son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 71980 tanım: 19313 başlık: 3642 takipçi: 474

son tanımları


dokuzuncu hariciye koğuşu


halbuki mesele çok basit, insan hastalanır; ve ölür...
devamını gör...

ömrümde görmedim denilen şeyler

gün yüzü ve ufo olabilir.*
devamını gör...

sürekli mutsuz olan insan

sürekli eski mutluluklarını hatırlayan kişidir.
devamını gör...

insan ne zaman yalnızlaşır sorusu

herkes gittiği zaman değil, herkesin yerini dolduran tek bir kişi gittiği zaman.
devamını gör...

özlemekten ağlamak

özlemin varabileceği son noktadır.
devamını gör...

buzdolabının üstündeki kız

etgar keret kitabı.
orijinal adı ise girl on the fridge.
siren yayınları tarafından basılan ve avi pardo tarafından çevrilen, 160 sayfalık kurgu-öykü kitabı.


hayatınızın kadını öldüğü gün ne yaparsınız?
ben kudüs’e gidip geldim. trafik berbattı; bir
film festivalinin açılışı vardı. kent merkezinden
otoyola çıkmak bir saatten fazla sürdü. dövüş
sanatlarının birinde uzman olan genç bir avukat
sürüyordu arabayı. “herkese teşekkür
ediyorum,” diye homurdandı yol boyunca.
“beni seçen herkese teşekkür ediyorum,
özellikle anneme. onsuz… onsuz…” böyle
bozuk plak gibi takılıp kalıyordu “onsuz”
kısmına her geldiğinde, üç yüz kez.
kentten çıktıktan sonra trafik akmaya başladı.
ikide bir bana bakıp, “iyi misin?” diye
soruyordu. “iyi misin?” ve “evet,” diyordum.
“emin misin?” diye ısrar ediyordu. “emin
misin?” ve “evet,” diyordum yine. herkese
teşekkür edip bana etmemesi yaralamıştı beni
biraz.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

meja (yazar)

*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

deborah

deborah ya da dvora.
ibranice'de דְּבוֹרָה yaban arısı anlamına gelir.

yahudiliğin ana metin koleksiyonlarından biri olan tanah'a göre israil krallığı'ndan önce yaşamış dördüncü ve tek kadın hakimdir.

dvora'nın hikâyesi tanah'ta iki farklı şekilde anlatılır. ( hakimler 4 ve hakimler 5 olarak)

şiirsel bir metinle ve m.ö 8. yüzyılda yazılan hakimler 5'in hikayesi ''dvora'nın ezgisi'' olarak adlandırılmış olup, ibranice şiirlerin ilk örneklerinden biri kabul edilir.

kendisine israil'in annesi olarak atfedilir.

temsili deborah
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sambar geyiği

sambar geyiği, geyikgiller familyasından, mammalia sınıfından ve rusa alt cinsinden olan koyu kahverengi ve yeleli bir geyik türüdür.

yetişkin geyiklerde ağırlığı 180 kg ile 270 kilogram arasında değişir. boyları 2 metre ve üzerinde olabilir. bazılarının boynuzlarının 102 santimi geçer.

dişilerde gebelik süresi 246 gündür.
sambar geyiği ormanlık arazide yaşar, ot ve çimen ile beslenir, 5-6 üyeden oluşan grup halinde yaşar ve gündüzleri aktif olurlar.

himalaya dağlarının yükseklerinde de yaşayabilen sambar geyiği, çin, tayland ve tayvan'ın bazı dağlık bölgelerinde yaşar.

bazı bölgelerde sırf boynuzları için yetiştirilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

manastırlı hilmi bey'e üçüncü mektup

edip cansever'in bezik oynayan kadınlar isimli kitabında yer alan hilmi bey'e mektuplar serisinin 3. şiiridir.


yaşamaya yerleşiyor seniha kendi yaşamına —
güvercinsiz bir avlu mu? olabilir sırları dökülmüş bir ayna?—
oysa çok geçti yıllar yıllar yıllar her geçen yıl elinde sanki yıprak, filizi yıllar 'şey' sözcüğü gibi bağıntısız ağaççileği gibi durduğu yerde bir ezinti piyano tuşları —tek tek bakıldığında— çarçabuk bir göz atıldığında ayrıntısız —beyaz— yıllar seniha gözlerinin altı uzun menekşe.
dün korkuttu beni —bazan oluyor— kocası izmir'de yaşıyor, karşıyaka'da sahici bir ayrılığın dikişini dikiyor seniha mavi mavi usul usul yani kocası —ben sevmedim hiçbir zaman— ikizini bulmuş diyorlar. seniha aldırmıyor pek , aldırmıyor da pudralar, kremler tiksindiriyor onu bu yüzden bohemya kaseyi kırdı dün sabah saçlarını kesecek oldu sonra da sustu sustu sustu akşama dek hüzünler acılaşıyor hilmi bey geceler katı ve parlak — ansızın yere düşen laciverdi bir kestane sesi— acılar da acılaşıyor gittikçe sanki bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi ödünç alıyorum seni bazen çoğu kez geceleri niye almayayım —kaç güz geçti— ıslak kaputun gibi kokardı güzler seni sevdiğimi unutmuşum hilmi bey seni de unutmak istiyorum artık unutmak! ama nasıl sözgelimi çok hızlı oynuyorum beziği içkiyi çabuk çabuk içiyorum her şey bir hıza dönüşüyor —çoğu zaman- odamı giyiniyorum odamı soyunuyorum yerlerini değiştiriyorum eşyaların dışarı çıksam, bir tramvaya binsem bir durak ötede hemen iniyorum boynumdaki annemden kalma kolye —pembe bir buğu, uçup gidiyor— bazan koparıyorum, yeniden diziyorum gökyüzünde kalın sırça ben dünyaya tutuyorum kendimi, bakılıyorum nedense hep böyle sanıyorum 'nerdesin, akşam oldu' biraz anımsıyorum sen bahçe kapısından girerken bir kendim gibi caddelerdeyim zamanın minesi soldu hilmi bey demeye getiriyorum.
geçenlerde nisuaz'a gittim cemal'e birlikte hasır koltuklara oturduk dışarda kar serpeliyordu, iki elma, külde pişirilmiş giderek küçülüyordu —gözleri cemal'in— kahveyle konyak içtim cemal tarçın içti, konuştu biraz herkes bana bakıyor, herkes bana bakıyor, herkes bana bakıyor —bana öyle geliyor— bacaklarım —işte!— güzeldir çok aralık kapıdan kış kokusu doldu içeriye ürperdim —işte!— omuzlarım da güzeldir ama ben kaçarak yaklaşıyorum her görünmeye uzaktan uzağa gözgözeyim uzaktan uzağa öpüşüyorum uzaklarda biriyle sevişiyorum erkeğe benzer yalnız bir dişiyim ben evet evet öyleyim.
hiç değilse öyle olmalıyım her neyse..
az sonra muhassen geldi —tanımazsın- kurtuluş'ta, aynı caddede oturuyoruz sevişmenin gölgesi gibidir yalnızken düşünmenin dişisi evini işletiyor —bana ne bundan— konyak içiyor o da sonra bir konyak daha kıpkırmızı gülüyor —gülsün, iyi— bütün gövdesiyle gülüyor bende gülüyorum vitrinlerdeki kesme bardaklar şarap şişeleri, bir gemi resmi gülüyor durmadan hepsi karşıda bir ev, kırk odalı sanki her odada bir boy aynası her boy aynasında beyoğlu'nun bir parçası durmaksızın gülüyor yağan kar hemen eriyor yere düşer düşmez gülmüyor, gülümsüyor makyajını tazeliyor muhassen kalkıp gidiyor acının kış ayları, diyor birdenbire cemal içine çekilip de soğuktan oyuncağını orda bulamayan bir çocuk gibi —evet, hiç çocuk olmadı cemal olmayacak da— kalkacağız birazdan acının kış ayları ne yapsam belirsizim.
eve dönüyoruz —soldu minesi zamanın— bugün de bir şey yaptık tam kapıdan gireceğiz uzakta bir laterna sesi bir kadın ağlaması pencereden sarkıtılmış bir sepet sepette bir karnıbahar patlaması sarı elmalar içeri giriyoruz bu kapı hiç değişmez mi, diyor cemal bu kapı ve her şey.


bengaripsengüzeldünyaumutlu ukdesi.
devamını gör...

manastırlı hilmi bey'e ikinci mektup

edip cansever'in bezik oynayan kadınlar isimli kitabında yer alan hilmi bey'e mektuplar serisinin 2. şiiridir.


susmanın su kenarındayız bugün.
ne kadar sevgiyle konuşsak —konuşuyoruz da—
korkuyoruz gözgöze gelince hilmi bey korkuyoruz sanki gözler rakiptir de birbirine —öyle değil mi— ve bir yokuştan iner gibi oluyoruz bir yokuştan bir yokuşa sürekli — nereye?
— bilmem ki ellerimizde alkol sesleri
saçlarımızda alkol sesleri dağlarımızda, içdenizlerimizde ve günler günlerin içinde öyle yavaş ki yerine saplanıyor bir sürahi pencereler şaşkın perdeler bir uzak yol kadar uzun ve balkon kendi dudaklarında şimdi donmuş bir tavus kuşu bir tavus kuşu yontusu belki
ne tuhaf demin de aşağıdan bir bando geçti sormak isterdim sana bir bando şefinin hüznü nedir
hilmi bey bir bando şefinin uykusu
nasıl bir uykudur ki hilmi bey ne kötü elimde bir çiçekle yaz geçti.
ve bugün çepçevre oturduk masanın başına gene bezik oynadık hilmi bey —her gün oynuyoruz ya— giysisiz, sadece kombinezonlarımızla —öyle işte— oda çok sıcaktı —lal renkli çini soba— seniha korse takıyor, yahudi matmazel nerdeyse çıplaktı —terliyor terliyor terliyor—
ve cemal bir köşeden bize bakıyordu bakmıyor gibi bakıyordu durmuyor gibi duruyordu da benim anlamadığım işte bu dün dudağını kesti çarşıda kırmızı bir balıkla oynuyordu öptü bir ara balığı —neden— öperken dudağını kesti balık da kırmızıydı, kan da ve balık yüzerekten geçti —gördüm iyice— dudaklarından durdu cemal gibi biraz ötede durmuyor gibi durdu ağlamadı, hiçbir şey söylemedi bu çocuk anlaşılmayanın ta kendisi yalnızca sordu, bu yüzden sana soruyorum ben de melekler dişi midir hilmi bey dişidir diye tutturdu yani ben..
öyleyse neyim elimde bir yapma çiçekle.
adım cemile ya, çok seviyorum adımı ben çocukluğudur insanın adı cemal şimdilik cemal'dir —evet, öyledir— benimkisi bir anımsama —cemile— cemal - cemile: yeni fışkırmış bir marulun sesi ezilmiş iki vişne ve akşam akşam ki sallanacak hamağını buldu buluyor sular menekşelendi hilmi bey karpuz lambanın altında yorgunum biraz —bütün gün içtim— hepimiz içtik cemal odasından çıkmadı hiç tangolar çaldık üstüste eski tangolar —bin dokuz yüz on beşlerde ne vardı ben pencereden bakarken kimseler ölmemişti ölüm diye bir şey yoktu ki hilmi bey var mıydı?— yüzümden bir şeyler aktı aktı içim de menekşelendi hilmi bey gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor.
nedense odasına kapandıkça cemal soyundukça soyunuyor yahudi matmazel hırslı bir dişi gibi ester, diyorum, ester gülümsüyor hafifçe bir başka gülümsemeyi karşılar gibi öpüşürken gördün mü sen iki öpüşmeyi hilmi bey tam öyle hızla giyiniyor sonra, dışarı çıkıyor üç kişi kalıyoruz birden yeni ısırılmış bir elma gibi kalıyoruz parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında içimde bir soğukluk dışımda bir begonya.
karanlık iyice dışarısı rakımızı bitirdik —üçümüz— cemal odasından çıkmıyor birazdan ester de gelecek koltuğa çökecek, bir sigara yakacak gene bir haç gibi olacağız dördümüz bir evin içinde kocaman bir haç kutsal değil, kirli coşkulu değil, kırık dökük sevinçle çekeceğiz onu kendimize.


(gbkz: bengaripsengüzeldünyaumutlu ukdesi.
devamını gör...

manastırlı hilmi bey'e birinci mektup

edip cansever'in bezik oynayan kadınlar isimli kitabında yer alan 4 ayrı seriden oluşan mektuplardır.


işte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben
işte şu begonya, işte yalnızlık işte su damlacıkları, alnımda, kollarımda işte yok oluşumdan doğan kent hiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnız ben dediğim koskocaman bir oyuk koltuğun üstünde, aynadaki yansıda bir oyuk! sofada, mutfakta, yatağımda yaşamayı tersinden kolluyorum sanki yetişip öne geçiyorum sık sık. sözgelimi bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim iyi bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu salıyı gösteriyor.
salondaki büyük saati sattım saatin ölçebileceği herhangi bir zaman parçası yok gittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyim bir oyuğa, oyulmuş bir yaşama ne gereği var ki saatin balkona çıkıyorum sürekli yollar yollar yollar katediyorum sanki böylece bir semtin ilk rengini alıyorum örneğin ümraniye'de bir çay bahçesindeyim bazan anılardan anılara bir yol ve anılardan anılara sallanan bahçe hangi yaprağı koparsam son anı avucumda kalıyor iyi.
yeniköy'de bir kahve içer miyiz, dedim bu sabah bu sabah bu sabah oralı olmadı kimse —pazartesi miydi— oyuğumdan çıkmıştım tam, begonyamsa güller içinde nasıl?
güllerse güller içinde yani ve balkon demirinde bir martı. dedim ki deniz şuralarda bir yerde olmalı çıt yok evin içinde deniz şuralarda bir yerde olmalı çıt yok sanki dünyadaki bütün çay ocakları kapalı ve göklerden tepelere inen bir sokak ya da bir akarsuyum ben denizse şuralarda..
yok önemi bir iki gün kaldı —martı— balkonda deniz de öldü sonra, martı da iyi iyi.
suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi günler —seni anımsadığım zaman— birden kurtuluş'tan taksim'e giden bir tramvay görüntüsü mavi bir elektirik çakımı tellerde sanki kar yağıyor da sürekli, tepebaşı'ndayız karlar gıcırdıyor ayaklarının altında besbelli gümüşsuyu'ndayız, rus lokantasındayız —ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz— şarap içmişiz, üşüyoruz dışarda dünya silinmiş ikimiz ikimiz ikimiz böyle birkaç defa ikimiz sonra ki bir fotoğrafa dönüşüyor her şey nasılsa sarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafa sahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben üşümüyorum da bende herkes var, diyen bir kızın titrek sesleri dökülüyor kucağıma dudaklarım kan mavisi bugün.
biz burda iyiyiz, biz burda çok iyiyiz biz burda kırk yaşındayız hepimiz dördümüz bir kişiyiz de ondan içimizden biri uyuyor olsa, falan filan onu bekliyoruz bir kişi olmak için evet evet, yanılmıyorum ben bir iki kişi kaldığımız zaman yanılabilirim doğrusu ya yanılmak her şeyi yeniden görmek gibi bir şey oluyor duvardaki vitray, begonya begonya, vitray kurtuluşla asmalmıescit birbirine geçiyor bir tramvayın durmasıyla durmaması arasındaki ayrım karanfil kokuyorsa biraz yeni koparılmış bir demet karanfilim ben saçlarını soğuk ve uzun.
ne diyordum? yağmurlar, evet üşümüyorum ürperiyorum sadece biçimini zorlayan bir kedi gibi dur biraz kapı çalındı, hayır, telefon telefon kapı telefon ikisi birden mi yoksa yoksa ne telefon ne kapı bir şimşek sesi hiç olmazsa o da değil ses filan duymadım ki ben yuvarlandıkça büyüyen bir kartopunun yumuşak sesi mi? belki iki sesi taşıyan bir ses neden olmasın biraz önceki gibi üstümden biri kalkmıştı —yok canını— öyle değil, bir gölgeydi hepsi hepsi yer değiştiren gezgin bir gölge bahçedeki ceviz ağacından içeri sürüklenen.


bengaripsengüzeldünyaumutlu ukdesi.
devamını gör...

anita ree

1885 hamburg doğumlu yahudi asıllı alman ressam.
avangard akımını benimsemiş ressamlardan olup birçok tabloya imza atmıştır.

48 yaşında iken yahudi aleyhtarı söylemler ve hegemonya yüzünden intihar etti.
eserleri bir bahçıvan tarafından kurtarılmıştır.

anita rée otoportresi
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tabloları/

orpheus with the animals
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

the wise and foolish virgins
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

self portrait
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


anita rée'nin sergisi sırasında hamburger kunsthalle (2018)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

rene laennec

1781 doğumlu fransız hekim ve steteskobun mucididir.


rene laennec, 1816 yılının bir günü paris sokaklarında dolaşırken iki çocuk görmüştür. çocuklardan biri tahta bir sopanın ucuna kulağını dayamış, diğer çocuğunda tahtanın diğer ucuna iğneyle vurduğunu görmüştür. daha sonra laennec, kağıdı rulo yapıp iple bağlamış ve bunu hastanın göğsüne dayadığında kalp atışlarını duyabildiğini fark etmiştir. bu alete yunancada göğüs anlamına gelen "stethos" sözcüğünden gelen stetoskop adı verilmiştir.


rené laennec
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ilk steteskop denemeleri.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

georgia totto o' keeffe

georgia totto o' keeffe 1887 doğumlu amerikalı ressam.

yakın planda çizilmiş büyük boyutlu çiçek tabloları, new york gökdelenleri ve new meksika resimleri ile tanınmıştır.

amerikan modernizminin anası* olarak bilinir...

sayısız resme imza atmış olan georgia totto o' keeffe 1986 yılında hayatını kaybetti.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bazı resimleri/

grey line with black, blue and yellow
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

oriental poppies
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

from the lake
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

triadisches ballett

triadisches ballett veya triadic ballet
alman ressam ve heykeltıraş olan oskar schlemmer tarafından geliştirilen bir bale türüdür.
geliştiği dönemde en avangard sanatsal dans haline geldi ve bauhaus akımı ve ethosunun tanınmasını sağladı.

alıntı/
triadisches ballett, 1912'de stuttgart'ta albert burger (1884–1970) ve eşi elsa hötzel (1886–1966) ve oskar schlemmer'in dans topluluğu arasındaki işbirliğiyle tasarlandı.
alıntı/

oskar schlemmer'ın en ünlü yapıtı triadisches ballett 'te, oyuncular normal şekillerinden geometrik şekillere dönüştürülmüştür.

triadisches ballett
/ 1922

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dekstrokardi

dekstrokardi kalbin doğuştan solda değil göğsün sağ tarafında olması durumudur. kesin bir nedeni yoktur.

situs inversus terimi ile benzerlik gösterir.

situs inversus torasik ve abdominal organların ayna şeklinde yer değiştirmesi hâlidir ve nadir rastlanan anormal bir durumdur. situs inversus terimi latince kökenli iç organların yer değiştirmiş olması" anlamına gelen situs inversus viscerum" deyiminden gelmektedir.


situs inversusa %0,01 oranında rastlanır.
bu rahatsızlık ilk kez matthew baillie tarafından tanımlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

halil sezai şarkılarında geçen güzel sözler

iki adımda geçiyorsun yalnızlık denen tarafa, sonra dağlar aşsan ne fayda?

(bkz: sonbahar)
devamını gör...

treppenszene

alman ressam ve heykeltıraş olan oskar schlemmer'a ait olan ve 1932 yılında yapılmış olan yağlı boya tablodur. tür resmi türünde olup, hamburger kunsthalle kapalı müzesinde sergilenmiştir.

treppenszene almanca dilinde merdiven sahnesi anlamına gelir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

desinatör

kitap, dergi ve diğer yazılı matbu ürünlerini, resim, çizim ve diğer yöntemlerle resimleyen kişiye/ sanatçıya verilen addır.

desinatör/ illüstratör kavramı ilk kez 19. yüzyılın ortalarında ortaya atılmış ve gündeme gelmiştir.

desinatör/ desen.

desinatörler milano/ 1980
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan puan tablosu sıkça sorulan sorular yönetim kadrosu istatistikler iletişim