1.
hazır ypg denince isam zehreddin gibi bir komutanı anmamak olmaz bilgim dahilinde karaladım bir şeyler.
isam zehreddin denince ortadoğu savaşlarının o gri alanı akla geliyor; ne posterlik kahraman ne de tek başına şeytanlaştırılacak bir figür. deyrizor kuşatması ise bu gri alanın en sert, en öğretici örneklerinden biri.
deyrizor harita üstünde bakınca “çölün ortasında şehir” gibi durur ama iş pratiğe gelince tam bir lojistik kâbus. fırat’ın kıyısında sıkışmış bir cep, etrafı i̇şid kontrolündeki alanlarla çevrili, karadan ikmal neredeyse imkânsız. kuşatma yıllarca sürdü; bu süre boyunca askerî başarıdan çok dayanma kapasitesi konuşuldu. mermi sayısından önce ekmek sayısı, yakıttan önce moral hesaplandı.
zehreddin bu tabloda, sahadaki komutanlardan biri olarak öne çıktı. ne tek başına savaşı kazandı ne de her şey onun kontrolündeydi. asıl mesele, kuşatma altındaki birliklerin dağılmamasıydı. uzun süreli kuşatmalarda cephe hattı kadar, askerin kafası da çöker. maaş yok, izin yok, sürekli havan tehdidi. i̇şid’in burada oynadığı oyun, sadece mermiyle değil; sürekli saldırı hissi yaratmak, “her an ölebilirsin” psikolojisini diri tutmaktı.
şehir savaşı i̇şid’in güçlü olduğu alanlardan biriydi. dar sokaklar, el yapımı patlayıcılar, intihar araçları… amaç büyük taarruzdan çok yıpratma. deyrizor’da savunma yapan taraf ise klasik anlamda “hat tutma” yerine küçük, esnek savunma noktalarıyla ayakta kaldı. kayıp verildi, geri çekilmeler oldu ama kopuş yaşanmadı. bu fark, haritalarda değil, raporlarda görülür.
hava desteği işin kilit noktalarından biriydi ama mucize değildi. havadan atılan ikmal, ne gelirse gelsin sınırlıydı. yanlış düşen paraşüt, i̇şid’e geçen mühimmat demekti. buna rağmen o hava köprüsü, kuşatmanın tamamen çökmesini engelledi. yerdekiler için bu, sadece mermi değil, “unutulmadık” mesajıydı. savaşta bazen bu bile yeter.
yerel milisler, düzenli birlikler ve kalan sivil nüfus arasında kurulan denge de kolay değildi. herkes aynı motivasyonla savaşmıyordu. kimisi ideolojiyle, kimisi hayatta kalmak için, kimisi de gidecek yeri olmadığı için oradaydı. komutanlık dediğin şey, tam bu noktada romantik olmaktan çıkar; kimin ne kadar dayanacağını bilme işine dönüşür.
zehreddin’in adı bu süreçte sık duyuldu çünkü cephede görünür bir figürdü. bu onu ne efsane yapar ne de her kararın sorumlusu. deyrizor’da yaşanan, tek bir adamın hikâyesi değil; yavaş akan, çok bedelli bir savunma savaşıdır. kazanç, büyük bir taarruz değil; “bugün de düştük ama dağıtmadık” diyebilmektir.
işin sonunda deyrizor direnişi askerî açıdan şunun için istisna sayılır: uzun süre izole kalmış bir kuvvetin, sınırlı ikmalle, yüksek psikolojik baskı altında çözülmemesi nadir görülür. burada kazanan bir ideoloji, bir bayrak ya da bir lider değildir. kazanan şey, basit ama acı bir gerçektir: dayanıklılık. savaşların çoğunda olduğu gibi.
isam zehreddin denince ortadoğu savaşlarının o gri alanı akla geliyor; ne posterlik kahraman ne de tek başına şeytanlaştırılacak bir figür. deyrizor kuşatması ise bu gri alanın en sert, en öğretici örneklerinden biri.
deyrizor harita üstünde bakınca “çölün ortasında şehir” gibi durur ama iş pratiğe gelince tam bir lojistik kâbus. fırat’ın kıyısında sıkışmış bir cep, etrafı i̇şid kontrolündeki alanlarla çevrili, karadan ikmal neredeyse imkânsız. kuşatma yıllarca sürdü; bu süre boyunca askerî başarıdan çok dayanma kapasitesi konuşuldu. mermi sayısından önce ekmek sayısı, yakıttan önce moral hesaplandı.
zehreddin bu tabloda, sahadaki komutanlardan biri olarak öne çıktı. ne tek başına savaşı kazandı ne de her şey onun kontrolündeydi. asıl mesele, kuşatma altındaki birliklerin dağılmamasıydı. uzun süreli kuşatmalarda cephe hattı kadar, askerin kafası da çöker. maaş yok, izin yok, sürekli havan tehdidi. i̇şid’in burada oynadığı oyun, sadece mermiyle değil; sürekli saldırı hissi yaratmak, “her an ölebilirsin” psikolojisini diri tutmaktı.
şehir savaşı i̇şid’in güçlü olduğu alanlardan biriydi. dar sokaklar, el yapımı patlayıcılar, intihar araçları… amaç büyük taarruzdan çok yıpratma. deyrizor’da savunma yapan taraf ise klasik anlamda “hat tutma” yerine küçük, esnek savunma noktalarıyla ayakta kaldı. kayıp verildi, geri çekilmeler oldu ama kopuş yaşanmadı. bu fark, haritalarda değil, raporlarda görülür.
hava desteği işin kilit noktalarından biriydi ama mucize değildi. havadan atılan ikmal, ne gelirse gelsin sınırlıydı. yanlış düşen paraşüt, i̇şid’e geçen mühimmat demekti. buna rağmen o hava köprüsü, kuşatmanın tamamen çökmesini engelledi. yerdekiler için bu, sadece mermi değil, “unutulmadık” mesajıydı. savaşta bazen bu bile yeter.
yerel milisler, düzenli birlikler ve kalan sivil nüfus arasında kurulan denge de kolay değildi. herkes aynı motivasyonla savaşmıyordu. kimisi ideolojiyle, kimisi hayatta kalmak için, kimisi de gidecek yeri olmadığı için oradaydı. komutanlık dediğin şey, tam bu noktada romantik olmaktan çıkar; kimin ne kadar dayanacağını bilme işine dönüşür.
zehreddin’in adı bu süreçte sık duyuldu çünkü cephede görünür bir figürdü. bu onu ne efsane yapar ne de her kararın sorumlusu. deyrizor’da yaşanan, tek bir adamın hikâyesi değil; yavaş akan, çok bedelli bir savunma savaşıdır. kazanç, büyük bir taarruz değil; “bugün de düştük ama dağıtmadık” diyebilmektir.
işin sonunda deyrizor direnişi askerî açıdan şunun için istisna sayılır: uzun süre izole kalmış bir kuvvetin, sınırlı ikmalle, yüksek psikolojik baskı altında çözülmemesi nadir görülür. burada kazanan bir ideoloji, bir bayrak ya da bir lider değildir. kazanan şey, basit ama acı bir gerçektir: dayanıklılık. savaşların çoğunda olduğu gibi.
devamını gör...
"isam zehreddin" ile benzer başlıklar
isam
2