simoshii yazar profili

simoshii kapak fotoğrafı
simoshii profil fotoğrafı
rozet
karma: 3572 tanım: 121 başlık: 78 takipçi: 84
hey there i am using whatsapp

son tanımları


geçmeyen geçimsizliklerimiz

böyle de tuhaf bir başlıkla başlatıyorum bu konuyu
kim ne anlamak veya bu başlığı nerden ele almak isterse..

son zamanlarda neden hayatımda düzgün, sağlam bir ilişkim olmuyor diye düşünüyorum. neden karşılıklı sevip sevildiğimi hissetmiyorum dediğim bir sürü yüz var. neden flörtlerim olmuyor veya olsa bile ucundan döner bir pozisyonda oluyorlar. ben çok mu ürkütücüyüm, ben de mi tuhaflık var gibi gibi şeyler düşünürken buldum yine kendimi. esasen ben bu düşüncelere zaman zaman sık sık kapılıyorum da. yıllarca problemleri kendimde aradım. çok soru sorup çok anlam yüklüyorum. anlam yüklediğimde de kaybediyorum ya zaten. gidenler geri gelmiyor gelseler bile ne için gelindiğide ortada. yıkım dolu enkaz olduğumu düşünüyorum zaman zaman. çok mu şükürsüzüm ne?
bugün oda arkadaşımla bu konuyu konuştuk

‘sen problemsiz sorunsuz yaşayamıyorsun genel olarak huzuru reddediyorsun sanki sürekli bir problem arıyorsun kendine bir dert arıyorsun
bulamayınca da gidip kendine dert üretiyorsun. her şeyin çözümünü arıyorsun, çok kurcalıyorsun ve sürekli gerginsin açıkçası kimse yanında bu kadar gergin kendine problem arayan sakin yaşayamayan birini istemez kusura bakma. ’ dedi ve bir şey diyim mi çok haklıydı.. ben tam olarak böyle biriydim. uzun zamandır kendi bokumla bile kavga edecek konuma gelmiştim. üstelik bir günde de gelmedim bu noktaya yıllardır böyle.. elde edemediğim şeylerden mi dersek ben şu yaşıma kadar yapmak istediğim ne varsa yapabildim de üstelik. bu imkanlar bana sunulsa da sunulmasa da yarattığım imkanlar da oldu istediğim şeylere gün sonunda hep ulaştım. e madem öyle neden huzursuzdum? bugün kampüste random bir masaya oturdum fakülteden kızlı erkekli kalabalık bir masa sohbete katıldım ve uzun zaman sonra gerçekten güldüm. biri yaşadığı üzücü bir olayı komik bir şekilde hepimiz gülelim diye anlattı kendide güldü. sonucunda ders oldu, tecrübe dedi. bense hep bu kötü resim asma korkularımdan bazı şeylerden hep kaçtım finalde gülmeye cesaret edemeyebilirim diye. e sadedinde ne oldu derseniz o kötü resim ben oldum. benim duvarımda aynı resimlerden milyon tane var. üstelik işe yaramayan, zamansız, lüzumsuz denecek kadar da fazla. halbuki bir resmi indirip yerine yeni resim asabilmeyi bilmesi lazım insanın. öğrenmesi gerek veya denemesi gerek… neden deneme veya hata payı bırakmadım ki? neden öğrenilmiş çaresizliği yaşamak istedim veya neden bu acıtasyon kalelerini sundum ki kendime. neydi şimdi bu? ne doğru veya ne yanlıştı?
her şeyi bilip, görüp neye cesaret edemedin lan demezler mi insana. ben kendime bugün dedim bunu…
yoruldun be kızım dedim, yıprattın kendini dedim.
üstelik kimse de değil sen kendine yaptın bunu dedim.
bokunla kavga ettin yıllardır.. neyi ispatladın, neyi kanıtladın, ne, neyi, ne için ve neden sorularıyla sıktım kendimi. alamayacaksın o cevapları bi kere anlamadın mı? e anladın. anladım yani. e anlamakta yetmiyor herhalde. ya demem o ki ben çok güzel şeyler başardım da aslında, güzel şeyler kanıtladım kendime e ama yetmedi işte. daha farklı huzursuzluklarım doğdu.
geçmedi bu geçimsizliklerim bu yazıyı yazdığımda da taakkk diye geçmeyecek de üstelik. bazı şeyler de geçsin diye yazılmaz zaten. bir geceyi geçirdim, oyalandım işte bu satırlarda. biliyoruz ve kabulleniyoruz gibi bir yerdendi bu. öyle işte siz öylesiniz ben de böyleyim. fazla geliyorum kendime ben bile kendimi taşıyamıyorum. sıkılıyorum da belli değil mi zaten neredeyse her yazımda yollardayım.. iç çekişler, iç monologlar, dış sesler… derken eh bir yazıyı da böyle bi yerlerden noktalayalım.
devamını gör...

dilerim sizler mutlu kalırsınız

öncelikle tanım girmeyince merak edenler olmuş ve şaşırdım doğrusu yazdıklarımı çay/kahve eşliğinde okuyacak bir kaç insan edinebileceğimi düşünmezdim ta ki buraya yazmaya başlayana kadar. sınav dönemimden sonra sevgili babamla bosna- sırbistan seyahatine gittik. 9 gün yolda olmak uçak yolculukları, tren yolculukları, otobüs yolculukları derken iki ülkenin farklı insan harmanlığı ile yeni yüzler, yeni renkler, yeni duraklar, yeni ve yeni derken 1 sırt çantasına koydum tüm eşyalarımı hani derler ya 1 sırt çantası gibi yaşanmalı diye ben bu sefer bunu becermiştim esasen. babam 1 sırt çantası gibi adamdır zaten ben de 1 sırt çantasına sığmaya çalışırken telefonumun ben de bir yük bıraktığını pek algılayamamış olmam gerek ki seyahatte asla yanımdan ayırmadığım telefonumu bosna-sırbistan transfer aracında unuttum. saatime gelen bildirim ile telefonumu unuttuğumu fark ettiğimde o otobüs çoktan gitmişti. koca bir gece karanlığında benzin istasyonunda bir sonraki otobüsü beklerken bir yandan telefonuma ulaşmaya çalıştım bir yandan telefondan biraz uzak kalmam gerektiğini anladım. londra'lı ve izmit'li kızlarla tanıştım seyahati onlarla tamamladık. babam da iyi ki yanımdaydı tatilin devamında tüm navigasyon oydu. çok güzel, renkli sokaklardan geçerken spor ayakkabılarımla rahat/kırmızı rujum ve kısa topuklu ayakkabılarım ile de süzülürken ben yolda olmayı hem çok seviyordum. içtiğim suyu, içtiğim şarabı romantize edebildiğim her günde inanın daha çok yaşadığımı hissediyorum. bu seyahatte babamla deli gibi tartışmalarımız da oldu, yalnız kalıp çok düşündüğüm ve kendime en mutlu anlarımı bile zehir gibi yaşatabildiğim dakikalarda geçirdim ama bunlar özel konular tabi ki.. ama bir anıyı paylaşmak gerekirse babama o seyahatte çocukluk arkadaşıyla olan bir hatırasını bir anısını anlatmıştım güldük ve 3 gün sonra seyahatten döndüğümüzde arkadaşının ölüm haberini aldık ve cenaze evine gittik. ya işte hayat ne kadar boş geliyor bazen. öyle didiştiğimiz her konu, her paralı parasız olduğunuz, sevgi dolu sevgisiz yaşadığınız süreçler bir gün tüm benliğimizle uçup gidiyor. babam uzun zamandır görüşmedi de o arkadaşıyla hemde aynı mahallede olmalarına rağmen gönül kırgınlığı oldu ama sanırım bir ölümle o gönül kırgınlığı kayboldu. o ev o gün soğuktu buz gibiydi hatta renkli renksiz yüzleri izlerken her zaman oturduğu koltukta elinde kolası veya klimanın odayı buz gibi yapışı yoktu artık. klima açık değildi ama diyorum ya o oda buz gibiydi. annem bana iyi misin diye sordu ben de iyiyim dedim yüzleri inceledim, yenen yemekleri izledim ölen insanın arkasından yemek yiyebilmek pekte alışabileceğim bir şey değil sanki. ölen kişinin annesi bile yaşarken oğlunun ölmesi ne ağır olsa gerek bir anne için. anne almanyada yaşıyormuş 21 sene görmemişler birbirlerini her gün görüntülü konuşurlarmış 21 sene görmemek ne demek diye düşündüm ya. hayat birbirirlerimizi ekarte edebileceğimiz bir süreç değil. ailelerimiz ve gerçekten bizler ile beraber olan gerçek arkadaşlıklarımızı ekarte etmemeliyiz. yeni yüzler gidebilirler ama geçmişinizi bilen sizi tüm harmanlarınızla kabul eden insanları umarım nasıl olsa gitmez diye ekarte etmezsiniz. çünkü ölüm çok ani. yani ne demişler bir varmış ve bir gün gerçekten yokmuş. o evden çıktığımızda apartman önünde o çocukluk arkadaşının ayakkabıları vardı. bilmiyorum anlatabildim mi? bu olayın bir gün önceki gecesinde de kuzenimi hıdrellez akşamı eve bırakıp babaanneme uğradım 23.30'dan gece 2 buçuğa kadar sohbet ettik. ben onun gençliğini dinledim ve ondan bir şey rica ettim sağlığımız sıhhatimiz yerinde olsun bayramda sen ve büyük babam güzel giysilerinizi giyin kamera karşısında ben size sorular sorayım ve bir anı bırakalım. 1940'larda doğan insanların hikayesini dinlemek istiyorum ve tüm aileye bu videonun kopyasını bırakmak istiyorum dedim. bence bazen ilk çocukların veyahut ilk torunların böyle anlamsız veya gereksiz gibi gelebilen ama benim gibi insanlara hiç gereksiz ve anlamsız gibi gelmeyecek misyonlar yükleniyor. bu kimsenin yüklediği bir misyonda olmuyor esasen hakikaten hayatta bazı şeyler bizlerin içinden gelmeli. bu arada telefonu merak etmeyin o telefonu bulamadım hatta fotoğrflarımın çoğu gitti ama yeni bir telefon elimde bu süreçte ulaşmaya çalışan geçmemiş insanlar ulaşmayı denemiş. seviyorum ama korkuyorum diyen her fake hesaba veyahut bir sevdiğini söyleyemeyip seviyorum seni diyen ama seni seviyorum diyen insanlara ulaşamaz olduk ya. seni seviyorum ve bunu hissettiriyorum ve bundan kaçmıyorum diyen insanları görebilmek dileğiyle. kıymet bilmek çok önemli hele ki en yakınlarınızın kıymetini bilebilmek. bir işi alabilirsiniz, bir işi kaybedebilirsiniz, diyorum para geledebilir gidedebilir ama bazı gidecek şeylerin çokta dönüşü olmayabilir. ölüm gibi ani olan şeylerinde hiç dönüşü olmaz. teomanın bir bar taburesinde babamın öldüğü yaştayım dediği şarkı sözünde o kadar ciddi bir anlam var ki aslında. her şey hatırda kalabiliyor bazen o günleriniz sizlere yabancı gelmesin ve bir günlük mutluluğa bir ömür alıp gitmeyin. en derin sevgi ve saygılarımla... koray amca için.
devamını gör...

elemek

mühim olan kafada eleyebilmektir diyerek son zamanlarda sürekli yapay zeka ile iletişim kurmaya başladığımı farkettim insanlarla konuşmadığım, konuşamadığım durumları bir yapay zekaya sığdırdım kendimi de sığlaştırdım. sonra baktım ki yapay zeka ben o iyi desem iyi diyor kötü desem kötü diyor.. hepimizin pandemiden sonra biraz üşüttüğünü düşünüyorum. her şeyin bu kadar ulaşılabilir ve erişilebilir olması hiçbirimize iyi gelmedi. hepimiz aslında her noktadan birbirimize ulaşabilecek boyuttayız merakımızı giderebileceğimiz çok açık nokta var gibi. artık tek bir merak noktamız da yok dikkat ederseniz birden fazla uyaran var insan beyninde ya esasen.. hepimiz hissizleştik gibi hissediyorum ben. kendimi korumaya çalıştığım noktalarda bile fiziksel bağların ve duygusal bağların bu kadar yüzeysel yaşanabildiğini gördüğümde gerçekten ellerimizle her şeyi değersizleştirdik ve tükettik algısı güçleniyor ben de. kimse beklemek, sabretmek, çabalamak bile istemiyor. insanların kafasındaki duygusal bağlar, ilişkiler, cinsellik, seks algısı bile değişti.
pornodan ibaret sanılıyor bazı dinamikler.. bu porno dediğimiz konuyu da açarsak ki incelenmesi gerekende bir konu. dopamin mekanizmasını bozarak beyinde bağımlılık yaratabilir, cinsel tatminsizlik, partnerle duygusal kopukluk ve gerçek dışı beklentilerle ilişkilere zarar da verir üstelik. ayrıca, günlük işlevselliği düşürerek psikolojik sağlık üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. günlük veriminizi, yaşam dengenizi, insan ilişkilerinizi, iletişim kabiliyetinizi zedeleyebilir. günümüzde şuan çok popüler olan ‘sexting’ kavramıda buna dahildir. gerçek olmayan her tatmin çabası beyine bir hasar.
dikkat ederseniz domine etme durumu oluşmaya başladı insanlarda ya da bu çok eski çağlardan beride vardı da sosyal medyanın hayatımızda daha aktif olmasıyla görünürlüğünü kıldı.
gündelik yaşamında kontrol edemedikleri faktörleri bir klavyede kontrol etmeye çalışıyorlar
bu tarz insanlar gerçektede performans anksiyetesi yaşayadabiliyor üstelik. beyin bu yoğun güç senaryolarına alıştığında normal, eşitlikçi bir cinsel ilişki kişiye yetersiz/ sıkıcı gelmeye başlayabilir. bu da bireyi daha uç ve sert (hardcore) domine etme senaryolarına yöneltebilir.
psikolojik zararlarını açalım: suçluluk duygusu, utanç, odaklanma sorunları ve motivasyon kaybı gibi durumlara yol açacaktır.
fiziksel etkileri: zaman yönetimi sorunları nedeniyle uyku düzensizliğine, enerji kaybına neden olabilir.
gerçekçilik algısının bozulması: cinselliği sadece fiziksel bir eylem olarak göstererek, duygusal bağın önemini azaltabilir. bu olayın artık izmirli erkek, vanlı erkek diye bir kavramıda kalmadı artık. herkesin psikolojisi asimile olmuş vaziyette. kadın- erkek iletişimleri, ilişkileri hatta arkadaşlıklar bile asimile oldu. insanlarla konuşamadığımız, kendimizi ifade edemediğimiz, ailelerimizle konuşamadığımız her durum bize fantezi olarak yansıdı belki de.
çok şanslıydım bu tarz insanlardan olmadım
dün arkadaşım annesine kürt sevgilisi olduğunu ve biseksüel olduğunu söylemeye çalışırken bile sancılarla kıvrandığını gördüğümde hiç bu süreçleri yaşamadığımı çünkü dağ gibi annemle babam olduğunu bir kez daha gördüm. hayatımda en ufak flörtümü bile babama anlatabilme alanım hep olmuştu. babam da hep der ki; tavla oynayabileceğim dünür ve damat getir. konuşamadığımız veya konuşamadığın insanla ilişki kuramazsın demişti hâlâ daha bunu söyler ne haklı… konuşamadığınız insanla seks bile yapamazsınız kaba tabirle..
bu satırlarımı yazma sebebim kendimize verdiğimiz değer karakterimizi, yaşamımızı şekillendirir. sınırları en başta koyabilmek önemlidir o sınırları inatla aşmak isteyen insanların değişmesini bekleyip tolerans göstermekte en büyük aptallıktır. benimde çok değişmesini beklediğim insan ve insanlar oldu ama değişim süreçtir. kimi insan değişir dönüşür kimiside bir arpa boyu yol almak istemeyebilir. kadın arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum biriyle sexting yapabilirsiniz, sevişebilirsiniz, pornoda izleyebilirsiniz ama kendi değerinizi bir başkasının gözünüzden düşünüp kendinizi yitirmeyin. verilebilecek en önemli nasihat belki de şu olabilir.. hepimizin bir kızı, bir kız kardeşi, bir annesi, yakın kız arkadaşları, kız kuzeni, yakın kadın akrabaları var demem o ki kendi canınıza yapılmasını istemediğiniz hiçbir durumu başkasına yaşatmamak gerekir. cinsiyet kodları ve kibar kız gibi otur, amcalara pipini göster diye büyütüldüğümüz bu toplumda kendimizi ve bizden sonrakileri nasıl yetiştirebileceğimiz esas olan olacaktır. erkeklerde ağlar, kadınlarda o kavanoz kapağını açabilir. mevzu birlikte bir hayat paylaşabilmeye gönlümüzün olmasıdır. fazla boğuluyoruz yüzeyde derinleşmek istediğimiz her şeyin yüzeyinde kaldık anlıyorum da bizleri. yıllardır bir sevgilim olmadı sebebi birini unutamamanın da ötesinde basit bir şey yaşamak istemiyorum korkusu var. birinin elini tutabilmek, sarılabilmek, kokusunu içine çekebilmek, saatlerce sohbet edebilmek bunlar çok güzel duygular içinde kelebeklerin uçuşması şahane hisler. sonsuza kadar mutlu yaşadılar gibi bir şey değil isteyim ama ben duygularımı buram buram yaşayamayıp sürekli taktik yapacaksam kalsın istemiyorum ya. yalnız da kalırım o zaman alırım o ceketi çıkar giderim. gitme kal diyemeyeceksek, tartışamayacaksak, anılar biriktiremeyeceksek yani o öpüşmenin bile anlamı olmayacaksa mâdem öyle o zaman böyle diye devam eder çekiliriz hayatlardan.. çekildiğimde çok hayat oldu üstelik zor da olsa çekildim. kimse çabayı, emeği yaşama cesaretine sahip değil veya kimse uğraşmak istemiyor. herkes sevmekten, sevilmekten korkuyor
insanlar verici olmaktan korkmaya başladı. üzülüyorum bizlere.. birbirimizi yitirdik. tutabilecekken. birbirini bırakın kendine tutunamayan insanlar var. ben de bazen tutunamıyorum ümitsizliğe kapılıyorum, karanlıkta geliyor ama yitirmek istemiyorum.
devamını gör...

bir idealizasyonun sonu

kaç sondur kaç bitiş çabasıdır bilinmez ama yine de yazmak yumuşatır belli ki… attilâ ilhan belli ki anlamış bizleri de bu şiiri yazmış. denedik abi denedik o karanlığa girmeyi, biraz çirkin olabilmeyi, o trenlere binmeyi ve daha nice seferlerde yer edinmeyi asla da yer bulamadık ya esasen almadılar be bizi. almadılar yanlarına hep uzak tuttular. uzak ve en uzak…

aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan istemiyorum benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün dağıtır gecelerim sarışınlığını uykularımı uyusan nasıl korkarsın hiçbir dakikamı yaşayamazsın aysel git başımdan ben sana göre değilim benim için kirletme aydınlığını hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim ıslığımı denesen hemen düşürürsün gözlerim hızlandırır tenhalığını yanlış şehirlere götürür trenlerim ya ölmek ustalığını kazanırsın ya korku biriktirmek yetisini acılarım iyice bol gelir sana sevincim bir türlü tutmaz sevincini aysel git başımdan ben sana göre değilim ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim sevindiğim anda sen üzülürsün sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş uzak yalnızlık limanlarına aykırı bir yolcuyum dünya geniş büyük bir kulak çınlıyor içimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş sakın başka bir şey getirme aklına aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan seni seviyorum
devamını gör...

kendime dürüst bir yerlerden

kendime dürüst bir yerlerden yazıyorum bunu belli ki ihtiyacım da var
kendini tuttuğun kısır döngülerde mutluluğa erişebileceğini mi sandın?
kazandıklarının yanında “kaybetmen” gereken şeylerin olduğunu ne zaman idrak edeceksin?
sandığın şeylerin sandığın kadar gerçek olmadığını ne zaman anlayacaktın.. bazı insanları neden dinlemek istemedin veyahut neden kendini, özünü inkâr ettin?
bitirmen gereken konuları neden bitirmekte zorlandın?
kestirip atman gereken durumları kestirip atamayıp
neden çok güzel şeyleri yarıda bıraktın?
bunlar esasen benden bana cümleler.. sizlere de dokunsun isterim ben bu girdiğim tanımlar ve paylaşımlarda kapatamadığım konulardan bahsederken.. kapatmam gerektiğini kişilerin kendisi vurgulaya vurgulaya hatırlattı. yıllarca kafamda yaşadığım, yücelttiğim insan beni bir kaç cümlesinde bez parçasından farksız hissettirdi ve ben şunu anladım ki kimseye bu kadar değer vermemem gerekiyordu. dilerim hiçbir kadın arkadaşım şu cümleyi işitmez; benden bir şey bekleme biz sadece seninle yatıcaz.. (hatta bunun daha kaba versiyonu)
ben o cümlenin altında ezildim. elbette irademi bozmadım ama ne zannetmiştim ki dedim kendime
aslında kişiler hep öyleydi bizler çok farklı senaryoların olmasını istemiştik.. ben dün o mesajları okuduğumda bana mesaj atmayı bile değerli görmediğini anladım. yani sadece onun için boşalma aracı olabilecek bir konumdaydım. sorunu kendimde ararken sorunun pekte ben olmadığını anlamam uzun sürmemeliydi ama uzun sürdü. yıllarca da kendimi suçladım. sonra bu mesajların üstüne düşünürken.. bu kadar yüzeyselliği kaldıramayacağımı da biliyordum. ahımı yaşayıp yaşamaması da önemli değil artık. kendimden hep emindim. sevdim abi neyi sevdiğimi bilmeden sevdim.. idealize ettim sonu hüsran ve hayal kırıklıklarıydı.. demem o ki boşver işte. yani boşverilecek gibi durmayan her şey bile zaman aşımına uğramak zorunda. gerçekten kalbim kırılmıştı ama zaten bilerek yaptı. bazı şarkılar vardır ya sizi çok uzaklara götürür, yolculuklara çıkartır, dalıp gidersiniz bir boşluğa ben o şarkılara tutunmuşum. ufak ânlara ve anılara hatır biçmişim ve ihanet etmemişim. şimdi düşünüyorum da kim bilir kaç duygumla yapayalnız kaldım. seni hiç affetmeyeceğim kafamda da bu senaryoyla barışmayacağım. nefrette bir duygu biliyorum ama senden gerçekten nefret ediyorum. senin için ağladığımda gözlerim kan çanağı gibi oluyor ve ben senin için ağlayabilmek bile istemiyorum. senin de canın yansın bazı insanlar hakketmiyor arkadaşlar bunu asla unutmayın.


kaygılı dostlar hiçbiri görmez bu gözlerden acısı da sen yine dindiren de seni düşünmek bu sabaha seninle uyanmak isterim de elimden ne gelir gördüm ki elin başkasının elinde kulağımda sesin, ah söyle neredesin imkansız bir yer mi yasak mı bana her gün daha buruk yorgun bir mutluluk bu aşık olmak sana uzaktan her gün daha soluk şu kalbim bir yol buldu hep aşık olduk sana uzaktan
devamını gör...

ölmek

filistinli şair mourid barghouti nin şiiri.

yataklarımızda ölmek de iyidir
temiz bir yastıkta
ve arkadaşlarımızın arasında.
bir kez olsun
ellerimiz göğsümüze kapanmış,
boş ve solgun,
çiziksiz, zincirsiz, bantsız
ve belgesiz ölmek iyidir.
temiz bir ölümle ölmek iyidir,
gömleğimizde deliksiz
ve kaburgalarımızda delilsiz.
yanağımızın altında kaldırım taşı değil, beyaz bir yastıkla,
ellerimiz sevdiklerimizin elleri arasında,
çaresiz doktorlar ve hemşireler etrafımızda,
arkamızda zarif bir vedadan başka hiçbir şey bırakmadan,
tarihe aldırmadan,
dünyayı öylece bırakarak,
bir gün bir başkası onu değiştirir diye umarak
ölmek iyidir.

ıt’s also fine to die in our beds
on a clean pillow
and among our friends.
ıt’s fine to die, once,
our hands crossed on our chests,
empty and pale,
with no scratches, no chains, no banners,
and no petitions.
ıt’s fine to have a clean death,
with no holes in our shirts,
and no evidence in our ribs.
ıt’s fine to die
with a white pillow, not the pavement, under our cheek,
with our hands resting in those of our loved ones,
surrounded by desperate doctors and nurses,
with nothing left but a graceful farewell,
paying no attention to history,
leaving this world as it is,
hoping that, someday, someone else
will change it.
devamını gör...

ıskaladığımız duraklar

yaşamı adeta bir ıska durakları gibi yaşarken
her şeye yetişip bir şeyi ıskalamanın verdiği bir hüzün de denebilir. asla erişemediğiniz, erişilmesi zor duvarların olduğu bu nüanslarda bilmeliydin veya bilmeliydik veyahut bildiğimiz ama kaçtığımız bile isteye ıskalanan duraklardı. yaşanabilecek veya olabilesi olan bir potansiyelin olamayışını gördüğümde solgun bir beyaz gül dokunmuş veya kırmızı acı taze gül kurusu hissiyatıyla..
arife günü o sınava girerken böyle düşündüm
ayvalıktan ailemle geçen bayram günlerinde böyle düşündüm. öz ve kişisel bakımımı yaparken böyle düşündüm. arkadaşlarımın doğum gününde o masada yalnız olmadığım hâlde gülüşen çiftleri görürken ve onlar adına sevinirken de esasen ben kendi hayatımda bunu hep ıskalamışım veya ıskalayacakmışım gibi hissediyorum. hiçbir gerçekliği kabul edemeyip bir umut köşesi yaratılmışça bir yerden inanın güneş doğdu avuçlarımda veyahut bir tutam hayatı sığdırdım ellerimde… bana sorma ben anlatamam diye çığlık atarken uzun bir yoldan geldim arkamda katedilmiş ve benle sırtlanmış bir yol ve katetmemiz gereken bir hayat var önümüzde. kendisini hatırlatan insanlar bizde yoğun sancılar yarattı. seslerine yabancılaştık, yüzlerini göremez olduk. bizlerse hep ulaşılabilir, hep açık hep seçiktik. ıskaladım o otobüsü bay kaptan!
bu bir metin ve ayşe hikayesidir ya esasen
birbirini tamamlayamayan iki insanın hikayesi
olamayışların hikayesiydi bu kaptan
metin ayşeyi sevdiyse bile
ayşe hiç bilmedi
ayşe metini çok sevdiğini bas bas bağırdı
metin kızımız ayşe’yi kaçarak sevmiş..
bir ömür kaçmış bu kızdan bay kaptan.
hikayede esasen buymuş ya varamamışlar hiçbir yere
metin süreci istemiş
ayşe uyum sağlamaya çalışmış
ayşe yorulmuş.. sonuç istemiş
metin hep sonra sonra demiş
bir gün ayşe’nin bahçesindeki otlar, çiçekler solmuş
ayşe çok beklemiş ama metin hiç gelmemiş..
böyle bi senaryo 2 seçenekle bitebilirdi
ya metin kendine göre risk alıp ayşe’ye gelecekti ama muhtemelen çok geç olacaktı (ayşe bir yelkende çiçek açmış hayatını kurmuş olacaktı)
veya metin ve ayşe birbirini tutup, seçip mutlu olacaklardı
ayşe hep 2. ihtimale tutundu. ama 2. ihtimal hiç gelmedi.. gençliktir, toydur diye diye metin’i sıvazladı. ayşe yıllardır uyku bile uyuyamıyordu, yıllardır geçirdiği kaşıntıların haddi hesabı da yoktu, yıllardır stres altında eğitimini inşaa etmeye çalışıyordu.
bu tarz hikayelerde metin gibiler ayşe gibi kızların içindeki kıvılcımı ateşler ve aleve döndürür..
ayşe gibi kızlar gün gelir başarılar elde etseler bile ne için olduğunu anlamadan sürekli başarmaya devam ederler çünkü bu kızlar bir şeyleri kazanırken aslında sadece ‘bir şeyi’ bilinçaltlarında kazanıyorlardır. kısmi dopamin dediğimiz veya diyebileceğimiz bir bakış açısında.. ayşe gibi kızlar sizlere sarılıyor ve sizleri anlıyorum. metin gibi erkekler sizlere de sarılmayı tercih ediyorum içinizde çok büyük bir yetersizlik nüansıyla cebelleşip en çokta kendinizle dövüşüyorsunuz ya aslında. ah metin ve metin’ler pastanede oturduğunuz o loş sohbetli kadını bile isteye kaybetmek istediniz.. sizi anlamak istemiyorum.
devamını gör...

14 mart tıp bayramı

bizlere verilen ilk derstir; primum non nocere
yani “önce zarar verme.” biz bu ilkeyle tıp fakültesi yıllarımızı geçirirken.. bol uykusuz geçen gece-gündüz ve emek dolu günler, seneler yaşarız. bir beyaz önlüğü taşıyabilmek o steteskopu takabilmek kolay iş değildir biliriz. üzerimde emeği olan ve olmaya devam eden tüm hocalarımın ve arkadaşlarımın 14 mart tıp bayramını kutlarım.

şimdi size kendi yaşadığım günün özetini anlatayım; uyku bozukluğum var uzun zamandır.. uykusuzca kahvaltımı yaptım, gittim öğrencilerime ders verdim, geldim biraz dinlendim bu süreçte yazan ve arayan bazı kişiler oldu. işin enteresan yanı aile fertlerim arayıp yazmadı mesela. annem güzel yemek hazırlamış sadece… babam ciddiye bile almadı mesela çokta fazla ki o genelde pekte ciddiye almaz kendi dışı veya kendi gündemi gibi olmayan konuları. yaş ilerledikçe de böyle oluyor sanırım.. aileniz bile sizin yaşamınız hâline gelen durumlara duyarsızlaşabiliyor. neyse velakin annemin yaptığı yemeklerimi yedim, çayımı içtim. şimdi geceyi sabah etmem gereken konular var mesela daha fazla çalışmak üretmek gibi… en iyisi ben çayımı koyup devam edeyim. ziraa kendim için çabalamam gereken çok konu var.
devamını gör...

13 mart 2026

ilber ortaylı’nın kitaplarıyla büyüdüm, yemek yerken bile onun katıldığı söyleyişileri açar izlerdim keyif alırdım. geçen yaz izmir kemeraltında annem kendisiyle karşılaşmış kızım tıp okuyor sizi çok sever sıkı takipçiniz demiş ve görüntülü aramışlar bana ulaşamamışlar.. ilber hoca selamlarımı iletin, tıp fakültesi hayatında ve meslek hayatında başarılar diliyorum sevgiler demiş bol tebessümüyle.. uğurlar olsun hocam. varlığın türk varlığına armağan oldu. devrin daim ola.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kesinlikle inandığım propagandalar

-sana ait olan seni bulur
-insanların her tavrı, her düşüncesi bizimle ilgili değil
-güneş yerindeyse her şey yolunda olmayabilir
-kafanı kurcalayan hiçbir şey sana netlik vermez
-hızlı başlayan her şey hızlı biter
-hayatta yaşanan her şeyin bir anlamı var
-aşk başlatır sevgi, saygı varsa devam eder
-geçinmeye gönlü olan insan geçinir
-sana saygı duyulmayan hiçbir ortamda durmamalısın
-mesafe=sınırdır ve sınırlar gerçektir
-seni üzmüş insan yoktur, sen buna izin vermişsindir
-kimseye kendini tam açma, oradan vurulursun
-ne kadar para kazandığını asla söyleme
-başarılıysan ve bunu biliyorsan söyleme
-mesleğin ve işin iyise dillendirme
-onaylanma ihtiyacı yüksek insanlar sosyal medyada hep görünür olmaya çalışırlar
-baba sorunu yaşayan kızlar- hep yanlış yollara sapar
-annesiyle sorunlu olan kızlar muhtemelen kadın olmayı çok çarpık öğrenmiş kişilerdir
-babasıyla sorunu olan erkekler narsist ve aşağılık kompleksi olur çünkü hep koşul üzerine yetersiz yetişmişlerdir
-annesiyle sorunu olan erkekler muhtemelen doğru kadına yanlış yapacaklar veya kadın diline dair empatiyi çok geç keşfedecekler
-babasıyla arası iyi olan bir kızın ayakları hayatta yere daha sağlam basar ve kendinden emindir
-annesiyle arası iyi olan kızın doğru/yanlışı ayırt edebilmesi ve seçmenin ne demek olduğunu bilmesi daha olasıdır.
-her ikisiyle de arası iyi olan kızlar aile denilen kavramın içinde büyümüşlerdir ve kendi yaşamlarında da kuvvetle muhtemel bunu inşaa etmeye çalışacaklardır.
-insan ilişkileri tıpkı bir meyve gibidir ne ekersen, onu biçersin.
-bir günaydın, bir iyi akşamlar, kolay gelsin ifadelerinin anlamı ve önemi sandığımızdan daha anlamlı ve büyük olabilir.
-öğretmen, işçi, doktor, hukukçu bunlar her zaman toplumda başka bir noktadadır
-bir erkeğin adam olduğunu kadınlara davranışından anlayabilirsin.
-zengin olan insan gösteriş yapmaz
-insanlar değişmez zaman içinde maskeleri düşer
-hiç kimse hayatına tesadüfen girmez
-gözler yalan söylemez ama sözler çok kez yalan söyler
-doğum günleri önemlidir
-kalbin güzelse yüzüne yansır
-her olay bizimle ilgili değil
-her şeyi kontrol edemeyiz
-bazı şeyler olacağı varsa olur olmayacaksa olmaz
-zorlamalarla hayat geçmez
-karma gerçektir
-kız çocuğu sevindirmenin hayatta farklı bir hissi vardır
-şarkıların ait olduğu ânlar vardır
-koku hafızası gerçektir
-bir kapı kapandıysa bir sebebi vardır
-değer verdiğini göstermek, o kişiyi kaybetmenin
ilk adımıdır.
-bir insanla aranı bozan ilk sebep aslında ileride yaşayacağın ayrılığın sebebidir.
-ve son olarak her ne kadar günümüz dünyasında iyilerin kaybettiği kötülerin kazandığı bir dünya bize yansıtılsa da bilirim ki adalet geçte tecelli etse iyiler bir gün mutlaka gâlip gelir.
devamını gör...

kaba oyalanmalar

masumiyet müzesi dizisini elbet izleyenlerdenim
ben de. üstelik diziyi bitirdikten sonra affaladım ve
o gece boşluğa düşüp bir podcast bile kaydettim kendime.

bir kaç beni vuran replik vardı;

aşk acısından kendini asan fransız şair gerard de nerval, hayatının aşkını sonsuza kadar kaybettiğini anlayınca hayatın bundan sonra kendisine kaba oyalanmalar bıraktığını söylüyor.


hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.

o cümlelerin kuvvetini içimde hissetmenin ötesinde yaşamda derin ve kaba oyalanmalar yaşadığımı hissettiğim çok günüm oldu. aslına bakarsanız yaptığım farklar, edindiğim başarılar veya başarısızlıklar arasında da tüm devam edebilmenin ötesinde “kaba oyalanmalar” yarattım. yıllardır aşk dıygusunu hiç hissetmemiş olmanın gölgesinde kimselerle de bırakın ilişki kurmayı flörtü bile beceremedim. hayatımın en mutlu ânı denilen kısmıda yıllar önce paket edip bırakmış veyahut bırakılmış gibi hissediyorum üstelik hâlen. kimseyi ve hiçbir oluşum veya durumu suçlamıyorum da. böyle olması gerekti ve oldu. aşık olabilmek isterdim doğrusu hele ki karşılıklıysa.. ama yaşam bana duygularımı bile ölçülü ve kararlı yaşamamı öğretti. çünkü bilirdim ki duygumun fazlası bile bana hazin bir son ve gözyaşları getirecekti. üstelik tanıdıkça ve bilir olduğum bir taraftı bu. demem o ki çok gözyaşım vardı, gözyaşları oldular bugünlere yansıyan.. güldüğümde belirginleşen durduğumda belirginleşme aşamasında olabilecek kazayaklarım vardı. ifadesiz kalmadı yüzüm, hatlarım, her duygum benimle derinleşti ve anlam buldu yüzümde. öteden beri gerçek bir şeyler hissedebilmeye ihtiyacım var. çünkü ben hep gerçek yaşamaya çalıştım en her şeyi, en olduğu gibi.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının en sevdiği yazar

veya yazılarını sevdiğiniz yazarlar söyleyin de ben de keşfedeyim sevgiler.
devamını gör...

uyutmayan şeyler

süresi dolmuş mâtem ettiğimiz düşüncelerimiz.. ellerim karıncalandı bu gece uykusuzluğumda boğuldum gibi hissettim. ne olsa mutlu olurum ne biter ne eder diye diye nitelendiremediğim hiçliklerim var. nefretleriniz çok güçlüymüş çok ve çok ya hani.. hiç anlamadım üzgünüm gururum ve gurursuz gururlarınızın nâralarını ben anlamadım ve anlamlandıramadım. canım sıkkın tadım ve keyfim kaçık.. okuduğum cümlelerin bilinciyle ve şaşmaz şaşkınlığıyla soru üstüne soru kurdum da soru bile yetmedi olanlara.. neleri yatırımlamışım da neleri kolay elde etmişim sizlerin gözünde ne diceğimi bilemediğim hayal kırıklıklarım var. bir süre buralara yazmamaya, uğramamaya kararlıyım. beni kim anlar onuda bilmemekle birlikte.. kendimi anlıyor muyum sorusuna çok büyük şüphelerim var ama anladığım çok gerçeklik olduğunu da görmemek saçmalık olurdu. kazandıklarımın yanında kaybettiklerim oldu esasen.. kaybettiklerim yanında kazandıklarımda olacaktır..

bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde ama bil ki ateşin hâlâ yanacak yüreğimde gözyaşlarım akıp gidecek selden öte, selden ziyade


bir ben var ki benim içimde benden öte benden ziyade. bir sen var ki senin içinde, senden öte senden ziyade.
devamını gör...

süreç gerektiren şeyler

başarı, huzur, ilişki, kendini keşfedebilme bir şeyleri yeniden inşaa edebilme veya yıkabilme cesareti ve daha da bir sürü yolda oluş hâli.. 4 ay sonra hayırlısıyla stj. dr. olucam. kendimi ilmek ilmek işlediğim bu yıllarda 22. yaşımdan 25’ime can yücel’in ara sıra yazılarıma iliştirdiğim şu şiirini bırakıyorum;

ne kadar yaşarsan yaşa, sevdiğin kadardır ömrün.. gülebildiğin kadar mutlusun üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pazar günü ve devam etmemiz gereken işler

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yaşamda her canım yanacak gibi hissettiğimde tıp fakültesine tutunuyorum. bugün yine bir pazar günü bunu yapıp ders çalışıyorum. keşke bazı şeyleri görebilseydin de beraber paylaşsaydık dediğimiz insanlar var.. ihtimaller hayatta ân ve ihtimalleri oluşturmuyor mu zaten.
devamını gör...

kahve kadar keyifli

bu yazıyı tam da duştan çıkıp filtre kahvemi yapmanın ve yudumlarken arkada hafif ama gururlu hemşerim deniz tekin şarkılarıyla bu satırlarıma eşlik ediyor..
geçtiğimiz haftayı nöroloji dersleriyle hafif ölçekte klinik derslerle hastane koridorlarında beyaz önlükle salınarak geçirdim. kulüp toplantısı ve işler derken aşırı yağan yağmurların altında kalıp köse ayakkabılarımla oflaya oflaya yürüdüğüm ve 1 çayın 50tl olmasından şikayet ederken gönüllü hocalık yaptığım 5. sınıf öğrencilerin ayağındaki ayakkabıları düşünüp küçük kız çocuğunun türkçe sözlük alamam param yok demesi ve eğitimin bile onlar için ne büyük lüks olduğu gerçeğiyle yüzleştiğimde canım yandı. koşmadan koşamıyoruz arkadaşlar ve bazı insanlar koşarken bile yetişemiyor.. bilmem anlatabiliyor muyum? devamında 8 saatlik bir otobüs gece yolculuğuyla istikamet bu sefer ankara’ydı hazırlık dönemimden yakın bir erkek dostum nişanlandı. otogardan aldı ve hazırlanma aşamasından itibaren tüm süreçte yanlarında oldum. kız tarafının evinde yapılan yemekler, sohbetler.. sonrası kuaföre gidip hazırlanma aşaması ve bi taraf yozgatlı bi taraf osmaniyeli derken izmirli olan bana da yoğun ölçekte bir kültür şoku yaşatmış oldular… farklı perspektiften mesafeli gibi ama mesafeli olmayan bir sıcak samimiyet hissettim anadolu insanında. akşamında nişan faslı için mekana geçildiğinde edilen danslar gel gel izmirli haydii halaya denilen anadolu şivesi sesler bile yüzümde gerçek bir gülümseme frekansına itti. ayaklarıma inen kara suların çokta önemi yoktu çünkü arkadaşımın yanındaydım ve hiç bilmediğim insanlar, bilmediğim suratlar, bilmediğim evler, bilmediğim duraklar derken iyi hissettim. arkadaşımın kuzeniyle içtiğimiz kahve ve sigarayla beraber çok konuşmadık ama galiba çok konuştuk yani az konuştuk ama konuşmaktan yorulunan şeyler üzerinde sigarayı içerken ve etrafa bakarken de anladık herhalde. bazı anlar vardır gerçekten pekte konuşulmaya gerek olmaz.. o kahvede bir arkadaş daha kazandığımı hissettim sanırım. gecesinde yine kız tarafının evine gelip kazan kazan yemekler yenirken ve vedalaşma esnasında torununa almak isteyenden tutun yüzündeki gülümsemen gibi olsun hayatın diyen bir çok insana göre gerçekten samimi olan insanlara minnetle.. sonrasında arabayla kızılay’a bıraktılar diğer arkadaşlarımla buluştum erkek arkadaşı çiçek ve kalpli balon almış şahsen onun adına sevindim tıpkı diğer arkadaşım nişanlanırken sevindiğim gibi ve onlarla boylu boyuna yürüdük derken.. taksiyle eve geçtik loş şaraplı, sarmalı, pideli sohbet derken yine tıka basa yedik.. temiz çarşaflar ve güzel bir uyku sabahında ailesinin hazırladığı bir ankara aile kahvaltısı ve türk kahvesiyle sohbetlerimiz taçlandı.. arkadaşım aşti otogarına bıraktı sarıldık bir sonraki buluşmamız için sözleştik.. otobüste camdan el sallarken beni bekleyen bir sevgili yoktu ama sevgili gibi arkadaşlıklarım veya tanıdığım insanlar vardı. yol bitene kadar vardığımı kontrol eden diyaloglarım vardı ve bunlar çok büyük kıymet.. yan koltuğumda kedisiyle seyahat eden bir kızla kedisinin adının şeftali olduğunu öğrendim ve çok tatlıydın şeftali..
evime vardığımda yorgundum ama şu histeydim her şeye rağmen yaşamaya devam etmenin mutlak gücü vardı üzerimde. beni 25-26 yaşında sananları anlıyorum bunun sebebi ben hayatı çok ince eleyip sık dokuyarak yaşıyorum kurduğum hiçbir diyalog yüzeysel değil yorulmuyor muyum illaki ama yorulmadan olmaz.

“ şu kesin ki, her insan hayatı boyunca bir kez, sahip olduğu bütün güzelliklerin bir anda mükemmelleştiği bir dönem yaşıyor; kiminde daha erken, kiminde daha geç.”


hiçbir otobüs yolculuğunda genelde uyumam veya nadir uyurum bunun sebebi yola bakmak benim için lütuftur. demem o ki yol hep güzeldir.. engebesiyle bile. bazı ayakkabılar vardır hepsinin de bi hikayesi var en derin sevgi ve saygılarımla…
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşadıklarımızın farkında olmak

satırlarıma sosyal medyada gördüğüm bir alıntı yazı ile başlamak istiyorum;

“hayatımın en güzel anılarını, artık hiç konuşmadığım, konuşmayacağım insanlarla yaşadım. hayatın garip tarafı bazı bölümler kahkalarla, aşkla sabaha kadar süren sohbetlerle doludur. ama yine de yarım kalır, bir kapanışı olmaz. her zaman bir veda yaşanmaz; bazı insanlar sesssizce geri çekilir. bir zamanlar her şey olan anılar ise içimizde yankı olarak kalır. can yakan şey, o anıların gerçek olmaması değil; bağın kalıcı olmaması. birbirimize sırlarımızı açtık, tutulmayacak sözler verdik, hiç gerçekleşmeyecek gelecekler kurduk. ama yine de onları silmek istemezdim. çünkü o anlarda, geçici bile olsa, birbirimizin hayatında olmamız gereken kişilerdik. şunu öğrendim; herkes hikayende sonsuza dek kalmak için gelmiyor. bazıları ders, bazıları mucize, bazıları ise ikisi birden oluyor. artık konuşmuyor olmamız onları unuttuğum anlamına gelmiyor. içimde bir öfke veya kırgınlıkta yok. sadece bazı anıların geçmişte ait olduğu ânda kalmasına izin verdim. bu yazıyı okuduğumda kendimle çok özdeşleştirmemin haricinde şunu diyebilirim ki hayatın paradigması asla aynı kalmaz.

hayatın paradigması asla aynı kalmaz. özetle nelerin geçebileceğini, nelerinde değişebileceğini bazen biz bazen de akış belirliyor. geçtiğimiz pazartesi derslerim başladı. ilk haftanın ders yükünün hafif olmasından kaynaklı 1 haftada fiziksel dinlenme kafa tatili vermemin sonucunda 3sezon dizi izledim, 2 kitap okudum,bol bol uyudum, köpeğimle ilgilendim, ailemle zaman geçirdim. içinde bulunduğum stk ile evsizlere çorba yapıp dağıttık, ben 3 yetim 5. sınıf kız öğrencilerine gönüllü türkçe dersi vermeye başladım bana edilen bir teşekkürün bir allah razı olsun denmesinin kalbimi ne kadar ısıttığını ve yaşadığım manevi tatmini anlatmam mümkün değil. sonrasında mekanda çocukluk arkadaşımın 23. yaş gününü kutladık aynı zamanda arkadaşlığımızın da 17.senesiymiş birbirimizin tüm kişisel gelişimine fiziken veya iletişim yoluyla hakim olmamızın yanı sıra birbirimize karşı hem saygı, sevgi çerçevemizin yüksek olmasının haricinde birbirimize emeğimiz, özverimiz ve toleransımızda bu arkadaşlığı uzun süre devam ettirebilmeyi ve birbirimize karşı olan görünürlüğün artmasıyla devamlılığını kıldı. arkadaşlıkların önemli olduğunu vurgulamamızın haricinde birbirinin iyi veya kötü gününde yanında yer alabilmek hem bir ayrıcalık hemde kendi kişisel gelişiminizin karakterinizin yansıması. akışta gelen güzelliklerdeyse tramvayda yaşlı, bastonlu bir teyzeye yer vermek ve bir amcadan aferin kızım lafını duyabilmenin verdiği derin hissiyatla gün güneşli, manzara şahane ve sağlığım el verdikçe duyarlı olmaya devam edicem. tüm bunlar ihtiyaç veya bir gereklilik değil manevi tatmin ve karakterinizin yansımasıdır. bazen sevdiğiniz insanlar için geri durabilmek ne kadar kıymetliyse, bir adım atabilmekte o kadar o kadar kıymetli…
ben her tekme yediğimde kalkıp gülümsemeye devam edemeseydim işlerim ras gitmezdi buna inanıyorum.
şimdi arkada hafif plağım çalıyor, yanımda köpeğim uyuyor bense bu notlarımı, yaşadıklarımı buraya dökerken her şey olacağına varıyor bilinciyle yaşadıklarımızdan daimi olarak notlarımız ve öğrenilerimiz olsun. şimdiyse sabah uyandığımda yoğun bir haftaya giriş yapacağımın bilinciyle üretmeye ve ilerlemeye devam. bir sonraki yazımda görüşmek üzere kendinize nazik davranın.
devamını gör...

canım babama

hayatta hep doğru, dürüst, şerefli ve mücadele dolu olmanın anlam ve önemini vurgulayarak bir kız çocuğunun okumasının çalışmasının ne kadar önemli olduğu bilinciyle beni birey olarak yetiştiren, dertleşebildiğim, akıl hocam, babam senin kızın olduğum için çok şanslıyım. varlığına…geçenlerde babama okuduğum içimi titreten can yücel’in şiiri;

hayatta ben en çok babamı sevdim
karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
çarpık bacaklarıyla ha düştü ha düşecek
nasıl koşarsa ardından bir devin
o çapkın babamı ben öyle sevdim
bilmezdi ki oturduğumuz semti
geldi mi de gidici hep hep acele işi
çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
atlastan bakardım nereye gitti
öyle öyle ezber ettim gurbeti
sevinçten uçardım hasta oldum mu
kırkı geçerse ateş çağrırlar istanbul'a
bi' helallaşmak ister elbet di mi oğluyla
tifoyken başardım bu aşk oy'nunu
oh dedim göğsüne gömdüm burnumu
en son teftişine çıkana değin
koştururken ardından o uçmaktaki devin
daha başka tür aşklar geniş sevdalar için
açıldı nefesim fikrim can evim
hayatta ben en çok babamı sevdim
devamını gör...

sözlük yazarlarının kişiliğini yansıtan bir fotoğraf

plağım, sade türk kahvem, bi şiir kitabı, kitaplığım, camı açtığımda yağmurla harmanlaşmış toprak kokusu anladın dimi
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anlatınca

anlatılınca çözümü olmayan şeylerin tekrara düşüp anlatmanın pekte önemide yoktur fikrimce..
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim