son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 216588 tanım: 44133 başlık: 14166 apolet: 7 takipçi: 791
hey there i am using whatsapp

son tanımları


yazarların çektiği ağaç fotoğrafları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şu an dinlenen şarkıdan bir cümle

çok zor soru değil bu,
hadi çöz ver
birlikte ölecek miyiz?

feridun düzağaç
söz ver
devamını gör...

öz güven

özüne güvenme durumu.

öz güven; bir şeye gücünün yeteceğini biliyor olmaktır.
devamını gör...

kitap alıntıları

ölümü candan özlüyordum.

knut hamsun
açlık (kitap)
devamını gör...

gölge (kısa film)

senaryosu edanur türkel tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; berra betül benek ve nehir uygun gibi isimler rol almakta iken film ise geçtiğimiz şubat ayında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yirmili yaşlarda bir genç kızın kendi gölgesiyle, kendi benliğiyle verdiği mücadele konu ediniliyor.

gölge aslında insanın iç sesini de temsil ediyor burada, hayat boyu kurtulamadığı ve bastıramadığı bir şey oluyor gölgesi de, iç sesi de.

genç kızın her adımında onun gölgesi niteliğinde olan diğer genç kız görülüyor, onu manipüle etmek istediği, fikirlerinden caydırmaya çalıştığı, uzlaşmacı bir tavır içerisinde olmadığı da seziliyor.

genç kız bursa'ya gitmeye karar veriyor ve sonrasında valizini hazırlamaya başlıyor, gölgesi de kendi kıyafetlerini topluyor, "bensiz gidebileceğini sanıyor " demesi bence biraz komikti.

gölgesiyle, ya da diğer bir deyişle iç sesiyle verdiği mücadele ile filmimizin sonlarına doğru yaklaşıyoruz.

o gölgeyi bir simge ya da metafor olarak almak istedim, insanın kararlarına etki eden, fiziksel olarak olmasa da ruhsal olarak hep yanında hissettiği birinin varlığı da olabilirdi o gölge, bir zamanlar sevdiğin ama artık bir engel olarak gördüğün biri gibiydi.

gölgenin, gerçek olan kızın gitmek istemesine karşı çıkması nedense böyle düşündürüyor, gölgesini bir zamanlar seviyordu ama artık değil.

insanın kendi benliğiyle olan mücadelesinin yansıtılma biçimi bence özgün gibiydi.

ana fikir ise bence şuydu;

aldığın bütün kararların sorumluluğu senindir, gölgen kadar yakın olan bir insan dahi sana o kadar da etki etmemeli belki de bazen.

sana gölgenden daha yakın olan kimdi?

devamını gör...

temmuz için yaralı semah

" bizi bir araya getiren,
birbirimizin yüzünde gördüğümüzdü.
"

1935/ 2009 yılları arasında yaşayan türk şair ve yazar kemal özer imzalı 75 sayfalık eser olup şiir türünde yer almakta iken 2008 yılında yayınlanmıştır.

kitabımızın alt başlığındaki diğer adı ise, yangın şiirleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

şairin, sevdalı buluşma, araya giren görüntüler ve sen de katılmalısın yaşamı savunmaya adlı eserlerinden sonra okuduğum son kitabı bu oldu.

2 temmuz 1993 tarihinde madımak otelinde yaşanan trajedi üzerine duran şiirler olduğunu söylemek mümkün olacaktır, kitabın arka kapağında ise bu şiirlerin " yangının yol açtığı ölümleri, ölümlerin yol açtığı duyguları, tepkileri, acıları, dramları görünür kılmayı amaçlayan şiirler " olduğu not düşülmüştür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şairin bu yangından sonra yüreğinin yandığını derinden hissettiren şiirlerdi, sanki orada ölen insanlarla birlikte o da ölmüştü, o yangında ve katliamda bir sevdiğini yitiren herkesin aslında o gün öldüğü gibi.

acı, kırgınlık, özlem, keder gibi duyguların yansıdığı şiirlerdi benim için.

o gün o otelde hayatını kaybeden isimlerden pek çoğu da karşımıza çıkıyor şiirlerde, behçet aysan, metin altıok, carina cuanna thuijs, asım bezirci, uğur kaynar, nesimi çimen ve daha nice yitip giden can...

kalanlar gidenlere şiirler yazar...

insanın insana ettiğini kimse etmezmiş diye düşünüyor insan bu şiirleri okurken, 3 günlük dünyada hiçbir canlıya zulmetmeden insanca yaşamanın önemini ve gerekliliğini göz ardı ediyor insan, yakarak öldürüyor, yanarak ölüyor, sonu gelmiyor yangının, yangın hiç sönmüyor, yüreklerde yanıyor çünkü en çok da.

şimdi evinde olduğunu ve evinin yakıldığını düşün, dışarı çıkamıyorsun, aklına en sevdiklerin geliyor, hayallerin, hayatın, yanmak, ölmek istemiyorsun, bir hiç uğruna ateşe verilmiş evin, yanarak öleceğini anlıyorsun, çare yok, eşin, dostun, çocuğun, annen baban geliyor aklına, elden gelen hiçbir şey yok...

oradaki çaresiz nice canın yerine kendini koyunca oradaki çaresizliği anlıyor, hissediyorsun...

yüreğe dokunan bir kitaptı benim için.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

ve hep şu sözü hatırlatıyorum kendime;

ölürse tenler ölür,
canlar ölesi değil...


yunus emre

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

el sussa gül konuşur
gülü alınca elin bir diyeceği olur
eldeki gül kokusu
yola çıkınca
yolun bir diyeceği olur.

bizi bir araya getiren
boğazına doladıkları düğümdü
ne yıllar unutulacak kadar uzak
ne yarınlar zalim hükümlerde
bir defter gibi dürüm dürümdü.
bizi bir araya getiren
birbirimizin yüzünde gördüğümüzdü.



yol durdu, yeni bir adım yok,
durdu benim için
kendimi gördüm, yolun sonu,
kuşkuyu söyleyemem
kalacak her şey,
yürüyüp gidecek mi yoksa?

yokladığı yerdeyim,
söyleyemem kuşkuysa serpilen
ben değilim, kendimi yendim
kim bilir ne zaman
geçerim akıllarından bir daha
suyun ve rüzgârın?



ben de onunla olsaydım
o yangın akşamında.

o resme bir daha bakılırsa
görülecektir yıllardan sonra bile.


...

yokluğunu yolundan döndürememek behçet.


akarsu'yum başladıysam yeni bir türküye
ne dediysem
bir alev söylemiştir onu
ağzım değil.

mızıkayla yankılanan yüzü
niye sevgiye çağırırken gülümser
niye daha güzelleşir küstüğü zaman?
asaf'ı yaşamak olmalı biraz da
yeni bir yanıt aramak bu sorulara..

gördüysen
kısacık bir ömre neler sığdırdığını onların dökülmüş yapraklar değil
birer ışkındı diyeceksin her biri.


söyleyen ölebilir belki
ama türkü ölebilir mi?

ölüme öyle uzaktılar ki
gömütlerde aramayın onları
artık duyanlarda yaşayacak sesleri gökyüzüne akan ırmak gibi.

zaman adınızla anılacak
temmuz geldiğinde
yerinden oynayan ana yüreği
kapının her çalınışında.

devamını gör...

pusula (kısa film)

" her zaman sevdiklerinizle yürüyün; yanınızda olmasalar bile. "

franz kafka

senaryosu alper tokur tarafından yazılan, bahattin altunay ve alper tokur tarafından yönetilen 15 dakikalık kısa film; kadrosunda mert can metin, rümeysa doğan, behzat doğan, ahmet masum kırçun gibi isimler yer almış iken film ise 2024 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yazar olma hayalleri kuran ve zor bir dönemden geçtiği görülen tolga adlı genç bir adamın babasının kendisine ölmeden önce verdiği bir pusula sayesinde değişen bakış açısını konu ediniyor.

babasının her daim yanındaymış, ben babamın pusulasıydım, yol göstereniydim, diyor, kendisinin pusulası kim, buna karar vermesi zor olmayacak.

genç adam fantastik bir kitap yazar, görüşmeye gittiği yayınevi kitabı basmak istemez, hayatın gerçeklerinden uzak olan kitaplar halk tarafından okunmaz ve sevilmez, der.

genç yazar kendisine bir şans verilmesinin hiç de fena olmayacağı düşüncesindedir,
eşi zehra'da onu savunur ama kâr etmez.

derken oradan ayrılırlar ve eşi eve gittikten sonra genç yazar adayı başka bir yazarı kafede görür, ona derdini anlatır, o da yayınevindeki adamla aynı fikirdedir, genç yazarın şevki kırılır, babasından ona bir pusula kalmış iken o ise hayatta yönünü kaybetmiş gibidir artık.

genç yazarın pusula'ya uzun uzun baktığında bakış açısının değiştiğini anlamamız ile filmin sonuna doğru yaklaşırız, o babasının pusulası olmuştur hayatta iken, şimdi ise eşi onun yol göstereni, pusulası olacaktır belki de...

benim için bazı açılardan düşündürücü bir kısa filmdi, siyah beyaz bir kısa filmdi, bu da bence etkileyici bir detaydı, insanın yönünü kaybettiğinde hayattaki renklerini de yitirdiğini düşündüren bir durumdu.

izlerken aklıma gelen bir söz vardı franz kafka tarafından söylenen, " her zaman sevdiklerinizle yürüyün; yanınızda olmasalar bile "

insan yönünü kaybettiğini hissettiğinde, sevdiklerinin varlığını, onlardan kalan bakış açılarını, onların nasihatlerini, pusula olarak görmeliydi bazen, her zaman onlarla yürümeliydik, onlar artık yanımızda olmasalar bile...

insanın pusulası sevdikleri değil miydi?

devamını gör...

sözlüğe atmak için bulut fotoğrafı çekmek

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

the life of death

oysa herkes öldürür sevdiğini dizesini hatırlatan ve hollandalı animatör marsha onderstijn tarafından yönetilen kısa animasyon filmi olup 2012 yılı yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dün karşıma çıktı ve dünden beri aklımdan çıkmadı bu kısa film, çok özgün bir hikâye sunuyor bize, ölümün hayata aşık oluşu üzerine ince bir sızı bırakıyor gibi geride.

ölüm olan küçük bir hayaletin çeşitli hayvanların canını aldığı görülüyor, bitkilere dokunursa bitkiler de soluyor, dokunduğu herkes ve her şey ölüyor, dokunduğu her canlı öleceği için de hiçbirini sevemiyor, tâ ki bir gün karşısına geyik çıkana kadar.

geyiğin canını almak için fırsat kolluyor, geyik ise hayatında hiç sevilmediği için henüz ölmeye hazır ve râzı değil, sevilmeyi tattıktan sonra ölüm o kadar da korkunç gelmiyor, geyik ölüme, ölüm de geyiğe âşık oluyor.

artık ölüm gelebilir, ona dokunabilir, onun canını istediği an alabilir, çünkü artık sevilmenin ne demek olduğunu biliyor.

buradan sonra filmin sonuna doğru yaklaşılıyor, spoiler olmaması için şimdi ise kişisel fikirlerime geçiyorum;

benim için etkileyici bir kısa filmdi,
filmin en can alıcı fikri şuydu bence,

ölüm korkulacak bir şey değildir.

ölüm meleğinin geyiğe âşık olduktan sonra ona dokunmaktan korkması filmin en etkileyici detaylarından biriydi, onu sevdikten sonra sırf onun ölmemesi için ona dokunmadan sevmeye çalışması, çünkü dokunursa sevdiği varlığın öleceğini bilmesi, filmi etkileyici kılan durumlardandı.


devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

olmaz diyor
yanımdan ayrılmayan vaşak,
kimse başa dönmemiştir, dönemez.


ismet özel
of not being a jew
devamını gör...

hostile

senaryosu mathieu turi tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen film; 2017 yapımlı olduğu bilgisi verilmiş iken başrolde brittany ashworth, grégory fitoussi rol alır iken kadronun devamında ise javier botet, mohamed aroussi, stephanie slama, richard meiman, jay benedict gibi isimler yer almaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
son zamanlarda izlediğim en farklı, en dokunaklı, en iz bırakan filmdi diyebilirim, bazı açılardan mantık hataları barındırdığı görülüyor ama şimdi filmimize geçelim;

film apokaliptik bir çağda hayatta kalmayı başaran genç bir kadın olan
juliette'in mücadelesine, jack ile aşklarına, erzak bulmak için çıktığı bu yolculukta yaratıkların esiri olma durumuna eğiliyor.

juliette, jack ile bir sanat galerisinde tanışıyor, o sanat galerisinin sahibi oymuş, jack herkesten farklı, juliette herkesten farklı, kısa süre içinde aşık oluyorlar ama ilişkileri inişli ve çıkışlı, juliette bir eroin bağımlısı çünkü, başkalarının fark bile etmeyeceği ama jack'in önemsediği, yargılamayacağı biri olduğunu biliyor.

genç kadın yaratıklarla mücadele ederken, hayatta kalmak için mücadele verirken geçmişi hatırlıyor, şimdiki durumunu ve geçmişi onun yaşadığı flashbackler yardımıyla iç içe yansıtıyor filmimiz.

ölümle burun buruna geldiği bu anlarda hep onda en çok iz bırakan anıları hatırladığını görüyoruz, ki bu detay benim için etkileyici nitelikteydi, ölüm geldiğinde ya da öleceğini sandığında hayatının aşkını hatırlamak, hayatının yalnızca ondan ibâret olması, etkileyen, düşündüren durumlardandı.

hatırladığı anılarda onların yeni ev aldıkları, çocuk sahibi olma hayalleri, bir anıda ise hamile olduğu ve doğum ânı gibi şeyler karşımıza çıkıyor.

belki trajik şeyler yaşanacaktır anne olduğu gün, sebebi ise bir zamanlar eroin bağımlısı olması olabilir...

juliette arkadaşlarına telsiz ve çeşitli cihazlar yardımıyla ulaşır, takip cihazını çalıştırması gerekir, aynı zamanda ise bacağı kırılmıştır, bacağına bir şey saplanmıştır ve çıkarmaya çalışırken ölümcül acılar çeker, hayatta kalmak zorundadır.

onun birkaç yaratıkla mücadelesi ile filmimizin sonlarına doğru yaklaşıyoruz.

işte filmin en can alıcı sahnelerinden biri geliyor ve filmimiz sona eriyor...

şimdi ise mantık hataları barındırıyor deme sebebime geçmem gerekirse;
durup dururken apokaliptik çağ ne zaman ve nasıl başladı, nasıl bu hale gelindi?

şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
konusu etkileyiciydi, oyunculuklar da bence etkileyici düzeydeydi, özellikle de başroldeki isimlerin o duyguyu vermeleri dikkate değer, iz bırakır nitelikteydi.

bende en çok iz bırakan kısım şuydu;

insan ölmek üzere olduğunda hep en sevdiği insanı hatırlıyor, belki de hayatımız en sevdiğimiz insanla olan güzel anılarımızdan ibârettir.


bir sahnede jack onun yüzüne ellerini koyuyor ve son sahnede de yaratık ona aynı hareketi yapıyor, bu da demek oluyor ki...

o yaratık jack'ti...
devamını gör...

beklemeyi sevmek (kısa film)

" gidersen, senden geriye kalan ne varsa ben de bulur onu severim. "

filmde geçen bir söz.

kim tarafından yönetildiğine ve oyuncu bilgisine dair bir bilgi verilmemiş olan kısa film; 2023 yılında ve yavuz medya adlı youtube kanalı üzerinden yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
artık var olmayan birini beklemenin ızdırap dolu yanlarını genç bir adamın bekleyişi üzerinden ele alıyor.

geri dönmeyeceğini ya da istese de dönemeyeceğini bildiğimiz insanları sabırla beklemeye devam edişimiz üzerine etkileyen ve düşündüren bir kısa filmdi.

genç adam manzarası güzel bir yere gelip çayını demliyor, gelen giden yok, belki de hiç olmayacak, şairler dahi "dönen yok seferinden " dememiş miydi?

genç adamın daha sonra orada güneşi batırdığı görülüyor, saatler boyu beklemiş ve aslında o da biliyor kimsenin gelmeyeceğini, ama bir umuttur yaşatan insanı, beklemeyi seviyor insan, beklemek bazen insanın derisinin yüzülmesi kadar acı vericidir, o da çekiyor bu acıyı, sonra hatırlıyor yaşananları, beklediği insanın sesini duyuyor birden, onunla olan sohbetini hatırlıyor, gidersen, senden geriye kalan ne varsa ben de bulur onu severim " diyor.

bu cümle benim için etkileyiciydi, film üzerine yazmamın en önemli sebebi belki de bu cümle idi, gitmiş olanın, ölmüş olanın, artık burada olmayanın yokluğunda ondan geriye kalan her anıyı hatırlamaya çalışmanın acısı üzerine düşündüren, etkileyen bir sözdü benim için.

daha sonra ise genç adamın el mecbur gitmeye karar verdiği görülüyor, ardına bakmadan gitmek zor diyor şarkı, sadece sevmiş olanlar mı ardına bakar giderken?

şimdi ise filmimizin sonlarına geliyoruz.

ana fikir bence şuydu;

bağlar kopabilir, kopar ve kopacaktır, çünkü hayat böyle bir şeydir bazen, bazen giden sen olursun, bazen kalan sen, gitmiş olanı döndürmeye gücün yetmiyorsa anılar vardır geride, onlarla avunmaktan başka çare mi var?

insan, sevdiği insanı nerede kaybettiyse onun artık hep orada olduğunu sanıyor bazen, hiç gitmediğine inanmak istiyor, onun orada olmadığını ancak o yok olduğunda görebiliyor...

oraya yeniden giderse ondan bir iz bulmak istiyor ama zaman geçip gider, izler de kalmıyor, yalnız senin içinde kalır izler...


hiç geri dönmeyeceğini bildiğin birini ölene kadar bekledin mi?

devamını gör...

yaşamın parçalandığı zamanlar

alıştığın ya da sevdiğin insanların yok oluşunu izlemek.
devamını gör...

elif sofya

" yüzün uzaklara düştü,
giden gemilerde gözlerin görüldü.
"

1965 doğumlu türk şair olarak bilinirdi;
ressam yönü de olan şairin şiir ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlanmış, bunun yanı sıra edebiyatımıza güzide eserler bırakmış ve geçtiğimiz mayıs ayında 61 yaşında hayatını kaybetmiştir.

bu yazının salt nesnel verilerden oluşmasını istemem, o benim için büyük bir şairdi, yeni bir şair tanıdığıma sevinirken ansızın gerçekleşen ölümü beni üzdü, derinden etkiledi, her ölümde biraz daha azalıyoruz.

gitmiş olanı geri döndürmek mümkün olmasa da onun yazdığı kitapların daha çok kişiye ulaşması için, ve vefa borcumu yerine getirmek adına elimden geleni yapmaya hazırım.

pençe (kitap), hayhuy (kitap),
dik âlâ benim okuduğum kitapları bunlardı, ondan yeni bir şeyler okumak imkânsız artık, yeniden, yeniden ve yeniden okumaya devam edeceğim, sevdiklerinizin ve sevenlerinizin kalplerinde yaşamaya devam edeceksiniz.

huzurla uyu elif sofya...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

umut veren kitap alıntıları

bize umut veren, belki bel bağladığımız, haklı olmasını istediğimiz kitap alıntılarına örnek verilen başlık.

paul celan imzası taşıyan ve ahmet necdet / gertrude durusoy tarafından çevrilen bademlerden say beni kitabından bir söz, bir dize bırakmak istediğimdir.

diyor ki büyük şair;

" hiçbir şey
hiçbir şey yitip gitmemiş hâlâ.
"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
anımsamaya belki şimdi gücün yetmeyebilir ama bu anımsamak istenen anının, yüzün, sesin ve izin sende hâlâ var olmadığı, ebediyen yitip gittiği anlamına gelmez,
her şey içindedir, bir gün hatırlayacaksın, en ummadığın anda, bir gün mutlaka.
devamını gör...

seçme mektup ve şiirler

" her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi.
"

rainer maria rilke imzalı 93 sayfalık eser olup türkçe derlemesi ise melahat togar tarafından yapılmış ve türkçe baskısının 1994 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.

kitabımız büyük ozanın hayatında yer etmiş kadınlara yazdığı mektuplardan ve kişisel olan şiirlerinden oluşmakta iken ilk sayfalardan birinde ise rilke'nin ölümünün ardından stefan zweig tarafından kaleme alınmış bir metin de yer alıyor, ona ne derece önem verdiğini salt bu metinden hissetmek bile mümkün olacaktır.

kitabımız ince olsa da yarattığı etki büyük, sıradan gibi gözüken bir cümle bile insanın içini sızlatabiliyor.

rilke'nin bu kitabında mektup yazdığı bazı isimlere gelecek olursak; clara rilke, ernst norlind, gertrud eysoldt, helen von nostitz gibi isimlere yazılmış mektuplar karşımıza çıkıyor.

rilke'nin mektuplarına baktığımda onun tüm bu kadınlara değer verdiğini ama bu değerin olağanüstü bir değer olmadığını hissediyorum, belki üslubundan kaynaklı bir sezgi olabilir.

mektuplarında onun gezmeyi seven biri olduğu ve gezdiği yerlerden de yazdığı görülüyor, onun bu seyahatlerinde yalnızca bir duyguyu ya da kendisini aradığını düşünüyorum, nedense öyle bir izlenim de veriyor.

mektuplardan yola çıkarak onun o dönemki ve bana yansıyan, yalnızca öznel yargılarda bulunmanın mümkün olacağı ruh hali üzerine konuşmayı da isterim biraz da.

tanrısal ve sezgisel bir gücün onun vâroluşunda hüküm sürdüğü bu kitabında da göze çarpıyor, sanki her şeyi çoktan yaşamış ve artık sadece seyirci konumunda bir insan olduğunu hissettiriyor, bazı sayfalarda fakir olmanın onun gururunu incittiği de görülüyor, mütemadiyen bir hissin peşindeymiş izlenimi de veriyor.

şiirlerinde ise yaşamın keskin zamanlarını, ölümü, ayrılmışlığı, özlemi ve kederi derinden hissettiriyor.

okuduğum için memnun olduğum ve etkilendiğim bir kitaptı, kitabın son cümlesi ile yazıma burada bir son veriyorum.

gül, ey saf çelişki.
nice göz kapaklarının altında
hiç kimsenin uykusu olmamanın sevinci...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

geçmişten yalnız sevdiklerimizi aklımızda düşlüyoruz, oysa tüm yaşadıklarımız bizimdir.

şimdi dünyada nerede biri ağlıyorsa
işte öyle - ağlıyorsa dünyada bana ağlıyor.

şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
işte - öyle ölüyorsa dünyada bana bakıyor.


saygıdeğer hanımefendi,

haftalardır kendimi, büyük bir çukurun önünde durup da, öbür yana atlamaya cesaret edemeyen biri gibi hissediyorum.

her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi.


yalnız olan yalnız kalır uzun zaman;
uyanır, okur, uzun mektuplar yazar bazen;
ve ağaçlı yollarda tedirgin, öyle gezinir, yapraklar uçarken savrularaktan.

kadınlar, ölümü kucak­larında, erkeklerse göğüslerinde taşırlardı. o vardı işte ve ölüm, onların her birine garip bir ağır başlı­lık, sakin bir gurur verirdi.


yazmayı deniyorum, sana; kesin bir ayrılıktan sonra her şey biterse de, buna rağmen deniyorum, öyle sanıyorum ki bunu yapmam gerek.

ağladım. bütün bunlar hiç beklemediğim bir anda karşıma çıktığı için ağladım.
buna karşı ağladım, naçardım.

seçme ve reddetme yoktur...

« ... ölüm, bizden öteye dönük olan,
bizim aydınlatmadığımız yüzüdür yaşamın...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

olağan karşılama çabası

göğsünü ikiye bölen hislerin nedenlerinin evrendeki herkes için geçerli olduğu gerçeğini kabul etme ve tüm bu saçmalığı olağan karşılama çabası, yaşamın bir parçası görebilme mücadelesi olarak tanımlanabilir.
devamını gör...

sözlük yazarlarının çektiği şehir fotoğrafları

anıtkabir/ mayıs / 2026

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yanılgı (kısa film)

" o bir yolcu, sen bir hancı... "

senaryosu soyberk altınsoy tarafından yazılan ve eyüp kaan pordoğan tarafınca yönetilen kısa film; oyuncu kadrosunda ise yönetmenin kendisi ve sena nur biçen rol almış iken film ise geçtiğimiz mart ayında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yanılgılar, fedâkârlıklar ve boşa geçen kayıp zaman üzerinde düşünmeye sevk ediyor filmimiz bizi.

karı koca bir çiftin yaşadığı dramatik ve sonunda mutlak sessizliğe mâhkum eden bir durum bu, karşındaki insanı canından çok sevmişsin ama o seni hiç anlamamış, fedâkârlığını umursamamış ve kalp kırmayı seçiyor, işte filmimiz tam olarak böyle bir hazin sonu aktarıyor.

karı koca bir çiftin bir gece yaşadığı anlaşmazlığı yansıtıyor.

kocasının alması gereken ilacın bitmiş olduğunu gören genç kadın eczanenin yolunu tutuyor ve kocasının ise günün sonunda ona yönelttiği son soru, "nerede kaldın, bu saatte neredeydin? " benzeri sözler, yaralayıcı ve onulmaz, telafisiz sözler oluyor.

karısının kendisine ilaç almak için gittiğini anlamasıyla pişmanlığa bürünüyor olsa da kırdığı kalpleri ipe dizmekten başka çaresi yok gibi görünüyor.

derinlikleri olan bir kısa film olduğunu kendi adıma söylemem zor olsa da kendini izleten bir yanı da vardı elbette.

izlerken düşündüren bir tarafı vardı nihâyetinde, bu kısa film bana en çok da fikret kızılok'ın şu şarkı sözünü hatırlatıyor, "o bir yolcu, sen bir hancı, gördüğün en son yalancı, içindeki derin sancı " değer verdiğimiz ve ölene kadar yanımızda olacak sandığımız insanın, insanların aslında bir yolcu olduğu gerçeğini hatırlatıyor.

hayatın bazen kaçınılmaz olan trajedilerinden birinin yansıtıldığı,
yanılgı kavramı üzerine düşündüren bir kısa filmdi.

ana fikir bence buydu;

neyi feda edersen et, karşındakinin görebildiği kadardır hikâye, biter, bitebilir, hayat budur çünkü bazen...
yanılgıdır, yanıltır.


sakın unutmayasın.

" o bir yolcu, sen bir hancı... "

devamını gör...

hem sıkıntı hem hüzün

rus şair ve yazar mihail yuryeviç lermontov tarafından kaleme alınan ve hançer (lermontov) imzalı eserinde bulunan şiirdir.
kitabı dilimize ise ataol behramoğlu çevirmiştir.

şiirin son dizesi ise kanımca insanın burnuna inen bir yumruk niteliğindedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim