toplum içerisinde nezaket sahibi olan insanlar
nezaket: başkalarına karşı saygılı olma, ince ve zarif davranışlar sergileme halidir.
bu zat-ı muhteremler yürürken bile yer incinmesin diye dikkat ederler. kibar hassas insanlardır. kendilerine yapılan kaba davranışlara bile nezaket ölçütlerinde cevap verirler ve fazla ileri gitmezler.
-yolda yürürken sizi tanımadıkları halde selam verirler.
-otobüs, metro gibi taşıtlara binince taşıtın içi boşsa kapı ağızlarında durmazlar.
-toplum içerisinde yüksek sesle ve bağırarak konuşmazlar.(özellikle cep telefonuyla)
-kendisine ondan dolayı oluşan bir rahatsızlığınızı belirttiğinizde mahçup olup özür dilerler ve bundan sonra daha dikkatli olacaklarını söylerler.
-maskesini takmayı unutup biri uyardığında özür dileyerek hemen maskelerini takarlar.
-kendilerine yapılan iyilikte nasıl teşekkür edeceklerini bilemezler.
-konuşurken seçtikleri kelimelere dahi dikkat ederler.
-elinden geldiğince yaptıkları davranışların diğer insanlara olan etkisini ölçerek hareket ederler.
-kendileri inanmasalar bile diğer insanların incinme ihtimaline göz önüne alarak kişilerin inandıkları ile dalga geçmezler, tahkir edici konuşmaları yoktur.
ve toplum içerisinde hasret olunan insan tipleridir.
bu zat-ı muhteremler yürürken bile yer incinmesin diye dikkat ederler. kibar hassas insanlardır. kendilerine yapılan kaba davranışlara bile nezaket ölçütlerinde cevap verirler ve fazla ileri gitmezler.
-yolda yürürken sizi tanımadıkları halde selam verirler.
-otobüs, metro gibi taşıtlara binince taşıtın içi boşsa kapı ağızlarında durmazlar.
-toplum içerisinde yüksek sesle ve bağırarak konuşmazlar.(özellikle cep telefonuyla)
-kendisine ondan dolayı oluşan bir rahatsızlığınızı belirttiğinizde mahçup olup özür dilerler ve bundan sonra daha dikkatli olacaklarını söylerler.
-maskesini takmayı unutup biri uyardığında özür dileyerek hemen maskelerini takarlar.
-kendilerine yapılan iyilikte nasıl teşekkür edeceklerini bilemezler.
-konuşurken seçtikleri kelimelere dahi dikkat ederler.
-elinden geldiğince yaptıkları davranışların diğer insanlara olan etkisini ölçerek hareket ederler.
-kendileri inanmasalar bile diğer insanların incinme ihtimaline göz önüne alarak kişilerin inandıkları ile dalga geçmezler, tahkir edici konuşmaları yoktur.
ve toplum içerisinde hasret olunan insan tipleridir.
devamını gör...
uğultulu tepeler
1847 yılında yayımlanan (bkz: emily bronte)' nin yazarın tek romanıdır uğultulu tepeler. yazar ilk önce şiirler yazmıştır ancak (bkz: victoria dönemi) ndeki katı kurallar yüzünden ve kadının ikinci planda tutulmasından dolayı, şiir kitabını erkek takma adıyla (bkz: emily ellis bell) yayımlamak zorunda kalmıştır. aynı şekilde bu romanınıda takma adıyla yayımlamak zorunda kalan yazarın kardeşi (bkz: charlotte brontë) tarafından gerçek ismiyle 1867 yılında yeniden yayımlanmıştır.*
bu eserde gerek romantik akım gerekse gotik özelliklerden izler görürüz. o dönemin en büyük özelliklerinden biri kadın sosyal olarak yüksek ve zengin bir eşle evlenmelidir. ancak romanın başkahramanı catherine, dönemin bu düşüncesiyle tamamen zıt giden ailesinin kim olduğu bilinmeyen, dışlanmış 'öksüz, buluntu, garip' olan heathcliff' e aşık olur. bu yönden toplumun koyduğu ahlaki ve etik kurallara uymadığı için o da toplum tarafından günahkar ve kötü olarak addedilir. bu yüzden heatchliff ile şehir ve toplum hayatından uzakta tutkulu ve yasak bir ilişki yaşamaya çalışır ancak victorya gelenekleri, değer yargıları ve sosyal baskı catherine'nin istediği aşka kavuşmasına izin vermez. bu yüzden catherine sosyal baskılardan, dayatmalardan ve toplumun öngördüğü kadın modelinden kurtulmak için ölümü seçer. çünkü yaşarken gerçek aşkına kavuşamamışsada ölüm sevgisine "vampir kadın" olarak da olsa kavuşma fırsatıdır ve hayalet olarak sevdiğine gerçek aşkına ulaşabilecektir.
bu eserde gerek romantik akım gerekse gotik özelliklerden izler görürüz. o dönemin en büyük özelliklerinden biri kadın sosyal olarak yüksek ve zengin bir eşle evlenmelidir. ancak romanın başkahramanı catherine, dönemin bu düşüncesiyle tamamen zıt giden ailesinin kim olduğu bilinmeyen, dışlanmış 'öksüz, buluntu, garip' olan heathcliff' e aşık olur. bu yönden toplumun koyduğu ahlaki ve etik kurallara uymadığı için o da toplum tarafından günahkar ve kötü olarak addedilir. bu yüzden heatchliff ile şehir ve toplum hayatından uzakta tutkulu ve yasak bir ilişki yaşamaya çalışır ancak victorya gelenekleri, değer yargıları ve sosyal baskı catherine'nin istediği aşka kavuşmasına izin vermez. bu yüzden catherine sosyal baskılardan, dayatmalardan ve toplumun öngördüğü kadın modelinden kurtulmak için ölümü seçer. çünkü yaşarken gerçek aşkına kavuşamamışsada ölüm sevgisine "vampir kadın" olarak da olsa kavuşma fırsatıdır ve hayalet olarak sevdiğine gerçek aşkına ulaşabilecektir.
devamını gör...
çöpçüler kralı
çok sevdiğim, sık sık izlediğim çok eğlenceli komedi filmidir. şimdi bu filmi inceleyeceğiz çünkü bu filmde dolaylı yoldan gördüğümüz bir takım kaypaklıkları yönetmenimiz bize net bir şekilde göstermiştir. inceleyeceğimiz kişi ise hacerdir, uzak durmamız gereken bir kadın tipidir.
hacer, zabıtanın(şener şen) evinde hizmetçilik yapan bir kadındır. zabıta, hacere hastadır, onu kuş sütüyle besleyecektir, evinin hanımı yapacaktır ancak annesi engel olmaktadır. hacerin ise ne zabıta şakir ne de kuş sütü umrunda değildir. ait olduğu sınıfı terk etmek isteyen, artık temizliklere gitmek istemeyen, evinin hanımı olmak isteyen, bunu da güzelliğini kullanarak yapabilecek olan bir kadındır. sınıf atlamak için de önündeki en iyi seçenek zabıta olduğu için yapar; bunu söylememin sebebini ilerde anlayacağız.
ülkedeki erkeklerin ısrarla görmek istemediği bir şey vardır; kendilerinde olduğu gibi kadına da sevginin yetmesi gerektiğini düşünürler. lakin gerçekler çok farklıdır. kadınlar genellikle, her insan gibi parayı da gücü de severler ve iyi bir eş, hayatta kadının önüne pek fazla çıkmayacak bir sınıf atlama basamağıdır. önlerine bu tip bir sınıf atlama imkanı doğarsa bunu değerlendirmekte müthiş soğukkanlı davranırlar. sözgelimi eli yüzü düzgün bir sayıştay hakiminin karşısında bir muhasebeci olarak durmak çok zordur. istisnalar elbette vardır ancak kadınlar bu konuda sevgiyi de hayalleri de harcamaktan çekinmezler. işte bunu bilen yönetmen, bu kaypaklığı hacer üzerinden anlatır.
hacer, zabıtayla evlenmek için muhteşem temiz bir adamı, yozgat'ın şefaatli ilçesinden doğma hakiki halk çocuğu, belediyenin 2548 yaka numaralı temizlik işçisi apti şakrak'ı kullanır. bunu da zabıtayla kavga ettikten hemen sonra, öfkeyle yapar. hiç umrunda değildir apti'nin duyguları, o bu blöf için duygularıyla oynanacak adamdır, salladır, nihayetinde bir çöpçü parçasıdır, kendi sınıfında bir insandır. bu hain karının aklından bunlar geçerken, apti şakrak hacer'in komşuyla konuşmasına kulak misafiri olmuştur ve o çok nahif, sevgi dolu yüreğiyle şu cümleleri söylemekte ve sevinçle koşturmaktadır: (bkz: parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği)
hacer vicdansızı, parkta tahteravalli ile sallanırken bile isteye apti'yle kesişir, kur yapar. zaten kendisi biliyordur ki apti ona aşıktır, istediği anda evlenecektir. kendi evlenme isteği de gerçekçi olsun, onu kullandığını, blöfe yem ettiğini anlamasın diye bu kesişmeyi yapar. neticede apti çocuklar gibi sevinerek el arabasını sürerken, bir paçavra gibi atılmadan önceki ipek kumaş değeri verilmişliği yaşar. apti istemeye gider, gelir, düğün için hazırlanır; bol bol yemek yer, guvvetli olması lazımdır. diğer taraftaysa hacer, zabıtay'a kavga ayağına iş atar. zabıta blöfü yemiştir ve anasıyla kavga etmiştir; yakında istemeye geleceklerdir. hacer amacına ulaşmıştır.
hacerin ailesi, hacerin özetidir adeta. kurnazdırlar, kaypaktırlar, hayatta bir duruşları yoktur; para neredeyse orada olmak isterler, tıpkı çoğumuz gibi. kızı zabıtaya verirken aptiyi ayazda bekletirler. apti şakrak ise tam olarak aşık bir türk erkeğidir. hahaha, evet tam olarak o salaktır çünkü "demek ki adet böyle, damadı ayazda kıçı donana kadar bekletiyorlar" der. bu, boku yediğini, çoktan kıçına teneke bağlandığını anlayan erkeğin son reddedişidir. giderken en azından çiçeğiyle çikolatasını ister, bu da üstüne içilen soğuk sudur.
apti şakrak daha sonra sahneye çıkar ve yıldızı parlar. artık apti şakrak'ın afişleri sokakları süslemektedir. işte hacer kancığı ve ailesinin tüm kaypaklığı, tüm pisliği bu afişleri gördükleri anda ortaya çıkar. önce hacerin babası ve kardeşleri görürler afişleri. daha iki gün öncesinde namussuz diye kovaladıkları, "koskoca zabıta varken çöpçü parçasına kız mı vereceğiz" dedikleri adam hakkında şunları söylerler: "baba, çöpçü şarkıcı olmuş" "eski eniştemiz buba, bir de vuracaktır herifi" babaları ise vurucu sözleri söyler: "vah vaaaah, bizim gızın da hiç şansı yokmuş be, şimdi bu ne para kırar biliyon mu. tüh be kaçırdık adamı elimizden" ve devam eder; (bkz: bayağı da güzel adammış bu eski damadım ya)
sonra arkalarından zabıta ve hacer gelmektedir, şakir "korkma artık, bir zabıta amirinin kolları arasındasın, çöpçü de kimmiş" derken hacer gururlu ve mutludur, ta ki afişleri görene kadar. haha, gerçekten harika bir sahnedir burası. ayşen gruda ise benim nazarımda muhteşem bir oyuncudur. sahnenin hakkını vermiştir doğrusu, buram buram kahpeliği hissedersiniz hacerin suratında. hacerin bir anda ağzı düğümlenir, dizlerinin bağı çözülür ve o korkunç cümleyi söyler: bak şu çöpçünün bana yaptığı işe.
peki bu lanet olası çöpçü hacer kancığına ne yapmıştır da böyle hüngür hüngür ağlamaktadır ? yaptığı şey şudur: hacer güzelliğiyle sınıf atlamak için bir seçim yaparken, o ait olduğu sınıfı terk etmiş ve hacerin seçtiği sınıftan daha yukarıda bir yere yükselmiştir. bunu nasıl yapmıştır, hacer buna inanılmaz içerler. yataklara düşer, eve erzakla gelen nişanlısını apar topar evden kovdurur ve "ben senin değerini bilemedim" diye ağlar. sonunda da yüz verilmeyince belediye zabıtasıyla evlenip hayatını mahveder.
hacer gibiler böyledir. paraya ve güce taparlar. bazı kadınların sosyal medyada, çevrenizde güce ve paraya olan sevgilerini, nasıl kelime oyunlarıyla sevgi, saygı, merhamet gibi kavramların altına gizlediklerini görebilirsiniz. evet olay budur. sevgi dediğiniz şey kadınların bir kısmı için hiçbir bok değildir. yalnızca daha iyi bir yaşama açılan kapının göstermelik anahtarıdır sevgi. bazı erkekler de buna inanırlar. apti şakraktırlar onlar.
velhasıl, yönetmen bize kadınların bir kısmının, uzak durulması gereken bir kısmının kısa bir özetini göstermiştir. harika bir filmdir gerçekten.
hacer, zabıtanın(şener şen) evinde hizmetçilik yapan bir kadındır. zabıta, hacere hastadır, onu kuş sütüyle besleyecektir, evinin hanımı yapacaktır ancak annesi engel olmaktadır. hacerin ise ne zabıta şakir ne de kuş sütü umrunda değildir. ait olduğu sınıfı terk etmek isteyen, artık temizliklere gitmek istemeyen, evinin hanımı olmak isteyen, bunu da güzelliğini kullanarak yapabilecek olan bir kadındır. sınıf atlamak için de önündeki en iyi seçenek zabıta olduğu için yapar; bunu söylememin sebebini ilerde anlayacağız.
ülkedeki erkeklerin ısrarla görmek istemediği bir şey vardır; kendilerinde olduğu gibi kadına da sevginin yetmesi gerektiğini düşünürler. lakin gerçekler çok farklıdır. kadınlar genellikle, her insan gibi parayı da gücü de severler ve iyi bir eş, hayatta kadının önüne pek fazla çıkmayacak bir sınıf atlama basamağıdır. önlerine bu tip bir sınıf atlama imkanı doğarsa bunu değerlendirmekte müthiş soğukkanlı davranırlar. sözgelimi eli yüzü düzgün bir sayıştay hakiminin karşısında bir muhasebeci olarak durmak çok zordur. istisnalar elbette vardır ancak kadınlar bu konuda sevgiyi de hayalleri de harcamaktan çekinmezler. işte bunu bilen yönetmen, bu kaypaklığı hacer üzerinden anlatır.
hacer, zabıtayla evlenmek için muhteşem temiz bir adamı, yozgat'ın şefaatli ilçesinden doğma hakiki halk çocuğu, belediyenin 2548 yaka numaralı temizlik işçisi apti şakrak'ı kullanır. bunu da zabıtayla kavga ettikten hemen sonra, öfkeyle yapar. hiç umrunda değildir apti'nin duyguları, o bu blöf için duygularıyla oynanacak adamdır, salladır, nihayetinde bir çöpçü parçasıdır, kendi sınıfında bir insandır. bu hain karının aklından bunlar geçerken, apti şakrak hacer'in komşuyla konuşmasına kulak misafiri olmuştur ve o çok nahif, sevgi dolu yüreğiyle şu cümleleri söylemekte ve sevinçle koşturmaktadır: (bkz: parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği)
hacer vicdansızı, parkta tahteravalli ile sallanırken bile isteye apti'yle kesişir, kur yapar. zaten kendisi biliyordur ki apti ona aşıktır, istediği anda evlenecektir. kendi evlenme isteği de gerçekçi olsun, onu kullandığını, blöfe yem ettiğini anlamasın diye bu kesişmeyi yapar. neticede apti çocuklar gibi sevinerek el arabasını sürerken, bir paçavra gibi atılmadan önceki ipek kumaş değeri verilmişliği yaşar. apti istemeye gider, gelir, düğün için hazırlanır; bol bol yemek yer, guvvetli olması lazımdır. diğer taraftaysa hacer, zabıtay'a kavga ayağına iş atar. zabıta blöfü yemiştir ve anasıyla kavga etmiştir; yakında istemeye geleceklerdir. hacer amacına ulaşmıştır.
hacerin ailesi, hacerin özetidir adeta. kurnazdırlar, kaypaktırlar, hayatta bir duruşları yoktur; para neredeyse orada olmak isterler, tıpkı çoğumuz gibi. kızı zabıtaya verirken aptiyi ayazda bekletirler. apti şakrak ise tam olarak aşık bir türk erkeğidir. hahaha, evet tam olarak o salaktır çünkü "demek ki adet böyle, damadı ayazda kıçı donana kadar bekletiyorlar" der. bu, boku yediğini, çoktan kıçına teneke bağlandığını anlayan erkeğin son reddedişidir. giderken en azından çiçeğiyle çikolatasını ister, bu da üstüne içilen soğuk sudur.
apti şakrak daha sonra sahneye çıkar ve yıldızı parlar. artık apti şakrak'ın afişleri sokakları süslemektedir. işte hacer kancığı ve ailesinin tüm kaypaklığı, tüm pisliği bu afişleri gördükleri anda ortaya çıkar. önce hacerin babası ve kardeşleri görürler afişleri. daha iki gün öncesinde namussuz diye kovaladıkları, "koskoca zabıta varken çöpçü parçasına kız mı vereceğiz" dedikleri adam hakkında şunları söylerler: "baba, çöpçü şarkıcı olmuş" "eski eniştemiz buba, bir de vuracaktır herifi" babaları ise vurucu sözleri söyler: "vah vaaaah, bizim gızın da hiç şansı yokmuş be, şimdi bu ne para kırar biliyon mu. tüh be kaçırdık adamı elimizden" ve devam eder; (bkz: bayağı da güzel adammış bu eski damadım ya)
sonra arkalarından zabıta ve hacer gelmektedir, şakir "korkma artık, bir zabıta amirinin kolları arasındasın, çöpçü de kimmiş" derken hacer gururlu ve mutludur, ta ki afişleri görene kadar. haha, gerçekten harika bir sahnedir burası. ayşen gruda ise benim nazarımda muhteşem bir oyuncudur. sahnenin hakkını vermiştir doğrusu, buram buram kahpeliği hissedersiniz hacerin suratında. hacerin bir anda ağzı düğümlenir, dizlerinin bağı çözülür ve o korkunç cümleyi söyler: bak şu çöpçünün bana yaptığı işe.
peki bu lanet olası çöpçü hacer kancığına ne yapmıştır da böyle hüngür hüngür ağlamaktadır ? yaptığı şey şudur: hacer güzelliğiyle sınıf atlamak için bir seçim yaparken, o ait olduğu sınıfı terk etmiş ve hacerin seçtiği sınıftan daha yukarıda bir yere yükselmiştir. bunu nasıl yapmıştır, hacer buna inanılmaz içerler. yataklara düşer, eve erzakla gelen nişanlısını apar topar evden kovdurur ve "ben senin değerini bilemedim" diye ağlar. sonunda da yüz verilmeyince belediye zabıtasıyla evlenip hayatını mahveder.
hacer gibiler böyledir. paraya ve güce taparlar. bazı kadınların sosyal medyada, çevrenizde güce ve paraya olan sevgilerini, nasıl kelime oyunlarıyla sevgi, saygı, merhamet gibi kavramların altına gizlediklerini görebilirsiniz. evet olay budur. sevgi dediğiniz şey kadınların bir kısmı için hiçbir bok değildir. yalnızca daha iyi bir yaşama açılan kapının göstermelik anahtarıdır sevgi. bazı erkekler de buna inanırlar. apti şakraktırlar onlar.
velhasıl, yönetmen bize kadınların bir kısmının, uzak durulması gereken bir kısmının kısa bir özetini göstermiştir. harika bir filmdir gerçekten.
devamını gör...
tuvaletinde sabun ve peçete olmayan okul
tuvaletinde peçete olan okul mu varmış diye sorduran başlık. sabun bile zor bulunuyordu..
devamını gör...
din istismarını önlemenin yolları
dincilerden ve o dinciler üzerinden dine saldıran ateistlerden; onların siyasetlerinden, sistemlerinden, standartlarından, okullarından, sanatlarından, edebiyatlarından, kurum ve kuruluşlarından.. bütün ahlaki değerlerinden ve dinlerinden uzak durarak.
devamını gör...
gece balkonda içilen neden böyle oldu sigarası
sigara biterken de neyse s. et denilip içeri girilir.
devamını gör...
ev hayvanlarının artık haczedilemeyecek olması
buraya bir dipnot geçmek isterim. bu değişiklikten önce de icra müdürü gelip sizin goldenınızı ya da britishinizi haczetmiyordu. yargıtay kararlarıyla oturmuş bir içtihat vardı ve evcil hayvanınız bir yatırım olarak görülmüyor, bir ferd olarak görülüyordu. ama bir işveren düşünün, bu adam 6 ay işçilerine ödeme yapmamış. işçiler için hacze gidilmiş ve bir bakılmış adamın evinde 20k usd değer biçilecek bir papağan var. bir yanda işçiler bir yanda papağan. işte burada bu evcil hayvan haczediliyordu.
ve tabii çiftçinin çiftlik hayvanları da ticari olduğundan haczedilir. o apayrı.
ve tabii çiftçinin çiftlik hayvanları da ticari olduğundan haczedilir. o apayrı.
devamını gör...
ekonomiyi eleştiren kara çarşaflı kadın
kara çarşaflı kadın hmm gördüğüm en saçma başlık.
devamını gör...
vicdani ret
kişinin vicdani, dini, ahlaki veya politik görüşleriyle uyuşmaması nedeniyle askerlik yapmayı reddetmesi durumudur. askerliği bu sebeplerle reddeden kişiler vicdani retçi olarak adlandırılır. neredeyse bütün avrupa ülkelerinde vicdani retçilerin bu reddi gerçekleştirme ve askerlik süresi boyunca sivil alanlarda çalışma hakkı vardır.
devamını gör...
gölge etme başka ihsan istemem
yolunda giden işime bir zararın dokunmasın da başka herhangi bir iyiliğini istediğim yok” anlamında kullanılır.
--- alıntı ---
büyük iskender, şehirde gezerken, fışı içinde, bir çul ve bir ekmek torbasıyla köpek gibi yaşayan diyojen’i görür. yanındaki adamlara, bu adamın kim olduğunu sorar ve diyojen’in bir filozof olduğunu öğrenir. felsefeye karşı sevgisi bulunan iskender, fıçıya yaklaşır. güneşin vurduğu fıçı içinde diyojen mayışmış bir şekilde yatmaktadır. büyük iskender diyojen’e kendini tanıtır ve kendisinden bir şey isteyip istemediğini sorar. aldığı cevap tarihe geçer. diyojen, büyük iskender’e sadece “gölge etme, başka ihsan istemem” der.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
büyük iskender, şehirde gezerken, fışı içinde, bir çul ve bir ekmek torbasıyla köpek gibi yaşayan diyojen’i görür. yanındaki adamlara, bu adamın kim olduğunu sorar ve diyojen’in bir filozof olduğunu öğrenir. felsefeye karşı sevgisi bulunan iskender, fıçıya yaklaşır. güneşin vurduğu fıçı içinde diyojen mayışmış bir şekilde yatmaktadır. büyük iskender diyojen’e kendini tanıtır ve kendisinden bir şey isteyip istemediğini sorar. aldığı cevap tarihe geçer. diyojen, büyük iskender’e sadece “gölge etme, başka ihsan istemem” der.
--- alıntı ---
devamını gör...
sevgiyi göstermenin yolları
göstermek yada göstermeye çalışmak,
kalıplı hareketler gibi hissettirir özünde.
bunlardan ziyade, ama en önce;
sevgi gösterilmez,
takdim edilmez,
varsa da içinde saklanamaz bir olgudur.
sevgi his edilir.
ve geçirgenliği bundan gelir.
kalıplı hareketler gibi hissettirir özünde.
bunlardan ziyade, ama en önce;
sevgi gösterilmez,
takdim edilmez,
varsa da içinde saklanamaz bir olgudur.
sevgi his edilir.
ve geçirgenliği bundan gelir.
devamını gör...
hokkabaz
en iyi cem yılmaz filmlerindendir. filmde iskender'in ve yakın arkadaşı maradona'nın küçüklükten beri tutkunu oldukları sihirbazlık mesleğini icraları ve başlarına gelen olaylar anlatılmaktadır. iskender'in bir de sait adında emekli kıbrıs gazisi bir babası vardır. sait, eskiden beri ailesine huzursuzluk vermiş, huysuz bir adamdır. sait, iskender'in evli ve çocuklu ablasının yanında kalıp onlara da sıkıntı vermesiyle iskender ve maradona'nın anadolu'da yapacakları turne yolculuğuna katılmaya karar verir. yolculukta bu üçlünün başından geçenler filmin omurgasını oluşturur. karakterlerin kişilikleri çok aşina olduğumuz ve öngörebildiğimiz türdendir. filmin ana karakterleri bu üç kişi olmakla beraber daha sonraları filme bir ana karakter daha katılır. filmde, babasıyla hiçbir zaman istediği yakınlığı sağlayamamış ve desteklenmemiş uysal erkek çocuk karakteri çok güzel çizilmiştir. mazhar alanson'un canlandırdığı sait tünaydın karakteri ise savaşın etkisiyle beraber sertleşmiş ve eski sağlam psikolojisine hiçbir zaman kavuşamamış bir babayı anlatır. hala izlememiş olan olduğunu sanmıyorum fakat izlememiş olanlar varsa mutlaka tavsiye ettiğim bir filmdir. şahsi fikrimce hak ettiği değeri alamamış ancak sinemanın hakkaniyeti ile yıllar geçtikçe değeri anlaşılan bir filmdir.
devamını gör...
komşusundan nefret edenler derneği başkanı
başkan konuşuyor sevgili yazarlar. bir insanın kendi balkonunda sigara içmesi kadar doğal ne olabilir? üç gündür komşumuz tarafından taciz ediliyoruz. makul davranmaya çalıştıkça tepemize çıkıyorlar. bunu neden buraya yazıyorum çünkü gerginim. oturup efendice konuşuyoruz olmuyor. bazı insanların anlamsız ısrarı hayatı çok çekilmez yapıyor. hele ki komşunuzsa. tam tepemizde sürekli balkona çıkmamızı bekleyen insan topluluğu var. kendi evimde rahat değilim yahu!
yakında karakolluk olacak yazardan sevgiler
yakında karakolluk olacak yazardan sevgiler
devamını gör...
yazarların bedava olmasını istediği 3 şey
engellilerin her türlü ihtiyacı,
kültürel faaliyetler ( müze, sinema, sergi vs)
su, elektrik gibi temel ihtiyaçlar.
kültürel faaliyetler ( müze, sinema, sergi vs)
su, elektrik gibi temel ihtiyaçlar.
devamını gör...
yazarların bugüne kadar hissettiği en büyük fiziksel acı
ilk defa iki tekerlekli bisiklet sürmeyi öğreniyordum. dengemi kaybedip dikenli çalıların üstüne düşmüştüm ve her tarafım kanamıştı. bunu gördüğümde aklıma o an geldi. yaşadığım en büyük fiziksel acı bu olabilir.
edit: 10-11 yaşlarındayken yaz tatilinde kuran kursuna gidiyordum. ayağımda pembe üstünde beyaz bir çiçek olan plastik terliklerim vardı. şadırvanda abdest alan arkadaşımı beklerken ıslak bir yere bastım ve ayağım kaydı. yaklaşık 5 basamak merdivenden popo üstü düştüm. sırtımı da basamaklara çarpmıştım ve uzun süre ciddi anlamda nefesimin kesildiğini hissettim. düştükten sonra sırtım ezilmişti ve bir süre ne düzgün oturabildim ne de eğilebildim. yaşadığım en büyük fiziksel acı bu nefesimin kesildiği andı. öleceğimi sanmıştım.
edit: 10-11 yaşlarındayken yaz tatilinde kuran kursuna gidiyordum. ayağımda pembe üstünde beyaz bir çiçek olan plastik terliklerim vardı. şadırvanda abdest alan arkadaşımı beklerken ıslak bir yere bastım ve ayağım kaydı. yaklaşık 5 basamak merdivenden popo üstü düştüm. sırtımı da basamaklara çarpmıştım ve uzun süre ciddi anlamda nefesimin kesildiğini hissettim. düştükten sonra sırtım ezilmişti ve bir süre ne düzgün oturabildim ne de eğilebildim. yaşadığım en büyük fiziksel acı bu nefesimin kesildiği andı. öleceğimi sanmıştım.
devamını gör...
scapula
ilk duyulduğunda bir süre "spatula" olarak dillendirilebilir. birkaç anatomi dersinden sonra bu terminolojiye alışılır, çünkü yerini uzun uzun anatomik terimler alır. keşke her şey scapula gibi olsaydı dedirtir.
devamını gör...
8 mayıs 2021 galatasaray beşiktaş maçı
beşiktaşın son zamanlarda oynadığı bütün maçları izlemiştim, kesinlikle galatasaray'ın yenileceğine inanıyordum.
beşiktaş iptal edilen golünün ardından sahneden adeta çekildi, mücadelesi neredeyse yoktu.*
atiba çok etkindi, sağolsun maça renk ve heyecan kattı, evi arabayı satıp canlı bahiste ''kırmızı kart'' olur ihtimaline basmış adeta.
babel'çimmm saçlarına yeni bir renk attırmış, izlerken gözlerim kamaştı, fosfor mu attırmış kafasına, bu çocuk derken adam gol attı.
ersin'in gözünü kamaşmış, topu görememiş, e haklı çocukcağız.
hakem bey 80. dakikaya kadar düdük sesleri ile kulaklarımızı çınlattı. bir daha ağzına düdüğü götürmedi*. sanırım en saçma kararı, onyekuru'ya farkında olmadığı için verilen sarı kart kararıydı.
arda'nın gol atması beni şoke etti, gerçi bugün çok tuhaf şeyler izledik. mesela alper potuk ve babel'in eski takımlarına gol atmaları*.....
maçın en gereksizi emre akbaba idi, en mücadeleci ismi ise marcao idi.
vida'nin mustafa muhammed bebeğime attığı kafa çok çirkindi. vida dua etsin, orada burak yılmaz veya arda turan yoktu, kendilerini pat diye yere atar, bir penaltı kazanırlardı.*.
maç öncesinde ozgur1ey, galatasarayın kazanacağını söylemişti, inanmamıştım. bundan kelli bütün maçları izleyeceksiniz bayım, totem yaptım, üzgünüm*.
beşiktaş iptal edilen golünün ardından sahneden adeta çekildi, mücadelesi neredeyse yoktu.*
atiba çok etkindi, sağolsun maça renk ve heyecan kattı, evi arabayı satıp canlı bahiste ''kırmızı kart'' olur ihtimaline basmış adeta.
babel'çimmm saçlarına yeni bir renk attırmış, izlerken gözlerim kamaştı, fosfor mu attırmış kafasına, bu çocuk derken adam gol attı.
ersin'in gözünü kamaşmış, topu görememiş, e haklı çocukcağız.
hakem bey 80. dakikaya kadar düdük sesleri ile kulaklarımızı çınlattı. bir daha ağzına düdüğü götürmedi*. sanırım en saçma kararı, onyekuru'ya farkında olmadığı için verilen sarı kart kararıydı.
arda'nın gol atması beni şoke etti, gerçi bugün çok tuhaf şeyler izledik. mesela alper potuk ve babel'in eski takımlarına gol atmaları*.....
maçın en gereksizi emre akbaba idi, en mücadeleci ismi ise marcao idi.
vida'nin mustafa muhammed bebeğime attığı kafa çok çirkindi. vida dua etsin, orada burak yılmaz veya arda turan yoktu, kendilerini pat diye yere atar, bir penaltı kazanırlardı.*.
maç öncesinde ozgur1ey, galatasarayın kazanacağını söylemişti, inanmamıştım. bundan kelli bütün maçları izleyeceksiniz bayım, totem yaptım, üzgünüm*.
devamını gör...
sınıfın en güzel kızı
hiç bir zaman olamadım. gözlüklü elinde kitap en arkada oturan silik bi tiptim. şimdi ne değişti denilirse artık lens takıyorum.
devamını gör...

