1.
aforizmalar (dostoyevski)
" bence cehennem,
sevememekten doğan bir acıdır... "
dünya edebiyatının en etkili isimlerinden fyodor mihayloviç dostoyevski imzalı 128 sayfalık eser; çevirmen bilgisi verilmemiş olan eserin türkçe baskısı ise 2020 yılında yapılmıştır.
hayatın içinden konuları, ilişkileri, mutluluğu, kederi, mutsuzluğu, sevgiyi, birinin ya da bir şeyin değerini ancak onu yitirirken anlıyor olmayı, toplumun yoksul insana bakış açısını, acı çekmeyi, bazı şeylerin her zaman eksik kalıyor oluşunu, birini en çok da ayrılırken tanıyor olmayı, anıları, kültürün ve coğrafyanın kişinin yaşamına etkisini ve daha birçok konuyu kendine özgü bir bakış açısıyla yansıtıyor fyodor mihayloviç dostoyevski.
keskin fark edişlerinin yanı sıra kişisel hayatını yansıtan aforizmaları da karşımıza çıkıyor ara sıra bâzı bâzı.
hayatın her zaman toz pembe olamayacağını hatırlatıyor olsa da insanın umudu oldukça bir şeylerin düzelebileceğini de düşündürüyor.
insanlar onu hayal kırıklığına uğrattığında edebiyata sığındığını da hatırlatıyor satır aralarında, kitapların ona iyi geldiğini hissettiriyor, hissetmenin ise onun için bir belâ olduğunu hissettiriyor bazı sözlerinde.
kişiyi sorgulamaya iten, düşündüren, bakış açısını değiştiren, etkileyici bir kitaptı.
kitaptan seçtiğim bazı sözleri bırakarak burada bir son veriyorum.

seni benden koparıyorlar. hayır, hayır!
seni değil, kalbimi koparıp götürüyorlar. nasıl iştir bu?
hem ağlıyor hem gidiyorsun.
bence cehennem, sevememekten doğan bir acıdır.
evet, her şey, insanın elindedir fakat insan, korkaklığı yüzünden çok şeyi kaybedebilir. gerçek bu.
insanların en çok neden korktuklarını bilmek isterdim. onları en çok korkutan şey, yeni bir adım atmak, yeni bir söz söylemek...
insanlığa hizmet yolunda büyük işler başarmayı düşlüyorum sık sık. gerçekten de insanların mutluluğu uğruna çarmıha gerilmeye bile giderim belki ama öte yandan bir insanla, aynı odada iki gün yalnız kalmaya dayanamam.
insan, bir şeyi elde etmek için çabalar.
onu elde edince de bir kenara atar.
gerçek değerini ise onu kaybedince anlar.
kalp, bir kez kırıldı mı hiç kimseye aldırmaz ve hiçbir şeyi umursamaz.
belki mutluluğun sonu ama huzurun başlangıcıdır bu.
insan, hayata iki anlam yükler:
biri ağlarken, diğeri gülerken ve tek bir kere kıymet bilir; o da elindekini kaybederken.
diyelim ki derin bir acım var; karşımdakinin, acımın ölçüsünü tam olarak öğrenmesi olanaksızdır, çünkü o hiçbir zaman benliğime gitmez. sadece bir başkası olarak kalır.
karı koca ya da iki sevgili arasında geçen olaylar üzerine asla kesin konuşmayın.
bu işlerde yalnızca ikisinin bildiği, dünyada başka hiç kimsenin bilmediği, haberinin olmadığı gizli bir nokta her zaman vardır.
erkek, ulaşamadığı kadını lanetler.
kadın, ulaşamadığı erkeğe “aşk” der.
anıların güzel olanları da kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir.
sen ne dersen de iki gözüm,
toplumun yoksul insana saygısı yoktur.
bir insanın, başka bir insanın kaderi üzerindeki etkisini bilebilir misiniz?
hayatta hep mutlu olursam
hayalini kuracak neyim kalır?
bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibârettir.
insanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.
insana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur..
sevememekten doğan bir acıdır... "
dünya edebiyatının en etkili isimlerinden fyodor mihayloviç dostoyevski imzalı 128 sayfalık eser; çevirmen bilgisi verilmemiş olan eserin türkçe baskısı ise 2020 yılında yapılmıştır.
hayatın içinden konuları, ilişkileri, mutluluğu, kederi, mutsuzluğu, sevgiyi, birinin ya da bir şeyin değerini ancak onu yitirirken anlıyor olmayı, toplumun yoksul insana bakış açısını, acı çekmeyi, bazı şeylerin her zaman eksik kalıyor oluşunu, birini en çok da ayrılırken tanıyor olmayı, anıları, kültürün ve coğrafyanın kişinin yaşamına etkisini ve daha birçok konuyu kendine özgü bir bakış açısıyla yansıtıyor fyodor mihayloviç dostoyevski.
keskin fark edişlerinin yanı sıra kişisel hayatını yansıtan aforizmaları da karşımıza çıkıyor ara sıra bâzı bâzı.
hayatın her zaman toz pembe olamayacağını hatırlatıyor olsa da insanın umudu oldukça bir şeylerin düzelebileceğini de düşündürüyor.
insanlar onu hayal kırıklığına uğrattığında edebiyata sığındığını da hatırlatıyor satır aralarında, kitapların ona iyi geldiğini hissettiriyor, hissetmenin ise onun için bir belâ olduğunu hissettiriyor bazı sözlerinde.
kişiyi sorgulamaya iten, düşündüren, bakış açısını değiştiren, etkileyici bir kitaptı.
kitaptan seçtiğim bazı sözleri bırakarak burada bir son veriyorum.

seni benden koparıyorlar. hayır, hayır!
seni değil, kalbimi koparıp götürüyorlar. nasıl iştir bu?
hem ağlıyor hem gidiyorsun.
bence cehennem, sevememekten doğan bir acıdır.
evet, her şey, insanın elindedir fakat insan, korkaklığı yüzünden çok şeyi kaybedebilir. gerçek bu.
insanların en çok neden korktuklarını bilmek isterdim. onları en çok korkutan şey, yeni bir adım atmak, yeni bir söz söylemek...
insanlığa hizmet yolunda büyük işler başarmayı düşlüyorum sık sık. gerçekten de insanların mutluluğu uğruna çarmıha gerilmeye bile giderim belki ama öte yandan bir insanla, aynı odada iki gün yalnız kalmaya dayanamam.
insan, bir şeyi elde etmek için çabalar.
onu elde edince de bir kenara atar.
gerçek değerini ise onu kaybedince anlar.
kalp, bir kez kırıldı mı hiç kimseye aldırmaz ve hiçbir şeyi umursamaz.
belki mutluluğun sonu ama huzurun başlangıcıdır bu.
insan, hayata iki anlam yükler:
biri ağlarken, diğeri gülerken ve tek bir kere kıymet bilir; o da elindekini kaybederken.
diyelim ki derin bir acım var; karşımdakinin, acımın ölçüsünü tam olarak öğrenmesi olanaksızdır, çünkü o hiçbir zaman benliğime gitmez. sadece bir başkası olarak kalır.
karı koca ya da iki sevgili arasında geçen olaylar üzerine asla kesin konuşmayın.
bu işlerde yalnızca ikisinin bildiği, dünyada başka hiç kimsenin bilmediği, haberinin olmadığı gizli bir nokta her zaman vardır.
erkek, ulaşamadığı kadını lanetler.
kadın, ulaşamadığı erkeğe “aşk” der.
anıların güzel olanları da kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir.
sen ne dersen de iki gözüm,
toplumun yoksul insana saygısı yoktur.
bir insanın, başka bir insanın kaderi üzerindeki etkisini bilebilir misiniz?
hayatta hep mutlu olursam
hayalini kuracak neyim kalır?
bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibârettir.
insanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.
insana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur..
devamını gör...




















