1.
yaşamı adeta bir ıska durakları gibi yaşarken
her şeye yetişip bir şeyi ıskalamanın verdiği bir hüzün de denebilir. asla erişemediğiniz, erişilmesi zor duvarların olduğu bu nüanslarda bilmeliydin veya bilmeliydik veyahut bildiğimiz ama kaçtığımız bile isteye ıskalanan duraklardı. yaşanabilecek veya olabilesi olan bir potansiyelin olamayışını gördüğümde solgun bir beyaz gül dokunmuş veya kırmızı acı taze gül kurusu hissiyatıyla..
arife günü o sınava girerken böyle düşündüm
ayvalıktan ailemle geçen bayram günlerinde böyle düşündüm. öz ve kişisel bakımımı yaparken böyle düşündüm. arkadaşlarımın doğum gününde o masada yalnız olmadığım hâlde gülüşen çiftleri görürken ve onlar adına sevinirken de esasen ben kendi hayatımda bunu hep ıskalamışım veya ıskalayacakmışım gibi hissediyorum. hiçbir gerçekliği kabul edemeyip bir umut köşesi yaratılmışça bir yerden inanın güneş doğdu avuçlarımda veyahut bir tutam hayatı sığdırdım ellerimde… bana sorma ben anlatamam diye çığlık atarken uzun bir yoldan geldim arkamda katedilmiş ve benle sırtlanmış bir yol ve katetmemiz gereken bir hayat var önümüzde. kendisini hatırlatan insanlar bizde yoğun sancılar yarattı. seslerine yabancılaştık, yüzlerini göremez olduk. bizlerse hep ulaşılabilir, hep açık hep seçiktik. ıskaladım o otobüsü bay kaptan!
bu bir metin ve ayşe hikayesidir ya esasen
birbirini tamamlayamayan iki insanın hikayesi
olamayışların hikayesiydi bu kaptan
metin ayşeyi sevdiyse bile
ayşe hiç bilmedi
ayşe metini çok sevdiğini bas bas bağırdı
metin kızımız ayşe’yi kaçarak sevmiş..
bir ömür kaçmış bu kızdan bay kaptan.
hikayede esasen buymuş ya varamamışlar hiçbir yere
metin süreci istemiş
ayşe uyum sağlamaya çalışmış
ayşe yorulmuş.. sonuç istemiş
metin hep sonra sonra demiş
bir gün ayşe’nin bahçesindeki otlar, çiçekler solmuş
ayşe çok beklemiş ama metin hiç gelmemiş..
böyle bi senaryo 2 seçenekle bitebilirdi
ya metin kendine göre risk alıp ayşe’ye gelecekti ama muhtemelen çok geç olacaktı (ayşe bir yelkende çiçek açmış hayatını kurmuş olacaktı)
veya metin ve ayşe birbirini tutup, seçip mutlu olacaklardı
ayşe hep 2. ihtimale tutundu. ama 2. ihtimal hiç gelmedi.. gençliktir, toydur diye diye metin’i sıvazladı. ayşe yıllardır uyku bile uyuyamıyordu, yıllardır geçirdiği kaşıntıların haddi hesabı da yoktu, yıllardır stres altında eğitimini inşaa etmeye çalışıyordu.
bu tarz hikayelerde metin gibiler ayşe gibi kızların içindeki kıvılcımı ateşler ve aleve döndürür..
ayşe gibi kızlar gün gelir başarılar elde etseler bile ne için olduğunu anlamadan sürekli başarmaya devam ederler çünkü bu kızlar bir şeyleri kazanırken aslında sadece ‘bir şeyi’ bilinçaltlarında kazanıyorlardır. kısmi dopamin dediğimiz veya diyebileceğimiz bir bakış açısında.. ayşe gibi kızlar sizlere sarılıyor ve sizleri anlıyorum. metin gibi erkekler sizlere de sarılmayı tercih ediyorum içinizde çok büyük bir yetersizlik nüansıyla cebelleşip en çokta kendinizle dövüşüyorsunuz ya aslında. ah metin ve metin’ler pastanede oturduğunuz o loş sohbetli kadını bile isteye kaybetmek istediniz.. sizi anlamak istemiyorum.
her şeye yetişip bir şeyi ıskalamanın verdiği bir hüzün de denebilir. asla erişemediğiniz, erişilmesi zor duvarların olduğu bu nüanslarda bilmeliydin veya bilmeliydik veyahut bildiğimiz ama kaçtığımız bile isteye ıskalanan duraklardı. yaşanabilecek veya olabilesi olan bir potansiyelin olamayışını gördüğümde solgun bir beyaz gül dokunmuş veya kırmızı acı taze gül kurusu hissiyatıyla..
arife günü o sınava girerken böyle düşündüm
ayvalıktan ailemle geçen bayram günlerinde böyle düşündüm. öz ve kişisel bakımımı yaparken böyle düşündüm. arkadaşlarımın doğum gününde o masada yalnız olmadığım hâlde gülüşen çiftleri görürken ve onlar adına sevinirken de esasen ben kendi hayatımda bunu hep ıskalamışım veya ıskalayacakmışım gibi hissediyorum. hiçbir gerçekliği kabul edemeyip bir umut köşesi yaratılmışça bir yerden inanın güneş doğdu avuçlarımda veyahut bir tutam hayatı sığdırdım ellerimde… bana sorma ben anlatamam diye çığlık atarken uzun bir yoldan geldim arkamda katedilmiş ve benle sırtlanmış bir yol ve katetmemiz gereken bir hayat var önümüzde. kendisini hatırlatan insanlar bizde yoğun sancılar yarattı. seslerine yabancılaştık, yüzlerini göremez olduk. bizlerse hep ulaşılabilir, hep açık hep seçiktik. ıskaladım o otobüsü bay kaptan!
bu bir metin ve ayşe hikayesidir ya esasen
birbirini tamamlayamayan iki insanın hikayesi
olamayışların hikayesiydi bu kaptan
metin ayşeyi sevdiyse bile
ayşe hiç bilmedi
ayşe metini çok sevdiğini bas bas bağırdı
metin kızımız ayşe’yi kaçarak sevmiş..
bir ömür kaçmış bu kızdan bay kaptan.
hikayede esasen buymuş ya varamamışlar hiçbir yere
metin süreci istemiş
ayşe uyum sağlamaya çalışmış
ayşe yorulmuş.. sonuç istemiş
metin hep sonra sonra demiş
bir gün ayşe’nin bahçesindeki otlar, çiçekler solmuş
ayşe çok beklemiş ama metin hiç gelmemiş..
böyle bi senaryo 2 seçenekle bitebilirdi
ya metin kendine göre risk alıp ayşe’ye gelecekti ama muhtemelen çok geç olacaktı (ayşe bir yelkende çiçek açmış hayatını kurmuş olacaktı)
veya metin ve ayşe birbirini tutup, seçip mutlu olacaklardı
ayşe hep 2. ihtimale tutundu. ama 2. ihtimal hiç gelmedi.. gençliktir, toydur diye diye metin’i sıvazladı. ayşe yıllardır uyku bile uyuyamıyordu, yıllardır geçirdiği kaşıntıların haddi hesabı da yoktu, yıllardır stres altında eğitimini inşaa etmeye çalışıyordu.
bu tarz hikayelerde metin gibiler ayşe gibi kızların içindeki kıvılcımı ateşler ve aleve döndürür..
ayşe gibi kızlar gün gelir başarılar elde etseler bile ne için olduğunu anlamadan sürekli başarmaya devam ederler çünkü bu kızlar bir şeyleri kazanırken aslında sadece ‘bir şeyi’ bilinçaltlarında kazanıyorlardır. kısmi dopamin dediğimiz veya diyebileceğimiz bir bakış açısında.. ayşe gibi kızlar sizlere sarılıyor ve sizleri anlıyorum. metin gibi erkekler sizlere de sarılmayı tercih ediyorum içinizde çok büyük bir yetersizlik nüansıyla cebelleşip en çokta kendinizle dövüşüyorsunuz ya aslında. ah metin ve metin’ler pastanede oturduğunuz o loş sohbetli kadını bile isteye kaybetmek istediniz.. sizi anlamak istemiyorum.
devamını gör...