2016 yılında yayımlanan, çocukluk, aidiyet, değişim, yoksunluk ve dayanışma temalarını merkezine alan 8 dakikalık kısa film. senaryosu nilgün bıyıklı tarafından kaleme alınan kısa filmin yönetmen koltuğunda da yine nilgün bıyıklı oturuyor.
senaryo, babaannesiyle yaşayan ilkokul çağındaki yusuf’un, sahip olduğu tarla kuşuyla kurduğu bağ üzerinden çocukluğun masum dünyasını koruma çabasını ve arkadaşları arasında kabul görme mücadelesini anlatıyor.
senaryo, babaannesiyle yaşayan ilkokul çağındaki yusuf’un, sahip olduğu tarla kuşuyla kurduğu bağ üzerinden çocukluğun masum dünyasını koruma çabasını ve arkadaşları arasında kabul görme mücadelesini anlatıyor.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "son singapur vapuru" tarafından 26.05.2026 22:45 tarihinde açılmıştır.
1.
senaryosu nilgün bıyıklı tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen 8 dakikalık kısa film; kadrosunda ise yönetmenin kendisinin yanı sıra, yusuf içen ve aynur akyol gibi isimler rol almış iken film ise 2016 yılında yayınlanmıştır.

babaannesiyle yaşamını sürdüren yusuf adlı küçük bir çocuğun tarla kuşuna olan sevgisinin yanı sıra, arkadaş grubuna alınmak için verdiği mücadele de konu ediniliyor.
babaannesinin kur'an-ı kerim okuduğunu görmemiz ile film başlıyor, torununu uyandırdıktan sonra küçük çocuk yatağının hemen yanında duran kafesteki tarla kuşu ile ilgileniyor, onu kaybetmemek için kuş sesi çıkarmaya çalışıyor, ona benzerse onu yitirmeyeceğini düşünüyor belki de, küçük kuşa yalnız olduğunu hissettirmek için yapıyor da olabilir.
daha sonra onun okuluna gittiği ve derslerine girdiği görülüyor, teneffüslerde ise top oynayan çocuklara bakıp gıpta ediyor, ayakkabısı kötü durumda olduğu için oyuna alınmadığını hissediyor ve ayakkabılarını ilginç bir şekilde onarma yolunu buluyor.
ayakkabılarındaki değişiklik öğretmeninin dikkatini çekiyor ve öğretmeni nedenini merak ediyor.
daha sonra öğrencisinin gururunu kırmamak ve onu sessizlikle kaybetmemek için öğretmen de bir yol buluyor, bulduğu yol ise insanı etkileyebiliyor.
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
konusunun çok derin olduğunu söylemek belki zor ama bazı konularda insanın kendine sorular sormasını sağlayan bir kısa filmdi, sevdiğimiz bir insanı kaybetmemek için neyi ne kadar fedâ etmeliyiz? sorusu bu sorulara bir örnek verilebilir benim için.
tarla kuşu imgesinin filmde yeterince yansıtılamadığını düşünüyorum, evet bir tarla kuşu vardı ama bazı şeyler birbiriyle daha fazla ilintili olmalıydı.
öğretmenin oyunculuğunu etkileyici buldum, öğretmen ayrıca filmin yönetmenidir de ayrıca.
ana fikir ise bence şöyleydi;
birini kaybetmemek için ona benzemeye başlarsan en sonunda senden geriye bir şey kalmayabilir, karşındaki insan seni sevsin diye onun istediği gibi olmak zorunda değilsin, kendin olmaktan hiçbir zaman vazgeçme...

babaannesiyle yaşamını sürdüren yusuf adlı küçük bir çocuğun tarla kuşuna olan sevgisinin yanı sıra, arkadaş grubuna alınmak için verdiği mücadele de konu ediniliyor.
babaannesinin kur'an-ı kerim okuduğunu görmemiz ile film başlıyor, torununu uyandırdıktan sonra küçük çocuk yatağının hemen yanında duran kafesteki tarla kuşu ile ilgileniyor, onu kaybetmemek için kuş sesi çıkarmaya çalışıyor, ona benzerse onu yitirmeyeceğini düşünüyor belki de, küçük kuşa yalnız olduğunu hissettirmek için yapıyor da olabilir.
daha sonra onun okuluna gittiği ve derslerine girdiği görülüyor, teneffüslerde ise top oynayan çocuklara bakıp gıpta ediyor, ayakkabısı kötü durumda olduğu için oyuna alınmadığını hissediyor ve ayakkabılarını ilginç bir şekilde onarma yolunu buluyor.
ayakkabılarındaki değişiklik öğretmeninin dikkatini çekiyor ve öğretmeni nedenini merak ediyor.
daha sonra öğrencisinin gururunu kırmamak ve onu sessizlikle kaybetmemek için öğretmen de bir yol buluyor, bulduğu yol ise insanı etkileyebiliyor.
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
konusunun çok derin olduğunu söylemek belki zor ama bazı konularda insanın kendine sorular sormasını sağlayan bir kısa filmdi, sevdiğimiz bir insanı kaybetmemek için neyi ne kadar fedâ etmeliyiz? sorusu bu sorulara bir örnek verilebilir benim için.
tarla kuşu imgesinin filmde yeterince yansıtılamadığını düşünüyorum, evet bir tarla kuşu vardı ama bazı şeyler birbiriyle daha fazla ilintili olmalıydı.
öğretmenin oyunculuğunu etkileyici buldum, öğretmen ayrıca filmin yönetmenidir de ayrıca.
ana fikir ise bence şöyleydi;
birini kaybetmemek için ona benzemeye başlarsan en sonunda senden geriye bir şey kalmayabilir, karşındaki insan seni sevsin diye onun istediği gibi olmak zorunda değilsin, kendin olmaktan hiçbir zaman vazgeçme...
devamını gör...
