gözlük takmanın faydaları
yüze yakışan çerçeve ve cam tipiyle beraber kişiyi oldukça seksi gösteriyor.
devamını gör...
kapının önüne bırakılan güller
sık yapılırsa tadı kaçar. arada yapılırsa tadından yenmez. ben bir ara o kadar abartmıştım ki, sevgilim o güllerin parasıyla 5 tane lahmacun gömerdik demişti.
devamını gör...
atomlarda bilinç
var olup olmadığı bazı kesimlerce sorgulanan şuurlu olma hâli. bunun nedeni genellikle şu: insan bilinçli bir canlı. o halde onu oluşturan en ufak yapılar da bilinçli olabilir mi? bunlar bilinçli olduğu için mi bir araya geldiklerinde bizi bilinçli yapıyorlar?
yarasa seneca ile bu konu hakkında küçük bir sohbet yaptık ve kendisine, başlığı açmama ilham kaynağı olduğu için teşekkür ederim.
öncelikle bilinç konusu, daha doğrusu bilincin tanımı biraz belirsiz. bilinci, içinde bulunulan çevreyi algılama ve ona tepki verme hali olarak tanımlamaya kalkışırsak, bazı cansız aletleri bile bilinçli olarak kabul etmemiz gerekir. örneğin bir termostat oda sıcaklığını algılayıp sıcaklığı duruma göre düzenleyebilir. şu halde çevresindeki ortamı algılama ve tepki verme görevlerini yerine getirmiş demektir. bu da onu bilinçli yapar...
... mı acaba?
bu noktada ortaya, bu algılama ve tepki verme olaylarının kendiliğinden gerçekleşebilmesi gerekliliği çıkabilir. termostat bunu kendiliğinden yapmaz; öyle tasarlandığı için yapar. o halde tanımı değiştirmemiz ya da bu tanıma eklemeler yapmamız gerekebilir.
***
peki atomlar yahut elektronlar gibi çok küçük parçacıklar için ne söyleyebiliriz? genellikle kendiliğinden hareket halinde olan bu parçacıklar, bazı durumlar karşısında yine kendiliklerinden belirli pozisyonları seçmeye "karar veriyorlar". şu halde "bu parçacıklar bilinçlidir ve bu seçimleri bilerek kendileri yapıyorlar" diyebilir miyiz?
mesela 2 elektron bir atom etrafında dolanırken pauli dışarlama ilkesi gereğince belirli kuantum durumlarına sahip olmak zorundadır. normal şartlarda, bunların ikisi de baştan aşağı aynı kuantum sayılarına sahip olamaz. peki bu elektronların bilinçli olarak "ben şu diğer elektronun bulunduğu durumda bulunmak istemiyorum. şu duruma geçiş yapayım" diye verdiği bir karar mı? bu "kendiliğinden verilen kararlar" fizik kanunlarını mı oluşturuyor? yoksa tam tersine, fizik kanunları zaten var olduğu için mi bu sonuçlar ortaya çıkıyor?
eğer fizik kanunları, parçacıkların verdiği bilinçli kararların toplam sonucu olsaydı, buna göre parçacıkların hepsinin aynı durumda mutlaka aynı kararları vermesi gerektiği sonucu çıkardı ki, bilinçli bir şey için bu pek de mümkün değil. herhangi bir durumla karşılaşan 1000 tane insan, o durumla ilgili 2'den daha fazla seçim yapabilir ve ortaya dağınık bir sonuç tablosu çıkabilir. elektronlar çok daha kalabalık bir nüfusa sahipler. eğer elektronlar bilinçli seçimler yapıyor olsaydı, seçim yaptıkları konularla ilgili olarak da böyle dağınık sonuçlar görmeyi bekleyebilirdik çünkü her kafadan bir ses çıkması gerekirdi doğal olarak. bir elektron "ben bu kuantum durumunda bulunacağım" derken bir başkası tam olarak aynı şartlarla karşılaştığında "ben atomun etrafında bile olmak istemiyorum" diyerek çekip gidebilirdi ama böyle olmuyor.
o halde tam tersinin olduğunu, yani fizik kanunları var olduğu için parçacıkların belirli hareketleri yaptığını kabul etmemizde bir sakınca yok gibi görünüyor. bunların dışındaki hareketler, yine sadece belirli ortamlarda yapılabiliyor. örneğin pauli ilkesini çiğnemek için çok yüksek yoğunluk ve basınç altında olma şartı var. bunun dışındaki herhangi bir yerde bir fermiyon, kendi "kafasına" göre bu kuralı çiğneyemez. dolayısıyla buradan çıkan sonuç, parçacıkların bilinç sahibi olmadığı ve sadece belirli yasalar tarafından kısıtlanmış hareketleri yapabildikleri.
düşüncelere ve üzerinde tartışılabilecek farklı görüşlere de açığım elbette.
yarasa seneca ile bu konu hakkında küçük bir sohbet yaptık ve kendisine, başlığı açmama ilham kaynağı olduğu için teşekkür ederim.
öncelikle bilinç konusu, daha doğrusu bilincin tanımı biraz belirsiz. bilinci, içinde bulunulan çevreyi algılama ve ona tepki verme hali olarak tanımlamaya kalkışırsak, bazı cansız aletleri bile bilinçli olarak kabul etmemiz gerekir. örneğin bir termostat oda sıcaklığını algılayıp sıcaklığı duruma göre düzenleyebilir. şu halde çevresindeki ortamı algılama ve tepki verme görevlerini yerine getirmiş demektir. bu da onu bilinçli yapar...
... mı acaba?
bu noktada ortaya, bu algılama ve tepki verme olaylarının kendiliğinden gerçekleşebilmesi gerekliliği çıkabilir. termostat bunu kendiliğinden yapmaz; öyle tasarlandığı için yapar. o halde tanımı değiştirmemiz ya da bu tanıma eklemeler yapmamız gerekebilir.
***
peki atomlar yahut elektronlar gibi çok küçük parçacıklar için ne söyleyebiliriz? genellikle kendiliğinden hareket halinde olan bu parçacıklar, bazı durumlar karşısında yine kendiliklerinden belirli pozisyonları seçmeye "karar veriyorlar". şu halde "bu parçacıklar bilinçlidir ve bu seçimleri bilerek kendileri yapıyorlar" diyebilir miyiz?
mesela 2 elektron bir atom etrafında dolanırken pauli dışarlama ilkesi gereğince belirli kuantum durumlarına sahip olmak zorundadır. normal şartlarda, bunların ikisi de baştan aşağı aynı kuantum sayılarına sahip olamaz. peki bu elektronların bilinçli olarak "ben şu diğer elektronun bulunduğu durumda bulunmak istemiyorum. şu duruma geçiş yapayım" diye verdiği bir karar mı? bu "kendiliğinden verilen kararlar" fizik kanunlarını mı oluşturuyor? yoksa tam tersine, fizik kanunları zaten var olduğu için mi bu sonuçlar ortaya çıkıyor?
eğer fizik kanunları, parçacıkların verdiği bilinçli kararların toplam sonucu olsaydı, buna göre parçacıkların hepsinin aynı durumda mutlaka aynı kararları vermesi gerektiği sonucu çıkardı ki, bilinçli bir şey için bu pek de mümkün değil. herhangi bir durumla karşılaşan 1000 tane insan, o durumla ilgili 2'den daha fazla seçim yapabilir ve ortaya dağınık bir sonuç tablosu çıkabilir. elektronlar çok daha kalabalık bir nüfusa sahipler. eğer elektronlar bilinçli seçimler yapıyor olsaydı, seçim yaptıkları konularla ilgili olarak da böyle dağınık sonuçlar görmeyi bekleyebilirdik çünkü her kafadan bir ses çıkması gerekirdi doğal olarak. bir elektron "ben bu kuantum durumunda bulunacağım" derken bir başkası tam olarak aynı şartlarla karşılaştığında "ben atomun etrafında bile olmak istemiyorum" diyerek çekip gidebilirdi ama böyle olmuyor.
o halde tam tersinin olduğunu, yani fizik kanunları var olduğu için parçacıkların belirli hareketleri yaptığını kabul etmemizde bir sakınca yok gibi görünüyor. bunların dışındaki hareketler, yine sadece belirli ortamlarda yapılabiliyor. örneğin pauli ilkesini çiğnemek için çok yüksek yoğunluk ve basınç altında olma şartı var. bunun dışındaki herhangi bir yerde bir fermiyon, kendi "kafasına" göre bu kuralı çiğneyemez. dolayısıyla buradan çıkan sonuç, parçacıkların bilinç sahibi olmadığı ve sadece belirli yasalar tarafından kısıtlanmış hareketleri yapabildikleri.
düşüncelere ve üzerinde tartışılabilecek farklı görüşlere de açığım elbette.
devamını gör...
automat
automat, otomat, amerikalı realist ressam edward hopper'ın 1927 yılında yaptığı bir tabloydu. amerika'nın ıowa eyaletinde, des moines sanat merkezinde bulunan bu yağlı boya eserinde gözümüze bir otomattan aldığı kahveyi izleyen bir kadın çarpmaktadır. hopper'ın eşi, kendisi de bir ressam olan, josephine hopper'dır. fakat edward hopper karısını figüran olarak kullanmakla beraber üzerinde birkaç değişiklik yaparak tuvale aktarmıştır.
kadın figürü, hopper'ın diğer eserlerinde de olduğu gibi belirsiz bir ruh hali yansıtır. kendisi hakkında alabildiğimiz bazı bilgiler vardır. giyimine ve kuşamına özen gösteren bir kadın çizilmiştir. bir kış vakti, havanın karanlık olduğu ve sokakta bir yaşam belirtisi gözükmeyen bir andır tablodaki. fakat kadın neden oradadır? saat kaçtır? ne düşünür bilemeyiz. bildiğimiz şey içine kapanıklıktır, yalnızlıktır. restoran, kadının arkasında uzayıp giden sokak kadar yalnız duruyor. ışıklar, camda yansıyor fakat ortamı ısıtmıyor. aksine yanda bulunan bir radyatör, kadının kabanı ve çıkartmadığı eldiveni gibi detaylar içimize soğuk üflüyor adeta. yalnızlığın yanında en çok gördüğümüz sıfatlardan biri de budur zaten. soğuk.
ressam cam öğesini diğer bazı eserlerinde de olduğu gibi kullanmıştır fakat izleyicinin dışarıyı görmesine izin vermemektedir. dışarıdan gelebilecek hiçbir dikkat dağıtıcı öğeye izin yoktur. istenen şey kadına odaklanmamızdır. ve izleyici kadına sağ alt köşedeki bir masadan bakar, onu bir yabancı olarak izler. belki de kadın gecenin ortasında, yalnız ve çaresiz bir şekilde hayata tutunmaya çalışmaktadır. ve belki de sabahın erken bir saatinde, güneş daha doğmamışken gelecek olan birini beklemektedir. belki yüzüne hüzün koyarız, belki de durgunluk. bacakları açıktadır kadının, küçük de bir dekoltesi vardır ve deriz ki hava belki de o kadar soğuk değildir. tek bir eldivenini çıkarmıştır, diğeri elinde durur; acelesi vardır. ama önünde boş bir tabak durur; yani bir süredir oradadır...
realizm, gerçekçilik, de aynı gerçek gibi tek bir anda görülmez gözlerimize. fotoğrafa tekrar tekrar bakarız ve her birinde fikirlerimiz ve tablo değişir, gerçekler ve biz gibi. hopper aslında gerçeklikten ve gerçeğin direkt anlatımından kaçardı. sizce de bu ışıklandırmada kadının bacaklarının bu kadar parlak olması biraz garip değil mi? ya da sokakta hiçbir yaşam belirtisinin olmaması...
belki de camdaki siyah tonlarının değişimi, bize içerinin aslında kalabalık olduğunu söylüyordu, fakat kadının çevresindeki tek ve yalnız başına duran, ortamı izleyen sandelyeler yalnızlığı haykırıyordu. kendisinin çizgisini, amerikan'ın bir tasviri olarak görmek yanlıştır çünkü insanı ve yalnızlığı millileştirmez. insanın, bağlarını ve kendisini konu alır. bu eserinde de yine kentsel yalnızlığı vurgulamış olabilir. tüm bu yorumlar kişiseldir aslında. fakat emin olduğumuz şey vermek istediği duygu ve düşünceleri veriş biçimdeki başarıdır. yanlarındaki masaları boş bırakmış olabilir. fakat kadının önünde, masasına, da arkası izleyiciye dönük bir sandalye eklemeyi unutmamıştır. sokağı karanlık bırakmış olabilir. fakat içerideki lambaları sonsuzluğa yansıtarak ortamı derinleştirmiş ve dikkatimizi kadında toplamıştır. ne olursa olsun, edward hopper, her eseri üzerine yazılar yazılabilecek bir ressamdı. bu otomat eseri üzerine onlardan sadece biriydi.
kaynakça ve daha fazlası: cineclubdecaen.com, yazi-yorum.net - bir blog, edward-hopper.org, edwardhopper.net, theschooloflife.com, soylentidergi.com, wikipedia, vikipedi
kadın figürü, hopper'ın diğer eserlerinde de olduğu gibi belirsiz bir ruh hali yansıtır. kendisi hakkında alabildiğimiz bazı bilgiler vardır. giyimine ve kuşamına özen gösteren bir kadın çizilmiştir. bir kış vakti, havanın karanlık olduğu ve sokakta bir yaşam belirtisi gözükmeyen bir andır tablodaki. fakat kadın neden oradadır? saat kaçtır? ne düşünür bilemeyiz. bildiğimiz şey içine kapanıklıktır, yalnızlıktır. restoran, kadının arkasında uzayıp giden sokak kadar yalnız duruyor. ışıklar, camda yansıyor fakat ortamı ısıtmıyor. aksine yanda bulunan bir radyatör, kadının kabanı ve çıkartmadığı eldiveni gibi detaylar içimize soğuk üflüyor adeta. yalnızlığın yanında en çok gördüğümüz sıfatlardan biri de budur zaten. soğuk.
ressam cam öğesini diğer bazı eserlerinde de olduğu gibi kullanmıştır fakat izleyicinin dışarıyı görmesine izin vermemektedir. dışarıdan gelebilecek hiçbir dikkat dağıtıcı öğeye izin yoktur. istenen şey kadına odaklanmamızdır. ve izleyici kadına sağ alt köşedeki bir masadan bakar, onu bir yabancı olarak izler. belki de kadın gecenin ortasında, yalnız ve çaresiz bir şekilde hayata tutunmaya çalışmaktadır. ve belki de sabahın erken bir saatinde, güneş daha doğmamışken gelecek olan birini beklemektedir. belki yüzüne hüzün koyarız, belki de durgunluk. bacakları açıktadır kadının, küçük de bir dekoltesi vardır ve deriz ki hava belki de o kadar soğuk değildir. tek bir eldivenini çıkarmıştır, diğeri elinde durur; acelesi vardır. ama önünde boş bir tabak durur; yani bir süredir oradadır...
realizm, gerçekçilik, de aynı gerçek gibi tek bir anda görülmez gözlerimize. fotoğrafa tekrar tekrar bakarız ve her birinde fikirlerimiz ve tablo değişir, gerçekler ve biz gibi. hopper aslında gerçeklikten ve gerçeğin direkt anlatımından kaçardı. sizce de bu ışıklandırmada kadının bacaklarının bu kadar parlak olması biraz garip değil mi? ya da sokakta hiçbir yaşam belirtisinin olmaması...
belki de camdaki siyah tonlarının değişimi, bize içerinin aslında kalabalık olduğunu söylüyordu, fakat kadının çevresindeki tek ve yalnız başına duran, ortamı izleyen sandelyeler yalnızlığı haykırıyordu. kendisinin çizgisini, amerikan'ın bir tasviri olarak görmek yanlıştır çünkü insanı ve yalnızlığı millileştirmez. insanın, bağlarını ve kendisini konu alır. bu eserinde de yine kentsel yalnızlığı vurgulamış olabilir. tüm bu yorumlar kişiseldir aslında. fakat emin olduğumuz şey vermek istediği duygu ve düşünceleri veriş biçimdeki başarıdır. yanlarındaki masaları boş bırakmış olabilir. fakat kadının önünde, masasına, da arkası izleyiciye dönük bir sandalye eklemeyi unutmamıştır. sokağı karanlık bırakmış olabilir. fakat içerideki lambaları sonsuzluğa yansıtarak ortamı derinleştirmiş ve dikkatimizi kadında toplamıştır. ne olursa olsun, edward hopper, her eseri üzerine yazılar yazılabilecek bir ressamdı. bu otomat eseri üzerine onlardan sadece biriydi.
kaynakça ve daha fazlası: cineclubdecaen.com, yazi-yorum.net - bir blog, edward-hopper.org, edwardhopper.net, theschooloflife.com, soylentidergi.com, wikipedia, vikipedi
devamını gör...
normal sözlük şikayet hattı
kime göre neye göre diye sormak istediğim başlık.
e ben yazdığın hiçbir yazardan memnun değilim.
bir de az cevval ol arkadaşım, ceza aldıktan sonra profiline giriyormuş, ceza almasını gerektirecek tanımı göremiyormuş.
e silmişlerdir?
e ben yazdığın hiçbir yazardan memnun değilim.
bir de az cevval ol arkadaşım, ceza aldıktan sonra profiline giriyormuş, ceza almasını gerektirecek tanımı göremiyormuş.
e silmişlerdir?
devamını gör...
hıdırellez
türk kültürü içinde canlılığını koruyan, bahar bayramı niteliğinde kutlanan mevsimlik bayramımızdır. kışın bitişi yazın başlangıcı olarak kabul edilir bir nevi yılbaşıdır.
hıdırellez günü kuzular kesilir, eğlenceler düzenlenir, sağmal hayvanı olmayan evlere süt dağıtılır, sütten börek veya sütlaç yapılır. ip atanır, salıncakta sallanılır hatta salıncakta sallanırken saçını tarayanların saçlarının uzun olacağına inanılır. kazan kurulur toplu yemek yenir.
hıdırellez gecesi bir gül fidanının dibine dilekler adanır. dileklerin gerçekleşmesi için de buna canı gönülden inanılması gerekir.
hıdırellez günlerinde bir sürü adet ve inanma vardır. ne derece inanılır bilemem ama eskiden epey inanılıp gerçekleştirilirmiş.
virüs münasebetiyle birçok kutlama ya da rituel gerçekleştirilemeyecek olsa da üzülmeyin. niyet önemli. iyi bayramlar.
hıdırellez günü kuzular kesilir, eğlenceler düzenlenir, sağmal hayvanı olmayan evlere süt dağıtılır, sütten börek veya sütlaç yapılır. ip atanır, salıncakta sallanılır hatta salıncakta sallanırken saçını tarayanların saçlarının uzun olacağına inanılır. kazan kurulur toplu yemek yenir.
hıdırellez gecesi bir gül fidanının dibine dilekler adanır. dileklerin gerçekleşmesi için de buna canı gönülden inanılması gerekir.
hıdırellez günlerinde bir sürü adet ve inanma vardır. ne derece inanılır bilemem ama eskiden epey inanılıp gerçekleştirilirmiş.
virüs münasebetiyle birçok kutlama ya da rituel gerçekleştirilemeyecek olsa da üzülmeyin. niyet önemli. iyi bayramlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
boş gözlerle bakarken
buldum seni
buldum bulmasına da
şimdi ne olacak
önemli olan bulmak
kabul ediyorum
ben bodruma iniyorum
bir süre duvarlarla konuşacağım
ellerim o kiremit tuğlalarda gezecek
aynalarım da benimle gelecek
sonra kıracağım o aynaları...
buldum seni
buldum bulmasına da
şimdi ne olacak
önemli olan bulmak
kabul ediyorum
ben bodruma iniyorum
bir süre duvarlarla konuşacağım
ellerim o kiremit tuğlalarda gezecek
aynalarım da benimle gelecek
sonra kıracağım o aynaları...
devamını gör...
selüloz
birtkilerin hücre duvarını oluşturan polisakkarittir. suda çözünmez. glikozları birbirine bağlayan bağlar farklı olduğundan dolayı çoğu memeli selülozu sindiremez. otçul hayvanlar ise sindirim sisteminde yaşayan mutualist bakteriler sayesinde selülozdan faydalanırlar.
devamını gör...
sigmund freud
sadece kızı anna freud'a yaptığı eziyetlerle bile yerin dibine sokulması gereken psikanalizin kurucusu şahsiyet.
kadınların penis hassedi yaşadıklarını yazan ve kadınların doğaları gereği nevrotik olduğunu iddia eden avusturyalı nörolog.
evlat olsa sevilmez.
kadınların penis hassedi yaşadıklarını yazan ve kadınların doğaları gereği nevrotik olduğunu iddia eden avusturyalı nörolog.
evlat olsa sevilmez.
devamını gör...
normal sözlük memeleri
hooopp sakin! hemen umutlanmayın. bildiğimiz iki çift meme değil bu, ingilizce'de "meme" diye yazılan ve "miim" diye okunan meme bu. bir çoğunuzun bu kültürü bildiğinden zaten eminim. o yüzden, reddit'deki meme kültürüne aşina olan, benim gibi diğer loser yazarların memelerini beklediğim başlıktır.

not: yukarıdaki meme yüzde yüz gerçekleri anlatmaktadır. o cepte. ayrıca orijinalinde "enjoyer" denen kelimenin, türkçedeki tam bir karşılığı olmadığı için "sever" şeklinde çevirdim. zira bu kelimenin tam manası ancak ingilizce'nin kendine has incelikleri sayesinde anlaşılabilmekte. yine de bu çevirimin yanlış olduğunu düşünenlerin fikirlerini de bekliyorum.

not: yukarıdaki meme yüzde yüz gerçekleri anlatmaktadır. o cepte. ayrıca orijinalinde "enjoyer" denen kelimenin, türkçedeki tam bir karşılığı olmadığı için "sever" şeklinde çevirdim. zira bu kelimenin tam manası ancak ingilizce'nin kendine has incelikleri sayesinde anlaşılabilmekte. yine de bu çevirimin yanlış olduğunu düşünenlerin fikirlerini de bekliyorum.
devamını gör...
inancı kaybetmek
allah'ın rahmetinden ümitsizlik hâlidir ki küfürdür. kulunun rahmet-i rahmân'ın kapısına samimi pişmanlık hisleriyle gelmesini, allah tahminimizin çok ötesinde önemsemektedir. yeter ki, vefâsız dünyanın can yakan fitnelerini fark edelim. yeter ki, bu dünyanın bir ağaç gölgesi altında kısaca gölgelendiğimiz ebedi hayat yolculuğumuzda bir menzil olduğunu bilelim. o (celle celâlühû), huzuruna içtenlikle varıp yakaranları, günahlarını tenha köşelerde itiraf ile tövbe edenleri asla mahrum etmez. bize şah damarımızdan daha yakın olan bir yaratıcımız var, her hâlimizi biliyor, kalplerimize bakıyor, bazen bir kulu ile, bazen bir belâ ile, bazen rüyâ âleminde, bazen hayatımızda karşılaştığımız ibretlik olaylarla ve işâret niteliğindeki mesajlarla bizi uyarıyor. o'na (celle celâlühû) bir söz verdik. sınırlı, eksik ve sonsuzluğu kuşatamayan aklımla değil ama kalbimde çok güçlü şekilde sorumluluğunu hissettiğim bir sözdür bu. ey allah'ım! bizlere rahmetinle muâmele eyle, yolundan ve kulluğundan saptırma bizi, kalplerimiz senin elindedir, kalplerimizi sana müteveccih eyle, peygamberimiz'in (allah'ın salât ve selâmı o'nun üzerine olsun) sığındığı gibi taşlaşmış kalpten, faydasız ilimden ve doymak bilmez nefisten sana sığınıyoruz, bizleri sensizlik azâbı ile cezalandırma allah'ım, âmîn!
devamını gör...
shrunken head
ergenlik travmalarımdan biri.beter böcek filmindeki muazzam karakter.iri yarı vücuttaki o minicik kafanın orantısızlığından ziyade bakışları ve çirkinliği daha da ürkütücü, rahatsız edicidir.enteresan olan onun çıktığı bekleme salonu sahnesini merakla izlerim her seferinde.tek kelime etmemesi de elemana ayrı bir hava katar.
devamını gör...
en pisi pisine ölen ünlü
oya aydoğan*
boğazına patates kızartması kaçmıştı.
boğazına patates kızartması kaçmıştı.
devamını gör...
internette tanıştığı adama 45 bin lira veren kadın
esra erol'da gördüğüm kadındır. ablam aşkla meşkle tav olduğu adama hiç yüzyüze gelmeden "beyaz kelebek" arabasını satıp 45 bin lira vermiş.
şimdi çıkmış ekrana ayılıp bayılıyor. arabam benim için evlatlarım kadar değerliydi dedi bir de.
kusura bakma abla da azıcık aklını kullanman gerekirmiş. iki çift lafı bir araya getiremeyen adama 45 bin lira vermeden önce hiç mi şüphelenmedin?
bazı dolandırıcılara kızamıyorum, bu kadar dolandırılmaya hazır insan varken bunlar da çorbayı kaynnatacak elbette.
şimdi çıkmış ekrana ayılıp bayılıyor. arabam benim için evlatlarım kadar değerliydi dedi bir de.
kusura bakma abla da azıcık aklını kullanman gerekirmiş. iki çift lafı bir araya getiremeyen adama 45 bin lira vermeden önce hiç mi şüphelenmedin?
bazı dolandırıcılara kızamıyorum, bu kadar dolandırılmaya hazır insan varken bunlar da çorbayı kaynnatacak elbette.
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
soul reaver adlı oyunu oynadığı play station'ı kapatıp televizyonu açtığında, filmin tam da gullyabani sahnesine denk geldi. küçüklüğünden beri severdi bu filmi. tam o sırada reklamlar başlayınca sinirlenip televizyonu kapattı. hiç tahammülü yoktu reklam kuşaklarına. bir ara vpn kullanarak anonim68 nickiyle kanalların sitelerinde ağzına geleni saymış ama yine de hıncını alamamıştı. bir başka seferde de lodos86 nickiyle tüm şikâyet hatlarına ağız dolusu küfretmişti, bu konu yüzünden. bunları hatırlayınca yüzünü buruşturdu ve balkona attı kendisini. kumru sesini duyunca gülümsedi. birden bütün siniri yatışmıştı.
hayvanları ve doğayı çok seviyordu. bir seyyah olup kendini dağa taşa vurmanın, gulliver gibi hep seyahatlerle anılmanın hayalini kurmuştu çok kez. bu hayallerinden o kadar tutkulu bahsediyordu ki aile arasında adı çıkmıştı; aklı gidik diye sıfat uydurmuşlardı ona. "çok da umurumdaydı sanki ne düşündükleri" dedi farkında olmadan yüksek sesle. zaten hayatının her döneminde birileri bir lakap takardı ona, alışmıştı. üniversite yıllarında, tuanaa adlı o kıza bir türlü açılamadığı için "sevdiğini sevdiğine söyleyemeyen adam" diye takılırlardı ona. o günleri özlediğini fark etti.
askere gittiğindeyse, sürekli kullandığı o kalıp nedeniyle bu kez "haksızsam haksızsın diyin"e çıkmıştı adı.
o sırada arkadan ev arkadaşının "tolga?" diyen sesini duydu.dönüp baktığında arkadaşının giyinmiş olduğunu görüp bir anda kendine geldi. dışarıya çıkacaklardı ama tolga tamamen unutmuştu bunu. "aptal kafam!" diyerek koşar adım içeriye gitti, giyinmek üzere. telefonunu odasındaki portatif masaya bıraktığı sırada masa gıcırdayarak yan
yattı. "hayata katlanamayan portatif masa" dedi çok önemli bir keşif yapmış edasıyla.
arkadaşıyla çıktıklarında yolda yürürken arkadaşı büfeye doğru yönelince tolga bir kenarda onu beklemeye başladı. o sırada kendi gölgesine bakıyordu. fakat bir bulut gelip sanki kıskanıyormuş gibi gölgesini kapatıverdi birden. gülümseyerek "bu sefer bir lakap da ben takayım kendime: gölgelerin gücüne giden adam" dedi ve paganini'nin bir bestesini ıslıkla çalarak büfeye doğru yola koyuldu.
hayvanları ve doğayı çok seviyordu. bir seyyah olup kendini dağa taşa vurmanın, gulliver gibi hep seyahatlerle anılmanın hayalini kurmuştu çok kez. bu hayallerinden o kadar tutkulu bahsediyordu ki aile arasında adı çıkmıştı; aklı gidik diye sıfat uydurmuşlardı ona. "çok da umurumdaydı sanki ne düşündükleri" dedi farkında olmadan yüksek sesle. zaten hayatının her döneminde birileri bir lakap takardı ona, alışmıştı. üniversite yıllarında, tuanaa adlı o kıza bir türlü açılamadığı için "sevdiğini sevdiğine söyleyemeyen adam" diye takılırlardı ona. o günleri özlediğini fark etti.
askere gittiğindeyse, sürekli kullandığı o kalıp nedeniyle bu kez "haksızsam haksızsın diyin"e çıkmıştı adı.
o sırada arkadan ev arkadaşının "tolga?" diyen sesini duydu.dönüp baktığında arkadaşının giyinmiş olduğunu görüp bir anda kendine geldi. dışarıya çıkacaklardı ama tolga tamamen unutmuştu bunu. "aptal kafam!" diyerek koşar adım içeriye gitti, giyinmek üzere. telefonunu odasındaki portatif masaya bıraktığı sırada masa gıcırdayarak yan
yattı. "hayata katlanamayan portatif masa" dedi çok önemli bir keşif yapmış edasıyla.
arkadaşıyla çıktıklarında yolda yürürken arkadaşı büfeye doğru yönelince tolga bir kenarda onu beklemeye başladı. o sırada kendi gölgesine bakıyordu. fakat bir bulut gelip sanki kıskanıyormuş gibi gölgesini kapatıverdi birden. gülümseyerek "bu sefer bir lakap da ben takayım kendime: gölgelerin gücüne giden adam" dedi ve paganini'nin bir bestesini ıslıkla çalarak büfeye doğru yola koyuldu.
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
mutfağa giden varsa bana çay koyabilir mi? üç şekerli olsun.
devamını gör...
ironi
ele ayağa düşmüş olan kelime. eskiden daha küçük bir kitleyi kapsıyordu yapılan ironinin bir anlamı vardı şimdi önüne gelen abuk sabuk konuşup ironiii ironiii deyip duruyor. mesela:
-abi bu eti yenmeyen hayvanların ne yararı var öldürün gitsin.
+ne diyorsun la?
-ironiydi ya ahahahhahh. ironi diye bir söz sanatı var bilir misin ehe.
sırf bu kelimeyi kullanmamak için şaka yaptım diyorum artık. ortaokulda öğrenmeniz gereken bir kelimeyi daha geçen sene öğrendiniz diye içini boşaltmayın ,herkes nüktedan olacak diye bir kaide yok.
-abi bu eti yenmeyen hayvanların ne yararı var öldürün gitsin.
+ne diyorsun la?
-ironiydi ya ahahahhahh. ironi diye bir söz sanatı var bilir misin ehe.
sırf bu kelimeyi kullanmamak için şaka yaptım diyorum artık. ortaokulda öğrenmeniz gereken bir kelimeyi daha geçen sene öğrendiniz diye içini boşaltmayın ,herkes nüktedan olacak diye bir kaide yok.
devamını gör...
kitapsepeti
taaa adi okuoku'yken kullanmaya başladigim 2 yıldır kitaplığımdaki çoğu kitabı aldigim alışveriş sitesi. ne kapida ödemeyle ne de kredi kartıyla hiçbir sorun yaşamadım. ayrıca -kendi gözlemlerim doğrultusunda söylüyorum- birçok siteye göre daha uygun. bazı kitapların stokları çabuk bitse de severek alışveriş yapıyorum. tavsiye ederim dostlar.
devamını gör...

