son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 216436 tanım: 44753 başlık: 14107 apolet: 7 takipçi: 786

son tanımları


sevilen kitabın en vurucu cümlesi

" mutluluk daha sonrası içindi,
öteki dünyadaydı.
"

jean louis fournier
kuzeyli annem
sf: 92
devamını gör...

olaf stapledon

tam adı william olaf stapledon olan ve 1886/ 1950 yılları arasında yaşayan ingiliz yazar, felsefeci kimlikleriyle bilinir; bilimkurgu türünde yer alan eserler verdiği bilinmekte iken kendisi ise 64 yaşında hayatını kaybetmiştir.

dilimize çevrilmiş pek çok sayıda kitabı vardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

star maker
son ve ilk insanlar
yıldız yaratıcısı
yaşlı adam yeni dünyada
sirius
alevler

her şey anlamsız ve deliceydi.

umutsuzluk ya da yüreklilik,
bu iki ruh durumundan hangisi kazanır?

devamını gör...

kayboluş (kısa film)

senaryosu özlem ayhan ve atalay çalışkan tarafından yazılıp atalay çalışkan tarafından yönetilen kısa film; özlem elmalı adlı oyuncu rol almış iken film ise 2015 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kendini aramanın ve kendini tanımaya çalışmanın kayboluşla ilgisi üzerinde duruyor.

genç bir kızın ormanda koştuğu görülüyor,
belki de hayatından, dünyadan, acılarından, anılarından kaçmak istediği için kaybolmayı istiyor, insan kendini ne zaman bulur, ne zaman tanır ve ne zaman kaybeder, gibi soruları da beraberinde getiren bir kısa filmdi benim için.

genç kızın daha sonra karşısına biri çıkıyor,
o da kim? yoksa kendisi mi?

insan kendinden hiçbir zaman kaçamıyor, kaçamaz, değil mi...

nereye gidersen git, bulacağın kişi yine sensin, insan hikâyenin sonunda her zaman kendisine kalıyor, değil mi...

görsel açıdan zayıf bulduğum bir kısa film olsa da üzerine düşünmeye değer bir kısa filmdi, özellikle de genç kızın bulduğu insanın yine kendisi olması üzerine düşündüren bir konu gibiydi.

bu kısa filmin bende uyandırdığı en büyük soru şuydu;

insanın kendini tanıması ve bulması için illa kendini kaybetmesi mi gerekir?

kayboluş mümkün olmadan kendini tanımak ne kadar mümkün olabilir?

en acı duyguyu tatmadan kendine varabilir misin?


devamını gör...

alışamazken hissedilen şey

böyle mi olacaktı hissi.
devamını gör...

aforizmalar (frida kahlo)

" eğer ağlamaya da gücüm kalmasaydı herhâlde ölürdüm. "

syf; 82

1907/ 1954 yılları arasında yaşayan ve zor bir hayat mücadelesi veren meksikalı ressam frida kahlo'nun aforizmalarının yer aldığı 128 sayfalık eser; türkçe baskısının 2020 yılında yapıldığı bilinmektedir.

frida kahlo'nun hayatındaki kırılma noktalarını hepimiz az çok biliriz, yaşadığı kaza, diego rivera ile olan evliliği, aldatılması, anne olmak isterken her seferinde bebeğini daha doğmadan kaybetmesi, bir süre yatağa mahkum yaşaması, hayata dair inancının sarsılması, o kazadan sonra geçirdiği fiziksel ve ruhsal dönüşüm, tüm bu olanlar onun yazdıklarını şekillendirmiş, aforizmalarına da yansımıştır, okurken de fark ediliyor keza.

asıl mesleği yazarlık olmadığı için edebî açıdan büyük beklentilere girmek belki mümkün olmayabilir ama bu yine onun kendine özgü bir dilinin olduğu gerçeğini değiştirmiyor elbette.

bu kitaptaki yazdıklarına baktığımızda ise onun karakterini etkileyen trajik silsileler de kendini hatırlatıyor, yaşadığı kazânın onu çok etkilediği, onun ruhundan bir şeyleri alıp götürdüğü de hissediliyor, diego rivera tarafından aldatılmış olduğu hissini de veriyor bazı satırlarda, onu artık sevmemeye başladığını hissettiriyor kimi sözünde.

bazı aforizmalarında siyasi kişiliğini yansıtan sözleri de yer alıyor ayrıca.

her şeye rağmen umudunu yitirmemeye çalıştığını hissettirir iken aynı zamanda kalbinin ne kadar kırılmış olduğunu, hayal kırıklıklarını, anne olamamanın acısını, aşkı ve ayrılığı, yalnızlığı, acı çekmeyi, resim ve sanata olan aşkını kendine özgü bir üslup ile yansıtıyor frida kahlo bizlere.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


beni anlamadın demeyeceğim.
beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen, beni anladın. anladığın hâlde canımı yaktın diego...

benim acı çeken bir yüreğim var diego.
seni sevmeye başladığım o günden beri,
acı çeken bir yüreğim var.

kendi tenimden daha çok seviyorum seni.


hiçbir şey sabit değildir.
her şey değişir, her şey hareket eder,
her şey uçar gider ve yok olur.

başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.

ve yaşam, sanki hiçbir şey olmamış gibi yeniden başlar.


insan, sürekli hem kendi düşüncesini hem de başkalarının düşüncelerini derinleştirmenin yollarını aramalı.
bu, yaşamı anlamanın anahtarıdır.


yaşamım boyunca senin mevcudiyetini unutmayacağım.

her şeyden vazgeçebileceğim,
her şeyi unutabileceğim eşiği gördüm.


kim ne derse desin, görüntü düşünceden önce yer alıyor.

insan, acılarında yalnızdır.

bütün yaşam seninle birlikte,
bense ona sahip olamayacağım.

ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evvel

" bazen çalmayan bir telefondur ya dünyanın gerçeği. "

1967 doğumlu türk şair ve yazar ömer erdem imzalı 200 sayfalık eser;
şiir türünde yer alan kitabımızın ilk olarak 2010 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

şairin okuduğum ilk kitabı bu olsa da kendisini birkaç sene önce birhan keskin'i konuk ettiği bir programda tanımıştım, o programın linki de tanım sonunda verilecektir.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

son zamanlarda okuduğum en etkileyici, en çarpıcı, en dokunaklı şiirlerin yer aldığı kitaptı benim için, insan bâzı dizelerin önünde ceketini iliklemek istiyor hani.

diğer şiir kitapları gibi kolay olmayacak bu kitaptaki şiirler üzerine konuşmak, bir çırpıda anlatılamayacak kadar derin şiirlere yer alıyor zirâ.

her şeyden biraz biraz almış sanki şair, her duygudan, her fark edişten, her anımsamadan, her yolculuktan, her yürekten, belki de bu yüzdendir şiirlerin zor olması ve bunca güzel olması.

yıkılışlar, tükenişler, yolunu gözlemeler, bağ kurmalar, kopuşlar, uzaklıklar ve yakınlıklar, ölümler ve anılar, yokluklar ve hatırlamalar, evvelindekiler, iz bırakanlar ve izi bile kalmayanlar, şiirlerin benim için ifade ettiği bazı konu, duygu ve durumlardandı.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bu çarpan hangi saatin hızıdır
her şey sen oluyorsun birdenbire.

insan kime gitmeli tükenince?

duyulmaz bir yıkılış birdenbire.

düşündüm de en büyük hayret senmişsin

yoluna başımı koymuşum birdenbire.

son bir ip kalsa elinde, boynuma geçir
yanılıp onu gül düğümü sayayım.

yürürken düşünüyor musun beni sabahleyin

üstün açılıyor mu geceleri
kayıyor mu yorganın?
hayat sökülmüş bir kaldırım.


ben gözlerimi yumdum
sen kirpiklerimi yakarak geç.

her şeyin sonuna geldiysek eğer
nedir bu yenilik şimdi nedir?

mezardan ileri yaşar insan
belli değil
oradan dönenler mi yalnızdır
kalan mı yoksa?

anne toprak
toprak anne olur.


bir kere bıraktığını bulamıyorsun dönünce sen bekliyor olacak mısın?

birden eriyiveren
meyveli dondurmalar gibi
çoktan karışmış her şey birbirine.

her şehirden
başka bir yönden kopuyor insan.

bu sona varmam için her şey hazırdı.

sonunda her şey gibi sıradan
ve tek
sustum ve yitirdim
biliyorum olmayacak
gittiğim kıyıdan izim.

sakladım onu hiç varılmamış bir suya.


hiçbir anım yok burada.

varsın mesafesi kadar inlesin rüzgar anmaktan korkulur yanların kaldı bende.


dünya ağlamakla suskunluk arasında
bir dalga
bir nefes
bir gülümseme kadar kısa.

yanlış bir rüya halinde çarpıyor
yokluğun hâtırama...



devamını gör...

mutluluk (kısa film)

hayat kadar acımasızı var mıydı? *

dilek korkmaz tarafından yönetilen kısa film; oyuncu bilgisi verilmemiş iken 2014 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

okulunu bitirmiş ve soluğu annesinin mezarında alan genç bir kızın bu mutluluğunu artık hayatta olmayan bir sevdiği insanla paylaşma çabasını konu ediniyor.

mezuniyet forması üzerinde, cübbesi elinde, içi buruk, mutluluğunu paylaşmak istediği insan ise artık yok, mutluluğunu ya da kederini paylaşamamaktan daha acı ne vardır ki?

mesleğini eline almış olmanın gururuyla annesine geliyor, mezarına dökmek için su alıyor, annesinin mezarında ona içini döküyor biraz da, insan kaç yaşına gelirse gelsin annesinden vazgeçemiyor değil mi?

genç kız artık bir kameraman, bu eğitimi almış ve şimdi ise fotoğrafını çekebileceği bir annesi de yok, kimse kalmıyor değil mi?

benim için duygusal bir kısa filmdi,
film boyu çalan müzik etkileyiciydi, genç kızın artık hayatta olmayan bir insanla mutluluğunu paylaşmak istemesi ağır geldi.

bana düşündürdüğü ve hatırlattığı bazı şeyler vardı;

sevdiklerimiz artık hayatta ya da bizim hayatımızda olmasalar bile onlardan vazgeçemiyorduk, asla ve kat'a, zinhar yoktu vazgeçmek, unutmak, onlar fiziksel olarak yoktular sadece, anıları, ruhları, gülümsemeleri, her şeyleriyle hep bizimleydiler ve biz onlarla paylaşmak istiyorduk mutluluğumuzu, acımızı, kederimizi, her şeyimizi...

mutluluğunu paylaşamamaktan daha acısı var mıydı?

artık hayatta ya da hayatında olmayan bir insandan kopmak zordu, imkânsızdı,
hayat kadar acımasızı var mıydı?

devamını gör...

ömer erdem

" sesimi rüzgâr olarak sakla... "

garson adlı şiirinden.

1967 doğumlu türk şair olarak bilinir;
şair olmasının yanı sıra edebiyat fakültesi mezunu olduğu bilinmekte iken yayınlanmış çok sayıda eseri vardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bazı kitapları

olmayan şeyden konuşuyoruz seninle
dolayımlar
günler çözüldükçe
yakınlıklar
istanbul'a
evvel
kireç

garson şiiri
devamını gör...

yokuşu tırmanır hayat

" mutluluk sendin... "

1948 doğumlu türk yazar ışıl özgentürk imzalı eser; öykü türünde yer almakta iken ilk olarak 1980 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiştir.

ışıl özgentürk'ün hançer (kitap) adlı eserinden sonra okuduğum ikinci kitabı bu oldu.

çınaraltı değişti mi? adlı ilk öyküde mâziyi hatırlayan birinin monologları, iç dünyasını şekillendiren özlem duygusu, zamanın her şeyi, herkesi ve her yeri değiştirmesinin yarattığı yıkım etkisi derinden hissediliyor.

şaşmak adlı ikinci öyküde ise artık hiçbir şeye şaşırmadığı ve her şeyi kabullendiği sezilen bir kadının iç dünyası yansıyor, düşündürücü ve etkileyici bir öyküydü benim için.

türkü pencerenin dışında kaldı öyküsünde ise mutsuz bir ailenin sıradan bir akşamı anlatılıyor, yoksul bir aile, tek lüksleri televizyon, aile bireylerinin vâr olma çabası göze çarpıyor, benim için sıradan bir öyküydü.

vay televizyoncular gelmiş! adlı öyküde ise gülsüm adlı bir kadının trajik yaşamı, hayalleriyle vâr olma mücadelesi, istediği hayatı yaşayamamış olmasının verdiği eksiklik hissi seziliyor,
etkileyici bulduğum bir öykü olmasa da birkaç cümlesi oldukça iyiydi.

oğlak öyküsü ise bir oğlağın işçiler üzerindeki etkileri, varlığıyla onları birtakım sorgulamalara itmesi konu ediniliyor,
sıradan bir öyküydü.

söylenmemiş bir türkü öyküsünde ise belki de hiçbir zaman yaşanmayacak bir aşkın hayalleri, aşık olan adamın iç dünyası karşımıza çıkıyor, şaşırtan bir öyküydü.

eski bir dost öyküsünde ise geçmişi bir anda önüne çıkan, eski bir dostunu gören ve bir karar vermesi istenen adamın yaşadığı ikilemler aktarılıyor, kararlar ve kararsızlıkların hayatımız üzerindeki etkisi üzerine düşündüren bir öyküydü.

seni yitirdim öyküsünde ise sınıf farklılıklarının bir aşkı nasıl yıkıma uğrattığı, iki aşığın hikâyesiyle aktarılıyor, zengin kız fakir oğlan aşkı uzun sürmeyecektir, birisi diğerini mutlak şekilde yitirecektir, aslında ikisi de birbirini kaybeder, hayatta da bu böyledir, en etkileyici bulduğum öykü bu oldu.

yazarın anlatım tarzını iyi bulduğum öykülerdi, hayatı keskin algılayan bir insanın algıladıklarını öyküselleştirme biçimi bence iyiydi, en çok seni yitirdim ve çınaraltı değişti mi? öykülerini yüreğe dokunur etkide buldum.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum çünkü yokuşu tırmanır hayat...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


senin tanıdık sesini duyabil­mek için bir an gözlerimi kapayıp bekledim.

en çok denizi özlemişsindir bilirim.
bir de beni.

beni bekleyen kimse yok. bir dostun kapısını çalacağım 'belki, belki yatağıma girip şiir okuyaca­ğım. şiir okursam ağlarım mutlaka. burnumu çe­ke çeke ağlarım.


acı­lardan bana kalan ne?

telefon çalsa şimdi. deniz maviliğinde bir ses.
«nasılsın» diye sorsa. boşuna, telefonda seslerin rengi olmaz. uzak, yabancı bir merhaba. duraksa­ma, sessizlik.
ölümü anımsatan bir şey. deniz ma­vi değil artık, çok uzakta kaldı o mavilik.


yaşamasını öğren­mek belki bu; şaşmamak.

benim için intihar edecek biri bulunur mu?

ölmekten korkardım, onu bir daha hiç görememekten korkardım.


dayanma gücü neydi bilmiyor­du, sınamamıştı hiç. nereye, nereye kadar dayana­bilir insan?

artık mutluluk yoktu. mutluluk oyunu oynamak vardı. mutluluk sendin. mutluluk senin yanında, senin gözlerinle dünyaya bakmak, çocuk gülümsemelerinin sürmesi için dövüşmekti.
bunu yitirdim...


bu yüzü unutmaktan korkuyorum.
devamını gör...

kambur (necati tosuner)

" yaşamak mı,
artık pek aldırdığım yoktu.
"

1944 doğumlu türk yazar necati tosuner imzalı eser; öykü türünde yer alır iken 1972 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

necati tosuner ne yazık ki kısa bir zaman önce hayatını kaybetti, bizlere bırakmış olduğu eserleri için kendisine minnettârız.

yazarın özgürlük masalı adlı eserinden sonra kendisinden okuduğum ikinci kitap bu oldu, diğer kitaplarını da okuyacağıma eminim.

kitabımızdaki bazı öykülerin isimleri ise şöyle; iki gün, kambur, sonun öncesi, edi ile büdü, tavşancıl, çok şey.

iki gün adlı ilk öyküde remzi adlı genç bir memurun evlenme hayalleri, topallığının aşık olmaya ve evlenmeye engel oluşu, "farklı" olan insanın toplumun nezdindeki konumu gibi durumlar konu ediniliyor, benzememenin yarattığı yalnızlığı hissettiren bir öyküydü, bazı cümleleri etkileyici olan bir öyküydü benim için.

ikinci öykü olan pastırmalı yumurtanın çokça dokunduğu gecenin hikâyesi öyküde ise bir adamın trajik sonu onun son anlarıyla birlikte kendi ağzından aktarılıyor, bazı cümlelerini iyi bulmakla birlikte, pek benimseyemediğim bir öykü oldu.

kitaba adını veren kambur öyküsü ise kambur olan ve meliha adlı bir genç kıza aşık olan gencin iç dünyasındaki umutsuzluk, yalnızlık, kabul görmeme korkusu, dış görünüşün kader üzerindeki etkisi konu ediniliyor, bu öykü bence yazarın yaşamından izler taşır nitelikteydi, kambur olmak, yalnızlık çekmek, dış görünüşünün bedelini ödemek, üzücü şeylerdi.

edi ile büdü öyküsü ise ilişkiler ve duygular üzerine düşündüren bir öyküydü benim için.

diyeşet adlı öyküde ise sepet örerek yaşayan birinin hayallerine tutunuşu, sevdalanmakla ilgili düşünceleri, yaşamından kısa bir kesit karşımıza çıkıyor.

yırtılmış bir mektup içindir öyküsü ise tek taraflı bir aşkın ızdırâbını derinden hissettiriyor, sevdiği tarafından sevilmeyen, hatta nefret edilen bir insanın kederi ve burukluğu daima hissediliyor.

şimdi ise kitapla ilgili kişisel izlenimlerime geçmek istiyorum;

sıklıkla yazarın kişisel hayatından izler taşıyan öyküler olduğunu düşünüyorum,
topal olmak, kamburluk, yalnızlık, evliliğe, sevilmeye, aşık olunmaya değer görülmemek, yazarın da öykülerde karşımıza çıktığı gibi, az çok yaşadığı, bildiği, tanıdığı duygu ve durumlardandı bence.

yazarın anlatımını etkileyici bulduğum bir kitaptı, yaşamı etkileyen duyguların hissettirilmesi etkileyiciydi.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

a fabrica

senaryosu aly muritiba ve marisa merlo tarafından yazılan, aly muritiba tarafından yönetilen 2011 yapımlı brezilya çıkışlı kısa film;

oyuncu kadrosunda ise, andrew knoll, eloina duvoisin ferreira, louise forghieri ve ludmilla nascarella gibi isimler yer almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
oldukça izbe bir hapishanede yatmakta olan otuzlu yaşlarındaki metruti adlı adamın annesi lindalva'nın oğluna gizlice telefona götürme çabasını konu ediniyor.

aslında alt metninde ise ön yargıların hayatımızdaki etkisini de yansıtıyor, hapiste yatmakta olan oğluna gizlice telefon götürmesinin nedeni belki de sanıldığı gibi oğlunun suç işlemesine zemin hazırlamak değildir, oğlu o telefondan çok sevdiği birini arayacaktır belki de, en mutlu gününde sesini duymak ve sesini duyurmak istemiş de olabilir.

o gün görüş günüdür ve anne lindalva oğluna yemekler hazırlar, yola çıkar ve hapishaneye varır, oğlunu görmüş, hasret gidermiştir, detaylı aramalardan geçmiş, bütün giysilerini çıkarması istenmiş, o da bunları yerine getirmiştir, oğlunun yegane isteğini yerine getirmek için mücadele vermektedir.

benim için bazı açılardan duygusal bir kısa filmdi, oyunculuklar etkili düzeydeydi, sâhici ve çarpıcı bir gerçekçilikle karşımızdaydılar.

filmin öğretisi ise şu oldu;

en sevdiğin insandan asla vazgeçmezsin, onu aramaktan, izini sürmekten, onu sevmekten, onun sesinden, yüzünden, kalbinden.

devamını gör...

thin air

anathema şarkısı olarak bilinir;
grubun 2010 yılında yayınlamış olduğu we're here because we're here adlı albümde yer aldığı bilinmektedir.

şarkının vincent cavanagh ve danny cavanagh tarafından yazılıp bestelendiğine dair bilgiler yer almıştır.



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ve bazen öyle görünüyor ki
and sometimes it seems like
gözlerinde hayat var
there is life in your eyes.


bir vizyon, bir cennet vaadi
a vision, a promise of heaven
sonsuza dek var olmanın bir nedeni
a reason for being forever

sadece bir fısıltı uzaktasın
you're just a whisper away
geri dönemeyecek kadar uzağa geldik
we've come too far to turn back


durduğumuz yer burası
this is where we stand.
devamını gör...

heyecan duygusunun önemi

önemlidir, önemini yitirince anlarsın.
devamını gör...

erdoğan özmen

1959 doğumlu türk yazar ve psikiyatrist olarak bilinir; hacettepe üniversitesi - tıp fakültesi mezunu olduğu bilinmekte iken psikanaliz alanındaki çalışmaları, eserleri ile de etkin olarak rol almış ve 67 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bazı kitapları

rüyada uyanmak
freud ve lacan
vazgeçemediklerinin toplamıdır insan


filozoflar dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa aslolan onu değiş­tirmektir.
devamını gör...

vazo (kısa film)

senaryosu mehmet ali kıcım tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; sultan altıok ve ahmet altıok gibi isimler rol almış iken film ise 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kocasına elma soyan bir kadının kocası tarafından uğradığı fiziksel şiddeti konu edinmesinin yanı sıra, gerçek sevginin emek istediğini de alt metninde vurgulayan bir kısa filmdi.

hiçbir şeyden memnun olmayan adam, kendisine elma soyulmasından bile bir nem kapacaktır, içinde sevgi olmayanın vurmak için bahanesi çok olur, tıpkı filmde gördüğümüz gibi, bazen sana çay kaşığıyla bile verilmeyen başkasına kamyonla verilir,
film bunu işlemiyor ama bunu da hatırlatıyor insana.

kadının vücudundaki morluklar göze çarpıyor ara sıra, yanındaki davarın eseri olmuş olmalı, sonrasında ise bir vazodaki çiçeklerin yapraklarının günbegün döküldüğü görülüyor, o çiçek belki de mutsuz olan kadının ruhuna bir göndermeydi, her gün biraz daha azalan, solan, kırılan, yorgun.

bana düşündürdüğü en önemli nokta şu oldu;

bir insana iyi davranmadıktan sonra ona aldığın hiçbir hediyenin önemi yoktur, önemli olan aldığın hediyeler değil, onun için verdiğin mücadele, gösterdiğin sevgi, döktüğün gözyaşıdır.

sevgi emek ister, gerçekten seven de seni asla bırakmayandır, seni unutan birinin seni sevdiğini sanma sakın, öyle bir dünya yoktur, hiç olmamıştır.


bir insanın sana söylediği güzel sözlere aldanma, onu tanımak istiyorsan sana nasıl davrandığına bak, ancak böyle tanıyabilirsin belki de onu...

her vazo bir gün kırılıyor değil mi?

devamını gör...

james graham ballard

1930/ 2009 yılları arasında yaşayan ve çin halk cumhuriyeti'nde dünyaya gelen ingiliz asıllı yazar olarak bilinir; eserlerinin bazılarının sinemaya da uyarlandığı bilinmekte iken kendisi ise 78 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

merhaba amerika
kristal dünya
kadınların şefkati
beton ada
milenyum insanları


ben orada kendimi arıyordum fakat onun yaşamında bir rolümün olmadığı gayet açıktı.
devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

anılarım artık suda.

şule gürbüz
ağrıyınca kar yağıyor
devamını gör...

düşün ki annen bunu okuyor

sensiz geçirdiğimiz ilk bayramdı, sen yoksun, anneannem yok, babaannem yok, dedelerim yok. keşke ben de olmasam.

yokluğunuzu en derinden hissettiğim bu günde canıma okunmuş gibi hissettim,
insan en sevdiğini toprağa koymadan hayatı anlayamazmış aslında, anneannemi kaybettiğimizde senin ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyorum ve senin böyle bir acı çekmiş olman daha da acı veriyor, seni anlamak için seni kaybetmek mi zorundaydım?

sana geleceğim, o mezarlığın kapısından içeri adım attığım an, sanki birisi başımdan bir kova kızgın yağ dökmüş gibi hissediyorum.

sana geleceğim ama seni orada bırakıp geri dönmek zor olacak,
ne kolay ki?
devamını gör...

what is that

" hayat her şeyin tersini görebilecek kadar uzundur... "

constantin pilavios tarafından yönetilen 2007 yapımlı yunanistan çıkışlı kısa film; bu bir baba, oğul ve serçenin hikâyesi bu, olaylar ise what is that? sorusu üzerine şekil alıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

evlerinin bahçesinde oturmakta ve güneşlenmekte olan bir baba ile oğlu sanki yıllar önceki bir anıyı yeniden yaşıyorlar, bu sefer taraflar değişmiş, baba soru soruyor, oğlu cevap vermek durumunda kalıyor, tıpkı yıllar önce, çocukluğunda, onun sorduğu ve babasının cevapladığı gibi...

derken yanlarındaki bitkilere, çiçeklere bir serçe konuyor, babasının sorduğu tek bir soru var; what is that? (bu nedir?)

oğlu defalarca onun bir serçe olduğunu söylüyor, gazete okurken konsantrasyonu bir serçe yüzünden bölünmüş, babasının hep aynı soruyu sormasından dolayı öfke duyduğu belli oluyor ve babasına bağırıyor.

babası ise kırılmış bir biçimde eve gidip günlüğünü getiriyor, açtığı sayfayı oğlunun sesli olarak okumasını istiyor, okuyor...

" oğlum bana bugün bir serçeyi sordu,
21 kez serçe olduğunu söyledim...
her cevapta oğluma sarıldım...
"

satırlar sonrasında duygusal anlar yaşanıyor ve filmimizin sonlarına doğru geliyoruz.

iyi ebeveyn olmanın önemini ve iyi evlat olmanın gerekliliğini vurgulayan, hatırlatan, etkileyen bir kısa filmdi.

görsel açıdan beğendiğim bir kısa film oldu,
babanın duygusal oyunculuğu da bence etkileyiciydi.

ana fikir ise benim için şöyleydi;

hayatlarımız her şeyin tersini görebilecek kadar uzundur, sen çocukken anne babana sorular sorar, büyüdüğünde ise onlar alzheimer olurlar ve bu kez de onlar sana soru sorarlar, sen bıkarsın belki cevap vermekten ama onlar sana çocukken özenle bakmış, büyütmüş, bir gün of dememişlerdir.

anne babamızın kıymetini bilmek zorundayız.

bir gün hayattan gittiklerinde feleğimiz şaşar ve bayramlar dahi onlar olmadan gelip geçer, ölüm artık onlara hediye almamızı imkansızlıştıracak kadar acımasız davranmıştır, davranabilir, bu yüzden anne ve babanızın kıymetini yaşarken bilmelisiniz.

ne toprak aldığını geri verir, ne de zamanı geri alabilirsin.

keşke hayatta olaydı da sırtımda taşıyaydım dersiniz.

dünyanın en zengin insanı elon musk değildir, annesi, babası, eşi, çocukları, sevdikleri hayatta olanlardır benim için.
çünkü paha biçilemez bir zenginliktir ailenin, sevdiklerinin hayatta olması...


dünya acımasız bir yerdir,
what is that?

izlemek için
devamını gör...

paramparça (kısa film)

senaryosu cansu çufalı tarafından yazılmış ve yağız buğra özcan tarafından yönetilmiş kısa film; cansu çufalı, yağız buğra özcan, kazım kavukçuoğlu rol almış iken film ise 2011 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir mutlu aile tablosunun nasıl da paramparça olabileceğini konu edinir iken, sevdiğin bir insanı kaybettikten sonra eskisi gibi olabilmenin mümkün olup olmayacağını da sorgulatıyor.

evli bir çiftin çocuk sahibi olacaklarını öğrenmeleri ile filmimiz başlıyor, bu durum bana çok eski bir soruyu hatırlatıyor;
birini kazanmanın verdiği mutluluk mu daha büyüktür yoksa onu kaybetmenin verdiği acı mı daha büyük?

mutluluğu belki tarif edebilirsin ama hissettiğin acıyı betimleyemezsin, anlatamazsın, sen bana acının resmini yapabilir misin abidin?

daha sonra aradan 5 yıl geçiyor ve çiftin çocukları da büyümüş, bir gün hayatlarının en acı, en korkunç gününü yaşıyorlar, bir daha hiçbiri eskisi gibi olamıyor, anne aklını yitiriyor, babanın gözlerinde ışık kalmamış,
paramparçalar şimdi.

benim için duygusal sayılabilecek bir kısa filmdi, görsel açıdan zayıf olsa da değindiği konu açısından izlemeye değer bir kısa film oldu.

düşündürdüğü en büyük soru şuydu;

en sevdiğin, sevdiğin bir insanı yitirdikten sonra tekrar onunla olduğun zamanlardaki gibi gülebilir misin, onun derdini bin devâya değişmez misin, o acıyla, o özlemle nasıl yaşarsın, nasıl yıkılmazsın?

kalbine gömdüklerinin mezarı da olmuyor değil mi...


devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim