poğaça suratlı erkeklerin alıcısının çok olması
türk halkı olarak hamur işini seviyoruz.
sebep bu olabilir.
sebep bu olabilir.
devamını gör...
yazarların kpss hakkında düşünceleri
her ne kadar biz ona giriyormuşuz gibi görünse de aslında gerçeklerin bundan birazcık farklı olduğudur.**
girişte görüşeceğiz bakalım. swh
ya da hiç uğraşmam; mezun olduğum gece ilk uçakla reykjavik'e atarım kendimi.
girişte görüşeceğiz bakalım. swh
ya da hiç uğraşmam; mezun olduğum gece ilk uçakla reykjavik'e atarım kendimi.
devamını gör...
metal dinleyen insan
bağcılar'da trap dinleyen kekolardan daha akıllı olduğu kesin olan kişidir.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en sevdiği yazar ve alıntısı
"beni can kulağıyla dinlediğin için teşekkür ederim! dinlemesini bilen insanlar o kadar az ki!"
hermann hesse - siddhartha.
hermann hesse - siddhartha.
devamını gör...
legend
sevgili sözlük bugün size 2015'te yayınlanmış olan tom hardy'nin başrolünde olduğu bu filmden bahsetmek istiyorum. 6.9'luk imdb'sini oldukça düşük bulduğumu belirterek başlayayım. ronald ve reginald kray kardeşlerin hayatının bir kesitini anlatmakta bu film. bu ikiz kardeşlerin her ikisini de tom hardy canlandırıyor. kendisinin ne kadar müthiş bir aktör olduğu malum. bu iki kardeşin 1960larda londrada estirdiği teröre tanıklık ediyoruz. sonra kardeşlerden reggie şahsen çok güzel bulduğum emily browning'in karakteri frances'a aşık oluyor. hikayede bir gangsterin aşkına ve bu aşkın ikiz kardeşiyle ilişkisine etkisini izliyoruz. değerlendirmeye geçecek olursam:
ilgili entry: #603776
beni öyle çok etkiledi ki bu film, bitirken hüngür hüngür ağlarken buldum kendimi. frances'in reggie'ye olan aşkı yüzünden katlanmak zorunda kaldığı şeyler ve sonunda dayanamaması beni aşka verilen değeri düşünmeye itti. bir bad boy vibe'ı mevcut evet ancak bu etkilenmek değil bu aşk. bambaşka bir şey. bir kadın sevmek ve sevilmek uğruna ne kadar fedakarlık göstermeli? nerede dur demeli? dur demeyi değerlendirmesi gereken yerin farkında oluyor mu ya da? paylaşılan bir entryde kadının ve erkeğin aşkı hormonel olarak kıyaslanmıştı. aşkı tanımlayan tek şey hormonlar değil ama. kadının aşkı arzunun çok ötesinde. girift bir his. bu his kapladığında kadını kaybetmemek için katlandığının farkında bile olmadığı şeylere katlanıyor belki de. ee peki durması gereken yeri nasıl anlayacak bu hülyalardaki kadın? frances neden onu ağlatmaktan geri durmayan, ona bile bile zarar veren ve kendini kontrol edemeyen bu adamdan ayrılmak yerine öldürüyor kendini? bildiği için mi bir daha aynı şeyleri hissetmeyeceğini? ve bir kere tüm benliğini sarmalayan bu his olmadan yaşamanın bir anlamı olmadığını düşündüğü için mi? bazı şeylerin bir süreç olduğunu ve kısıtlı bir an için yaşanacağını bilmek gerekiyor, hatırlatmak gerekiyor sanırım kendine. ömür boyu da o ağır aşkla yaşanmaz sanki zaten. yaşamdan tat almaksa amaç hafif olmalı hisler. gerektiğinde arkanı dönüp gitmeyi bilmelisin. yaşanan güzel anları koymalısın cebine, kötülerin de yaşanmasına izin vermemelisin.
