son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 216932 tanım: 44699 başlık: 14118 apolet: 7 takipçi: 788

son tanımları


sevilen kitabın en vurucu cümlesi

bütün kurduklarımız yıkılır gider.

hamlet
william shakespeare
devamını gör...

ne tuhaf (kitap)

"birdenbire başka bir şey olur yüzüm."

bugün aramızdan ayrılışının üzerinden tam 33 yıl geçmiş olan türk şair ve yazar sabahattin kudret aksal imzalı eser; 2014 yılında yayınlanmış ve yayıma ise selahattin özpalabıyıklar tarafından hazırlanmıştır.

şairin batık kent, eşik (sabahattin kudret aksal) adlı eserlerinden sonra okuduğum son kitabı bu oldu.

kitabımıza geçelim;

sabahattin kudret aksal'ın öyle emsâlsiz bir şiiri var ki, etkilenmemek olanaksız, felsefik bir bakış açısı da hüküm sürüyor bence onun şiirlerinde, somut olanı yansıtmasının yanı sıra, soyut olan üzerine de düşündürüyor kimi zaman.

bu kitabındaki şiirlerinde ise kitabın adının da vaat ettiği gibi, hayata dair tuhaflıkları irdeliyor şiirsel bir biçimde, bu tuhaflıklar ise can sıkıcı tuhaflıklar olarak düşünülmemeli bence.

hayatın farklı dönemeçlerinde karşılaştığımız, yaşadığımız keskin kırılma noktaları, ölümler, kopan bağlar, yoksulluklar, yüzündeki anlamın silinişi, ölmüş olanlara dair duygu ve düşünceler, ansızın anımsanan şeylerde bulunan hayatın gizleri, sonsuzluk, yaşam, hayatın bir gölge oyunu olma ihtimâli, kitaptaki şiirlerin sıklıkla yansıttığı temalardandı diyebilirim.

her şey ne tuhaf, ne acımasız, ne büyüleyici, ne güzel, ne korkunç, ne üzücü, ne komik, ne acı, ne eşsiz, ne anlamlı, ne saçma, hepsi bir aradaydı, adı hayattı...

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

öldü
bir kitap ki şimdi o
okumak istediğimiz, okuyamadığımız.


bende musiki bende dünyalar
biri uzakların uzağında
biri var ki içimde sayıklar
denizlerde kayıp ülkeleri.

bir şey uçmuş gitmiş yüzlerinden
insanı yaşamaya bağlayan bir şey
insanı umutlu eden güzel eden
insanı insan eden.

babam o yaz ölmüştü...


ağaçlar değin köklü,
ölüm isteğim.

ölümümüzü büyütüyoruz
dizimizin dibinde.

birdenbire başka bir şey olur yüzüm.

serüvenimi yaşarım
büyür yarın
eski göklerin yitik denizlerinde.

gökyüzü
gökyüzünde yıldızlar
ölülerin gözleri yıldızlar.


yediğimiz bir dilim ekmek gibi
yaşadığımız bir dilim zaman.

ölümümüzden sonraki yokluğumuz
düşündürür bizi
düşünmeyiz
doğumumuzdan önceki yokluğumuzu.


annemizin yüzü
ölümün yüzünü andırmıyor daha.

unutulmayı iste
yeniden anımsanırsan
sonsuz yaşam ondan sonra.

gerçek yaşamak
geçmiş günü yaşamaktır.

yok neye baksan, bütün
zaman şimdi anlatı.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

rıza tamer şarkılarında geçen vurucu sözler

yakın zaman önce hayatını kaybeden türk şarkıcı rıza tamer şarkılarında geçen vurucu sözlerin paylaşıldığı başlık.

ölüm geldiyse yapılacak bir şey kalmamıştır ama geride bıraktığı şarkılarla anısını yaşatmayı bir borç bilirim.

şarkılarını dinleyerek, sözlerini paylaşarak, varlığını unutmayarak vefa borcumu yerine getirmeyi bir borç bilirim, yattığı yer incitmesin...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel




yıldız yatağından kalkar bu aşkı duysa
ne canlar verdim, neyine yetmiyorsa?
gün gelip de kader hesabını sorsa
çek cezanı
senin aşktan anladığın buysa..


rıza tamer
benden sonra
devamını gör...

bıyık (kısa film)

senaryosu umut delimehmet tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; cevat zengin, alperen karamustafa gibi isimler rol almış iken film ise 2013 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

filmimiz bize, benzeme isteğinin kendi vâroluşundan ayrılmak demek olup olmadığı üzerine farklı bir hikâye sunuyor.

bir berber koltuğunda oturmakta olan bir adamın katalog sayfalarından birini seçtiği görülüyor, seçtiği kişi gibi olmak istiyor, seçtiği kişi ise adolf hitler ve bıyığı...

tıraş sonrasında ise kendi görünümünden uzaklaşmış gibi görünüyor, sokaklarda yürümeye başlıyor, görüyor ki neredeyse her erkek aynı, hepsinin bıyığı aynı onunki gibi, benzediğine pişman oluyor, benzemek kendine ihanet etmek demektir belki de, kim bilir?

sonrasında ise bir çocukla yollarının kesiştiği görülüyor, duvarda gördüğü charlie chaplin görseli ile keyfi yerine geliyor, belki de benzemek istediği aslında oydu, bunu çok sonra anladı, kendin olmanın değerini de sonradan anladığı gibi...

konusunu özgün bulduğum bir kısa filmdi,
sevdiğin birini kaybetmemek için ona benzeme çabası içinde olmanın dezavantajları üzerine düşündüren bir yapıdaydı, herkes gibi olursan herkesten farksız olurdun, seni sen yapan en güzel şey sana özgü olan yanlarındı, tıpkı herkesi özel yapanın kendine özgü yanlarının olduğu gibi, benzerliklerimizle olduğu kadar, farklılıklarımızla da güzel ve özeldik, bizi biz yapan da bu değil midir zaten?

benzersen benzersiz olamazsın...

devamını gör...

closet space

senaryosu david f. sandberg ile lotta losten tarafından yazılmış ve ikili tarafından yönetilen 3 dakikalık kısa film; 2016 yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

filmimiz gerçek hayatta da evli olan bir çift tarafından çekilmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir gün bir kadın evindeki gardrobu açıp kapatırken bir şey fark eder, askılıkların birden çoğaldığını görmüştür, dolaba koyduğu her şey kendini klonlamaktadır, kadının aklına bir fikir gelir, david adındaki kocasına seslenir ve adam gönülsüz de olsa gardroba girer, sonrasında ise olaylar akıl almaz bir hâl alır.

feda ettiğin insanı sonsuza dek yitirme olasılığı üzerine düşündürür film.

hiç beklemediğimiz bir yerden yakalar film bizi, vazgeçmek ve kaybetmek gibi konular üzerine düşündürür.

feda ettiğin insan artık seni sever mi?

son zamanlarda izlediğim en farklı kısa filmlerden biriydi, filmin bana düşündürdüğü temel kazanım şu oldu;

sevdiğin insanı feda ettiğin an onu kaybedersin, hem de geri dönüşü olmaz şekilde kaybedebilirsin, onu hayatında daimi sanır iken bir anda onun yok olduğunu görebilirsin, hep var olacak, hep yanında kalacak sanıp değerini bilmez isen hayat onu senden alabilir, alır, tıpkı filmdeki kadının kocasının hayatını riske atıp da sonrasında yaşadıkları gibi...

kıymetini bilmez bazen insan,
sonsuza dek yitirene değin...


devamını gör...

napo

" hâtıralarımız bize kalır,
bizimle yaşamaya devam eder...
"

senaryosu gustavo ribeiro ve gabriela antonio rosa tarafından yazılmış iken, gustavo ribeiro tarafından yönetilen kısa animasyon film; 2020 yapımlı olan filmin ödül de aldığı bilinmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir çocuğun dedesiyle kurduğu duygusal bağı, dedesinin alzheimer ile mücadelesini, bu hastalığın onun zihnindeki her şeyi silip süpürüyor olmasını, küçük çocuğun çizim yeteneğiyle dedesinin hastalığına iyi gelme çabasını konu ediniyor.

alt metinde ise bence şu fikir yer alıyordu;

sevdiklerimiz bizi unutabilir, alzheimer olabilirler, bir gün bu hayattan da gidebilirler ama şunu unutma ki o seni unutmuş olsa bile sen onu hatırlıyorsun, seviyorsun, tanıyorsun, bu yetmez mi?

küçük çocuk annesiyle hayatına devam eder iken bir gün dedesi onlara gelir ve belki de hayatının son zamanlarını yaşıyordur, bir süre kızıyla ve torunuyla yaşar, kızını nasıl tanıyor diye soracak olursanız, belki de onun durumu şimdilik sadece anıları unutmak ile ilerliyordur, kişileri hatırlıyor olabilir.

küçük çocuk çizim yeteneğiyle dedesine iyi gelmek ister, ona geçmişini hatırlatmanın en önemli yolu ise aile albümleri, fotoğraflardır, hep eski fotoğraflara bakarlar, unutmamak ve unutulmamak için...

bir gün dedenin bu misafirliğinin miadı dolabilir, bir gün herkes anılarda kalır, sevdiklerimiz ve biz rüyalarda kalırız, kalabiliriz.

sevdiklerimizle geçirdiğimiz her ânın ne kadar kıymetli olduğunu vurgulayan bir kısa filmdi, alzheimer olup seni unutsa bile sen onu hatırlayacaktın, o her kim ise.

benim için duygusal bir kısa filmdi,
anılar ve zaman üzerine düşündüren bir kısa film olduğunu kendi adıma söylemem mümkün olacaktır.

izlenesi bir kısa filmdi.

sevdiklerimiz her zaman bizimledirler,
kalbinde olan seninle kalır...


devamını gör...

hamlet

"işliyor, patlıyor içinden
ve insan, bilmiyor niçin, neden öldüğünü...
"

özgün adı the tragical history of hamlet, prince of denmark olan ve bilindiği üzere william shakespeare tarafından yazılan eser; kitabın 1599/ 1601 yılları arasında yazıldığı rivayet edilmektedir.

kitabımı sabahattin eyüboğlu çevirisi ile okudum, sayfa sayısı değişiklik gösteriyor olsa da pdf baskısı 353 sayfaydı.

kitabımıza geçelim;

kitaptaki bazı karakterlerin adlarını anmakta fayda var;

hamlet
claudius
gertrude
polonius
ophelia
laertes
horatio
hamlet'in babasının hayaleti *
rosencrantz ve guildenstern diğerleri...

olaylar danimarka'da geçiyor,
danimarka kralı kendi öz kardeşi claudius tarafından öldürülüyor, böylece yeni kral artık kendisi olacak ve kardeşinin karısı gertrude ile evlenecektir.

hamlet babasının öldürülmüş olduğunu ise babasının hayaletinden öğrenir ve kral amcası claudius ile aralarındaki intikam ateşi harlanacaktır,
ecel ile gelen bir ölüm değil de başka bir insanın elinden gelen bir ölüm olduğundan bunun bir bedeli olacaktır.

şimdi burada biraz hamlet hakkında konuşalım;

hamlet yiğit bir insandır, sivri dillidir ve kabına sığmaz, gencecik bir delikanlıdır, polonius'un kızı ophelia'ya âşıktır, en iyi arkadaşı horatio'dan başkası değildir, kimselere benzemez hamlet, onun diline düşen kişi doğduğuna pişman bile olabilir.

hamlet'in babasının ölümünden etkilendiği için aklını yitirir gibi olduğu düşüncesine kapılır amcası claudius,
belki de tek korkusu hamlet tarafından öldürülmektir, bu yüzden onun başka bir ülkeye gitmesini istediği bile düşünülebilir.

hamlet yanlışlıkla bir cinayete sebep olacaktır, öldürdüğü kişinin oğlu laertes ile aralarında kılıç savaşı başlayacak, peki kazanan acep hangisi olacaktır?

bu son olayla birlikte kitabımızın sonlarına doğru yaklaşırız, william shakespeare sanki hayal kırıklığına uğratır bizleri bu son ile, her şey daha farklı olabilirdi, böyle bitmemeliydi hissiyle baş başa bırakır.

şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

bir ailenin parçalanmışlığını, yıkımını, taht kavgası olarak da adlandırılması muhtemel bu durumu, intikamı, ölümü ve öldürmeyi, insanın kaybettiği zaman yabancılaşmasını oldukça etkili, zamansız bir üslupla bize sunuyor william shakespeare.

oldukça epik, coşkulu, yer yer duygusal, bazen muzip, insanın yüreğine dokunan bir anlatım hüküm sürüyor kitap boyunca,
şiirsel bir anlatım tarzı da göze çarpıyor, soneler tadı da alıyor insan okurken.

çok severek okuduğum bir kitaptı,
seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



bernardo;

evet! horatio, sen misin gelen?

horatio;

benim, ama ne kaldıysa benden...

her yaşayan ölür, sonsuzluk hepimizin sonu,
olağan bir şey bu.


bir insandı, her şeyden önce,
benzerini görmeyecek gözlerim..

hayatım
bir toplu iğne bile etmez gözümde
ruhumsa, ölümsüzdür.


seni unutmak ha?
aklımın karatahtasından
silerim de bütün boş anıları,
bütün kitaplarda yazılan, çizilenleri,
gençliğimden,
öğrenciliğimden kalanları,
yalnız senin buyruğun kalır.

yerde gökte daha öyle şeyler var ki,
horatio,
senin felsefenin düşlerine bile girmez.

yok vallahi!
bir fındık kabuğu içinde bile kainatın kralı sayabilirim kendimi...
gördüğüm kötü rüyalar olmasa.


bütün kurduklarımız yıkılır gider.
düşünceler bizim, olaylar bizim değiller.

işliyor, patlıyor içinden
ve insan
bilmiyor niçin, neden öldüğünü...


kim dayanabilir zamanın kırbacına?
zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
sevgisinin kepaze edilmesine,
kanunların bu kadar yavaş
yüzsüzlüğün kadar çabuk yürümesine.
kötülere kul olmasına iyi insanın
bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?


ben hâlâ uyutmaktayım her şeyi.
nasıl yüzüm kızarmasın görünce karşımda
on binlerce insanın yakın ölümlere gittiğini?
bir esinti uğruna, şan olsun diye,
mezara gidiyorlar yatağa gider gibi.


mezar ölüler içindir, sağlar için değil.

onu bırak da
bilemezsin nasıl bir ağrı var şuramda: yüreğimin başında... ama aldırma.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

toprak kokusu (kısa film)

senaryosu ömer yavuz tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; melih osman uzun, ozan can şamiloğlu ve okan can gibi çocuk oyuncular rol almış iken film ise 2017 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
elektrikler kesilince çocuk olduğunu hatırlayan bir çocuğun kendisini bilgisayar oyunlarına fazlaca kaptırmasını, dış dünyadan kopuşunu, çocukluğunu bilgisayar oyunlarına fedâ edişini, toprak kokusu'nu unutmaya başlamasını konu ediniyor.

bir çocuğun oldukça eski model bir bilgisayarda oyun oynadığını görmemiz ile film başlıyor, oynadığı oyunla hemhâl olmuş ve kendisini oyunlara hapsetmiş, zamanın geçip gidiyor olmasının bile farkında değil, bir daha çocuk olmayacağının da farkında olmadığı gibi...

sonrasında elektrikler kesiliyor ve dünyası başına yıkılıyor, belki de oyunu kaydetmemişti, o yüzdendir, sonrasında ise arkadaşlarıyla dışarda oynadığı görülüyor, gördükleri belki de bir rüyadır, onu kendisine getirecek, çocuk olduğunu ve dış dünyadan kopmaması gerektiğini hatırlatacak bir rüyaya ihtiyacı vardır.

benim için yalnızca şu konuda düşündürücü bir kısa filmdi;

bir şeyin ya da birinin varlığının farkına varmamız, değerini anlamamız için illa onu kaybetmemiz mi gerekir?

çocuk olduğunu hatırlaması için illa elektriklerin gitmesi mi gerekiyordu, belki de evet, hatırlamak için yitirmemiz gerekmemeli.

devamını gör...

şarkılar şiirler

" uğruna yaşadığın
bir şey yokmuş şimdi.
"

1934/ 2016 yılları arasında yaşayan kanadalı sanatçı, yazar, şair ve müzisyen leonard cohen imzalı 110 sayfalık eser; dilimize mustafa yılmazer tarafından çevrilen eserin türkçe baskısının 1996 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.

kitapta sanatçının bilindik bâzı şarkı sözlerinin yanı sıra şiirleri de yer alıyor, bu şarkılara örnek vermek gerekirse; suzanne, dance me to the end of love, bird on the wire, famous blue raincoat vb.

sanatçının bir kadına dokunmayı özlüyorum (kitap) adlı eserini de okumuştum, kendisinden okuduğum son kitap bu oldu, diğer kitaplarını da okuyacağımı umuyorum.

kitaba geçelim;

şarkı sözlerinde olduğu kadar, şiirlerinde de ruhunun keskinliğini gözler önüne seriyor usta sanatçı, şiirlerini okurken ise şöyle bir izlenime kapılıyor insan, hayatın gerçeklerinin farkındayım ama ondan etkilenmemeyi bir şekilde başarıyorum, şiirlerin bendeki yansıması tam olarak buydu.

bazı şiirlerinden politik bir tat almak da mümkün olsa da dengeyi koruyor ve şiirine fazla dâhil etmiyor siyâsi çizgisini, ancak yine de hiç renk vermiyor da denilemez bence, diğer şiirleri ise aşklar ve ilişkiler üzerine ilerliyor, aşkı, sevgiyi, tutkuyu ve sadakâti, aldatılmışlık hissini, aşkla dolup taşan bir yüreğe sahip olmanın etkilerini yansıtıyor sanki leonard cohen.

hem ciddi hem de muzip bir insanın kaleminden döküldüğü hissedilen şiirler, şarkı sözleriydi benim için, kitabın en can alıcı cümlesi bence buydu;

unutamıyorum, unutamıyorum/
ama anımsayamıyorum neyi unutamadığımı...
son zamanlarda okuduğum en etkili sözlerdendi.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

şarkılar ve şiirler sizinle olsun...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


teldeki bir kuş gibi
eski bir gece yarısı korosundaki sarhoş gibi kendimce denedim özgür olmayı
kancadaki bir kurt gibi
eski moda bir kitaba eğilmiş
bir şövalye gibi
beni iki büklüm eden
aşkımızın aldığı biçimdi.


uğruna yaşadığın bir şey yokmuş şimdi.

şimdi seni
acı ve umutsuzluğun
öte yanından selamlıyorum,
öylesine geniş ve paramparça bir aşkla ki sana her yerde ulaşabilir.

hâlâ çalabilen çanları çalın.
mükemmel adağınızı unutun
bir çatlak var her şeyde.
ışık böyle sızıyor içeriye.


anneme,
anne seni bırakmalıyım dedim
odamı muhafaza et,
ama gözyaşı dökme
tatsız bir sonun
söylentileri gelirse kulağına
yarısı benim suçumdur,
yarısı atmosferin.


ölüyorum
sen benim için
ölmedin çünkü
ve dünya hâlâ seni seviyor...

asla önceden kestiremezdim
duyacağım sadakati.

edinmek istediğim tek bilgi
sevgine tek başıma mı sahibim
yoksa değil mi?


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anne (2026)

* anne adında bir kısa film başlığı daha olduğu için başlık sonuna filmin yılı eklenmiştir.

senaryosu emre kerimoğlu tarafından yazılmış ve ramazan göksal tarafından yönetilmiş kısa film;
necmettin kerimoğlu, murat aydın, hayriye kerimoğlu ve lokman karakaş gibi isimler rol almış iken film ise 2 ay önce yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hem anılarla dolu hem de artık bomboş olan eski evlerini ziyaret eden bir baba ve oğulun anılarıyla yüzleşmesini, kaybedilen bir anneye ve eşe duyulan özlemi, insanın sevdiği birini kaybettikten sonraki yalnızlığını konu ediniyor.

bir ömrü etkisi altına alan anılar, artık hayatta olmayan anne kişisi, yitip gidenle birlikte yok olup giden neşe, her yerde anılarını görmek ve anıların verdiği acıyla mücadele etmek, anneye duyulan özlem, filmi özetleyebileceğim temalardandı benim için.

bu film bana uçuşan etekler kitabını hatırlattı, zirâ orada da bir baba ve oğulun yas süreci söz konusuydu, artık hayatta olmayan bir anne ve bir eş için...

görsel açıdan beğendiğim bir kısa film oldu,
konu açısından da etkileyiciydi, bazı sahnelerinde gözlerim yaşarmış olabilir,
en sevdikleri insanı ziyaret ettikleri sahnede olduğu gibi...

filmin en öğretici mesajı bence şuydu;

hayatta her şey her an olabilir, her an sevdiğin birini kaybedebilir, bu çığın altında kalabilirsin, bundan bir kaçış yoktur çünkü hayat bilinemeyendir, sevdiklerinle geçirdiğin her saniyenin dünyanın en pahalı mücevherlerinden daha değerli olduğunu bil, ayrılıkların, ölümlerin, yok oluşların bir çaresi yoktur, sevdiklerinin değerini onlar yaşarken anlamalısın, gidenler geri gelmiyor....

devamını gör...

emmanuele bernheim

* kitaplarındaki ismi de bu şekilde yazıldığı için ismi aynen öyle yazılmıştır.

1955/ 2017 yılları arasında yaşayan fransız yazar ve senarist kimlikleriyle bilinir; vermiş olduğu eserlerin çeşitli edebiyat ödüllerine de değer görüldüğü bilinmekte iken kitapları sinemaya da uyarlanmış ve kendisi ise 61 yaşında hayatını kaybetmiştir.

dilimize çevrilen kitapları

sustalı
o'nun karısı
cuma akşamı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


yaşamı, ona rastladığı gün başlamıştı.

önceleri hiç ayrılmazlardı.
birbirlerine her şeylerini anlatırlardı. şimdiyse birbirlerine söyleyecek hiçbir şeyleri kalmamıştı.

devamını gör...

artık özlemediğimiz insanlar

yokluğu geçerliliğini korusa da artık görme umudunun kalmadığı insanlardır.
devamını gör...

albüm yaprakları

çok genç yaşlarında iken bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden ajlan büyükburç ve mine çağlıyan ikilisinin 1993 yılında yayınlamış oldukları aşkolsun adlı albümde yer alan şarkı; şarkının söz ve müziğinin dilek çumralı imzası taşıdığı bilinmektedir.

geçenlerde dinledim bu albümü, içlerinde bana en çok dokunan şarkı bu oldu, huzur içinde uyu ajlan büyükburç...


şarkının en can alıcı sözü bence şuydu;

" tüm sevdiğim kişiler
birer birer yok olmuş
albümdeki o yüzler,
hepsi sararıp solmuş...
"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


albüm yapraklarından
sararmış birkaç resim
zamanın ötesinden gülümsüyorlar bana
bir ağacın altında oturmuş babacığım
annem ise yanımda,
kollarında ben varım.

bir varmış bir yokmuş
nerede o günler, o sevgili yüzler?
başında beyaz örtü, kırışmış yanakları
sevgili ninem benim,
gülümser dudakları

tüm sevdiğim kişiler
birer birer yok olmuş
albümdeki o yüzler,
hepsi sararıp solmuş...


albüm
devamını gör...

percy bysshe shelley seçme şiirler

" death will come when thou art dead. "
" gelir ölüm ancak sen ölünce. "

1792/ 1822 yılları arasında yaşayan ingiliz şair percy bysshe shelley imzalı 104 sayfalık eser; dilimize volkan hacıoğlu tarafından çevrilen eserin türkçe baskısının ise 2020 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.

percy bysshe shelley'nin yalnızlığın ruhu adlı eserinden sonra kendisinin okuduğum son kitabı bu oldu, açıkçası kitaba dair beklentim daha üst düzeydeydi ama beklentimi zerre karşılamayan bir kitap olduğunu da söyleyemem.

percy bysshe shelley bu kitabındaki şiirlerinde daha toplumsal bir yerden yaklaşıyor bize, kendi iç dünyasını ve duygularını geri plana atıyor sıklıkla, yüreğinden ziyâde düşünce ve gözlemlerinin şiirsel yansımaları dikkat çekiyor ağırlıklı olarak, dönemin ingiltere'sini eleştiriyor bazı şiirlerinde, ülkesindeki bazı şeylerden hoşnut olmadığını düşündürüyor.

isyânkar ve kabına sığmaz bir bakış açısının hüküm sürdüğü görülüyor.

bunun yanı sıra yine de bazı şiirlerinde duygularını yansıtan dize ve şiirleri de karşımıza çıkıyor ara sıra, özlem, hayal kırıklığı, kopuşlar, bazı şiirlerinde hissettirdiği duygulardandı benim için.

bazı şiirlerde tanrısal bir tını da söz konusu gibi iken bazılarında ise epik bir tadın hüküm sürüyor olması bence şiirleri etkileyici kılan unsurlardandı.

en can alıcı bulduğum dize ise; "gelir ölüm ancak sen ölünce " dizesi oldu.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

olaf stapledon

tam adı william olaf stapledon olan ve 1886/ 1950 yılları arasında yaşayan ingiliz yazar, felsefeci kimlikleriyle bilinir; bilimkurgu türünde yer alan eserler verdiği bilinmekte iken kendisi ise 64 yaşında hayatını kaybetmiştir.

dilimize çevrilmiş pek çok sayıda kitabı vardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

star maker
son ve ilk insanlar
yıldız yaratıcısı
yaşlı adam yeni dünyada
sirius
alevler

her şey anlamsız ve deliceydi.

umutsuzluk ya da yüreklilik,
bu iki ruh durumundan hangisi kazanır?

devamını gör...

kayboluş (kısa film)

senaryosu özlem ayhan ve atalay çalışkan tarafından yazılıp atalay çalışkan tarafından yönetilen kısa film; özlem elmalı adlı oyuncu rol almış iken film ise 2015 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kendini aramanın ve kendini tanımaya çalışmanın kayboluşla ilgisi üzerinde duruyor.

genç bir kızın ormanda koştuğu görülüyor,
belki de hayatından, dünyadan, acılarından, anılarından kaçmak istediği için kaybolmayı istiyor, insan kendini ne zaman bulur, ne zaman tanır ve ne zaman kaybeder, gibi soruları da beraberinde getiren bir kısa filmdi benim için.

genç kızın daha sonra karşısına biri çıkıyor,
o da kim? yoksa kendisi mi?

insan kendinden hiçbir zaman kaçamıyor, kaçamaz, değil mi...

nereye gidersen git, bulacağın kişi yine sensin, insan hikâyenin sonunda her zaman kendisine kalıyor, değil mi...

görsel açıdan zayıf bulduğum bir kısa film olsa da üzerine düşünmeye değer bir kısa filmdi, özellikle de genç kızın bulduğu insanın yine kendisi olması üzerine düşündüren bir konu gibiydi.

bu kısa filmin bende uyandırdığı en büyük soru şuydu;

insanın kendini tanıması ve bulması için illa kendini kaybetmesi mi gerekir?

kayboluş mümkün olmadan kendini tanımak ne kadar mümkün olabilir?

en acı duyguyu tatmadan kendine varabilir misin?


devamını gör...

alışamazken hissedilen şey

böyle mi olacaktı hissi.
devamını gör...

sanat eserinin analizi

1877/ 1958 yılları arasında yaşayan ingiliz ressam frank cadogan cowper imzası taşıyan ve kibir adı ile de paylaşılan resim; 1907 tarihli olduğu bilgisi verilmiştir.

resmin özgün adının vanity olduğu bilinmektedir.

analizden ziyade resimde yer alan bir detay üzerinden tek bir soru ile sizi baş başa bırakıp tanımı burada bitireceğim.

eğer hayatında hiç aynaya bakmasa ve kendini hiç görmeseydin, yine de bu kadar güçlü ya da bu kadar güçsüz hisseder miydin?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

görsel kaynak
devamını gör...

sevilen şiirin en vurucu dizeleri

düşündüm de
en büyük hayret senmişsin.


ömer erdem
evvel
devamını gör...

aforizmalar (frida kahlo)

" eğer ağlamaya da gücüm kalmasaydı herhâlde ölürdüm. "

syf; 82

1907/ 1954 yılları arasında yaşayan ve zor bir hayat mücadelesi veren meksikalı ressam frida kahlo'nun aforizmalarının yer aldığı 128 sayfalık eser; türkçe baskısının 2020 yılında yapıldığı bilinmektedir.

frida kahlo'nun hayatındaki kırılma noktalarını hepimiz az çok biliriz, yaşadığı kaza, diego rivera ile olan evliliği, aldatılması, anne olmak isterken her seferinde bebeğini daha doğmadan kaybetmesi, bir süre yatağa mahkum yaşaması, hayata dair inancının sarsılması, o kazadan sonra geçirdiği fiziksel ve ruhsal dönüşüm, tüm bu olanlar onun yazdıklarını şekillendirmiş, aforizmalarına da yansımıştır, okurken de fark ediliyor keza.

asıl mesleği yazarlık olmadığı için edebî açıdan büyük beklentilere girmek belki mümkün olmayabilir ama bu yine onun kendine özgü bir dilinin olduğu gerçeğini değiştirmiyor elbette.

bu kitaptaki yazdıklarına baktığımızda ise onun karakterini etkileyen trajik silsileler de kendini hatırlatıyor, yaşadığı kazânın onu çok etkilediği, onun ruhundan bir şeyleri alıp götürdüğü de hissediliyor, diego rivera tarafından aldatılmış olduğu hissini de veriyor bazı satırlarda, onu artık sevmemeye başladığını hissettiriyor kimi sözünde.

bazı aforizmalarında siyasi kişiliğini yansıtan sözleri de yer alıyor ayrıca.

her şeye rağmen umudunu yitirmemeye çalıştığını hissettirir iken aynı zamanda kalbinin ne kadar kırılmış olduğunu, hayal kırıklıklarını, anne olamamanın acısını, aşkı ve ayrılığı, yalnızlığı, acı çekmeyi, resim ve sanata olan aşkını kendine özgü bir üslup ile yansıtıyor frida kahlo bizlere.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


beni anlamadın demeyeceğim.
beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen, beni anladın. anladığın hâlde canımı yaktın diego...

benim acı çeken bir yüreğim var diego.
seni sevmeye başladığım o günden beri,
acı çeken bir yüreğim var.

kendi tenimden daha çok seviyorum seni.


hiçbir şey sabit değildir.
her şey değişir, her şey hareket eder,
her şey uçar gider ve yok olur.

başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.

ve yaşam, sanki hiçbir şey olmamış gibi yeniden başlar.


insan, sürekli hem kendi düşüncesini hem de başkalarının düşüncelerini derinleştirmenin yollarını aramalı.
bu, yaşamı anlamanın anahtarıdır.


yaşamım boyunca senin mevcudiyetini unutmayacağım.

her şeyden vazgeçebileceğim,
her şeyi unutabileceğim eşiği gördüm.


kim ne derse desin, görüntü düşünceden önce yer alıyor.

insan, acılarında yalnızdır.

bütün yaşam seninle birlikte,
bense ona sahip olamayacağım.

ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim