son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 205992 tanım: 45286 başlık: 14003 apolet: 7 takipçi: 781
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

son tanımları


iyimser bir fotoğraf bırak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevgilerde

" ve güzeldir dünya...
yaşamayınca.
"

1916/ 1979 yılları arasında yaşayan türk şair, öğretmen ve çevirmen behçet necatigil imzalı eser; şiir türünde yer almakta iken 1976 yılında yayınlanmıştır.

şairin yalnızca kendisinin seçmiş olduğu şiirleri yer alıyor.

kitabımıza geçelim;

ne zaman behçet necatigil okusam içimi derin bir hüzün kaplar, yazdıklarının hüzünlü olmasından kaynaklı olabilir.

bu kitabındaki şiirlerinde sanki bütün yaşamları gizlice uzaktan izlemiş olduğu izlenimine ya da hissine kapılmamak bence imkânsız, sanki dünyadan gelip geçen herkesi tanımış ve yüreğini görmüş edâsıyla yazıyor, okuyan herkesin kendinden bir şey bulabileceği yakınlıkta yazıyor, bu duyguları ben de yaşadım diyor insan okurken.

hep yanlış anlaşılmış olmayı, bazı duyguları kalbine gömmeyi, yaşamın vaat etmediği mutluluk hasreti, ancak öldüğünde rahat edeceği sanrısı, kimsesizlik hissinin berdevamlığıyla yaşamanın ağırlığı, ansızın kaybetmeleri, kendine özgü bir şiir anlayışıyla yansıtıyor şiirlerinde.

yarım kalmışlıkları, boşlukları, eksik hissetmeyi, acıyı, burukluğu, dâimi hasreti derinden hissettiriyor.

düşündürücü bulduğum dizeleri de vardı, insan önce çevresinden ölür dizesinde olduğu gibi, karanlıktan aldım,
ben bütün verdiğimi
dizesinde de olduğu gibi.

ve kalkar gideriz, gitmek unutmaksa dizesi de etkileyici dizelerdendi.

ve güzeldir dünya...
yaşamayınca
dizesi bence kitabın en can alıcı dizelerindendi.

şairin hayatın hüznünü yansıtma biçimi her zamanki gibi oldukça etkiliydi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

" kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı... "

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


üzüyor mu seni delikanlı
yollar gibi sokaklarda kalışın?

aynaya bakar ağlar,
hasret ne vakte kadar?


biliyorum saadet
bana dünyada gelmez
ölümü bekliyorum.

ben artık bulunduğun şehirden gittim.


olmuyor ki ha deyince
hayat bütün bütün zalım.

elim hiçbir işe yatmadı,
ömür sürdüm faydasız.
yaşamaz ölürdüm
siz olmasanız.
pek çoğunuz benim için sıkıntıya girdi,
sırtınızda yük gibiyim âdeta.
bir yardımınız daha lâzım şimdi
size zahmet, son defa.
ormanlardan odunumu getirdiğiniz gibi,
fırınlarda hamurumu pişirdiğiniz gibi,

lütfen beni mezarıma bırakıverin
bildiğiniz gibi.


yığılıp kalacağım kendimi bıraksam.

sen benim düşmanımsın değişen,
her seferinde ismin başka.
ama hiç tadı yok yaşamanın
tam doğrulurken yeniden
tarlamı suların basmasa.
insanınla vur, hastalığınla yere ser,
sars beni paraca
her yıkılışımda kuvvetim artar
ışıyan bir köşe ergeç benim
sen benim geçidimsin beyaza.


ansızın koptu aradaki bağ..

bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

işim bitik, bilirim.
nasıl yarım kalmaz herhangi bir sevincim?


beni bana gösterecek aynamdı,
almışlar.
beni bana gösterecek lambamdı,
almışlar.

ve güzeldir dünya...
yaşamayınca!

kalır bir şeylerimiz bir kişide / yakınsa /

özlüyoruz geçiyor
yoksa dayanılmazdı.

insan neyi ne zaman sonra anlar?

kaybeder bazı şeyler ansızın önemini...


anladınız neymiş kattıkları
perdeler çiçekler ışık hava su
ancak onlar varken
sizi yaşatıyordu...

devamını gör...

nuray hafiftaş

1962/ 2018 yılları arasında yaşayan türk halk müziği sanatçısı ve besteci olarak bilinir; 25 yaşında ilk albümünü yayınlamış ve sayısız eser yorumlamış, 55 yaşında kanser nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bazı türküleri;

bizim eller
toza döndüm
eyvah gönül
sılayı ver
ahu gözlüm tut elimden




çınar idim dünyada, bir dala döndüm.
aşk elinden inleyen sazlara döndüm
ateş oldum yar elinden, bir küle döndüm
gül elinden inleyen bülbüle döndüm
derya gibiydi gönlüm hey
damlaya döndüm
ölmez idim
kul elinden bin defa öldüm...


toza döndüm
devamını gör...

eksik (kısa film)

senaryosu salih aslan tarafından yazılan ve yönetmen koltuğunda da aynı ismin oturduğu kısa film; filmde özge özkaya adlı oyuncu rol almış ve 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmimiz hayatında bir şeylerin ya da birinin eksikliğini hisseden genç bir kadının bu hisle olan mücadelesini ve eksilmişlik hissiyle yaşamanın zorluklarını konu ediniyor.

filmde diyalog veya monolog olmasa da verilmek istenen mesaj ya da duygu karşıya geçiyor, bu da bize anlaşılmak için illa konuşmak gerekmediğini, eksik, buruk hissettiğinde bu duyguyu bazen susarak da yansıtabileceğini hatırlatıyor.

genç bir kadın belki kendisi de eksilmiş olduğu için etraftaki eksik şeylere odaklanıyor, bir çerçevedeki eksik olan fotoğraf gibi, bir sürahiye doldurulan ama tam doldurulmayan su gibi, tamamlanmamış bir yapboz gibi, kendi ruhu gibi...

daha sonra onun deniz kenarına gittiği görülüyor, denize atlamakla yaşamına devam etmek arasında kalmış gibi hissettiğini düşündürüyor, hissediyor denilemez çünkü kimse kimsenin tam olarak ne hissettiğini bilemez.

sonrasında ise onun ansızın yok olduğunu görüyoruz, eksik hissetmemek için hayatından mı vazgeçti, orası meçhûl.

film hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

filmimiz eksiklik hissinin nasıl bir his olduğunu çok iyi yansıtıyor, bir örnek vermek gerekirse, filmde genç kadının olduğu her yerde ekranın yarısı siyah beyaz iken yarısı ise renkli, hayatında bir şeyler yolunda gitmediğinde, sevdiğin birini kaybettiğinde, kısacası eksildiğinde hayatının renklerinin silinmeye yüz tuttuğunu, hatta silindiğini, eksiklik hissini bu şekilde de anlatıyor.

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi.

oruç aruoba ve halil cibran gibi isimlerin alıntılarına da yer verilmesi bence iyiydi.

ana fikir bence şuydu;

eksilebilirsin, artabilirsin, herkes gider, gidebilir, kalabilir, hayatının renkleri hayatına ve yitirdiklerine göre değişir....

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

şiire gazele

ahmet kaya şarkısı olarak bilinir; 1990 yılında yayınlanan sevgi duvarı albümünde yer alan şarkının sözleri aliağa vahid tarafından yazılan şarkının müziği ise alibaba memmedov tarafından bestelenmiştir.

azerbaycan'a ait bir halk türküsü olarak da bilinmektedir.

bu şarkının adını duyardım ama hiç saatlerce aralıksız dinlediğim olmamıştı,
müziği öylesine güçlü ki dinlerken insanın bütün hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyor.




hasret çektim, gönül verdim
seni sevdim men
hasret çektim, könül verdim
seni sevdim

böyle bir güzele, eşkimi tezele
şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele
böyle bir güzele, eşkimi tezele
şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele...

devamını gör...

insanın bilemeyeceği şeyler

kendi yokluğu vb. şeyler diye çoğaltılabilir, hiç kimse kendi yokluğunun nasıl bir şey olduğunu bilemez.

t/ insanın bilemeyeceği şeyler üzerine konuşulan başlık.
devamını gör...

people have the power

eşsiz şarkılarının yanı sıra iz bırakma garantisi olan kitaplar da yazmış olan amerikalı sanatçı patti smith şarkısı;
1988 yılında yayınladığı dream of life adlı albümünde yer almakta iken sözlerinin kendisinin ve hayatını kaybeden eşi frederick dewey smith tarafından yazıldığı bilinmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kendimi uykuma teslim ederken
as ı surrender to my sleeping

hayalimi sana emanet ediyorum
ı commit my dream to you...

umudumda umuyordum
ı was hoping in my hoping

bulduğumu hatırlamak için
to recall what ı had found...

devamını gör...

ertelenmiş düş kurgusu

" sen buna kader mi diyorsun? "

1902/ 1967 yılları arasında yaşayan amerikalı yazar ve şair langston hughes imzalı 95 sayfalık eser; şiir türünde yer almakta iken dilimize ergin koparan tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ilk olarak 1990 yılında yapılmıştır.

şairi birkaç ay önce okuduğum alabama'da şafak adlı eseriyle tanımıştım, nitekim bu kitap da okuduğum ikinci kitabı oldu.

alabama'da şafak kitabındaki şiirleriyle benzer yapıda olan şiirleri yer alıyor, yalnızca bu kitabındaki şiirleri daha hüzünlü buldum, kitabın adında da vurgulandığı gibi, belki de düşlerine ve hayallerine uzak olduğunu düşündüğü, düşündürdüğü, hissettirdiği içindir hüzünlü bulma nedenim.

langston hughes bir siyâhi ve o dönemin şartları göz önüne alındığında yaşam standartlarının asgâri düzeyde olduğu, bazı haklardan yoksun olduğu söylenebilir, kitaptaki şiirlerde de renginden ötürü dışlanmış hissediyor olduğunu hissettiriyor.

düşlerinin ertelenmiş olduğunu, hayal kurmasının bile yasak olabileceğini hatırlatıyor, herkes gibi mutlu bir yaşama sahip olmak istediğini düşündürüyor bazı şiirlerinde, bazı şeylerden yoksun olduğunu dile getiriyor, "biliyor musun, bu yaşa geldim, doğru dürüst bir radyom olmadı" diyor bir şiirinde, bir radyoya bile sahip olmaması insanı üzüyor.

vâroluşuna değer verilmemesine üzüldüğünü hissettiriyor.

kişisel duygularını yansıttığı şiirleri de yer alıyor, " nasıl unutursun beni,
ben senken?
" diye soruyor bir şiirinde, oldukça etkileyici bir dizeydi bence.

hayata dair bazı adaletsizliklerin şairin kendine özgü üslubuyla yansıtıldığı, dokunaklı şiirlerdi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

sözlük yazarlarının çektiği deniz fotoğrafları

istanbul / 2025

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gurbet (kısa film)

senaryo ve yönetmen bilgisi verilmemiş olan kısa film; gurbet kavramı üzerine düşündürür iken 2023 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hiç diyaloğun olmadığı bir filmdi ama bunun hiç önemi yok, hissettirmeyi amaçladıkları duygu karşı tarafa geçiyorsa, gerisi dert değildir.

farklı yaşamlar, birbirinde iz bırakmış veya hayatından geçip gitmiş insanlar, gurbet elde kendi vâroluşunu ve anlamını arama, filmin hissettirmeyi amaçladığı şeylerdendi benim için.

âidiyetlik hissi üzerine de düşündüren bir yanı vardı, gurbet nedir, uzaklık nedir, hasret nedir ve gurbet aslında dönememek midir yoksa oraya gidememek midir, gibi sorular üzerine düşündürüyor.

farklı hayatlardan kesitler, hayatın hem güzel hem de buruk bir şey olduğunu düşündüren kareler de yer alıyor, gurbet elde olup hayatta kalmaya çalışmak gibi, sevdiklerinden uzakta bir hayat kurmak zorunda olmak gibi, gurbeti ruhunda taşımak gibi...

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi, ayrıca siyah beyazdı, sanki gurbette olmak ya da içinde sevdiklerinin olmadığı bir hayatı yaşamak hayatın renklerini alıp götürmüş gibi...

insan nereye aittir, olmak istediğin yerde olamamak da gurbet sayılır mı, insan nerede mutlu olur, gibi sorular üzerine düşündüren bir kısa filmdi.

konuyla ilgili sevdiğim bir sözü paylaşarak burada bir son veriyorum.


her nerede değilsem
orada mutlu olacakmışım gibi gelir.


charles baudelaire


devamını gör...

terk edilmek

gözden çıkarılmış olmanın en keskin yansımalarından biridir.
devamını gör...

yandırma

" benim ondan başka kimsem yok bu dünyada. "

1925/ 2009 yılları arasında yaşamış türk yazar nezihe meriç imzalı eser;
öykü türünde yer almakta iken 1998 yılında yayınlanmıştır.

•yandırma
• bir yunus
• kadın aşk deniz
•çiçek balı
•balıklar da acı çeker
•ünlemleri kökertmek
•oya
olmak üzere toplam 7 öyküden oluşmaktadır.

yandırma adlı kitapla aynı adı taşıyan öyküde aşk ve sevgi gibi konular karakterlerin yaşamlarındaki gelişmeler üzerinden anlatılıyor, bazı cümlelerini iyi bulmam dışında beni etkileyen bir öykü olmadı.

yunus adlı öykü de benim için etkisi olmayan bir öyküydü, sen ne anlatıyon be abla, gözünü seveyim be abi diye diye okuduğum bir öyküydü, pek ısınabildiğim söylenemez, yazarın öyküde akışın dışına çıktığı ve öyküyü böldüğü bir öykü olduğunu da belirtmek gerekebilir, yine ilişkiler üzerine bir öyküydü denilebilir.

oya adlı öyküde ise 3.5 yaşında oya adlı küçük bir kız çocuğunun annesiyle birlikte bir gününden bir an anlatılıyor, küçük olmasına rağmen bir çocuğu sevmek istemesi ve yaptığı şirinlikler ile öykümüzün sonuna doğru yaklaşıyoruz.
etkileyici bir yanı olmayan bir öyküydü.

kadın aşk deniz öyküsü ise kitaba dair en iyi ve en can alıcı bulduğum öykü oldu, hayatının aşkını yıllar sonra yeniden görmenin duygusunu yansıtan bir öyküydü,
en yüreğe dokunan öykü bu oldu benim için.
aşk, bağ, sevgi, hatırlama gibi konular üzerine düşündüren, etkileyen bir öyküydü.

kitap hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

bazı öykülerini sıradan bulsam da yazarın anlatımını iyi bulduğum bir kitaptı,
hayatın içinden geçip giden ve önem verilmeyen anların aslında ne kadar da hatırda kalıcı, kişiyi yaralayan anlar olabileceğini hatırlatan öykülerdi benim için, aşka, ayrılığa dair düşündüren, etkileyen bir yanı olan öyküleri iyi buldum.

kitaptan seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


benim de iste­diğim bir şey yok. ben ona sevdalandım sadece. ölene dek ben onu çıkaramam yüreğimden. benim ondan başka kimsem yok bu dünyada. bir ona, onun insanlığına inanırım. bir de sevdası­na.

kimsesiz değil artık.

yazılmak isteyen bu "önce'ler.
belki, günün birinde "sonra'lar da yazılabilir.

geçmişte kalan anılar, masala dönüşüyor.

yaşam dediğin de nedir ki zaten...

o daima kapalı, gizemli biri oldu benim için.
belki bu yüzden hep aşkım olarak kaldı.

beni seviyor/muy/du?
en uzun, en sevgili öpüşmelerimizde, can cana seviştiğimiz, yü­rek yürek üstünde bir ben olduğumuz zamanlarda bile bunu anlayamadım.


başlayan herhangi bir gündür.
o benim için hep kapalı, gizemli bir adam oldu. büyüsü hiç bo­zulmayan.
çekip gidişi bile.

bu şimdiyi kurmak, geleceği kurtarmak mı oluyor?
tam bilemiyorum.

bizim aşkımız, hep gündeliğin dışında, hep erişilmezmiş gibi bir duygu yarattı ikimizin arasında.
ben, bir ev istedim.
onun ne istediğini hiç bilemedim.

ondan ayrılmak karanlık demekti.
o, aşk denilen duyguydu benim için.

gözyaşları çok sonra gelmişti.

eksik olan neydi? bende olmayan, benim beceremediğim, akıl edemediğim.
şey, o şey neydi acaba?
şöyle de söylenebilir, o kızda bende olmayan ne vardı da, onu kendine böyle bağladı. bunca yıldır mutlu oldular.
"mutlu"yu çiziyorum. bu öyküde mutluluk sözünün pek yeri yok...

ona hâlâ aşık olduğumu bir kez daha -dibe dalındığında insanı, en genç, en diri balığın çarpıp geçişi gibi- duydum, ben'imin varolan tüm hücrelerinde.

devamını gör...

dilemma (kısa film)

senaryosu boris paval conen tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen 10 dakikalık kısa film; 2005 yılı yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

filmi tesadüfen görüp izledim, yönetmen ve senaryo bilgisi verilmemişti, yapay zeka sayesinde film hakkında nesnel bilgilere ulaştım ve şimdi ise filmimize geçebiliriz;

filmimiz kader kavramı üzerinde oldukça düşündürücü bir biçimde karşımıza çıkıyor,
işlek ve trafiğe açık alanda koşuya çıkmış bir adamın, bisikletli bir çocuğu kurtarmaya çalışması ile filmimiz başlıyor, çocuk hızla gelen bir kamyonun altında kalacak gibidir, tam kaza olacağı sırada zaman durur, koşuya çıkan adam dışında herkes donar, zaman durmuştur.

adamın bir karar vermesi gerekir ama ikilemde kalmıştır, zaman durduğu için kaderin akışına yön verebilme gücü vardır artık, araca girmesi mümkün olmasa da direksiyonun yönünü çevirip bir faciânın önüne geçmek ister.

ikilemde kaldığı konu şudur;

çocuğu mu kurtarmalıdır, şoförü mü, yoksa kendini mi kurtarmalıdır?

direksiyonla verdiği mücadele sırasında şoförün ailesinin olduğu fotoğrafları görür ve işte ikilemi de biraz da burada başlar, hangisini kurtarırsa diğer tarafın hayatı ve ailesi mahvolacaktır.

seçimini yapar ve yaptığı seçimin sonucunun böyle olacağını asla düşünmemiştir.

kaderin akışına müdahale etmesinin bedelini çok ağır ödeyebilir...

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

konu açısından farklı bulduğum bir kısa filmdi, kader ve zaman kavramı üzerine düşündüren bir yanının olmasını sevdim.
bana düşündürdüğü en büyük şey şu oldu;

zamanın akışına müdahale edebilseydin, yine de aynı sonu, aynı şeyleri mi yaşardın?
pişmanlıklar, zamanı tutamıyor oluşumuzun bir sonucu mudur?
ikilemde kaldığın en acı şey neydi?


insan seçimlerinin bedelini mutlaka öder,
bir gün mutlaka öder.

kaderin ya da zamanın akışına müdahale edebilseydin hayatın bambaşka olabilir miydi?



edit; benim izlediğim videoda yönetmen ve senaryo bilgisi verilmemişti, daha net olanını sonradan buldum.
devamını gör...

jung myung lee

1965 doğumlu güney koreli yazar olarak bilinir; kore edebiyatı okuduğu söylenmekte iken dilimize çevrilmiş kitapları da vardır.
kitaplarının dizilere de uyarlandığı bilinmektedir.

kitapları

yıldızlara değen rüzgar
cennetten kaçan çocuk
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


yaşamın bir nedeni olmayabilir.
fakat ölümün belli bir nedene ihtiyacı vardır.
devamını gör...

enya

eithne ní bhraonáin veya enya patricia brennan adlarına sahip olsa da enya sahne adını kullanan 1961 doğumlu irlandalı şarkıcı, şarkı sözü yazarı ve prodüktör olarak bilinir.

1987 yılından itibaren albümlerini yayınlamaya devam etmiş ve albümlerinin 75 milyondan fazla sattığı bilinmektedir.

bazı şarkıları ise şöyledir;

only time
may it be
the humming
caribbean blue
ıt's in the rain
flora's secret

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


yolun nereye gittiğini kim söyleyebilir?
who can say where the road goes?

gün nereye akıyor?
where the day flows?
sadece zaman
only time

ve aşkının büyüyüp büyüyemeyeceğini
kim söyleyebilir
and who can say if your love grows.


only time

günün akacağı şekilde
ın the way the day will flow

her şey gelir, her şey gider
all things come, all things go...


ıt's in the rain

hatırlayacağım
will remember

onun kalbini bildiğinde
when she knew his heart

oldu
was...


flora's secret

biliyorsun, aşk söylediğin her şeydir
you know love is everything you say

amarantine






devamını gör...

yazarların çektiği ağaç fotoğrafları

istanbul / 2025

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

özdeyişler, mektuplar ve aforizmalar

" ömür beklemekle geçip gider, çoğumuz da hayatında hiç vakit bulamadan ölüp gider. "

m.ö 341 - m.ö 270 yılları arasında yaşayan antik yunan filozofu epikuros imzalı eser; filozofun özdeyişleri, mektupları ve aforizmaları yer alır iken türkçe baskısının 2014 yılında yapıldığı bilinmektedir.

kitabımıza geçelim;

kitabımızın ilk bölümünde filozofun evrenle ilgili düşünceleri yer alır iken, evrenin sonluluğu, sonsuzluğu üzerine düşünceler, atom üzerine görüşleri yer alıyor.
evren ve kader arasında bir ilinti olabilir mi sorusuna da cevap arar gibi olduğu görülüyor.

ikinci bölümde ise mektuplar yer alıyor;
bu mektuplarda duygusallığa yer yok, karşısındaki kişiyi aydınlatmak, ufkunu açmak amaçlanmış gibi duruyor.
kitabımızın son bölümünde ise aforizmalarıyla karşımıza çıkıyor epikür

kitabımızın başındaki özdeyişler bireyden ziyâde toplumu aydınlatmayı amaçlamış gibi iken, kitabın sonundaki aforizmalar ise bireyin iç dünyasını esas almış, son bölümdeki aforizmaları kişinin iç dünyasını onarmayı hedefleyen aforizmalar olarak değerlendiriyorum.

sade ve münzevî bir yaşamı över gibi duruyor epikür; insanın kaderinin kendisinin elinde olduğunu ve alın yazısı diye bir şeyin olmayacağını savunuyor, kişinin kendisini aşan bazı şeyler olduğunu da dile getiriyor ama lâfı iş sende biter, kaderini sen yazarsın, demeye getiriyor.

ölüm üzerine fikirlerini de dile getiriyor,
ölümden sonra hiçbir şey olmayacağını, insanın öldüğü an ondan geriye bir şeyin kalmadığını, ölümden korkmanın gereksiz olduğunu söylüyor.

kitap hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

evren, atom, ruh ve ölüm üzerine olan düşüncelerini etkileyici buldum, ölümden sonrası için bu kadar kesin konuşmasını sevmedim çünkü yaşayan hiç kimse ölümün neye benzediğini bilemez, bazı konularda sorgulamaya iten bir yanı da vardı kitabın.

seçtiğim bazı sözleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


şüphecilik bütün varlığımızı yıkabilir ve her zaman için, bir ha­rabe haline getirebilir.

ölüm bizim için bir hiçtir; çünkü dağılan bir şeyde duyarlılık yoktur, duyarlılığı olmayan da bizi kaygılandırmaz.

hazzın büyüklüğü­nün son sınırı, bütün acı veren şeylerin ortadan kalkmasıdır.


rastlantı " tykhe "bilgenin hayatında çok az yer alabilir; onun bütün, ömrü boyunca, daha bü­yük ve önemli şeyleri düzenleyen kendi aklıdır.

güzel geçen bir hayat güzel bir ölümün hazırlığıdır da.

bu sebeple şunu iddia ederim ki haz, mutlu bir hayatın başı ve sonu­dur.

bizim için haz, bedenen acı çekmemek, ruhen de hiçbir huzursuzluk duymamaktır..

ölüm, tatlı olsun acı olsun, sevinçli ve ızdıraplı olsun bütün duyguların ortadan kalkması demektir. eğer biz var­sak ölüm orada yoktur, eğer ölüm orada ise, o zaman artık biz yokuz.

bundan başka, ölümün, bizim için bir hiç olduğu düşüncesine de kendini alıştır.
bütün iyi ve kötü şeyler sadece duygularımıza dayanır; ölüm­se duyguların ortadan kalkmasıdır. bu sebeple asıl ölümün bir hiç olduğunu bilmek bu geçici hayatımızı tatlılaştırır. tabi bu bilgi varlığımızın zaman sınırlarını ortadan kaldırmaz, ama ölümsüzlük özlemimizi de giderir; çünkü yaşamayışın korkunç bir şey olmadığını göreni hayatta artık hiç bir şey korkutamaz.


sonsuz sayıda dün­yaların var olmalarına bir engel yoktur.

bir kerecik doğarız ve ikinci bir defa doğmamız olacak şey değildir; bunun sonucu olarak da sonsuz bir süre varolmak hiçbir şekilde mümkün değildir.
yarınına hâkim olmayan sen de tutar,
zevki hep ileriye atarsın!
ömür beklemekle geçip gider, çoğumuz da hayatında hiç vakit bulamadan ölüp gider.


eğer birbirimizi göremezsek, birbirimizle buluşamazsak ve bir arada kalamazsak çok geç­meden sevgi duygusu kaybolup gider..

alın yazısı diye bir şey yoktur, gelecek doğrudan doğruya bizim ellerimizdedir çünkü ona akılla şekil verebiliriz.

devamını gör...

altın çağ (kısa film)

senaryosu harun savaş tarafından yazılan ve seyfican bilgiç tarafından yönetilen kısa film; önder taşyürek adlı oyuncu rol almış ve 2020 yılı yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
post apokaliptik çağda bir adamın yaşama dair iz bulma çabasını konu edinmektedir.

kısmen derviş kılıklı bir adamın kendini ve yaşamının anlamını aramaya çıktığını görmemiz ile filmimiz başlar, adam bir bebek gibidir, hayata sıfırdan başlamış gibidir, keşfetme ve kendini tanıma çabasının yanı sıra anlam arama serüvenidir bu.

sınırlarını ve potansiyelini görme mücadelesidir sanki yaşadıkları, gördükleri, keşfettikleri.

iz ararken iz bıraktığının da farkında olmanın önemini hatırlatan bir kısa filmdi.

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa film oldu, anlam arayışının yanı sıra, kendini arama çabasının da vurgulandığı bir kısa filmdi.

filmin bana düşündürdüğü en önemli şey şu oldu, filmin adına binâen;

insanın kendini en iyi tanıdığı zaman aslında belki de kendisinin altın çağıdır, en verimli olduğu yaşları altın çağıdır, yaşamak sadece nefes almak değildir, iz bırakma mücadelesidir de...

devamını gör...

paul verlaine yaşamı, sanatı ve şiirleri

" ey tanrım, anladım her şey boşuna.. "

1844/ 1896 yılları arasında yaşayan fransız şair paul verlaine'in yaşamını, sanatını ve şiirlerini kapsayan yaklaşık 160 sayfalık eser; türkçe'ye erdoğan alkan tarafından çevrilmiş ve 1984 yılında yayınlanmıştır.

paul verlaine üzerine böylesine kapsamlı bir kitap okumak son derece güzeldi, şiirlerini daha iyi kavrayabilmek adına hayatının uzun uzun anlatılması gerekliydi, diğer türlüsü yavan olabilirdi, sanatçıyı anlamak için yaşamını etkileyen olayları da bilmek gerekir.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

şairin hayatı ve hayatını etkileyen durumlar oldukça detaylı olarak anlatılmış, kitabın yarısı hayatı ve sanatını anlatmaya adanmış, kalan sayfalarda ise sadece şiirleri yer alıyor.

ben hayatından ziyâde şiirlerine odaklanacağım bu tanımda, keza beni ilgilendiren kısım da yalnızca geride bıraktığı izlerdir, arthur rimbaud ile olan gönül ilişkisi değil...

umutsuzluğun ağır bastığı şiirlerdi benim için, hayat karşısında yorulmuş ve bezmiş olmayı, yüreğinin dağlanıyor olmasını, aşkla yaralanmış olmayı, hâtıralardan vazgeçip vazgeçmeme arasında kalmayı, kendi hâline acıyor gibi olmayı, duygusal bağ kurmuş olsa da yalnızlık dışında servetinin olmamasının burukluğunu yansıtan şiirlerdi.

beklentim daha üst düzeydeydi ama beklentimi hiç karşılamayan bir kitap da değildi, bazı dizeleri oldukça iyiydi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yazık! uzaklarda mı o kıvançlı, saf günler?

işte yapayalnızım ürkek ve yapayalnız, umutsuz, garip bir öksüz misali ablasız, daha çok üşüyorum ak saçlı bir adamdan.

— hatırında mı o büyülü anlar?
— artık hatırlasam da neye yarar?

— ah o mutlu, o güzel günler gelir gözlerimin, önüne! — olabilir.

sallandığın yetmez mi
uykulu hoş bir düşte...
— çabuk kaç küçük dostum
bak, gün doğmada işte.—


bu nasıl hüzündür ki
canevimi dağlıyor?


nenin nesidir bu beşik, ki aniden
garip bedenimi nazlı nazlı sallar?
söyleyin nedir istediğiniz benden?
tenimde dolanan garip ve inceden,
ve ey uzaklaştıkça ölen şarkılar
aralık pencerelerde can çekişen?

işte yüreciğim, hep senin için çarpan.

gökyüzü mavi, durgun
ve yemyeşildi deniz
korkarım, —beni bir gün
bırakıp gidersiniz—


ruhum, gözlerini yum.

öldürmeli mi dersin eski hâtıraları?


ey tanrım beni aşkla yaraladın.

ey tanrım, anladım her şey boşuna
ve utkunuz yüreğimde yer etti,
ey tanrım, anladım herşey boşuna...

yalnızlıktı tek servetim.

harpte ölmekti dileğim:
gerçi yurtsuz, kıralsızdım
pekte yiğit sayılmazdım:
beni beğenmedi ölüm.


başımızdan bir şarkıdır yükselir
belleğimizin yok olduğu an.

çünki sen sevdin beni
ve sevmen gerekirdi...

devamını gör...

çatıdaki pizza

breaking bad dizisinin galiba üçüncü sezonunun bir bölümünün adıdır.

skyler white kocasını affetmediği için onu eve almaz ve walter white ailesiyle yemek istediği elindeki bu sıcacık pizzayı öfkeyle havaya savurur, pizzanın çatıya oldukça düzgün bir şekilde ve dağılmadan yerleşmesi sahneyi daha akılda kalıcı bir hâle getirmiştir.

çatıdaki pizza bana şunu hatırlatıyor;

her şeyin ters gittiği zamanlarda bile yüzünü güldürecek bir şey mutlaka çıkacaktır.


skyler fark ettiği için pizza kalıntılarını temizlerken... ^^
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim