1.
the elephant man
david lynch tarafından yönetilen 1980 yapımlı film iken senaryosu ise david lynch, christopher de vore ve eric bergren tarafından yazılmıştır.

başrolde anthony hopkins ve john hurt rol alır iken kadronun devamında ise, anne bancroft, freddie jones, john gielgud, wendy hiller gibi oyuncular yer almıştır.
deforme bir yüz ile dünyaya gelen fil adamın mücadelesini oldukça hazin ve sarsıcı bir biçimde karşımıza çıkarıyor film.
david lynch muhtemelen bizi ağlatmayı amaçlamış olmalı, insanın şekilci olmaktan vazgeçemeyen gaddar ve acımasız yanını kendine özgü bir hikâye ile aktarıyor bize, dış görünüşün her şey olma ihtimâli ile bizi baş başa bırakıyor, fil adam olarak dünyaya gelen john merrick ile yapıyor bunu.
bir fil ordusunu görmemiz ile film başlıyor,
hamile bir kadının fil tarafından tepelendiğini, darp edildiğini anlamamız ile film devam ediyor, o bebek daha sonra dünyaya file benzer yanları ile dünyaya gelebilir, bir fil gibidir zihni belki, hiçbir acıyı unutamaz.
bir cerrah olan frederick treves bir gün sirk gibi bir yerdedir, orada tutulan ve para karşılığı insanlara maskara edilen fil adamla daha sonra tanışacaktır.
bay bytes himâyesindeki 21 yaşında olan john merrick diğer adıyla ise fil adam, doktor treves tarafından patolojik olarak keşfedilmiştir, doktorun onu gördüğünde gözünden bir damla yaş da akmıştır.
fil adam tıp dünyasında da eşi benzeri görülmedik bir vakâ olacaktır, cerrah treves tarafından londra hastanesi'ne götürülür ve oradaki tıp cemiyetine tanıtılır, fil adam toplumun gözünde bir insan değil, bir "şey"dir, "ucube"dir, yüreği yok sanılır, zihinsel engelli olduğu düşünülür, ama öyle değildir...
john merrick hastane yönetimi tarafından başta sevilmez, iyileşmesi olanaksız olduğu için yapılacak bir şey de yoktur.
onu ancak içinde kötülük olmadığına emin oldukları zaman seveceklerdir...
fil adamın hastane sürecinde yaşadıkları, diğer insanlar tarafından ona yaşatılanlar, bitmeyen türlü gaddarlıklar, insanların ona karşı bakış açılarının değişimi ile film devam eder.
fil adam'ın uğradığı zorbalıklar bir ateş topu gibi insanın içini yaksa da, başlayan dostlukları ile yüzümüz gülüyor biraz.
ve ölmeyi göze alarak hayatta bir kez olsun kendi dileğinin peşinden gitmesi ile filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız.
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum.
bu filmi temmuz ayında ilk kez izlememin ardından ikinci kez seyredişim oldu, hissettirdikleri hâlâ aynı...
herkesten farklı olanın bitmeyen yalnızlığını, değersiz hissettirilişini, insan yerine bile konmayışını, fiziksel durumuna rağmen vâr olma mücadelesini oldukça etkileyici bir hikâye ile bize ulaştırıyor yönetmen.
fil adam, doktorun evine misafir olarak gittiğinde doktorun çocukları ondan korkmasın diye evden gönderilmek zorunda kalınmış, arkadaşlarına gitmişler, bu detay bile oldukça sarsıcıydı.
fil adamın kendisini görmemesi için onun odasına ayna bile koymuyorlar, farklı olanın kendisiyle yüzleşip yaşayacağı olası bir çıldırmanın ve geçireceği şokun önüne geçebilmek için, ona aynayı gaddar olan kişiler zorla tutuyor.
anthony hopkins ve john hurt olağanüstü bir oyunculuk sergileyerek insanı inanılmaz etkiliyor.
dış görünüş her şey midir, yoksa aslında hiçbir şey mi, cevabı ise o insanın yüreğini gördüğün zaman anlıyorsun...

başrolde anthony hopkins ve john hurt rol alır iken kadronun devamında ise, anne bancroft, freddie jones, john gielgud, wendy hiller gibi oyuncular yer almıştır.
deforme bir yüz ile dünyaya gelen fil adamın mücadelesini oldukça hazin ve sarsıcı bir biçimde karşımıza çıkarıyor film.
david lynch muhtemelen bizi ağlatmayı amaçlamış olmalı, insanın şekilci olmaktan vazgeçemeyen gaddar ve acımasız yanını kendine özgü bir hikâye ile aktarıyor bize, dış görünüşün her şey olma ihtimâli ile bizi baş başa bırakıyor, fil adam olarak dünyaya gelen john merrick ile yapıyor bunu.
bir fil ordusunu görmemiz ile film başlıyor,
hamile bir kadının fil tarafından tepelendiğini, darp edildiğini anlamamız ile film devam ediyor, o bebek daha sonra dünyaya file benzer yanları ile dünyaya gelebilir, bir fil gibidir zihni belki, hiçbir acıyı unutamaz.
bir cerrah olan frederick treves bir gün sirk gibi bir yerdedir, orada tutulan ve para karşılığı insanlara maskara edilen fil adamla daha sonra tanışacaktır.
bay bytes himâyesindeki 21 yaşında olan john merrick diğer adıyla ise fil adam, doktor treves tarafından patolojik olarak keşfedilmiştir, doktorun onu gördüğünde gözünden bir damla yaş da akmıştır.
fil adam tıp dünyasında da eşi benzeri görülmedik bir vakâ olacaktır, cerrah treves tarafından londra hastanesi'ne götürülür ve oradaki tıp cemiyetine tanıtılır, fil adam toplumun gözünde bir insan değil, bir "şey"dir, "ucube"dir, yüreği yok sanılır, zihinsel engelli olduğu düşünülür, ama öyle değildir...
john merrick hastane yönetimi tarafından başta sevilmez, iyileşmesi olanaksız olduğu için yapılacak bir şey de yoktur.
onu ancak içinde kötülük olmadığına emin oldukları zaman seveceklerdir...
fil adamın hastane sürecinde yaşadıkları, diğer insanlar tarafından ona yaşatılanlar, bitmeyen türlü gaddarlıklar, insanların ona karşı bakış açılarının değişimi ile film devam eder.
fil adam'ın uğradığı zorbalıklar bir ateş topu gibi insanın içini yaksa da, başlayan dostlukları ile yüzümüz gülüyor biraz.
ve ölmeyi göze alarak hayatta bir kez olsun kendi dileğinin peşinden gitmesi ile filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız.
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum.
bu filmi temmuz ayında ilk kez izlememin ardından ikinci kez seyredişim oldu, hissettirdikleri hâlâ aynı...
herkesten farklı olanın bitmeyen yalnızlığını, değersiz hissettirilişini, insan yerine bile konmayışını, fiziksel durumuna rağmen vâr olma mücadelesini oldukça etkileyici bir hikâye ile bize ulaştırıyor yönetmen.
fil adam, doktorun evine misafir olarak gittiğinde doktorun çocukları ondan korkmasın diye evden gönderilmek zorunda kalınmış, arkadaşlarına gitmişler, bu detay bile oldukça sarsıcıydı.
fil adamın kendisini görmemesi için onun odasına ayna bile koymuyorlar, farklı olanın kendisiyle yüzleşip yaşayacağı olası bir çıldırmanın ve geçireceği şokun önüne geçebilmek için, ona aynayı gaddar olan kişiler zorla tutuyor.
anthony hopkins ve john hurt olağanüstü bir oyunculuk sergileyerek insanı inanılmaz etkiliyor.
dış görünüş her şey midir, yoksa aslında hiçbir şey mi, cevabı ise o insanın yüreğini gördüğün zaman anlıyorsun...
devamını gör...





















