son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 215855 tanım: 44850 başlık: 14088 apolet: 7 takipçi: 786

son tanımları


ayna ve düş

" yüzün soruları duymaz. "

1930 doğumlu şair ve yazar adonis imzalı 142 sayfalık eser; türkçe'ye metin fındıkçı tarafından çevrilmiş iken 2002 yılında yayınlanmıştır.

şairin rüzgarda yapraklar kitabından sonra kendisinden okuduğum son kitap bu oldu.

kitaba dair beklentim biraz daha üst seviyede idi ama yine de memnun eden bir kitap oldu benim için, bazı dizeleri çölde su bulmak gibiydi.

görünenin ötesini, görünmeyenin büyüsünü hissettiriyor şair, güçlü imgelerle duyguya farklı bir anlam ve bakış açısı kazandırıyor, kendine has bir ritimde ilerliyor, zamandan ayrılmışlık hissi veriyor bazı şiirleri.

zaman ve mekân, anı ve anımsama, zaman ve sonsuzluk, yaşam ve ölüm, aşk ve ayrılık, varlık ve yokluk, bağ ve kopuş, şiirlerin hissettirdiği bazı duygulardan iken, ele aldığı temalar da biraz böyleydi.

can alıcı dizelerin az olmaması oldukça iyiydi.

şairin yaşamın keskinliğini kendine özgü bir şiir formuyla yansıtma biçimi bence etkileyiciydi.

kitabın adının ayna ve düş olması gibi, belki de aynaya baktığın zaman bütün olan bitenin bir düş olduğuna inanmak istemenin bir karşılığı olarak da düşünülebilir bu şiirler için.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şimdi sözcüklerin bedeninde
açılır çıplaklığım
şimdi evren solar,
ateşimi kaybettim
dilim değişti
adımlarım
saymadığım adımlarım.

ilan ederim şimdi bu mekanın anılarını sözlerim birer balta
ve çığlıklarım eller şeklinde
ilan ederim, şimdi,
benimle konuşan bu zamana.

kanımız konuşmalarda dolaşır
ve söz ölür.


yol bitti mi,
onun adı değişti mi?

yüzün soruları duymaz.

vaatlerimizle mutlu oluruz,
ve ayrılırız.

levhayı kapattı ve kayboldu
daha sonra evlerde söndü:
şimdi öleceğimizi anlıyoruz.

suskunlukta hayatın sonuna baktık.


lakin ölüyor
ölümünü tamamladı
alnında duruyor
değişen günlerde ve kimliksiz.

yüzü bir kitaptı.

dünü sen yarattın
ellerimde uyuyan.


kimliğim yokluğunda seni temsil eder.

onunla tanıdım yakın ölümü.

ölümün zamanı başladı...

düşlerin beni de değiştirir
göçmem için.

devamını gör...

maggie o'farrell

1972 doğumlu irlandalı yazar olarak bilinir;
yazar olmasının yanı sıra chloé zhao tarafından sinemaya uyarlanan hamnet (film) filminin senaryosu da kendisinin hamnet (kitap) adlı eserinden uyarlanmıştır.

dilimize çevrilmiş pek çok eseri bulunan yazarın ailesiyle birlikte iskoçya'da yaşadığı söylenmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

esme lennox nasıl yok oldu
hamnet (kitap)
sevgilimin sevgilisi
evlilik portresi
cehennem sıcakları için talimatlar
elimi ilk tutan el


çünkü ölümden sonra hiçbir şey yok. yalnızca toprak ve ceset var;
başka hiçbir şey yok.

devamını gör...

abdülhak şinasi hisar

1887/ 1963 yılları arasında yaşayan türk yazar olarak bilinir; roman, anı, fıkra ve biyografi gibi çeşitli edebiyat türlerinde eserler vermesinin ardından 76 yaşında hayatını kaybetmiştir.

bazı kitapları

fahim bey ve biz
çamlıca'daki eniştemiz
boğaziçi mehtapları
istanbul ve pierre loti
yahya kemal'e veda

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

insanlar birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır.
devamını gör...

karl marx'a borç vermek

karl marx'a borç para verme durumudur.

patentini almak istediğim tek şaka.
devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

tayyar bey'in bir kolu yoktu,
varmış gibi yapardı...


sevim burak
yanık saraylar
sf/ 12
devamını gör...

sen kimsin lan çıkışına verilebilecek en etkili yanıt

efsaneyi hatırlayalım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

giderken (kısa film)

senaryosu tugay kayan tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilen 15 dakikalık kısa film; 2021 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kadrosunda ise; tuğrul kızıldemir, özlem sagun, berkay kayan, uğur kanlı gibi isimler yer almıştır.

hastane çıkışından sonra dünyası başına yıkılan otuzlu yaşlarda bir yazar olan hakan'ın yaşamının son günlerinde iç dünyasında meydana gelen değişimleri, bu korkunç gerçekle başa çıkma çabasını, giderken ve gitmeden evvel arkadaşlarıyla yediği son akşam yemeği'ni konu ediniyor.

ömrünün son demlerini yaşayan adam hastaneden çıktıktan sonra yığılacak bir yer arayadursun, dünyası başına yıkılır, ölümün bu kadar tez elden geleceğini hiç düşünmemiştir, hayalleri vardır, gerçekleri vardır, yazmakta olduğu bir kitap vardır, sevdikleri, dostları, idealleri vardır, bu ölüm de nereden çıkmıştır?

ilk sahnelerde bireysel bir facianın yarattığı yıkımın etkileri göz önünde iken ilerleyen sahnelerde ise durum değişir, hesaplaşmalar, ukde kalmasın diye sarf edilen sözler, öfke patlamaları, kırgınlıklar, intikamlar daha ön plana geçer.

genç adam az bir ömrünün kaldığını öğrendikten sonra perişan bir hâle gelir, depresyonun daha katmanlı bir evresidir bu yaşadığı, yakında öleceğini bilmekten daha korkunç ne vardır?

son akşam yemeği için bir araya gelen dostlar arasında bir bağ olduğu kadar, kızgınlık da vardır, genç yazarın eski sevgilisi olan seda, onun yakın arkadaşıyla onu aldatmıştır iddiaya göre.

hakan'ın az bir ömrünün kaldığını öğrenen dostları ilk başta onu kurtarmak için bir çare arasalar da işler değişecektir.

onun tek isteği, yarım kalacak olan kitabının tamamlanıp yayınlanmasıdır artık sadece.

şimdi ise kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;

konusu farklı sayılabilecek bir kısa filmdi,
sinematografik açıdan iyi bir kısa film olduğu görülmektedir.

giderken kavramını zeigarnik etkisi bağlamında yorumlayarak ele almak isterim biraz da, insanın içinde hiçbir kırgınlık, kızgınlık, acı veya öfke kalmadığında bu hayattan gitmesi daha az acı verirdi, zeigarnik etkisi ile bağıntısı ise şöyle bence;

yarım kalan her şey bize acı verebilir, henüz okumadığımız kitaplar, hâlâ izlemediğimiz filmler, daha görmediğimiz ülkeler, şehirler, tanışamadığımız insanlar, hepsi birer yarım kalma nedeni olabilirdi, öleceğini öğrenmek ise en çok da yetiştiremediğin şeyleri düşününce acı verirdi.

hayatımızı çok uzun yıllar sürecekmiş sanırız ama yarım saat sonra öleceğimizi bile bilemeyiz, bu yüzden her gününü, her ânını son günmüş, son anmış gibi yaşamaktan başka bir çare kalmıyor.

eğer öyle dolu dolu yaşarsan, bir gün ölecek olmak o kadar da acı vermez, bunu hiç unutma.

içindeki o ukde hep kalıyor,
kalacak değil mi?


bir soru;

eğer yakında öleceğini öğrenseydin,
son kez kimleri görmek isterdin?


devamını gör...

pyramid song

radiohead şarkısı; grubun 2001 yılında yayınlamış olduğu amnesiac adlı albümde yer alan bir parça olduğu bilinmektedir.

şarkı, nehre atladım, ne gördüm? sözü ile başlar ve klibi de bu ilk söz ile yakından ilgilidir.



yıldızlarla ve astral arabalarla dolu bir ay
a moon full of stars and astral cars
ve eskiden gördüğüm tüm rakamlar
and all the figures ı used to see

bütün sevenlerim yanımdaydı
all my lovers were there with me

bütün geçmişim ve geleceklerim
all my past and futures

ve hepimiz küçük bir kayıkla cennete gittik
and we all went to heaven in a little row boat...
devamını gör...

helga weiss

tam adı helga hošková-weissová olan 1929 doğumlu çek yazar olarak bilinir;
yazar olmasının yanı sıra holokost'tan sağ çıkmayı başarmış ve ödüller almıştır.

türkçe'ye çevrilen kitabı

helga'nın günlüğü

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

artık hiçbir şeye inanmıyorum.
dünya, sana elveda.

acı çektiğin saatleri unut,
ama sana verdikleri dersleri asla unutma.

devamını gör...

ardımızda kalanlar

senaryosu muhammed emin çırçır ve mahmut enes şahin tarafından yazılmış iken yine aynı isimler tarafından yönetilen kısa film; 2025 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
iklim değişikliği nedeniyle köylerinden göç etmek zorunda kalan bir ailenin parçalanmışlığını, çaresizliğini, yeni bir hayata adım atma mücadelesinin yanı sıra, çekip gitmenin yarattığı vicdan azabını, anılarını da ardında bırakarak gitmenin yıkımını konu ediniyor.

sel felaketiyle karşı karşıya kalan aile üyeleri en gerekli eşyalarını da alarak, tek göz odadan oluşan evlerini terk etmek durumunda kalıyor, hiçbir sel, hiçbir yangın, hiçbir deprem bir aileyi yıkamaz, eğer o evden 1 kişi eksilmediyse, onların evi ise ayakta olduğu halde çoktan yıkılmış, anne ölünce ev ev değildir artık çünkü, bir sığınaktır sadece.

babaanne de onlarla yaşıyor, arabalarına eşyalarını yükleyip ardında kalanlar ile yola çıkıyorlar, geride kalan anılar, eşyalar, neşe ve bir mezar...

göç ettikleri yerde daha mı mutlu olacaklardır, asla.

ama gitmek zorundadır insan, gitmek zorundadır, delirmemek için, anılar acı verdiği için, anılarda kalanların anılarıyla yaşamak ölümden beter olduğu için.

görsel açıdan oldukça iyi bir kısa filmdi.

göç etmenin anılarla ve duygularla bağıntılı ele alınması filmi daha etkileyici kılıyor,

tek bir soruyu sorduruyor;

ardında bırakmak mı daha acıdır yoksa birinin ardında kalan olmak mı?

devamını gör...

düşün ki annen bunu okuyor

bugün sen gideli 5 ay oldu, bana sorarsan 5 asır gibiydi, ne yerdeyim ne gökte, artık sadece fotoğraflarda ve anılarda kaldığın gerçeğiyle yaşamak zor...

bana sorarsan bütün acılar özlemin bir sonucudur ve bu özlemle nasıl yaşayacağımı inan ki bilmiyorum.

saçlarımdaki beyazları görmediğin için mutluyum çünkü görsen ne kadar üzülürdün...

yokluğunda hiçbir şeyin anlamı kalmadı, vâroluşumun bile.

huzurla uyu canım benim...
devamını gör...

ilber ortaylı

tanışma fırsatım olmasa da konuşmasını dinleme ve bizzat görebilme şansına erişmiştim.

bizzat kendisi de bir tarihin ta kendisi olan, yeri doldurulamayacak büyüklükte, her daim kalbimizde yaşayacak olan güzel bir insanı yitirdik. hâlâ kabullenmesi zor, aileden biri eksilmiş gibi...

ülkemize kattığı her şey için minnettarız.

daima özleyeceğiz...

şubat 2020
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

november rain

guns n' roses şarkısı olup grubun 1991 yılında yayınlamış olduğu use your illusion adlı albümde yer almakta iken
şarkının sözlerinin ve müziğinin axl rose imzası taşıdığı bilinmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hiçbir şey sonsuza kadar sürmez
nothin' lasts forever

ve ikimiz de biliyoruz ki
kalpler değişebilir
and we both know hearts can change
ve bir mum tutmak zor
and it's hard to hold a candle

soğuk kasım yağmurunda
ın the cold november rain
bunu çok uzun zamandır yaşıyoruz
we've been through this such a long long time


sadece acıyı öldürmeye çalışıyorum,
ooh evet
just tryin' to kill the pain, ooh yeah

aşk her zaman gelir,
aşk her zaman gider
love is always coming,
love is always going

kimse
bugün kimin gitmesine izin vereceğinden gerçekten emin değil
no one's really sure
who's lettin' go today...

devamını gör...

hatıran yeter (film)

senaryosu ömer faruk yardımcı tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilen türk dram filmi; 2024 yapımlı olduğu bilinmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde ise aytaç şaşmaz, sümeyye aydoğan, burak sevinç, belçim bilgin gibi isimler rol alır iken kadronun devamında ise, ferit aktuğ, gözde cığacı, çağdaş onur öztürk, furkan kalabalık ve deniz türkali gibi isimler yer almıştır.

işitme duyusunu bebekken tamamen yitirmiş bir gencin hayatındaki dönüm noktalarının yanı sıra, yalnızlığını da konu ediniyor.

filmde başrol oyuncuların yanı sıra pek çok oyuncu işaret dilini de kullanıyor ve bu durum bence kıymetliydi.

filmimiz baha'nın anne ve babasının tanışmalarıyla, aşık olmaları ve evlenmeleriyle başlar ve devam eder iken, baha dünyaya gelir, menenjit sonrası sağır olur, konuşamadığı için yapayalnızdır, ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlatması zordur, işaret dili iletişim kurmasına yardım eder ama hiçbir şey insanın ses tonu kadar anlatamaz içindekileri...

"farklı" olduğu için arkadaşları tarafından zorbalanır, oyunlara alınmaz, ailesi ve onu seven birkaç akraba dışında bütün dünya ona yokmuş gibi davranır, film boyunca işitme engelli gencin sesini duyarız, o anlatıcı konumundadır, baha ergenlik dönemine gireceği sırada leyla adlı bir kıza aşık olur, o da işitme engellidir ve baha'dan korkmayan, ondan kaçmayan, onu seven biri olacaktır.

gel zaman git zaman ikisi de büyür, onlar birbirlerini tanıdıktan ve sevdikten sonra yalnızlıkları acı vermez olmuştur, bu sırada baha bir kayıp yaşayacaktır, sevdiği kızla evlenmek isteyecek, evlenmesini istemeyenler olacaktır.

leyla'nın anne tarafı oldukça zengindir, zengin biriyle evlenmesini isterler,
leyla'nın hayatında birtakım felaketler yaşanabilir, baha'nın artık tek dayanağı, tek mücadelesi çocuğu olacaktır.

şimdi ise film hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;

benim için duygusal bir filmdi, etkileneceğimi düşünüyordum ama ağlayacağımı tahmin etmemiştim.

filmin benim için en önemli noktası şuydu;

sana en çok benzeyen, seni dinleyen, seni duyan, seni önemseyen tek kişinin de yokluğu, gidişi veya ölümü...

konuşamıyorsun ve iç dünyandaki acıyı, duyguları, düşünceleri anlatamıyorsun, derken aşık oluyorsun, o da ölene kadar sürmüyor, onun hâtırasıyla yaşamak zorundasın.

başta aytaç şaşmaz olmak üzere sümeyye aydoğan, burak sevinç ve belçim bilgin'in oyunculukları etkileyici düzeydeydi.

ferit aktuğ ve gözde cığacı'da etkili oyunculuklarıyla filmde önemli bir yer tutuyor, deniz türkali'de keza öyle.

yalnızlığı, aşkı, ayrılığı, farklılığı ve ebeveyn olma mücadelesini duygusal bir hikâye ile aktaran, etkileyici bir filmdi.

işitme engelli olmanın yalnızlığa ve hayata etkisini de vurgulayan bir filmdi benim için,
konuşamıyor ve kendini anlatamıyor olmanın derin acısını hissettiren bir filmdi en çok da.

insan izlerken en sonunda soruyor kendine;

peki hâtıralar yeter mi?


filmin başlarında belçim bilgin ve burak sevinç'in evlatları hasta olduğunda gösterdikleri oyunculuk etkileyiciydi.

baha'nın babası öldükten sonra dışarda ağladığı sahne de oldukça duygusaldı.

son sahnede baha'nın kızı ona ilk defa "baba" diyor ve bu sahne de etkileyiciydi.

en çok da aşık olduğu kadını yitirdikten sonra onun mezarında karın altında yattığı ve onu geri getirmek istediği sahne yürek parçalar nitelikteydi.

en üzücü sahnelerden biriydi...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öğrenmenin övgüsü

" artık her şey
kendi canının çektiğincedir...
"

1898/ 1956 yılları arasında yaşayan alman şair ve yazar bertolt brecht imzalı eser; şiir türünde yer alır iken dilimize ise hasan kuruyazıcı tarafından çevrilmiş ve 1966 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiştir.

bertolt brecht poems, bertolt brecht bütün şiirlerinden seçmeler, yarının büyüklerine şiirler adlı eserlerinden sonra kendisinden okuduğum son kitap bu oldu.

bertolt brecht okumak güzel bir şey.
lâakal benim için öyle.

bu kitabında bize siyasi kaygılar içerisinde olduğunu hatırlatıyor brecht,
bir dönem resimle ilgilenmiş olan adolf hitler'den ise badanacı olarak bahsediyor, ki badanacı derken onu kast ettiği kitabın ön sözünde de belirtilmiştir.

duygudan uzak, düşünceye dayalı şiirlerdi sıklıkla, buna rağmen kişisel dünyasının sızmış olduğu birkaç dizeye rastlamak da mümkün, bence okuru ve halkı uyandırmayı amaçlayan şiirlerdi, kişinin gözünü açmasını ve sorgulamasını isteyen, hatırlatan, vurgulayan şiirlerdi ekseriyetle.

sömürülen halkın sessiz çığlıklarını duyurmak isteyen bir tonda olan şiirler olduğu da açıkça görülmektedir, gidişat şu an böyle olsa bile bunu değiştirmek yine de senin elinde, demeye varan şiirlerdi de diyebilirim.

okurken etkileyici bulduğum bazı dizeler vardı, o dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

*bazı dizelerde imlâ hatası olsa da şairin üslubuna sâdık kalınmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


artık her şey kendi canının çektiğincedir.

derler: daha iyi olacak işler.
bense sormam;
ne zaman?

biliyoruz, geçiciyiz hepimiz
bizden sonra olmıyacak
söz etmiye değecek şey.

kısacası, her şey tamam
benim dertli yüzümü
bembeyaz soldurmak için.


duvarın üstünde tebeşirle bir yazı
savaş istiyorlarmış.
bunu yazan
kendi vuruldu...


seni yurda çağıracak haber
bildiğin dilde yazılmış gelecek.

durmadan yürüdük
ayakkabıdan çok ülke değiştirerek
sınıf kavgalarının arasından,
şaşa kaldık
ortada hep haksızlık,
hiç karşı koyan yok.


her şey değişiyor
yeni baştan
başlıyabilirsin son soluğunla.
ama olan oldu bir kere.
şaraba kattığın suyu
artık ayıramazsın.

olan oldu bir kere.
şaraba kattığın suyu
artık ayıramazsın, ama
her şey değişiyor. yeni baştan
başlıyabilirsin son soluğunla.


« ete zam var kenar mahallelerde.
bu gece badanacı konuşacak.
ulu tanrım, bir kulağımız olaydı
bilirdik, halimiz ne olacak.»


istiyorum, bilmiyeyim,
beni seviyor mu?

devamını gör...

beyhude (kısa film)

senaryosu emre ersoy tarafından yazılıp efe ersoy tarafından yönetilen kısa film; kadrosunda ise çağlar içer, erim birol, emre ersoy, mert potur, nusret inal ve sena miskioğlu gibi isimler yer almış iken film ise 2018 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

home office çalışan otuzlu yaşlarda bir adam olan levent adlı adamın işlerini tamamladığı sırada kapısının çalması sonrası yaşadıkları konu ediniliyor.

genç adam yoğun ve yorgun bir iş gününün sonuna gelmiştir, derken kapısı çalar ve gelen ise komşudur, tuhaf bir komşudur, hayal midir yoksa gerçek mi, bilinmez.

birlikte satranç oynamaya ve sohbet etmeye başlarlar, sonrasında ise birkaç gelen daha olacaktır, o gelenler ise levent'in kendi yaşamını ve hayat amacını sorgulamasına neden olacak kişilerdir.

birisi müzikle ilgilenir, birisi futbol oynar, diğeri şiire merak salmıştır, onlar belki de gerçek birer insan değildirler, levent'in geçmişte olmak istediği mesleklerdir, o ise kalbinde olan meslekleri değil de salt mantığının kabul ettiği başka bir mesleği yapmakta karar kılmıştır.

bu gelenler onun hayattaki amacını, hayallerini, varlığını sorgulamasına neden olur, geçmişte kim olduğunu hatırlayınca sarsılmış, içi sızlamış gibidir.

sevdiğin şeyleri, hobileri, uğraşları neden bıraktın, değer miydi, şimdi daha mı mutlusun, vazgeçtiğin hayal için pişman olmayacak mısın, varoluş sebebin bu meslek miydi vb. sorularla onu düşündürür ve etkilerler.

benim için farklı ve düşündürücü bir kısa filmdi, izlerken gece yarısı kütüphanesi adlı kitabı hatırladım, konu açısından benzerlik taşıyorlar, tercihler, keşkeler, hayattaki seçimler üzerine düşündüren bir filmdi.

ana fikir ise belki de şöyleydi;

yalnızca 1 kez gelebildiğin bu hayatta bu tek hakkı da öylesine mi yaşayacaksın, kalbindeki meslekten, hayalden, insandan, seni en çok mutlu edebilecek bir hayalden vaz mı geçeceksin?

seni en çok mutlu eden şeyi bırakırsan mutlu olman zor olabilir.


hayallerinden vazgeçtiğin bir yaşam beyhude bir yaşam haline gelebilir, bunu istemezsin değil mi?

yazımda bahsettiğim kitaptan bir söz ile tanımıma burada bir son veriyorum.


pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?

gece yarısı kütüphanesi

matt haig


devamını gör...

tesadüfen (kısa film)

" insan, karşılaştığı kişilerin kalıntısıdır. "

sigmund freud

senaryosu yiğit sarı tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; kadrosunda ise, doğa gün, yiğit obic ve zeynep anlar gibi isimler yer almakta iken filmimiz 6 gün önce yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tesadüf kavramının mümkün olup olamayacağını, tesadüfen karşılaşan ve birbirlerine aşık olur gibi olan iki genç üzerinden aktarıyor.

şimal o sırada kız arkadaşıyla buluşmak için dışarı çıkmıştır, arkadaşı gelir ve otururlar, oturmadan önce ise telefonundaki müzik dinleme uygulaması başka bir cihazla eşleşir ve eşleştiği berkun adlı genç de hemen oralardadır, aynı müziği dinlemeye başlarlar, bu durum ise bize aşkın aynılıklar üzerinden doğan bir duygu olup olmadığını düşündürür.

neticede ayrılıklar da ayrı düşünmelerden doğuyorsa aşklar da aynılıkların bir yansımasıdır belki de.

aynı müziği dinlemek onları etkilemiştir, tıpkı dış görünüşlerinin de birbirlerini etkilediği gibi, dış görünüşlerin de aşka ya da ayrılığa sebep olduğu gibi.

daha sonra ise bütün bu olanların bir hayal olma ihtimâli ile karşı karşıya bırakır yönetmen bizi, her şey bir ihtimâl miydi, yaşandı mı, anı mıydı, neydi bu böyle?

görsel açıdan beğendiğim bir kısa film oldu.

bana düşündürdüğü şeyler ise şöyleydi;

hayatın bize ne sunacağını ya da neleri, kimleri alacağını, tesadüflerin karşımıza kimi çıkaracağını biz bile bilemeyiz, eğer aşık olduysak aşktan vazgeçmemeliyiz,
aşkından vazgeçmek, hayatından vazgeçmektir çünkü...


devamını gör...

böyle bir sevmek (kitap)

* aynı isimde bir başlık daha olduğu için kitap olarak belirtilmiştir.

" insan insanı ölümünden tanır... "

1925/ 2005 yılları arasında yaşayan büyük şair ve yazar attila ilhan imzalı eser; şiir türünde yer alan eserin ilk olarak 1977 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

attila ilhan okumayı hep çok sevdim, onun kadar iyi şiir yazabilen kişi sayısı azdır, onu okumak elektrik akımına kapılmış hissiyatı verir insana, en azından benim için her zaman öyle olmuştur, böyle bir sevmek görülmemiştir...

ekseriyetle aşk etrafında örülü şiirlerdi,
aşkın ne denli yüce ve keskin bir geçiş hâli olduğunu da hissettiriyor büyük şair, âşık olmanın bir kendinden geçme hâli olması üzerine de düşündürüyor insanı.

bazı şiirlerinde sevdiği kadınların adı değişiyor ama aşık olmanın yarattığı kırılma noktası sanki hiç değişmiyor.

aşkı olduğu kadar farklı duyguları da yansıtıyor, karşındaki insanı birden tanıyamamayı, aşk uğruna ölmeye hazır ve nâzır olmayı, ayrılıkta ya da acıda dünyaya yabancılaşmayı, yalnızlığın sonsuzluğunu da hissettiriyor.

şairin duygularını yansıtma biçimi her zamanki gibi eşsizdi, okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum çünkü böyle bir sevmek görülmemiştir...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
bir bıçağın ağzında yürür gibiydin.

demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
seni görür görmez
özgürlüğümden utandım
söyle ne içersin çay mı kahve mi
çok değişmişsin, birden tanıyamadım...


sana ne yaptılar sana ne yaptılar
kirpiklerin ıslanıyor durup dururken.


hani bir gülümsemen vardır
sanki istanbul
gözlerin gözlerimi bulur bulmaz
içimde bütün şehir
atlıkarınca gibi döner ha döner
ışık renk ve pul.


meğerse vurulmuşum,
seni görünce anladım.

ölümün yaklaşması hayatı değiştiriyor
tuhaf şey, dünyaya nasıl yabancılaştım.

yoksulum
mutluluğum seninle yaşamaktı
karanlık bir tren sonra ansızın kalktı.


ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla
bir azıcık okşasam sanki çocuktular bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hâlâ ara sıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir...


insan insanı ölümünden tanır.

yalnızlık bir samanyoludur
genişler düşüncede.


zamana dağılır etin
sağılır kanına uzay
karanlık gözünü alır
boşlukta kalır sesin
kıyamete varır say
bütün kulaklar sağır
nedir ölüm dediğin
tasa tutmuş kapıları
yaşadığını unutmuş
buza kesmiş yüreğin

hayatın kâr zararı
dağ ardında bir umutmuş..

hem artıyım hem eksiyim
ölmeye başlamış diriyim

yumak yumak çelişkiyim
içim kıvılcım pazarı...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

murat özyaşar

1979 doğumlu kürt kökenli türk yazar ve öğretmen olarak bilinir; kitapları çeşitli edebiyat ödüllerine değer görülmüş iken eser vermeye devam ettiği bilinmektedir.

bazı kitapları

ayna çarpması
sarı kahkaha
aslı gibidir
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bütün yolculuklar çocukluğa varmak içindir.

okumak yalnızlıktır.
devamını gör...

huzur evleri

taha kağızman tarafından çekilen kısa film; yönetmenin huzur evleri ile ilgili dönem ödevi için çekmiş olduğu bilgisi verilmiş ve 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
dikkat ederseniz senaryo bilgisi vermedim çünkü bu film bir gerçek, hayatın acı gerçeklerinden birini yansıtıyor.

film çekildiği sıralar 71 yaşında olan ve eşini 4 yıl önce yitiren 4 çocuk annesi bir kadının huzur evindeki hüzünlü zamanları hissettiriyor, huzur evinde yaşamanın bir insanın psikolojisi ve iç dünyasındaki etkileri üzerine düşündüren bir kısa film olduğu görülmektedir.

masmavi gözleri uzaklara dalan ve " sonum böyle mi olacaktı" diye sorar gibi bakan bir kadının hayatına dair belirleyici ögeleri dile getirmesiyle filmimiz başlıyor, bir ömrün son mekânı huzur evi olmamalıydı, huzur evlerinde huzur var mıydı ki?

derin mavi gözleri olan teyzemiz, üç oğlunun ve bir kızının olduğunu söylüyor, torunları ve çocukları onu ziyarete geldiklerinde çok mutlu olduğunu anlatıyor,
onlardan bahsederken bile gözleri ışıldıyor,
keşke kocası hayatta olsaydı da torun sevgisini birlikte yaşasalardı, diyor insan izlerken.

benim için hüzünlü bir kısa filmdi,
izlerken düşündüğüm bazı şeyler vardı, fark edeli ise uzun zaman olmuştur, hayatta bazı şeyler zaman geçtikçe tersine döner, hayat her şeyin tersini görebileceğimiz kadar uzundur.

çocukken anne babalarımız bizi kreşe, ana okuluna verir, biz büyürüz ve anne babamızı huzur evine veririz, değişen tek şey insanlar, mekânlar ve zaman olur.

filmde rol alan teyzemizin uzun bir ömrü olsun dilerim, çocuklarıyla ve torunlarıyla,
hep mutlu olsun, kendi evinde ve huzurlu olsun...


devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim