simoshii yazar profili

simoshii kapak fotoğrafı
simoshii profil fotoğrafı
rozet
karma: 2991 tanım: 107 başlık: 66 takipçi: 75
hey there i am using whatsapp

son tanımları


pazar günü ve devam etmemiz gereken işler

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yaşamda her canım yanacak gibi hissettiğimde tıp fakültesine tutunuyorum. bugün yine bir pazar günü bunu yapıp ders çalışıyorum. keşke bazı şeyleri görebilseydin de beraber paylaşsaydık dediğimiz insanlar var.. ihtimaller hayatta ân ve ihtimalleri oluşturmuyor mu zaten.
devamını gör...

kahve kadar keyifli

bu yazıyı tam da duştan çıkıp filtre kahvemi yapmanın ve yudumlarken arkada hafif ama gururlu hemşerim deniz tekin şarkılarıyla bu satırlarıma eşlik ediyor..
geçtiğimiz haftayı nöroloji dersleriyle hafif ölçekte klinik derslerle hastane koridorlarında beyaz önlükle salınarak geçirdim. kulüp toplantısı ve işler derken aşırı yağan yağmurların altında kalıp köse ayakkabılarımla oflaya oflaya yürüdüğüm ve 1 çayın 50tl olmasından şikayet ederken gönüllü hocalık yaptığım 5. sınıf öğrencilerin ayağındaki ayakkabıları düşünüp küçük kız çocuğunun türkçe sözlük alamam param yok demesi ve eğitimin bile onlar için ne büyük lüks olduğu gerçeğiyle yüzleştiğimde canım yandı. koşmadan koşamıyoruz arkadaşlar ve bazı insanlar koşarken bile yetişemiyor.. bilmem anlatabiliyor muyum? devamında 8 saatlik bir otobüs gece yolculuğuyla istikamet bu sefer ankara’ydı hazırlık dönemimden yakın bir erkek dostum nişanlandı. otogardan aldı ve hazırlanma aşamasından itibaren tüm süreçte yanlarında oldum. kız tarafının evinde yapılan yemekler, sohbetler.. sonrası kuaföre gidip hazırlanma aşaması ve bi taraf yozgatlı bi taraf osmaniyeli derken izmirli olan bana da yoğun ölçekte bir kültür şoku yaşatmış oldular… farklı perspektiften mesafeli gibi ama mesafeli olmayan bir sıcak samimiyet hissettim anadolu insanında. akşamında nişan faslı için mekana geçildiğinde edilen danslar gel gel izmirli haydii halaya denilen anadolu şivesi sesler bile yüzümde gerçek bir gülümseme frekansına itti. ayaklarıma inen kara suların çokta önemi yoktu çünkü arkadaşımın yanındaydım ve hiç bilmediğim insanlar, bilmediğim suratlar, bilmediğim evler, bilmediğim duraklar derken iyi hissettim. arkadaşımın kuzeniyle içtiğimiz kahve ve sigarayla beraber çok konuşmadık ama galiba çok konuştuk yani az konuştuk ama konuşmaktan yorulunan şeyler üzerinde sigarayı içerken ve etrafa bakarken de anladık herhalde. bazı anlar vardır gerçekten pekte konuşulmaya gerek olmaz.. o kahvede bir arkadaş daha kazandığımı hissettim sanırım. gecesinde yine kız tarafının evine gelip kazan kazan yemekler yenirken ve vedalaşma esnasında torununa almak isteyenden tutun yüzündeki gülümsemen gibi olsun hayatın diyen bir çok insana göre gerçekten samimi olan insanlara minnetle.. sonrasında arabayla kızılay’a bıraktılar diğer arkadaşlarımla buluştum erkek arkadaşı çiçek ve kalpli balon almış şahsen onun adına sevindim tıpkı diğer arkadaşım nişanlanırken sevindiğim gibi ve onlarla boylu boyuna yürüdük derken.. taksiyle eve geçtik loş şaraplı, sarmalı, pideli sohbet derken yine tıka basa yedik.. temiz çarşaflar ve güzel bir uyku sabahında ailesinin hazırladığı bir ankara aile kahvaltısı ve türk kahvesiyle sohbetlerimiz taçlandı.. arkadaşım aşti otogarına bıraktı sarıldık bir sonraki buluşmamız için sözleştik.. otobüste camdan el sallarken beni bekleyen bir sevgili yoktu ama sevgili gibi arkadaşlıklarım veya tanıdığım insanlar vardı. yol bitene kadar vardığımı kontrol eden diyaloglarım vardı ve bunlar çok büyük kıymet.. yan koltuğumda kedisiyle seyahat eden bir kızla kedisinin adının şeftali olduğunu öğrendim ve çok tatlıydın şeftali..
evime vardığımda yorgundum ama şu histeydim her şeye rağmen yaşamaya devam etmenin mutlak gücü vardı üzerimde. beni 25-26 yaşında sananları anlıyorum bunun sebebi ben hayatı çok ince eleyip sık dokuyarak yaşıyorum kurduğum hiçbir diyalog yüzeysel değil yorulmuyor muyum illaki ama yorulmadan olmaz.

“ şu kesin ki, her insan hayatı boyunca bir kez, sahip olduğu bütün güzelliklerin bir anda mükemmelleştiği bir dönem yaşıyor; kiminde daha erken, kiminde daha geç.”


hiçbir otobüs yolculuğunda genelde uyumam veya nadir uyurum bunun sebebi yola bakmak benim için lütuftur. demem o ki yol hep güzeldir.. engebesiyle bile. bazı ayakkabılar vardır hepsinin de bi hikayesi var en derin sevgi ve saygılarımla…
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşadıklarımızın farkında olmak

satırlarıma sosyal medyada gördüğüm bir alıntı yazı ile başlamak istiyorum;

“hayatımın en güzel anılarını, artık hiç konuşmadığım, konuşmayacağım insanlarla yaşadım. hayatın garip tarafı bazı bölümler kahkalarla, aşkla sabaha kadar süren sohbetlerle doludur. ama yine de yarım kalır, bir kapanışı olmaz. her zaman bir veda yaşanmaz; bazı insanlar sesssizce geri çekilir. bir zamanlar her şey olan anılar ise içimizde yankı olarak kalır. can yakan şey, o anıların gerçek olmaması değil; bağın kalıcı olmaması. birbirimize sırlarımızı açtık, tutulmayacak sözler verdik, hiç gerçekleşmeyecek gelecekler kurduk. ama yine de onları silmek istemezdim. çünkü o anlarda, geçici bile olsa, birbirimizin hayatında olmamız gereken kişilerdik. şunu öğrendim; herkes hikayende sonsuza dek kalmak için gelmiyor. bazıları ders, bazıları mucize, bazıları ise ikisi birden oluyor. artık konuşmuyor olmamız onları unuttuğum anlamına gelmiyor. içimde bir öfke veya kırgınlıkta yok. sadece bazı anıların geçmişte ait olduğu ânda kalmasına izin verdim. bu yazıyı okuduğumda kendimle çok özdeşleştirmemin haricinde şunu diyebilirim ki hayatın paradigması asla aynı kalmaz.

hayatın paradigması asla aynı kalmaz. özetle nelerin geçebileceğini, nelerinde değişebileceğini bazen biz bazen de akış belirliyor. geçtiğimiz pazartesi derslerim başladı. ilk haftanın ders yükünün hafif olmasından kaynaklı 1 haftada fiziksel dinlenme kafa tatili vermemin sonucunda 3sezon dizi izledim, 2 kitap okudum,bol bol uyudum, köpeğimle ilgilendim, ailemle zaman geçirdim. içinde bulunduğum stk ile evsizlere çorba yapıp dağıttık, ben 3 yetim 5. sınıf kız öğrencilerine gönüllü türkçe dersi vermeye başladım bana edilen bir teşekkürün bir allah razı olsun denmesinin kalbimi ne kadar ısıttığını ve yaşadığım manevi tatmini anlatmam mümkün değil. sonrasında mekanda çocukluk arkadaşımın 23. yaş gününü kutladık aynı zamanda arkadaşlığımızın da 17.senesiymiş birbirimizin tüm kişisel gelişimine fiziken veya iletişim yoluyla hakim olmamızın yanı sıra birbirimize karşı hem saygı, sevgi çerçevemizin yüksek olmasının haricinde birbirimize emeğimiz, özverimiz ve toleransımızda bu arkadaşlığı uzun süre devam ettirebilmeyi ve birbirimize karşı olan görünürlüğün artmasıyla devamlılığını kıldı. arkadaşlıkların önemli olduğunu vurgulamamızın haricinde birbirinin iyi veya kötü gününde yanında yer alabilmek hem bir ayrıcalık hemde kendi kişisel gelişiminizin karakterinizin yansıması. akışta gelen güzelliklerdeyse tramvayda yaşlı, bastonlu bir teyzeye yer vermek ve bir amcadan aferin kızım lafını duyabilmenin verdiği derin hissiyatla gün güneşli, manzara şahane ve sağlığım el verdikçe duyarlı olmaya devam edicem. tüm bunlar ihtiyaç veya bir gereklilik değil manevi tatmin ve karakterinizin yansımasıdır. bazen sevdiğiniz insanlar için geri durabilmek ne kadar kıymetliyse, bir adım atabilmekte o kadar o kadar kıymetli…
ben her tekme yediğimde kalkıp gülümsemeye devam edemeseydim işlerim ras gitmezdi buna inanıyorum.
şimdi arkada hafif plağım çalıyor, yanımda köpeğim uyuyor bense bu notlarımı, yaşadıklarımı buraya dökerken her şey olacağına varıyor bilinciyle yaşadıklarımızdan daimi olarak notlarımız ve öğrenilerimiz olsun. şimdiyse sabah uyandığımda yoğun bir haftaya giriş yapacağımın bilinciyle üretmeye ve ilerlemeye devam. bir sonraki yazımda görüşmek üzere kendinize nazik davranın.
devamını gör...

canım babama

hayatta hep doğru, dürüst, şerefli ve mücadele dolu olmanın anlam ve önemini vurgulayarak bir kız çocuğunun okumasının çalışmasının ne kadar önemli olduğu bilinciyle beni birey olarak yetiştiren, dertleşebildiğim, akıl hocam, babam senin kızın olduğum için çok şanslıyım. varlığına…geçenlerde babama okuduğum içimi titreten can yücel’in şiiri;

hayatta ben en çok babamı sevdim
karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
çarpık bacaklarıyla ha düştü ha düşecek
nasıl koşarsa ardından bir devin
o çapkın babamı ben öyle sevdim
bilmezdi ki oturduğumuz semti
geldi mi de gidici hep hep acele işi
çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
atlastan bakardım nereye gitti
öyle öyle ezber ettim gurbeti
sevinçten uçardım hasta oldum mu
kırkı geçerse ateş çağrırlar istanbul'a
bi' helallaşmak ister elbet di mi oğluyla
tifoyken başardım bu aşk oy'nunu
oh dedim göğsüne gömdüm burnumu
en son teftişine çıkana değin
koştururken ardından o uçmaktaki devin
daha başka tür aşklar geniş sevdalar için
açıldı nefesim fikrim can evim
hayatta ben en çok babamı sevdim
devamını gör...

sözlük yazarlarının kişiliğini yansıtan bir fotoğraf

plağım, sade türk kahvem, bi şiir kitabı, kitaplığım, camı açtığımda yağmurla harmanlaşmış toprak kokusu anladın dimi
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anlatınca

anlatılınca çözümü olmayan şeylerin tekrara düşüp anlatmanın pekte önemide yoktur fikrimce..
devamını gör...

kırmızı ip teorisi


kısaca diyor ki: “birbirine kaderle bağlı olan insanların görünmez bir kırmızı ipi vardır. bu ip gerilir, dolaşır, uzar… ama asla kopmaz.”

modern yorum getirmek gerekirse..
psikolojideki karşılığı; güçlü bağlar zihinde kolay silinmez hatta yaşamımızı etkileyebilir.
yarım kalmış ilişkiler= kader hissi yaratır.
travma, yoğun duygu= ip kopmuyormuş gibi hissettirir. yani her kopmama kader değil, duygusal bağdır. gerçek “kader” hissi genelde huzurla gelir; kaygı, bekleme ve değersizlikle değil.
devamını gör...

sırt çantasıyla geçirilen bir ömür

16 ocak’tan beri yollarda olmanın nefis hissettirmesiyle bir ara tatilimi daha bana yakışan cinste yolların harmanında geçirdim.
son durak istanbul’du. yolda araç arzalandı şöförle kavga eden insanlar, jandarma ekipleri ve bursa gemlik yolunda geçen saatler eşliğinde zaten amaç varmak değildi, yoldu ve bunun keyfi deryasıyla arkadaşımla 2 buçuk saat kıkır kıkır güldük, tam o sıra muavim yolculara bir şeye ihtiyacı olan var mı diye sordu. o sırada tesettürlü bir genç kız seccade istedi ve aklıma aydın otobüs yolculuğunda yanımdaki teyzenin arkamda adam var kıbleyi sana çevirtip kılsam olur mu cümlesi geldi. neler neler dimi (sen su istersin, tuvalet molası istersin ama başkası da başka bir şey isteyebilir:) araç tamir edildi yola devam edildi. bahsettiğim flörtümle aramı düzeltirim düşüncesiyle ânlık basıp geldiğim istanbul tarifemde yani düzeltemedim hatta görüşemedik bile ama en azından ben denedim diyebiliyorum ve geriye kalan her şey anlamını yitiriyor. özetle denemenin sana hissettireceği her tatmin gün sonunda hiçbir şey yapmamanın yaşatacağı olası tatminsizlikten daha iyidir. bazı insanların bizleri teğet geçmesi ve olabilitesi olan durumlardan kıl payı dönebilmemin nimeti diyorum. evet minnet çünkü çok gizemli olan her insan biraz sıkıntılıdır hele ki bugünlerde… arkadaşımla ıspanak barda içip saatlerce konuşup oradan ıslak hamburger iştahıyla ve zekeriyaköy’e araba yolculuğu ışığında ertesi günü taksime geçip boydan boya istiklali yürürken ben sanırım alper ve ada’nın hikayesini anlamıştım ve burada sabahlayıp içebildiğim kahkaha tufanına girebildiğimin gerçekten gençliğimi ysşayabildiğim yılların ortasında olabildiğimi fark etmenin ötesinde ortaköy’den beşiktaş’a yürüdüğüm ağaçlı yolda sizler aklıma geldinizde sahiden ama bazıları da hiçte gelmedi ve varlığını hissettirmedi zihnimde salına salına yürürken harbi teomanın dediği gibi boş boş dolaşıyordum beşiktaş’taki beşiktaş iskelesine varınca girdim kitapçıya seçtim oradan ahmed arif hasretinden prangalar eskittim kitabını aldım. iskelenin üst katında kütüphaneye cam kenarına geçtim denize doğru bakıp şiir okudum sonra durdum ve insanları inceledim.
ben severim cebimde 10 tl varmış gibi hayatı yaşamayı. basit gezerken insanların yaşam biçimlerini izlemek ve farkındalığının güçlenmesi.. yolda yürürken yola mı bakarsınız yoksa sapık gibi apartman içlerinde insanların evlerinin dekorasyonuna mı?
ben 2.’sini yapmaya bayılırım insanın oluşturduğu toplumun arka planı veya yansıması gibi gelir bana o evin ışıkları ve duvarları… bir çok insanın sapıklık gibi algılayabileceği bir şey olmasına rağmen. iskele’nin oradan bu sefer başka bir arkadaşım aldı ve levent’e beraber yemek yemeğe gidip yine uzadıya sohbet ettik.. oradan beykoz’a geçip arkadaşımla bira, şarap ve kabak çekirdeği enerjisinde dolu dolu konuştuk. konuşma sırası o tarot baktı ben de kahve falı baktım ve bana dediği enerjin kuvvetli diyerek bana tarot kartlarını verdi ve bir denesene dedi. ben de denedim tarot yolculuğuna hoş geldin diyerek bana bi kart destesi hediye etti. ben bu kartlarla barışamadım ama bence bu senin için bir başlangıç olabilir dedi. halbuki ben fala inanma falsız da kalma mottosuyla hislerimi aktarmıştım ama arkadaşımın ondan bana bir hatıra bırakması da ne büyük mutluluk. deniz ve cami manzarasında geçen bir salon sohbetiyle kareli pijamasıyla aslında hala benim için değeri olan bir insanı hatırlattı ve yüzüme tebessüm yerleşti. nefis ve dinlenmiş gibi hissedebildiğim 3 saatlik uykunun ışığında yine düştüm yollara ufak tefek yan koltuğumdaki hanımefendilerle sohbet ettim ve otogara geldim. yaşadığım şehre işlerime anılarla dönmenin sevinciyle. en iyi hikayeler yoldayken çıkar. mütevazı yaşayın ve yolun keyfini sürün.. bir tebessüm ve merhabanın yaşamınıza katabileceği çok kapı vardır sevgiler.


cihan mürtezaoğlu- bir beyaz orkide/ bu arsız, kimsesiz, topraksız çiçek yüreğimde kor sürgün göğsüne bunu bana yapmazdın çiçek.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

oysa murad alamam. oysa akdan- karadan bilirim, payım bu kadar… unutmuş gülmeyi gözbebeklerim. unutmuş dudaklarım öpmeyi. incesu deresi, merhaba…
devamını gör...

yollara çıkmayı sevmek

neyin sağ duyum
neyin sol duyum olduğunu bilmemenin ötesinde
her inançta gölgede kalabilir ya esasen
yol vardır ama hep olmamız gereken
azı karar çoğu zarar gibi de değildir
yol yoldur.. balıkesir (burhaniye’de arkadaşımın anneannesinin yazlığında kaldık 2 gün keyifle ve lodoslu geçmesinin güncesinde arkadaşım istanbul’a gidecekti ben de rotayı değiştirdim ve onla istanbul yolculuğu yapıyorum.. kuzeniminde misafirleri var onda kalamayacağım ama dedim ki yolda bulurum ya kalacak yer. bugün dedim arkadaşımla ıspanak bar, taksim taraflarında vakit geçiririm, yarın da sabahtan başka bir arkadaşımla görüşeceğim zaten akşamında da arkadaşımda kalıcam gibi duruyor.
pazar günüde uçakla mı yoksa otobüsle mi döneceğim belirsiz. şuan ânı yaşıyorum ailemin haberi de yok beni balıkesir’de sanıyorlar bursa’ya vardığımda söylerim:))
kulaklığımı taktım yol şarkılarımı dinliyorum..
yollarda yeşiller var.. yağmurlar çok güzel cama damlıyor, akıyor. anne kızma bi kadıköy-beşiktaş vapuru yapıp geleceğim.

yollarda ve yolculuklarda hep gurbet etme hissi gibi yaşıyorum nedensiz nedenli yıllarda..

gonca gonca güllerini dere'm dedim, deremedim yollar uzak, sana haber ede'm dedim, edemedim halay halay çektim seni ağıt ağıt ağlarım felek "gurbet" dedi, vurdu yolu gurbete yazarım asri gurbet kesti attı sana gelen yollarımı gayri ben kimlere desem çare bulmaz, ağlarım oy beni, beni belalı beni gencecik yaşımda yandırdı beni


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güldük her şeye rağmen

geçtiğimiz günlerde yaşadığım farkındalık naralarında
ara tatilimin başlamasıyla aydın’a sevdiğim bir hocamın davetiyle çocuk cerrahisi ameliyatını izlemeye girdim. asistanlarla ve hocalarla keyifli bir yemek ve çay kahve sohbetleriyle günüm verimleşti
oradan istanbul’a geçtim uzun zamandır görmediğim arkadaşlıklarımı gördüm. geçtiğimiz zaman diliminde bir kapıyı net kapanmamla yaşamımda yeni bir kapı açılımı oldu biriyle tanıştım 3 buçuk hafta telefon numaramı vermedim ve sosyal medya üzerinden düzenli yazıştık ve görüntülü saygılı şekilde konuştuk. istanbul da yüzyüze güzel bir manzarada 5 saate yakın kahvaltı eşliğiyle çay kahve sohbeti yapıp birbirimizi tanıdık. hayatımda çok konuşan bir pozisyonda olmamla bilinirim masaya oturduğumda ilk defa bu kadar uzunca birini bölmeden dinledim ve tanımak istedim. güzel ve keyifli bir buluşmanın ardından o gece ben arkadaşımla tiflis uçağına bindim kendime verdiğim sözü ertelediğim her şeyi gerçekleştirmeye başladığımı söyleyebilirim. önce vizesiz ülkeleri gezmek istiyorum diyordum hep ve bunu bir süredir yapıyorum eylül ayında 4 vizesiz balkan ülkesi gezmiştim bu da 5. oldu.. tiflis seyahati çok anlık ama iyi planlanmış bir plandı. üniversite arkadaşımla çok keyifli bir 2 gece 3 gün geçirdik.. yeni bir ülke, yemekler, sokaklar, insanlar, tarihi ve kültürleriyle yaşamlanıp anlamlandık. şimdiyse oturuyorum ve bu yazıyı yazmak istedim, paylaşmak istedim kaç kişi okur veya kim beğenir hesabı yapmadan.. uzun zaman sonra keyifli olduğumu hissediyorum. bana her gün ben yazmadan yazan biri var, beni merak eden biri ve sonucu nereye varır şimdilik pek önemli değil. akşam annemle ve babamla gürcistan’dan getirdiğim şarabı deneyeceğiz ve peynir tabağı makarna eşlikçimiz olacak. aile çok kıymetli, yaşamda ânlar çok değerli. bize kendimizi iyi hissettirecek insanlarla ve ortamlarda olmakta esas olan.

teoman 17 benim ilk plağım ve 16 yaşımda almıştık uzun bir aradan sonra o plağımı koyup köpeğimle dans ettim. çektiğimiz acıların üstüne umarsızca o acıların üstüne yeni güzelliklere dans edebilme şerefine…

hoş ben bu yazıyı yazarken birde neler oldu orayı açalım ailemle şarap akşamında annemin benim üzerimde duyduğu kaygılar ve devir kötü algısıyla güzel giden bir flörtü etkisi altında kaldığım paronayalar yüzünden berbat ettim ama çabalayacağım olmazsa da önüme bakacağım çünkü bir kapıyı sert kapattığınızda öne çıkan fırsatlar olabiliyormuş artık bunu gördüm. bu az uyku uyuduğum gecenin sabahında şehirler arası otobüs yolculuğu yaptım. aydın’a hocamın yanında ameliyata katıldım sedyede yatan 3 yaşındaki elif’in elini tuttum o da sımsıkı tuttu güzel kirpikleriyle ve mimikleriyle bana güvendi ve öyle ameliyata bir nebze tebessüm ederek girdi. ben elifi unutmayacağım ama elif muhtemelen beni unutacaktır ama benim için nasıl bir kıymettir tarif edemem.. ben yaşamda her şeye rağmen hep devam edenlerdenim, imkan veya imkansızlıklara rağmen. omurgalı, dürüst ve kararlı yürüyerek… bugün bi hocam ameliyat sonrası nasıl döneceksin şimdi dedi. otogara geçicem dolmuşla ordan otobüs hocam dedim. vay be olacak olan insan belli oluyor imkansızlığa rağmen dedi. yani öyle galiba bir arabam yoktu ama henüz yoktu. istediklerimi hemen elde edemeyebiliyordum ama elbet bir gün elde edecektim. çünkü istediklerim arasında elde ettiğimi gördüğüm için yapacaklarımı da elde edeceğim gerçekleri de farkındaydım. bu satırlarımı kahvemi yudumlayıp kek yerken rüzgarlı hafif yağan yalpalayan günde yazıyorum. şahsen ben yalpalandım öyle çokta kolay değil. dışarıdan çok şaşalı bazı şeyler her şeye rağmen değil en çokta kendime rağmen. bu da beni inşaa eden gerçeklik olacaktı biliyorum.

okuduğum kitaptan bir alıntıyla bu yazıyı sonlandırıyorum;

bu kentte doğmuşluğum okumayı söktüğümde kırmızı kurdele takmışlığım bol yalpalı ilk sarhoşluğum var. gel de unut yığınla baharı, kışları, yazı ve saatli camide kıldığım ilk bayram namazı
devamını gör...

günaydın sözlük

pazar sabahlarını fevkâlâde romantize edebiliriz
miskince, pencerem hafif açıktı yağmur sesleri ve toprak kokusunu burnuma çeke çeke uyandım. yatağımı topladım hem ne demişler yatağını toplamayan hayatını toplayamaz ki öyle zamanlarda gerçekten hayatımı da toplayamıyor oluyorum genelde. kahvemi de yaptım camı kapadım malum serin biraz.. hafif bir kahvaltıyla kahve eşliğimde sözlük yazılarınızı okudum ve bir tanım da ben gireyim dedim. günün devamında çamaşırlarımı yıkayıp, markete çıkıp dönüp ders çalışacağım ve bu rutinleri bile romantize edebiliyorum evet yoksa hayat yaşanılamaz geliyor bazen.
devamını gör...

öğrencilik yıllarım

hangi bölümde okuduğunuza göre değişir
hayatınızın en iyi yılları da olabilir
en zor, buhranlı yılları da…
şahsen benim çok inişli çıkışlı ve buhran dolu geçti anlatsam dağ olur anlatmaya enerjimde yok
özetle; tıp okuyorum 2-3 haftada bir sınava giriyorum sürekli kurulum var, sürekli gerginim, sürekli sınıf geçme telaşım var. kendime verdiğim değer ne kadar ders çalıştığım ve sınavlardan kaç aldığımla ilgili oldu bir süredir. böyle sadece çalışıp yapan insanlar gibi geçiremedim şu fakülte yıllarımı. hep kaygı ve anksiyetelerle devam ettim ve ediyorum. şuan tıp 3. sınıfım ve kalmak istemiyorum, zaman kaybetmek istemiyorum bi an önce stajyer olmak istiyorum.
22 yaşındayım ve fakültede o kadar aklından şüphe ettiğim insanlarla okuyorum ki düzgün arkadaş çevresi vesaire bile yok..
ki ben sosyal bir insanımdır, insan ilişkilerim güçlüdür ama bu antisosyal kişilikler beni bile zorluyor. sürekli fakülte dışından arkadaşlıklar kurmaya çalışıyorum
devlet ekolündeyim her telden insanla beraber olmanın öğretileri de oluyor ama bu yılları özleyeceğimi sanmıyorum. mesela yurtta kalıyorum ve geçen hafta acillik oldum kalorifer ve sıcak su yoktu diye. eve çıkacak durumum da var babam hayat güllük gülistanlık değil biraz burnun sürtsün gibi deyimlerinin sonucunda yurttayım.. hep insan idare etmeyle geçiyor vaktim. kendimi bile zor idare ediyorum üstelik. bazen başka bi yerde başka bi noktada olsaydım nasıl olurdu diye düşünüyorum fedakarlık yapmaya çalıştığım çok şey var ve sürecin sonucunda sağlığımdan olucam diye endişeleniyorum bazen. bazen de sadece şunu diyorum; tüm bunlara değecek mi bi gün..
devamını gör...

bir devir daha kapandı

hayatınızda böyle konular var mı?
yıllarca kapatamadığınız dosyaları günü geldiğinde veya gecikmiş bir geç kalmışlık hikayesinin sonucunda çaat diye kapatmak. yani o sonun sizin elinizde olduğunu bildiğiniz ândaki teknik güç zehirlenmesi. bitti lan dediğim bu gerçekten sondu ama harbi bir sondu hissi. buradan dönüş yok hissini defalarca yaşasam da bugün gerçekten ben kendi hayatımda bir devri mutlak suretle kapattım. gün sonunda kendime çektirdiğim bunca acı paradigmasına baktığımda kendi doğrultumda düşüncelerimin bu birada emilmesi gibi bu geceyi dibine kadar yaşayıp bu hisle vedalaşıyorum. kafamızda idealize ettiğimiz her beden bir gün bitmeli yoksa sonucu oksuz bir meydan muarebesi olacak. aldığım her kararın, yaşam gidişatlarımın hangi konu üzerinden akış edebildiğini gördüğümde insanların hayatlarımızda nasıl defterler yaratabileceği gerçeğini acımsı bir izde fark ettim. acı ve bu bırakılan “iz” ile artık sahiden birini bu kadar yüce bir benlikte sevmeyeceğimi, inancımı bu kadar kökte tutmayacağımı artık söyleyebilirim. yaşanmış ve bitmiş tüm hikayelerde en gerçek noktaya kendi özünüzde olan tüm tutunmalar esas olacaktır. kendime tutunabilmem için tüm bu hiçlikleri kapı duvar yapmak kendim için yapacağım en büyük geçit ve en büyük iyilik olacaktı. acı ama gerçek bir bilgi bırakmam gerekirse birinin gözünde obje olduğum gerçeğini kabul edebilmem yıllarımı aldı.. üstelik artık kabul ettiğimde öyle olmadığım gerçeğini alıp kendime daha fazla saygısızlık yapılmasına tahammül naram kalmadığı için o kapıyı sonsuza kadar kendim için kitledim. 2026 yılı veya sonraki kalan yıllarım için.. 22 çok taze bir yaş ve geçtiğim 6 buçuk sene tek bir insan üzerine idealize edilmiş beklentilere girip kendimi hasta ettim. şimdi düşünüyorum da biz izin vermediğimiz sürece kimse bizi sarsamaz da
bu yaşadığım her hisse ben müsade vermişim farkındalığıyla bu kadar emek verdiğim bir duyguda güzel bir yapılanma olmayacağını kazançlı çıkamayacağımı anladım. bu histen kazançlı olduğum acı deneyimlerim oldu ve şunu diyebilirim bir daha kimseye bu kadar derin hisler besleyebileceğimi sanmıyorum istemiyorum da açıkçası. eğitim hayatımın devamında güzel sonuçlar alıp, kendimi sosyal anlamda ve akademik anlamda geliştirmeye ve ileriye taşımaya devam etmeye çalışacağım. uzun bir süre daha bir ilişki taşıyabilecek boyutta değilim ve kendimle yüzleşmeyi bu kadar kapanması gereken bir konuyu yıllarca kapatamadığım için de kendimden özür diliyorum. kendimi bağışlıyorum.. bunca yazdığım yazının da sadece yoğun odakta bir konuyu içermesi buhranını görme farkındalığıyla yeni olan her şeye açık olduğumu artık kendim için kendime vurguluyorum. simoshi sevdiğin kadar sevileceksin sana söz veriyorum.
devamını gör...

genç kızların evlilik merakı

bu düşüncede olan hemcinslerime önce eğitim, sonra meslek, en son evlilik diyesim gelir
bazı şeylerin sırası zamanı var bilincini önemseyenlerdenim. kendi atınız olsun kızlar. önce kendi ekonomik gücünüz. genelde baba sevgisini doğru oranda alamamış kızlarda gözlemlediğim bir durum bu. yani elbette herkesin seçimleri farklıdır ama seçimlerimizin de bedelleri ağır olabilir. bazı şeyleri iyi ön görebilmek ve fizibilite etmek gerekiyor. kızlar erken olgunlaşır tabirine ben pek katılmayanlardanım. insanın gençlik yıllarında kendini besleyebilmesi ve farkındalığını, bilincini yüksek tutabilmesi esastır.

“mustafa kemal atatürk’ün dediği gibi; kadında süslenme; ışıkla, bilgiyle, kültürle ve faziletle olur.”

umarım bu yazdığım yanlış noktalardan anlaşılmaz sevgiler.
devamını gör...

mezarlık film


her şey, vücut bulduğu köklere geri döner, bedenimiz toprak olur, kanımız su, ısımız ateş, soluğumuz hava. ahenkle doğanlar, ahenkle ölürler… peki ya zihin?
devamını gör...

hayatta en lezzetli şey iyi bir vedadır

nejat işler’in socrates dergi de konuk olduğunda orada geçen başlıktır bu. iyi ayrılabilmeyi bilmek, yıkıp dökmemek gerekiyor en çokta kendimiz için. peki kaçımız bunu yapabiliyor? kaçımız lezzetli bir vedayla, sakin bir kapanış yapabiliyor?
lezzetli iyi bir veda içinde stratejik olmak gerekiyor gibi geliyor bana bazı vedaları iyi beceremedim gerçekten. vedalaşmayı hiç sevemedim, sevmedim.
devamını gör...

birbirine veda edemeyen insanlar yeniden karşılaşırlar

bu başlık üzerine uzun uzun yazmak isteyen insanları şahsen okumak isterim ziraa bu tartışılmaz bir gerçektir.
devamını gör...

nuri bilge ceylan- iklimler

filmde isa karakterine nuri bilge ceylan,
bahar karakterine ise eşi ebru ceylan hayat veriyor.

konuyu en temelden şöyle ele alırsak kadın- erkek ilişkisini en yoğun ele aldığı film diyebiliriz fikrimce.
bir erkeğin ilişkiyi yönetemediği bir senaryoyu ele almış ve narsistle ilişkiyi yakın örnekten anlatıyor..
bahar sanat yönetmenliği yapıyor, isa da bir akademisyen
adamın bilmezliği
kadının bekleyişleri ve umuduyla bu iki ayrı iklimdeki iki insan sevgili. ortada bir aldatma durumu var önceden olmuş ve devamı gelmiş bir konu serap
bahar ya bu aldatmayı sineye çekip isa’yı affedecek ya da tökezlemiş ilişki daha da sarsılmadan komple bitecek. ilişkide ilk mesafeyi isa koymak ister “bir süre yalnız kalmayı denesek nasıl olur” cümlesiyle kendiyle konuşur, ayrılık konuşmasını doğru düzgün yapamaz.
ilişki biter, isa’nın hayatında artık bahar yoktur ve isa kendi yalnızlığına döner. kitap evinde serap ve sevgilisiyle denk gelir orada serap’ın yalnız yaşadığını öğrenir ve akşamında serap’ın kapısına dayanır. ikili arasında yoğun ölçek bir cinsel gerilim hakimdir. sonrasında serap ve isa arasında bir sevişme sahnesi var ama sahnede bir aşk, arzu, tutku yoktur tamamen bir kafes dövüşü sahnesi izliyor gibiyiz. isa aslında tam da serap gibi birine layıktır çünkü serap’ta kendi ilişkisine ihanet eden bir karakter. tencere kapak misalidirler.. serap ve isa ikinci buluşmalarında isa’nın kafası her zaman olduğu gibi karışmıştır, serap sevgilisinin aldığı elbiseyi giyiyor ve isa’yla şarap içiyorlar. serap sevişmek için isa’ya imâlarda yapıyor ama bu sefer isa istemiyor. serap’ta bir yasak elma, etkileyici, anlık haz tadı alırken, bahar’da bir masumluk, zariflik gözlemleriz ve iş arkadaşına sömestrda sıcak bi yerlere gideceğim diyen isa tam tersini yapıp görev için ağrı’ya giden bahar’ı geri kazanmak için yanına gider. kadını uzaktan gözler bahar’ın kendi ayakları üzerinde duran, hayata devam edebilen halini görür, yakınına geldiğinde otobüste onu ağlarken yakalar ve orada isa kendi egosunu okşar. o sahne de isa ben çok değiştim, eskisi gibi değilim der çocuk çoluğa karışmak istediğine dair bir sürü cümleler vaad eder. bahar dayanamaz o gece isa’nın kaldığı otel odasına gider isa’yla barışır. o an isa için bahar bitmiştir çünkü isa hedefine ulaşmıştır. sabahında otobüste seninle nereye olsa gelirim diyen erkek gecesinde istanbul’a döneceğini söyler..
film için bir söyleyişide nuri bilge ceylan şöyle diyor; “bence erkek dünyadaki en zayıf yaratıktır; özellikle de eğitimli erkek. her zaman bir şeylerden korkar.”

filmde isa yeri geliyor çekmeceyi yastık olarak kullanıyor genel hali tavrı değişime, ılımlaşmaya kapalı bir profil.

bahar ise adı gibi çiçekler açan bir karakter geleceği daha umut dolu. isa geldiğinde tekrardan o yanılgıya düşüp isa’ya şans vermezse ve yoluna devam ederse bahar için gerçek aydınlanma ve çiçeklenme o zaman başlayacaktır.

isa gibi insanlar karşı taraf isteyince istemez ama karşı taraf istemeyince ister.
isa gibi insanlar insan ilişkilerini, ikili ilişkilerini, hatta cinsel ilişkilerini bile eline yüzüne bulaştırırlar.

aile ziyaretleri kısadır, annesi biraz daha kal der
babası sadece bir bakışla güler çünkü oğlunun ne ve nasıl biri olduğunu çoktan anlamıştır. isa doçentlik tezini bile teslim edememiş, hayatında tamamlaması gereken işleri tamamlayamamış, erteleyen, öteleyen bir karakterdir.

nuri bilge ceylan filme dair şu sözleri sarfeder;

bence erkek belli bir yaşta kendisine merak duymaya başlar. kendini daha iyi tanımak ister; kendinden memnun olmaz, bu yüzden kendini belli koşullara ve insanlara atar ve bu çarpışma sayesinde kim olduğunu anlamaya çalışır. bazen kendisi hakkında bir çok sorusu vardır ve eğer bir kadınla birlikteyse, kadının kendini daha iyi anlaması yönünde bir engel olarak görmeye başlar. potansiyel dolu, olasılıklarla dolu bir hayat görür ve bunun gibi şeylerden dolayı kızdan kurtulmak ister ama bu ayrılıktan sonra gerçekle yüzleştiğinde dünyanın bu kadar olasılık ve potansiyele sahip olmadığını anlar. sonra filmdeki gibi kız arkadaşının formunda “masumiyeti özlemeye başlar.”

isa, bahar’ı kendini gerçekleştirmekte bir engel olarak görmüştür ama gerçek şu ki bahar bir çabalayan, bir emekçidir, yol açan, ışık tutandır, etrafı güzelleştirendir. bu filmde bahar’a üzülüyor, isa’ya öfke duyuyoruz. isa gibi insanlar hep bir huzursuzluk, hep bir sabote etme çabasına girerler.

ilk sahnelerde yaz sonrası sonbahar ve kış
bahar mevsimi gelmedense film biter.
özetle isa gibi insanların hiçbir zaman hayatında çiçekler açmaz, kuşlar ötmez onların mevsimi kış, kıyamettir. bahar karakteri bu kışı atlattır, kendine göre bir insan, iklimine göre biri mutlaka bulacaktır ama isa için bu durum öyle seyrolmayacaktır. hayatta en çok korkmamız ve en uzak durmamız gereken insan tipi ne istediğini bilmeyen, maymun iştahlı insandır. böyle insanlar size vaad verir ama kendini gerçekleştiremez çünkü kapasitesi bunu gerçekleştirmeye yetmeyecektir. film hakkında geçen sene bu zamanlar görüştüğüm bi çocukla üzerinde konuşmuştuk çocuk bu karakter bana çok benziyor demişti o kendini görmüştü ben ise tek bi kişiyi görmüştüm o da hiç gerçekleşmeyecek bir ihtimalimdi.
devamını gör...

seni sevdi ama seni yaşayamadı

seni sevdi ama seni yaşayamadı veya seni sevdi ama seni taşıyamadı ne demek veya ne şekilde yorumlamak istersen.. sevecek kapasitesi var ama gelecek, gösterecek gücü ve kapasitesi yok. ne acı dimi? insanların açamadığı özel dosyaları vardır, o dosyaları kirletmemek için hep başka dosyaları kurcalarlar..
devamını gör...

22 yaşın çok çabuk geçmesi

alıntıyla başlayıp sonrasında kendi hikayemle devam edelim bu satırlara…


"bazı şeyler çabuk biter. sigara çabuk biter, çay, alarm kurulmuşsa uyku, bitmesin isteniyorsa yol. yarısında yakalamışsanız sevdiğiniz o şarkı çabuk biter. sarılmış izliyorsanız film, hızlı yaşarsanız ömür, çok severseniz aşk... çabuk biter..."


özetle; geçtiğim 21 sene nasıl geçti bazen şaşırıyorum
geçmez, bitmez dediğim ne varsa son buldu
geriye hissettirdiği anılar kaldı. hafızamda hatırlayamadığım her buğulanmış ânı, gölgesiyle dans etti gölgemde ve gölgelerde.
22 aralık doğum günümdü aile fertlerimle güzel bir akşam yemeğine çıktık, güzel hediyeler açtım, sarıp sarmalandım.. bugün okuldan sevdiğim arkadaşlarım pasta aldı üfledim sarıp sarmalandım. arkadaşımla spora gittik, sarıldık çevremde o kadar sarıp sarmalayan değer verdiğini hissettiren pırlanta insanlar var ki.. peki ben neden bazı insanları hala merak ediyorum, sanki yolu gözlüyor gibi neden gidenin arkasından bi bakma ihtiyacı hissediyorum
zaman zaman neden dikiz aynasına bakıyorum?
ne kadar yol kattettiğimi görebilmek için mi?/ nerden geldiğimi unutmamak için mi?
yaşamda bazı fiziksel anlamda ölümün kenarından döndüğüm anlar yaşadım.. ailemle gün sonu hep şey dedik daha yaşanacak güzel günlerim varmış..
şöyle örnek vereyim bu fiziki durumları;
bi deprem oldu şans eseri âniden 1 gün önce şehir dışına gittim, bi savaş oldu o ândan 2 hafta önce kendi ülkeme döndüm şans eseri orda değildim
sporcu arkadaşlarımla turnuva için otelde kaldım
3 sene sonra o otelde sporcu turnuva için gelen kızlar depremde enkaz altında öldü, bi bıçaklı saldırı oldu şans eseri 2 saat önce oradan ayrıldım

belkide böyle daha çok vardır da ben farkında değilimdir..

yaşamda al canımı diyeceğim hisler yaşadığım her hissin altından bi noktada kalkabildim. her yapayı, her yapmayı, her gerçekliği ezebildim.. yürüdüm, devam ettim. devam etmekten başka seçeneğim olmayan çok gün oldu. her sahte gerçeklikle yüzleştiğimde manevi olan her geçmişi daha çok özledim. bana saf hissettiren her tüneli daha çok seçmek, daha çok dönmek istedim. döndüğümde ben o tünellerin radarlaştığını ve kendi hayatlarında kazalar yaptığını gördüm.. o radarlaşmış noktalarda kaza yapmış insanların hayatlarına dalıp o kazada yan yana olmayı seçmek bir nevi gerçekleşmemiş bir intihardır. bu yüzden de belirsizlikte bir seçenektir ölmemek adına.
2026’ya bu ağırlıklarımı götürmek istemiyorum
22 o kadar taze bir rakam ki.. benim gibi 2 rakamını bu kadar uğurlu bulan 22.12 doğumlu bi kızın 22. yaşında bazı noktaları ex edebilmesi esas olacaktır. 2025 çok zorlayıcı, ağrılı sancılı, dönüştürücü bir seneydi ama kesinlikle çok kötü bir seneydi demem bana iyi davrandığı yerler oldu. bi’ kere sınıfta kaldığım bir senede kulüp başkanlığı yaptım güzel etkinliklerin yanında güzel insanlar tanıdım, bi’ daha sınıfta kalabilme riskim varken çok kıymetli hocalarım ve arkadaşlarımın desteğiyle devam edebildim, 4 ülke gezdim, sayısız tiyatroya gittim, operaya, konserlere, kampa gittim. biten her yaşananın ardından yaşanan her buhranım, her sevincim, her kızgınlığım, öfkem, hayal kırıklığım beni yıktı yıktı yıktı, yonttu, vurdu, kırdı, biçti, yapılandırdı. nasıl bir bina inşaa ediliyorsa, bir insan inşaa etmekte kolay değil. insanın kendini inşaa edebilmesi hiç bitmeyen bir süreç. bir binayı tamamlarsınız peki ya bi insanı?
oldum diyen insan var mıdır? olmak nedir veya ne değildir? biliyorum bir dönem inandığım çok hayal, gerçekleşmiş çok duam var. bugün beni burada olduğum noktada olmamı sağlayan kelimelerimdi, eylemlerimdi.. gerçekleşmemiş dualarımında mutlaka bi’ sebebi vardı.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim