ebeveynlerini kaybeden ve selin, leyla ve nazlı adındaki üç kız kardeşin iyilik elçisi selena ile tanıştıktan sonra değişen hayatlarının yanı sıra ütopya/ iyilik/ kötülük gibi olgular konu edinilmiştir.
genç kızlar aileleri ölünce varlıklı amcaları ekrem'in evinde yaşamaya başlarlar.
ekrem ise iyi bir adamdır ama sevmediklerini rencide etmeyi seven karısı aslı için aynı şey söylenemez, aslı oldukça güzel ve bakımlı bir kadındır, kıvılcım adında bir kızı vardır ve kıvılcım ise ekrem'e baba demez, muhtemelen aslı'nın ilk eşinden doğmuştur, tabii bu sadece benim tahminim.
genç kızlar selena ile tanıştıktan sonra her zorda kaldıklarında birkaç kez se - le - na diye seslendiklerinde selena onları kurtaracaktır, selena iyilik yapmakla ve iyiliği yaymakla yükümlüdür.
hades ise kötülük yapmakla ve kötülüğü yaymakla yükümlü biridir.
ütopya denilen yerde ve yüce honos huzurunda her hafta ikisinden biri yaptıkları iyilik ya da kötülükler neticesinde kazanan ya da kaybeden olacaktır.
selena ayrıca kızların öğretmeni burak ile aşk yaşamaktadır.
iyilik yaparsan iyilik, kötülük yaparsan kötülük bulursun ana fikrinin çıkarılması muhtemel bir diziydi.
kızlar iyi olduğu için onların tarafında olan ve müstesna'nın oğlu olan şoför zülfikâr, müstesna, kıvılcım, aslı yenge ve ozan hakkında da yazmak isterdim ama zaten hepimiz biliyoruz onları..
benim dizi hakkında söyleyeceklerim galiba bu kadar.
kişinin kendini tanımasına olanak sağlayan ve tolga erman tarafından sunulan podcast serisi;
kişinin hayatta yaşadığı zorluklara rağmen ayakta kalma çabasının yanı sıra kendini yeniden tanımasına ve varoluşunu anlamlandırmasına katkıda bulunan bir podcast serisi olduğu görülmektedir.
ebeveyn kaybı sonrası hayata adapte olmak
hayır diyebilmek
stres yönetimi
vâroluşunu anlamlandırmaya çalışmak
kendini geliştirmek
başta olmak üzere çeşitli konularda analizler ve argümanlar ile konular desteklenmektedir.
ayrıca hesabın profil fotoğrafında matruşka vardır, bu da insanın kendini tanımasının neredeyse sonu olmadığına güzel bir gönderme gibidir.
kendimizi tanıdığımızı sanırken içimizden bambaşka bir benlik çıkacaktır, hem de her gün, öldüğümüz güne kadar kendimizle tanışmaya devam ederiz.
ozan efeoğlu ve şerife adıgüzel başta olmak üzere toplam 4 kişi tarafından yönetilen kısa film; 2019 yılında yayınlanmıştır.
adı anne olsa da annesiz kalma durumunu konu ediniyor;
genç bir çift evlilik hazırlığı yapmaktadır ve genç kadının eve gelip müstakbel eşine yemek hazırlaması ile film başlıyor,
gelinlik modelleri hakkında konuşuyor ve aslında geçen sene yitirdiği annesine gelinlik modellerini sorduğunu söylüyor, annesinin hâlâ yaşadığına inanmak istiyor.
bu sırada sevdiği kadının bu hâline üzülen adam onun kendine gelmesi için sesini yükseltiyor ve genç kadın orada değil iken onun annesine karşı kaydettiği sesli mesajları dinliyor.
müstakbel eşine haksızlık ettiğini düşünmeye başlıyor, annesizliği idrak etmek kolay değildir ve sonsuza dek yitirdiğimiz sevdiklerimizin kayıplarını kabullenmek o kadar da kolay olmayacaktır.
hâlâ yaşadığına inanmak, çoktan bitmiş bir şeyi yaşatmaya, sürdürmeye çalışmak, ölümünü inkâr etmek, hayattaymış gibi davranmak, yitiren kişinin içinde olduğu acı durumlardandır.
kendimiz dâhil olmak üzere kimseyi sonsuza dek hayatta ve hayatımızda tutamayız, yaşarken değerini bilmenin gerekliliğini kavramak gerekiyor ve ölen kimse geri gelmiyor.
yitirmek acı verecektir, çaresi de yoktur acının, ama yaşarken güzel anılar biriktirmekten başka şansımız yok.
bence şaşırtıcı bir kısa filmdi, genç kadının oyunculuğunu duygusal ve samimi buldum.
bu kitaba bugün başladım ve bugün bitti,
pdf olarak okuduğum bu kitap yaklaşık 400 sayfaydı.
şiirler de oldukça uzun şiirlerdi.
rıfat ılgaz'a dair beklentim yüksekti,
ama onun şair kimliğinin senarist kimliği kadar güçlü olmadığını düşünmeme yol açacak türden şiirlerdi bence şiirler.
şiirler hakkında biraz konuşmak gerektiğini düşünüyorum.
rıfat ılgaz okumanın büyüleyici veya sarsıcı olduğunu sanmıştım ama büyülendiğimi hatırlamıyorum.
şiirleri çok güçlü bulmama nedenim belki de onun bir mizah yazarı olmasından kaynaklıdır.
baştaki şiirlerde sanki yoksulluk, yalnızlık, zamanın geçip gidiyor olmasına alışmak, giden kişinin neşeyi de alıp götürmesi, ölüm ve ölüme, ölülere dair şiirler, şiirsel gözlemler,
her şeyin bir gün mutlaka tükenecek olmasının verdiği acı, acılara göğüs germek, hayatta edilen mücadele, galiba kitabı özetleyebileceğim temalar bunlar.
ustaya saygısızlık etmek haddim değil elbette, ancak çok içime dokunan şiirler olmadı ne yazık ki, bazı şiirleri, bazı dizeleri iyi değil miydi, çok iyiydi, ama genele baktığımda her şiirin etkileyici olduğunu en azından kendi adıma söyleyemem.
etkileyici bulduğum bazı dizeleri bırakarak burada bitiriyorum.
yaşadığın son günler hayatım kadar olgun
bu coşkun yaşayışa sen öleli alıştım.
döneceksin nedamet yanarken gözlerinde.
götürür bakışlarında neşemi.
defterin bir kenarına yazdığın
iki köylü sigarasına değişmem seni.
sınıfın en devamsızını bir sinema dönüşü tanıdım.
ağlayak da gözden mi olak
dövünek de dizden mi olak.
ölümün anlamı değişti birden
çare yok, tüm acılara direneceksin.
tek taraflı sevginin birinin hayatında süreklilik kazanabilmek için pek de yeterli olamaması durumudur, elmayı seviyorsun diye elma da seni sevecek diye bir kaide yoktur ama ilk vazgeçilen olmak her zaman acıdır.
yokluğu bütün hayatını işgal edenin hayatında belki sadece sana yer yoktur, yokluğu kalıcı iken varlığı geçicidir.
bu durum artık kimseye bağlanmamakla sonuçlanır.
senin için bir üzüntü kaynağı olan, onun için sadece bir seanstan ibaret.
uğur göktaş tarafından yönetilen ve 2016 yılında yayınlanan kısa film;
fedâkâr olmayı ve gerçek dostlukları konu ediniyor.
ortaokula giden bir arkadaş grubu vardır,
çok mutludurlar, okula beraber gidip gelirler, birbirlerini gerçek bir sevgiyle severler, en gerçek dostluklar genellikle çocukken kurduğumuz dostluklardır.
kısa filmimizde ayakkabısı eskimiş bir kız çocuğu vardır, arkadaşları onu sever, tek istediği yeni bir kunduraya sahip olmaktır.
bir gün deneme sınavı yapılır, birinciye madalya ve ayakkabı verilecektir, ayakkabısı olmayan kız birinci olamaz, onun yerine zaten botları yeni olan arkadaşı birinci olur ve ayakkabılar da onun olur, o ise bu ayakkabıları hiç düşünmeden fedâ edecektir.
asıl mutluluk her şeyin sende olması demek değildir, asıl mutluluk senin olanı paylaşmanın sana acı vermeyeceği olgunluğa erişebilmektir.
feda etmek için ise sevgi gerekir, sevgi olmadan hiçbir şey feda edilemez, o feda değil sadakadır ve feda etmek kadar mutlu etmez.
son sahneleri duygusal sayılabilecek bir kısa filmdi.
görüntü açısından da bazı manzaraları iyiydi.
en çok neyi feda ettiniz?
feda ettiğiniz şeylerin sizi sevmeyen için bir anlamı olacak mı?
kişinin ya da bir canlının yara alması olarak kısaca tanımlayabileceğimiz durum.
mecazen ise kırılmak, gücenmek şeklinde tanımlanmıştır.
yaralanmak bence hayal kırıklığına uğramaktır, zannetmektir, zannettiğin kadar sevmediğini görmektir, fiziksel yaralar zamanla iyileşir ama iç dünyanı talan eden kırıcı bir sözü zihninden söküp atmak imkânsıza yakındır.
sözleri kırıcı hale getiren ise o sözü kimden duyduğumuzdur biraz da, önemsemediğin biri söylese belki hiç etkilenmeyeceksindir ama en değer verdiğin insanlardan biri söylediyse bu yaralayacaktır.
bazen o kadar yaralanabiliriz ki yaralı yaşamaktansa ölü olmayı tercih edecek hale geliriz.
en büyük yara ise onu ne kadar çok sevdiğini ona hissettirdiğin birinin seni yaşarken göz göre göre unutmasıdır.
en büyük yara artık seni merak etmemesidir en değer verdiğinin.
behrouz alami tarafından yazılan ve yönetilen kısa film; 2020 yılında yayınlanmıştır.
kısa filmimizde tanıdık bir isim yer alıyor.
izlerken önce yabancı bir kısa film sanmıştım, ismi türkçe olabilir ama çevrilmiş olabilir falan diye düşündüm, keza oyuncu da yabancılara benziyordu.
ben bu adamı nereden tanıyorum diye düşünürken onun selena dizisindeki ozan olduğunu fark ettim.
gerçek adı serkan şenalp olan oyuncu rol almıştır.
o gün doğum günü olan ıssız ve yalnız olduğu kadar mutsuz görünen bir adam vardır, filmin adına binâen kendi kabuğuna saklanmış ve mutlu görünmeye çalışmaktadır.
mutlu olduğuna önce kendini sonra da sevdiklerini inandırmıştır ama insan kendini hiçbir zaman kandıramaz, gerçekten öyle olduğunu ya da olmadığını bilen tek kişi yine kendisi olacaktır.
kısa filmi dümdüz anlatmaktansa verilmek istenen mesajı kendi perspektifimden incelemeyi daha çok benimsiyorum.
hepimizin kendi kabuğuna çekildiği zamanları olabilir, olacaktır, olur, oluyor, sevenlerimiz üzülmesin diye elbette ne kadar dibe vurmuş olsak da bunu kendi içimizde yaşadığımız günler olacaktır, tıpkı filmdeki adamın içten içe mutsuz olsa da zorâki gülmeye devam ettiği gibi biz de bazen neşeli görünmek için olmadığımız duyguyu yaşıyor gibi yapabiliriz ama rol yapmaktansa gerçek duyguyu yansıtmakta fayda vardır.
her zaman mutlu olmak kolay değil, kabuğundan çıkmak ve mücadele etmek gerekiyor.
bir aşk hikayesini konu edinir.
babasının ölümünden sonra köye giden ahmet köyün en güzel kızı zeynep ile tesadüfen tanışır.
zeynep korkusuz bir genç kızdır, mert bir insandır, ahmet'ten hoşlanır gibi olmuş olsa da bunu asla belli etmemektedir.
ahmet biraz sululuk peşindedir, çocuksu hâl ve hareketleri zeynep'in hoşuna gitmez.
ahmet'in evlilik hakkında bazı sözlerine canı sıkılan zeynep yaşının geçtiğini düşünerek artık evlilik hayalleri kurmaya başlar.
zeynep başka bir adamla evlense de düğün günü onu seven ahmet tarafından kaçırılacak ve olaylar gelişecektir.
diğer adamla gönülsüz evlenen zeynep aslında ahmet'i sevmektedir.
zeynep ve iki erkeğin düşmanlığı, aşk ve intikam gibi durumlardır filmde anlatılan.
bakalım bu aşkta kazanan kim olacak, vazgeçen kim olacaktır?
duygusal bir filmdi, aşk uğruna mücadele etmeyi derinden hissettiren bir film olduğu görülmektedir.
son sahnelerde acımasız olan ve zeynep'in ilk evlendiği adamın onlara zulmettiği sahneler üzücüydü.
orta yaşlarda olan minyatür sanatçısı bir kadın olan annie graham ailesiyle yaşar ve annesini yitirmiştir, annesi pek de normal biri değil gibidir, gizemli ve ürkütücü bir kadın olarak düşünülmesi imkân dâhilindedir.
annesiyle arasında bir uçurum vardır, aralarında derin bir bağ ya da sevgi yok gibidir. yine de annesinin ölümü onu etkiler, hayatını da etkileyecektir.
annesinin ölümünün ardından yaşadıkları,
ailenin geçmişi ve karanlık sırları, bir ailenin başına gelen musibetler, uğursuzluk olarak adlandırılması muhtemel kayıplar, üzücü ve korkunç olaylar filmin konu edindiği şeylerdendir denilebilir.
başroldeki karakterin hayatından insanların eksilmesi kendini yeniden tanıması için acı bir olanaktır, eskisinden daha güçlü olabilmek için bazen insanın sevdiklerinin yok oluşunu izlemesi hayatta kaçınılmazdır.
annie iki çocuğu olan bir kadındır ve büyük oğlu ile küçük kızı bir parti sonrası kaza yaparlar, hayatları bir anda değişir.
annesi ölen bir annenin kendi anneliğinin günden güne anlamsızlaşması, ruhâni varlıklardan medet ummak, ruh çağırmak, uyurgezer olmak ve gördüğü korkunç şeyler, en sonunda filmin ayin törenleriyle son bulması, filmi özetleyen şeyler arasındadır.
şimdi kişisel fikrine geçiyorum.
kısmen korkunç bir filmdi, bazı sahneler ürpertici olmakla birlikte en çok başroldeki kadının oyunculuğunu iyi buldum.
kasvetli ve depresif bir film olduğu için belki çok sürükleyici gelmeyebilir, konusu gereği koyu renklerin ağırlıklı olduğu, iç açıcı olmayan bir atmosferin hüküm sürdüğü, gerilim dolu bir filmdi.
ceset sahneleri rahatsız edici, film garip bir şekilde ölümden korkutmayı başarıyor.
kadının yemek masasında oğluna bağırdığı sahnedeki oyunculuğu fena değildi.
empati hakkında önce biraz kendi fark ettiklerimi yazma gereği duyuyorum.
empati nedir, kendini karşındaki insan ya da canlının yerine koymaktır, onun yerinde ben olsam ne yapardım diye kendine sorabilmektir.
benim fark ettiğim şey ise kısaca şuydu,
senin yerinde olmak istemeyen hiç kimse seninle empati yapmayacaktır.
seni sevmeyen birinin seni anlamasını bekleme, çünkü dinlemeyecektir bile.
karanlık empatide ise kişi sizi dinliyormuş ve yardım edecekmiş gibi görünse de aslında acılarınız onun umrunda bile değildir, yalnızca manipüle etmek ereğiyle sizin yanınızdaymış izlenimi verir ama aslında yanınızda değildir.
karanlık empati ise nesnel olarak şöyle ifade ediliyor;
karanlık empat, yüksek düzeyde empatiye sahip olan ancak bunu başkalarına yardım etmek yerine kişisel çıkar için kullanan kişidir. insanların duygularını anlar ve umursadığını iddia eder, ancak nihayetinde ilgi alanları başkalarının onlara finansal, sosyal veya başka şekillerde nasıl yardım edebileceğidir.
karanlık empatlar yüksek duygusal zekaya sahip olsalar ve duygularınızı anlayabilseler de, şefkatli bir empatiye sahip değillerdir. bu, motivasyonlarınızı size yardım etmek istemelerini sağlayacak şekilde deneyimlemedikleri anlamına gelir.
bunun yerine, başka bir kişinin düşüncelerini ve bakış açısını rasyonel olarak anlamalarını sağlayan bilişsel empatiyi kullanırlar.
bu anlayışı, pişmanlık veya sonuç hissetmeden sizi manipüle etmek için kullanabilirler.
turgut yoldaş tarafından senaryosu yazılan ve yönetilen 12 dakikalık kısa film;
2019 yılında yayınlanmıştır.
hayatta kalmanın yahut hayata devam edebilmenin zorluklarını iş görüşmesine giden türkçe öğretmeni adayı meral üzerinden ele alıyor.
meral adında oldukça hiperaktif, sosyal, yetenekli, başarılı bir genç kızın bir okula mülakata gitmesinin ardından seni neden işe alalım sorusu üzerine genç kız bu işe neden ihtiyacı olduğunu anlatıyor ve anlattıkları ise kısa filmi oluşturuyor.
genç kız bir telefon alıp yıkıma uğruyor, sonra onu bir mezarın başında ağlarken görüyoruz,
kimi yitirdiğini ise bilmiyoruz.
oldukça neşeli bir insan iken o kişiyi yitirdikten sonra bambaşka biri oluyor, gözünün feri gitmiş ve kaybeden herkes gibi depresyona girmiş.
aradan iki yıl geçmiş olduğunu hatırlıyor ama iki yıl mülakakttan sonra değil önce geçen iki yıl.
2 yıl geçse de hayata eskisi gibi devam edememiş ve hayatı boşvermiş.
bazen birini kaybettikten sonra hayata geri dönmek imkânsız gibi gelir, kaybedilen kişi olmadan yaşamak facia olarak algılanır ve kişinin bu duygudan çıkabilmesi kolay değildir.
3 jüri/ görevli vardır ve zaten genç kızın elini zor sıkmış olan merhametsiz adam kızın hayat hikayesini duyduktan sonra onu duygu sömürüsü yapmakla suçlar ve bu iş için uygun olmadığına inanır, "çık dışarı!" benzeri şeyler söyler.
genç kız ise güneşli bir günde dışarı çıktığı bir zamanda bakış açısını değiştirir, çünkü görme engelli bir adam o sırada önünden geçmektedir, ona yardım eden ise bir ayağı olmayan bir köpektir.
bunu gören genç kızın hayata dair düşünceleri değişime uğrar.
artık daha mutludur, çünkü anlamıştır hiçbir mülakatın kendisinden daha önemli olmadığını, çünkü anlamıştır ölenle ölünmeyeceğini, çünkü anlamıştır hayat bir tanedir ve çok değerlidir.
son zamanlarda izlediğim başarılı kısa filmlerdendi, özellikle de yas kavramını hikâyede işleme biçimleri iyiydi.
birden ağlamaya başlamak, artık siyah giyinmek, yüzünün çökmesi, kederle bakmak gibi şeyler başrol oyuncusu tarafından iyi bir şekilde sergilenmiş.
hayatımızda kayıplar olacaktır, gidip de dönmeyenler, ölüp de kavuşamadıklarımız olacaktır, ama bizim ne olursa olsun hayata devam etmemiz, kendimizi bırakmamamız gerekiyor.
yitirme sonucu vâr olmak bile anlamsız gelebilir ama vâroluşunu anlamlandırmana katkıda bulunan şeylerin peşini bırakmayarak hayat dayanılır hale gelir.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.