarına iliştirdiği insanlara sarılabilmeyi, inandığı dine göre bizi görebiliyorsa şayet, bir arada o allahın belası mezarlıkta olabilmeyi isterdim. ayrılmayacak, parçalanmayacak, dağılmayacak şekilde.
olmadı. olamadı bayram mayram.
devamını gör...
kitap okumuyorum eksikliğini de hissetmiyorum diyen tip
hissettiriyosun ama diyeceğim tiptir
devamını gör...
12 yaşındaki kızın biriktirdiği harçlıklarla çiftçiliğe atılması
ülkemizde az da olsa güzel şeyler olduğunu gösteren bir durumdur. tam umudumuzu kaybediyoruz, güzel haberlerle karşılaşıyoruz. parayla tez yazdıranlar bir tarafa bu güzel gençler bir tarafa...
devamını gör...