ilgili entry: #603776
beni öyle çok etkiledi ki bu film, bitirken hüngür hüngür ağlarken buldum kendimi. frances'in reggie'ye olan aşkı yüzünden katlanmak zorunda kaldığı şeyler ve sonunda dayanamaması beni aşka verilen değeri düşünmeye itti. bir bad boy vibe'ı mevcut evet ancak bu etkilenmek değil bu aşk. bambaşka bir şey. bir kadın sevmek ve sevilmek uğruna ne kadar fedakarlık göstermeli? nerede dur demeli? dur demeyi değerlendirmesi gereken yerin farkında oluyor mu ya da? paylaşılan bir entryde kadının ve erkeğin aşkı hormonel olarak kıyaslanmıştı. aşkı tanımlayan tek şey hormonlar değil ama. kadının aşkı arzunun çok ötesinde. girift bir his. bu his kapladığında kadını kaybetmemek için katlandığının farkında bile olmadığı şeylere katlanıyor belki de. ee peki durması gereken yeri nasıl anlayacak bu hülyalardaki kadın? frances neden onu ağlatmaktan geri durmayan, ona bile bile zarar veren ve kendini kontrol edemeyen bu adamdan ayrılmak yerine öldürüyor kendini? bildiği için mi bir daha aynı şeyleri hissetmeyeceğini? ve bir kere tüm benliğini sarmalayan bu his olmadan yaşamanın bir anlamı olmadığını düşündüğü için mi? bazı şeylerin bir süreç olduğunu ve kısıtlı bir an için yaşanacağını bilmek gerekiyor, hatırlatmak gerekiyor sanırım kendine. ömür boyu da o ağır aşkla yaşanmaz sanki zaten. yaşamdan tat almaksa amaç hafif olmalı hisler. gerektiğinde arkanı dönüp gitmeyi bilmelisin. yaşanan güzel anları koymalısın cebine, kötülerin de yaşanmasına izin vermemelisin.
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
devamını gör...
güne bir söz bırak
''hareket etmezsen zincirlerini fark edemezsin.''
tolstoy
tolstoy
devamını gör...
madalyalı tanımları okumamak
anlamakta ciddi anlamda zorlandığım tepki. tepki dedim ama neye tepki olduğu da belirsiz aslında; sözlüğün getirdiği sisteme mi, bu tanımları yazan insanlara mı, uzun yazıları okumaya mı... bilemiyorum cidden.
yukarıda da bahsi geçmiş; madalya başvurusu yapmanıza gerek yok. bu işle uğraşan editör arkadaşlar zaten akışı sık sık kontrol ederek bu tür tanımlara, tanım sahibinden talep gelmeden de madalya veriyorlar. eğer çok gerilerde kalmışsa tanım, o zaman tanım sahibi çıkıp gözden kaçtığı için madalyasını talep edebilir. kaldı ki içimizde orsalesta anafor gibi, madalyalı tanımlarından madalyayı özellikle kaldırtan yazarlar da var. onu okuyor musunuz sanki, bu hareketini takdir edip? o da yok...
üstelik sıkıntı bunun neresinde tam olarak, anlamak mümkün değil. madalya almadığımızda bir yerimiz eksilmediği gibi, aldığımızda da fazladan uzvumuz çıkmadığına göre bunun zararı tam olarak nedir? bir insanın "şu tanımıma madalya vermediniz" demesinin çok çeşitli nedenleri olabilir.
mesela olası birkaç sebebi yazayım:
- karma puan toplayayım da istediğim rozeti alayım. (ne kadar çok madalyalı tanım, o kadar puan sonuçta...)
- çaylaklar ya da yeni yazar olanlar nasıl bir yazar olduğumu anlamak isterse daha çok bu tür tanımlardan yararlanmalılar. o yüzden madalya istiyorum.
- madalyalı tanım yazınca kendimi bir şey ürettiğim için iyi hissediyorum.
- sözlüğe gelmişken hem öğreneyim hem de gerçekten bilgi için yararlanayım diyenler olabilir. bilgi arayanlar önce madalyalı tanımlara baksın. bu yüzden madalya talep ediyorum şu tanımıma. (bilgi vermek ekşi'nin, viki'nin tekelinde değil sonuçta. isteyen viki'ye gitsin diyenler var, isteyen de sözlüklere bakabilir. burası sadece sohbet edilmesi gereken bir yer değil neticede. öyle olsa adı sözlük olmazdı.)
- profilimdeki görüntüsü hoşuma gidiyor. dursunlar öyle, zararları yok sonuçta.
- ders çalışırken yazdığım ya da başkasının yazdığı madalyalı tanımlardan faydalanıyorum. tek tek "neredeydi bu?" diye aramak yerine elimle koymuş gibi bulayım.
- manyağım ve editörleri uğraştırasım var.
- işim gücüm yok. tüm boş zamanlarda madalyalı tanım yazasım ve bunlara madalya talep edesim var.
- canım öyle istiyor. alıcam madalyayı, vurucam kırbacı, vurucam kırbacı!
vesaire...
bunları akşama kadar çoğaltabilirsiniz ve gördüğünüz gibi hemen hemen hepsi birbirinden farklı amaçlar. o halde soralım: siz neden herkesi aynı zannederek, bir şeye tepki verirken herkese topluca tepki vermeyi seçiyorsunuz? okusanız "vay be! böyle bir şey mi varmış?" diyeceğiniz o tanımlara verilen emeğe yazık değil mi? kendinizi mahrum bırakarak kimseye zarar vermiyorsunuz. derdiniz sistemin kendisiyle ise ona hiç lafım yok. ben de birkaç yerde keşke kaldırılsa bu olay yazdım * ama kaldırılmıyor. şu halde tepkinizi yönetimde bu konudaki yetkili kişiye mesaj atarak bildirmeniz, yazı yazan insanları protesto etmekten çok daha iyi sonuç verir diye düşünüyorum.
"madalyalı tanımları okumayanları okumamak" diye bir kampanya başlatılıp 1 hafta kimse kimseyi okumasa kaç kişi durur burada sanıyorsunuz? tabii ki madalyalı yazan da madalyasız yazan da okunmak için yazıyor (çok küçük bir azınlık hariç. onlar günlük gibi kullanıyor burayı.) üstelik madalyalı tanım yazmak da herkese serbest olan bir şey. siz de yazın, sizi de okusun insanlar.
son olarak bunca lafa rağmen "bana ne! ille de okumayacağım" diyorsanız hâlâ, o da sizin bileceğiniz iş. bize karışılmasını istemediğimize göre, biz de size karışamayız sonuçta.
not: başlığı açan yazarı severim. yazdıklarımı şahsi bir şekilde algılamazsa sevinirim.
yukarıda da bahsi geçmiş; madalya başvurusu yapmanıza gerek yok. bu işle uğraşan editör arkadaşlar zaten akışı sık sık kontrol ederek bu tür tanımlara, tanım sahibinden talep gelmeden de madalya veriyorlar. eğer çok gerilerde kalmışsa tanım, o zaman tanım sahibi çıkıp gözden kaçtığı için madalyasını talep edebilir. kaldı ki içimizde orsalesta anafor gibi, madalyalı tanımlarından madalyayı özellikle kaldırtan yazarlar da var. onu okuyor musunuz sanki, bu hareketini takdir edip? o da yok...
üstelik sıkıntı bunun neresinde tam olarak, anlamak mümkün değil. madalya almadığımızda bir yerimiz eksilmediği gibi, aldığımızda da fazladan uzvumuz çıkmadığına göre bunun zararı tam olarak nedir? bir insanın "şu tanımıma madalya vermediniz" demesinin çok çeşitli nedenleri olabilir.
mesela olası birkaç sebebi yazayım:
- karma puan toplayayım da istediğim rozeti alayım. (ne kadar çok madalyalı tanım, o kadar puan sonuçta...)
- çaylaklar ya da yeni yazar olanlar nasıl bir yazar olduğumu anlamak isterse daha çok bu tür tanımlardan yararlanmalılar. o yüzden madalya istiyorum.
- madalyalı tanım yazınca kendimi bir şey ürettiğim için iyi hissediyorum.
- sözlüğe gelmişken hem öğreneyim hem de gerçekten bilgi için yararlanayım diyenler olabilir. bilgi arayanlar önce madalyalı tanımlara baksın. bu yüzden madalya talep ediyorum şu tanımıma. (bilgi vermek ekşi'nin, viki'nin tekelinde değil sonuçta. isteyen viki'ye gitsin diyenler var, isteyen de sözlüklere bakabilir. burası sadece sohbet edilmesi gereken bir yer değil neticede. öyle olsa adı sözlük olmazdı.)
- profilimdeki görüntüsü hoşuma gidiyor. dursunlar öyle, zararları yok sonuçta.
- ders çalışırken yazdığım ya da başkasının yazdığı madalyalı tanımlardan faydalanıyorum. tek tek "neredeydi bu?" diye aramak yerine elimle koymuş gibi bulayım.
- manyağım ve editörleri uğraştırasım var.
- işim gücüm yok. tüm boş zamanlarda madalyalı tanım yazasım ve bunlara madalya talep edesim var.
- canım öyle istiyor. alıcam madalyayı, vurucam kırbacı, vurucam kırbacı!
vesaire...
bunları akşama kadar çoğaltabilirsiniz ve gördüğünüz gibi hemen hemen hepsi birbirinden farklı amaçlar. o halde soralım: siz neden herkesi aynı zannederek, bir şeye tepki verirken herkese topluca tepki vermeyi seçiyorsunuz? okusanız "vay be! böyle bir şey mi varmış?" diyeceğiniz o tanımlara verilen emeğe yazık değil mi? kendinizi mahrum bırakarak kimseye zarar vermiyorsunuz. derdiniz sistemin kendisiyle ise ona hiç lafım yok. ben de birkaç yerde keşke kaldırılsa bu olay yazdım * ama kaldırılmıyor. şu halde tepkinizi yönetimde bu konudaki yetkili kişiye mesaj atarak bildirmeniz, yazı yazan insanları protesto etmekten çok daha iyi sonuç verir diye düşünüyorum.
"madalyalı tanımları okumayanları okumamak" diye bir kampanya başlatılıp 1 hafta kimse kimseyi okumasa kaç kişi durur burada sanıyorsunuz? tabii ki madalyalı yazan da madalyasız yazan da okunmak için yazıyor (çok küçük bir azınlık hariç. onlar günlük gibi kullanıyor burayı.) üstelik madalyalı tanım yazmak da herkese serbest olan bir şey. siz de yazın, sizi de okusun insanlar.
son olarak bunca lafa rağmen "bana ne! ille de okumayacağım" diyorsanız hâlâ, o da sizin bileceğiniz iş. bize karışılmasını istemediğimize göre, biz de size karışamayız sonuçta.
not: başlığı açan yazarı severim. yazdıklarımı şahsi bir şekilde algılamazsa sevinirim.
devamını gör...
pubmed
tıp ve sağlık alanında bilimsel makaleler ve verilerin yayınlandığı online kütüphane. ücretsiz olarak birçok kaynaktan faydalanılabilir.
devamını gör...
karakovan balı
kafkas arısı türü tarafından üretilen, arıların şeker ve diğer katkı maddesi almadan ürettiği besin değeri yüksek bir bal türü.
toprak kovan denilen, söğüt dallarından yapılan , etrafı tezek ve çamurlarla sıvanan özel ve eski yöntemlere dayalı kovanlarda üretiliyor. bu kovanlar daha çok doğu anadolu bölgesi'nde ilkbahar aylarında zengin floraya sahip yüksek dağ ve yaylalara bırakılıyor.
