son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 216762 tanım: 44183 başlık: 14164 apolet: 7 takipçi: 791
hey there i am using whatsapp

son tanımları


pusula (kısa film)

" her zaman sevdiklerinizle yürüyün; yanınızda olmasalar bile. "

franz kafka

senaryosu alper tokur tarafından yazılan, bahattin altunay ve alper tokur tarafından yönetilen 15 dakikalık kısa film; kadrosunda mert can metin, rümeysa doğan, behzat doğan, ahmet masum kırçun gibi isimler yer almış iken film ise 2024 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yazar olma hayalleri kuran ve zor bir dönemden geçtiği görülen tolga adlı genç bir adamın babasının kendisine ölmeden önce verdiği bir pusula sayesinde değişen bakış açısını konu ediniyor.

babasının her daim yanındaymış, ben babamın pusulasıydım, yol göstereniydim, diyor, kendisinin pusulası kim, buna karar vermesi zor olmayacak.

genç adam fantastik bir kitap yazar, görüşmeye gittiği yayınevi kitabı basmak istemez, hayatın gerçeklerinden uzak olan kitaplar halk tarafından okunmaz ve sevilmez, der.

genç yazar kendisine bir şans verilmesinin hiç de fena olmayacağı düşüncesindedir,
eşi zehra'da onu savunur ama kâr etmez.

derken oradan ayrılırlar ve eşi eve gittikten sonra genç yazar adayı başka bir yazarı kafede görür, ona derdini anlatır, o da yayınevindeki adamla aynı fikirdedir, genç yazarın şevki kırılır, babasından ona bir pusula kalmış iken o ise hayatta yönünü kaybetmiş gibidir artık.

genç yazarın pusula'ya uzun uzun baktığında bakış açısının değiştiğini anlamamız ile filmin sonuna doğru yaklaşırız, o babasının pusulası olmuştur hayatta iken, şimdi ise eşi onun yol göstereni, pusulası olacaktır belki de...

benim için bazı açılardan düşündürücü bir kısa filmdi, siyah beyaz bir kısa filmdi, bu da bence etkileyici bir detaydı, insanın yönünü kaybettiğinde hayattaki renklerini de yitirdiğini düşündüren bir durumdu.

izlerken aklıma gelen bir söz vardı franz kafka tarafından söylenen, " her zaman sevdiklerinizle yürüyün; yanınızda olmasalar bile "

insan yönünü kaybettiğini hissettiğinde, sevdiklerinin varlığını, onlardan kalan bakış açılarını, onların nasihatlerini, pusula olarak görmeliydi bazen, her zaman onlarla yürümeliydik, onlar artık yanımızda olmasalar bile...

insanın pusulası sevdikleri değil miydi?

devamını gör...

sözlüğe atmak için bulut fotoğrafı çekmek

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevilen şiirin en vurucu dizeleri

" ben gözlerimi yumdum,
sen kirpiklerimi yakarak geç...
"

ömer erdem
evvel
sf: 28
devamını gör...

the life of death

oysa herkes öldürür sevdiğini dizesini hatırlatan ve hollandalı animatör marsha onderstijn tarafından yönetilen kısa animasyon filmi olup 2012 yılı yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dün karşıma çıktı ve dünden beri aklımdan çıkmadı bu kısa film, çok özgün bir hikâye sunuyor bize, ölümün hayata aşık oluşu üzerine ince bir sızı bırakıyor gibi geride.

ölüm olan küçük bir hayaletin çeşitli hayvanların canını aldığı görülüyor, bitkilere dokunursa bitkiler de soluyor, dokunduğu herkes ve her şey ölüyor, dokunduğu her canlı öleceği için de hiçbirini sevemiyor, tâ ki bir gün karşısına geyik çıkana kadar.

geyiğin canını almak için fırsat kolluyor, geyik ise hayatında hiç sevilmediği için henüz ölmeye hazır ve râzı değil, sevilmeyi tattıktan sonra ölüm o kadar da korkunç gelmiyor, geyik ölüme, ölüm de geyiğe âşık oluyor.

artık ölüm gelebilir, ona dokunabilir, onun canını istediği an alabilir, çünkü artık sevilmenin ne demek olduğunu biliyor.

buradan sonra filmin sonuna doğru yaklaşılıyor, spoiler olmaması için şimdi ise kişisel fikirlerime geçiyorum;

benim için etkileyici bir kısa filmdi,
filmin en can alıcı fikri şuydu bence,

ölüm korkulacak bir şey değildir.

ölüm meleğinin geyiğe âşık olduktan sonra ona dokunmaktan korkması filmin en etkileyici detaylarından biriydi, onu sevdikten sonra sırf onun ölmemesi için ona dokunmadan sevmeye çalışması, çünkü dokunursa sevdiği varlığın öleceğini bilmesi, filmi etkileyici kılan durumlardandı.


devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

olmaz diyor
yanımdan ayrılmayan vaşak,
kimse başa dönmemiştir, dönemez.


ismet özel
of not being a jew
devamını gör...

bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir

hayattaki her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu anımsatan ve düşündüren yahya kemal beyatlı dizesi olup insanı derinden etkileyen bir dize olduğu görülmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu dize üzerine haddim olmayarak kendi duygu ve düşüncelerimi aktarmam gerekirse, bitişlerin, vazgeçişlerin, kırılma noktalarının, ayrılıkların ve kaçınılmaz ölümün simgesi niteliğinde bir dize olduğunu düşünmemek olanaksız.

bedenin yalnızca bir araç olduğuna inanmakla birlikte esas önemli olanın daima ruh olduğunu savunuyorum, demem o ki ahenk ebediyen kesilir durumu bir ruha artık erişememekle mümkün olabilir benim için, bir insanın görüntüsünü kaybetmek, o insanı kaybetmek demek değildir bence, önemli olan o insanın ruhunu kaybetmemektir.

büyük şairin dediği gibi;

bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir...
devamını gör...

etkileyen söz kalıpları

jennifer aniston, friends dizisinden rol arkadaşı matthew perry'nin zamansız gidişinin ardından yapmış olduğu instagram paylaşımında onun için "dna'mızın bir parçasıydı " benzeri sözler söylemiştir.

bir insanı dna'nın bir parçası olarak görmek üzerine düşünmeye değer bir durum gibi gözüküyor benim için.

vazgeçemediğimiz her insan dna'mızın bir parçası olmaya ve vâroluşlarıyla, aynı zamanda yokluklarıyla da yaşamımızı şekillendirmeye devam etmektedir.

görsel google üzerinden alınmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dilek taşı

gülden karaböcek şarkısı olmasının yanı sıra aynı zamanda kendisinin de başrolünde olduğu 1978 yapımlı türk filmi olarak bilinir; şarkının sözlerinin ali tekintüre ve mesut poyraz tarafından yazıldığı bilinir iken müziğin ise gülden karaböcek imzası taşıdığı bilinmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

filmimizin senaryosu erdoğan tünaş tarafından yazılmış iken yönetmen koltuğunda ise orhan elmas oturmaktadır, oyuncu kadrosunda ise gülden karaböcek, tuğrul meteer, erol taş, sümer tilmaç, muharrem gürses ve diler saraç gibi isimler yer almaktadır.

trajik bir aşk hikâyesinin sinematografik yansıması niteliğinde bir film olduğu görülmektedir, yönetmen ise bize belki de bazı dileklerin gerçek olsa bile bazılarının hiçbir zaman gerçek olamayacağını anlatmak ister gibidir bu filmle.

zeynep ve ömer çocukluk dönemlerinden beri birbirlerine sevdalı iki gençtir, genç kızın delikanlıya nazaran daha varlıklı bir ailesinin olduğu söylenebilir, babası şerif onun yanında uşak olarak çalışan ömer ile evlenmelerine istemez, para hırsı gözünü bürümüştür, bu yüzden kızını zengin bir adam olan şevki ile evlendirmek ister, kızının da gönlünün olduğu yalanını söyleyerek müstakbel damadının gönlünü kazanır, ömer ile kaçmak isteyen zeynep'i ömer'i adamlarına öldürtmekle tehdit eder ve zeynep çaresizlikten dolayı sevdiğinden vazgeçmek zorunda kalır...

ömer ile kavuşmaları zordur, belki de imkânsızdır, bazı aşklar yarım hep kalır.

zeynep babasının istediği adamla evlenir ama bu evlilik çok uzun sürmeyebilir, onun kalbi ömer'e aittir.

iki âşığın başına gelen trajik olaylar ile filmimizin sonuna doğru yaklaşırız.

şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

konu açısından farklı bulmasam da oyunculukların içten ve gerçekçi olduğu bir filmdi.

iki insan birbirini sevdiği zaman ancak birbirleri ile mutlu olabilirdi, başkasıyla mutlu olmak imkansızdı.


gülden karaböcek'in sevdiği adam ağladığını görmesin diye ona yüzünü dönmediği sahne bence etkileyiciydi.

adamın ona veda ederken son bir kez yüzünü görmek istemesi sarsıcı ve iz bırakır nitelikteydi.

filmin sonunda ikisi de ölüyor...
devamını gör...

hostile

senaryosu mathieu turi tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen film; 2017 yapımlı olduğu bilgisi verilmiş iken başrolde brittany ashworth, grégory fitoussi rol alır iken kadronun devamında ise javier botet, mohamed aroussi, stephanie slama, richard meiman, jay benedict gibi isimler yer almaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
son zamanlarda izlediğim en farklı, en dokunaklı, en iz bırakan filmdi diyebilirim, bazı açılardan mantık hataları barındırdığı görülüyor ama şimdi filmimize geçelim;

film apokaliptik bir çağda hayatta kalmayı başaran genç bir kadın olan
juliette'in mücadelesine, jack ile aşklarına, erzak bulmak için çıktığı bu yolculukta yaratıkların esiri olma durumuna eğiliyor.

juliette, jack ile bir sanat galerisinde tanışıyor, o sanat galerisinin sahibi oymuş, jack herkesten farklı, juliette herkesten farklı, kısa süre içinde aşık oluyorlar ama ilişkileri inişli ve çıkışlı, juliette bir eroin bağımlısı çünkü, başkalarının fark bile etmeyeceği ama jack'in önemsediği, yargılamayacağı biri olduğunu biliyor.

genç kadın yaratıklarla mücadele ederken, hayatta kalmak için mücadele verirken geçmişi hatırlıyor, şimdiki durumunu ve geçmişi onun yaşadığı flashbackler yardımıyla iç içe yansıtıyor filmimiz.

ölümle burun buruna geldiği bu anlarda hep onda en çok iz bırakan anıları hatırladığını görüyoruz, ki bu detay benim için etkileyici nitelikteydi, ölüm geldiğinde ya da öleceğini sandığında hayatının aşkını hatırlamak, hayatının yalnızca ondan ibâret olması, etkileyen, düşündüren durumlardandı.

hatırladığı anılarda onların yeni ev aldıkları, çocuk sahibi olma hayalleri, bir anıda ise hamile olduğu ve doğum ânı gibi şeyler karşımıza çıkıyor.

belki trajik şeyler yaşanacaktır anne olduğu gün, sebebi ise bir zamanlar eroin bağımlısı olması olabilir...

juliette arkadaşlarına telsiz ve çeşitli cihazlar yardımıyla ulaşır, takip cihazını çalıştırması gerekir, aynı zamanda ise bacağı kırılmıştır, bacağına bir şey saplanmıştır ve çıkarmaya çalışırken ölümcül acılar çeker, hayatta kalmak zorundadır.

onun birkaç yaratıkla mücadelesi ile filmimizin sonlarına doğru yaklaşıyoruz.

işte filmin en can alıcı sahnelerinden biri geliyor ve filmimiz sona eriyor...

şimdi ise mantık hataları barındırıyor deme sebebime geçmem gerekirse;
durup dururken apokaliptik çağ ne zaman ve nasıl başladı, nasıl bu hale gelindi?

şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
konusu etkileyiciydi, oyunculuklar da bence etkileyici düzeydeydi, özellikle de başroldeki isimlerin o duyguyu vermeleri dikkate değer, iz bırakır nitelikteydi.

bende en çok iz bırakan kısım şuydu;

insan ölmek üzere olduğunda hep en sevdiği insanı hatırlıyor, belki de hayatımız en sevdiğimiz insanla olan güzel anılarımızdan ibârettir.


bir sahnede jack onun yüzüne ellerini koyuyor ve son sahnede de yaratık ona aynı hareketi yapıyor, bu da demek oluyor ki...

o yaratık jack'ti...
devamını gör...

beklemeyi sevmek (kısa film)

" gidersen, senden geriye kalan ne varsa ben de bulur onu severim. "

filmde geçen bir söz.

kim tarafından yönetildiğine ve oyuncu bilgisine dair bir bilgi verilmemiş olan kısa film; 2023 yılında ve yavuz medya adlı youtube kanalı üzerinden yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
artık var olmayan birini beklemenin ızdırap dolu yanlarını genç bir adamın bekleyişi üzerinden ele alıyor.

geri dönmeyeceğini ya da istese de dönemeyeceğini bildiğimiz insanları sabırla beklemeye devam edişimiz üzerine etkileyen ve düşündüren bir kısa filmdi.

genç adam manzarası güzel bir yere gelip çayını demliyor, gelen giden yok, belki de hiç olmayacak, şairler dahi "dönen yok seferinden " dememiş miydi?

genç adamın daha sonra orada güneşi batırdığı görülüyor, saatler boyu beklemiş ve aslında o da biliyor kimsenin gelmeyeceğini, ama bir umuttur yaşatan insanı, beklemeyi seviyor insan, beklemek bazen insanın derisinin yüzülmesi kadar acı vericidir, o da çekiyor bu acıyı, sonra hatırlıyor yaşananları, beklediği insanın sesini duyuyor birden, onunla olan sohbetini hatırlıyor, gidersen, senden geriye kalan ne varsa ben de bulur onu severim " diyor.

bu cümle benim için etkileyiciydi, film üzerine yazmamın en önemli sebebi belki de bu cümle idi, gitmiş olanın, ölmüş olanın, artık burada olmayanın yokluğunda ondan geriye kalan her anıyı hatırlamaya çalışmanın acısı üzerine düşündüren, etkileyen bir sözdü benim için.

daha sonra ise genç adamın el mecbur gitmeye karar verdiği görülüyor, ardına bakmadan gitmek zor diyor şarkı, sadece sevmiş olanlar mı ardına bakar giderken?

şimdi ise filmimizin sonlarına geliyoruz.

ana fikir bence şuydu;

bağlar kopabilir, kopar ve kopacaktır, çünkü hayat böyle bir şeydir bazen, bazen giden sen olursun, bazen kalan sen, gitmiş olanı döndürmeye gücün yetmiyorsa anılar vardır geride, onlarla avunmaktan başka çare mi var?

insan, sevdiği insanı nerede kaybettiyse onun artık hep orada olduğunu sanıyor bazen, hiç gitmediğine inanmak istiyor, onun orada olmadığını ancak o yok olduğunda görebiliyor...

oraya yeniden giderse ondan bir iz bulmak istiyor ama zaman geçip gider, izler de kalmıyor, yalnız senin içinde kalır izler...


hiç geri dönmeyeceğini bildiğin birini ölene kadar bekledin mi?

devamını gör...

yaşamın parçalandığı zamanlar

alıştığın ya da sevdiğin insanların yok oluşunu izlemek.
devamını gör...

elif sofya

" yüzün uzaklara düştü,
giden gemilerde gözlerin görüldü.
"

1965 doğumlu türk şair olarak bilinirdi;
ressam yönü de olan şairin şiir ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlanmış, bunun yanı sıra edebiyatımıza güzide eserler bırakmış ve geçtiğimiz mayıs ayında 61 yaşında hayatını kaybetmiştir.

bu yazının salt nesnel verilerden oluşmasını istemem, o benim için büyük bir şairdi, yeni bir şair tanıdığıma sevinirken ansızın gerçekleşen ölümü beni üzdü, derinden etkiledi, her ölümde biraz daha azalıyoruz.

gitmiş olanı geri döndürmek mümkün olmasa da onun yazdığı kitapların daha çok kişiye ulaşması için, ve vefa borcumu yerine getirmek adına elimden geleni yapmaya hazırım.

pençe (kitap), hayhuy (kitap),
dik âlâ benim okuduğum kitapları bunlardı, ondan yeni bir şeyler okumak imkânsız artık, yeniden, yeniden ve yeniden okumaya devam edeceğim, sevdiklerinizin ve sevenlerinizin kalplerinde yaşamaya devam edeceksiniz.

huzurla uyu elif sofya...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

umut veren kitap alıntıları

bize umut veren, belki bel bağladığımız, haklı olmasını istediğimiz kitap alıntılarına örnek verilen başlık.

paul celan imzası taşıyan ve ahmet necdet / gertrude durusoy tarafından çevrilen bademlerden say beni kitabından bir söz, bir dize bırakmak istediğimdir.

diyor ki büyük şair;

" hiçbir şey
hiçbir şey yitip gitmemiş hâlâ.
"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
anımsamaya belki şimdi gücün yetmeyebilir ama bu anımsamak istenen anının, yüzün, sesin ve izin sende hâlâ var olmadığı, ebediyen yitip gittiği anlamına gelmez,
her şey içindedir, bir gün hatırlayacaksın, en ummadığın anda, bir gün mutlaka.
devamını gör...

seçme mektup ve şiirler

" her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi.
"

rainer maria rilke imzalı 93 sayfalık eser olup türkçe derlemesi ise melahat togar tarafından yapılmış ve türkçe baskısının 1994 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.

kitabımız büyük ozanın hayatında yer etmiş kadınlara yazdığı mektuplardan ve kişisel olan şiirlerinden oluşmakta iken ilk sayfalardan birinde ise rilke'nin ölümünün ardından stefan zweig tarafından kaleme alınmış bir metin de yer alıyor, ona ne derece önem verdiğini salt bu metinden hissetmek bile mümkün olacaktır.

kitabımız ince olsa da yarattığı etki büyük, sıradan gibi gözüken bir cümle bile insanın içini sızlatabiliyor.

rilke'nin bu kitabında mektup yazdığı bazı isimlere gelecek olursak; clara rilke, ernst norlind, gertrud eysoldt, helen von nostitz gibi isimlere yazılmış mektuplar karşımıza çıkıyor.

rilke'nin mektuplarına baktığımda onun tüm bu kadınlara değer verdiğini ama bu değerin olağanüstü bir değer olmadığını hissediyorum, belki üslubundan kaynaklı bir sezgi olabilir.

mektuplarında onun gezmeyi seven biri olduğu ve gezdiği yerlerden de yazdığı görülüyor, onun bu seyahatlerinde yalnızca bir duyguyu ya da kendisini aradığını düşünüyorum, nedense öyle bir izlenim de veriyor.

mektuplardan yola çıkarak onun o dönemki ve bana yansıyan, yalnızca öznel yargılarda bulunmanın mümkün olacağı ruh hali üzerine konuşmayı da isterim biraz da.

tanrısal ve sezgisel bir gücün onun vâroluşunda hüküm sürdüğü bu kitabında da göze çarpıyor, sanki her şeyi çoktan yaşamış ve artık sadece seyirci konumunda bir insan olduğunu hissettiriyor, bazı sayfalarda fakir olmanın onun gururunu incittiği de görülüyor, mütemadiyen bir hissin peşindeymiş izlenimi de veriyor.

şiirlerinde ise yaşamın keskin zamanlarını, ölümü, ayrılmışlığı, özlemi ve kederi derinden hissettiriyor.

okuduğum için memnun olduğum ve etkilendiğim bir kitaptı, kitabın son cümlesi ile yazıma burada bir son veriyorum.

gül, ey saf çelişki.
nice göz kapaklarının altında
hiç kimsenin uykusu olmamanın sevinci...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

geçmişten yalnız sevdiklerimizi aklımızda düşlüyoruz, oysa tüm yaşadıklarımız bizimdir.

şimdi dünyada nerede biri ağlıyorsa
işte öyle - ağlıyorsa dünyada bana ağlıyor.

şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
işte - öyle ölüyorsa dünyada bana bakıyor.


saygıdeğer hanımefendi,

haftalardır kendimi, büyük bir çukurun önünde durup da, öbür yana atlamaya cesaret edemeyen biri gibi hissediyorum.

her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi.


yalnız olan yalnız kalır uzun zaman;
uyanır, okur, uzun mektuplar yazar bazen;
ve ağaçlı yollarda tedirgin, öyle gezinir, yapraklar uçarken savrularaktan.

kadınlar, ölümü kucak­larında, erkeklerse göğüslerinde taşırlardı. o vardı işte ve ölüm, onların her birine garip bir ağır başlı­lık, sakin bir gurur verirdi.


yazmayı deniyorum, sana; kesin bir ayrılıktan sonra her şey biterse de, buna rağmen deniyorum, öyle sanıyorum ki bunu yapmam gerek.

ağladım. bütün bunlar hiç beklemediğim bir anda karşıma çıktığı için ağladım.
buna karşı ağladım, naçardım.

seçme ve reddetme yoktur...

« ... ölüm, bizden öteye dönük olan,
bizim aydınlatmadığımız yüzüdür yaşamın...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

olağan karşılama çabası

göğsünü ikiye bölen hislerin nedenlerinin evrendeki herkes için geçerli olduğu gerçeğini kabul etme ve tüm bu saçmalığı olağan karşılama çabası, yaşamın bir parçası görebilme mücadelesi olarak tanımlanabilir.
devamını gör...

sözlük yazarlarının çektiği şehir fotoğrafları

anıtkabir/ mayıs / 2026

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yanılgı (kısa film)

" o bir yolcu, sen bir hancı... "

senaryosu soyberk altınsoy tarafından yazılan ve eyüp kaan pordoğan tarafınca yönetilen kısa film; oyuncu kadrosunda ise yönetmenin kendisi ve sena nur biçen rol almış iken film ise geçtiğimiz mart ayında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yanılgılar, fedâkârlıklar ve boşa geçen kayıp zaman üzerinde düşünmeye sevk ediyor filmimiz bizi.

karı koca bir çiftin yaşadığı dramatik ve sonunda mutlak sessizliğe mâhkum eden bir durum bu, karşındaki insanı canından çok sevmişsin ama o seni hiç anlamamış, fedâkârlığını umursamamış ve kalp kırmayı seçiyor, işte filmimiz tam olarak böyle bir hazin sonu aktarıyor.

karı koca bir çiftin bir gece yaşadığı anlaşmazlığı yansıtıyor.

kocasının alması gereken ilacın bitmiş olduğunu gören genç kadın eczanenin yolunu tutuyor ve kocasının ise günün sonunda ona yönelttiği son soru, "nerede kaldın, bu saatte neredeydin? " benzeri sözler, yaralayıcı ve onulmaz, telafisiz sözler oluyor.

karısının kendisine ilaç almak için gittiğini anlamasıyla pişmanlığa bürünüyor olsa da kırdığı kalpleri ipe dizmekten başka çaresi yok gibi görünüyor.

derinlikleri olan bir kısa film olduğunu kendi adıma söylemem zor olsa da kendini izleten bir yanı da vardı elbette.

izlerken düşündüren bir tarafı vardı nihâyetinde, bu kısa film bana en çok da fikret kızılok'ın şu şarkı sözünü hatırlatıyor, "o bir yolcu, sen bir hancı, gördüğün en son yalancı, içindeki derin sancı " değer verdiğimiz ve ölene kadar yanımızda olacak sandığımız insanın, insanların aslında bir yolcu olduğu gerçeğini hatırlatıyor.

hayatın bazen kaçınılmaz olan trajedilerinden birinin yansıtıldığı,
yanılgı kavramı üzerine düşündüren bir kısa filmdi.

ana fikir bence buydu;

neyi feda edersen et, karşındakinin görebildiği kadardır hikâye, biter, bitebilir, hayat budur çünkü bazen...
yanılgıdır, yanıltır.


sakın unutmayasın.

" o bir yolcu, sen bir hancı... "

devamını gör...

hem sıkıntı hem hüzün

rus şair ve yazar mihail yuryeviç lermontov tarafından kaleme alınan ve hançer (lermontov) imzalı eserinde bulunan şiirdir.
kitabı dilimize ise ataol behramoğlu çevirmiştir.

şiirin son dizesi ise kanımca insanın burnuna inen bir yumruk niteliğindedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dilenci (kısa film)

isim olarak kim tarafından hazırlandığına ve senaryo bilgisine ulaşılamamış olsa da, gökkuşağı masalları adlı youtube kanalı tarafından yayınlanan kısa animasyon film; 2025 yılının kasım ayında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yağmurlu bir günde dilencilik yapan küçücük bir çocuğun iyi kalpli biri tarafından kurtarılmasını anlatıyor.

tamircilik yapan bir adamın küçük çocuğu yaşadığı bu zor hayattan kurtarmak istediği görülüyor, belki de ona bakınca onun yüzünde kendi çocuğunu görmüştü, bu yüzden dilencilik yapmasına gönlü el vermemişti...

küçük çocuğu artık kendi himâyesine alır, ona sıcak bir yuva ve aş verir, kim bilir en son ne zaman sıcak bir yemek yemiştir?

daha sonra ise küçük çocuğun eğitim hayatının başlamasına olanak sağlar ve filmin sonlarına doğru yaklaşılır.

bazen en çok iz bırakan davranışın, yardımseverlik ve merhamet olduğunu hatırlatan bir kısa filmdi benim için.
belki sıradan bir konusu vardı, şaşırtıcı bir yanı yoktu ama hayata dair birkaç şey hatırlattı.

hayatının en zor gününde yanında olan insanı asla unutamazsın.

bir insanın hayatını olumlu yönde değiştirebilmek bazen işte bu kadar kolaydır, yeter ki iyilik yapmaktan, iyilikten, yardım etmekten, merhametimizden vazgeçmeyelim...


devamını gör...

olmayalı (kitap)

" ne kadar oldu, olmayalı? "

30 ekim 1996

1948/ 2020 yılları arasında yaşayan kıymetli felsefeci, yazar, şair ve akademisyen oruç aruoba imzalı 160 sayfalık eser; muhteviyatı çokanlamlılıklar, kişinin yaşamının anlamı, felsefe üzerine birkaç not olmak üzere 3 bölüme ayrılan kitabımız 2003 yılında raflarda yerini almıştır.

oruç aruoba okumak çok güzel, o artık hayatta olmasa bile onunla aynı devirde yaşamış olmak da keza öyle, sevenleri olarak bıraktığı eserlerin bekçisi olmaya devam edeceğiz.

kitabımız mesnevi'den bir alıntı ile başlar iken yazar daha sonra soruyor,
" ne kadar oldu olmayalı? " bu söz bana şunu düşündürüyor, her olmuşluk içerisinde başka bir olmamışlığı barındırır, dünyada hiç kimse aynı anda mutlu olamaz ve birinin mutluluğu mutlaka bir başkasının mutsuzluğudur, üzerine düşünmeye değer bir soru, dize olduğu görülüyor.

ilerleyen şiirlerde ise olmuşluk, olmamışlık, farkına varma, anımsama, çoğalmak, azalmak, kurulanlar ve yıkılanlar, unutmayacak olmak, anlamlar vb. kavramlar üzerine düşündüren, etkileyen şiirler yer alıyor.

kişinin yaşamının anlamı adlı ikinci bölüme geçelim;

insanın anlam arayışı, anlamın bulunması, bulunamaması, anlamın başka bir insanın varlığında aranması, anlamın yokluğu, anlam aramanın anlamı, kişinin anlam bulmasına yönelik çabaları, anlamın varlıkla ve felsefeyle ilgisi, ölümün anlama etkisi, insanın anlam için yaşaması, bu bölümün temalarındandı denebilir, denilebilir.

benim için kitabın en etkileyici bölümü bu bölümdür diyebilirim, diğer bölümlerden daha sarsıcı, daha ufuk açıcı, daha düşündürücü, daha etkili bulduğum bir bölüm olarak kalacaktır şüphesiz.

son bölüm olan felsefe üzerine birkaç not bölümünde ise felsefeyi anlamanın imkânsızlığı karşımıza çıkıyor, felsefenin anlaşılamayacak bir alan, mefhum olması üzerine düşündüren sözler yer alıyor,
felsefenin hayata etkisi üzerine kısa yazıların yer aldığı da söylenebilir.

oruç aruoba bir şairden çok felsefeci olduğu için ele aldığı konuları, yansıtmak istediği duyguları da ekseriyetle felsefik bir düzlemde aktarıyor bize.

seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bitiriyorum.

sâhi "ne kadar oldu, olmayalı?"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


dipnot; bazı eklerde yazım yanlışı var gibi gözükebilir ama bu benden kaynaklı bir durum değil, yazarın yazım kurallarına sâdık kalınmıştır.



farkına varın
farkımın.

"gün olur bizi de yâr
anar da belli olmaz "


anımsayacağım. tek tek. bir bir.
nasıldı. anacağım. hep, unutulacak.
unutacak. ama, anımsayacağım.
hiç, unutmayacağım.


yoklama. yoklar.
artık.


düşersin -ama gitmezsin
- zaten hiç ermemişsindir.

kişinin yaşamının anlamı her zaman 'yanında' değildir -'uzaklaşır' bazen...
yaşamının anlamı 'uzağında'yken, kişi,
bunu kendine unutturacak 'meşgale'ler bulur : çünkü yaşamının anlamının 'uzak' olduğu bilincini sürekli canlı tutmak, dayanılmazdır.

yaşam hep 'burada' yaşanır - kişi nerede olursa olsun, hep 'biryerde'dir; ama, yaşamının anlamı pek ender durum­larda 'orada' bulunur, çok kısa anlar için 'oraya' gelir.
gelip-giden bir şeydir, anlamı, yaşamının, kişinin.


ancak kendi kurabileceği birşeydir, kişinin yaşamının anlamı.

kişinin yaşamının anlamı, kırılgandır.

kişinin yaşamının anlamı, dökülür gider; ona, yalnızca, nasıl dökülüp gittiğinin bilgisini bırakarak -kişinin yaşamının anlamı, kişiyi bırakarak, dökülüp gi­der - ona bilgisini bırakarak, dökülür, gider, anlamı, yaşa­mının, kişinin.

yaşamının anlamı, ancak, kişi, bir an durup, "ne istiyo­rum ki? ... " diye sorabildiğinde, biçimlenmeğe başlar.


kişi, yaşamının anlamını, ancak onu bulamayacak du­ruma geldiğini hissettiği zaman, arayabilir - ve, belki, bu­labilir.



daha önce hiç görmediği birşey görür kişi, anlamını, görünce, yaşamının...

yaşam, ölüm yerine
-onun yokluğunda- yaşanandır.

ölümünü yaşayamayacaktır, kişi.


kişinin yaşamının anlamı hep parçalanmalar ile bütünlenmeler arasında oluşur -

yaşamının anlamıyla ilgili kesinlikle bilebileceğin tek şey, yaşamının anlamıyla ilgili hiçbirşeyi kesinlikle bilemeyece­ğindir.


yaşamının anlamı,
onu hep aradığın yerdedir.
yaşamının anlamı,
onu hiç bulamadığın yerdedir.
yaşamının anlamı, onu hep arayıp hiç bulamadığın yerdedir.


hep öteki kişiler ile birlikteyken oluşur, anlamı, yaşa­mının, kişinin...

- ancak ölümünü de barındıran birşey olabilir, anlamı, yaşamının, kişinin ...

çünkü, yaşamının anlamı, kişinin, ancak ilişkilerinde bu­lunabilir, kişinin bütün yaşamı, zaten, ilişkileridir.


kişi yaşamının anlamında yanılamaz.

kişi yaşamının anlamını anlayamaz -- anlayamadığındır, anlamı, yaşamının ...


felsefe, hiç anlaşılamayacağından dolayı, hep kavranabi­lir kılınmağa çalışılandır.

felsefe, anlaşılamayan kavranabilirliktir.
felsefe, anlaşılabilir kavrayamamadır.
felsefe, kavranamayan anlamdır.


felsefe, henüz -şimdi, burada- olmayan birşeye yöne­lir belki, hiçbirzaman, hiçbiryerde olmamış birşeydir bu;
hatta (herhalde) hiçbirzaman
ve hiçbiryerde olmayacak bir­ şey...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim