1.
kum kitabı
"yaşam herkese her şeyi verir
ama çoğu bunu bilmez."
sf/ 108
1899/ 1986 yılları arasında yaşayan arjantinli yazar, şair ve büyük edebiyatçı jorge luis borges imzalı 143 sayfalık eser; öykü türünde yer alan ve özgün adı el libro de arena olan eserin 1975 yılında yayınlandığı bilinmektedir.
kitabımızın oldukça kapsamlı olan ön sözü james woodall tarafından kaleme alınmış ve kitap dilimize ise yıldız ersoy canpolat tarafından çevrilmiştir.
açıkçası ön sözü bile son zamanlarda okuduğum en etkili metinlerdendi, bir insanın iç dünyasını ve vâroluşunu bu kadar iyi görebilmiş olmak pek kolay bir iş değildir çünkü, ön sözümüz dahi bir alkışı hak ediyor.
şimdi ise kitaba geçelim;
öteki adlı ilk öyküde büyüleyici gerçekçilik akımının izleri görülüyor, gerçek miydi yoksa rüya mı, eski bir anı mı, bu tam olarak neydi? sorusuyla baş başa bırakıyor borges bizi, öyküden biraz bahsetmek gerekirse; 1969 yılında yaşanmış ve 1972 yılında kaleme dökülmüş bir anı olarak karşımıza çıkıyor, borges dışarda otururken yanına birisi gelip oturuyor ve adının jorge luis borges olduğunu söylüyor, o kişi bence öteki benliğiydi yazarın, hem bir yabancı, hem de çok iyi tanıdığı...
benim için etkileyici bir öyküydü,
rüya ve gerçeklik üzerine düşündüren bir yapıdaydı bence biraz da.
ulrike adlı ikinci öyküde ise aşk, ölüm, duygusal bağ, ilişkiler üzerine düşündürüyor borges, bazı cümleleri son derece etkileyiciydi, javier otarola adlı kişinin ulrike adlı genç kızla olan duygusal bağı yansıtılıyor, sadece bir ya da iki kez gördüğün kişinin insanda bıraktığı kalıcı iz üzerine düşündürüyor,
etkileyici bir öykü oldu benim için.
kongre ve there are more things öykülerini biraz karmaşık buldum, açıkçası fazla etkileyici bulmadığım öykülerdi.
armağanlar gecesi öyküsü ise benim için bazı açılardan düşündürücüydü, bilmek ve bilmemek, anımsamak ve siliniş, aşk ve ölüm gibi kavramlar üzerine düşündüren bir öyküydü.
şimdi ise kitaba adını veren son öykü kum kitabı hakkında konuşalım;
kum gibi, ne başı ne sonu olmayan, yok olmayan, sonsuz bir kitap düşünelim...
kitaptaki bütün öykülerin alâmetifarikası belki de budur, ne başı ne sonu belli değil gibi, sanki bir rüyayı hissettirmek istemiş gibi, büyülü gerçekçilik akımının izlerini taşıdığını düşündüğüm bir kitap oldu kesinlikle benim için.
favori öykülerim, öteki, ulrike ve kum kitabı öyküleri oldu.
borges, hayal ve hakikât, zaman ve sonsuzluk, yaşam ve ölüm, aşk ve kopuş, gerçeklik ve algı, ütopya ve mekân üzerine düşündürüyor bizleri sıklıkla, kum gibi başı ve sonu belli olmayan duygulara, anlara itiyor bizi.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

gerçekte, uykudan uyanıp da kendi kendisiyle karşılaşmayan insan yoktur.
ölümü sabırsızlıkla bekleyerek ama hiç sızlanmadan öldü.
bütün bunlar bir mucize, diyebildi sonunda; ve mucizeler insana korku verir.
doğaüstü olan bir şey iki kez yinelenirse korkunçluğunu yitirir, diye yanıt verdim ona.
birbirimize sarılmadan ayrıldık.
eğer birinin bir şeyi varsa
o şey yitip gidebilir.
beni sevip sevmediği gibi bir soru sorma yanılgısına düşmedim.
buralarda insanlar, ölmek üzere olan bir kişinin geleceği gördüğüne inanırlar,
ben de ölmek üzereyim, dedi ulrike.
zaman kum gibi akıyordu.
yüzlerce yıllık karanlıkta aşk akıp gitti ve ben ilk ve son kez ulrike'nin görüntüsüne sahip oldum.
pek önemli değil ama yakında öleceğimi duyumsuyorum.
insan ölülerle konuşurken onların ölü olduğunu unutuyor.
evreni gerçekten görebilmiş olsaydık belki onu anlardık.
bu şarkının sonsuza dek uzamasını ve benim yaşamım olmasını isterdim.
yaşam herkese her şeyi verir ama çoğu bunu bilmez.
bir daha görmeyeceğim bu sert ve solgun yüzü hiç unutamayacağım.
ama çoğu bunu bilmez."
sf/ 108
1899/ 1986 yılları arasında yaşayan arjantinli yazar, şair ve büyük edebiyatçı jorge luis borges imzalı 143 sayfalık eser; öykü türünde yer alan ve özgün adı el libro de arena olan eserin 1975 yılında yayınlandığı bilinmektedir.
kitabımızın oldukça kapsamlı olan ön sözü james woodall tarafından kaleme alınmış ve kitap dilimize ise yıldız ersoy canpolat tarafından çevrilmiştir.
açıkçası ön sözü bile son zamanlarda okuduğum en etkili metinlerdendi, bir insanın iç dünyasını ve vâroluşunu bu kadar iyi görebilmiş olmak pek kolay bir iş değildir çünkü, ön sözümüz dahi bir alkışı hak ediyor.
şimdi ise kitaba geçelim;
öteki adlı ilk öyküde büyüleyici gerçekçilik akımının izleri görülüyor, gerçek miydi yoksa rüya mı, eski bir anı mı, bu tam olarak neydi? sorusuyla baş başa bırakıyor borges bizi, öyküden biraz bahsetmek gerekirse; 1969 yılında yaşanmış ve 1972 yılında kaleme dökülmüş bir anı olarak karşımıza çıkıyor, borges dışarda otururken yanına birisi gelip oturuyor ve adının jorge luis borges olduğunu söylüyor, o kişi bence öteki benliğiydi yazarın, hem bir yabancı, hem de çok iyi tanıdığı...
benim için etkileyici bir öyküydü,
rüya ve gerçeklik üzerine düşündüren bir yapıdaydı bence biraz da.
ulrike adlı ikinci öyküde ise aşk, ölüm, duygusal bağ, ilişkiler üzerine düşündürüyor borges, bazı cümleleri son derece etkileyiciydi, javier otarola adlı kişinin ulrike adlı genç kızla olan duygusal bağı yansıtılıyor, sadece bir ya da iki kez gördüğün kişinin insanda bıraktığı kalıcı iz üzerine düşündürüyor,
etkileyici bir öykü oldu benim için.
kongre ve there are more things öykülerini biraz karmaşık buldum, açıkçası fazla etkileyici bulmadığım öykülerdi.
armağanlar gecesi öyküsü ise benim için bazı açılardan düşündürücüydü, bilmek ve bilmemek, anımsamak ve siliniş, aşk ve ölüm gibi kavramlar üzerine düşündüren bir öyküydü.
şimdi ise kitaba adını veren son öykü kum kitabı hakkında konuşalım;
kum gibi, ne başı ne sonu olmayan, yok olmayan, sonsuz bir kitap düşünelim...
kitaptaki bütün öykülerin alâmetifarikası belki de budur, ne başı ne sonu belli değil gibi, sanki bir rüyayı hissettirmek istemiş gibi, büyülü gerçekçilik akımının izlerini taşıdığını düşündüğüm bir kitap oldu kesinlikle benim için.
favori öykülerim, öteki, ulrike ve kum kitabı öyküleri oldu.
borges, hayal ve hakikât, zaman ve sonsuzluk, yaşam ve ölüm, aşk ve kopuş, gerçeklik ve algı, ütopya ve mekân üzerine düşündürüyor bizleri sıklıkla, kum gibi başı ve sonu belli olmayan duygulara, anlara itiyor bizi.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

gerçekte, uykudan uyanıp da kendi kendisiyle karşılaşmayan insan yoktur.
ölümü sabırsızlıkla bekleyerek ama hiç sızlanmadan öldü.
bütün bunlar bir mucize, diyebildi sonunda; ve mucizeler insana korku verir.
doğaüstü olan bir şey iki kez yinelenirse korkunçluğunu yitirir, diye yanıt verdim ona.
birbirimize sarılmadan ayrıldık.
eğer birinin bir şeyi varsa
o şey yitip gidebilir.
beni sevip sevmediği gibi bir soru sorma yanılgısına düşmedim.
buralarda insanlar, ölmek üzere olan bir kişinin geleceği gördüğüne inanırlar,
ben de ölmek üzereyim, dedi ulrike.
zaman kum gibi akıyordu.
yüzlerce yıllık karanlıkta aşk akıp gitti ve ben ilk ve son kez ulrike'nin görüntüsüne sahip oldum.
pek önemli değil ama yakında öleceğimi duyumsuyorum.
insan ölülerle konuşurken onların ölü olduğunu unutuyor.
evreni gerçekten görebilmiş olsaydık belki onu anlardık.
bu şarkının sonsuza dek uzamasını ve benim yaşamım olmasını isterdim.
yaşam herkese her şeyi verir ama çoğu bunu bilmez.
bir daha görmeyeceğim bu sert ve solgun yüzü hiç unutamayacağım.
devamını gör...

















