son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 205740 tanım: 45448 başlık: 13986 apolet: 7 takipçi: 780
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

son tanımları


aforizmalar (dostoyevski)

" bence cehennem,
sevememekten doğan bir acıdır...
"

dünya edebiyatının en etkili isimlerinden fyodor mihayloviç dostoyevski imzalı 128 sayfalık eser; çevirmen bilgisi verilmemiş olan eserin türkçe baskısı ise 2020 yılında yapılmıştır.

hayatın içinden konuları, ilişkileri, mutluluğu, kederi, mutsuzluğu, sevgiyi, birinin ya da bir şeyin değerini ancak onu yitirirken anlıyor olmayı, toplumun yoksul insana bakış açısını, acı çekmeyi, bazı şeylerin her zaman eksik kalıyor oluşunu, birini en çok da ayrılırken tanıyor olmayı, anıları, kültürün ve coğrafyanın kişinin yaşamına etkisini ve daha birçok konuyu kendine özgü bir bakış açısıyla yansıtıyor fyodor mihayloviç dostoyevski.

keskin fark edişlerinin yanı sıra kişisel hayatını yansıtan aforizmaları da karşımıza çıkıyor ara sıra bâzı bâzı.

hayatın her zaman toz pembe olamayacağını hatırlatıyor olsa da insanın umudu oldukça bir şeylerin düzelebileceğini de düşündürüyor.

insanlar onu hayal kırıklığına uğrattığında edebiyata sığındığını da hatırlatıyor satır aralarında, kitapların ona iyi geldiğini hissettiriyor, hissetmenin ise onun için bir belâ olduğunu hissettiriyor bazı sözlerinde.


kişiyi sorgulamaya iten, düşündüren, bakış açısını değiştiren, etkileyici bir kitaptı.

kitaptan seçtiğim bazı sözleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


seni benden koparıyorlar. hayır, hayır!
seni değil, kalbimi koparıp götürüyorlar. nasıl iştir bu?
hem ağlıyor hem gidiyorsun.

bence cehennem, sevememekten doğan bir acıdır.


evet, her şey, insanın elindedir fakat insan, korkaklığı yüzünden çok şeyi kaybedebilir. gerçek bu.
insanların en çok neden korktuklarını bilmek isterdim. onları en çok korkutan şey, yeni bir adım atmak, yeni bir söz söylemek...

insanlığa hizmet yolunda büyük işler başarmayı düşlüyorum sık sık. gerçekten de insanların mutluluğu uğruna çarmıha gerilmeye bile giderim belki ama öte yandan bir insanla, aynı odada iki gün yalnız kalmaya dayanamam.


insan, bir şeyi elde etmek için çabalar.
onu elde edince de bir kenara atar.
gerçek değerini ise onu kaybedince anlar.

kalp, bir kez kırıldı mı hiç kimseye aldırmaz ve hiçbir şeyi umursamaz.
belki mutluluğun sonu ama huzurun başlangıcıdır bu.

insan, hayata iki anlam yükler:
biri ağlarken, diğeri gülerken ve tek bir kere kıymet bilir; o da elindekini kaybederken.

diyelim ki derin bir acım var; karşımdakinin, acımın ölçüsünü tam olarak öğrenmesi olanaksızdır, çünkü o hiçbir zaman benliğime gitmez. sadece bir başkası olarak kalır.


karı koca ya da iki sevgili arasında geçen olaylar üzerine asla kesin konuşmayın.
bu işlerde yalnızca ikisinin bildiği, dünyada başka hiç kimsenin bilmediği, haberinin olmadığı gizli bir nokta her zaman vardır.

erkek, ulaşamadığı kadını lanetler.
kadın, ulaşamadığı erkeğe “aşk” der.


anıların güzel olanları da kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir.

sen ne dersen de iki gözüm,
toplumun yoksul insana saygısı yoktur.


bir insanın, başka bir insanın kaderi üzerindeki etkisini bilebilir misiniz?

hayatta hep mutlu olursam
hayalini kuracak neyim kalır?


bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibârettir.

insanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.

insana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur..



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

istanbul / 2025

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanı

" hasta bir kimseyi muayene ederek belirtilerden hastalığın ne olduğunu bilme, tanıma işi " olarak tanımlanmakta iken aynı zamanda yiğit sarı tarafından senaryosu yazılan ve yönetilen kısa filmdir.

kısa bir süre önce yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde yağmur ılgım öztekin rol almış iken yardımcı rollerde ise; hızır gezer, binnaz & ramazan bademci, rasim karadeniz, havva feyza yıldırım, servet öztürk, mülayim yıldırım, ümit ersan kılınç ve batuhan karaca gibi isimler yer almıştır.

seda adlı genç bir aile hekiminin mesleğini yerine getirirken yaşadıkları ve gitmekle kalmak arasında yaşadığı ikilem konu ediniliyor.

güler yüzlü ve işine âşık olan genç doktor işine gelir, hastaları vardır, mahalle sâkinleri onu sever sayar, hastalarına karşı nâzik ve merhametlidir, kibar hastaları olduğu gibi, rapor vermediği için ona fiziksel şiddet uygulayan bir adam da vardır.

gördüğü şiddet karşısında hem fiziksel olarak yaralanan, hem de ruhu incinen genç doktor, gitmekle kalmak arasında kalır, herkes onu severken aralarından biri ona şiddet uyguladı diye ardına bile bakmadan gitmeli midir yoksa kalmalı mıdır?

filmin bana düşündürdüğü şey şu oldu;

birini canından bezdirirsen, onu kırarsan, üzersen, hayal kırıklığına uğratırsan, kuş olsan da onu tutamazsın, gider.

gitmese bile eskisi gibi olmasını sağlayamazsın...


devamını gör...

uzun yollara devam

sagopa kajmer şarkısı; sanatçının 2013 yılında yayınlamış olduğu kalp hastası adlı albümde yer almaktadır.
söz müziğin kendisine ait olduğu söylenmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



bakışlardır kâinatın sözlüğü
görüldü ortada kalmış hislerin

insanı ortadan tam ikiye böldüğü...
görüldü yıkılacak duvarların örüldüğü
duvarların
hiç yıkılmayacakmış gibi örüldüğü.

uzun yoldan geldim, uzun yola devam
uzun yollara devam...


devamını gör...

tatsuo hori

1904/ 1953 yılları arasında yaşayan japon yazar, şair ve çevirmen olarak bilinir; japon edebiyatı okuduğu bilinmekte iken rüzgar yükseliyor adlı eseriyle tanınmış, 48 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kitapları

rüzgar yükseliyor

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


mutluluk anıları kadar mutluluğu engelleyen bir şey yoktur.

görsel kaynak
devamını gör...

başlangıç (kısa film)

senaryosu ömer sevinç ile ozan yunus engin tarafından yazılan ve ömer sevinç tarafından yönetilen kısa film; 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ıvan ve mehmet adlı iki askerin rus ordusu tarafından rehin alınıp daha sonra ise esir kampından kaçtıktan sonraki hayatta kalma mücadelelerini, savaşın olmadığı bir hayatı yaşama isteklerini, hayata yeniden başlama çabalarını konu ediniyor.

ıvan ve mehmet aynı dili konuşmuyor olsalar da kader ortağı olmuş ve hayatlarının bir bölümünde bir araya gelmiş, savaştan kurtulmak için birbirlerinden başka çareleri olmayan iki dosttur.

birisi evlidir ve anlattığına göre bebeği daha küçüktür, sevdiklerini bırakmak zorunda kalmış ve ikisi de vatanı korumak için eğitilmiştir, ıssız bir ormanda yaşam mücadelesi verirler, hayatlarının baharında ve geride çocukları onları beklerken şimdi ölmek istemezler.

akşam olduğunda dertleştikleri görülür, aslında dertleşmek de denilemez buna, eğer ölürlerse içlerinde kalmasın diye ailelerinden söz ederler ağlayarak..

son bir kez olsun içini dökme isteği vardır yüreklerinde, şimdi ölmek istemezler, bir kalbi sarmadan...

derken birisinin yaralandığı görülür ve yakınlarda bir revir falan da yoktur, yeni bir başlangıç yapma ümidi ile yaşarken işler bekledikleri gibi gitmeyebilir...

benim için duygusal bir kısa filmdi, teoman'ın çoban yıldızı şarkısını ve klibini hatırlattı izlerken, ayrıca ben de o yüzden şarkıdan bazı sözler ekleyerek yazmak istedim bu tanımı.

zor günlerin iki yabancıyı dost kılmasını anlatan, savaşların insan ruhu üzerindeki etkilerini yansıtan, izlenesi bir kısa filmdi.


şimdi ölmek istemem
kalbine dokunmadan
hadi al götür beni,
hâlâ benimmişler gibi
evime, yurduma
taze meyve tatları yağmurlarında
çoban yıldızı
sen benle kal, la, la-la-la
çoban yıldızı
zamanın varsa, la, la-la-la
biraz daha...




devamını gör...

kuzuların sessizliği

" hafıza, ajan starling;
bir manzara yerine sahip olduğum tek şey..
"

senaryosu ted tally tarafından yazılan ve jonathan demme tarafından yönetilen 1991 çıkışlı psikolojik gerilim türünde yer alan amerikan filmi;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
thomas harris'in kitabından sinemaya uyarlanmıştır.

başrolde ise bugün doğum günü olan anthony hopkins, jodie foster yer alır iken ana kadroda ise; scott glenn, ted levine, anthony heald, brooke smith, diane baker gibi isimler yer almıştır.

bu filmi yıllar önce bir kez izlemiştim, bu ikinci izleyişim oldu ve açıkçası ikinci izleyişimde filmi daha sarsıcı buldum, film üzerine yazmak için sabırsızlanıyorum ve hadi filmimize geçelim;

eski bir psikiyatr olan ve insan ruhunun derinliklerini anlaması birkaç saniye süren hannibal lecter ile fbi bünyesinde çalışan genç ajan clarice starling arasında gelişen tuhaf ve büyüleyici dostluk, genç ajanın başka bir katilin elinden bir kadını kurtarmak için verdiği mücadele, hannibal lecter sayesinde gerçeklere ulaşması ve kişisel hayatındaki bazı durumlar konu ediniliyor.

clarice, bir gün âmiri jack crawford tarafından bir rapor yazılması için görevlendirilir, hannibal lecter ile hücresinde görüşecek ve onu yakından gözlemleyecektir.

hannibal lecter bir yamyam ve eski bir psikiyatristtir, müthiş bir gözlem gücü ve çözümleme yeteneği olan bu yamyamın değer verdiği tek kişi ise clarice starling olacaktır çünkü clarice ona kendi geçmişini, acılarını anlatmıştır, hannibal lecter duymak istediği için.

daha sonra buffalo bill cinayetleri süregelir, senatörün kızını kaçıran bu adamdan kızı kurtarmak zorundadırlar, kurtarmak için ihtiyaç duyulan bilgiler ise hannibal lecter sayesinde gün ışığına çıkarılacaktır..

clarice starling eğer o kızı kurtarabilirse kuzuların çığlıkları dinecektir.

şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

daha önce izlediğim için beni tümüyle şaşırtan bir film değildi ama bu çok iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmez elbette, yalnızca bu kez daha etkileyici buldum.

eski bir psikiyatrist ve yeni bir yamyam olan hannibal lecter'ın ruhundaki değişim bu sefer daha etkileyici geldi, genç ajanı tanıdıktan sonra geçirdiği dönüşüm üzerine düşünülesiydi.

genç ajan clarice starling'in çocukluğundaki acılar, travmalar, kuzularla olan anısı, mücadelesi onu daha güçlü biri haline getirmişti.

film beni en çok şu detay üzerine düşündürüyor;

herkese zarar veren bir canavar sana neden zarar vermez?

seni sevmeye başladığı için...


tıpkı hannibal lecter gibi...

bir insan sana ne zaman zarar vermez, sana inandığı, seni sevdiği zaman...
devamını gör...

son umut

senaryosu mustafa nebi filik tarafından yazılan ve tuğçe kayaarası tarafından yönetilen 19 dakikalık kısa film; bu sene yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
film bu sene yayınlanmış olsa da olaylar 2023 yılında geçmekte ve 6 şubat depreminde ailesini yitiren genç bir annenin son umudunu konu almaktadır.

genç kadının öğretmen eşi ve çocuğu depremde hayatını kaybeder, deprem olduğu zaman hâmiledir ve onu hayata bağlayan tek kişi ise doğmamış evlâdından başkası değildir.

genç kadın pansiyon işletmektedir ama işler hep böyle rast gitmeyecektir, işi kötüye gittiği için artık sadece ördüğü örgüleri satarak geçimini sağlayacaktır, kızı dünyaya gelmiş ve aradan yıllar geçmiştir.

kızı okullu olur, kendisinin tek ve son umudu odur, kalbindeki acılara dayanabilmesinin en büyük nedenidir, ondan başka kimsesi de yoktur.

kızının okullu olması ve annesini gururlandırmasıyla filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız.

benim için duygusal sayılabilecek bir kısa filmdi, konusu ve oyunculuklar çok üst düzeyde değildi belki ama düşündürmeyen hiçbir yanı da yok değildi.

yaşanılan kayıplara rağmen kişinin umudunu muhafaza etmesi gerektiğini hatırlatan bir kısa filmdi.

bana düşündürdüğü en büyük şey şu oldu;

bazen artık yaşamak istemezsin, kaybetmişsindir, daha ne kadar acı çekebilirim ki dersin ama sevdiğin bir insandan geriye kalan tek şey senin yaşama sebebin olur...

devamını gör...

turgay çumak

1989 doğumlu türk yazar; yazar olmasının yanı sıra farklı meslek dallarında da aktif rol almış ve kitaplarının çeşitli edebiyat ödülleri de aldığı bilinmektedir.

bazı kitapları

efendisizler korosu
şeytan, azrail ve gardiyan
düğmeler konuştuğunda
figüran körlüğü
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yüzüne tanımadığı bir gülümseme geldi, ömrü boyunca yüzünün tanımadığı bir gülümseme.
devamını gör...

rita ender

1984 doğumlu yazardır, aynı zamanda marmara üniversitesi hukuk fakültesi mezunu bir avukat olmakla birlikte, yayınlanan kitaplarının yanı sıra dergi ve gazetelerde de yazarlık yaptığı bilinmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

aile yadigarları
ismiyle yaşamak
bir avazda


insanın yeryüzündeki görevi hatırlamaktır, hatırlamayı hatırlamak, her şeyi zaman içinde bir kez olsun sonsuzlukta tadabilmek.

her şey yalnızca bir kez olur ama sonsuza kadar sürer.

devamını gör...

mutsuzluğa doyum

" bugün dündü,
dün ise geçmişten farklı değildi..
"

1942 doğumlu avusturyalı yazar peter handke imzalı eser; özgün adı wunschloses unglück olan eser 1972 yılında yayınlanmıştır.

yazarın annesi 1971 yılında yüksek dozda uyku hapı alarak intihar etmiş ve bu kitap da o trajedinin edebî yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

kitabımı zeynep sayın çevirisinden okudum ve çevirisi oldukça güzeldi.

bu intiharı kriminal düzeyde ele almıyor yazar, daha çok psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla ilgileniyor, annesiyle olan duygusal bağı, annesinin mutsuzluğu, annesinin ona anlatmış olduğu anılardan yola çıkarak üzerinde durulan düşünceler, annesinin tam olarak neden intiharı seçmiş olabileceğine dair merak, bu sonu anlama çabası, kitabın ana unsurları arasında yer alıyor denilebilir.

en sevilen insan olarak anne kişisini esas alırsak, en sevdiğin insanın intihar etmesinin ardından yaşanılan duygular bize yansıyor, intihar ettiği için kızgın, kırgın olmanın yanı sıra onu intihara sürükleyen nedenleri anlama çabası da göze çarpıyor.

yazarın annesi belki de mutsuzluğa doyduğu için intiharı seçmiştir, tıpkı yazarın da bu intihardan dolayı mutsuzluğa doyduğu ve kitabına da mutsuzluğa doyum adını verdiği gibi...

kitapta en çok dikkatimi çeken ve aklımdan çıkmayan şey şu oldu;

" annem oğlunu etkileyebilecek kelime dağarcığından yoksundu "sözü bence etkileyiciydi, yazarın annesinden bağımsız olarak söylenebilir ki, karşındaki insana o kelimeleri bulamadığın ve kendini anlatamadığın için intihar etme ihtimâli, kendini, acını anlatamadığın için ölümü göze alma durumu sarsıcıydı.

insan belki de anlatamamaktan, dinleyen olmamasından, içindeki acıyı hissettiremeyecek olmaktan intiharı seçiyor, bilinmez.. tıpkı yazarın annesinin de anlaşılmadığı için intiharı seçme ihtimâlinin olduğu gibi.

yazarın anlatımını ve bu ölüme bakış açısını yansıtma biçimini etkileyici bulduğum bir kitaptı.

kitaptan seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yine de özlüyorum böyle anla­rı, körelmişlikler tümüyle yittiğinde beyin aydınlanıyor çünkü. sayesinde kendimi yeniden iyi hissettiğim bir deh­şet duygusu bu: sonunda uzaklaşan can sıkıntısı, dirençsiz bir beden, yormayan uzaklıklar ve acı duymadan kayıp geçiveren zaman.

ve öyküsünü yazıyorum annemin.


kı­sa süren dilsizlik anları oluyordu ve onları dile getirme gereksinimi -yazma nedenlerim- oldum olası hep aynı kaldı.

elinden gülmek dışında bir şey gelmez­miş gibi durmaksızın gülüyor.


oysa başka biri yoktu artık: yaşam koşulları onu, se­vdiğinin yerine bir başkasının konulamayacağı, ona hep bağ­lı kalmayı gerektiren bir sevgi anlayışıyla eğitmişti.

insan kendini özgür hissediyordu ya;
ama özgür­lüğünü dışa vuramıyordu.

hiçbir şey etkileyemezdi artık onu.

hiçbir şey olmamıştı, artık bir şey olacağı da yoktu, bunun için kehanet bile gerekmiyordu.


vardı annem; yaşıyordu; hiç yaşamıyordu.
belirli biri üzerine yazılanlar kuşkusuz belirsizdir biraz, yine de yal­nızca annemin belki de tuhaf, bir kerelik bir öyküde bel­ki de bir kerelik oynadığı başrolü aşan genellemeler benim dışımda birini ilgilendirebilir, apansız son bulan değişken bir yaşam öyküsünün yalın bir yeniden anlatımı ise, aşırı bir beklenti olurdu.

bugün dündü, dün ise geçmişten farklı değildi.


eve varana dek ne bir dayanak, ne de beni ölüme önceden hazırlayan bir ön belirti bulabildim, sopsoğuk odada beni bekleyen ölümle hazırlıksız karşılaştım.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bağımlı şiir

" yaşama bağlanmak korkutmaz bizi;
çünkü uğruna ölünmeyi de içerir..
"

1954 doğumlu türk şair, yazar ve mimar olan ali cengizkan imzalı 60 sayfalık eser; şiir türünde yer almakta iken 1986 yılında yayınlanmıştır.

birkaç gün önce okuduğum çocuk ömrümüz adlı eserinden sonra kendisinden okuduğum son kitap bu oldu.

şiirsel anlamda çok kendine çeken bir şiir dünyası ve tarzı var bence şairin, kâğıt kesiği gibi acıtan, üzerine düşündüren, duygu yüklü, keskin bir şiir dünyası hüküm sürüyor.

bu kitabında ise bölünmüş ama aslında tek 1 şiir yer alıyor, birden fazla şiir sanıyorsunuz ama kitabın sonunda kitabın aslında tek 1 şiirden oluştuğu bilgisi veriliyor.

bağlılığı, şiire, hayata, insanlara, duygulara olan bağımlılığı yansıtan şiirler, dizelerdi benim için, insanın bazen kalbindekileri anlatmaya fırsat bulamaması ve kalbine gömerek yaşaması, her zaman sarih olmanın gerekliliği, ruhunun öldüğünü sanacak ya da duyumsayacak kadar acı çekmek, yaşama duyulan mecburiyet, bazı dizelerin ana temasıydı denilebilir.

severek okuduğum bir kitaptı.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

lüzumsuz savaş

murat dalkılıç şarkısı; sanatçının 2012 yılında yayınlamış olduğu bir güzellik yap albümünde yer alır iken söz müzik ise murat dalkılıç imzası taşımaktadır.

şarkıcıya vokâlde ise zeynep bastık eşlik etmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kendimize lüzumsuz bir savaş yarattık
hâliyle sağ salim çıkamadık
deli ruh hâli bazen iyi gelir
ama biz çok abarttık
yolumuzun üstündeki kötü yükleri
hep sırtımıza çıkardık

aldığımız hasarları
ziyansız saydık

zor gibi gelmedi, oyundu bize tabii
demlenmedi ki ruhumuzun feri
büyümeyecektik, itiraf et hadi

tek iyi olduğumuz sevişmeler de bitti
yok oldu tutku ve ten uyumu
sahte hikâyenin sahte hazin sonu...

ooo...

devamını gör...

yalnızlık üşür

" bu uzak şehirde
canım acımıyor çoktandır...
"

1973 doğumlu türk şair, yazar ve öğretmen arzu alır imzalı eser; şairin gerçek adının arzu demir olduğu bilinir iken, kitaplarını ise farklı bir soyad ile yayınlamıştır.

79 sayfadan oluşan eser şiir türünde yer almakta iken 2007 yılında yayınlanmıştır.

asıl suret ve bahçedekiler kitabından sonra kendisinden okuduğum son kitap bu oldu, şâyet iki kitap arasında bir seçim yapmam gerekseydi kesinlikle bu kitabı seçerdim, son zamanlarda okuduğum en iyi şiir kitaplarından biriydi.

yalnızlığı, yitirmişlik hissini, âidiyetsizlik hissiyle olan mücadeleyi, kırgınlığı, zamanlar arasında debeleniyor olmayı, hatırlama çabasını, prangalar eskittiren hasreti, ara sıra hissizleşmeyi, uzaklığı derinden hissettiren şiirlerdi.

bir yürekte sana yer olmadığını görmeyi, bütün aşklardan geriye bazen sadece bir sızının kalıyor olduğunu, fırtınalara göğüs germe mücadelesini, silikleşen anıları hatırlamaya çalışmayı, her şeye rağmen bıraktığın ize güveniyor olmayı, kederi esas alan şiirlerdi benim için.

en can alıcı bulduğum dizesi
"unutmak gerekirmiş
ya da çekip gitmek
yaşamak için
" dizesi oldu, düşündüren ve etkileyen bir mısrâydı.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum, gitmeliyim, gitmezsem yalnızlık üşür...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ölesiye korkuyorum kaybolmaktan.

gölge istemem güneş çarpmaz beni ağlamam da, alışkanlık böyle şey
yalnız yutkunmak sızlatır
yüreğime inen yollardan.

kaybetmek öldürmüyor
tutunmadığım yürekten.

gözlerine bakmam gerek
kırılmam sanırdım sözden, eziyetten sevmişim
direncimin inceldiği yerden.

sarındığım yorganadır öfkem.

özlem hapsedilmiş bayramdır.


kimdir şimdi giden?

kasırgalarla boğuşuyorum
acının belleği derin.


sars beni
benlik denen
usta bir katilin içinde
yeter debelendiğim
çığlığım kanıyor
her sabah ben kimim diye uyanırken.

yağmur kokusunda kurumuş yaprak geçmişle buluşma mevsimidir.


bu uzak şehirde
canım acımıyor çoktandır.

ayrıntılarda yitirdiğim
berraklığı arıyorum.

silinmem binyıllar alır.

kabullenmek ölgün yüzünü,
öyle zor.

bu akşam
öyle hatırlamak istedim bizi..


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

flannery o' connor

asıl adı mary flannery o'connor olan amerikalı yazar olarak bilinir; 1925/ 1964 yılları arasında yaşamış ve lupus hastalığının ilerlemesi sonucu 39 yaşında hayatını kaybetmiştir.

dilimize çevrilmiş kitapları da bulunmaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

iyi insan bulmak zor
her çıkışın bir inişi vardır
zorbaların elinde
bilge kan


geçmiş ile gelecek onun için aynı şeydi,
biri unutulmuştu, diğeri de hatırlanmıyordu.

iyi insan bulmak zor
devamını gör...

yankı (kısa film)

senaryosu fatih tombak, aiym myrzabekova ve melih çelikkaya tarafından yazılan, fatih tombak tarafından yönetilen kısa film; kısa bir zaman önce yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sevdiği bir insanı kaybeden bir gencin yaşadıkları, isyan edişi, sesinin yankısında yitip gidişi ve mezarlıkta geçirdiği dönüşüm konu ediniliyor.

yirmili yaşlarını sürdürmekte olduğu görülen genç kendini mezarlıkta sigara içerken buluyor, derin bir acının içinde ve isyanın eşiğinde olduğu görülüyor.

sevdiği birini ölüme teslim edince tanrıyla arası açılmış ve tanrıya kırgın, kızgın, öfkeli, bu ölümün zamansız gerçekleşmesine isyan ediyor, ettiği duaların hiçbir işe yaramadığını ve onu ölmekten koruyamadığını düşünüyor.

sonrasında ise insan kılığına girmiş olduğu bilgisi verilen şeytan ile mücadele ediyor, şeytan onu alt etmeye, aklını çelmeye çalışıyor, hangisinin kazanacağını ise ilerleyen sahnelerde görüyoruz.

ölüm üzerine değil de birinin ölümünü kabulleniş üzerine düşündüren bir kısa filmdi, eğer birini kazandığımızda, onu tanıdığımızda, onunla mutlu olduğumuz zamanlarda isyan etmiyorsak onu kaybettiğimizde de isyan etmemeliydik belki de, neden verdin demiyorsak, neden aldın da demeye hakkımız yoktu, kim bilir?

konu açısından fazla derinlikleri olan bir kısa film değilse de, hiç düşündürmeyen bir film de değildi benim açımdan.

bazen yitirirsin, en beklemediğin anda yitirirsin hem de, avaz avaz bağırsan da sesinin yankısını sen duyarsın,
çığlığının yankısına bir cevap ararsın, bulamazsın, adı yalnızlık, adı çaresizlik, adı ölüm, adı kimsesizlik olur, isyan, çığlık olur.

göğsünü ikiye bölen hissin adını sen koy..

devamını gör...

grace paley

tam adı grace goodside olan amerikalı yazar, şair, öğretmen ve aktivist kimlikleriyle bilinir; 1922/ 2007 yılları arasında yaşamış ve 84 yaşında hayatını kaybetmiştir.

paley soyadını ise evlendikten sonra almıştır.

türkçe'ye çevrilen kitapları da bulunmaktadır.

bazı kitapları

ölü dilde bir hayalperest
insana hiç rahat yok kendinden

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


sa­na ruhumu emanet ediyorum..
devamını gör...

nasıl alıştın sorusu

birkaç gün sonra iki buçuk ay olacak annem bu dünyadan gideli, hayatı son bulan aslında hangimizdik emin değilim, bir morg kapısı önünde bana en sevdiğim insanı beklettiren bu hayat artık yaşanmaya değer mi, ona da emin değilim.

alışıyor muyum yoksa geberiyor muyum bilmem.

çaresizliğin ne demek olduğunu,
gideni ya da gitmek isteyeni durduramadığında, geri getiremeyeceğini anladığında anlıyorsun sadece.

her kopuşun ilk zamanları zordur, kıyametin ortasında kalmak gibi gelir, boş bir mezar bulsan içine uzanmak istersin, artık gitmiş olduğu gerçeğiyle yaşamak zordur.

alışırsın veya alışamazsın,
ne fark eder?
devamını gör...

çocuk ömrümüz

" seni anlıyorum,
duvarın çöküşünü durduramayışını da..
"

1954 doğumlu türk şair, yazar ve mimar ali cengizkan imzalı eser; şiir türünde yer almakta iken 1982 yılında yayınlanmıştır.

şairin adını duymuş olsam da kitaplarıyla merhaba'laşmamıştım, dolayısıyla kendisinden okuduğum ilk kitap bu oldu, daha önce okumamış olmak da benim ayıbım olsun.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

çocuk ömrümüz kavramıyla örtüşen şiirlerdi sıklıkla, çocukluğun ne zaman bittiğini anlamadığımız gibi ömrümüzün de ne zaman bu safhasına geldiğimizi bilemeyiz, sanki ömrünün de çocukluğun bitişi gibi bir anda bu raddeye geldiğine şaşıran bir bakış açısıyla yazıyor bana kalırsa bu kitabındaki şiirlerinde şair.

aşka, aşkın yitimine, ölümün özgürlükle ilgisine, sonları, kendini anlatmanın imkânsızlığını, hâlâ bir umut bekliyor olmayı, anılarla yaşamayı yansıtan şiirlerdi benim için.

hayatı farklı bir yerden yakalayan, bazı imgelerin düşündürücü olduğu, tesirli, keskin şiirler olduğunu kendi adıma söylemem mümkün olacaktır.

şiirlerde en düşündürücü bulduğum dize ise; "gül yapıyorlar eski anılardan " dizesi oldu, anıları durup durup koklar gibi hatırladığını ve anıların da dikenlerinin olabileceğini düşündüren bir yapıdaydı.

şairin iç dünyasını yansıtma biçimi oldukça iyiydi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

suskun (kısa film)

senaryosu özgün sarı tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; veli sakallı adlı oyuncu rol almış ve 2017 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
suskunlaşmaya başlayan ve git gide iç dünyasına kapanan bir gencin toplumdaki yerini ve aidiyetsizlik hissi ile mücadelesini konu ediniyor.

genç adam elinde bond çanta ile geziyor, belki de çantasından başka bir şeyi olmadığı içindir, öyle suskun ki kendi sesini unutacak kadar susuyor, sanki bir arayış içerisinde gibi olduğunu düşündürüyor.

sanki suskunluğunu yırtacak bir insanın izini sürer gibi yaşıyor, anlaşılamadığı için suskun olmaya karar verdiğini düşünmek mümkün, anlaşılamadığını düşündüğü için susmuyorsa da kırgınlıktan dolayı suskun kalmayı tercih ettiği de düşünülebilir.

bazen sahile iniyor, denizi seyrediyor, sıklıkla insanların arasından geçip gidiyor, varlığı da yokluğu da fark edilmeyen bir hayalet gibi...

insanı suskunluğa iten nedenler üzerine düşündüren bir kısa filmdi, duygusal bir yanı da vardı, ölene kadar susacağını düşündürmesi gibi.

bana düşündürdüğü şeyler ise şunlar oldu;

insan kırıldığında ya da önemsenmediğinde suskunlaşabilir, bazen kelimeler de önemini yitirir, özellikle de karşında bir duvar varsa, konuşmak kâr etmeyecektir.

bazen ararız, ölene kadar konuşmak isteyeceğimiz bir insanı, yansıman gibi gördüğün o insanı, ölene kadar ararsın, belki de ölene kadar bulamazsın, şansın yâver giderse sen sustuğunda bile seni anlayacak olanı karşına çıkarır hayat.

onda kendi yansımanı görürsen anlatırsın, göremezsen de suskunlaşırsın...


devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim