simoshii yazar profili

simoshii kapak fotoğrafı
simoshii profil fotoğrafı
rozet
karma: 3328 tanım: 118 başlık: 75 takipçi: 80
hey there i am using whatsapp

son tanımları


bir idealizasyonun sonu

kaç sondur kaç bitiş çabasıdır bilinmez ama yine de yazmak yumuşatır belli ki… attilâ ilhan belli ki anlamış bizleri de bu şiiri yazmış. denedik abi denedik o karanlığa girmeyi, biraz çirkin olabilmeyi, o trenlere binmeyi ve daha nice seferlerde yer edinmeyi asla da yer bulamadık ya esasen almadılar be bizi. almadılar yanlarına hep uzak tuttular. uzak ve en uzak…

aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan istemiyorum benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün dağıtır gecelerim sarışınlığını uykularımı uyusan nasıl korkarsın hiçbir dakikamı yaşayamazsın aysel git başımdan ben sana göre değilim benim için kirletme aydınlığını hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim ıslığımı denesen hemen düşürürsün gözlerim hızlandırır tenhalığını yanlış şehirlere götürür trenlerim ya ölmek ustalığını kazanırsın ya korku biriktirmek yetisini acılarım iyice bol gelir sana sevincim bir türlü tutmaz sevincini aysel git başımdan ben sana göre değilim ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim sevindiğim anda sen üzülürsün sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş uzak yalnızlık limanlarına aykırı bir yolcuyum dünya geniş büyük bir kulak çınlıyor içimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş sakın başka bir şey getirme aklına aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan seni seviyorum
devamını gör...

kendime dürüst bir yerlerden

kendime dürüst bir yerlerden yazıyorum bunu belli ki ihtiyacım da var
kendini tuttuğun kısır döngülerde mutluluğa erişebileceğini mi sandın?
kazandıklarının yanında “kaybetmen” gereken şeylerin olduğunu ne zaman idrak edeceksin?
sandığın şeylerin sandığın kadar gerçek olmadığını ne zaman anlayacaktın.. bazı insanları neden dinlemek istemedin veyahut neden kendini, özünü inkâr ettin?
bitirmen gereken konuları neden bitirmekte zorlandın?
kestirip atman gereken durumları kestirip atamayıp
neden çok güzel şeyleri yarıda bıraktın?
bunlar esasen benden bana cümleler.. sizlere de dokunsun isterim ben bu girdiğim tanımlar ve paylaşımlarda kapatamadığım konulardan bahsederken.. kapatmam gerektiğini kişilerin kendisi vurgulaya vurgulaya hatırlattı. yıllarca kafamda yaşadığım, yücelttiğim insan beni bir kaç cümlesinde bez parçasından farksız hissettirdi ve ben şunu anladım ki kimseye bu kadar değer vermemem gerekiyordu. dilerim hiçbir kadın arkadaşım şu cümleyi işitmez; benden bir şey bekleme biz sadece seninle yatıcaz.. (hatta bunun daha kaba versiyonu)
ben o cümlenin altında ezildim. elbette irademi bozmadım ama ne zannetmiştim ki dedim kendime
aslında kişiler hep öyleydi bizler çok farklı senaryoların olmasını istemiştik.. ben dün o mesajları okuduğumda bana mesaj atmayı bile değerli görmediğini anladım. yani sadece onun için boşalma aracı olabilecek bir konumdaydım. sorunu kendimde ararken sorunun pekte ben olmadığını anlamam uzun sürmemeliydi ama uzun sürdü. yıllarca da kendimi suçladım. sonra bu mesajların üstüne düşünürken.. bu kadar yüzeyselliği kaldıramayacağımı da biliyordum. ahımı yaşayıp yaşamaması da önemli değil artık. kendimden hep emindim. sevdim abi neyi sevdiğimi bilmeden sevdim.. idealize ettim sonu hüsran ve hayal kırıklıklarıydı.. demem o ki boşver işte. yani boşverilecek gibi durmayan her şey bile zaman aşımına uğramak zorunda. gerçekten kalbim kırılmıştı ama zaten bilerek yaptı. bazı şarkılar vardır ya sizi çok uzaklara götürür, yolculuklara çıkartır, dalıp gidersiniz bir boşluğa ben o şarkılara tutunmuşum. ufak ânlara ve anılara hatır biçmişim ve ihanet etmemişim. şimdi düşünüyorum da kim bilir kaç duygumla yapayalnız kaldım. seni hiç affetmeyeceğim kafamda da bu senaryoyla barışmayacağım. nefrette bir duygu biliyorum ama senden gerçekten nefret ediyorum. senin için ağladığımda gözlerim kan çanağı gibi oluyor ve ben senin için ağlayabilmek bile istemiyorum. senin de canın yansın bazı insanlar hakketmiyor arkadaşlar bunu asla unutmayın.


kaygılı dostlar hiçbiri görmez bu gözlerden acısı da sen yine dindiren de seni düşünmek bu sabaha seninle uyanmak isterim de elimden ne gelir gördüm ki elin başkasının elinde kulağımda sesin, ah söyle neredesin imkansız bir yer mi yasak mı bana her gün daha buruk yorgun bir mutluluk bu aşık olmak sana uzaktan her gün daha soluk şu kalbim bir yol buldu hep aşık olduk sana uzaktan
devamını gör...

ölmek

filistinli şair mourid barghouti nin şiiri.

yataklarımızda ölmek de iyidir
temiz bir yastıkta
ve arkadaşlarımızın arasında.
bir kez olsun
ellerimiz göğsümüze kapanmış,
boş ve solgun,
çiziksiz, zincirsiz, bantsız
ve belgesiz ölmek iyidir.
temiz bir ölümle ölmek iyidir,
gömleğimizde deliksiz
ve kaburgalarımızda delilsiz.
yanağımızın altında kaldırım taşı değil, beyaz bir yastıkla,
ellerimiz sevdiklerimizin elleri arasında,
çaresiz doktorlar ve hemşireler etrafımızda,
arkamızda zarif bir vedadan başka hiçbir şey bırakmadan,
tarihe aldırmadan,
dünyayı öylece bırakarak,
bir gün bir başkası onu değiştirir diye umarak
ölmek iyidir.

ıt’s also fine to die in our beds
on a clean pillow
and among our friends.
ıt’s fine to die, once,
our hands crossed on our chests,
empty and pale,
with no scratches, no chains, no banners,
and no petitions.
ıt’s fine to have a clean death,
with no holes in our shirts,
and no evidence in our ribs.
ıt’s fine to die
with a white pillow, not the pavement, under our cheek,
with our hands resting in those of our loved ones,
surrounded by desperate doctors and nurses,
with nothing left but a graceful farewell,
paying no attention to history,
leaving this world as it is,
hoping that, someday, someone else
will change it.
devamını gör...

ıskaladığımız duraklar

yaşamı adeta bir ıska durakları gibi yaşarken
her şeye yetişip bir şeyi ıskalamanın verdiği bir hüzün de denebilir. asla erişemediğiniz, erişilmesi zor duvarların olduğu bu nüanslarda bilmeliydin veya bilmeliydik veyahut bildiğimiz ama kaçtığımız bile isteye ıskalanan duraklardı. yaşanabilecek veya olabilesi olan bir potansiyelin olamayışını gördüğümde solgun bir beyaz gül dokunmuş veya kırmızı acı taze gül kurusu hissiyatıyla..
arife günü o sınava girerken böyle düşündüm
ayvalıktan ailemle geçen bayram günlerinde böyle düşündüm. öz ve kişisel bakımımı yaparken böyle düşündüm. arkadaşlarımın doğum gününde o masada yalnız olmadığım hâlde gülüşen çiftleri görürken ve onlar adına sevinirken de esasen ben kendi hayatımda bunu hep ıskalamışım veya ıskalayacakmışım gibi hissediyorum. hiçbir gerçekliği kabul edemeyip bir umut köşesi yaratılmışça bir yerden inanın güneş doğdu avuçlarımda veyahut bir tutam hayatı sığdırdım ellerimde… bana sorma ben anlatamam diye çığlık atarken uzun bir yoldan geldim arkamda katedilmiş ve benle sırtlanmış bir yol ve katetmemiz gereken bir hayat var önümüzde. kendisini hatırlatan insanlar bizde yoğun sancılar yarattı. seslerine yabancılaştık, yüzlerini göremez olduk. bizlerse hep ulaşılabilir, hep açık hep seçiktik. ıskaladım o otobüsü bay kaptan!
bu bir metin ve ayşe hikayesidir ya esasen
birbirini tamamlayamayan iki insanın hikayesi
olamayışların hikayesiydi bu kaptan
metin ayşeyi sevdiyse bile
ayşe hiç bilmedi
ayşe metini çok sevdiğini bas bas bağırdı
metin kızımız ayşe’yi kaçarak sevmiş..
bir ömür kaçmış bu kızdan bay kaptan.
hikayede esasen buymuş ya varamamışlar hiçbir yere
metin süreci istemiş
ayşe uyum sağlamaya çalışmış
ayşe yorulmuş.. sonuç istemiş
metin hep sonra sonra demiş
bir gün ayşe’nin bahçesindeki otlar, çiçekler solmuş
ayşe çok beklemiş ama metin hiç gelmemiş..
böyle bi senaryo 2 seçenekle bitebilirdi
ya metin kendine göre risk alıp ayşe’ye gelecekti ama muhtemelen çok geç olacaktı (ayşe bir yelkende çiçek açmış hayatını kurmuş olacaktı)
veya metin ve ayşe birbirini tutup, seçip mutlu olacaklardı
ayşe hep 2. ihtimale tutundu. ama 2. ihtimal hiç gelmedi.. gençliktir, toydur diye diye metin’i sıvazladı. ayşe yıllardır uyku bile uyuyamıyordu, yıllardır geçirdiği kaşıntıların haddi hesabı da yoktu, yıllardır stres altında eğitimini inşaa etmeye çalışıyordu.
bu tarz hikayelerde metin gibiler ayşe gibi kızların içindeki kıvılcımı ateşler ve aleve döndürür..
ayşe gibi kızlar gün gelir başarılar elde etseler bile ne için olduğunu anlamadan sürekli başarmaya devam ederler çünkü bu kızlar bir şeyleri kazanırken aslında sadece ‘bir şeyi’ bilinçaltlarında kazanıyorlardır. kısmi dopamin dediğimiz veya diyebileceğimiz bir bakış açısında.. ayşe gibi kızlar sizlere sarılıyor ve sizleri anlıyorum. metin gibi erkekler sizlere de sarılmayı tercih ediyorum içinizde çok büyük bir yetersizlik nüansıyla cebelleşip en çokta kendinizle dövüşüyorsunuz ya aslında. ah metin ve metin’ler pastanede oturduğunuz o loş sohbetli kadını bile isteye kaybetmek istediniz.. sizi anlamak istemiyorum.
devamını gör...

14 mart tıp bayramı

bizlere verilen ilk derstir; primum non nocere
yani “önce zarar verme.” biz bu ilkeyle tıp fakültesi yıllarımızı geçirirken.. bol uykusuz geçen gece-gündüz ve emek dolu günler, seneler yaşarız. bir beyaz önlüğü taşıyabilmek o steteskopu takabilmek kolay iş değildir biliriz. üzerimde emeği olan ve olmaya devam eden tüm hocalarımın ve arkadaşlarımın 14 mart tıp bayramını kutlarım.

şimdi size kendi yaşadığım günün özetini anlatayım; uyku bozukluğum var uzun zamandır.. uykusuzca kahvaltımı yaptım, gittim öğrencilerime ders verdim, geldim biraz dinlendim bu süreçte yazan ve arayan bazı kişiler oldu. işin enteresan yanı aile fertlerim arayıp yazmadı mesela. annem güzel yemek hazırlamış sadece… babam ciddiye bile almadı mesela çokta fazla ki o genelde pekte ciddiye almaz kendi dışı veya kendi gündemi gibi olmayan konuları. yaş ilerledikçe de böyle oluyor sanırım.. aileniz bile sizin yaşamınız hâline gelen durumlara duyarsızlaşabiliyor. neyse velakin annemin yaptığı yemeklerimi yedim, çayımı içtim. şimdi geceyi sabah etmem gereken konular var mesela daha fazla çalışmak üretmek gibi… en iyisi ben çayımı koyup devam edeyim. ziraa kendim için çabalamam gereken çok konu var.
devamını gör...

13 mart 2026

ilber ortaylı’nın kitaplarıyla büyüdüm, yemek yerken bile onun katıldığı söyleyişileri açar izlerdim keyif alırdım. geçen yaz izmir kemeraltında annem kendisiyle karşılaşmış kızım tıp okuyor sizi çok sever sıkı takipçiniz demiş ve görüntülü aramışlar bana ulaşamamışlar.. ilber hoca selamlarımı iletin, tıp fakültesi hayatında ve meslek hayatında başarılar diliyorum sevgiler demiş bol tebessümüyle.. uğurlar olsun hocam. varlığın türk varlığına armağan oldu. devrin daim ola.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kesinlikle inandığım propagandalar

-sana ait olan seni bulur
-insanların her tavrı, her düşüncesi bizimle ilgili değil
-güneş yerindeyse her şey yolunda olmayabilir
-kafanı kurcalayan hiçbir şey sana netlik vermez
-hızlı başlayan her şey hızlı biter
-hayatta yaşanan her şeyin bir anlamı var
-aşk başlatır sevgi, saygı varsa devam eder
-geçinmeye gönlü olan insan geçinir
-sana saygı duyulmayan hiçbir ortamda durmamalısın
-mesafe=sınırdır ve sınırlar gerçektir
-seni üzmüş insan yoktur, sen buna izin vermişsindir
-kimseye kendini tam açma, oradan vurulursun
-ne kadar para kazandığını asla söyleme
-başarılıysan ve bunu biliyorsan söyleme
-mesleğin ve işin iyise dillendirme
-onaylanma ihtiyacı yüksek insanlar sosyal medyada hep görünür olmaya çalışırlar
-baba sorunu yaşayan kızlar- hep yanlış yollara sapar
-annesiyle sorunlu olan kızlar muhtemelen kadın olmayı çok çarpık öğrenmiş kişilerdir
-babasıyla sorunu olan erkekler narsist ve aşağılık kompleksi olur çünkü hep koşul üzerine yetersiz yetişmişlerdir
-annesiyle sorunu olan erkekler muhtemelen doğru kadına yanlış yapacaklar veya kadın diline dair empatiyi çok geç keşfedecekler
-babasıyla arası iyi olan bir kızın ayakları hayatta yere daha sağlam basar ve kendinden emindir
-annesiyle arası iyi olan kızın doğru/yanlışı ayırt edebilmesi ve seçmenin ne demek olduğunu bilmesi daha olasıdır.
-her ikisiyle de arası iyi olan kızlar aile denilen kavramın içinde büyümüşlerdir ve kendi yaşamlarında da kuvvetle muhtemel bunu inşaa etmeye çalışacaklardır.
-insan ilişkileri tıpkı bir meyve gibidir ne ekersen, onu biçersin.
-bir günaydın, bir iyi akşamlar, kolay gelsin ifadelerinin anlamı ve önemi sandığımızdan daha anlamlı ve büyük olabilir.
-öğretmen, işçi, doktor, hukukçu bunlar her zaman toplumda başka bir noktadadır
-bir erkeğin adam olduğunu kadınlara davranışından anlayabilirsin.
-zengin olan insan gösteriş yapmaz
-insanlar değişmez zaman içinde maskeleri düşer
-hiç kimse hayatına tesadüfen girmez
-gözler yalan söylemez ama sözler çok kez yalan söyler
-doğum günleri önemlidir
-kalbin güzelse yüzüne yansır
-her olay bizimle ilgili değil
-her şeyi kontrol edemeyiz
-bazı şeyler olacağı varsa olur olmayacaksa olmaz
-zorlamalarla hayat geçmez
-karma gerçektir
-kız çocuğu sevindirmenin hayatta farklı bir hissi vardır
-şarkıların ait olduğu ânlar vardır
-koku hafızası gerçektir
-bir kapı kapandıysa bir sebebi vardır
-değer verdiğini göstermek, o kişiyi kaybetmenin
ilk adımıdır.
-bir insanla aranı bozan ilk sebep aslında ileride yaşayacağın ayrılığın sebebidir.
-ve son olarak her ne kadar günümüz dünyasında iyilerin kaybettiği kötülerin kazandığı bir dünya bize yansıtılsa da bilirim ki adalet geçte tecelli etse iyiler bir gün mutlaka gâlip gelir.
devamını gör...

kaba oyalanmalar

masumiyet müzesi dizisini elbet izleyenlerdenim
ben de. üstelik diziyi bitirdikten sonra affaladım ve
o gece boşluğa düşüp bir podcast bile kaydettim kendime.

bir kaç beni vuran replik vardı;

aşk acısından kendini asan fransız şair gerard de nerval, hayatının aşkını sonsuza kadar kaybettiğini anlayınca hayatın bundan sonra kendisine kaba oyalanmalar bıraktığını söylüyor.


hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.

o cümlelerin kuvvetini içimde hissetmenin ötesinde yaşamda derin ve kaba oyalanmalar yaşadığımı hissettiğim çok günüm oldu. aslına bakarsanız yaptığım farklar, edindiğim başarılar veya başarısızlıklar arasında da tüm devam edebilmenin ötesinde “kaba oyalanmalar” yarattım. yıllardır aşk dıygusunu hiç hissetmemiş olmanın gölgesinde kimselerle de bırakın ilişki kurmayı flörtü bile beceremedim. hayatımın en mutlu ânı denilen kısmıda yıllar önce paket edip bırakmış veyahut bırakılmış gibi hissediyorum üstelik hâlen. kimseyi ve hiçbir oluşum veya durumu suçlamıyorum da. böyle olması gerekti ve oldu. aşık olabilmek isterdim doğrusu hele ki karşılıklıysa.. ama yaşam bana duygularımı bile ölçülü ve kararlı yaşamamı öğretti. çünkü bilirdim ki duygumun fazlası bile bana hazin bir son ve gözyaşları getirecekti. üstelik tanıdıkça ve bilir olduğum bir taraftı bu. demem o ki çok gözyaşım vardı, gözyaşları oldular bugünlere yansıyan.. güldüğümde belirginleşen durduğumda belirginleşme aşamasında olabilecek kazayaklarım vardı. ifadesiz kalmadı yüzüm, hatlarım, her duygum benimle derinleşti ve anlam buldu yüzümde. öteden beri gerçek bir şeyler hissedebilmeye ihtiyacım var. çünkü ben hep gerçek yaşamaya çalıştım en her şeyi, en olduğu gibi.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının en sevdiği yazar

veya yazılarını sevdiğiniz yazarlar söyleyin de ben de keşfedeyim sevgiler.
devamını gör...

uyutmayan şeyler

süresi dolmuş mâtem ettiğimiz düşüncelerimiz.. ellerim karıncalandı bu gece uykusuzluğumda boğuldum gibi hissettim. ne olsa mutlu olurum ne biter ne eder diye diye nitelendiremediğim hiçliklerim var. nefretleriniz çok güçlüymüş çok ve çok ya hani.. hiç anlamadım üzgünüm gururum ve gurursuz gururlarınızın nâralarını ben anlamadım ve anlamlandıramadım. canım sıkkın tadım ve keyfim kaçık.. okuduğum cümlelerin bilinciyle ve şaşmaz şaşkınlığıyla soru üstüne soru kurdum da soru bile yetmedi olanlara.. neleri yatırımlamışım da neleri kolay elde etmişim sizlerin gözünde ne diceğimi bilemediğim hayal kırıklıklarım var. bir süre buralara yazmamaya, uğramamaya kararlıyım. beni kim anlar onuda bilmemekle birlikte.. kendimi anlıyor muyum sorusuna çok büyük şüphelerim var ama anladığım çok gerçeklik olduğunu da görmemek saçmalık olurdu. kazandıklarımın yanında kaybettiklerim oldu esasen.. kaybettiklerim yanında kazandıklarımda olacaktır..

bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde ama bil ki ateşin hâlâ yanacak yüreğimde gözyaşlarım akıp gidecek selden öte, selden ziyade


bir ben var ki benim içimde benden öte benden ziyade. bir sen var ki senin içinde, senden öte senden ziyade.
devamını gör...

süreç gerektiren şeyler

başarı, huzur, ilişki, kendini keşfedebilme bir şeyleri yeniden inşaa edebilme veya yıkabilme cesareti ve daha da bir sürü yolda oluş hâli.. 4 ay sonra hayırlısıyla stj. dr. olucam. kendimi ilmek ilmek işlediğim bu yıllarda 22. yaşımdan 25’ime can yücel’in ara sıra yazılarıma iliştirdiğim şu şiirini bırakıyorum;

ne kadar yaşarsan yaşa, sevdiğin kadardır ömrün.. gülebildiğin kadar mutlusun üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pazar günü ve devam etmemiz gereken işler

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yaşamda her canım yanacak gibi hissettiğimde tıp fakültesine tutunuyorum. bugün yine bir pazar günü bunu yapıp ders çalışıyorum. keşke bazı şeyleri görebilseydin de beraber paylaşsaydık dediğimiz insanlar var.. ihtimaller hayatta ân ve ihtimalleri oluşturmuyor mu zaten.
devamını gör...

kahve kadar keyifli

bu yazıyı tam da duştan çıkıp filtre kahvemi yapmanın ve yudumlarken arkada hafif ama gururlu hemşerim deniz tekin şarkılarıyla bu satırlarıma eşlik ediyor..
geçtiğimiz haftayı nöroloji dersleriyle hafif ölçekte klinik derslerle hastane koridorlarında beyaz önlükle salınarak geçirdim. kulüp toplantısı ve işler derken aşırı yağan yağmurların altında kalıp köse ayakkabılarımla oflaya oflaya yürüdüğüm ve 1 çayın 50tl olmasından şikayet ederken gönüllü hocalık yaptığım 5. sınıf öğrencilerin ayağındaki ayakkabıları düşünüp küçük kız çocuğunun türkçe sözlük alamam param yok demesi ve eğitimin bile onlar için ne büyük lüks olduğu gerçeğiyle yüzleştiğimde canım yandı. koşmadan koşamıyoruz arkadaşlar ve bazı insanlar koşarken bile yetişemiyor.. bilmem anlatabiliyor muyum? devamında 8 saatlik bir otobüs gece yolculuğuyla istikamet bu sefer ankara’ydı hazırlık dönemimden yakın bir erkek dostum nişanlandı. otogardan aldı ve hazırlanma aşamasından itibaren tüm süreçte yanlarında oldum. kız tarafının evinde yapılan yemekler, sohbetler.. sonrası kuaföre gidip hazırlanma aşaması ve bi taraf yozgatlı bi taraf osmaniyeli derken izmirli olan bana da yoğun ölçekte bir kültür şoku yaşatmış oldular… farklı perspektiften mesafeli gibi ama mesafeli olmayan bir sıcak samimiyet hissettim anadolu insanında. akşamında nişan faslı için mekana geçildiğinde edilen danslar gel gel izmirli haydii halaya denilen anadolu şivesi sesler bile yüzümde gerçek bir gülümseme frekansına itti. ayaklarıma inen kara suların çokta önemi yoktu çünkü arkadaşımın yanındaydım ve hiç bilmediğim insanlar, bilmediğim suratlar, bilmediğim evler, bilmediğim duraklar derken iyi hissettim. arkadaşımın kuzeniyle içtiğimiz kahve ve sigarayla beraber çok konuşmadık ama galiba çok konuştuk yani az konuştuk ama konuşmaktan yorulunan şeyler üzerinde sigarayı içerken ve etrafa bakarken de anladık herhalde. bazı anlar vardır gerçekten pekte konuşulmaya gerek olmaz.. o kahvede bir arkadaş daha kazandığımı hissettim sanırım. gecesinde yine kız tarafının evine gelip kazan kazan yemekler yenirken ve vedalaşma esnasında torununa almak isteyenden tutun yüzündeki gülümsemen gibi olsun hayatın diyen bir çok insana göre gerçekten samimi olan insanlara minnetle.. sonrasında arabayla kızılay’a bıraktılar diğer arkadaşlarımla buluştum erkek arkadaşı çiçek ve kalpli balon almış şahsen onun adına sevindim tıpkı diğer arkadaşım nişanlanırken sevindiğim gibi ve onlarla boylu boyuna yürüdük derken.. taksiyle eve geçtik loş şaraplı, sarmalı, pideli sohbet derken yine tıka basa yedik.. temiz çarşaflar ve güzel bir uyku sabahında ailesinin hazırladığı bir ankara aile kahvaltısı ve türk kahvesiyle sohbetlerimiz taçlandı.. arkadaşım aşti otogarına bıraktı sarıldık bir sonraki buluşmamız için sözleştik.. otobüste camdan el sallarken beni bekleyen bir sevgili yoktu ama sevgili gibi arkadaşlıklarım veya tanıdığım insanlar vardı. yol bitene kadar vardığımı kontrol eden diyaloglarım vardı ve bunlar çok büyük kıymet.. yan koltuğumda kedisiyle seyahat eden bir kızla kedisinin adının şeftali olduğunu öğrendim ve çok tatlıydın şeftali..
evime vardığımda yorgundum ama şu histeydim her şeye rağmen yaşamaya devam etmenin mutlak gücü vardı üzerimde. beni 25-26 yaşında sananları anlıyorum bunun sebebi ben hayatı çok ince eleyip sık dokuyarak yaşıyorum kurduğum hiçbir diyalog yüzeysel değil yorulmuyor muyum illaki ama yorulmadan olmaz.

“ şu kesin ki, her insan hayatı boyunca bir kez, sahip olduğu bütün güzelliklerin bir anda mükemmelleştiği bir dönem yaşıyor; kiminde daha erken, kiminde daha geç.”


hiçbir otobüs yolculuğunda genelde uyumam veya nadir uyurum bunun sebebi yola bakmak benim için lütuftur. demem o ki yol hep güzeldir.. engebesiyle bile. bazı ayakkabılar vardır hepsinin de bi hikayesi var en derin sevgi ve saygılarımla…
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşadıklarımızın farkında olmak

satırlarıma sosyal medyada gördüğüm bir alıntı yazı ile başlamak istiyorum;

“hayatımın en güzel anılarını, artık hiç konuşmadığım, konuşmayacağım insanlarla yaşadım. hayatın garip tarafı bazı bölümler kahkalarla, aşkla sabaha kadar süren sohbetlerle doludur. ama yine de yarım kalır, bir kapanışı olmaz. her zaman bir veda yaşanmaz; bazı insanlar sesssizce geri çekilir. bir zamanlar her şey olan anılar ise içimizde yankı olarak kalır. can yakan şey, o anıların gerçek olmaması değil; bağın kalıcı olmaması. birbirimize sırlarımızı açtık, tutulmayacak sözler verdik, hiç gerçekleşmeyecek gelecekler kurduk. ama yine de onları silmek istemezdim. çünkü o anlarda, geçici bile olsa, birbirimizin hayatında olmamız gereken kişilerdik. şunu öğrendim; herkes hikayende sonsuza dek kalmak için gelmiyor. bazıları ders, bazıları mucize, bazıları ise ikisi birden oluyor. artık konuşmuyor olmamız onları unuttuğum anlamına gelmiyor. içimde bir öfke veya kırgınlıkta yok. sadece bazı anıların geçmişte ait olduğu ânda kalmasına izin verdim. bu yazıyı okuduğumda kendimle çok özdeşleştirmemin haricinde şunu diyebilirim ki hayatın paradigması asla aynı kalmaz.

hayatın paradigması asla aynı kalmaz. özetle nelerin geçebileceğini, nelerinde değişebileceğini bazen biz bazen de akış belirliyor. geçtiğimiz pazartesi derslerim başladı. ilk haftanın ders yükünün hafif olmasından kaynaklı 1 haftada fiziksel dinlenme kafa tatili vermemin sonucunda 3sezon dizi izledim, 2 kitap okudum,bol bol uyudum, köpeğimle ilgilendim, ailemle zaman geçirdim. içinde bulunduğum stk ile evsizlere çorba yapıp dağıttık, ben 3 yetim 5. sınıf kız öğrencilerine gönüllü türkçe dersi vermeye başladım bana edilen bir teşekkürün bir allah razı olsun denmesinin kalbimi ne kadar ısıttığını ve yaşadığım manevi tatmini anlatmam mümkün değil. sonrasında mekanda çocukluk arkadaşımın 23. yaş gününü kutladık aynı zamanda arkadaşlığımızın da 17.senesiymiş birbirimizin tüm kişisel gelişimine fiziken veya iletişim yoluyla hakim olmamızın yanı sıra birbirimize karşı hem saygı, sevgi çerçevemizin yüksek olmasının haricinde birbirimize emeğimiz, özverimiz ve toleransımızda bu arkadaşlığı uzun süre devam ettirebilmeyi ve birbirimize karşı olan görünürlüğün artmasıyla devamlılığını kıldı. arkadaşlıkların önemli olduğunu vurgulamamızın haricinde birbirinin iyi veya kötü gününde yanında yer alabilmek hem bir ayrıcalık hemde kendi kişisel gelişiminizin karakterinizin yansıması. akışta gelen güzelliklerdeyse tramvayda yaşlı, bastonlu bir teyzeye yer vermek ve bir amcadan aferin kızım lafını duyabilmenin verdiği derin hissiyatla gün güneşli, manzara şahane ve sağlığım el verdikçe duyarlı olmaya devam edicem. tüm bunlar ihtiyaç veya bir gereklilik değil manevi tatmin ve karakterinizin yansımasıdır. bazen sevdiğiniz insanlar için geri durabilmek ne kadar kıymetliyse, bir adım atabilmekte o kadar o kadar kıymetli…
ben her tekme yediğimde kalkıp gülümsemeye devam edemeseydim işlerim ras gitmezdi buna inanıyorum.
şimdi arkada hafif plağım çalıyor, yanımda köpeğim uyuyor bense bu notlarımı, yaşadıklarımı buraya dökerken her şey olacağına varıyor bilinciyle yaşadıklarımızdan daimi olarak notlarımız ve öğrenilerimiz olsun. şimdiyse sabah uyandığımda yoğun bir haftaya giriş yapacağımın bilinciyle üretmeye ve ilerlemeye devam. bir sonraki yazımda görüşmek üzere kendinize nazik davranın.
devamını gör...

canım babama

hayatta hep doğru, dürüst, şerefli ve mücadele dolu olmanın anlam ve önemini vurgulayarak bir kız çocuğunun okumasının çalışmasının ne kadar önemli olduğu bilinciyle beni birey olarak yetiştiren, dertleşebildiğim, akıl hocam, babam senin kızın olduğum için çok şanslıyım. varlığına…geçenlerde babama okuduğum içimi titreten can yücel’in şiiri;

hayatta ben en çok babamı sevdim
karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
çarpık bacaklarıyla ha düştü ha düşecek
nasıl koşarsa ardından bir devin
o çapkın babamı ben öyle sevdim
bilmezdi ki oturduğumuz semti
geldi mi de gidici hep hep acele işi
çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
atlastan bakardım nereye gitti
öyle öyle ezber ettim gurbeti
sevinçten uçardım hasta oldum mu
kırkı geçerse ateş çağrırlar istanbul'a
bi' helallaşmak ister elbet di mi oğluyla
tifoyken başardım bu aşk oy'nunu
oh dedim göğsüne gömdüm burnumu
en son teftişine çıkana değin
koştururken ardından o uçmaktaki devin
daha başka tür aşklar geniş sevdalar için
açıldı nefesim fikrim can evim
hayatta ben en çok babamı sevdim
devamını gör...

sözlük yazarlarının kişiliğini yansıtan bir fotoğraf

plağım, sade türk kahvem, bi şiir kitabı, kitaplığım, camı açtığımda yağmurla harmanlaşmış toprak kokusu anladın dimi
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anlatınca

anlatılınca çözümü olmayan şeylerin tekrara düşüp anlatmanın pekte önemide yoktur fikrimce..
devamını gör...

kırmızı ip teorisi


kısaca diyor ki: “birbirine kaderle bağlı olan insanların görünmez bir kırmızı ipi vardır. bu ip gerilir, dolaşır, uzar… ama asla kopmaz.”

modern yorum getirmek gerekirse..
psikolojideki karşılığı; güçlü bağlar zihinde kolay silinmez hatta yaşamımızı etkileyebilir.
yarım kalmış ilişkiler= kader hissi yaratır.
travma, yoğun duygu= ip kopmuyormuş gibi hissettirir. yani her kopmama kader değil, duygusal bağdır. gerçek “kader” hissi genelde huzurla gelir; kaygı, bekleme ve değersizlikle değil.
devamını gör...

sırt çantasıyla geçirilen bir ömür

16 ocak’tan beri yollarda olmanın nefis hissettirmesiyle bir ara tatilimi daha bana yakışan cinste yolların harmanında geçirdim.
son durak istanbul’du. yolda araç arzalandı şöförle kavga eden insanlar, jandarma ekipleri ve bursa gemlik yolunda geçen saatler eşliğinde zaten amaç varmak değildi, yoldu ve bunun keyfi deryasıyla arkadaşımla 2 buçuk saat kıkır kıkır güldük, tam o sıra muavim yolculara bir şeye ihtiyacı olan var mı diye sordu. o sırada tesettürlü bir genç kız seccade istedi ve aklıma aydın otobüs yolculuğunda yanımdaki teyzenin arkamda adam var kıbleyi sana çevirtip kılsam olur mu cümlesi geldi. neler neler dimi (sen su istersin, tuvalet molası istersin ama başkası da başka bir şey isteyebilir:) araç tamir edildi yola devam edildi. bahsettiğim flörtümle aramı düzeltirim düşüncesiyle ânlık basıp geldiğim istanbul tarifemde yani düzeltemedim hatta görüşemedik bile ama en azından ben denedim diyebiliyorum ve geriye kalan her şey anlamını yitiriyor. özetle denemenin sana hissettireceği her tatmin gün sonunda hiçbir şey yapmamanın yaşatacağı olası tatminsizlikten daha iyidir. bazı insanların bizleri teğet geçmesi ve olabilitesi olan durumlardan kıl payı dönebilmemin nimeti diyorum. evet minnet çünkü çok gizemli olan her insan biraz sıkıntılıdır hele ki bugünlerde… arkadaşımla ıspanak barda içip saatlerce konuşup oradan ıslak hamburger iştahıyla ve zekeriyaköy’e araba yolculuğu ışığında ertesi günü taksime geçip boydan boya istiklali yürürken ben sanırım alper ve ada’nın hikayesini anlamıştım ve burada sabahlayıp içebildiğim kahkaha tufanına girebildiğimin gerçekten gençliğimi ysşayabildiğim yılların ortasında olabildiğimi fark etmenin ötesinde ortaköy’den beşiktaş’a yürüdüğüm ağaçlı yolda sizler aklıma geldinizde sahiden ama bazıları da hiçte gelmedi ve varlığını hissettirmedi zihnimde salına salına yürürken harbi teomanın dediği gibi boş boş dolaşıyordum beşiktaş’taki beşiktaş iskelesine varınca girdim kitapçıya seçtim oradan ahmed arif hasretinden prangalar eskittim kitabını aldım. iskelenin üst katında kütüphaneye cam kenarına geçtim denize doğru bakıp şiir okudum sonra durdum ve insanları inceledim.
ben severim cebimde 10 tl varmış gibi hayatı yaşamayı. basit gezerken insanların yaşam biçimlerini izlemek ve farkındalığının güçlenmesi.. yolda yürürken yola mı bakarsınız yoksa sapık gibi apartman içlerinde insanların evlerinin dekorasyonuna mı?
ben 2.’sini yapmaya bayılırım insanın oluşturduğu toplumun arka planı veya yansıması gibi gelir bana o evin ışıkları ve duvarları… bir çok insanın sapıklık gibi algılayabileceği bir şey olmasına rağmen. iskele’nin oradan bu sefer başka bir arkadaşım aldı ve levent’e beraber yemek yemeğe gidip yine uzadıya sohbet ettik.. oradan beykoz’a geçip arkadaşımla bira, şarap ve kabak çekirdeği enerjisinde dolu dolu konuştuk. konuşma sırası o tarot baktı ben de kahve falı baktım ve bana dediği enerjin kuvvetli diyerek bana tarot kartlarını verdi ve bir denesene dedi. ben de denedim tarot yolculuğuna hoş geldin diyerek bana bi kart destesi hediye etti. ben bu kartlarla barışamadım ama bence bu senin için bir başlangıç olabilir dedi. halbuki ben fala inanma falsız da kalma mottosuyla hislerimi aktarmıştım ama arkadaşımın ondan bana bir hatıra bırakması da ne büyük mutluluk. deniz ve cami manzarasında geçen bir salon sohbetiyle kareli pijamasıyla aslında hala benim için değeri olan bir insanı hatırlattı ve yüzüme tebessüm yerleşti. nefis ve dinlenmiş gibi hissedebildiğim 3 saatlik uykunun ışığında yine düştüm yollara ufak tefek yan koltuğumdaki hanımefendilerle sohbet ettim ve otogara geldim. yaşadığım şehre işlerime anılarla dönmenin sevinciyle. en iyi hikayeler yoldayken çıkar. mütevazı yaşayın ve yolun keyfini sürün.. bir tebessüm ve merhabanın yaşamınıza katabileceği çok kapı vardır sevgiler.


cihan mürtezaoğlu- bir beyaz orkide/ bu arsız, kimsesiz, topraksız çiçek yüreğimde kor sürgün göğsüne bunu bana yapmazdın çiçek.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

oysa murad alamam. oysa akdan- karadan bilirim, payım bu kadar… unutmuş gülmeyi gözbebeklerim. unutmuş dudaklarım öpmeyi. incesu deresi, merhaba…
devamını gör...

yollara çıkmayı sevmek

neyin sağ duyum
neyin sol duyum olduğunu bilmemenin ötesinde
her inançta gölgede kalabilir ya esasen
yol vardır ama hep olmamız gereken
azı karar çoğu zarar gibi de değildir
yol yoldur.. balıkesir (burhaniye’de arkadaşımın anneannesinin yazlığında kaldık 2 gün keyifle ve lodoslu geçmesinin güncesinde arkadaşım istanbul’a gidecekti ben de rotayı değiştirdim ve onla istanbul yolculuğu yapıyorum.. kuzeniminde misafirleri var onda kalamayacağım ama dedim ki yolda bulurum ya kalacak yer. bugün dedim arkadaşımla ıspanak bar, taksim taraflarında vakit geçiririm, yarın da sabahtan başka bir arkadaşımla görüşeceğim zaten akşamında da arkadaşımda kalıcam gibi duruyor.
pazar günüde uçakla mı yoksa otobüsle mi döneceğim belirsiz. şuan ânı yaşıyorum ailemin haberi de yok beni balıkesir’de sanıyorlar bursa’ya vardığımda söylerim:))
kulaklığımı taktım yol şarkılarımı dinliyorum..
yollarda yeşiller var.. yağmurlar çok güzel cama damlıyor, akıyor. anne kızma bi kadıköy-beşiktaş vapuru yapıp geleceğim.

yollarda ve yolculuklarda hep gurbet etme hissi gibi yaşıyorum nedensiz nedenli yıllarda..

gonca gonca güllerini dere'm dedim, deremedim yollar uzak, sana haber ede'm dedim, edemedim halay halay çektim seni ağıt ağıt ağlarım felek "gurbet" dedi, vurdu yolu gurbete yazarım asri gurbet kesti attı sana gelen yollarımı gayri ben kimlere desem çare bulmaz, ağlarım oy beni, beni belalı beni gencecik yaşımda yandırdı beni


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim