1.
fadıl akgündüz'ün lakabı. milletin paralarını ceplemiştir. dolandırıcıdır. zamanında siirt jetpaspor'a sergen'i almıştı lan. oha. bu arada bu dolandırıcı arkadaş akp'den milletvekili seçilmişti zamanında, haberiniz olsun.
devamını gör...
2.
imza isminde yerli otomobil çıkaracaktı güya. o zamanların mehmet aydın'ı. arkasından "fadılzedeler" adında kalabalık bir funclub bırakmıştır.
devamını gör...
3.
milli dolandırıcımız fadıl akgündüz'ün jet konut projesine ait kadir inanır'ın başrolünde olduğu aşağıdaki reklam filmi, uzun yıllardır içinde olduğumuz yeni türkiye'ye ilişkin erken dönemde pek çok işaret taşıyor. reklam adeta bugünlerin müjdecisi nitelikte.
90'ların ortasındayız. güzel ülkemiz her zaman olduğu gibi ekonomik kriz, toplumsal bunalım, çatışma ve kaosla mücadele ediyor. epey yüksek bir plazanın kapalı kapılar ardındaki bir odasında takım elbiseli, iyi eğitimli, istanbul türkçesi konuşan, fikir sahibi beyaz türkler masaya oturmuş toplantı yapıyor. ekonomi tepetaklak olduğu için bundan sonra ne yapacakları konusunda farklı farklı öneriler ortaya atıyorlar. buraya dikkat.. öncelikle arkalarındaki pencereye iyi bakın. gri ve flu bir manzara var. bu hem türkiye'nin o dönemki belirsizliğini hem de bu kallavi iş adamlarının dışarıyı yani gerçek dünyayı göremediklerini vurguluyor. her birinin yüzü çok gergin ve birbirlerini ikna etmekten uzak bir tonda konuşuyorlar. çünkü aslında söylediklerine kendileri de inanmıyor. herkes fikrini sadece birer ikişer cümleyle ifade ediyor. yani tükenmiş durumdalar. burada yönetmenin ki kendisi sinan çetin olup yeni türkiye'ye çok yakışan bir figürdür, seyirciye esas göstermek istediği ise çok iyi eğitimli elitlerin müsebbibi oldukları bu kriz karşısında nasıl debelendikleri...
bu esnada odanın uzak köşesinde ise bir tamirci usul usul işini yapmaktadır. diğerlerinin aksine yere çömelmiştir ve üstü başı kir içindedir. simsiyah objelerle uğraşmaktadır ki bu da onun hayatının zorluğunu anlatır. kalburüstü yöneticiler ne yapacaklarını tartışırken kulak misafiri olur. konuşulanların "saçmalığını" duyduktan sonra kafasını kaldırıp yüzlerine bakmaya cesaret eder. o masada söylenecek sözlerin tükenmesini takiben iyice yüreklenir ve zorlu hayat koşullarıyla güçlenen gövdesinin olanca heybetiyle ayağa kalkar ve masanın baş köşesine oturur. bingo! ayak takımı artık seçkinlerle aynı masada oturmaktadır. bu dönem de tam olarak kırdan kentin çeperlerine akın akın göçüp eşi benzeri görülmemiş bir yoksulluğa itilmiş halkımızın, kendisine beyaz türklerle eşit vaat eden siyasal islam'da umut ışığı görerek istanbul ve ankara'yı refah partisine kazandırdığı yıllara tekabül eder. hani bugün dolar 50 de olsa oyum erdoğan'a veya dolar her yerde 14 lira diyen eğitimsiz, cahil, kaba ve yoksul yurttaşlarımız ile onların bu sınıfsal kinini sömürüp son 20 yılda voliyi vuran sonradan görme nargileci ve rezidansçı zenginler var ya işte onlar ilk defa bu reklamda türkiye'yi yöneten masaya oturdular. hem de masanın baş köşesine! işçi karakter, olanca teklifsizliğiyle masaya yerleşir ve tek kelimesiyle hepsinin sözünü ağızlarına tıkar.
sonra oldukça basit, herkesin anlayabileceği bir dilde ve ancak kendisinden beklenecek doğal bir mantığı izleyerek kendi "kazançlı" önerisini anlatır. sesi ve yüzü kendinden ne kadar emin olduğunu gösterir çünkü o dünyaya masadaki yönetici seçkinlerin penceresinden bakmaz. aşağıdaki gürültülü ve zorlu keşmekeşin tam göbeğinden gelmektedir. hayat tecrübesi o kadar fazladır ki hepsini cebinden çıkarır. zaten hayatta kalmak için öyle okumaya vs gerek yoktur. muhtemelen 7 yaşından beri ağır işlerde çalışan, ezilen, hor görülen ve daima yok sayılan bu işçi gerek sezgileri gerekse hayat üniversitesinde edindiği aklıyla en doğru bulur. nitekim öyle olur ve tamirci (cem karaca'nın malum şarkısındaki genç kardeşimiz bu olmasın? hani zengin kadından hayatının en önemli dersini alan?) geleceğin türkiyesinin en geçerli ve en kazançlı yatırım aracını çatır çatır anlatır. o da tabii ki inşaattır! evet türkiye artık bir zamanlar plazaların tamiratı, ayak işleri, temizliği, yemeği ya da şoförlüğüyle ilgilenenler tarafından yönetilmektedir. 90'ların ortasında oturdukları o masadan diğerlerini birer birer kovmuşlardır ve bugün kalkmaya pek de niyetleri yoktur.
90'ların ortasındayız. güzel ülkemiz her zaman olduğu gibi ekonomik kriz, toplumsal bunalım, çatışma ve kaosla mücadele ediyor. epey yüksek bir plazanın kapalı kapılar ardındaki bir odasında takım elbiseli, iyi eğitimli, istanbul türkçesi konuşan, fikir sahibi beyaz türkler masaya oturmuş toplantı yapıyor. ekonomi tepetaklak olduğu için bundan sonra ne yapacakları konusunda farklı farklı öneriler ortaya atıyorlar. buraya dikkat.. öncelikle arkalarındaki pencereye iyi bakın. gri ve flu bir manzara var. bu hem türkiye'nin o dönemki belirsizliğini hem de bu kallavi iş adamlarının dışarıyı yani gerçek dünyayı göremediklerini vurguluyor. her birinin yüzü çok gergin ve birbirlerini ikna etmekten uzak bir tonda konuşuyorlar. çünkü aslında söylediklerine kendileri de inanmıyor. herkes fikrini sadece birer ikişer cümleyle ifade ediyor. yani tükenmiş durumdalar. burada yönetmenin ki kendisi sinan çetin olup yeni türkiye'ye çok yakışan bir figürdür, seyirciye esas göstermek istediği ise çok iyi eğitimli elitlerin müsebbibi oldukları bu kriz karşısında nasıl debelendikleri...
bu esnada odanın uzak köşesinde ise bir tamirci usul usul işini yapmaktadır. diğerlerinin aksine yere çömelmiştir ve üstü başı kir içindedir. simsiyah objelerle uğraşmaktadır ki bu da onun hayatının zorluğunu anlatır. kalburüstü yöneticiler ne yapacaklarını tartışırken kulak misafiri olur. konuşulanların "saçmalığını" duyduktan sonra kafasını kaldırıp yüzlerine bakmaya cesaret eder. o masada söylenecek sözlerin tükenmesini takiben iyice yüreklenir ve zorlu hayat koşullarıyla güçlenen gövdesinin olanca heybetiyle ayağa kalkar ve masanın baş köşesine oturur. bingo! ayak takımı artık seçkinlerle aynı masada oturmaktadır. bu dönem de tam olarak kırdan kentin çeperlerine akın akın göçüp eşi benzeri görülmemiş bir yoksulluğa itilmiş halkımızın, kendisine beyaz türklerle eşit vaat eden siyasal islam'da umut ışığı görerek istanbul ve ankara'yı refah partisine kazandırdığı yıllara tekabül eder. hani bugün dolar 50 de olsa oyum erdoğan'a veya dolar her yerde 14 lira diyen eğitimsiz, cahil, kaba ve yoksul yurttaşlarımız ile onların bu sınıfsal kinini sömürüp son 20 yılda voliyi vuran sonradan görme nargileci ve rezidansçı zenginler var ya işte onlar ilk defa bu reklamda türkiye'yi yöneten masaya oturdular. hem de masanın baş köşesine! işçi karakter, olanca teklifsizliğiyle masaya yerleşir ve tek kelimesiyle hepsinin sözünü ağızlarına tıkar.
sonra oldukça basit, herkesin anlayabileceği bir dilde ve ancak kendisinden beklenecek doğal bir mantığı izleyerek kendi "kazançlı" önerisini anlatır. sesi ve yüzü kendinden ne kadar emin olduğunu gösterir çünkü o dünyaya masadaki yönetici seçkinlerin penceresinden bakmaz. aşağıdaki gürültülü ve zorlu keşmekeşin tam göbeğinden gelmektedir. hayat tecrübesi o kadar fazladır ki hepsini cebinden çıkarır. zaten hayatta kalmak için öyle okumaya vs gerek yoktur. muhtemelen 7 yaşından beri ağır işlerde çalışan, ezilen, hor görülen ve daima yok sayılan bu işçi gerek sezgileri gerekse hayat üniversitesinde edindiği aklıyla en doğru bulur. nitekim öyle olur ve tamirci (cem karaca'nın malum şarkısındaki genç kardeşimiz bu olmasın? hani zengin kadından hayatının en önemli dersini alan?) geleceğin türkiyesinin en geçerli ve en kazançlı yatırım aracını çatır çatır anlatır. o da tabii ki inşaattır! evet türkiye artık bir zamanlar plazaların tamiratı, ayak işleri, temizliği, yemeği ya da şoförlüğüyle ilgilenenler tarafından yönetilmektedir. 90'ların ortasında oturdukları o masadan diğerlerini birer birer kovmuşlardır ve bugün kalkmaya pek de niyetleri yoktur.
devamını gör...
4.
devamını gör...
5.
kolay yoldan zengin olabilmek için karşısındakini kendini dolandırdığına inandıran, insanları cayır cayır dolandıran, karakter yoksunu ama zeki zamanın hızlı isimlerinden
devamını gör...
6.
jet fadıl’a 2 bin 504 yıl hapis.
istanbul bayrampaşa’daki caprice gold ve caprice maldivler projeleri nedeniyle dolandırıcılıktan yargılanan ‘jet fadıl’ lakaplı fadıl akgündüz, 2 bin 504 yıl hapis ve 12 milyon 20 bin tl para cezasına çarptırıldı.
(bkz: https://www.hurriyet.com.tr...)
istanbul bayrampaşa’daki caprice gold ve caprice maldivler projeleri nedeniyle dolandırıcılıktan yargılanan ‘jet fadıl’ lakaplı fadıl akgündüz, 2 bin 504 yıl hapis ve 12 milyon 20 bin tl para cezasına çarptırıldı.
(bkz: https://www.hurriyet.com.tr...)
devamını gör...
7.
türkiye'nin en zeki iş adamlarından birisidir.
paranın ve imanın uyanık (!) müslümanlarda (!) olduğunu keşfetmiş ve bu ata oynamıştır. dini bütün ve uyanık müslümanları bir değil iki değil tam üç kez silkelemiştir. öyle böyle değil milyarlarca dolar silkelemiştir.
paranın ve imanın uyanık (!) müslümanlarda (!) olduğunu keşfetmiş ve bu ata oynamıştır. dini bütün ve uyanık müslümanları bir değil iki değil tam üç kez silkelemiştir. öyle böyle değil milyarlarca dolar silkelemiştir.
devamını gör...


