son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 206088 tanım: 45266 başlık: 14006 apolet: 7 takipçi: 780
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

son tanımları


gülizar (kısa film)

yahya ozan çalışkan tarafından yönetilen kısa film ve aynı zamanda bir belgesel; 2018 yapımlı olan film birincilik ödülü de almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir cüce olan gülizar'ın yaşamını ve hayatta kalma mücadelesini, "farklı" olanın toplumdaki karşılığını, tek başına hayatta vâr olma çabasını konu ediniyor.

gülizar anne ve baba sevgisi nedir bilmemiş, akrabaları tarafından büyütülmüş ve onlar da dünyadan bir bir göçüp gitmişler.

inci boncuk, tesbih, örtü ve eşya satarak geçimini sağlıyor gülizar, fiziksel görünümü farklı olduğu için hayatla mücadelesi hep daha çetin, daha zor olmuş,
arkadaşları önemli mevkilere gelirken kendisi hayallerine veda etmek zorunda kalmış.

onunla evlenmek isteyenler olmuş, yakınları onaylamamış, evlenmemiş onlar istemediği için, hep kendi hayatından ferâgat etmiş, hep başkaları için yaşamış, öyle yaşamak zorunda kalmış, belki de dış görünüşü sesini yükseltmesine izin vermemiştir...

küçük bir köşede eşya satarak, kimseye el açmadan yaşamanın derdinde sadece,
çocukluğunda az sevilmiş olmanın kırgınlığı hiç geçmemiş gibi duruyor gözlerinden.

acaba evlenseydim, çocuklarım olsaydı nasıl olurdu diye düşünüyor filmin sonlarına doğru, başkaları için yaşamış olmanın bedelini yalnızlıkla ve pişmanlıklarıyla ödüyor gülizar...

komşuları ve ziyaretçileri, yöre halkı tarafından seviliyor olsa da kendi hayatını istediği şekilde yaşayamamış olmanın pişmanlığı geçmiyor olmalı..

her şeye rağmen gülümseyen, hayatla mücadelesi devam eden, kırgın bir insanın yaşamının bizlere trajik bir biçimde yansıdığı, izlenesi bir kısa film, belgeseldi.

vâr ol gülizar...


devamını gör...

kibrit çöpleri

" bazı insanlar öyledir,
istedikleri için ölürler.
"

1955 doğumlu türk şair ve yazar murathan mungan imzalı 108 sayfalık eser; öykü türünde yer almakta iken 2011 yılında metis yayınları tarafından yayınlanmıştır.

murathan mungan mâlumumuz büyük bir sanatçı, şair, yazar, şarkı sözü yazarı, on parmağında on marifet ender insanlardan, onun sanatsal açıdan en çok hangi yönünü seviyorum bilmem, yazdığı şarkı sözlerinin, şiirlerinin, kitaplarının, hepsinin yeri ayrıdır, seç beğen al.

bu kitabında ise yine yapmıştır yapacağını,
neşterden farksız olduğunu düşündüğüm ruhunu yine gözler önüne sermiştir.

kitabımızda çok fazla öykü var, sayıca fazla ama birkaç istisna hâricinde neredeyse hepsi 1'er sayfadan oluşuyor.

hayatın kibrit çöpleri gibi bir anda parlayıp sönen anlarını kendine özgü bir lisan ile yansıtmaktadır her öyküsünde,
olaydan ziyâde durumlar ön planda gibidir,
zaten durum dediğimiz şey de olaylardan geriye kalanlar değil midir?

bazı öykülerde karakterin ismi verilmiş iken bazılarında ise isim bile yok, isim vermemesinin nedeninin şu olduğunu düşünüyorum, o hepimiz olabiliriz, ben, sen, o, biz, siz, onlar, onda kendini bulasın diye isim vermedim, der gibidir.

ters köşe eden, şaşırtan, güldüren, mıh gibi çakılan, şimşek gibi çakan, sürükleyici öykülerdi benim için, kimisinde aldatılmış bir kadın, kimisinde kendi isteğiyle ölebilen bir insan, kimisinde intihar eden bir kadın, kimisinde ise hayat kurtaran bir doktor, kimi öyküde ise yıllar sonra bir araya gelen iki arkadaş, satır aralarından gülümsüyor bize.

kibrit çöpleri'nin alevi niteliğinde, gündelik hayatın üzerinde durulmayan ama iz bırakan, farkına geç varılan anlarından kesitler tadında öykülerdi.

okurken seçtiğim bazı sözleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



göze az görünenler, hızla çabuk kaybedilirler.

bunu onunla konuşmanın hiçbir olanağı yoktu artık; yaşıyor ya da ölmüş olmakla ilgili bir şey değildi. bazı şeyleri bazı insanlarla konuşmanın hiçbir olanağının kalmadığı durumlar vardır. bu da onlardan biriydi. ölümün güçlendirdiğine karşı, bir tür merhametle susarsınız.

bazı insanlar öyledir, istedikleri için ölürler.

onca şeyi unutuyordu insan, bazı şeyler hep dün olarak duruyordu insanın içinde.

dünyada en zor şeylerden biri, iyilikle baş etmektir.

öldüğünü duyduğumda çok üzüldüm. ummadığım kadar çok...

hiçliğe inanmak istiyorum, hiçliğin varlığına. benim için cennet o. artık hiçbir şeyin olmaması. hikâyesizlik.

şimdi zamana katlanmayı öğreniyoruz, dedi. “bak, bu eskiden bilmediğimiz bir şeydi.”

birçok erkek, günün birinde annesinin elbisesini birkaç dakikalığına da olsa giymek ister.

dünyanın bütün sıkıcılığında her şeyin çok eski, çok arkaik, çok zor ve çok kolay olması gerçeği vardı.

hayat bazen istemediğimiz kadar büyütürdü bizi.

onları birlikte gördüğüm an her şey bitmişti..

devamını gör...

antika (kısa film)

senaryosu eren mete tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; meltem bozatlı, güldeniz eryiğit mete gibi isimler rol almış ve 2025 yılının son günlerinde yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir antika pazarını keşfe çıkan genç bir kadının satın aldığı fincanı kullanmaya başladıktan sonra hayatında meydana gelen değişimi konu ediniyor.

genç kadın oldukça mutlu bir şekilde eski eşyaları, yıllanmış kitapları, zamana kafa tutan eşyaları inceleyerek geziyor, nostalji duygusunu diri tutmak adına keşfe çıktığı da düşünülebilir gibi duruyor.

derken bir kahve fincanında karar kılıyor, onu satın aldıktan sonra evine döndüğü görülüyor, kahvesini demliyor ve başına geleceklerden habersiz kahvesini antika pazarından aldığı fincanına dolduruyor.

ilk yudumu almasıyla neye uğradığını şaşırıyor ve onu korkunç bir sürpriz bekliyor.

son derece sıradan bir kısa filmdi ama düşündürdüğü şeylerden dolayı üzerine yazmaya değer gibi durdu.

filmin ana fikri bence şuydu;

ikinci el bir şeyi satın alabilirsin ama ilk sahibi sen olmadığın için ondan pek hayır görmeyebilirsin, verim alamayabilirsin.

eşya açısından bakılabileceği gibi insanlar veya ilişkiler üzerinden de ele alınabilir,
uzun zamandır tanıdığın insan senin için değerli iken, yeni tanıdığın biri sende çok iz bırakmamış ya da bırakamayacak olabilir.

hiçbiri ilk aşkın kadar mutlu etmeyebilir,
eski olanın yerini hiç kimse tutmuyor olabilir, senin ruhunu en iyi bilen kişinin yerini kimse tutmaz.


bana düşündürdüğü en önemli şey buydu.

eski olan her daim daha değerlidir,
unutulmuş olsa bile..

devamını gör...

menajerimi ara

senaryosu birden fazla isim tarafından kaleme alınmış ve ali bilgin, deniz çelebi dikilitaş tarafından yönetilen türk dizisi; 2020/ 2021 yılları arasında yayınlanmış ve 1 sezon sürmüştür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde ise; barış falay, ahsen eroğlu, canan ergüder, fatih artman, deniz can aktaş, ayşenil şamlıoğlu gibi oyuncular yer almaktadır.

yıllar sonra babasının peşine düşen ve para puldan ziyâde bir cevap arayan dicle karakterinin babasını bulma mücadelesinin yanı sıra, adım attığı ajanstaki yaşadıkları da konu edinilir.

babası yeniden evlenmiş ve başka bir hayat kurmuştur, ego adlı yetenek ajansında görev almaktadır, birkaç menajer daha vardır çalışan.

dicle'nin para için onu bulduğunu sandığı için kızın gururunu kırar ve onu hayatında istemez, dicle onun için bir vicdan azabı kaynağıdır belki de, pişmanlıktır, ona baktıkça eski hayatını hatırlıyor bile olabilir.

dicle'nin aşık olmasıyla, ajansa gelen gerçek ünlülerin ve menajerlerin türlü entrikalarıyla dizi devam eder, diziye her bölümde farklı bir ünlü konuk olmaktadır, ünlülerin gelmesiyle dizi daha da ilgi çekici bir hâl almaktadır.

bütün bölümlere vâkıf olmasam da karakterleri ve ana hatlarını bildiğim bir diziydi.

genç bir kızın vâr olma çabası ve hayallerinin peşinden gitme mücadelesi anlatılıyor denilebilir.

konusu sıradan gibi olsa da oyunculuklar bence samimiydi.

bu dizinin bendeki karşılığı şu;

hayallerinden asla vazgeçme, hayallerini gerçekleştirmek için kimseye ihtiyacın yok, sen sana yetersin, hayallerine sıkıca sarıl...
devamını gör...

yeni türkü dinleyenler




kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

en çok özlenen kişi

annem.

anne demeden yaşamak öyle zor ki...
devamını gör...

ruhların kaçışı

" olmuş olan hiçbir şey unutulmaz,
sen hatırlayamasan bile...
"

özgün adı sen to chihiro no kamikakushi olan ve hayao miyazaki tarafından senaryosu yazılıp yönetilen 2001 yapımlı studio ghibli japon animasyon filmi; filmimiz çok sayıda ödül de almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

taşınacakları eve doğru gitmekte olan bir ailenin başına gelenleri, chihiro adlı 10 yaşındaki kız çocuğunun mücadelesini ve ailesini kurtarabilmek için gösterdiği çabayı konu edinmektedir.

anne, baba ve bir çocuktan oluşan çekirdek aile taşınmaya karar vermiş ve yeni evlerine doğru yola çıkmışlardır, babanın dikkatini bir yer çeker ve oraya girmekte ısrar eder, maaile oraya girer ve terk edilmiş izlenimi veren bu izbe mekâna girerler, eğlence parkı gibi bir yerdir burası, anne ve baba sıcacık yemekleri tıka basa yemeye başlarlar, chihiro ise o sırada keşfe çıkmıştır ve yemeklerden yemez.

döndüğünde anne ve babasını domuza dönmüş şekilde bulacağından habersizdir.

tâbiri câizse "domuz gibi yedikleri" için cadı yubaba bu karı kocayı domuza çevirmekle cezalandırmıştır, ancak aile yedikleri yemeklerin parasını ödeyecekleri için rahat rahat yemişler, cezalandırılacaklarını düşünmemişlerdir.

chihiro ise bu arada ruhlar âlemine girmiştir, tanrılar, canavarlar, çeşitli varlıklar, cadılar, değişik hayvanlarla dolu ortamda kalmış ve yepyeni bir dünyaya adım atmıştır.

cadı yubaba'nın sahibi olduğu devâsa büyüklükte bir hamamda iş bulur, başlarda onu sevmeyenler onu sevmeye başlar, arkadaş edinir, haku ve lin ona iyi davranan kişilerdendir.

onun ruhlar aleminde verdiği mücadeledir anlatılan, iyilikten bir an olsun vazgeçmemesi ise onu eşsiz kılmaktadır.

pek çok bâdire atlatmış olsa da umut etmekten vazgeçmeyen chihiro ailesinden vazgeçmeyerek ne kadar hayırlı bir evlat olduğunu da göstermiştir. ^^

film hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

duygusal bir filmdi.

hayao miyazaki insan ruhunun derinliklerine dokunuyor, hem güldüren hem de ağlatan bir yerden yakalıyor insanı.

filme farklı bir perspektiften bakmak gerekirse, ailesinin domuza dönüşmesini bir metafor olarak da düşündüm, domuz değil aslında yabancıya dönüşmüşlerdi, sevdiğin ve tutunduğun tek dal olan ailen bir anda yabancılaşmıştı, artık seni tanımıyor olsalar bile sen onları tanıyordun, vazgeçmek mümkün müydü, yoksa yoluna onlar olmadan devam edecek miydin?

filmin sonunda chihiro düşünüyor,
şunu düşündüğünü düşünmek istiyorum;

tercihler hayatımızı belirler, ne yaşayacağımızı bilemeyiz, yaşanılan her şey bir derstir, hepsi sana bir şey öğretmek içindir.


ailesinin domuza dönüştüğünü gördüğü sahnede ne hissettiğimi anlatamam. ^^

bazı sahnelerinde güldüğüm de oldu, bazı sahnelerinde gözlerimin dolduğu da,
chihiro'yu korumaya başladıkları ve sevdikleri sahneler bence dokunaklıydı.

beni üzmeye hakkın yoktu miyazakiiiii !!!! ^^
devamını gör...

atı neden yalnız bıraktın

" hiçbir şey yaşamaz
senin ölümünden sonra...
"

1941/ 2008 yılları arasında yaşayan filistinli şair ve yazar mahmud derviş imzalı 160 sayfalık eser; özgün adı limaza tarakt al-hissan wahidan iken 1995 yılında yayınlanmıştır.

türkçe'ye mehmet hakkı suçin tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 2017 yılında yapılmıştır.

ölümü seviyorlar benim, mavi bir gün ve biz kaybettik aşk da kazanmadı kitaplarından sonra şairin okuduğum son kitabı bu oldu.

aidiyetsizliği, yaralanmışlık hissini, yabancılaşmayı, hayata dair bitişleri ve başlangıçları, birine bağlanmış olmayı, bağları, nitekim sonunda da kaçınılmaz ayrılığı, algılanan her şeyin serap misâli geçip gidiyor olmasının verdiği şaşkınlığı ve kendisine ağır gelen duyguları yansıtıyor şair.

kitabın adı üzerine hasbihâl edecek olursak; atı neden yalnız bıraktın sorusunun bir metafor olabileceğini de düşündüm okurken, sana sadakat duyan birini,
beni neden yalnız bıraktın?
demek ister gibiydi aslında bence.

şairin hayatın keskin olduğu zamanları ve keskin duyguları yansıtma biçimi bence oldukça iyiydi, o duyguyu karşıya geçiren şiirlerdi, düşündüren, hissettiren, etkileyen, iz bırakan, bu yüzden sevdiğim bir kitap oldu.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

ben atımı yalnız bırakmam...
ruhum hep sevdiklerimledir...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


hayaletime bakıyorum
uzaklardan gelen.

beni yaralayan bir bulut var elimde
fakat istemiyorum
daha fazlasını güneşten.

bir ağlama isteği rehin alır bizi
bir hiç uğruna ölen birine.

babam mıydı bu perişan adam?

deniz götür beni günbatımında
duyayım denizin sana söylediklerini.

ne çok korkuyorum
düşümün ondan başkasını görmesinden
bu şarkının sonunda.


iki kez düşlememize yetecek bir gece yok

nereden gelir bize son?
gördüğümüz tek şey başlangıç.

ben ve o
ayrıldık birbirimizden

tüm dünyamız değişti
böylece seslerimiz de değişti

ne ölüm var orada
ne hayat...

hiçbir şey yaşamaz
senin ölümünden sonra

söz gereken sözünü söyledi
devam ettim yoluma

yolcu benim, yol benim.

gördüğüm her şey geçiyor...

senindir benim olmayan

birbirimizi tamamlarız ikimiz
gökle gök arasında
ayrıldığımız sırada.

gidersen kış mevsimini de al öyleyse.

devamını gör...

sevgilerde

" ve güzeldir dünya...
yaşamayınca.
"

1916/ 1979 yılları arasında yaşayan türk şair, öğretmen ve çevirmen behçet necatigil imzalı eser; şiir türünde yer almakta iken 1976 yılında yayınlanmıştır.

şairin yalnızca kendisinin seçmiş olduğu şiirleri yer alıyor.

kitabımıza geçelim;

ne zaman behçet necatigil okusam içimi derin bir hüzün kaplar, yazdıklarının hüzünlü olmasından kaynaklı olabilir.

bu kitabındaki şiirlerinde sanki bütün yaşamları gizlice uzaktan izlemiş olduğu izlenimine ya da hissine kapılmamak bence imkânsız, sanki dünyadan gelip geçen herkesi tanımış ve yüreğini görmüş edâsıyla yazıyor, okuyan herkesin kendinden bir şey bulabileceği yakınlıkta yazıyor, bu duyguları ben de yaşadım diyor insan okurken.

hep yanlış anlaşılmış olmayı, bazı duyguları kalbine gömmeyi, yaşamın vaat etmediği mutluluk hasreti, ancak öldüğünde rahat edeceği sanrısı, kimsesizlik hissinin berdevamlığıyla yaşamanın ağırlığı, ansızın kaybetmeleri, kendine özgü bir şiir anlayışıyla yansıtıyor şiirlerinde.

yarım kalmışlıkları, boşlukları, eksik hissetmeyi, acıyı, burukluğu, dâimi hasreti derinden hissettiriyor.

düşündürücü bulduğum dizeleri de vardı, insan önce çevresinden ölür dizesinde olduğu gibi, karanlıktan aldım,
ben bütün verdiğimi
dizesinde de olduğu gibi.

ve kalkar gideriz, gitmek unutmaksa dizesi de etkileyici dizelerdendi.

ve güzeldir dünya...
yaşamayınca
dizesi bence kitabın en can alıcı dizelerindendi.

şairin hayatın hüznünü yansıtma biçimi her zamanki gibi oldukça etkiliydi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

" kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı... "

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


üzüyor mu seni delikanlı
yollar gibi sokaklarda kalışın?

aynaya bakar ağlar,
hasret ne vakte kadar?


biliyorum saadet
bana dünyada gelmez
ölümü bekliyorum.

ben artık bulunduğun şehirden gittim.


olmuyor ki ha deyince
hayat bütün bütün zalım.

elim hiçbir işe yatmadı,
ömür sürdüm faydasız.
yaşamaz ölürdüm
siz olmasanız.
pek çoğunuz benim için sıkıntıya girdi,
sırtınızda yük gibiyim âdeta.
bir yardımınız daha lâzım şimdi
size zahmet, son defa.
ormanlardan odunumu getirdiğiniz gibi,
fırınlarda hamurumu pişirdiğiniz gibi,

lütfen beni mezarıma bırakıverin
bildiğiniz gibi.


yığılıp kalacağım kendimi bıraksam.

sen benim düşmanımsın değişen,
her seferinde ismin başka.
ama hiç tadı yok yaşamanın
tam doğrulurken yeniden
tarlamı suların basmasa.
insanınla vur, hastalığınla yere ser,
sars beni paraca
her yıkılışımda kuvvetim artar
ışıyan bir köşe ergeç benim
sen benim geçidimsin beyaza.


ansızın koptu aradaki bağ..

bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

işim bitik, bilirim.
nasıl yarım kalmaz herhangi bir sevincim?


beni bana gösterecek aynamdı,
almışlar.
beni bana gösterecek lambamdı,
almışlar.

ve güzeldir dünya...
yaşamayınca!

kalır bir şeylerimiz bir kişide / yakınsa /

özlüyoruz geçiyor
yoksa dayanılmazdı.

insan neyi ne zaman sonra anlar?

kaybeder bazı şeyler ansızın önemini...


anladınız neymiş kattıkları
perdeler çiçekler ışık hava su
ancak onlar varken
sizi yaşatıyordu...

devamını gör...

eksik (kısa film)

senaryosu salih aslan tarafından yazılan ve yönetmen koltuğunda da aynı ismin oturduğu kısa film; filmde özge özkaya adlı oyuncu rol almış ve 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmimiz hayatında bir şeylerin ya da birinin eksikliğini hisseden genç bir kadının bu hisle olan mücadelesini ve eksilmişlik hissiyle yaşamanın zorluklarını konu ediniyor.

filmde diyalog veya monolog olmasa da verilmek istenen mesaj ya da duygu karşıya geçiyor, bu da bize anlaşılmak için illa konuşmak gerekmediğini, eksik, buruk hissettiğinde bu duyguyu bazen susarak da yansıtabileceğini hatırlatıyor.

genç bir kadın belki kendisi de eksilmiş olduğu için etraftaki eksik şeylere odaklanıyor, bir çerçevedeki eksik olan fotoğraf gibi, bir sürahiye doldurulan ama tam doldurulmayan su gibi, tamamlanmamış bir yapboz gibi, kendi ruhu gibi...

daha sonra onun deniz kenarına gittiği görülüyor, denize atlamakla yaşamına devam etmek arasında kalmış gibi hissettiğini düşündürüyor, hissediyor denilemez çünkü kimse kimsenin tam olarak ne hissettiğini bilemez.

sonrasında ise onun ansızın yok olduğunu görüyoruz, eksik hissetmemek için hayatından mı vazgeçti, orası meçhûl.

film hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

filmimiz eksiklik hissinin nasıl bir his olduğunu çok iyi yansıtıyor, bir örnek vermek gerekirse, filmde genç kadının olduğu her yerde ekranın yarısı siyah beyaz iken yarısı ise renkli, hayatında bir şeyler yolunda gitmediğinde, sevdiğin birini kaybettiğinde, kısacası eksildiğinde hayatının renklerinin silinmeye yüz tuttuğunu, hatta silindiğini, eksiklik hissini bu şekilde de anlatıyor.

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi.

oruç aruoba ve halil cibran gibi isimlerin alıntılarına da yer verilmesi bence iyiydi.

ana fikir bence şuydu;

eksilebilirsin, artabilirsin, herkes gider, gidebilir, kalabilir, hayatının renkleri hayatına ve yitirdiklerine göre değişir....

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

şiire gazele

ahmet kaya şarkısı olarak bilinir; 1990 yılında yayınlanan sevgi duvarı albümünde yer alan şarkının sözleri aliağa vahid tarafından yazılan şarkının müziği ise alibaba memmedov tarafından bestelenmiştir.

azerbaycan'a ait bir halk türküsü olarak da bilinmektedir.

bu şarkının adını duyardım ama hiç saatlerce aralıksız dinlediğim olmamıştı,
müziği öylesine güçlü ki dinlerken insanın bütün hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyor.




hasret çektim, gönül verdim
seni sevdim men
hasret çektim, könül verdim
seni sevdim

böyle bir güzele, eşkimi tezele
şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele
böyle bir güzele, eşkimi tezele
şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele...

devamını gör...

insanın bilemeyeceği şeyler

kendi yokluğu vb. şeyler diye çoğaltılabilir, hiç kimse kendi yokluğunun nasıl bir şey olduğunu bilemez.

t/ insanın bilemeyeceği şeyler üzerine konuşulan başlık.
devamını gör...

people have the power

eşsiz şarkılarının yanı sıra iz bırakma garantisi olan kitaplar da yazmış olan amerikalı sanatçı patti smith şarkısı;
1988 yılında yayınladığı dream of life adlı albümünde yer almakta iken sözlerinin kendisinin ve hayatını kaybeden eşi frederick dewey smith tarafından yazıldığı bilinmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kendimi uykuma teslim ederken
as ı surrender to my sleeping

hayalimi sana emanet ediyorum
ı commit my dream to you...

umudumda umuyordum
ı was hoping in my hoping

bulduğumu hatırlamak için
to recall what ı had found...

devamını gör...

ertelenmiş düş kurgusu

" sen buna kader mi diyorsun? "

1902/ 1967 yılları arasında yaşayan amerikalı yazar ve şair langston hughes imzalı 95 sayfalık eser; şiir türünde yer almakta iken dilimize ergin koparan tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ilk olarak 1990 yılında yapılmıştır.

şairi birkaç ay önce okuduğum alabama'da şafak adlı eseriyle tanımıştım, nitekim bu kitap da okuduğum ikinci kitabı oldu.

alabama'da şafak kitabındaki şiirleriyle benzer yapıda olan şiirleri yer alıyor, yalnızca bu kitabındaki şiirleri daha hüzünlü buldum, kitabın adında da vurgulandığı gibi, belki de düşlerine ve hayallerine uzak olduğunu düşündüğü, düşündürdüğü, hissettirdiği içindir hüzünlü bulma nedenim.

langston hughes bir siyâhi ve o dönemin şartları göz önüne alındığında yaşam standartlarının asgâri düzeyde olduğu, bazı haklardan yoksun olduğu söylenebilir, kitaptaki şiirlerde de renginden ötürü dışlanmış hissediyor olduğunu hissettiriyor.

düşlerinin ertelenmiş olduğunu, hayal kurmasının bile yasak olabileceğini hatırlatıyor, herkes gibi mutlu bir yaşama sahip olmak istediğini düşündürüyor bazı şiirlerinde, bazı şeylerden yoksun olduğunu dile getiriyor, "biliyor musun, bu yaşa geldim, doğru dürüst bir radyom olmadı" diyor bir şiirinde, bir radyoya bile sahip olmaması insanı üzüyor.

vâroluşuna değer verilmemesine üzüldüğünü hissettiriyor.

kişisel duygularını yansıttığı şiirleri de yer alıyor, " nasıl unutursun beni,
ben senken?
" diye soruyor bir şiirinde, oldukça etkileyici bir dizeydi bence.

hayata dair bazı adaletsizliklerin şairin kendine özgü üslubuyla yansıtıldığı, dokunaklı şiirlerdi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

gurbet (kısa film)

senaryo ve yönetmen bilgisi verilmemiş olan kısa film; gurbet kavramı üzerine düşündürür iken 2023 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hiç diyaloğun olmadığı bir filmdi ama bunun hiç önemi yok, hissettirmeyi amaçladıkları duygu karşı tarafa geçiyorsa, gerisi dert değildir.

farklı yaşamlar, birbirinde iz bırakmış veya hayatından geçip gitmiş insanlar, gurbet elde kendi vâroluşunu ve anlamını arama, filmin hissettirmeyi amaçladığı şeylerdendi benim için.

âidiyetlik hissi üzerine de düşündüren bir yanı vardı, gurbet nedir, uzaklık nedir, hasret nedir ve gurbet aslında dönememek midir yoksa oraya gidememek midir, gibi sorular üzerine düşündürüyor.

farklı hayatlardan kesitler, hayatın hem güzel hem de buruk bir şey olduğunu düşündüren kareler de yer alıyor, gurbet elde olup hayatta kalmaya çalışmak gibi, sevdiklerinden uzakta bir hayat kurmak zorunda olmak gibi, gurbeti ruhunda taşımak gibi...

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi, ayrıca siyah beyazdı, sanki gurbette olmak ya da içinde sevdiklerinin olmadığı bir hayatı yaşamak hayatın renklerini alıp götürmüş gibi...

insan nereye aittir, olmak istediğin yerde olamamak da gurbet sayılır mı, insan nerede mutlu olur, gibi sorular üzerine düşündüren bir kısa filmdi.

konuyla ilgili sevdiğim bir sözü paylaşarak burada bir son veriyorum.


her nerede değilsem
orada mutlu olacakmışım gibi gelir.


charles baudelaire


devamını gör...

terk edilmek

gözden çıkarılmış olmanın en keskin yansımalarından biridir.
devamını gör...

yandırma

" benim ondan başka kimsem yok bu dünyada. "

1925/ 2009 yılları arasında yaşamış türk yazar nezihe meriç imzalı eser;
öykü türünde yer almakta iken 1998 yılında yayınlanmıştır.

•yandırma
• bir yunus
• kadın aşk deniz
•çiçek balı
•balıklar da acı çeker
•ünlemleri kökertmek
•oya
olmak üzere toplam 7 öyküden oluşmaktadır.

yandırma adlı kitapla aynı adı taşıyan öyküde aşk ve sevgi gibi konular karakterlerin yaşamlarındaki gelişmeler üzerinden anlatılıyor, bazı cümlelerini iyi bulmam dışında beni etkileyen bir öykü olmadı.

yunus adlı öykü de benim için etkisi olmayan bir öyküydü, sen ne anlatıyon be abla, gözünü seveyim be abi diye diye okuduğum bir öyküydü, pek ısınabildiğim söylenemez, yazarın öyküde akışın dışına çıktığı ve öyküyü böldüğü bir öykü olduğunu da belirtmek gerekebilir, yine ilişkiler üzerine bir öyküydü denilebilir.

oya adlı öyküde ise 3.5 yaşında oya adlı küçük bir kız çocuğunun annesiyle birlikte bir gününden bir an anlatılıyor, küçük olmasına rağmen bir çocuğu sevmek istemesi ve yaptığı şirinlikler ile öykümüzün sonuna doğru yaklaşıyoruz.
etkileyici bir yanı olmayan bir öyküydü.

kadın aşk deniz öyküsü ise kitaba dair en iyi ve en can alıcı bulduğum öykü oldu, hayatının aşkını yıllar sonra yeniden görmenin duygusunu yansıtan bir öyküydü,
en yüreğe dokunan öykü bu oldu benim için.
aşk, bağ, sevgi, hatırlama gibi konular üzerine düşündüren, etkileyen bir öyküydü.

kitap hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

bazı öykülerini sıradan bulsam da yazarın anlatımını iyi bulduğum bir kitaptı,
hayatın içinden geçip giden ve önem verilmeyen anların aslında ne kadar da hatırda kalıcı, kişiyi yaralayan anlar olabileceğini hatırlatan öykülerdi benim için, aşka, ayrılığa dair düşündüren, etkileyen bir yanı olan öyküleri iyi buldum.

kitaptan seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


benim de iste­diğim bir şey yok. ben ona sevdalandım sadece. ölene dek ben onu çıkaramam yüreğimden. benim ondan başka kimsem yok bu dünyada. bir ona, onun insanlığına inanırım. bir de sevdası­na.

kimsesiz değil artık.

yazılmak isteyen bu "önce'ler.
belki, günün birinde "sonra'lar da yazılabilir.

geçmişte kalan anılar, masala dönüşüyor.

yaşam dediğin de nedir ki zaten...

o daima kapalı, gizemli biri oldu benim için.
belki bu yüzden hep aşkım olarak kaldı.

beni seviyor/muy/du?
en uzun, en sevgili öpüşmelerimizde, can cana seviştiğimiz, yü­rek yürek üstünde bir ben olduğumuz zamanlarda bile bunu anlayamadım.


başlayan herhangi bir gündür.
o benim için hep kapalı, gizemli bir adam oldu. büyüsü hiç bo­zulmayan.
çekip gidişi bile.

bu şimdiyi kurmak, geleceği kurtarmak mı oluyor?
tam bilemiyorum.

bizim aşkımız, hep gündeliğin dışında, hep erişilmezmiş gibi bir duygu yarattı ikimizin arasında.
ben, bir ev istedim.
onun ne istediğini hiç bilemedim.

ondan ayrılmak karanlık demekti.
o, aşk denilen duyguydu benim için.

gözyaşları çok sonra gelmişti.

eksik olan neydi? bende olmayan, benim beceremediğim, akıl edemediğim.
şey, o şey neydi acaba?
şöyle de söylenebilir, o kızda bende olmayan ne vardı da, onu kendine böyle bağladı. bunca yıldır mutlu oldular.
"mutlu"yu çiziyorum. bu öyküde mutluluk sözünün pek yeri yok...

ona hâlâ aşık olduğumu bir kez daha -dibe dalındığında insanı, en genç, en diri balığın çarpıp geçişi gibi- duydum, ben'imin varolan tüm hücrelerinde.

devamını gör...

dilemma (kısa film)

senaryosu boris paval conen tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen 10 dakikalık kısa film; 2005 yılı yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

filmi tesadüfen görüp izledim, yönetmen ve senaryo bilgisi verilmemişti, yapay zeka sayesinde film hakkında nesnel bilgilere ulaştım ve şimdi ise filmimize geçebiliriz;

filmimiz kader kavramı üzerinde oldukça düşündürücü bir biçimde karşımıza çıkıyor,
işlek ve trafiğe açık alanda koşuya çıkmış bir adamın, bisikletli bir çocuğu kurtarmaya çalışması ile filmimiz başlıyor, çocuk hızla gelen bir kamyonun altında kalacak gibidir, tam kaza olacağı sırada zaman durur, koşuya çıkan adam dışında herkes donar, zaman durmuştur.

adamın bir karar vermesi gerekir ama ikilemde kalmıştır, zaman durduğu için kaderin akışına yön verebilme gücü vardır artık, araca girmesi mümkün olmasa da direksiyonun yönünü çevirip bir faciânın önüne geçmek ister.

ikilemde kaldığı konu şudur;

çocuğu mu kurtarmalıdır, şoförü mü, yoksa kendini mi kurtarmalıdır?

direksiyonla verdiği mücadele sırasında şoförün ailesinin olduğu fotoğrafları görür ve işte ikilemi de biraz da burada başlar, hangisini kurtarırsa diğer tarafın hayatı ve ailesi mahvolacaktır.

seçimini yapar ve yaptığı seçimin sonucunun böyle olacağını asla düşünmemiştir.

kaderin akışına müdahale etmesinin bedelini çok ağır ödeyebilir...

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

konu açısından farklı bulduğum bir kısa filmdi, kader ve zaman kavramı üzerine düşündüren bir yanının olmasını sevdim.
bana düşündürdüğü en büyük şey şu oldu;

zamanın akışına müdahale edebilseydin, yine de aynı sonu, aynı şeyleri mi yaşardın?
pişmanlıklar, zamanı tutamıyor oluşumuzun bir sonucu mudur?
ikilemde kaldığın en acı şey neydi?


insan seçimlerinin bedelini mutlaka öder,
bir gün mutlaka öder.

kaderin ya da zamanın akışına müdahale edebilseydin hayatın bambaşka olabilir miydi?



edit; benim izlediğim videoda yönetmen ve senaryo bilgisi verilmemişti, daha net olanını sonradan buldum.
devamını gör...

jung myung lee

1965 doğumlu güney koreli yazar olarak bilinir; kore edebiyatı okuduğu söylenmekte iken dilimize çevrilmiş kitapları da vardır.
kitaplarının dizilere de uyarlandığı bilinmektedir.

kitapları

yıldızlara değen rüzgar
cennetten kaçan çocuk
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


yaşamın bir nedeni olmayabilir.
fakat ölümün belli bir nedene ihtiyacı vardır.
devamını gör...

enya

eithne ní bhraonáin veya enya patricia brennan adlarına sahip olsa da enya sahne adını kullanan 1961 doğumlu irlandalı şarkıcı, şarkı sözü yazarı ve prodüktör olarak bilinir.

1987 yılından itibaren albümlerini yayınlamaya devam etmiş ve albümlerinin 75 milyondan fazla sattığı bilinmektedir.

bazı şarkıları ise şöyledir;

only time
may it be
the humming
caribbean blue
ıt's in the rain
flora's secret

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


yolun nereye gittiğini kim söyleyebilir?
who can say where the road goes?

gün nereye akıyor?
where the day flows?
sadece zaman
only time

ve aşkının büyüyüp büyüyemeyeceğini
kim söyleyebilir
and who can say if your love grows.


only time

günün akacağı şekilde
ın the way the day will flow

her şey gelir, her şey gider
all things come, all things go...


ıt's in the rain

hatırlayacağım
will remember

onun kalbini bildiğinde
when she knew his heart

oldu
was...


flora's secret

biliyorsun, aşk söylediğin her şeydir
you know love is everything you say

amarantine






devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim