simoshii yazar profili

simoshii kapak fotoğrafı
simoshii profil fotoğrafı
rozet
karma: 2559 tanım: 96 başlık: 56 takipçi: 66
hey there i am using whatsapp

son tanımları


öğrencilik yıllarım

hangi bölümde okuduğunuza göre değişir
hayatınızın en iyi yılları da olabilir
en zor, buhranlı yılları da…
şahsen benim çok inişli çıkışlı ve buhran dolu geçti anlatsam dağ olur anlatmaya enerjimde yok
özetle; tıp okuyorum 2-3 haftada bir sınava giriyorum sürekli kurulum var, sürekli gerginim, sürekli sınıf geçme telaşım var. kendime verdiğim değer ne kadar ders çalıştığım ve sınavlardan kaç aldığımla ilgili oldu bir süredir. böyle sadece çalışıp yapan insanlar gibi geçiremedim şu fakülte yıllarımı. hep kaygı ve anksiyetelerle devam ettim ve ediyorum. şuan tıp 3. sınıfım ve kalmak istemiyorum, zaman kaybetmek istemiyorum bi an önce stajyer olmak istiyorum.
22 yaşındayım ve fakültede o kadar aklından şüphe ettiğim insanlarla okuyorum ki düzgün arkadaş çevresi vesaire bile yok..
ki ben sosyal bir insanımdır, insan ilişkilerim güçlüdür ama bu antisosyal kişilikler beni bile zorluyor. sürekli fakülte dışından arkadaşlıklar kurmaya çalışıyorum
devlet ekolündeyim her telden insanla beraber olmanın öğretileri de oluyor ama bu yılları özleyeceğimi sanmıyorum. mesela yurtta kalıyorum ve geçen hafta acillik oldum kalorifer ve sıcak su yoktu diye. eve çıkacak durumum da var babam hayat güllük gülistanlık değil biraz burnun sürtsün gibi deyimlerinin sonucunda yurttayım.. hep insan idare etmeyle geçiyor vaktim. kendimi bile zor idare ediyorum üstelik. bazen başka bi yerde başka bi noktada olsaydım nasıl olurdu diye düşünüyorum fedakarlık yapmaya çalıştığım çok şey var ve sürecin sonucunda sağlığımdan olucam diye endişeleniyorum bazen. bazen de sadece şunu diyorum; tüm bunlara değecek mi bi gün..
devamını gör...

bir devir daha kapandı

hayatınızda böyle konular var mı?
yıllarca kapatamadığınız dosyaları günü geldiğinde veya gecikmiş bir geç kalmışlık hikayesinin sonucunda çaat diye kapatmak. yani o sonun sizin elinizde olduğunu bildiğiniz ândaki teknik güç zehirlenmesi. bitti lan dediğim bu gerçekten sondu ama harbi bir sondu hissi. buradan dönüş yok hissini defalarca yaşasam da bugün gerçekten ben kendi hayatımda bir devri mutlak suretle kapattım. gün sonunda kendime çektirdiğim bunca acı paradigmasına baktığımda kendi doğrultumda düşüncelerimin bu birada emilmesi gibi bu geceyi dibine kadar yaşayıp bu hisle vedalaşıyorum. kafamızda idealize ettiğimiz her beden bir gün bitmeli yoksa sonucu oksuz bir meydan muarebesi olacak. aldığım her kararın, yaşam gidişatlarımın hangi konu üzerinden akış edebildiğini gördüğümde insanların hayatlarımızda nasıl defterler yaratabileceği gerçeğini acımsı bir izde fark ettim. acı ve bu bırakılan “iz” ile artık sahiden birini bu kadar yüce bir benlikte sevmeyeceğimi, inancımı bu kadar kökte tutmayacağımı artık söyleyebilirim. yaşanmış ve bitmiş tüm hikayelerde en gerçek noktaya kendi özünüzde olan tüm tutunmalar esas olacaktır. kendime tutunabilmem için tüm bu hiçlikleri kapı duvar yapmak kendim için yapacağım en büyük geçit ve en büyük iyilik olacaktı. acı ama gerçek bir bilgi bırakmam gerekirse birinin gözünde obje olduğum gerçeğini kabul edebilmem yıllarımı aldı.. üstelik artık kabul ettiğimde öyle olmadığım gerçeğini alıp kendime daha fazla saygısızlık yapılmasına tahammül naram kalmadığı için o kapıyı sonsuza kadar kendim için kitledim. 2026 yılı veya sonraki kalan yıllarım için.. 22 çok taze bir yaş ve geçtiğim 6 buçuk sene tek bir insan üzerine idealize edilmiş beklentilere girip kendimi hasta ettim. şimdi düşünüyorum da biz izin vermediğimiz sürece kimse bizi sarsamaz da
bu yaşadığım her hisse ben müsade vermişim farkındalığıyla bu kadar emek verdiğim bir duyguda güzel bir yapılanma olmayacağını kazançlı çıkamayacağımı anladım. bu histen kazançlı olduğum acı deneyimlerim oldu ve şunu diyebilirim bir daha kimseye bu kadar derin hisler besleyebileceğimi sanmıyorum istemiyorum da açıkçası. eğitim hayatımın devamında güzel sonuçlar alıp, kendimi sosyal anlamda ve akademik anlamda geliştirmeye ve ileriye taşımaya devam etmeye çalışacağım. uzun bir süre daha bir ilişki taşıyabilecek boyutta değilim ve kendimle yüzleşmeyi bu kadar kapanması gereken bir konuyu yıllarca kapatamadığım için de kendimden özür diliyorum. kendimi bağışlıyorum.. bunca yazdığım yazının da sadece yoğun odakta bir konuyu içermesi buhranını görme farkındalığıyla yeni olan her şeye açık olduğumu artık kendim için kendime vurguluyorum. simoshi sevdiğin kadar sevileceksin sana söz veriyorum.
devamını gör...

genç kızların evlilik merakı

bu düşüncede olan hemcinslerime önce eğitim, sonra meslek, en son evlilik diyesim gelir
bazı şeylerin sırası zamanı var bilincini önemseyenlerdenim. kendi atınız olsun kızlar. önce kendi ekonomik gücünüz. genelde baba sevgisini doğru oranda alamamış kızlarda gözlemlediğim bir durum bu. yani elbette herkesin seçimleri farklıdır ama seçimlerimizin de bedelleri ağır olabilir. bazı şeyleri iyi ön görebilmek ve fizibilite etmek gerekiyor. kızlar erken olgunlaşır tabirine ben pek katılmayanlardanım. insanın gençlik yıllarında kendini besleyebilmesi ve farkındalığını, bilincini yüksek tutabilmesi esastır.

“mustafa kemal atatürk’ün dediği gibi; kadında süslenme; ışıkla, bilgiyle, kültürle ve faziletle olur.”

umarım bu yazdığım yanlış noktalardan anlaşılmaz sevgiler.
devamını gör...

mezarlık film


her şey, vücut bulduğu köklere geri döner, bedenimiz toprak olur, kanımız su, ısımız ateş, soluğumuz hava. ahenkle doğanlar, ahenkle ölürler… peki ya zihin?
devamını gör...

hayatta en lezzetli şey iyi bir vedadır

nejat işler’in socrates dergi de konuk olduğunda orada geçen başlıktır bu. iyi ayrılabilmeyi bilmek, yıkıp dökmemek gerekiyor en çokta kendimiz için. peki kaçımız bunu yapabiliyor? kaçımız lezzetli bir vedayla, sakin bir kapanış yapabiliyor?
lezzetli iyi bir veda içinde stratejik olmak gerekiyor gibi geliyor bana bazı vedaları iyi beceremedim gerçekten. vedalaşmayı hiç sevemedim, sevmedim.
devamını gör...

birbirine veda edemeyen insanlar yeniden karşılaşırlar

bu başlık üzerine uzun uzun yazmak isteyen insanları şahsen okumak isterim ziraa bu tartışılmaz bir gerçektir.
devamını gör...

nuri bilge ceylan- iklimler

filmde isa karakterine nuri bilge ceylan,
bahar karakterine ise eşi ebru ceylan hayat veriyor.

konuyu en temelden şöyle ele alırsak kadın- erkek ilişkisini en yoğun ele aldığı film diyebiliriz fikrimce.
bir erkeğin ilişkiyi yönetemediği bir senaryoyu ele almış ve narsistle ilişkiyi yakın örnekten anlatıyor..
bahar sanat yönetmenliği yapıyor, isa da bir akademisyen
adamın bilmezliği
kadının bekleyişleri ve umuduyla bu iki ayrı iklimdeki iki insan sevgili. ortada bir aldatma durumu var önceden olmuş ve devamı gelmiş bir konu serap
bahar ya bu aldatmayı sineye çekip isa’yı affedecek ya da tökezlemiş ilişki daha da sarsılmadan komple bitecek. ilişkide ilk mesafeyi isa koymak ister “bir süre yalnız kalmayı denesek nasıl olur” cümlesiyle kendiyle konuşur, ayrılık konuşmasını doğru düzgün yapamaz.
ilişki biter, isa’nın hayatında artık bahar yoktur ve isa kendi yalnızlığına döner. kitap evinde serap ve sevgilisiyle denk gelir orada serap’ın yalnız yaşadığını öğrenir ve akşamında serap’ın kapısına dayanır. ikili arasında yoğun ölçek bir cinsel gerilim hakimdir. sonrasında serap ve isa arasında bir sevişme sahnesi var ama sahnede bir aşk, arzu, tutku yoktur tamamen bir kafes dövüşü sahnesi izliyor gibiyiz. isa aslında tam da serap gibi birine layıktır çünkü serap’ta kendi ilişkisine ihanet eden bir karakter. tencere kapak misalidirler.. serap ve isa ikinci buluşmalarında isa’nın kafası her zaman olduğu gibi karışmıştır, serap sevgilisinin aldığı elbiseyi giyiyor ve isa’yla şarap içiyorlar. serap sevişmek için isa’ya imâlarda yapıyor ama bu sefer isa istemiyor. serap’ta bir yasak elma, etkileyici, anlık haz tadı alırken, bahar’da bir masumluk, zariflik gözlemleriz ve iş arkadaşına sömestrda sıcak bi yerlere gideceğim diyen isa tam tersini yapıp görev için ağrı’ya giden bahar’ı geri kazanmak için yanına gider. kadını uzaktan gözler bahar’ın kendi ayakları üzerinde duran, hayata devam edebilen halini görür, yakınına geldiğinde otobüste onu ağlarken yakalar ve orada isa kendi egosunu okşar. o sahne de isa ben çok değiştim, eskisi gibi değilim der çocuk çoluğa karışmak istediğine dair bir sürü cümleler vaad eder. bahar dayanamaz o gece isa’nın kaldığı otel odasına gider isa’yla barışır. o an isa için bahar bitmiştir çünkü isa hedefine ulaşmıştır. sabahında otobüste seninle nereye olsa gelirim diyen erkek gecesinde istanbul’a döneceğini söyler..
film için bir söyleyişide nuri bilge ceylan şöyle diyor; “bence erkek dünyadaki en zayıf yaratıktır; özellikle de eğitimli erkek. her zaman bir şeylerden korkar.”

filmde isa yeri geliyor çekmeceyi yastık olarak kullanıyor genel hali tavrı değişime, ılımlaşmaya kapalı bir profil.

bahar ise adı gibi çiçekler açan bir karakter geleceği daha umut dolu. isa geldiğinde tekrardan o yanılgıya düşüp isa’ya şans vermezse ve yoluna devam ederse bahar için gerçek aydınlanma ve çiçeklenme o zaman başlayacaktır.

isa gibi insanlar karşı taraf isteyince istemez ama karşı taraf istemeyince ister.
isa gibi insanlar insan ilişkilerini, ikili ilişkilerini, hatta cinsel ilişkilerini bile eline yüzüne bulaştırırlar.

aile ziyaretleri kısadır, annesi biraz daha kal der
babası sadece bir bakışla güler çünkü oğlunun ne ve nasıl biri olduğunu çoktan anlamıştır. isa doçentlik tezini bile teslim edememiş, hayatında tamamlaması gereken işleri tamamlayamamış, erteleyen, öteleyen bir karakterdir.

nuri bilge ceylan filme dair şu sözleri sarfeder;

bence erkek belli bir yaşta kendisine merak duymaya başlar. kendini daha iyi tanımak ister; kendinden memnun olmaz, bu yüzden kendini belli koşullara ve insanlara atar ve bu çarpışma sayesinde kim olduğunu anlamaya çalışır. bazen kendisi hakkında bir çok sorusu vardır ve eğer bir kadınla birlikteyse, kadının kendini daha iyi anlaması yönünde bir engel olarak görmeye başlar. potansiyel dolu, olasılıklarla dolu bir hayat görür ve bunun gibi şeylerden dolayı kızdan kurtulmak ister ama bu ayrılıktan sonra gerçekle yüzleştiğinde dünyanın bu kadar olasılık ve potansiyele sahip olmadığını anlar. sonra filmdeki gibi kız arkadaşının formunda “masumiyeti özlemeye başlar.”

isa, bahar’ı kendini gerçekleştirmekte bir engel olarak görmüştür ama gerçek şu ki bahar bir çabalayan, bir emekçidir, yol açan, ışık tutandır, etrafı güzelleştirendir. bu filmde bahar’a üzülüyor, isa’ya öfke duyuyoruz. isa gibi insanlar hep bir huzursuzluk, hep bir sabote etme çabasına girerler.

ilk sahnelerde yaz sonrası sonbahar ve kış
bahar mevsimi gelmedense film biter.
özetle isa gibi insanların hiçbir zaman hayatında çiçekler açmaz, kuşlar ötmez onların mevsimi kış, kıyamettir. bahar karakteri bu kışı atlattır, kendine göre bir insan, iklimine göre biri mutlaka bulacaktır ama isa için bu durum öyle seyrolmayacaktır. hayatta en çok korkmamız ve en uzak durmamız gereken insan tipi ne istediğini bilmeyen, maymun iştahlı insandır. böyle insanlar size vaad verir ama kendini gerçekleştiremez çünkü kapasitesi bunu gerçekleştirmeye yetmeyecektir. film hakkında geçen sene bu zamanlar görüştüğüm bi çocukla üzerinde konuşmuştuk çocuk bu karakter bana çok benziyor demişti o kendini görmüştü ben ise tek bi kişiyi görmüştüm o da hiç gerçekleşmeyecek bir ihtimalimdi.
devamını gör...

seni sevdi ama seni yaşayamadı

seni sevdi ama seni yaşayamadı veya seni sevdi ama seni taşıyamadı ne demek veya ne şekilde yorumlamak istersen.. sevecek kapasitesi var ama gelecek, gösterecek gücü ve kapasitesi yok. ne acı dimi? insanların açamadığı özel dosyaları vardır, o dosyaları kirletmemek için hep başka dosyaları kurcalarlar..
devamını gör...

22 yaşın çok çabuk geçmesi

alıntıyla başlayıp sonrasında kendi hikayemle devam edelim bu satırlara…


"bazı şeyler çabuk biter. sigara çabuk biter, çay, alarm kurulmuşsa uyku, bitmesin isteniyorsa yol. yarısında yakalamışsanız sevdiğiniz o şarkı çabuk biter. sarılmış izliyorsanız film, hızlı yaşarsanız ömür, çok severseniz aşk... çabuk biter..."


özetle; geçtiğim 21 sene nasıl geçti bazen şaşırıyorum
geçmez, bitmez dediğim ne varsa son buldu
geriye hissettirdiği anılar kaldı. hafızamda hatırlayamadığım her buğulanmış ânı, gölgesiyle dans etti gölgemde ve gölgelerde.
22 aralık doğum günümdü aile fertlerimle güzel bir akşam yemeğine çıktık, güzel hediyeler açtım, sarıp sarmalandım.. bugün okuldan sevdiğim arkadaşlarım pasta aldı üfledim sarıp sarmalandım. arkadaşımla spora gittik, sarıldık çevremde o kadar sarıp sarmalayan değer verdiğini hissettiren pırlanta insanlar var ki.. peki ben neden bazı insanları hala merak ediyorum, sanki yolu gözlüyor gibi neden gidenin arkasından bi bakma ihtiyacı hissediyorum
zaman zaman neden dikiz aynasına bakıyorum?
ne kadar yol kattettiğimi görebilmek için mi?/ nerden geldiğimi unutmamak için mi?
yaşamda bazı fiziksel anlamda ölümün kenarından döndüğüm anlar yaşadım.. ailemle gün sonu hep şey dedik daha yaşanacak güzel günlerim varmış..
şöyle örnek vereyim bu fiziki durumları;
bi deprem oldu şans eseri âniden 1 gün önce şehir dışına gittim, bi savaş oldu o ândan 2 hafta önce kendi ülkeme döndüm şans eseri orda değildim
sporcu arkadaşlarımla turnuva için otelde kaldım
3 sene sonra o otelde sporcu turnuva için gelen kızlar depremde enkaz altında öldü, bi bıçaklı saldırı oldu şans eseri 2 saat önce oradan ayrıldım

belkide böyle daha çok vardır da ben farkında değilimdir..

yaşamda al canımı diyeceğim hisler yaşadığım her hissin altından bi noktada kalkabildim. her yapayı, her yapmayı, her gerçekliği ezebildim.. yürüdüm, devam ettim. devam etmekten başka seçeneğim olmayan çok gün oldu. her sahte gerçeklikle yüzleştiğimde manevi olan her geçmişi daha çok özledim. bana saf hissettiren her tüneli daha çok seçmek, daha çok dönmek istedim. döndüğümde ben o tünellerin radarlaştığını ve kendi hayatlarında kazalar yaptığını gördüm.. o radarlaşmış noktalarda kaza yapmış insanların hayatlarına dalıp o kazada yan yana olmayı seçmek bir nevi gerçekleşmemiş bir intihardır. bu yüzden de belirsizlikte bir seçenektir ölmemek adına.
2026’ya bu ağırlıklarımı götürmek istemiyorum
22 o kadar taze bir rakam ki.. benim gibi 2 rakamını bu kadar uğurlu bulan 22.12 doğumlu bi kızın 22. yaşında bazı noktaları ex edebilmesi esas olacaktır. 2025 çok zorlayıcı, ağrılı sancılı, dönüştürücü bir seneydi ama kesinlikle çok kötü bir seneydi demem bana iyi davrandığı yerler oldu. bi’ kere sınıfta kaldığım bir senede kulüp başkanlığı yaptım güzel etkinliklerin yanında güzel insanlar tanıdım, bi’ daha sınıfta kalabilme riskim varken çok kıymetli hocalarım ve arkadaşlarımın desteğiyle devam edebildim, 4 ülke gezdim, sayısız tiyatroya gittim, operaya, konserlere, kampa gittim. biten her yaşananın ardından yaşanan her buhranım, her sevincim, her kızgınlığım, öfkem, hayal kırıklığım beni yıktı yıktı yıktı, yonttu, vurdu, kırdı, biçti, yapılandırdı. nasıl bir bina inşaa ediliyorsa, bir insan inşaa etmekte kolay değil. insanın kendini inşaa edebilmesi hiç bitmeyen bir süreç. bir binayı tamamlarsınız peki ya bi insanı?
oldum diyen insan var mıdır? olmak nedir veya ne değildir? biliyorum bir dönem inandığım çok hayal, gerçekleşmiş çok duam var. bugün beni burada olduğum noktada olmamı sağlayan kelimelerimdi, eylemlerimdi.. gerçekleşmemiş dualarımında mutlaka bi’ sebebi vardı.
devamını gör...

sandalye teorisi


bu teoriye göre sizi seven ve değer gördüğünüz bir masaya gittiğiniz zaman zaten çoktan sandalyeniz sizin için ayrılmıştır. veya bu insanlar sizin orada keyifli ve rahat oturmanız için kalkıp size bir sandalye çekerler.


benim bakış açıma göre; hepimiz için ayrılan bir sandalye vardır, hoş bir sandalye yoksa sen yanlış masaya yeltenmişsindir o masadan ayrıl sinyali sana yakılmıştır. bize değer veren masalarda şunları görürüz; ayakta kaldığını fark ederler, sana yer açarlar, sen söylemeden bile seni yanlarında görmek isterler.
bazı masalardaysa seni kenarda bekletirler. yer açmayı unuturlar veya işlerine gelmez. varlığın düzenlerini bozuyor gibi davranırlar.
eğer sen masada benim için yer var mı psikolojisindeysen sen yanlış bir masada yer açmaya çalışıyorsundur. özetle bi yerde okumuştum; sandalyesi sürekli “kaybolan” masaların peşinde koşma.

kendi yaşantımdan üstü kapalı örnek vereyim manevi olarak hep beslediğim insanlar tarafından gün sonunda böyle durumlara uğradım. masama aldığım her insan gün sonunda bana ihanet etti. sandalyemi paylaştığım her insan gün geldi beni oradan itti. diyeceğim şey kalabalık sandalyelerde bi bakıyorsun alıyorsun kendi sandalyeni çıkıp gidiyor ve yalnızlaşıyorsun.
devamını gör...

hiçbir tanımı beğenmeyen yazar

biz sana hiçbir şey beğendirmek zorunda değiliz dediğim yazar tipi. hoş bazen buraya girilen tanımları, yazıları ben de beğenmiyorum insanlar bazen hakikaten yazmış olmak için yazıyor birde benim gibi günlük cinsinde kullananlar ama tek tük. hoş ben kendim kadar edebi tanımla anlatan görmedim. özetle kimse kimseye yazılarını beğendirme mecburiyetinde değil. sen yazmak mı istedin yaz kardeşim. kısa veya uzun yaz gitsin.
devamını gör...

regülasyon kaybı

tıp fakültesi öğrencisi olarak açayım biraz bunu son zamanlarda bu konuyu daha çok araştırdığım günlerdeyim çünkü..

regülasyon=düzenleme, dengeleme

regülasyon kaybı, kişinin/sistemin dengeyi koruma ve kontrolü sürdürme becerisini geçici/kalıcı olarak yitirmesi.

psikolojik rolünü inceleyelim; kişi duyguları yönetemiyor.
örneğin;
ani öfke patlamaları
aşırı kaygı, ağlama
mantıklı düşünememe
ben ne yaptım, ne yapıyorum, ne yapacağım hissi
(yoğun stres, kaygılı dönemler, travma, bağlanma problemleriyle görülür.)

fizyolojide yani bedensel olarak;
vücudun iç dengesini (homeostaz) koruyamaması
nefes alış-veriş, ritim bozuklukları, hormonlarda dengesizlik, uyku-uyanıklık
yine yorgunluk, stresin, kaygının, anksiyetenin sonucu

ilişkilerdeki rolü; kişi vereceği reaksiyonları ayarlamaz= çünkü ayarlayamaz!
kuracağı yakınlık derecesi, bağlanma metodlarını uygulayamaz, ya çok kaçar ya çok bağlanır gibi ama bu tip kişilerde özellikle tutarsızlık çoktur. güvensiz bağlanırlar özetle.. yoğun baskı sonucu ilişkilerde de regülasyon kaybı yaşanabilir e bu da biraz temele yani aileye, öze, çocukluğa inmek gerek demektir.

regülasyon kaybı ilişkilerde duygudan kaçmak ve cinsellik üzerinden bağ kurmadan bağ kurmaya çalışmaya da evrilebiliyor, dürtü kontrol bozukluklarına da sebebiyet verdiğini net olarak gözlemleyebiliyoruz. çevrenizde mutlaka vardır bu tarz insanlar özellikle hayatınıza aldığınız insanlarda, günümüzde bu bahsettiklerimi gözlemlemek mümkün.

cinsellikteki rolünü biraz daha açarsak; yine temelde içindeki çocuğun onay ihtiyacı aslında, değersizlik hissi, çocuklukta duygusal ihmal, cinselliği yakınlık sanmak. dopamin sistemi bozukluğu zihin hızlı tatmin ister bir uyaran ihtiyacı, sabırsızlık, tatmini alınca da pişmanlık/kopuş gerçekleşir. beyin uzun vadeli bi şey istemez. yoğun stresli dönemlerde prefrontal korteks kontrol merkezi baskılanır ve en nihayetinde normalde yapmayacağınız şeyleri yaparken bulursunuz kendinizi.

özetle bedenin freni tutmaz arkadaşlar
yanlış olduğunu bilse bile duyguyu 2. planı bırakın bellek 5. plana falan atıyor.

bu kişilerin duygusal zeminleri, duvarları aşırı kalınlaşmış oluyor genelde. aile dinamiklerine bu durumu çok yansıttıklarını sanmıyorum. hele aile baskıcıysa hiç yansıtamazlar ama farklı yerlerden patlak verecektir. bu kişilerin iç dünyalarında kendilerini anlayabildiklerini sanmıyorum. bırakın ikili ilişkileri insan ilişkilerinde bile zorlandıkları, zorlanacakları aşikar. bu insanlar çevresindeki insanlara zarar vermesinin yanı sıra kendilerini bile patlatabilirler bir noktada.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çocukluk fotoğrafları

ahh çocuk gözlerinden, gözlerinden öpüyorum..
o elbiseni hala saklıyorum, gülüşünü tutuyorum, sana iyi bakmaya çalışıyorum


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

wellbutrin

xl 150 mg’la başlayıp 300 mg çıktığımız o ilaç
2023 senesinde orta ağır depresyon teşhisi almıştım ve o zaman psikiyatrim bu ilacı yazmıştı kullanmıştım yaklaşık 8 ay kadar..
psikiyatri ve terapi odalarına küsmeye başlayacağım dönemden hemen öncesi
ben açıkçası vücudumda bir faydasını görememiştim
devamını gör...

insanın en çok üzüldüğü şeyler

insan en çok neye üzülür biliyor musun?
gerçekleşmeyene.
olabilirdi diye düşündüğüne.
zihninde yaşattığı ama hayatta tutamadığı şeye.

hayatta tutamadığım bi’ adam var
hayatımda yaşatamadım, hayatında vâr olamadım
hayatımda tutamadığım bi’ adam var
yüzünü ezberlediğim ama sesini unutmaya başladığım
hayatımda tutamadığım bi’ adam var
hızlı konuşurdu, benleri vardı
hayatımda tutamadığım bi’ adam var
hiç söz vermezdi zaten
hayatımda tutamadığım bi’ adam var
kendimle yüzleşiyorum, karanlığım ve uyuyamıyorum yıllardır.

şarkıda dediği de doğrudur aslında ihtimallerin heyecanına üzülüyorum..



benim için her şeye rağmen en güzel ihtimal sen oldun. gerçekleşmedin ama hayalimdeki yerini hiç kaybetmedin. olmadın ama hep vardın. uzak kaldın ama hiç silinmedin.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kadın sevdi adam defalarca gitti

teoman’ın şarkısında dediği gibi;


kadın ağlar erkek bakar kadın duyar erkek duymaz kadın sorar erkek susar kadın gider erkek içer


bunca zamandır sahiden nerdeydin sana o kadar kızgınım ki
nedenini anlayamadığım o kadar çok şey yaptın ki..
kendin bile anlayabildin mi yaptığın anlamsızlıkları ben o anlamsızlıkların içinde yıllarca anlam aradım ve o anlamların arasında ağlamamla kaldım. seni yıllarca duymaya çalışıp, defalarca sordum ve sen sadece bana baktın, sen benden hep kaçtın.. bence sen kendinden kaçtın yüzleşmek istemediğin her duygudan kaçtın.. kimseye duygusal bi şey hissetmek istememen ve sorumluluk almak istememenin sonucunda neden defalarca gelip bu kalbe yara açtın, neden bu kızı sürekli deştin. her kadının hayatında böyle bir erkek var biliyorum tüm kadın arkadaşlarıma sımsıkı sarılıyorum. yapmayı en iyi becerdiğin şey hep gitmekti. yine git çocukluğunda ne kadar çok koşullu sevgi yaşatmışlarsa veya kaybetme korkusu yaşatmışlarsa sürekli terk etme gereği hissediyorsun. sana bunları desem bana ne saçmalıyorsun diyip o cümlelerimde beni baş başa bırakırsın biliyorum. kadın sevdi, adam defalarca gitti. bu kadın elbet bir gün mutlu olacak peki ya bu adam? biz buna ıssız adam sendromu diyoruz. o adam gün gelecek duymak istemediği her şeyi duymak isteyecek ama o zaman o kadın artık başka bir hayatın dallarıyla çoktan yeşermiş olacak. hayatınıza birini unutmak için birini almaya çalışmayın veya birini yara bandı yapmayın. kendinizi besleyerek, ilerleyerek devam edin kızlar. bırakın hala onun acısından yanıp tutuşuyorsunuz ondan hayatınıza birini alamıyorsunuz sansın. gün gelecek ne kadar yeşerdiğinizi gördüklerinde, başka gözlere güldüğünüzü gördüklerinde o onlara en büyük cevap olacak zaten. kadınlar giderse gerçekten gider. gitme cesaretini gösterebilen her hem cinslerimi kucaklıyorum. bazen bir senaryoyu tekrar etmenin hiçbir anlamı yoktur. o dersi alalım ve yolumuza devam edelim.. kimseye nefret yok ben hala o insanların iyi olmasını diliyorum başka kalpleri kırmamaları adına ve sen küçük kız her hikayeyi tamamlamak zorunda değilsin. konfor alanından çık, o güzel saçlarını kesme ve tara. tırnak etlerini yeme, insanlara küsme, en önemlisi kendine küsme. yaralı çocuklar veya kendini bulamamış erkekler genelde hep doğru kızlara hata yaparlar. silkelen ve devam et biliyorum zor ama alışacaksın.
devamını gör...

kimsenin okumadığı ama bizim yazmak istediklerimiz

hoş ne yazmak istediğimi de bilmiyorum ama sıkışmış hissettiğim günlerde yazıyorum da buralara..

sadece bizim hissetmiş olduğumuz hisler
keşke tarifi olsa diyorum şimdilerde..
mutluluk reklamı yapıyoruz esasen. hiç bitmek bilmez huzursuzluklarımda havadandır ya deyip geçiştiremiyorum da oysa. anlatması güç kelimelerimle sıkıştım kaldım. ne zaman bitecek, ne zaman yenilenecek bu vâr oluşsal metinlerim.. neden yoksun, neden gidiyorsun, neden geldin gibi sorularımda boşvermem lazım biliyorum. yendiğim ve kazandığım zaferlerimin gölgesinde birde kazanamadığım ve her defasında yenildiğim bir konuda var oysa. yenildiğimi ayna karşısına geçtiğimde her defasında bir daha anlıyor ve fark ediyorum. güçlüyüm demek isterdim değilim. ağlamakta isterdim esasen ama ağlayamıyorum. yüzüme tebessüm bile koyamayan duygularımın acıya dönüşmesi hissiyle burası her geçen gün biraz daha karanlık.
devamını gör...

son buluşma teorisi

bir dönem karşımıza güzelliklerle, acılarla gelen insanların öğretilerle gitmesi durumu aslında..
son buluşma gibi gelmeyen ama son defa buluştuğum insanlar vardı muhtemelen bir daha karşılaşmayacağım insanlar.. bi’ dönem çok sık konuştuğumuz, görüştüğümüz her bir insanla bi’ gün son defa buluştuk ve hiçbirimiz belki de bunun son olacağını bilmiyorduk ya da biliyorduk. bi’ daha karşılaşmak istediğimiz ama evrenin bizi karşılaştırmadığı o insanlar.. tamamlanmamış cümlelerimiz varken evren bazen tamamlanmaya da izin vermez arkadaşlar. hikaye o kadarcık olur devamı gelmez bazı buluşmaların, konuşmaların
aslında yarım kaldığını sandığımız hikaye belkide tamamlanmıştı.. sonu o kadardı
bazen de sonu bizler çiziyoruz, o kadar çizebiliyoruz, o kadar devamını getirtebiliyoruz.. iki tarafın çabalamadığı her bağ kopmaya mahkum
bu kadarcık mıydı ya dediğimiz veya defolsun gitsin hayatımdan dediğimiz insanların artık gerçekten de olmadığını kavradığımızda son değildir ya dediğimiz şeylerin son olduğunu görmek.. her insanın öğretisi oluyor olmuyor değil

mesela hayatımda olmayan biri yüzmeye başlattı
hayatımda olmayan diğer bi kişi su topuna başlattı
hayatımda olmayan bir kişi ilk öpücüğümdü
hayatımda olmayan bir kişi ilk sevgilimdi
hayatımda olmayan bir kişi ilk arkadaşımdı
hayatımda olmayan bir kişilerle tatile gitmiştik
hayatımda olmayan kişilerle sabahlara kadar telefonla konuşurduk
hayatımda olmayan bir kişiyle sabah kanoya çıkardık, tıp fakültesine başlamama vesile oldu hayatıma yön verdi çıktı gitti
ya böyle say say bitmez
bazı şeyler son kere oldu ve bitti.
her son da bir başlangıçtır derler
bazı sonlar güzel hatırlanıyor
bazıları da öfke veya nefret
ama unutmayalım nefret ettiğimiz, öfke duyduğumuz insanları bir dönem çok severdik
en büyük sevgi gün gelir nefrete dönüşür
en çok sevdiğimizden yaralanırız genelde
en beklemediğimiz elimizi tutar
en beklemediğimiz de gider ya hani.. öyledir işte
bazen bir peçete çıkar kışlık montumuzun cebinden ve o kişiyle buluştuğumuz günden kalmıştır

bazen deniz kenarı bir yerden geçersiniz o kafede son buluşmanız gerçekleşmiştir.. anlıyorum yani sizleri
son olan hiçbir şeyi sevmiyorum
keşke son kez sarılsaydım dediğim insan var
son kez yine kavga edebilseydim dediğim
usulca uzaklaştığımız bazı insanları özlüyoruz veya yaşananları özlüyoruz..


özetle; son defa oldu bazı şeyler
son defa gördük bazı gözleri, son defa tuttuk bazı elleri, son defa duyduk bazı sesleri ve kokuları
son defa dinledik, anlamlandırmaya çalıştık ve şimdi o sonlar başka başlangıçlara gittiler.. bizlerde yeni başlangıçlardayız
bu başlangıçlar da son olcak ya esasen
demem o ki yaşa gitsin
elbet bir gün bitecek çünkü.. içimizde hiçbir şey kalmamalı çünkü sonu geldiğinde sadece kendimize yenileceğiz sevgiler


bir gün… bildiğin her yüz, tanıdığın her ses, hayatından yavaşça çekilecek. ama çoğu gidiş, bir kapı çarpmasıyla değil… sessiz, fark ettirmeden olur. bir arkadaşla kahve içersin… o günün sıradan olduğunu sanırsın. oysa yıllar sonra, o masanın… son buluşma olduğunu fark edersin. son mesaj, son sarılma, son bakış… hiçbiri “bu son” diye başlamaz. biz “son”ları, ancak çok sonra anlarız. ve işte bu yüzden… konuşurken gerçekten dinle. sarılırken biraz daha sıkı tut. vedalaşırken gülümsemeyi unutma. çünkü belki de… o an, o yer, o kişi… bir daha hiç olmayacak. parfüm şişesi bir kere kırılır o kokuyu hiç olmadık şekilde keskin alırsınız ama bu onu son koklayışımız olur.



bu teoriye göre, biriyle derin bir bağ kurup o bağın tüm dersleri tamamlandığında evren kalıcı olarak sizin yollarınızı ayırır. aynı şehirde olabilirsiniz, aynı sokaktan geçebilirsiniz, hatta ortak tanıdıklarınız bile olabilir... ama artık yollar kesişmez çünkü hikaye bitmiştir. tüm sözler söylenmiş, duygular yaşanmış, dersler alınmıştır. ve evren bilir: bu bağlantının enerjisi artık tamamdır. sonrası mı? kayıp değildir, tamamlanmadır. yeni bir hayat başlar ve o kişi artık o hayatın sayfasında yer almaz. çünkü insanlar bizlere bir şeyler öğretmek için gelirler. minnettarlıkla bırakmak en doğru olandır.
devamını gör...

herkes geçmişi öder bir yol ayrımında

müslüm gürses’in- aşk tesadüfleri sever şarkısında kavrulduğum saatlerdeyim
şarkıları dinlerken o şarkılarda anlam bulmayı ve o şarkılarla yolculuk yapmayı hep çok sevmişimdir..

şarkıda dediği gibi;


aşk tesadüfleri sever, kader ayrılıkları. yıllar geçmeyi sever, insan aramayı. güller açmayı sever, zaman soldurmayı. eller birleşmeyi sever, yollar ayırmayı


ve aynen öyledir ki herkes geçmişi öder, bir yol ayrımında..

hayat tekrarları sever de gerçekten ve bazen siz tüm topluluklar içindeyken bile aynen zeki demirkubuz’un da dediği gibi;

hayatta ve fotoğraflarda en iyi pozu yalnızlar verir.



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

beyhude geçti bu yıllar

dün gece uzandım, tavana bakarak kulaklığımla bu şarkıda boğuldum barış manço- beyhude geçti yıllar şarkısını dinlerken yaşadığım inanç yüklü karmaşayı anlatamam. gözlerimin arkasında sakladığım duygular gecenin sessiz tınısında yığın oldu..

2 hafta önce ankaradaydım yolculukta bir beyhude gibiydim, oturduğum kalabalık masalarda beyhudeydim

geçen hafta istanbuldaydım sokaklarda arkadaşlarımla özgürce gençliğimizin baharını yaşarken de ben beyhudeydim..

uzun zaman sonra okuduğum okulun hastanesinde psikiyatriye gidip hocam ben iyiyim, bi derdim yok sadece odaklanarak ders çalışmak istiyorum dedim

çünkü ders çalışmak bir kaçıştı.. çünkü ânın gerektirdiği şuan buydu
yollar yetmiyordu, gittiğim yerlerde, oturduğum masalarda bile tamamlayamıyordum o kaçışı

aslında bir his var biliyorum da o hissi yabancı değilim o hisse, yıllardır tanıdığım bi histir bu ama boş ver dedim ve sadece çalışmak istedim, daha çok çalışmak.. concertamın 2. günü yani anlayacağımız
bazen konuşarak, anlatarakta çözülmeyeceğini anladığım yaşlardayım 1 ay sonra 22. yaşıma basacağım. sağlığım yerinde, ailemin sağlığı yerinde, vakit geçirebildiğim arkadaşlıklarım var, ara sıra derin sohbetler yapıyoruz da
yetiniyorum şuan bunla çok kıymetli çünkü bunlar
kimsenin bir telafisi, bir obsiyonu yok gözümde
herkes değerli hayatımda, şuan hayatımda olmayanlar da değerlidir benim için esasen.

elimden oyuncağı alınmış çocuk gibi hissettiğim yerde büyüdüğümü gözlemliyorum.

bazı hisleri tanıyor ve biliyorum
kendime iyi gelemediğim her noktada
başkalarına iyi gelme uğruna.. bazen çocuksu davranabilmek istesem de ben artık öyle bir noktada değilim biliyorum. kalbimin çok ağrıdığı günler oldu, oluyor da.. benimle beraber büyüyen duygularım var
insan olmaya çalışmak ne zor!
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim