postmodern tost makinesinde karışık tost yapmak
başlık "kırk küp kırkının da kulpu kırık küp" tarafından 28.10.2025 22:03 tarihinde açılmıştır.
1.
postmodern tost makinesiyle karışık tost yapmak… en büyük uğraşlarımdan.
yani, nietzsche’nin tanrı öldü dediği yerden biraz ötede, kaşar eridi denilen noktadayız artık.
yarım somun ekmek bile kimlik krizinde: ben beyaz ekmek miyim, çavdar ekmeği miyim, yoksa glütensiz bir performans sanatçısı mı? diye ağlıyorlar ısı plakalarının arasında.
makineye sucuk koyuyorsun o bile sorguluyor:
ben gerçekten sucuk muyum, yoksa ekonomik şartların soya takviyesiyle yaratılmış bir illüzyon muyum?
tost makinesi bu arada sessiz değil, hayır.
bir distopya gibi ısınıyor hazırım diyor, ama senin hazır olmadığını biliyor.
çünkü tost basmak burada bir yemek değil, varoluşsal bir tercih.
karışık mı istiyorsun? diyor sana:
sen de freud’un mezarına bir parça kaşar bırakmak ister gibi evet diyorsun.
postmodern tost makinesi sadece ısıtmıyor yorumluyor.
sucukları sınıf çatışması ekseninde diziyor, kaşar peynirini eritirken bütün katı olan her şey buharlaşır diyor.
tostun içinden çıkan salam, baudrillard’la birlikte ben aslında salam değilim, salamın simülasyonuyum diye fısıldıyor.
sen bir yandan acıkmışsın, bir yandan tostun ontolojik anlamını çözmeye çalışıyorsun.
her ısırıkta biraz daha saçmalığa batıyorsun.
tostun içinden çıkan erimiş peynir iplikleri seni hayata bağlayan son sinir uçların gibi uzuyor ama sen yine de yakıyorsun parmaklarını, çünkü insanoğlu her devirde aynı:
acıdan ders çıkarmak yerine bir yudum çayla bastırmaya çalışan bir kahraman.
en sonunda tost pişiyor.
ama bu tost artık tost değil.
o, tüketim toplumunun ısırılabilir bir ironisi.
sen de o ısırığı alırken fark ediyorsun:
bu tostun içindeki her şey seni yiyor aslında.
ve postmodern tost makinesi, son kez cızırdarken, aklından geçen son:
afiyet olsun, hiçliğin kalorisi sıfırdır.
yani, nietzsche’nin tanrı öldü dediği yerden biraz ötede, kaşar eridi denilen noktadayız artık.
yarım somun ekmek bile kimlik krizinde: ben beyaz ekmek miyim, çavdar ekmeği miyim, yoksa glütensiz bir performans sanatçısı mı? diye ağlıyorlar ısı plakalarının arasında.
makineye sucuk koyuyorsun o bile sorguluyor:
ben gerçekten sucuk muyum, yoksa ekonomik şartların soya takviyesiyle yaratılmış bir illüzyon muyum?
tost makinesi bu arada sessiz değil, hayır.
bir distopya gibi ısınıyor hazırım diyor, ama senin hazır olmadığını biliyor.
çünkü tost basmak burada bir yemek değil, varoluşsal bir tercih.
karışık mı istiyorsun? diyor sana:
sen de freud’un mezarına bir parça kaşar bırakmak ister gibi evet diyorsun.
postmodern tost makinesi sadece ısıtmıyor yorumluyor.
sucukları sınıf çatışması ekseninde diziyor, kaşar peynirini eritirken bütün katı olan her şey buharlaşır diyor.
tostun içinden çıkan salam, baudrillard’la birlikte ben aslında salam değilim, salamın simülasyonuyum diye fısıldıyor.
sen bir yandan acıkmışsın, bir yandan tostun ontolojik anlamını çözmeye çalışıyorsun.
her ısırıkta biraz daha saçmalığa batıyorsun.
tostun içinden çıkan erimiş peynir iplikleri seni hayata bağlayan son sinir uçların gibi uzuyor ama sen yine de yakıyorsun parmaklarını, çünkü insanoğlu her devirde aynı:
acıdan ders çıkarmak yerine bir yudum çayla bastırmaya çalışan bir kahraman.
en sonunda tost pişiyor.
ama bu tost artık tost değil.
o, tüketim toplumunun ısırılabilir bir ironisi.
sen de o ısırığı alırken fark ediyorsun:
bu tostun içindeki her şey seni yiyor aslında.
ve postmodern tost makinesi, son kez cızırdarken, aklından geçen son:
afiyet olsun, hiçliğin kalorisi sıfırdır.
devamını gör...