normal sözlük yazarlarının başına gelmiş trajikomik olaylar
üniversitedeki ilk dersim bir amfideydi.
geçen 7 yılın ardından amfinin adını bile söylerim.
bir sonraki ders ise liseden yeni mezun olmuş benim mantığıma göre bir sonraki amfideydi. yani bir kapıdan çıkıp diğerine girmem yeterliydi benim için. ben de tam olarak öyle yaptım. ilk dersim bittikten sonra kağıdı kalemi toplayıp heyecanlı bir şekilde bir sonraki kapıdan ikinci amfiye giriş yaptım. ortalarda güzel bir yer bulup kuruldum. her şey yolundaydı. mis! hoca geldi ve hemen dersi anlatmaya başladı. girişimcilik, iktisat, ekonomi, ticaret, ithalat ihracat...
40 dakika boyunca hiç nefes almadan ders anlattı. şimdi hayal edin; soluksuz ders anlatan bir hoca, "konu acaba ne zaman sanata, edebiyata, tarihe gelecek" diye bekleyen bir edebiyat fakültesi öğrencisi ben ve bir amfi dolusu iibf öğrencisi... meğer benim güzide üniversitemin amfileri biri sağda biri solda olmak üzere iki kapılıymış ve ben ilk girdiğim dersin amfisinin sol kapısından çıkıp sağ kapısından girmişim. ayrıca üniversite dersleri 2+2 saat blok ders olarak yapılıyormuş. bana bu iki bilgiyi kimse vermediğinden dersin ortasında "sorusu olan var mı" diyen hocayı fırsat bilip "çok özür dilerim hocam. acaba bu ders hangi bölümün?" dememle hocanın yüzündeki şaşkınlık ve gelen yanıt...
"iibf"
"anladım. fakat ben sanırım yanlış geldim. çıkabilir miyim?"
"elbette, buyrun"
bu cümle ile koca bir sıradaki herkesi tek tek kaldırıp kendimi dışarı atmaya çalıştım. sağa sola çarpa çarpa inerken tam kürsünün yanında bir kıkırdama sesi duydum. o kıkırdamayla bir anda arkamı dönüp "gülün gülün... şu kapıdan çıkınca ben de güleceğim" dedim ve kendimi dışarı attım. kapıyı kapatmamla tüm amfi kahkaha sesiyle yankılandı. ben ise koşarak üç kat aşağı inip listeden doğru amfinin yerini tespit edip yine koşarak üç kat çıkıp yeni derse girdim ve 5.5 yıllık üniversite hayatım boyunca da iibf'nin önünden bir kere bile geçmedim.
yıllar oldu. muhtemelen o sıralarda oturanlar bu olayı unutmuşlardır iki dakika içinde. fakat ben tüm asosyalliğim ve anksiyetem ile koca bir fakültenin önünde teklemeden o cümleyi nasıl düşündüm, nasıl söyledim hiç bir fikrim yok. hayatımdaki en trajik, en komik, en unutulmaz ve en keyifli anıdır. üniversite için ilk 'iyi ki'mdir.
geçen 7 yılın ardından amfinin adını bile söylerim.
40 dakika boyunca hiç nefes almadan ders anlattı. şimdi hayal edin; soluksuz ders anlatan bir hoca, "konu acaba ne zaman sanata, edebiyata, tarihe gelecek" diye bekleyen bir edebiyat fakültesi öğrencisi ben ve bir amfi dolusu iibf öğrencisi... meğer benim güzide üniversitemin amfileri biri sağda biri solda olmak üzere iki kapılıymış ve ben ilk girdiğim dersin amfisinin sol kapısından çıkıp sağ kapısından girmişim. ayrıca üniversite dersleri 2+2 saat blok ders olarak yapılıyormuş. bana bu iki bilgiyi kimse vermediğinden dersin ortasında "sorusu olan var mı" diyen hocayı fırsat bilip "çok özür dilerim hocam. acaba bu ders hangi bölümün?" dememle hocanın yüzündeki şaşkınlık ve gelen yanıt...
"iibf"
"anladım. fakat ben sanırım yanlış geldim. çıkabilir miyim?"
"elbette, buyrun"
bu cümle ile koca bir sıradaki herkesi tek tek kaldırıp kendimi dışarı atmaya çalıştım. sağa sola çarpa çarpa inerken tam kürsünün yanında bir kıkırdama sesi duydum. o kıkırdamayla bir anda arkamı dönüp "gülün gülün... şu kapıdan çıkınca ben de güleceğim" dedim ve kendimi dışarı attım. kapıyı kapatmamla tüm amfi kahkaha sesiyle yankılandı. ben ise koşarak üç kat aşağı inip listeden doğru amfinin yerini tespit edip yine koşarak üç kat çıkıp yeni derse girdim ve 5.5 yıllık üniversite hayatım boyunca da iibf'nin önünden bir kere bile geçmedim.
yıllar oldu. muhtemelen o sıralarda oturanlar bu olayı unutmuşlardır iki dakika içinde. fakat ben tüm asosyalliğim ve anksiyetem ile koca bir fakültenin önünde teklemeden o cümleyi nasıl düşündüm, nasıl söyledim hiç bir fikrim yok. hayatımdaki en trajik, en komik, en unutulmaz ve en keyifli anıdır. üniversite için ilk 'iyi ki'mdir.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
özledim, yan yana yürümeyi özledim. günün nasıl geçti anlatmanı özledim.
devamını gör...
4 ağustos 2021 fenerbahçe dinamo kiev maçı
fenerbahçe'nin 3 mevkiye transfere ihtiyacı var.
onun dışında, değişen zihniyete çok mutlu oldum.
inşallah bu zihniyetle hedeflere ulaşacağız.
onun dışında, değişen zihniyete çok mutlu oldum.
inşallah bu zihniyetle hedeflere ulaşacağız.
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
anne ben nasıl bir cümleydim ki yarım kaldım?
devamını gör...
kuğulu park
ankaralılar için özeldir kuğulu park. herkesin bir şekilde yolu düşmüş, kuğuları ve ördekleri beslemiştir. şahsen ben iki adet yılbaşını bu parkta kutlamış biri olarak içim titreyerek yâd ediyorum o günleri.
2012 yılında ankara ile viyana resmi olarak kardeş şehir olurlar. fakat bu kardeşlik gayri resmi olarak 1977 yılında zaten sağlanmıştır. viyana belediyesi o sene vedat dalokay yönetimindeki ankara belediyesine (henüz “büyükşehir” sıfatı yoktur) 2 adet kuğu hediye eder. kuğular akşam saatlerinde ankara’ya varırlar. onları teslim alan görevliler ne yapacaklarını bilemediklerinden park ve bahçeler müdürlüğü planlama şube şefi cevdet rasgelener’e getirirler. cevdet bey o geceliğine çalışma odasını ankara ve viyana’ya verir. evet, daha sonra kavaklıdere parkı’nın adını kuğulu park olarak değiştirecek bu ilk kuğuların isimleri ankara ve viyana olur. ankara ve viyana uluslararası yasalar gereğince –uçup kaçmamaları için- tek ya da çift kanadının dikileceği güne park ve bahçeler müdürlüğünün bir çalışma odasında uyanırlar.
daha sonraları başka ülkelerden de gelen kuğular, ördekler ve kazlarla kuğulu park nüfusu artınca birkaç kuş -12 eylül darbesinden sonra bedel ödemeden özel mülkiyet üzerine kenan evren’in demir yumruğuyla yapılan- seğmenler parkı’na taşınır. buraya taşınan kuşlardan üçü (muhtemelen kanatları dikilmemiş sadece telekleri kesilmiş olmalı) değişik zamanlarda tekrar alıştıkları kuğulu park’a uçmak ister ancak yüksek binalar ve ağaçlara çarparak ölürler. kuğulu park’ın alanı günümüzdekinden yaklaşık 1,5 kat daha genişken (kavaklıdere tenis kulübüne kadar), atatürk bulvarı’nın yapımı için polonya sefaretinden arazi alınmak durumunda kalınınca, alınan arazi karşılığında kuğulu park’ın bir kısmı da (o zamanlar faaliyette olan -çankaya’dan tunus caddesine kadar uzayan, polonya sefareti demirleri arasından bakıldığında halen görülebilen o zamanki yürüyüş yolunu da içine alan bölüm) polonya sefaretine verilerek bir becayiş gerçekleşir. böylece kuğulu park günümüzdeki halini alır.

kaynak
2012 yılında ankara ile viyana resmi olarak kardeş şehir olurlar. fakat bu kardeşlik gayri resmi olarak 1977 yılında zaten sağlanmıştır. viyana belediyesi o sene vedat dalokay yönetimindeki ankara belediyesine (henüz “büyükşehir” sıfatı yoktur) 2 adet kuğu hediye eder. kuğular akşam saatlerinde ankara’ya varırlar. onları teslim alan görevliler ne yapacaklarını bilemediklerinden park ve bahçeler müdürlüğü planlama şube şefi cevdet rasgelener’e getirirler. cevdet bey o geceliğine çalışma odasını ankara ve viyana’ya verir. evet, daha sonra kavaklıdere parkı’nın adını kuğulu park olarak değiştirecek bu ilk kuğuların isimleri ankara ve viyana olur. ankara ve viyana uluslararası yasalar gereğince –uçup kaçmamaları için- tek ya da çift kanadının dikileceği güne park ve bahçeler müdürlüğünün bir çalışma odasında uyanırlar.
daha sonraları başka ülkelerden de gelen kuğular, ördekler ve kazlarla kuğulu park nüfusu artınca birkaç kuş -12 eylül darbesinden sonra bedel ödemeden özel mülkiyet üzerine kenan evren’in demir yumruğuyla yapılan- seğmenler parkı’na taşınır. buraya taşınan kuşlardan üçü (muhtemelen kanatları dikilmemiş sadece telekleri kesilmiş olmalı) değişik zamanlarda tekrar alıştıkları kuğulu park’a uçmak ister ancak yüksek binalar ve ağaçlara çarparak ölürler. kuğulu park’ın alanı günümüzdekinden yaklaşık 1,5 kat daha genişken (kavaklıdere tenis kulübüne kadar), atatürk bulvarı’nın yapımı için polonya sefaretinden arazi alınmak durumunda kalınınca, alınan arazi karşılığında kuğulu park’ın bir kısmı da (o zamanlar faaliyette olan -çankaya’dan tunus caddesine kadar uzayan, polonya sefareti demirleri arasından bakıldığında halen görülebilen o zamanki yürüyüş yolunu da içine alan bölüm) polonya sefaretine verilerek bir becayiş gerçekleşir. böylece kuğulu park günümüzdeki halini alır.

kaynak
devamını gör...
ivan pavlov
kalabalık bir ailenin çocuğu olarak 1849'da rusya’nın ryazan kentinde dünyaya geldi.
1860 yılında papazlığa hazırlanmak için, ryazan ilahiyat okulu’na gitti.
1864 yılında bu okuldan mezun oldu ve ryazan ilahiyat yüksek okulu’na başladı.
kilise tarihi ve öğretisi, rus ve dünya tarihi, edebiyat, mantık, doğabilimleri, dil, ve felsefe ile ilgili birkaç dersten oluşan bir eğitimi tamamladı.
teoloji eğitiminden fizyoloji bilimine yönelmesinde claude bernard etkili oldu.
refleksler üzerine çalıştı. 1870 yılında st. petersburg üniversitesi’ne girdi. burada mendeleyev, beketov ve seçenov’dan ders aldı.
uzmanlık olarak hayvan psikolojisini seçti.
st. petersburg’da aldığı eğitimden sonra askeri tıp akademisine girdi. 1879 yılında ortak arkadaşları aracılığı ile tanıştığı serafima ile 1881 yılında evlendi.
1883 yılında tezini yayınladı. yayınladığı tezinde, kalbin merkezden dağılan sinirleri üzerine yaptığı çalışmalarla zamanın bilim insanlarının ilgisini çekti.
1890 yılında st. petersburg’da askeri tıp akademisinde farmakoloji profesörlüğü görevine getirilene dek yoksulluk içinde yaşadı.
pavlov, köpeklerde salgı bezlerini incelemiş, bu bulgulardan elde ettiği sonuçlarla insan ve hayvan davranışlarıyla ilgili genel yasalara ulaşmıştır.
pavlov, köpeklerle yaptığı çalışmalar sonucunda, temel tepkileri üç şekilde açıkladı: birincisi, çevreden gelen her uyaran harekete geçirme veya engellemeye sebep oluyordu. ikincisi, harekete geçirme ve engellemeyle ilgili sinirlerle alakalı olan süreçler, beyinde bazı kurallara göre etkileşime giriyordu. üçüncüsü, sinir sistemlerinde doğuştan bireysel farklılık olduğuydu.
pavlov, yaptığı çalışmalardan ötürü 1904 yılında nobel fizyoloji ve tıp ödülü'nü kazandı.
1914 yılı ve sonrasında ülkesinde yaşananlar pavlov'un hayatını da etkiledi. rusya'daki millî felaketten ,kıtlıktan o da fazlasıyla etkilendi.yeni bolşevik yönetimi, ona ödül olarak verilen paraya dahi el koydu.çocuklarının biri öldü biri sürgün edildi.
27 şubat 1936'da yakalandığı zatürre nöbetini atlatamayarak öldü.
1860 yılında papazlığa hazırlanmak için, ryazan ilahiyat okulu’na gitti.
1864 yılında bu okuldan mezun oldu ve ryazan ilahiyat yüksek okulu’na başladı.
kilise tarihi ve öğretisi, rus ve dünya tarihi, edebiyat, mantık, doğabilimleri, dil, ve felsefe ile ilgili birkaç dersten oluşan bir eğitimi tamamladı.
teoloji eğitiminden fizyoloji bilimine yönelmesinde claude bernard etkili oldu.
refleksler üzerine çalıştı. 1870 yılında st. petersburg üniversitesi’ne girdi. burada mendeleyev, beketov ve seçenov’dan ders aldı.
uzmanlık olarak hayvan psikolojisini seçti.
st. petersburg’da aldığı eğitimden sonra askeri tıp akademisine girdi. 1879 yılında ortak arkadaşları aracılığı ile tanıştığı serafima ile 1881 yılında evlendi.
1883 yılında tezini yayınladı. yayınladığı tezinde, kalbin merkezden dağılan sinirleri üzerine yaptığı çalışmalarla zamanın bilim insanlarının ilgisini çekti.
1890 yılında st. petersburg’da askeri tıp akademisinde farmakoloji profesörlüğü görevine getirilene dek yoksulluk içinde yaşadı.
pavlov, köpeklerde salgı bezlerini incelemiş, bu bulgulardan elde ettiği sonuçlarla insan ve hayvan davranışlarıyla ilgili genel yasalara ulaşmıştır.
pavlov, köpeklerle yaptığı çalışmalar sonucunda, temel tepkileri üç şekilde açıkladı: birincisi, çevreden gelen her uyaran harekete geçirme veya engellemeye sebep oluyordu. ikincisi, harekete geçirme ve engellemeyle ilgili sinirlerle alakalı olan süreçler, beyinde bazı kurallara göre etkileşime giriyordu. üçüncüsü, sinir sistemlerinde doğuştan bireysel farklılık olduğuydu.
pavlov, yaptığı çalışmalardan ötürü 1904 yılında nobel fizyoloji ve tıp ödülü'nü kazandı.
1914 yılı ve sonrasında ülkesinde yaşananlar pavlov'un hayatını da etkiledi. rusya'daki millî felaketten ,kıtlıktan o da fazlasıyla etkilendi.yeni bolşevik yönetimi, ona ödül olarak verilen paraya dahi el koydu.çocuklarının biri öldü biri sürgün edildi.
27 şubat 1936'da yakalandığı zatürre nöbetini atlatamayarak öldü.
devamını gör...
elastografi
ultrasound görüntüleme (usg) veya mrı alt yapısını kullanarak doku sertliğini ölçen yeni bir görüntüleme yöntemidir.
karaciğerdeki fibrozisi kantitatif olarak derecelendirir.
fibrozisi deferlendirmede biyopsiden sonra en iyi yöntemdir.
karaciğerdeki fibrozisi kantitatif olarak derecelendirir.
fibrozisi deferlendirmede biyopsiden sonra en iyi yöntemdir.
devamını gör...
iş beğenmemek
bugünkü gittiğim iş görüşmesinde zaten hedefe ulaşamayanları gönderiyoruz dediler sağolsunlar ama sizinle değilim dostum, beni gönderemeyeceksiniz. evet, iş beğenmeyen kronik bir işsizim. hem işsizim diye söyleniyor hemde iş beğenmiyorum. tanrı beni affetsin..
devamını gör...
tarantinoesk
adını quentin tarantino'dan alan kavram. oxford english dictionary tarafından sinemaya yönelik 100 kelime çıkartılmıştı. bu kelime de oradan. anlamı ise şöyle: *
"resembling or imitative of the films of quentin tarantino; characteristic or reminiscent of these films. [tarantino’s films are typically characterized by graphic and stylized violence, non-linear storylines, cineliterate references, satirical themes, and sharp dialogue.]"
yani tarantinovari diye de çevirebiliriz bu kelimeyi aslında. tarantino filmleri nasıl olur? şiddet dolu olur. bir de hamburgerden bahsederler. eğlenceli olur. gereksiz diyaloglarla dolu olur falan. ben böyle görüyorum en azından... mesela inglourious basterds filmindeki hans landa'ya bakın. that's a bingo! dediği sahne aslında ne kadar da önemsiz... tamam, komik olabilir ama yine de gereksiz. yani hikayenin gidişatına bir etkisi yok. yine de izletiyor. çünkü eğlenceli. bir de tatlı yediği sahne vardı, o da güzel. ayrıca django unchained filminde de bu tarz sahnelere çok fazla rastlıyoruz. pulp fiction'da da bir hayli var... ayak masajı muhabbeti mesela.
tabii tarantino iyi bir yönetmen. hans landa'dan örnek verdim ama filmin açılış sahnesi falan süper ötesiydi. süt istemesi olsun, kızlarla ve adamla sohbeti olsun vs. vs.
ayrıca kubrickian diye bir kelime de oluşturuldu. yani sırf tarantino'ya özgü bir durum söz konusu değil. *
(bkz: gorlami)
"resembling or imitative of the films of quentin tarantino; characteristic or reminiscent of these films. [tarantino’s films are typically characterized by graphic and stylized violence, non-linear storylines, cineliterate references, satirical themes, and sharp dialogue.]"
yani tarantinovari diye de çevirebiliriz bu kelimeyi aslında. tarantino filmleri nasıl olur? şiddet dolu olur. bir de hamburgerden bahsederler. eğlenceli olur. gereksiz diyaloglarla dolu olur falan. ben böyle görüyorum en azından... mesela inglourious basterds filmindeki hans landa'ya bakın. that's a bingo! dediği sahne aslında ne kadar da önemsiz... tamam, komik olabilir ama yine de gereksiz. yani hikayenin gidişatına bir etkisi yok. yine de izletiyor. çünkü eğlenceli. bir de tatlı yediği sahne vardı, o da güzel. ayrıca django unchained filminde de bu tarz sahnelere çok fazla rastlıyoruz. pulp fiction'da da bir hayli var... ayak masajı muhabbeti mesela.
tabii tarantino iyi bir yönetmen. hans landa'dan örnek verdim ama filmin açılış sahnesi falan süper ötesiydi. süt istemesi olsun, kızlarla ve adamla sohbeti olsun vs. vs.
ayrıca kubrickian diye bir kelime de oluşturuldu. yani sırf tarantino'ya özgü bir durum söz konusu değil. *
(bkz: gorlami)
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın, sözlüğün güzel insanları. gününüzün güzel geçmesi dileğiyle.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yaratıcının bir armağınımıydı bu?
önce dalgalara atılıverdin, yüzemedin sayısız kere battın, çıktın boğuluverdin. bir kıyıya savruldun. elma mıydı? incir miydi? hangi meyve'nin gafletiydi bu sıkıntı. vahşi ormanlara sürülen bu emanet, kanına üzüm'ün rengiyle gelen sefaletin en güçlü ortağıydı.
tanrı duyuyor muydu isyanını? ondan mıydı gök kavgasından sonra seni sırılsıklam yapan bereketi. mucizeleri kaş çatmasıyla gelirse kötülükleri bal ile mi servis edilir?
arı'ların yapamadığını yılanlara devreden gösteri başlamıştı şimdi. mağara'nın deliğinden çıkan o kutsal yılan yolunu kaybedip yeraltından gitti. oralarda zehir denilen şey'i keşfetti. fani'nin korkulu rüyası bu sürüngen şifa'dır bazı efsanelerde.
o mistik kargaşanın içinden çıkabilen insanoğlu sen hangi günah'ın bedelisin? etin, kemiğin ,ruh'un nereye ait? savrulduğun rüzgarın nefesi kuvvetli. yakılan ufacık ateşi yellendirir cehenneme çevirir. dağlarına yaslanırsın da sarsıldığında içine yutulur, ölüm uykusuna yatıverirsin.
rüyalarla gerçeklerin savaştığı yerküre, başladığı yerin sonsuzluğunda kaybolup, gidilecek yolun soğukluğunda çatlamayı bekliyor...
önce dalgalara atılıverdin, yüzemedin sayısız kere battın, çıktın boğuluverdin. bir kıyıya savruldun. elma mıydı? incir miydi? hangi meyve'nin gafletiydi bu sıkıntı. vahşi ormanlara sürülen bu emanet, kanına üzüm'ün rengiyle gelen sefaletin en güçlü ortağıydı.
tanrı duyuyor muydu isyanını? ondan mıydı gök kavgasından sonra seni sırılsıklam yapan bereketi. mucizeleri kaş çatmasıyla gelirse kötülükleri bal ile mi servis edilir?
arı'ların yapamadığını yılanlara devreden gösteri başlamıştı şimdi. mağara'nın deliğinden çıkan o kutsal yılan yolunu kaybedip yeraltından gitti. oralarda zehir denilen şey'i keşfetti. fani'nin korkulu rüyası bu sürüngen şifa'dır bazı efsanelerde.
o mistik kargaşanın içinden çıkabilen insanoğlu sen hangi günah'ın bedelisin? etin, kemiğin ,ruh'un nereye ait? savrulduğun rüzgarın nefesi kuvvetli. yakılan ufacık ateşi yellendirir cehenneme çevirir. dağlarına yaslanırsın da sarsıldığında içine yutulur, ölüm uykusuna yatıverirsin.
rüyalarla gerçeklerin savaştığı yerküre, başladığı yerin sonsuzluğunda kaybolup, gidilecek yolun soğukluğunda çatlamayı bekliyor...
devamını gör...
mesajlaşamayan insan
belli bir yaştan sonra zor geliyor azizim.
devamını gör...
annelerdeki evladına olabildiğince çok meyve yedirme içgüdüsü
anne ve babaların kıymeti bilinmesi gerekir yoksa ileride çok pişman olursunuz. meyve yemek sağlık açısından çok ama çok önemli ve vücudun ihtiyaç duyduğu vitaminleri doğal yollar ile karşılarsınız onun için sakınca görmediğim durum.sizi düşünen insanları her daim sevin ve kıymetini bilin.
devamını gör...
tayyip erdoğan'ın gezi direnişçilerine terörist demesi
bu adam size terörist demişse, bilin ki doğru yoldasınız kardeşlerim.
devamını gör...
özel hayattan insan silmek
yapılabilmesiyle hayatın daha kaliteli olduğu eylem.
devamını gör...
kekremsi bir tat denince akla gelen ilk şey
iğde
devamını gör...
20 mart 2021 türkiye'nin istanbul sözleşmesi'nden ayrılması
teknik olarak bu sözleşmeden bu şekilde çekilmek mümkün değil fakat zaten kimse türkiye'nin demokratik kongo cumhuriyeti'nden daha demokratik olduğunu iddia etmiyor.
ek olarak sözleşme zaten uygulanmıyordu, dolayısıyla çilemizde, pardon hayatımızda ciddi bir değişme olmayacak. ölmeye devam edeceğiz.
e madem bu kadar girdik konu dışı ama can yakan iki ekleme de benden gelsin, dün iki yüz baz puan faiz artırımı ile büyük bir ekonomik açmaza girdik ya ona misilleme olarak yine, yeni, yeniden merkez bankası şeysini değiştirmiş malum şey. haziranda erken seçim ve ötesi var. sıkı tutunun hatta vaziyet alın buralar karışacak.
barbaros şansal da ne ah etmiş arkadaş bütün ülke boğuluyor ama ölen yok. öyle de bir ızdırap, öyle de bir döngü.
ek olarak sözleşme zaten uygulanmıyordu, dolayısıyla çilemizde, pardon hayatımızda ciddi bir değişme olmayacak. ölmeye devam edeceğiz.
e madem bu kadar girdik konu dışı ama can yakan iki ekleme de benden gelsin, dün iki yüz baz puan faiz artırımı ile büyük bir ekonomik açmaza girdik ya ona misilleme olarak yine, yeni, yeniden merkez bankası şeysini değiştirmiş malum şey. haziranda erken seçim ve ötesi var. sıkı tutunun hatta vaziyet alın buralar karışacak.
barbaros şansal da ne ah etmiş arkadaş bütün ülke boğuluyor ama ölen yok. öyle de bir ızdırap, öyle de bir döngü.
devamını gör...
balık burcu erkeği
bayağı yerilmişiz ama öyle zırıl zırıl ağlayan tipler değiliz.yerine göre misal: yağmur yağıyor diye ağlamaz merhametinin devreye girmesi gereken yerde gözünden yaş süzülür ve tutkulu bir aşık olur ,siz ona bir çiçek verin o size bütün çiçekleri getirir.hayatını giren insanı sahiplenir,örümcek adam iç güdülerine sahiptir.yalandan nefret eder .neşeli ve dost canlısıdır.
devamını gör...

