bir direniş hikayesidir.

bazen hayat bir taş koyar önümüze—ama bu sefer o taş ayağımızın tam altındaydı. minik. belki bir mercimek tanesi kadar. ama etkisi, everest’e tırmanmak kadar yıkıcıydı.

yola çıkarken her şey sıradandı: kulakta müzik, elde kahve, yüzde "bugün çok şey başaracağım" ifadesi. ilk adımda hafif bir rahatsızlık hissettim. "geçer" dedim. ikinci kilometrede taşın karakter gelişimini izliyordum: bir diken gibi dürtüyor, bazen kayıyor, bazen yok oluyor sanıyorum. sonra tekrar geri geliyor.

bu taşla içsel bir bağ kurdum. o benim sabrımı test etti, ben onun varlığını inkâr ettim. 3 kilometrelik bu yürüyüş, ayakkabımda taş olduğu için değil, hayatımda tahammül ettiğim her şeyi sorguladığım için uzundu.

bir yerde durup taşı çıkarabilirdim. ama hayır. o taşla bir anlaşma yaptım. “sen benim hayatımda var olan küçük ama sürekli sinir bozan şeyleri temsil ediyorsun” dedim. o an taş değil ben taşlaştım.
devamını gör...
bir saniye lütfen.
hemen biraz eğil. eğil eğil korkma devrilmezsin. şimdi içinde taş olan ayakkabını çıkar ve ayakkabını yere vur o taş dökülecektir.

farkında olduğumuz şeylerden, farkında olduğumuz an hızlıca kurtulmak gerekir. ne nasır tutsun ayağın ne de ayağının ağrısından asılmış yüzünü suçu günahı olmayan insanlar görsün. farkında değilsen dahi bir otur bak ayakkabına. nedir böyle acıtan canımı? kendine soru sormak, dinlenmek, dinlemek belki de birçok acının, travmanın erken çözümüdür.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"ayakkabının içindeki minik taşla 3 kilometre yürümek" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim