#ödüllü filmler
orjinal ismi: sorstalansag
2005 yılında aynı adlı kitaptan uyarlanan filmde on dört yaşındaki bir gencin bir hatası sonucu tutuklanması ve toplama kamplarına gönderilmesiyle orada yaşadıkları anlatılır.
2005 yılında aynı adlı kitaptan uyarlanan filmde on dört yaşındaki bir gencin bir hatası sonucu tutuklanması ve toplama kamplarına gönderilmesiyle orada yaşadıkları anlatılır.
yönetmen:
lajos koltai
oyuncular:
peter fancsikai
bela dora
balint pentek
aron dimeny
tibor mertz
daniel craig
marcell nagy
zsolt der
lajos koltai
oyuncular:
peter fancsikai
bela dora
balint pentek
aron dimeny
tibor mertz
daniel craig
marcell nagy
zsolt der
*ashland bağımsız film festivali - en iyi uzun metrajlı film
*ashland bağımsız film festivali - en iyi oyunculuk topluluğu
*ashland bağımsız film festivali - gerald hirschfeld a.s.c. sinematografi ödülü
*camerimage - altın kurbağa
*kopenhag uluslararası film festivali - altın kuğu
film altı ödül almıştır.
*ashland bağımsız film festivali - en iyi oyunculuk topluluğu
*ashland bağımsız film festivali - gerald hirschfeld a.s.c. sinematografi ödülü
*camerimage - altın kurbağa
*kopenhag uluslararası film festivali - altın kuğu
film altı ödül almıştır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "reşad ekrem koçu" tarafından 24.08.2022 19:32 tarihinde açılmıştır.
1.
ımre kertesz'e nobel edebiyat ödülü kazandiran harika kitap.harika olduğunu nereden biliyorsun? diye soranlara bu kitabin filmini izlediğimi söyleyeyim de karisiklik olmasin :)
film macaristanda basliyor.orada doğup büyüyen bir yahudi gencinin babasi bir gün apar topar götürülüyor.sonra kötü bir tesadüf eseri kisa bir zaman sonra babasi götürülen genc de toplama kamplarina götürülüyor hem de macar polisinin de desteğiyle.macar polislerinin yahudilere hakaretleri,insandan asagi yaratiklar olduklarini söylemelerinden tutun daha bir sürü kötü olaydan sonra bu genç ve beraberindeki yahudi topluluğu auschwitz'e apar topar götürülüyor.sonrasinda bu gencin basina gelenleri ibretle izliyorsunuz.kampa gitmeden önce macarlar bu insanlari kandirip ellerinde avuclarinda ne varsa "sizi kurtaracagiz kamyonlarla y.disina cikacaksiniz." yalaniyla aliyorlar.tabii bu kamyonlarin,otobüslerin gittiği tek yol auschwitz'e cikiyor.hersey bitip müttefik devletler savasi kazandiginda basroldeki cocuk evine dönüyor.hatta abdli bir subay (daniel craig'di sanirim bu kisi) ona yardim edebilecegini , kendisiyle amerikaya gelmesi gerektigini soylese de cocuk onu dinlemiyor.doğdugu yer olan macaristana döndüğünde ise yahudi cemaatinden sevdigi kizin bile onun yuzune bakmadigini, annesinin bir baskasiyle evlendigini , toplanip ailece sohbet ettikleri ve birlikte zaman gecirdikleri cemaatin yasli üyelerinin öldüğünü, sadece birkac yasli yahudinin hayatta kaldigini görüyor.film genc icin belirsizliklerle dolu olarak bitiyordu.son sahnede cocuk yikik dökük bir sokakta birkaç dükkanin önünde yururken gorunuyordu ve film bitiyordu.
filmin müziği,sahneler,basroldeki cocuğun oyunculuğu, o kadar güzel ki, film bittiğinde sanki bu olaylarin birinci elden tanigiymissiniz gibi boğaziniz düğümleniyor.her yönüyle insani rahatsiz eden,üzen bir film.isin aci tarafiysa filmin ve kitabin otobiyografik öğeleri bolca tasimasi.zaten yazar da auschwitz'de uzun zaman kalmis bir yahudi.
kitap tanitimiyla ilgili birkac paragraflik bir yazi buldum.asagida...
çağdaş macar edebiyatının en önemli adlarından biri olan ımre kertesz, ilk kez türkçede. yazıldığında, macaristan devlet bakanlığı'nın basmayı reddettiği kadersizlik, daha sonra almancaya çevrilip basılınca, okurlar ve eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanmıştı. kadersizlik, on altı yaşındaki yahudi asıllı bir macar gencinin, babasını çalışma kampına yolcu etmesiyle başlar. bir süre sonra, çalıştığı yere giderken, arkadaşlarıyla birlikte o da yolda polisçe yakalanıp auschwitz toplama kampına giden bir trene bindirilir. o andan başlayarak gencin ağzından, gördüğü, duyduğu, tattığı, dokunduğu her şey, tüm ayrıntıları ve canlılığıyla dile getirilir. genç, hiçbir yorum, hiçbir değerlendirme yapmadan, hiç abartıya kaçmadan, karamsarlığa kapılmadan, tanık olduğu her şeyi, ince bir mizahla anlatır. 'oradaki bacalarda bile dumanların kesildiği anlarda mutluluğa benzeyen bir şeyler vardı. belki de asıl bu deneyim benim için unutulmuş kalacak, ama herkesin öğrenmek istediği, yalnızca kötü olan, yalnızca 'dehşet'. evet, bir daha soracak olurlarsa, onlara bunu, toplama kampındaki bu mutluluğu anlatmalıyım. soracak olurlarsa. kendim bile unutmuş olmazsam.' kendisi de toplama kampında kalmış olan ımre kertesz'in bu çarpıcı romanı, otobiyografik özellikler taşıyor.
film macaristanda basliyor.orada doğup büyüyen bir yahudi gencinin babasi bir gün apar topar götürülüyor.sonra kötü bir tesadüf eseri kisa bir zaman sonra babasi götürülen genc de toplama kamplarina götürülüyor hem de macar polisinin de desteğiyle.macar polislerinin yahudilere hakaretleri,insandan asagi yaratiklar olduklarini söylemelerinden tutun daha bir sürü kötü olaydan sonra bu genç ve beraberindeki yahudi topluluğu auschwitz'e apar topar götürülüyor.sonrasinda bu gencin basina gelenleri ibretle izliyorsunuz.kampa gitmeden önce macarlar bu insanlari kandirip ellerinde avuclarinda ne varsa "sizi kurtaracagiz kamyonlarla y.disina cikacaksiniz." yalaniyla aliyorlar.tabii bu kamyonlarin,otobüslerin gittiği tek yol auschwitz'e cikiyor.hersey bitip müttefik devletler savasi kazandiginda basroldeki cocuk evine dönüyor.hatta abdli bir subay (daniel craig'di sanirim bu kisi) ona yardim edebilecegini , kendisiyle amerikaya gelmesi gerektigini soylese de cocuk onu dinlemiyor.doğdugu yer olan macaristana döndüğünde ise yahudi cemaatinden sevdigi kizin bile onun yuzune bakmadigini, annesinin bir baskasiyle evlendigini , toplanip ailece sohbet ettikleri ve birlikte zaman gecirdikleri cemaatin yasli üyelerinin öldüğünü, sadece birkac yasli yahudinin hayatta kaldigini görüyor.film genc icin belirsizliklerle dolu olarak bitiyordu.son sahnede cocuk yikik dökük bir sokakta birkaç dükkanin önünde yururken gorunuyordu ve film bitiyordu.
filmin müziği,sahneler,basroldeki cocuğun oyunculuğu, o kadar güzel ki, film bittiğinde sanki bu olaylarin birinci elden tanigiymissiniz gibi boğaziniz düğümleniyor.her yönüyle insani rahatsiz eden,üzen bir film.isin aci tarafiysa filmin ve kitabin otobiyografik öğeleri bolca tasimasi.zaten yazar da auschwitz'de uzun zaman kalmis bir yahudi.
kitap tanitimiyla ilgili birkac paragraflik bir yazi buldum.asagida...
çağdaş macar edebiyatının en önemli adlarından biri olan ımre kertesz, ilk kez türkçede. yazıldığında, macaristan devlet bakanlığı'nın basmayı reddettiği kadersizlik, daha sonra almancaya çevrilip basılınca, okurlar ve eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanmıştı. kadersizlik, on altı yaşındaki yahudi asıllı bir macar gencinin, babasını çalışma kampına yolcu etmesiyle başlar. bir süre sonra, çalıştığı yere giderken, arkadaşlarıyla birlikte o da yolda polisçe yakalanıp auschwitz toplama kampına giden bir trene bindirilir. o andan başlayarak gencin ağzından, gördüğü, duyduğu, tattığı, dokunduğu her şey, tüm ayrıntıları ve canlılığıyla dile getirilir. genç, hiçbir yorum, hiçbir değerlendirme yapmadan, hiç abartıya kaçmadan, karamsarlığa kapılmadan, tanık olduğu her şeyi, ince bir mizahla anlatır. 'oradaki bacalarda bile dumanların kesildiği anlarda mutluluğa benzeyen bir şeyler vardı. belki de asıl bu deneyim benim için unutulmuş kalacak, ama herkesin öğrenmek istediği, yalnızca kötü olan, yalnızca 'dehşet'. evet, bir daha soracak olurlarsa, onlara bunu, toplama kampındaki bu mutluluğu anlatmalıyım. soracak olurlarsa. kendim bile unutmuş olmazsam.' kendisi de toplama kampında kalmış olan ımre kertesz'in bu çarpıcı romanı, otobiyografik özellikler taşıyor.
devamını gör...
