darbe başarısız plan
limonların başarısız planını beyaz perdeye döken film.
şu adresten izleyebilirsiniz.
şu adresten izleyebilirsiniz.
devamını gör...
ölmeden önce dinlemek istediğiniz son şarkı
tam olarak bu.
devamını gör...
nedir bu kadar zor olan sorusu
oldurmak, oldurabilmek, beklentiler insanı çürütür diye bir gerçeklik varken beklenti içinde olmak, her gece uyumadan az önce "sabaha uyansam mı uyanmasam mı daha iyi olur?" diye kendime sormak.
yeri geldiğinde nefes almak.
yeri geldiğinde nefes almak.
devamını gör...
fotoğrafı görünce anıyı hatırlamak
(bkz: kalbim çıt göz yaşım pıt)
devamını gör...
yazarlara göre iyiliğin tanımı
kötülük yapmamak değildir. kötülük yapmayıp, iyi bir şeye de sebep olmayıp, kendini olayların dışında tutan kişiler iyi olduklarını düşünürler genelde.
iyilik aktif olarak yararlı bir eyleme geçme halidir. karşılık beklemeden, yarar sağlayacak eylemler bütünüdür.
iyilik aktif olarak yararlı bir eyleme geçme halidir. karşılık beklemeden, yarar sağlayacak eylemler bütünüdür.
devamını gör...
sen kimsin lan çıkışına verilebilecek en etkili yanıt
kavga çıkmasını istiyorsak 'anan' şeklinde cevap verip ana bacı değerlerimizi çiğneyebiliriz.
şayet kavga çıkmasın, sadece hava atayım derdindeyseniz 'sen benim kim olduğumu nasıl bilmezsin?' şeklinde çıkışıp gözlerimizi düşmanımıza dikebiliriz.
son çare baktık ki pabuç pahalı, 'abi benim işte ya muzaffer abinin kayınçosu.' deyip karşı tarafı ufak çaplı düşünce denizlerine ittikten sonra yavaşça tüyebiliriz.
şayet kavga çıkmasın, sadece hava atayım derdindeyseniz 'sen benim kim olduğumu nasıl bilmezsin?' şeklinde çıkışıp gözlerimizi düşmanımıza dikebiliriz.
son çare baktık ki pabuç pahalı, 'abi benim işte ya muzaffer abinin kayınçosu.' deyip karşı tarafı ufak çaplı düşünce denizlerine ittikten sonra yavaşça tüyebiliriz.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
üç kelimelik hikayeler
bekle dedi, gitti.
devamını gör...
güneş ülkesi
"avrupa 16. yüzyılın başında 30 yıl süren köylü ayaklanmalarıyla çalkalandı durdu. 13. ve 14. yüzyılların başkaldırılarını 15. ve 16. yüzyılların şanlı ayaklanmaları takip etti. tahtlar yıkılmış, komüncü devletler kurulmuştu, cephelerde kızıl bayraklar görünmüştü ama bu başkaldırıların tamamı kanla bastırıldı. işte campanellanın güneş ülkesi, yüzyıllar süren bu ayaklanmaların manifestosudur..."
diyor kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında. kitabı en iyi anlatan cümleler bunlar sanırım. ben de bu incelememde bu cümlelere ek olarak kitapta dikkatimi çeken noktaları, bu noktalarla ilgili ve kitabın kendisiyle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
öncelikle kitabın yazarı olan campanella ile başlayalım. campanella dominiken koluna bağlı olarak yetişen, yayımladığı kitap yüzünden 27 yıl boyunca hapis yatan bir rahip. o dönemde en masum insanın bile hapse girebiliyor olmasını bir tarafa bırakırsak campanellanın o kadar yıl yatmasının haklı sebepleri var zira kendisi dönemine göre oldukça radikal fikirlere sahip. fakat o dönemin zihniyetinden de tam anlamıyla sıyrılabilmiş değil, böyle düşünmemin sebebini birazdan açıklayacağım.
bu arada baştan söylemeliyim ki kitabın edebi yönü çok güçlü değil, bu durumun başlıca nedeni yazarın edebi bir kaygı taşımaması, yazarın esas amacı kendi fikirlerini okura iletmek. dolayısıyla ben de kitabın edebi yönünden ziyade anlatmak istediği fikirler üzerinde duracağım daha çok.
kitap cenevizli bir kaptan ile bilge bir kişi arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. bu diyaloglarda cenevizli kaptan bilgeye güneş ülkesi adı verilen ütopik bir ülkeyi anlatıyor. ülkenin yönetiminden tutun ekonomisine, mimarisine, sosyokültürel özelliklerine, ülkedeki bilim ve teknolojinin durumuna kadar her şey oldukça detaylı bir şekilde okura aktarılıyor. bilime, teknolojiye, tarihe, astrolojiye ve dine (hatta öyle ki ülkeyi yöneten kişinin aynı zamanda din adamı olması şartı aranıyor.) oldukça önem verdiğini görüyoruz güneş ülkelilerin. tabi söz konusu bilim olunca geniş bir perspektif beklememek lazım yazardan, sonuçta kendisi astımın sebebini kanın pıhtılaşmasına bağlıyor. kitabın yayımlandığı dönemi de düşünecek olursak çok da rahatsız olmadım bu durumdan açıkçası. beni asıl rahatsız eden şey güneş ülkelilerin şiddet temelli ve bazı açılardan yobaz bir toplum olmaları. örneğin anneliği bir statü göstergesi olarak görüyorlar mesela, anne olmayanları cezalandırıyorlar. dine çok önem verdiklerinden bahsetmiştim* hatta öyle ki aynı şekilde din düşmanlarını da cezalandırıyorlar. eğer bu ceza ölüm cezası olacaksa önce cezalandırılan kişinin kendisini öldürmesini istiyorlar, kabul etmezse topluca taşlayarak öldürüyorlar. ayrıca kadın ve erkek bazı alanlarda beraber çalışsa bile bazı alanların kadına uygun olmadığını düşünüyorlar. tabi bunlar kitabın beni rahatsız eden kısımları. köleliğin olmaması, iş alımı yapılırken kişinin ahlaki özelliklerine de bakılması, çocukların eğilimlerine göre meslek seçimi gibi dönemine göre oldukça radikal fikirleri de var yazarın.
tüm bunları değerlendirirsek kitabın okunabilir nitelikte bir ütopya olduğunu söyleyebiliriz ama yüzyıllar önce yazıldığını da unutmayın.
diyor kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında. kitabı en iyi anlatan cümleler bunlar sanırım. ben de bu incelememde bu cümlelere ek olarak kitapta dikkatimi çeken noktaları, bu noktalarla ilgili ve kitabın kendisiyle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
öncelikle kitabın yazarı olan campanella ile başlayalım. campanella dominiken koluna bağlı olarak yetişen, yayımladığı kitap yüzünden 27 yıl boyunca hapis yatan bir rahip. o dönemde en masum insanın bile hapse girebiliyor olmasını bir tarafa bırakırsak campanellanın o kadar yıl yatmasının haklı sebepleri var zira kendisi dönemine göre oldukça radikal fikirlere sahip. fakat o dönemin zihniyetinden de tam anlamıyla sıyrılabilmiş değil, böyle düşünmemin sebebini birazdan açıklayacağım.
bu arada baştan söylemeliyim ki kitabın edebi yönü çok güçlü değil, bu durumun başlıca nedeni yazarın edebi bir kaygı taşımaması, yazarın esas amacı kendi fikirlerini okura iletmek. dolayısıyla ben de kitabın edebi yönünden ziyade anlatmak istediği fikirler üzerinde duracağım daha çok.
kitap cenevizli bir kaptan ile bilge bir kişi arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. bu diyaloglarda cenevizli kaptan bilgeye güneş ülkesi adı verilen ütopik bir ülkeyi anlatıyor. ülkenin yönetiminden tutun ekonomisine, mimarisine, sosyokültürel özelliklerine, ülkedeki bilim ve teknolojinin durumuna kadar her şey oldukça detaylı bir şekilde okura aktarılıyor. bilime, teknolojiye, tarihe, astrolojiye ve dine (hatta öyle ki ülkeyi yöneten kişinin aynı zamanda din adamı olması şartı aranıyor.) oldukça önem verdiğini görüyoruz güneş ülkelilerin. tabi söz konusu bilim olunca geniş bir perspektif beklememek lazım yazardan, sonuçta kendisi astımın sebebini kanın pıhtılaşmasına bağlıyor. kitabın yayımlandığı dönemi de düşünecek olursak çok da rahatsız olmadım bu durumdan açıkçası. beni asıl rahatsız eden şey güneş ülkelilerin şiddet temelli ve bazı açılardan yobaz bir toplum olmaları. örneğin anneliği bir statü göstergesi olarak görüyorlar mesela, anne olmayanları cezalandırıyorlar. dine çok önem verdiklerinden bahsetmiştim* hatta öyle ki aynı şekilde din düşmanlarını da cezalandırıyorlar. eğer bu ceza ölüm cezası olacaksa önce cezalandırılan kişinin kendisini öldürmesini istiyorlar, kabul etmezse topluca taşlayarak öldürüyorlar. ayrıca kadın ve erkek bazı alanlarda beraber çalışsa bile bazı alanların kadına uygun olmadığını düşünüyorlar. tabi bunlar kitabın beni rahatsız eden kısımları. köleliğin olmaması, iş alımı yapılırken kişinin ahlaki özelliklerine de bakılması, çocukların eğilimlerine göre meslek seçimi gibi dönemine göre oldukça radikal fikirleri de var yazarın.
tüm bunları değerlendirirsek kitabın okunabilir nitelikte bir ütopya olduğunu söyleyebiliriz ama yüzyıllar önce yazıldığını da unutmayın.
devamını gör...
yazarların kişisel çöküşünün başladığı yıl
doğduğum yıl. her yıl çöküş yavaş yavaş gerçekleşiyor. tam olarak ne zaman tam bir enkaz olacak merak içerisindeyim.
devamını gör...
sözlükteki en yaşlı yazar kaç yaşında sorunsalı
şurada çıldırmış halde gelinliğim ve evde kalmışlığım ile koştururken 150 yaşında olduğumu ögrendigim başlık.
bir süredir 28 yaşındayım. çok ciddi söylüyorum yanıma selam vermek için yaklaşmadan önce sen 28 yaşındasın merhaba diyen gördüm. 2 senedir 28 yaşın kutlu olsun mesajları alıyorum. evde olaylar çıkarıyorum, gerçek yaşımı söyleyen olursa önce kavga edip sonra görüşmeyi kesiyorum. tüm sınıf arkadaşlarım benden daha yaşlı. hepsinden gencim. oh olsun.
şu an burada olan tüm yazarlar 20 yıl sonra yaşlanmış olacak ve ben yine 28 yaşında olacagım. hep en küçüğünüz olacagım.
ayrıca nikimi veren kişiyi bizzat cimer'e şikayet ettim. sayın cumhurbaşkanım diye attım başlığı, tak diye gönderdim. rte okusun o zaman göreceğim. pazartesi ayrıca hakaret davası açacağım. bu konuda ne kadar hassas olduğumu yeterli şekilde anlatabildiysem hoşşaçağalın.
bir süredir 28 yaşındayım. çok ciddi söylüyorum yanıma selam vermek için yaklaşmadan önce sen 28 yaşındasın merhaba diyen gördüm. 2 senedir 28 yaşın kutlu olsun mesajları alıyorum. evde olaylar çıkarıyorum, gerçek yaşımı söyleyen olursa önce kavga edip sonra görüşmeyi kesiyorum. tüm sınıf arkadaşlarım benden daha yaşlı. hepsinden gencim. oh olsun.
şu an burada olan tüm yazarlar 20 yıl sonra yaşlanmış olacak ve ben yine 28 yaşında olacagım. hep en küçüğünüz olacagım.
ayrıca nikimi veren kişiyi bizzat cimer'e şikayet ettim. sayın cumhurbaşkanım diye attım başlığı, tak diye gönderdim. rte okusun o zaman göreceğim. pazartesi ayrıca hakaret davası açacağım. bu konuda ne kadar hassas olduğumu yeterli şekilde anlatabildiysem hoşşaçağalın.
devamını gör...
biriyle dertleştikten sonra gelen pişmanlık hissi
ne zaman biriyle uzun uzun dertleşsem, konuşma bittikten sonra iliklerime kadar kapıldığım histir. ilginçtir ki konuşma esnasında hissedilmez.
devamını gör...
olmadan yaşayabileceğimiz organlar
safra kesesi ve bademcikleri olmayan biri olarak, çok kısa yaşadıklarımı paylaşmak isterim.
senenin 11 ayı bademcik iltihaplanması sebebiyle 17 yaşına kadar acı çektim. neyse ki 17 sene sürdü acım. tonsillektomi neticesinde 25 yaşına kadar rahat bir yaşantım oldu. 25 yaşında uyku uyuyamaz hale geldim. geceleri boğularak uyanmalar, sabah yorgun kalkmalar derken, dil kökü bademciği oluştuğunu öğrendim. evet yanlış duymadınız dil kökü bademciği. araştırmalarımız sonucunda bunun ameliyatını ehliyle yapan 3 doktor bulduk. 3'ü de ameliyattan kaçındı zira tıp literatürüne girecek şekilde büyük olduğunu söylediler. tonsillektomi sonrası bademcik olmadığı için vücut, savunma amaçlı dil kökü bademciği üretebiliyormuş. sonradan oluşan bu bademcik sebebiyle ömür boyu (bkz: cpap cihazı)na mahkum edildim. iki gece hastanede kalarak, (bkz: uyku apnesi) teşhisi alıp, bu aptal bademcik yüzünden saatte ortalama 25 kere nefesimin durduğu gerçeğiyle yüzleştim.
9 ay süren sırt ağrısı ve bir sabah acil kapısı. çat 'acil safra ameliyatı'. eyvallah. olduk bitti gitti derken, yağı, yumurtayı fazla kaçırayım zonk zonk ağrı yapıyor. kendisi bünyemde yok fakat yer aldığı yer ağrıyor.
not: çok kısa anlatacağım dediğim için özür dilerim.* buraya kadar okuma zahmetinde bulunanlar için teşekkür ederim. *
tanım: bazı organlar olmadan yaşanır, evet. onlarsız yaşam kalitenizin düşeceği göz önüne alınarak lütfen bedeninize iyi bakın, apandisit hariç tüm organlara ihtiyacımız vardır.
senenin 11 ayı bademcik iltihaplanması sebebiyle 17 yaşına kadar acı çektim. neyse ki 17 sene sürdü acım. tonsillektomi neticesinde 25 yaşına kadar rahat bir yaşantım oldu. 25 yaşında uyku uyuyamaz hale geldim. geceleri boğularak uyanmalar, sabah yorgun kalkmalar derken, dil kökü bademciği oluştuğunu öğrendim. evet yanlış duymadınız dil kökü bademciği. araştırmalarımız sonucunda bunun ameliyatını ehliyle yapan 3 doktor bulduk. 3'ü de ameliyattan kaçındı zira tıp literatürüne girecek şekilde büyük olduğunu söylediler. tonsillektomi sonrası bademcik olmadığı için vücut, savunma amaçlı dil kökü bademciği üretebiliyormuş. sonradan oluşan bu bademcik sebebiyle ömür boyu (bkz: cpap cihazı)na mahkum edildim. iki gece hastanede kalarak, (bkz: uyku apnesi) teşhisi alıp, bu aptal bademcik yüzünden saatte ortalama 25 kere nefesimin durduğu gerçeğiyle yüzleştim.
9 ay süren sırt ağrısı ve bir sabah acil kapısı. çat 'acil safra ameliyatı'. eyvallah. olduk bitti gitti derken, yağı, yumurtayı fazla kaçırayım zonk zonk ağrı yapıyor. kendisi bünyemde yok fakat yer aldığı yer ağrıyor.
not: çok kısa anlatacağım dediğim için özür dilerim.* buraya kadar okuma zahmetinde bulunanlar için teşekkür ederim. *
tanım: bazı organlar olmadan yaşanır, evet. onlarsız yaşam kalitenizin düşeceği göz önüne alınarak lütfen bedeninize iyi bakın, apandisit hariç tüm organlara ihtiyacımız vardır.
devamını gör...
metalci gençliğin tarihe karışması
ahmet kaya dinleyen ülkücü gibi evde gizli gizli bu kültürü sürdürmeye devam etmekteyim...
devamını gör...
tam kapanmanın bir hafta daha uzama ihtimali
(bkz: bıhtım yav)
devamını gör...
boşanan kadının davul zurna ile kutlama yapması
ben böyle bir ablanın kardeşini seveceğim ya da annenin oğlunu seveceğim diye çok korkuyorum biliyünüz mü? yemin ederim şu ülke toprakları içinde şöyle ağız tadıyla birinden hoşlanamıyorum. çünkü tanışıyorsun adamla, saygılı, özenli, kasıntı biri değil. ne bileyim iyi eğitimli, güzel bir mesleği var. anasını ziyarete gidiyor, o ara da özlüyor bir kenarda arayıp fısır fısır konusuyor seninle. kapı bir açılıyor sanki kırıldı ha. oradan duyuyorum. kapı çalmak yok. o mu diye soruyor, o mu? o mu aradı? içeri gelsene hadi. bak ne yemekler yaptım sana. gelsene. anasına bakıyorsun ve soğuyorsun adamdan. başıma gelecekleri anlıyorum çünkü.
mesela her şey gösterişli şekilde yapılacak. düğün mesela, çok gösterişli olmak zorunda. istemezsen ayrıl oğlum bundan diyip tüm aile kadınları olay çıkarır. takılar gösterişli şekilde takılıyor. sıraya giriyorlar, herkesin ne taktığı ortada. pasta geliyor, 10 katlı, o da gösterişli. gelinlikler, gösterişli. düğüne gelen insanların saçları ve kıyafetleri gösterişli. davullar ve zurnalar, belki ortaya saçılan paralar ve dahi oyun havaları. duvara çıkan halay başı, yerlere en son gücüyle vurulan ayaklar, bir anda kaldırılan kollar. her şey çok gösterişli, gürültülü, seyircili.
evleniyorsun. kocişle yapılan kahvaltı qeyifsileri, koçişle banyo ve olabildiğine seks qeyifsileri. öncesinde çeyizi sermişsin, liflerden tut sabahlıklara kadar sergileniyor orada. jartiyerler saklanıyor ama, ayıp çünkü fanteziler ama sadece 1 ay giyip yüzüne bakmayacağı saten geceliklerin bir ayıbı yok. ilk gece sonrası ablası girer belki eve, bir yıkanmadan görsün bakalım kanlı çarşafı. ben damadına penislik ören teyze gördüm. üşümesin diye mi bilmiyorum. boyutunu falan affedersiniz nasıl hesapladı bilemem ama çeyize koymak için yapmıştı. ergendik, arkadaşın anasıdır diye de gülememiştik çok. aklımız da almamıştı daha 17 yaşındayız. kaç yaşına geldim hâlâ onun tam olarak ne işe yaradığını çözemedim. kanlar, cinsel organlar falan bile ailelerin bilgisi dahilinde hep.
sonra çocuk oluyor. o da gösterişli hastane odalarında süslenmiş şekilde sergileniyor. komşular geliyor, dualar ediliyor. biri de ulan komşu doyurmak yerine şu yemekleri yoksullara dağıtalım, evde kendimiz dua okuruz, demiyor. amaç sevap kazanmak ya da dua edilmesi değil, komşulara biz yapabiliyoruzu göstermek. kurban kesemediği için komşulara rezil olduğunu söyleyen kadının olayları boşanmaya kadar götürmesi mesela. ya da ailesine eşi ile gösteriş yapamayan adamın o gece eşini dövmesi. hepsi bahsettiğim insan tiplerine özel.
ve sonra bir gün işler iyi gitmiyor. ayrılma noktasına geliyorsun. önce aileler oturup iknaya çabalıyor ve sonra birbirlerine giriyorlar. erkek tarafı kızın çeyizlerinden işlerine yaramayan kısımları kamyonlarla getirip bağırarak kapının önüne getiriyor. bakın benim oğlum bıraktı bunu demek için yapıyorlar bunu. kız tarafı dedikodu çıkarıyor, damat erkeklik görevini yerine getiremiyor diyor, kızımız o nedenle ayrıldı. evlenme programına katılan kadin 3 eşimin ereksiyon problemi vardı diyor mesela, bakireyim diye ekliyor. böyle bir tesadüf olmayacağına göre nasıl mümkündür? değildir ama çamur at izi kalsın. bakirelik bile bir tür gösteriş aracı.
bu olay son noktası işte. tüm bu gösterişin geldiği son nokta. boşanma sonrası davullarla kutlama. bakın onu ben istemedim, hiç etkilemiyor bu süreç beni diye komşulara hava atmaktan başka bir şey değil.
oysa bir anne ve babanın önceliği kendi hırsları değildir, olamaz. öncelik her zaman çocuklar olmalı. çocukları bile birbirlerine nefretleri ya da cilveleri için kullanacak insanlara elbette çocuk hakları üzerine ders vermek mümkün de değildir. ha elbette bu hanimefendi yazdığım hiçbir şeyi kabul etmeyecek, o kesimden olduğunu düşünmeyecek, bunu sadece bir zafer kutlaması olarak lanse edecektir ancak ben yine de hadi oradan demek istiyorum.
ne olursa olsun mahkemenin uygun gördüğü aylık 2 gün ile babalarını görmelerine karar verilmiş çocukların fikri alındı mı bu gösteri öncesinde? bu çocukların eğitim ve sosyal hayatlarına eşlik eden akranların bu gösteriye ne tepki verecegi bir an düşünüldü mü? çocuklar evet dediyse psikolojileri aslında ne kadar sağlıklıdır?
hanım! hanım! ben şiddete uğradım ve çocuklarım bunu gördü denilmesi haklı bir bahanedir ancak bu şekilde duygusal zarara uğratılmış çocukların psikolojik gelişimi için o parayı harcamak yine daha uygun olacaktır.
ablayla kendi kafamda kavga ediyorum ahahah. iyice şizofrene bağladım. valla kendi kafamda bunları yaşıyorsam ben de az değilim ha.
neyse efendim, başa dönelim, ne zaman bir adamdan hoşlansam hep şunu düşünürüm. boşanma davası açtığımız zaman eşyalarım evimin kapısına annesi ve ablası tarafından gürültülü şekilde bırakılır mı? oğullarından ayrıldım diye sokakta oynarlar mı? sonra sessizce kendi hayatıma döner ve yalnızlığımı daha çok severim.
ayrıca bu kutlamayı aile arasında sessizce halletmek yerine sokakta yapmayı normal bulanlar insanlara ders vermek yerine oturup bir düşünmeli. gerekirse çevresini değiştirmeli. tabii.
mesela her şey gösterişli şekilde yapılacak. düğün mesela, çok gösterişli olmak zorunda. istemezsen ayrıl oğlum bundan diyip tüm aile kadınları olay çıkarır. takılar gösterişli şekilde takılıyor. sıraya giriyorlar, herkesin ne taktığı ortada. pasta geliyor, 10 katlı, o da gösterişli. gelinlikler, gösterişli. düğüne gelen insanların saçları ve kıyafetleri gösterişli. davullar ve zurnalar, belki ortaya saçılan paralar ve dahi oyun havaları. duvara çıkan halay başı, yerlere en son gücüyle vurulan ayaklar, bir anda kaldırılan kollar. her şey çok gösterişli, gürültülü, seyircili.
evleniyorsun. kocişle yapılan kahvaltı qeyifsileri, koçişle banyo ve olabildiğine seks qeyifsileri. öncesinde çeyizi sermişsin, liflerden tut sabahlıklara kadar sergileniyor orada. jartiyerler saklanıyor ama, ayıp çünkü fanteziler ama sadece 1 ay giyip yüzüne bakmayacağı saten geceliklerin bir ayıbı yok. ilk gece sonrası ablası girer belki eve, bir yıkanmadan görsün bakalım kanlı çarşafı. ben damadına penislik ören teyze gördüm. üşümesin diye mi bilmiyorum. boyutunu falan affedersiniz nasıl hesapladı bilemem ama çeyize koymak için yapmıştı. ergendik, arkadaşın anasıdır diye de gülememiştik çok. aklımız da almamıştı daha 17 yaşındayız. kaç yaşına geldim hâlâ onun tam olarak ne işe yaradığını çözemedim. kanlar, cinsel organlar falan bile ailelerin bilgisi dahilinde hep.
sonra çocuk oluyor. o da gösterişli hastane odalarında süslenmiş şekilde sergileniyor. komşular geliyor, dualar ediliyor. biri de ulan komşu doyurmak yerine şu yemekleri yoksullara dağıtalım, evde kendimiz dua okuruz, demiyor. amaç sevap kazanmak ya da dua edilmesi değil, komşulara biz yapabiliyoruzu göstermek. kurban kesemediği için komşulara rezil olduğunu söyleyen kadının olayları boşanmaya kadar götürmesi mesela. ya da ailesine eşi ile gösteriş yapamayan adamın o gece eşini dövmesi. hepsi bahsettiğim insan tiplerine özel.
ve sonra bir gün işler iyi gitmiyor. ayrılma noktasına geliyorsun. önce aileler oturup iknaya çabalıyor ve sonra birbirlerine giriyorlar. erkek tarafı kızın çeyizlerinden işlerine yaramayan kısımları kamyonlarla getirip bağırarak kapının önüne getiriyor. bakın benim oğlum bıraktı bunu demek için yapıyorlar bunu. kız tarafı dedikodu çıkarıyor, damat erkeklik görevini yerine getiremiyor diyor, kızımız o nedenle ayrıldı. evlenme programına katılan kadin 3 eşimin ereksiyon problemi vardı diyor mesela, bakireyim diye ekliyor. böyle bir tesadüf olmayacağına göre nasıl mümkündür? değildir ama çamur at izi kalsın. bakirelik bile bir tür gösteriş aracı.
bu olay son noktası işte. tüm bu gösterişin geldiği son nokta. boşanma sonrası davullarla kutlama. bakın onu ben istemedim, hiç etkilemiyor bu süreç beni diye komşulara hava atmaktan başka bir şey değil.
oysa bir anne ve babanın önceliği kendi hırsları değildir, olamaz. öncelik her zaman çocuklar olmalı. çocukları bile birbirlerine nefretleri ya da cilveleri için kullanacak insanlara elbette çocuk hakları üzerine ders vermek mümkün de değildir. ha elbette bu hanimefendi yazdığım hiçbir şeyi kabul etmeyecek, o kesimden olduğunu düşünmeyecek, bunu sadece bir zafer kutlaması olarak lanse edecektir ancak ben yine de hadi oradan demek istiyorum.
ne olursa olsun mahkemenin uygun gördüğü aylık 2 gün ile babalarını görmelerine karar verilmiş çocukların fikri alındı mı bu gösteri öncesinde? bu çocukların eğitim ve sosyal hayatlarına eşlik eden akranların bu gösteriye ne tepki verecegi bir an düşünüldü mü? çocuklar evet dediyse psikolojileri aslında ne kadar sağlıklıdır?
hanım! hanım! ben şiddete uğradım ve çocuklarım bunu gördü denilmesi haklı bir bahanedir ancak bu şekilde duygusal zarara uğratılmış çocukların psikolojik gelişimi için o parayı harcamak yine daha uygun olacaktır.
ablayla kendi kafamda kavga ediyorum ahahah. iyice şizofrene bağladım. valla kendi kafamda bunları yaşıyorsam ben de az değilim ha.
neyse efendim, başa dönelim, ne zaman bir adamdan hoşlansam hep şunu düşünürüm. boşanma davası açtığımız zaman eşyalarım evimin kapısına annesi ve ablası tarafından gürültülü şekilde bırakılır mı? oğullarından ayrıldım diye sokakta oynarlar mı? sonra sessizce kendi hayatıma döner ve yalnızlığımı daha çok severim.
ayrıca bu kutlamayı aile arasında sessizce halletmek yerine sokakta yapmayı normal bulanlar insanlara ders vermek yerine oturup bir düşünmeli. gerekirse çevresini değiştirmeli. tabii.
devamını gör...
merdumlar baskında radyo yayını
pentagram, pilli bebek, emel sayın?
arkadaşlar tarikat mısınız, deli mi?*
arkadaşlar tarikat mısınız, deli mi?*
devamını gör...