toprak kovan denilen, söğüt dallarından yapılan , etrafı tezek ve çamurlarla sıvanan özel ve eski yöntemlere dayalı kovanlarda üretiliyor. bu kovanlar daha çok doğu anadolu bölgesi'nde ilkbahar aylarında zengin floraya sahip yüksek dağ ve yaylalara bırakılıyor.
devamını gör...
közlenmiş patlıcan salatası
enfes bir soğuk mezedir. hele bir de patlıcanın köz tadı ağızda güzel bir his bırakıyorsa o an için hayattan istenecek pek bir şey yoktur.
en çok sadesini ve biberlisini yaparız.
sade olan; patlıcan, zeytinyağı, limon ve tuzdan oluşur.
biberlisini yaparken patlıcana domates, biber,sarımsak, tuz, limon, zeytinyağı eşlik eder.
patlıcanın bıçakla iyice kıyılması ve sebzelerin minik minik doğranması elzemdir. sarımsak da rende olursa hem yerim hem yanında yatarım. *
en çok sadesini ve biberlisini yaparız.
sade olan; patlıcan, zeytinyağı, limon ve tuzdan oluşur.
biberlisini yaparken patlıcana domates, biber,sarımsak, tuz, limon, zeytinyağı eşlik eder.
patlıcanın bıçakla iyice kıyılması ve sebzelerin minik minik doğranması elzemdir. sarımsak da rende olursa hem yerim hem yanında yatarım. *
devamını gör...
türbanın islamda olmadığı gerçeği
vay be ateistler artık islamı anlatıyor ne günlere geldik.
devamını gör...
rumpelstiltskin
ısmine hayran kalınası çirkin, büyücü cücedir.
zira nick olarak kullanmak isteyenler muhakkak olacaktır. (bkz: normal sözlüğe bir daha gelinse alınacak nickler)
rumpelstiltskin, zeki cüce, geleceği görür büyüler yaparmış ve yaptığı her büyü karşılığında da bir anlaşma yaparmış. anlaşmanın kesinliği ispat olsun diye söz alır, gerekirse de imza attırırmış.
şarkı söylemeyi çok seven bu büyücü cücenin görünüşü de korkutucuymuş biraz.
zamanın behrinde genç bir kız, babasının boşboğazlılığı yüzünden kralın kalesinde bir odada hapsolmuş.
kral'a " kızım fena zekidir, o bir samanı bile altına dönüştürebilir." derken ne dediğini düşünmemiş bile boşboğaz baba.
"yaa." demiş kral. "demek öyle!"
kızı kalede saman dolu bir odaya hapsetmiş ve "babanın ve senin canın bu samanları altına dönüştürmene bağlı. dönüştür de görelim!." diye eklemiş.
kızcağız üzgün, bitkin, bitap bir halde ağlamaya başlamış.
"ama nasıl olur ki?!" demiş. "nasıl olur da altına dönüşür bir saman?"
bir anda rumpelstiltskin belirmiş. kız gözlerini ovuşturmuş ne olup bittiğine anlam veremeden.
"bu samanları senin için altına dönüştürürsem bana ne verebilirsin?" diye sormuş.
kız altın kolyesini gösterdiği gibi büyücü cüce kolyeyi almış ve tüm samanı altına dönüştürmüş.
çok şaşıran kız gördüklerine bir anlam veremese de sevincinden havalara uçacakmış.
cüceye teşekkür edip ismini sorduysa da öğrenememiş.
kral samanların altına dönüştüğünü görünce şaşkınlıktan dili tutulmuş ve askerlerine derhal kızı saman dolu başka bir odaya götürmelerini emretmiş.
babanın ve senin canın bu samanları altına dönüştürebilmene bağlı!
kız ne yapacağını bilememiş. elinde olan tek şeyi yapmış ve ağlamaya başlamış..
cüce yeniden belirmiş ve "bu samanları senin için altına dönüştürürsem bana ne verebilirsin?" diye sormuş.
ıyice düşünüp taşınan kız, "sana altın yüzüğümü verebilirim" demiş. " çok değerlidir."
yüzüğü gösterdiği gibi büyücü cüce hemen elinden almış ve tüm samanı altına dönüştürmeye başlamış.
ıkinci sefer samanların altına dönüştüğünü gören aç gözlü kral ne yapmıştır dersiniz sizce?
kızı samanla dolu yeni bir odaya götürmelerini emretmiş askerlerine. altınlara elleri ile dokunurken kral, tüm dünyayı ele geçirebileceğini hissetmiş. kahkahalar atmaya başlamış.
kız ağlıyor, babasına sitem ediyor, artık yapabileceği bir şeyin kalmadığını düşünüyormuş.
derken...
rumpelstiltskin, o kurnaz büyücü cüce, tekrar belirmiş ve o meşhur sorusunu sormuş.
elinde avucunda hiçbir şeyi kalmayan kızcağız "artık sana verebileceğim hiçbir şey kalmadı!." demiş.
"öyle düşünmeyin, kraliçem." demiş cüce. "biliyorum ki siz kralın karısı olacaksınız ve doğurduğunuz ilk bebeği bana vereceksiniz!." diye eklemiş.
ne olup bittiğinden haberi olmayan kız, teklifi kabul edip büyücü cüceye söz vermek zorunda kalmış.
rumpelstiltskin tüm samanı altına dönüştürmüş ve çılgınca kahkahalar atarak ortadan kaybolmuş.
kızda bir imparatorluğu zengin edebilecek bir güç olduğunu düşünen aç gözlü kral onunla evlenmiş ve bir bebekleri olmuş.
cüce bebeği almaya geldiğinde kraliçe ağlıyor, ağlıyor, ağlıyormuş.
"biliyorum." demiş. "söz verdim. haklısın! ama ne olur bebeğimi benden alma."
büyücü cüce kraliçeden ismini söylemesini istemiş. "eğer ki ismimi bilirseniz kraliçem, bebeğinizi almayacağım. size bir gün mühlet!"
kraliçe, büyücünün ismini öğrenmeleri için sağa sola elçilerini göndermiş fakat bu plan işe yaramamış, öğrenememiş ismini cücenin.
gece yarısı bir anda ortaya çıkan rumpelstiltskin:
" yarın sabah bebeğinizi almaya geliyorum" dediği gibi ortadan kaybolmuş.
cücenin şaka yapmadığından artık iyice emin olan kraliçe komşu krallıklardan da elçilerini ormana, köylere, şehirlere, her yere göndermelerini istemiş ve kraliçeyi kırmadan yardım etmiş tüm krallıklar.
elçinin biri alacakaranlık ormanda dolanırken bir kulübenin önünde ateş yandığını fark etmiş, yaklaşmış sessizce ve ne görsün?
bir cüce dans ede ede şarkı söylüyor.
bugün ekmek yaparım, yarın yemek. ertesi gün kraliçenin çocuğu gelecek. nasılda mutluyum ama, hiç kimseler bilmiyor adımın rumpelstiltskin olduğunu!”
artık büyücü cücenin ismini öğrenen kraliçe bebeğine sıkı sıkı sarılmış, onu öpmüş, öpmüş ve öpmüş..
"ısmimi bilmiyorsunuz. ısmimi bilmiyorsunuz! " diye kahkahalar atarak beliren cüce,
kraliçenin "rumpelstiltskin'sin sen!" cevabını duyunca donmuş kalmış.
elleri ile kendi bacaklarını öyle sert sıkmış ki cüce, oracıkta ölüvermiş.
zira nick olarak kullanmak isteyenler muhakkak olacaktır. (bkz: normal sözlüğe bir daha gelinse alınacak nickler)
rumpelstiltskin, zeki cüce, geleceği görür büyüler yaparmış ve yaptığı her büyü karşılığında da bir anlaşma yaparmış. anlaşmanın kesinliği ispat olsun diye söz alır, gerekirse de imza attırırmış.
şarkı söylemeyi çok seven bu büyücü cücenin görünüşü de korkutucuymuş biraz.
zamanın behrinde genç bir kız, babasının boşboğazlılığı yüzünden kralın kalesinde bir odada hapsolmuş.
kral'a " kızım fena zekidir, o bir samanı bile altına dönüştürebilir." derken ne dediğini düşünmemiş bile boşboğaz baba.
"yaa." demiş kral. "demek öyle!"
kızı kalede saman dolu bir odaya hapsetmiş ve "babanın ve senin canın bu samanları altına dönüştürmene bağlı. dönüştür de görelim!." diye eklemiş.
kızcağız üzgün, bitkin, bitap bir halde ağlamaya başlamış.
"ama nasıl olur ki?!" demiş. "nasıl olur da altına dönüşür bir saman?"
bir anda rumpelstiltskin belirmiş. kız gözlerini ovuşturmuş ne olup bittiğine anlam veremeden.
"bu samanları senin için altına dönüştürürsem bana ne verebilirsin?" diye sormuş.
kız altın kolyesini gösterdiği gibi büyücü cüce kolyeyi almış ve tüm samanı altına dönüştürmüş.
çok şaşıran kız gördüklerine bir anlam veremese de sevincinden havalara uçacakmış.
cüceye teşekkür edip ismini sorduysa da öğrenememiş.
kral samanların altına dönüştüğünü görünce şaşkınlıktan dili tutulmuş ve askerlerine derhal kızı saman dolu başka bir odaya götürmelerini emretmiş.
babanın ve senin canın bu samanları altına dönüştürebilmene bağlı!
kız ne yapacağını bilememiş. elinde olan tek şeyi yapmış ve ağlamaya başlamış..
cüce yeniden belirmiş ve "bu samanları senin için altına dönüştürürsem bana ne verebilirsin?" diye sormuş.
ıyice düşünüp taşınan kız, "sana altın yüzüğümü verebilirim" demiş. " çok değerlidir."
yüzüğü gösterdiği gibi büyücü cüce hemen elinden almış ve tüm samanı altına dönüştürmeye başlamış.
ıkinci sefer samanların altına dönüştüğünü gören aç gözlü kral ne yapmıştır dersiniz sizce?
kızı samanla dolu yeni bir odaya götürmelerini emretmiş askerlerine. altınlara elleri ile dokunurken kral, tüm dünyayı ele geçirebileceğini hissetmiş. kahkahalar atmaya başlamış.
kız ağlıyor, babasına sitem ediyor, artık yapabileceği bir şeyin kalmadığını düşünüyormuş.
derken...
rumpelstiltskin, o kurnaz büyücü cüce, tekrar belirmiş ve o meşhur sorusunu sormuş.
elinde avucunda hiçbir şeyi kalmayan kızcağız "artık sana verebileceğim hiçbir şey kalmadı!." demiş.
"öyle düşünmeyin, kraliçem." demiş cüce. "biliyorum ki siz kralın karısı olacaksınız ve doğurduğunuz ilk bebeği bana vereceksiniz!." diye eklemiş.
ne olup bittiğinden haberi olmayan kız, teklifi kabul edip büyücü cüceye söz vermek zorunda kalmış.
rumpelstiltskin tüm samanı altına dönüştürmüş ve çılgınca kahkahalar atarak ortadan kaybolmuş.
kızda bir imparatorluğu zengin edebilecek bir güç olduğunu düşünen aç gözlü kral onunla evlenmiş ve bir bebekleri olmuş.
cüce bebeği almaya geldiğinde kraliçe ağlıyor, ağlıyor, ağlıyormuş.
"biliyorum." demiş. "söz verdim. haklısın! ama ne olur bebeğimi benden alma."
büyücü cüce kraliçeden ismini söylemesini istemiş. "eğer ki ismimi bilirseniz kraliçem, bebeğinizi almayacağım. size bir gün mühlet!"
kraliçe, büyücünün ismini öğrenmeleri için sağa sola elçilerini göndermiş fakat bu plan işe yaramamış, öğrenememiş ismini cücenin.
gece yarısı bir anda ortaya çıkan rumpelstiltskin:
" yarın sabah bebeğinizi almaya geliyorum" dediği gibi ortadan kaybolmuş.
cücenin şaka yapmadığından artık iyice emin olan kraliçe komşu krallıklardan da elçilerini ormana, köylere, şehirlere, her yere göndermelerini istemiş ve kraliçeyi kırmadan yardım etmiş tüm krallıklar.
elçinin biri alacakaranlık ormanda dolanırken bir kulübenin önünde ateş yandığını fark etmiş, yaklaşmış sessizce ve ne görsün?
bir cüce dans ede ede şarkı söylüyor.
bugün ekmek yaparım, yarın yemek. ertesi gün kraliçenin çocuğu gelecek. nasılda mutluyum ama, hiç kimseler bilmiyor adımın rumpelstiltskin olduğunu!”
artık büyücü cücenin ismini öğrenen kraliçe bebeğine sıkı sıkı sarılmış, onu öpmüş, öpmüş ve öpmüş..
"ısmimi bilmiyorsunuz. ısmimi bilmiyorsunuz! " diye kahkahalar atarak beliren cüce,
kraliçenin "rumpelstiltskin'sin sen!" cevabını duyunca donmuş kalmış.
elleri ile kendi bacaklarını öyle sert sıkmış ki cüce, oracıkta ölüvermiş.
devamını gör...
iskoçya'da pedlerin bedava olması
bu kadar mantıklı bir şey olamaz ya. kesinlikle keyfi bir ürün değil ama aşırı pahalı. tamam bizde bedava olmasını beklemiyoruz ama en azından daha makul fiyata satılabilir. erkekler regl olsaydı kesin daha ucuz olurdu...
devamını gör...
yazarların kendilerini tanımlama şekli
dengesiz.
bir gün aşırı mutlu, umutlu, heyecanlıyım;
bir gün aşırı karamsar, öz güvensiz, paranoyak.
ama çoğunlukla hep iyiye odaklanırım ve kendime kurduğum hayal dünyasında yaşarım.
bir gün aşırı mutlu, umutlu, heyecanlıyım;
bir gün aşırı karamsar, öz güvensiz, paranoyak.
ama çoğunlukla hep iyiye odaklanırım ve kendime kurduğum hayal dünyasında yaşarım.
devamını gör...
fyodor mihayloviç dostoyevski
şu hayatta kıskandığım tek kişi.
efsanevi yazar.
efsanevi yazar.
devamını gör...
ünlem
sevinç, heyecan, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya sözcüklerin sonuna konur. ayrıca alay etme ve küçümseme anlamında kullanılmak istendiğinde parantez içinde (!) kullanılır. yazı dilinde bazı kullanımları oldukça irite edici, karşındakinin söylerken bağırdığını hissettiriyor.
devamını gör...
yaşlılarla girilen komik diyaloglar
-nerelisin?
+izmir
-hayir aslen nerelisin?
+izmirliyim
-kokeniniz nere?
+izmirliyiz
-baba tarafı nerden?
+o da izmir
-izmire nerden gelmişler?
+zaten buradalardi
amca beni izmirli olmadığıma ikna etmeye çalışıyordu burada.
+izmir
-hayir aslen nerelisin?
+izmirliyim
-kokeniniz nere?
+izmirliyiz
-baba tarafı nerden?
+o da izmir
-izmire nerden gelmişler?
+zaten buradalardi
amca beni izmirli olmadığıma ikna etmeye çalışıyordu burada.
devamını gör...

