son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
kafa izninde
karma: 217194 tanım: 44601 başlık: 14135 apolet: 7 takipçi: 788

son tanımları


küçük hanımın şoförü

senaryosu özdemir birsel tarafından kaleme alınan ve tunç başaran tarafından yönetilen 1970 yapımlı yeşilçam filmi; başrolde ise dünyalar güzeli belgin doruk ve karizmanın vücut bulmuş hâli ayhan ışık rol almaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yardımcı rollerde ise, hulusi kentmen, mualla sürer, süleyman turan, suna pekuysal gibi oyuncular yer almıştır.

varlıklı bir ailenin torunu olan ve babaannesiyle yaşamını sürdüren yakışıklı iş adamı ömer ve varlıklı bir ailenin tek kızı olan neriman'ın kesişen yollarını ve aşklarını konu ediniyor.

ömer tam bir istanbul beyefendisi olmakla birlikte biraz da müsrif bir adamdır, harcamalarına dikkat etmez, yaşlı babaannesi ise ona bir ders vermek için bir oyun oynamaya kalkar, avrupa'ya gittiği uçağın düştüğü haberi gelir ama bu belki de doğru değildir...

ömer kadınlara düşkün, şatafatı seven, konfor alanından çıkmayan, iyi yürekli bir delikanlıdır. bir de yakın dostu vardır.

babaannesinin ise 3 avukatı vardır ve torunu ömer'e bir vasiyet de bırakmıştır, eğer kendine çeki düzen verir de 1 yıl boyunca hayatın zorluklarını anlayabileceği, paranın kolay kazanılmayan bir şey olduğunu hatırlatacak bir işte çalışmak zorundadır.

1 yıl boyunca böyle bir işte çalışırsa babaannesinin mirasına ve eski olanaklarına sahip olabilecektir.

yapabileceği en mâkul meslek şoförlük gibi gelir ve şoför olmaya karar verir, böylece küçük hanım neriman ile tanışır ve küçük hanımın şoförü olur.

birbirlerini çok sevecek ve aralarındaki çekim duygusu zamanla aşka dönüşecektir.

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

tüm oyunculukların içten ve gerçekçi olduğu, etkileyici bir filmdi benim için.

konusu sıradan gibi gelse de insanı düşündüren bir yanı vardı bu filmin,
gerçek aşkı bulduğunda paranın pulun önemi kalmazdı, ister zengin ol, ister fakir ol, hiçbir önemi yok bunun, aşık olduğun zaman sevdiğin insan için bütün dünyaya kafa tutabilirdin, onun uğruna sahip olduklarından vazgeçerdin, gerçek aşk bunu gerektirirdi belki de.

aynı isimde çekilmiş birden fazla film gözüküyor, karışıklık olmaması için filmin linkini bırakıyorum.

aşk hiç aramazken bulduğu mudur insanın?

devamını gör...

riders on the storm

the doors şarkısı olup grubun 1971 yılında yayımlamış olduğu l.a. woman adlı albümde yer aldığı ve şarkının söz müziğinin grup üyelerine ait olduğu bilinmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

anlamasını sağla
make him understand

dünya sana bağlı
the world on you depends


hayatımız asla bitmeyecek
our life will never end...

devamını gör...

nasıl dayandın sorusu

her trajediyi bir ders olarak adlandırmayı tercih ettim kendi açımdan, tanrı da öğretmen oluyor benim için bu denklemde.

en ağır darbeye bile yaşamın bir parçası gözüyle bakınca acı azalmaz belki ama acı veren duygu ve durumlara karşı bakış açını değiştirebilirsen acı hayatını eskisi kadar etkilemez, ağlamamak mümkün değil, hiçbir zaman mümkün olmamıştır.

sabretmeyi ve artık hiçbir yok oluşa şaşırmaman gerektiğini öğrenerek dayanacaksın...

yaşamı kavradığında bir küle dönmüş olabilirsin, küllerinden doğacaksın.

kendinden vazgeçmek çocukluğundaki insandan da vazgeçmektir,
işte en çok da bu yüzden dayan...
devamını gör...

window (kısa film)

senaryosu ataberk yüzat tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; oyuncu kadrosunda da yönetmenin kendisi ve sefer yüzat adlı kişi rol almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yatalak babasına kol kanat geren, onun eli ayağı ve her şeyi olan genç bir adamın, babası için verdiği mücadele konu ediniliyor.

babasının konuşma yetisini yitirdiği görülüyor ama her şeyin farkında, oğlunun kendisi için yaptığı her fedâkârlığın farkında, görüyor, biliyor ve hissediyor, bir pencere'nin hasretini çekiyor hasta adamcağız, odasına ışık dolmasını istediği anlaşılıyor, manzarasına doyum olmayacak bir pencere şimdi istediği...

insanın manzarası neyse insan da o manzaraya baka baka ona benziyor sanki zamanla.

genç adamın babasına bakabilmek için resim yaptığı da görülüyor, parkta bir kadının portresini çiziyor, para aldığı gözükmüyor ama para kazanmak için yaptığını düşündüm izlerken.

duygusal bulduğum bir kısa filmdi.

bazı açılardan kendime dair şeyler de gördüm biraz, annemin hasta olduğu zamanlarda baktığı pencereyi ve manzarasını düşündüm, onun manzarası bizdik belki de, çocukları...

bağlamdan ayrılmamak ve daha fazla duygusallaşmamak adına yavaş yavaş tanımımı burada bitireceğim.

ayrıca konuyla ilgili yakın zamanda okuduğum bir kitaptan bir şiiri de tanım sonuna bırakıyorum...

ana fikir ise bence şöyleydi;

bazen sevdiğin bir insana pencere olmak istersin, ışık, güneş olmak istersin, nefes olmak istersin, can olmak istersin, mümkün olsa kendi ömrünü de verirdin...

insanın en büyük manzarası bence en sevdiği insanın yüzüdür...



ne tuhaf (kitap)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

oyalama beni

süperstarımız, canımız cigerimiz ajda pekkan şarkısı; 1993 senesinde yayınlamış olduğu ajda '93 albümünde yer almakta iken şarkının sözleri eda özülkü tarafından yazılmış, müzik ise metin özülkü imzası taşımaktadır.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kim bilir, kaç günüm kaldı seninle?
acısı, sevinci ve her şeyiyle
kim bilir, daha ne kadar sürecek?
kim bilir?


yetmiyor bu sevgi bir tek an için
son defa insafa gel benim için
ne olur, erteleme artık beni
ne olur.

bir anlık heves için
bir anlık heyecanla
dokunma ve oynama gururumla.

oyalama beni, veda et artık
baştan çıkarma, veda et artık
istersen hakimi ol tatmadığım duyguların
dokunma artık bana...
devamını gör...

signs

senaryosu m. night shyamalan tarafından yazılan ve aynı ismin yönetmen koltuğunda oturduğu 2002 yapımlı amerikan filmi; başrolde ise mel gibson, joaquin phoenix, rory culkin, abigail breslin, patricia kalember gibi oyuncular rol almıştır.

yönetmenin kendisi de filmde ray karakteri ile karşımıza çıkmaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
karısını bir trafik kazasında yitiren eski râhip graham hess ve ailesinin başından geçen esrarengiz olayları, uzaylı istilâsından kurtulma çabalarını, kader ve tesadüf gibi kavramların yörüngesinde ele alıyor.

peder graham hess karısını kaybettikten sonra tanrıya dair inancını yitirmiştir, salt tanrıya dair inancını değil, hayata olan inancını da yitirmiş, mutluluğunu karısıyla birlikte kaybetmiş,
2 çocuğu ve eskiden beyzbol ile ilgilenen sporcu kardeşi merrill ile bir çiftlik evinde yaşamaktadır, mısır tarlaları da vardır ve işaretler yakındadır.

bir gün mısır tarlasında bazı işaretler belirdiğini görür, insan işi değil gibidir, fazla profesyonel ve kusursuz durmaktadır bu işaretler, önce bunun bir şaka olduğunu düşünse de şaka olmadığını anlayacaklardır.

uzaylı olduğu anlaşılan bu garip varlıklar sadece onların evine dadanmamıştır, onların varlığı bir tehlike ve ulusal, uluslararası bir sorun haline gelecek gibidir.

eski râhip graham ve ailesinin hayatta kalma çabalarıyla filmimiz devam eder, graham (mel gibson) ara sıra flashback yaşar, karısının öldüğü zamanları ve karısının dediklerini anımsar, onun son sözleri bir işaret niteliğindedir artık.

graham karısını kaybettikten sonra tanrıya kırgın, kızgın bir insan hâline gelir, kaderden ziyade artık tesadüflere inanıyor gibidir.

graham sezgileri güçlü bir insandır, zekidir, olağanüstü güçleri varmış izlenimi verir, işaretlere mi, kadere mi, tesadüflere mi inanmalıdır?

eve giren uzaylıdan kurtulmak için her şeyi yaparlar, oğlu astım hastasıdır, kızı ise küçücüktür, oğlunu kaybetme ihtimâliyle yüz yüze gelen graham artık mucizelere, kadere yeniden inanacaktır belki de...

karısının ölümü onun hayata bakış açısını ve inancını derinden etkilemiştir, tanrıdan ona bir acı daha yaşatmamasını diler.

onların başına gelen son olayla birlikte filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız.

şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

bu filmi ilk izleyişim değil, yıllar önce izlediğimi hatırlıyorum, bazı sahneleri hâlâ aklımda kalmış, mesela şu; beyzbol sopasının filmin sonunda bir işe yaradığını hatırlıyordum, tüm detaylarıyla hatırlamam zor belki ama tümüyle unutmuş da değildim, başka bir yaşta yeniden izlemek istedim, tekrar izlemek iyi geldi.

filmin ana fikri benim için şöyle;

sevdiğimiz birini kaybettikten sonra hayata, tanrıya, her şeye dair inancımız sarsılabilir, belki kaderdir her şey, belki de değildir, tesadüftür, bir ders de olabilir, hayatta her şey mümkün, tam pes ettiğin anda mucize seni bulabilir, içindeki inancı yitirmemelisin, hem de hiçbir zaman...


mel gibson'ın yemek yerken ağlar gibi olduğu sahne bence filmin en etkileyici sahnelerinden biridir.
devamını gör...

çağdaş makedon şiirleri antolojisi

"uyku öncesi beklenen o rüya nerde?"

slavko yanevski, blaje konevski, gane todorovski, vlado uroseviç, lilyana dıryan, hriste petrevski ve daha pek çok çağdaş makedon şairin şiirlerinin yer aldığı 111 sayfalık eser; fahri kaya tarafından hazırlanan eserin 1993 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiştir.

pek çok ismi senkronize okuma imkânı sunduğu için mutlu olduğum bir kitaptı.

kitabımız şöyle ilerliyor, her şairin hayatı hakkında çok kısa bilgiler veriliyor, ardından kendisine ait birkaç şiir yer alıyor.

ilk şiirleri fazla derin bulmasam da ilerleyen sayfalarda ve bilhassa kitabın sonlarına doğru karşılaştığım şiirleri iyi, etkileyici buldum, bazı dizeler insanı beklemediği yerden vuruyor.

mutluluğu değil, mutluluktan, aşktan, sevgiden, hayattan, ilişkilerden, insanlardan, sevdiklerimizden geriye kalanları yansıtır nitelikte olan şiirlerdi benim için, insanın dünyadaki geçici konumu ve kısıtlı zamanı, bağlanmış olduğun insanın ebedî yokluğu, trajediye evrilen aşklar, uykulardan, rüyalardan umulan medetler, acı çekmek, beklemek, bazı şiirlerin derinden hissettirdiği şeylerdendi.

hayatımızı etkileyen durumların şiirsel iz düşümü niteliğinde bulduğum şiirlerdi, sanki hep bir şeylerden geriye kalanları hissettirmeyi amaçlamış şiirler gibiydiler benim için.

en can alıcı bulduğum dizelerden biri ise,
ömür uçtu, seni yabancı gördüm düşte dizesi oldu.

seni sağ bulayım diye gurbeti kazandım dizesi de bence iyiydi.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


seni kıskanmaya vaktim yok.

unutma,
trajedimizin son deyişi yoktur,
bu, durmadan akan bir dere gibi
sonsuzdur.

işte sevgimiz böyle her zaman
iç yakar en sağlam olduğumuz an.


her şey önceden görülmüş
biz gidiyoruz,
toprak ise kalıyor.

neden bilmiyorsun, neden bu kader?
ne sevecek ne ezecek bir halin var.

ey öğlen gülü, ne dersin
acaba içimize
yeni bir baş dönüklüğü mü taşınıyor?


içimde sonsuz bir ölümsün.

buradasın ama gene de yoksun.

düşüncelerim vücudunun biçimini alıyor.

her şey hiçbir şey olmamış gibi olacak...

uyku öncesi beklenen o rüya nerde?

anlamı geç kavranan o ses nerede?

seni düşünüyor ve bir kitaba koyuyorum kitap nefes almaya başlıyor...


gizleniyor
rüyasında bulduğu bir gerçeğin içinde.

hangi taş
içinizde en ağır?


ömür uçtu
seni yabancı gördüm düşte.

devamını gör...

dilber'in sekiz günü

senaryosu cemal şan tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen 2008 yapımlı türk dram filmi; yönetmenin çekmiş olduğu zeynep'in sekiz günü ve ali'nin sekiz günü üçlemesinin ikinci filmi olarak karşımıza çıkmaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde ise nesrin cavadzade, fırat tanış ve osman akça gibi oyuncular rol almış iken yardımcı rollerde ise; necmettin çobanoğlu, hatice altan gençler, macit sonkan, aslıhan erguvan, ahmet saraçoğlu ve arzu tan bayraktutan gibi isimler yer almıştır.

sevdiğine varamayan ve bu yüzden başka biriyle evlenmeye râzı gelen genç bir kız olan dilber'in yaşamından 8 gün konu ediniliyor.

dilber doğulu bir ailenin en büyük kızıdır, çok kardeşi vardır, bir de sevdiği vardır, ali ile yıllardır birbirlerini sevmektedirler, evlenmek isterler ama ali'nin babasının başka planları vardır, askerlik arkadaşı ile yıllar önce birbirlerine söz vermişlerdir, birinin kızı birinin oğlu olursa onları baş göz edeceklerine dair ant içmişlerdir.

ali bir gün ağlayarak gelir ve hatice ile evlendirileceğini söyler, bunu duyan dilber çılgına döner, gidip ali'nin babasından hesap sorar, ali ise babasının dediği neyse ona uyacağını, içi kan ağlasa da hatice ile evleneceğini söyler.

dilber bunun ardından kendisine tâlip olan ilk görücüsüyle evleneceğine dair söz verir, öyle de olacaktır.

kasabadan gelen ve bir ilkokulda hademelik yapan mehmet ona görücü gelmiştir,
kendisinden vazgeçen ali'yi cezalandırmak için ömründe ilk kez gördüğü bu topallayan adamla evlenmeye râzı olur.

mehmet'in kimsesi yoktur, ana babası çok eskiden ölmüştür, bir tarlası vardır, ayağı topaldır, bugüne kadar evlenmek istediği hiçbir kız onu sevmemiştir, onu bir tek dilber sevecektir.

dilber kocasına başlarda ısınamamış olsa da onu sevecektir, mehmet onu sevmiş, ali gibi yapmamıştır.

bu mutluluk 8 gün mü sürecektir,
kim bilir?

filmin ana fikri bence şuydu;

sevgi neydi?
sevgi emekti...


şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

konu açısından selvi boylum al yazmalım (film) filmiyle benzerlikler taşıdığını düşündüğüm bir filmdi, sevgi ve emek açısından benzerlik taşır gibiydi,
senin değerini bilmeyenden vazgeçip sana emek veren insanı sevmeye karar verme durumu açısından benziyordu.

nesrin cavadzade'nin ve fırat tanış'ın oyunculuğu etkileyiciydi, o duyguyu verdiklerini düşünüyorum.

sonu daha farklı bitebilirdi,
keşke böyle bitmeseydi...


ağladığım bir sahne vardı, dilber'in ailesinden ayrıldığı sahne benim için etkileyiciydi.

mehmet, karısı dilber ona çok sıkıldığını söyledikten sonra televizyon alıyor, o sahne de oldukça duygu yüklüydü.
devamını gör...

alaeddin özdenören

1940/ 2003 yılları arasında yaşayan türk şair ve yazar olarak bilinir; yazar olmasının yanı sıra felsefe okuduğu ve bir süre öğretmenlik yaptığı bilinmektedir.

kendisi aynı zamanda rasim özdenören'in ikiz kardeşidir.

pek çok eser vermiş ve 63 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

unutulmuşluklar
alaeddin özdenören bütün şiirleri
yalnızlık gide gide
şiirin geçitleri
şiirler


yüzünde
dayanılmaz ışıltılar.

yarın bambaşka bir insan olabilirim.


alaeddin özdenören bütün şiirleri
devamını gör...

the change

evanescence şarkısı; grubun adıyla aynı adı taşıyan evanescence adlı albümde yer aldığı bilinmekte iken albüm ise 2011 yılında yayınlanmıştır.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


beni sevdiğini söyle
ama bu yeterli değil
say you love me,
but it's not enough.

sen değiştin
you've changed.

devamını gör...

alaeddin özdenören bütün şiirleri

" gözlerinin değdiği her yerde,
bir göç başlar.
"

1940/ 2003 yılları arasında yaşayan türk şair ve yazar olmasının yanı sıra rasim özdenören'in ikiz kardeşi alâeddin özdenören imzalı eser; 2002 yılında yayınlanmıştır.

şairin okuduğum ilk kitabı sanırım bu oldu,
diğer şiir kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum, sarsıcı ve akıldan çıkmayan bir şiir dünyası hüküm sürüyor çünkü benim için.

hissettiğin bir şeyi kelimelere dökemezsin, kelime bulamazsın ya bazen, işte bu kitapta alaeddin özdenören bunu bizim yerimize yapıyor, okuyan herkes kendinden bir parça bulacaktır, aynaya bakmış gibi hissedecektir bence mutlaka, bu kitaptaki şiirlerin beni bu denli etkileme nedeni de tam olarak buydu, sanki aynaya bakar gibi hissettim hep okurken.

gelişleri, gidişleri, son bulmaları, aşkının gücünü, ruhunun bedenine dar geldiği zamanları, yalnızlıkları, birinin isminin sana mıhlanmış gibi seninle yaşamasını, ölümü,
uğruna ölecek kadar çok sevmiş olmayı, sonrasında ise canından öte bildiğine yabancılaşmayı, kimi zaman ise annesizliği, yakınında olanın fikirsel uzaklığını, yüzüne dokunamamış olmanın kederini derinden hissettiriyor şair.

şairin yıkımları, ayrılıkları, aşkı, aşktan geriye kalanları yansıtma biçimi çok etkileyiciydi.

en can alıcı bulduğum dizelerden biri " artık beni tanımakta güçlük çekebilirsin " oldu örneğin.

etkileyici bulduğum çok dize vardı, okuduğum için mutlu olduğum bir kitap oldu.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir anlatışın var gelişinle gülüşünle
o hiçbir zaman olmayacak olanı
o nice bin serüvenden arta kalanı
kalbimizin her vuruşunda
daha iyi anladığımız.

öldü çünkü öylesine gençti
ölümle hayatın arasında sıkışan gözleri.

adını doğruyorum.
bir yalnızlığı doğrar gibi.

gözlerinle bir çıkış yolu arıyorsun
oysa ben senin direnişini bilirim
yıkandıkça azgınlaşan bir ateş gibidir.


yersizim yoksulum âvareyim
yerlerde göklerde divâneyim
saçlarında hâleyim
öyle deme böyle deme güzelim
sesindeki son vâdeyim.

göğsümün dar uçurumundan
ölüme merdiven dayıyorum.

dünya sanki bana kalmış gibi
bir de üzüntüme.
bağışlamak ayrı
unutmakta bütün iş.

sana her bakışımda
uçurumun önünde kalıyorum.

içimde benden başka
ağlayan biri mi var?


gözlerinin değdiği her yerde
bir göç başlar.


yaşarken ölüme rastladığımı
bilmeyecekler
belki hiçbir zaman
zira böyle bir ânın büyüsünü
tanımadılar.


seni bir kez daha düşünmem gerektiğini anlıyorum.

ölebilirim senin için
bu dünyada ve öbür dünyada.

yüzünü göremedim
belki
dokunmayı göze alamadığım için olacak.


geçilmez bir dalın
düşen aynasındasın
sen beni
öldükten sonra mı arayacaksın?


sana her bakışımda
uçurumun önünde kalıyorum.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mesai (kısa film)

senaryosu elif parlak tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; pınar akyol, gökhan civan, nurullah çilesiz ve şahin kapkın gibi isimler rol almış iken film ise 2019 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mesaisi bitmiş ve evinin yolunu tutmuş olan genç bir kadının yaşadığı hayal kırıklığını konu ediniyor.

filmimiz bence hayal kırıklığının vazgeçmekle ilgisi üzerine duruyordu, hayal kırıklığına uğradığı için sessizliğe gömülen, karşısındaki insandan sessizce vazgeçen bir insanın yüreğini yansıtmayı amaçlamış gibiydi.

genç kadının yorgun bir iş mesaisinin ardından taksiye binmek üzere yürüdüğü görülüyor, o sırada sevgilisi ya da eşi olan kişiyle telefonda konuşuyor, karşıdakinin öfkeli olduğu anlaşılıyor, daha sonra genç kadın taksiye biniyor ve birazdan kalbinin kırılacağını bilmiyor asla.

taksici ile istikâmete doğru ilerlerken sevgilisi ya da eşi olan kişi ona kalp kırıcı sözlerin yer aldığı mesajlar atıyor, işte kırgınlık ve vazgeçiş de burada başlıyor,

hayal kırıklığı herkesi değiştiriyor...

vazgeçiyor ondan, onu sevmekten, ona dünyanın en güzel haberini vermekten, onunla yaşamaktan ve onunla ölmekten...


bu film bana şunu düşündürüyor;

hayal kırıklığına uğrattığın insanı bir daha geriye döndüremezsin, eskisi gibi olmayacaktır, değişmiş, o hâli ölmüştür artık, keza; hayal kırıklığına uğrayan sen isen sen de değişmişsindir, geriye alınamaz şekilde hem de.

kalbini kırdığın insanın sana söyleyecekleri bazen ölene kadar onun kalbinde kalır, temel nedeni ise belki de sadece hayal kırıklığıdır...

hayal kırıklığı, inandığının yanılsama olması mıdır, kim bilir?

devamını gör...

eppur si muove (yazar)

bugün günlerden eppur si muove. ^^

doğum günün kutlu olsun, kalbinden geçen her şeyin gerçek olduğu, yüzünün hep güldüğü, sağlıklı, neşeli, huzurlu ve mutlu bir yaş olsun.


gojira sevdiğin için ondan bir şarkı gelsin.

iyi ki doğdun. ^^


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir yazar bir alıntı

" bu hep böyledir.

sevgi kendi derinliğini bilmez;
ayrılık vakti gelip çatana kadar...
"

halil cibran
devamını gör...

aforizmalar (tolstoy)

" hissedileni sözlerle ifade etmek mümkün değilse, konuşmaya ne gerek var?"

1828/ 1910 yılları arasında yaşayan rus yazar lev nikolayeviç tolstoy imzalı 128 sayfalık eser olup 2020 yılında yayınlanmıştır.

kişinin mânevi yönünü güçlendirmeyi ve hayata bakış açısını olumlu yönde etkilemeyi amaçlayan aforizmalar niteliğindeydi benim için.

hayatımızı etkileyen durumlar, ilişkiler, aşklar, iyilikler, sevgi, inanç, tanrı, anlam arayışı, ölüm, sanat, erdem sahibi olmak, evlilik, savaş ve zafer, birey ve toplum arasındaki bağ, bazı aforizmaların yansıttığı konu ve durumlardandı denilebilir.

insanın anne ve babası olmadan da yaşayabileceğini ama tanrıya inanmadan yaşayamayacağını dile getiriyor tolstoy kimi zaman, aslolanın insanın yüreğindeki sevgi ve merhamet olduğunu hatırlatıyor, şan ve şöhretin, dünyevî şeylerin geçici olduğunu derinden hissettiriyor.

birbirini sevmeden evlenen insanların evinden kavganın eksik olmayacağını hatırlatıyor, aşkın ve sevginin önemini vurguluyor gibi duruyor.

bazı aforizmalarında ölümün kurtuluş olduğunu düşündürür iken bazı aforizmalarında ise yüreğinde yaşama sevgisinin olduğunu da düşündürüyor.

kadınların bazı haklarından yoksun olduğunu dile getiriyor, eğitimin önemine dikkat çekiyor.

şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

tolstoy'un o eşsiz üslubunun epey zımparalandığını düşündüğüm bir çeviri söz konusuydu benim için, yazarın vâroluşunu yansıtan üslubuna fazla sâdık kalınmamış gibiydi, yine de okuduğuma pişman değilim elbette.

ayrıca, insan neyle yaşar (kitap) kitabından birkaç cümlenin de kitapta yer alması hoşuma gitti, güzeldi.

düşündürücü bulduğum aforizmalar az değildi, okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

insanlar, sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım; oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş.

ilerlemenin kendisi de hakem olmaz.
hakem benim yüreğimdir.

adam, bir yıl sonrasına hazırlanıyor ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor.


benim olan şey,
aynı zamanda senin değil midir?

annemin yüzü, zaten güzeldi ama gülümsediği zaman daha da güzelleşir ve etraftaki her şey daha da parlak görünürdü.
eğer hayatımın acılı anlarında bu tebessümü bir an için bile olsa görebilseydim acı nedir bilmezdim.


neden biz, başkalarına bir şeyler verdiğimiz hâlde başkaları bize hiçbir şey vermiyor?

kazanç ve kayıp, ikiz kardeştir.

ölüm bir köprüdür,
dostu dosta kavuşturur.

bir uçurumun başına gelmiştim ve önümde yok oluştan başka bir şey olmadığının farkındaydım.


bak mesela,
serçe parmağımı seviyor muyum?
sevmiyorum ama kesmeye kalk bakayım...

insanlardan kurtulmanın tek yolunun yaralarını onlardan gizlemek olduğunu biliyordu.

hiç kimse tanrı’yı görmemiştir ancak birbirimizi seversek, tanrı içimizde yaşar.


sanat, gerçeklerin bilim alanından duygu alanına aktarılmasıdır.

biz sevdiklerimizi onların bize yaptıkları iyiliklerden daha fazla, bizim onlara yaptığımız iyilikler yüzünden severiz.

insan, anne ve babasız yaşayabilir fakat tanrı olmadan yaşayamaz.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

akdenizdeki çöl

" yaşamak;
bir tabağın yıkanmasıdır.
"

sf: 31

iranlı şair sohrab sepehri ve ispanyol şair federico garcia lorca imzalı 145 sayfalık eser; iki büyük ismin şiirleri faysal soysal tarafından aynı kitapta toplanmış ve türkçe baskısının ise 2011 yılında yapıldığı bilinmektedir.

şiirsel bir akrabalığın meyvesi niteliğinde bir eser olduğu görülmektedir.

belki hiçbir zaman yan yana gelmemiş 2 insan, 2 farklı şair, bir araya gelememenin hiçbir önemi yok, eğer birbirini tamamlıyorsan, keza iki büyük şairin şiirleri de birbirlerini tamamlar gibi, birbirinin devamı gibi duruyor, bambaşka anlarda yazılmış olsalar bile fark etmiyor.

sohrab sepehri dünyayla işi bitmiş bir bilge edâsıyla yazıyor bence biraz da, hayatı kendine özgü bir bakış açısının yardımıyla çözümlemiş, kendine özgü bir biçimde algılayan, her şeyi ve ölümden sonrasını da gördüğünü düşündürecek kadar farklı bir tonda yazıyor benim için.

zamanı, sonsuzluğu, coğrafyayı, iklimi, gerçeğin ardındaki gizemi, efsunu, anımsamayı ve silinişi, yaşama dair duyumsananları derinden hissettiriyor.

şimdi ise federico garcia lorca şiirlerine geçelim;

onun şiirleri sohrab sepehri'nin şiirlerinin konularına benzer nitelikte, yalnızca ondan daha karamsar bir ruh hâlinde yazılmış şiirler izlenimi veriyor.

hayatın zorlu yolları, insanın suskunluk dışında bazen hiçbir şeyinin kalmaması, sonsuz bir acının içinde olmak, kendi ölümünü tahayyül etmek, kopuşların verdiği derin keder, kendi mezarının yerini soracak kadar tükenmiş hissetmek, birine bağlanmış olduğunun farkında olmak, aşkın bir gün uçup gidiyor, asla kalmıyor olmasının verdiği şaşkınlık, onun bu kitaptaki bazı şiirlerinin benim için ifade ettiği anlam ve temalardandı.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sohrab sepehri

bu gönenmiş toprakta
bir şeyin peşindeyim
belki bir rüyanın
bir ışığın, bir çakılın
bir gülümseyişin belki.

toprağın sonra hafızadan bir şeyi silişi.

hayat inanın boş değil!
yaşamak sevgidir, elmadır hayat, inançtır.
evet evet,
gelincik var olduğu müddetçe
yaşamak gerek.

öldüğünde babam,
bütün bekçiler şairdiler.

ben, maddenin her esişinde
çıkardığı uğultuyu duyanım.

ben yeryüzünün ilk yaratıldığı ânâ yakınım.

ve yaşamak
başka gezegende
bir çiçeği koklama sanrısıdır.
yaşamak bir tabağın yıkanmasıdır.

her neredeysem ve nerede olursam
gökyüzü benimdir.
pencere, algı, hava, aşk, yeryüzü benimdir.

mevsimler kitabı sayfa değiştirdi
ve yeni sayfanın ilk satırı şu idi:
hayat bahçesi,
havva’nın bir dakikalık gafletidir.


federico garcia lorca

bu cihanda her şey kırılmış diğeri içinde
suskunluk dışında
hiçbir şeyi kalmış insanın.

ey bu sonsuz acı ve kalbim!
kaynağınızı nereden alırsınız?

ikindinin beşinde
geriye kalan sadece ölümdü
ve yalnız şimdi
ölümdür ikindinin beşi.

ne kızgın boğa şimdi tanır seni
ne incir ağacı
ne atlar, ne de evindeki karıncalar
ne çocuk bir daha tanır seni
ne gece
çünkü sonsuza kadar bir ölüsün artık.

söyleyin bana bir!
neresi olacak mezarımın yeri?

hayret edilmiş bir çehreye çivilendim.

ne kadar anlatsam
sana benzediğimi
yetmez kelimeler.

rüzgâr olup gitti,
işte aşk...




kitabın arka kapağından alınmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sükut (kısa film)

senaryosu danial farhadi tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; bahar ece yegen adlı oyuncu rol almış iken film ise geçen sene yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

eşinin hamile olduğunu öğrenen genç bir baba adayının mesleği ile ailesi arasında kalmasını konu ediniyor, kendisi bir astronot ve ilerleyen sahnelerde uzaya gittiği de görülüyor.

hazırlıklar yapılmış ve genç astronot artık uzaya gitmek için hazır, burası biraz uçuk kaçık gelebilir ama durum bu, karısının ise hiç gönlü yok kocasının dünyadan ayrılmasına. ^^

gitmeden önce son kez konuşurlarken aralarında bir sükut hâli peydâ olur, kelimelerle değil sessizlikleriyle anlaşılmak isterler sanki, birbirlerini çok sevseler de kırgın gibidirler.

konu açısından interstellar ile kısmen benzer yönlere sahip bir kısa filmdi biraz da, zamanla değil ama uzaya gitmekle, gittikten sonra döndüğün zaman geride bıraktığın kişiyi aynı hâlde bulmamak ya da bulamayacak olmak gibi şeyler üzerinden benzerlik taşıyor gibiydi.

bu kısa film bana en çok şu soruyu hatırlatıyor;

sevdiğin insan için hayallerinden vazgeçer miydin?

devamını gör...

neon hayatlar

sıla gençoğlu şarkısı; 3 nisan 2026 tarihinde yayınlanan kafa yüksek kalp kırık adlı albümünde yer almış iken aynı zamanda ibrahim selim ile bu gece adlı programda konuk olduğu zaman da söylemiştir.

şarkının sözleri sanatçının kendisine aittir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


tam tamına yarım
var yok arası tadım
kontrolsüz duygusuz
mono kayıtlardayım.

dünü hatırlamıyorum
önümü zor görüyorum
çek gölgeni peşimden
umursarsan
unutmaya uğraşıyorum...

neon hayatlar gördüm
gösteriş endişesi
tek sönük harfe bakar
isminin yenilgisi.


odalar arası gezen
hayaletler gibiyim
dikiş tutmayan derdime
morfin boşverlerin.

albümü dinlemek için
devamını gör...

yosun (kısa film)

senaryosu stephan miras tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; 2024 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
uzun yıllar aynı yastığa baş koyduğu karısı songül'ü 10 yıl önce kanser nedeniyle kaybeden bir adamın içinde olduğu duygu durumu konu ediniliyor.

botanik işleri ile ilgilenmiş ve 30 yıl boyunca karısını bir kez bile çiçeksiz bırakmamış, karısı onu konuşmadan anlayan tek kişiymiş bu dünyada, çocukları olsun istemişler, olmamış...

hollanda'da yaşamışlar bir süre, para kazanmak için gitmişler oraya, hayalleri, umutları varmış daha, ölüm gelip bozmuş bütün hayallerini, artık onu konuşmadan anlayan biri kalmamış bu dünyada.

âşık olduğu insanı yitirdikten sonra görünmez olduğunu düşünüyor...

filmin en can alıcı kısmı buydu benim için,
açıkçası hikâyeyi anlatma tarzı da etkileyiciydi, belki gözlerim dolmuş olabilir,
âşık olduğu insan öldükten sonra artık bir hayalet, bir görünmez olduğunu düşünmesi etkileyici ve sarsıcıydı, o gittikten sonra artık seni anlayan kimsenin kalmaması üzücü, acıtıcı bir şeydi.

filmimizin yosun ile ilgisine gelecek olursak,
ilerleyen sahnelerde neden filme bu adın verildiğini o zaman anlıyoruz.

filmin sonunda adamın yanına bir kadın oturuyor, o kadın onu gören tek kişiydi, o kadının adamın hayatındaki önemini tahmin ediyorum, o kadın onu gören tek kişi olduğuna göre, tahmin ettiğimiz kişi olmalı...

âşık olunan insanın yokluğunun kişiyi görünmez kılması üzerine düşündüren bir kısa filmdi, konusu özgündü, oyuncunun hikâyesini anlatma biçimi etkileyiciydi.

kimin yokluğu görünmez kıldı seni?

acıdan yosun tuttun mu hiç?


devamını gör...

mutlu ol (kısa film)

siraj albasha tarafından çekilen kısa film; majid hamo adlı oyuncu rol almış iken film ise 2021 yılında yayınlanmış ve ödül aldığı bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kendi hayatında mutsuz olan ve ancak diğer hayatlara iz bıraktığı zaman mutlu olabilen bir palyaçonun insanları ve özellikle de çocukları mutlu etme çabasını konu ediniyor.

genç adamın uyandığında bile mutsuz olduğu görülüyor, hayattan ve canından bezmiş gibi görünüyor, hiç gülümsemiyor, tâ ki palyaço kılığına girip çocukları mutlu etmeye başladığı zamana kadar...

ayakkabılarının bağcığını bile bağlayacak dermanı bulamıyor kendisinde, yolda yürürken dikkatsiz davranıyor, bir arabanın altında kalması muhtemeldi, son anda kurtuluyor.

bir inşaata gittiği görülüyor, intihar etmek için gittiğini düşündürüyor olsa da belki de palyaço olmak için gitmiştir, kendi hayatında mutsuzluktan ölse de başkalarına " mutlu ol " diyebilmek için.

hüzünlü palyaçonun çocukları eğlendirmesi, güzel vakit geçirmesi, sonrasında ise evine dönmesi ile filmin sonlarına doğru yaklaşılıyor.

filmde dikkatimi en çok çeken şey şuydu;

palyaço insanları mutlu ettikten sonra gülüyor, ancak başka insanlara iyi geldikten sonra mutlu olabiliyor, onun mutluluğu kendi iç huzurundan değil, diğer insanların mutluluğundan geçiyor, diğer insanlar mutlu değil ise kendi de mutsuz, bu doğru veya yanlış bir şeydir, tartışılır ancak insan mutluluğunu diğer insanların varlığı üzerine temellendirmemeli belki de.

diğer insanlar bir gün vardır, bir gün yoktur çünkü, kimse hayatımızda sonsuza dek kalamaz, mutluluğumuz önce bizim içimizden gelmeli, önce kendi içinde bulmalısın onu, eğer mutluluğu başka bir insanın varlığına koşullandırırsan bir gün o olmadığında mutsuz olursun, mutluluk kimselerde bulmadan önce kendi içimizde bulacağımız, bulduğumuz bir şey olmalı, kim bilir?

film üzerine bir soru;

kendinden önce diğer insanların mutluluğunu düşünüyorsan kendine şunu sor, peki senin mutluluğunu kim düşünüyor?

sen ağlarken ağlayan kaç kişi var?


devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim