tekrar twin peaks'e başlayacağım galiba
sol frame'de adını görünce keşfettiğim ve sanat tarihiyle ilgili tanımlarını okuyabilmek için hemen takibe aldığım yazar.
devamını gör...
saian
''saian veya doğum adıyla necati güney erkurt, türk rap sanatçısı ve söz yazarıdır. 2001 yılında üniversite nedeniyle istanbula gelmiş ve istanbul teknik üniversitesi gemi inşaat ve deniz mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. ayrıca, patron'un ağabeyidir. 1994 yıllarında rap müziğe ilgi duymaya başlamıştır.''
güzel parçaları var efendim. ilk dinlediğim parçası aziz nesin'in ''70 yaşım merhaba'' adlı kitabında yer alan öyküyü rap parça haline getirmiş olduğu kan yüzüğü.
son zamanlarda ece ayhan'dan da parçaları mevcuttur. severek dinliyoruz!
güzel parçaları var efendim. ilk dinlediğim parçası aziz nesin'in ''70 yaşım merhaba'' adlı kitabında yer alan öyküyü rap parça haline getirmiş olduğu kan yüzüğü.
son zamanlarda ece ayhan'dan da parçaları mevcuttur. severek dinliyoruz!
devamını gör...
birden fazla kitabı beraber okumak
okuduğum kitaptaki olaylarla kendi yaşantımı karıştırıyorken bunu denemek cazip bile gelmiyor.
devamını gör...
zebercet
zebercet taşı peridot adıylada bilinir. adını yunanca “zenginlik veren” anlamına gelen “peridona” kelimesinden alır. yeşil renginden dolayı, olivin veya zeytuni taşı da denilen zebercet taşı, çok eski zamanlardan beri takı ve mücevher yapımında kullanılmaktadır.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.
güzel bir gün güzel bir hafta olsun dilerim cümlemize.
ankara, hala karar veremedi havasına.
gök yıktı ortalığı sabah, gürleye gürleye.
dolsun barajlar o vakit.
güne ankara gibi bir şarkı gelsin.
gidelim 90'lara.
should ı stay or should ı go
güzel bir gün güzel bir hafta olsun dilerim cümlemize.
ankara, hala karar veremedi havasına.
gök yıktı ortalığı sabah, gürleye gürleye.
dolsun barajlar o vakit.
güne ankara gibi bir şarkı gelsin.
gidelim 90'lara.
should ı stay or should ı go
devamını gör...
deli olduğunu bilmemek
düşünsenize her şeyi konuşuyorsunuz, ağzınızda bakla ıslanmıyor, her şeye muhalefetsiniz, ortalarda küçük bir arabaya milyonlar biçebilirsiniz, sövebilirsiniz olur olmadık. sevmediğiniz birini görüp 'senin babanı da sevmezdim' diyebilirsiniz. bakkallara, ezcalara paldır küldür dalıp avanakça gülebilirsiniz... derdiniz, derdinizi bilmemek mesela... amaaaan allahııım
devamını gör...
georges méliès
sinema günümüze yakın bir geçmişte ortaya çıkmış bir sanattı. lumiere kardeşler'in takdim ettikleri halka açık ilk filmin -arrival of a train at la ciotat- gösterimi 1985 yılında gerçekleşmişti. bu sektörde önemli bir iism olan georges méliès, tam adı ile marie-georges-jean méliès, 8 aralık 1861 tarihinde paris'te doğmuştu. yapımcı, aktör, illüzyonist ve yönetmen olan georges sinemanın gelişimine öncülük etmişti. çoğu kimse tarafından sinemanın ilk sihirbazı olarak anılmaktadır.
kısa ve hızlı bir şekilde biyografisini anlatmak istiyorum çünkü can alıcı kısma gelmeden önce hayatı hakkında biraz bilgi edinmek doğru olacaktır. bir ayakkabıcılık yapan varlıklı bir çiftin oğlu olarak dünyaya gelen méliès okul çağındayken defterlerini karalıyor, resimler çiziyor, karikatürler oluşturuyor ve kuklalar yapıyordu. okuldan sonra aile mesleğine de katkı sağlayan yönetmen, sahne sihirbazı john nevil maskelyne'nin gösterisini izledikten sonra ilizyonlara karşı bir tutku geliştirmişti. başka bir ilizyonist olan jean-eugène robert-houdin'ın kurduğu tiyatroda rol oynayan, başka kimselerden sihirbazlık eğitimi alan méliès; 1888 yılında houdin'in tiyatrosunu satın aldı.
o zamanlarda, 1985 yılında lumiere kardeşler'in filmini de izlemiş, çok etkilenmişti. hatta çekim yaptıkları aleti satın alma girişiminde bile bulunmuştu. çeşitli sebeplerle reddedilmiş olsa da (babasının da bu sektörü geçiçi görmesi sebebi ile satın aldırmasına mani olmaya çalıştığı söylenir.) bu konuda girişimlerine devam etti ve kendi filmlerini çekmeye başladı. bir süre sonra paris yakınlarında bir film atölyesi inşaa etti ve çekimlerine burada devam etti. ne yazık ki zaman geçtikçe yenilenen ve farklı ihtiyaçları doğan sinema sektörüne tutunamadı, ünü gittikçe söndü. 1923 yılında istifa etti ve tiyatrosu yıkıldı.
aslında sıradan, film yapmaya çalışan biri gibi duruyor fakat georges méliès'e sinemanın ilk sihirbazı demelerinin bir sebebi vardı. ''sinema hilelerini'' ilk kullanan kişinin kendisi olduğu söylenir.öyküsü de ilgi çekicidir. paris'te, opera meydanı'nda film çektiği esnada makinesi arızalanır. yerinden oynatılmadan çabucak tamir edilen makine filme devam eder. daha sonra izlenen filmde, kameranın önünden geçöen otobüsün bir anda bir cenaze arabasına döndüğü, yürüyen bir kadının yoluna bir erkek olarak devam ettiği görülür. sihirbazlığa olan ilgisi ve kamera ile tanışması ile méliès'in aklında böylece sinema hilelerinin oluştuğu söylenir. günümüzde görsel efekt olarak tabir ettiğimiz görüntüleri o dönemlerde kullanmıştır. teknik kullanması ve hikayeler anlatması ile filmleri büyük kitlelere oluşan yönetmen ne yazık ki sinemanın ilerlemesi ve farklı bir eğlence türüne dönmesi ile pek tutunamamıştır fakat bizler onu sinemaya yaptığı katkılar ile hatırlarız. kimilerince sinemanın babası olarak görülen; gözden yitirme, maket kullanma , üstüste bindirme, karartma, renklendirme, çoklu çevrim, ikaame, karartma gibi yöntemler kullanan; kadınları erkeklere çeviren, insanları kamera karşısında kaybeden, rüyaları perdeye döken georges méliès arkasında da birçok eser bırakmıştır. bunlardan sanıyorum ki en ünlüsü, 1902 tarihli le voyage dans la lune - ay'a yolculuk - filmidir. 2011 yapımı hugo isimli filmde de karakterine hayat verilmiştir. 1938 yılında hayatını kaybeden sinema sihirbazını doğum gününde de anmış olalım bunları yazarak.
kaynakça ve daha fazlası: biyografi.info, bilimgenc.tubitak.gov.tr, filmloverss.com - alakalı bir blog, wikipedia, wikipedia - ay'a yolculuk, blog.baruthotels.com - sinema tarihine dair bir blog, imdb.com, britannica.com
kısa ve hızlı bir şekilde biyografisini anlatmak istiyorum çünkü can alıcı kısma gelmeden önce hayatı hakkında biraz bilgi edinmek doğru olacaktır. bir ayakkabıcılık yapan varlıklı bir çiftin oğlu olarak dünyaya gelen méliès okul çağındayken defterlerini karalıyor, resimler çiziyor, karikatürler oluşturuyor ve kuklalar yapıyordu. okuldan sonra aile mesleğine de katkı sağlayan yönetmen, sahne sihirbazı john nevil maskelyne'nin gösterisini izledikten sonra ilizyonlara karşı bir tutku geliştirmişti. başka bir ilizyonist olan jean-eugène robert-houdin'ın kurduğu tiyatroda rol oynayan, başka kimselerden sihirbazlık eğitimi alan méliès; 1888 yılında houdin'in tiyatrosunu satın aldı.
o zamanlarda, 1985 yılında lumiere kardeşler'in filmini de izlemiş, çok etkilenmişti. hatta çekim yaptıkları aleti satın alma girişiminde bile bulunmuştu. çeşitli sebeplerle reddedilmiş olsa da (babasının da bu sektörü geçiçi görmesi sebebi ile satın aldırmasına mani olmaya çalıştığı söylenir.) bu konuda girişimlerine devam etti ve kendi filmlerini çekmeye başladı. bir süre sonra paris yakınlarında bir film atölyesi inşaa etti ve çekimlerine burada devam etti. ne yazık ki zaman geçtikçe yenilenen ve farklı ihtiyaçları doğan sinema sektörüne tutunamadı, ünü gittikçe söndü. 1923 yılında istifa etti ve tiyatrosu yıkıldı.
aslında sıradan, film yapmaya çalışan biri gibi duruyor fakat georges méliès'e sinemanın ilk sihirbazı demelerinin bir sebebi vardı. ''sinema hilelerini'' ilk kullanan kişinin kendisi olduğu söylenir.öyküsü de ilgi çekicidir. paris'te, opera meydanı'nda film çektiği esnada makinesi arızalanır. yerinden oynatılmadan çabucak tamir edilen makine filme devam eder. daha sonra izlenen filmde, kameranın önünden geçöen otobüsün bir anda bir cenaze arabasına döndüğü, yürüyen bir kadının yoluna bir erkek olarak devam ettiği görülür. sihirbazlığa olan ilgisi ve kamera ile tanışması ile méliès'in aklında böylece sinema hilelerinin oluştuğu söylenir. günümüzde görsel efekt olarak tabir ettiğimiz görüntüleri o dönemlerde kullanmıştır. teknik kullanması ve hikayeler anlatması ile filmleri büyük kitlelere oluşan yönetmen ne yazık ki sinemanın ilerlemesi ve farklı bir eğlence türüne dönmesi ile pek tutunamamıştır fakat bizler onu sinemaya yaptığı katkılar ile hatırlarız. kimilerince sinemanın babası olarak görülen; gözden yitirme, maket kullanma , üstüste bindirme, karartma, renklendirme, çoklu çevrim, ikaame, karartma gibi yöntemler kullanan; kadınları erkeklere çeviren, insanları kamera karşısında kaybeden, rüyaları perdeye döken georges méliès arkasında da birçok eser bırakmıştır. bunlardan sanıyorum ki en ünlüsü, 1902 tarihli le voyage dans la lune - ay'a yolculuk - filmidir. 2011 yapımı hugo isimli filmde de karakterine hayat verilmiştir. 1938 yılında hayatını kaybeden sinema sihirbazını doğum gününde de anmış olalım bunları yazarak.
kaynakça ve daha fazlası: biyografi.info, bilimgenc.tubitak.gov.tr, filmloverss.com - alakalı bir blog, wikipedia, wikipedia - ay'a yolculuk, blog.baruthotels.com - sinema tarihine dair bir blog, imdb.com, britannica.com
devamını gör...
misc radyo yayını
eye of chaos ile başlayan yayın. haydi bakalım. sorularınızı bekliyoruz...
devamını gör...
müslümanların kendinden olmayan herkese düşman olması
radikal karakterli bir kaç kişiden yola çıkıp büyük bir kitleyi zan altında bırakan bir tümevarım. çoğu tümevarımlar gibi çok kolay yanlışlanabilir olandır.
devamını gör...
death note
fazla anime izlemem ama her anime bu anime gibi olsaydı hepsini takip ederdim.öyle bir anime.söylediğim gibi fazla anime izlemem ama yagami(kira)'nın görünüşü,karizması,aklı,düşünme biçimi gibi konular da onun gibi bi karakter daha yoktur sanırım.bu anime bize bi insanın nasıl değişebileceğini de gösteriyor.
hem de fikirleri değişmeden.
yagami'nin death note'u alıp ilk kavradığı zamanlar ve dizinin son zamanlarındaki hali arasında kişilik olarak çok fark vardır ama ilk ve son zamanlar da hedefi aynıydı.kötüleri bu dünyadan silip dünyayı daha iyi bir yere çevirmek...
yagami'nin hafızası silinip gözetim altında tutulduğu zamanlar kira'nın asla kendisi olmadığını böyle şeyleri onun yapamayacağını söylemiştir.ama bunu hafıza kaybı olduğu için söylüyordu.yoksa bütün bunları yapan ta kendisiydi.anlatmak istediğim buydu.
aynı zaman da bu animenin tüm soundtracklarını indirmiştim.belki de soundtrackların hepsini sevmemin nedeni animeyi çok sevdiğimdendir ama gerçekten soundtracklar çok güzel.anlatılacak daha bir sürü güzel yanı vardır.sadece bunları paylaşayım dedim.ayrıca animeyi herkese öneririm.
--! spoiler !--
birde 25.bölüm diyip duran arkadaşlar da türk dizilerini çok izliyor
herhalde.arkadaşlar yabancı diziler türk diziler gibi değildir.önemli
karakterleri istisnasız her zaman final bölümünde öldürmezler.bizim diziciler ve seyirciler gibi ''mal'' değiller.hem böyle olunca seyirci şoke olur ve
ne olacağını bilemediği diziyi takip etmeye daha da heveslenir
kanımca.l'in ölmesini bende istemezdim.ama dediğim gibi bu türk dizisi
değil.
--! spoiler !--
hem de fikirleri değişmeden.
yagami'nin death note'u alıp ilk kavradığı zamanlar ve dizinin son zamanlarındaki hali arasında kişilik olarak çok fark vardır ama ilk ve son zamanlar da hedefi aynıydı.kötüleri bu dünyadan silip dünyayı daha iyi bir yere çevirmek...
yagami'nin hafızası silinip gözetim altında tutulduğu zamanlar kira'nın asla kendisi olmadığını böyle şeyleri onun yapamayacağını söylemiştir.ama bunu hafıza kaybı olduğu için söylüyordu.yoksa bütün bunları yapan ta kendisiydi.anlatmak istediğim buydu.
aynı zaman da bu animenin tüm soundtracklarını indirmiştim.belki de soundtrackların hepsini sevmemin nedeni animeyi çok sevdiğimdendir ama gerçekten soundtracklar çok güzel.anlatılacak daha bir sürü güzel yanı vardır.sadece bunları paylaşayım dedim.ayrıca animeyi herkese öneririm.
--! spoiler !--
birde 25.bölüm diyip duran arkadaşlar da türk dizilerini çok izliyor
herhalde.arkadaşlar yabancı diziler türk diziler gibi değildir.önemli
karakterleri istisnasız her zaman final bölümünde öldürmezler.bizim diziciler ve seyirciler gibi ''mal'' değiller.hem böyle olunca seyirci şoke olur ve
ne olacağını bilemediği diziyi takip etmeye daha da heveslenir
kanımca.l'in ölmesini bende istemezdim.ama dediğim gibi bu türk dizisi
değil.
--! spoiler !--
devamını gör...
kedi kesip yiyen kadın
karşı çıkanların büyük baş, küçük baş vb. hayvanların kesilmesine ve yenmesine de karşı çıkarsa tutarlı davranacağı bir durumdur. canlı canlıdır. kedi canlıysa, dana da canlıdır. tutarsızlık ve riyakarlık yapmaya gerek yoktur. kedi kesip yiyenlere karşı çıkılıyorsa, dana kesenlere de karşı çıksın da görelim dediğimiz bir durumdur.
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
diş ağrısı
devamını gör...
yavuz çetin
“bir gitar, bir köprü ve son bir şarkı. “
eylül 1970 samsun doğumludur. 2001 yılında henüz 31 yaşında, müzikal anlamda en verimli olacağı bir dönemde, geride bir gitar, bir şarkı “yaşamak istemem artık” bırakarak, bir köprüden kendisini mavi boşluğa bırakarak hayata veda etti.
intiharından bir hafta önce, yaşadığı ağır depresyon nedeniyle hastanede kaldı. çıktığında acılarına son verdi.
ülkemizin elektro gitar virtüözü; çocukluk döneminde önce cura, sonra bağlama çalmayı öğrenir. ilk gençlik yıllarında gitar ile tanışır ve bir daha bırakmaz. marmara üniversitesi müzik bölümünü, elinde gitarı ile bitirmiştir.
70’li yılların blues şarkılarını cover olarak yeniden dinleyicilere sunan blue blues band adlı grubu kurar. geniş kitlelerle tanışması bu grup aracılığıyla olur. mfö ve erkan oğur gibi ünlü müzisyenler ile çalışır. sözü ve müziği kendisine ait şarkılar yapar.
ilk albümü 1997 yılında çıkar ve albümün adına “ilk” der. ikinci albümü “satılık” ise ölümünden sonra dinleyicilerle buluşur. stüdyo kayıtlarını tamamlayan yavuz çetin, geride bir intihar notu bırakmaz ama bir şarkı kayıt eder. “yaşamak istemem artık” ona ait bildiğimiz son sözlerdir.
son sözleri ile;
eylül 1970 samsun doğumludur. 2001 yılında henüz 31 yaşında, müzikal anlamda en verimli olacağı bir dönemde, geride bir gitar, bir şarkı “yaşamak istemem artık” bırakarak, bir köprüden kendisini mavi boşluğa bırakarak hayata veda etti.
intiharından bir hafta önce, yaşadığı ağır depresyon nedeniyle hastanede kaldı. çıktığında acılarına son verdi.
ülkemizin elektro gitar virtüözü; çocukluk döneminde önce cura, sonra bağlama çalmayı öğrenir. ilk gençlik yıllarında gitar ile tanışır ve bir daha bırakmaz. marmara üniversitesi müzik bölümünü, elinde gitarı ile bitirmiştir.
70’li yılların blues şarkılarını cover olarak yeniden dinleyicilere sunan blue blues band adlı grubu kurar. geniş kitlelerle tanışması bu grup aracılığıyla olur. mfö ve erkan oğur gibi ünlü müzisyenler ile çalışır. sözü ve müziği kendisine ait şarkılar yapar.
ilk albümü 1997 yılında çıkar ve albümün adına “ilk” der. ikinci albümü “satılık” ise ölümünden sonra dinleyicilerle buluşur. stüdyo kayıtlarını tamamlayan yavuz çetin, geride bir intihar notu bırakmaz ama bir şarkı kayıt eder. “yaşamak istemem artık” ona ait bildiğimiz son sözlerdir.
son sözleri ile;
devamını gör...
1000000. tanım
piyangonun bana vurduğu tanım. burada az zaman geçirmeme rağmen kısmet benden yanaymış. üzülmeyin arkadaşlar 2000000. tanıma ne var şurada? *
devamını gör...
kız isteme söz nişan nikah düğün
hep masraf, hep sıkıntı.
devamını gör...
kız mısın diye mesaj atan erkek yazar
(bkz: abi sen kız mısın)
devamını gör...
işe yarar bir şey
pelin esmer'in biraz tren, biraz şiir filmi. barış bıçakçı ile beraber senaryosunu da yazmıştır.
--! spoiler !--
film, iki kadının hikayesiyle başlar. canan, hayatının nereye gittigini kontrol edemez, biraz öyle savrulup giden bir karakter iken, leyla hayatın kenarında durup yaşamadan yaşamı seyreden bir tiptir. leyla, işte o canan'ı hemen tanır bu yüzden de. içindeki gelgitleri tanır. şair ya, illa hikayeyi görür, peşini de bırakmaz.
canan'ın o kararsızlığı film boyu sürer. leyla ise çok az hareket eder o ırmağın kenarındaki yerinden ve ancak yavuz'la oturup konuştuğunda ayağını bir parça daldırır o nehre. o da, ufacık bir dalga yarattı mı bilmeden bitiririz filmi. leyla yavuz'u ikna etmeye, fikrini değiştirmeye çalışmaz da, yavuz'un da hikayesini öğrenme derdine düşer gibi gelir bana. hayatı yaşamak yahut bitirmek yavuz'un kararıdır. kalkıp o yavuz'a yol göstermek haddini görmez kendimde. severim bu halini.
leyla'nın yavuz'a söylediği her şeyi şuraya topluyor barış bıçakçı:
"yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan
ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
kıymetini bilmediğimiz şeyler var"
yavuz ne der bize söylemez pelin esmer. sen ne dersen o olsun der. ben derim ki o yavuz dese dese şunu demiştir:
"ama baktım sen rüzgârsın sevgilim
kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun
başucunda bir bardak su
beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun"
--! spoiler !--
--! spoiler !--
film, iki kadının hikayesiyle başlar. canan, hayatının nereye gittigini kontrol edemez, biraz öyle savrulup giden bir karakter iken, leyla hayatın kenarında durup yaşamadan yaşamı seyreden bir tiptir. leyla, işte o canan'ı hemen tanır bu yüzden de. içindeki gelgitleri tanır. şair ya, illa hikayeyi görür, peşini de bırakmaz.
canan'ın o kararsızlığı film boyu sürer. leyla ise çok az hareket eder o ırmağın kenarındaki yerinden ve ancak yavuz'la oturup konuştuğunda ayağını bir parça daldırır o nehre. o da, ufacık bir dalga yarattı mı bilmeden bitiririz filmi. leyla yavuz'u ikna etmeye, fikrini değiştirmeye çalışmaz da, yavuz'un da hikayesini öğrenme derdine düşer gibi gelir bana. hayatı yaşamak yahut bitirmek yavuz'un kararıdır. kalkıp o yavuz'a yol göstermek haddini görmez kendimde. severim bu halini.
leyla'nın yavuz'a söylediği her şeyi şuraya topluyor barış bıçakçı:
"yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan
ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
kıymetini bilmediğimiz şeyler var"
yavuz ne der bize söylemez pelin esmer. sen ne dersen o olsun der. ben derim ki o yavuz dese dese şunu demiştir:
"ama baktım sen rüzgârsın sevgilim
kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun
başucunda bir bardak su
beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun"
--! spoiler !--
devamını gör...
bilim insanlarının şarkıcılar kadar değer görmemesi
değerli yazarlarımız bundan kaygı duyduklarını ve hoşnut olmadıklarını ifade etmişler. aynı yazarların sözlükte bilgiden ziyade trollüğe destek verdiğini görünce bir çelişki olduğunu görebiliyorum.*
tanım: bizim gibi gelişmemiş ülkelerde görülen durumdur.
tanım: bizim gibi gelişmemiş ülkelerde görülen durumdur.
devamını gör...
okurken mahlası yoran yazarlar
(bkz: dünyanınbütünmeşhurlarınıntraşolurkenkullandığıjilet)
(bkz: tuzluyeşileriğinkamaştırdığıdiş)
(bkz: okurken mahlası yoran yazarlar)
(bkz: tuzluyeşileriğinkamaştırdığıdiş)
(bkz: okurken mahlası yoran yazarlar)
devamını gör...
