son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 206262 tanım: 45228 başlık: 14016 apolet: 7 takipçi: 780
hey there i am using whatsapp

son tanımları


sevilen kitabın en vurucu cümlesi

" anıların güzel olanları da kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir... "

aforizmalar (dostoyevski)
sf/ 53
devamını gör...

içime sinmiyor

sesinde bir acının izlerini taşır gibi olan leman sam şarkısı; 1992 yılında yayınlamış olduğu ayak sesleri adlı albümde yer almakta iken şarkının sözlerini ise zeynep talu'nun yazdığı bilinmektedir.

bestesinin ise e. maria imzası taşıdığı bilgisi verilmiştir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


inceden bir sızı sarıyor gönlümü
ismini söylemeye dilim varmıyor
sen olmayınca akşamlar içime sinmiyor

olmuş olacak ne varsa umurumda değil
ölüm bile yokluğundan daha ağır gelmiyor
sen olmayınca yaşamak içime sinmiyor.

devamını gör...

yazarların çektiği ağaç fotoğrafları

istanbul / 2025

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yarım (kısa film)

senaryosu serdal altun ve hüseyin demirtaş tarafından yazılan kısa film; hüseyin demirtaş tarafından yönetilmiş iken 2 gün önce yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

filmimiz hayalleri yarım kalan 10 yaşlarında küçük bir mevsimlik işçinin dramını konu ediniyor.

küçük çocuk akranlarıyla aynı saatlerde uyanıyor olsa da, akranları okula gitmek için hazırlık yaparken o ise tarlaya gitmek için hazırlanıyor, ailesi bile yarım...
büyükbabası olduğu görülen adamla ve kız kardeşiyle yaşıyor, tabii buna yaşamak denirse.

maddi durumları iyi değil ve gaz lambasının ışığında oturuyor, onun ışığında çay içiyorlar, hayatları sanki baştan beri yarım...

okuma yazma biliyor olsa da okul hayatı iptal, okula giderse yerine çalışacak kimse kalmıyor, dedesi çalışabilir ama o da yaşından dolayı çalışacak durumda değil,
küçük torununun mevsimlik işçi olmasından memnun değil gibi duruyor ama şimdilik başka çareleri de yok gibi görünüyor.

küçük çocuğun bir aracın içinde tarlaya götürüldüğü anları da izliyoruz, mutsuz olduğu her hâlinden belli, pamuk toplamaktan bitap düşmüş nârin bedeni ve ruhu.

benim için duygusal bir kısa filmdi.

çocukların yerinin okul sıraları olduğunu vurgulayan bir kısa film olduğu görülmektedir.

bana düşündürdüğü en önemli şey şu oldu;

hayallerinden uzakta yaşamak yarım yaşamak mıdır, insan hayallerini gerçekleştiremeden yaşadığında yarım mı kalır?

insan hayallerine veda etmek zorunda kaldığında mı büyür dersin?


devamını gör...

ölümsüzlük ardında gılgamış

" geleceği görürler, sonra unuturlar bunu. çünkü gelecek ve şimdi birdir... "

1915/ 2002 yılları arasında yaşayan ve garip akımı kurucu isimlerinden türk şair ve yazar melih cevdet anday imzalı eser; 1981 yılında yayınlanmıştır.

yan yana (kitap) adlı eserinden sonra kendisinin okuduğum son kitabı bu oldu.

açıkçası beni şaşırtan bir kitap oldu, yalnızca şiir kitabı okuyacağımı düşünmüştüm ama şiir formunda olmayan, aforizmaya benzeyen sözler de vardı, hayli felsefik bulduğum bu sözlerden dolayı okuduğuma memnun olduğum bir kitap olduğunu belirtmem mümkün olacaktır.

gılgamış destanı'nın şairin bakış açısına göre yeniden ele alınmasının bir yansıması niteliğinde sayılabilecek bir kitaptı.

ölüm / ölümsüzlük / zaman / zamansızlık / kitabın benim için özeti niteliğinde olan anahtar kelimelerdendi.

ölümsüzlüğe giden yol nedir, var mıdır, mümkün olabilir mi, sorularını akıllara getiren bir yapıda olan şiirler, yazılardı.

başlangıç, son, geçmiş, şimdi ve gelecek, gerçeklik ve gerçek dışı, acı çekmek, zaman, bütün zamanları yaşamış gibi hissetmek, ölümsüzlüğü aramak, rüyalar, değişim ve yansıma, kitabı özetlemeyi mümkün kılacak temalar arasındaydı.

melih cevdet anday bize bu kitabında salt bir şair değil, aynı zamanda felsefeden beslenen bir âlim olduğunu da hissettiriyor, " doğum mu öncedir?
ölüm mü?
" dizesinde olduğu gibi.

" gerçeğe dokunur gibi oldum " sözü de bence oldukça farklı ve düşündürücüydü.

seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


geleceği onaramıyorum.

ama gerçekdışıydı sabah,
doğallığını yitirmiş bir ölüm gibi.

hem yaşıyordum, hem yaşamıyordum.

kutsa onu, hiç bir şey deme
insan öğrenmek için yaşar.

ölünce görkemli bir korkuluk olurum.


dünyanın sonuyum, başlangıcıyım.

duvar geçmişi yadsır, zamanı hiçler.
insanın en acımasız buluşudur o.

duvar ancak düşle aşılabilir.

sözü yakmakla olur kurtuluş.
çekmecelere kilitlediklerimizi arıyoruz.

bir olanı ikiye ayırmak acı vericidir.


acı çekerek de olsa yaşıyordu,
buydu önemli olan.

acı insana sonradan verilmiş yaşama gücüdür.

yok edebilecektim kendimi.
böylece var edebilecek de.


hep yeni bir şey aradım.
her kar yağışta buldum sanırdım.

bir gerçeğin düşünü sonsuzca görmek ise, gerçeği yadsımaktan başka anlama gelmez.

ölüm uyumaksa, büyük bir işkence demektir. cehennem uyumaktır..

her şeyi yitirdiğimi anladım.
bu bir umutsuzluk değildi, çok iyi biliyorum. alışkanlıklarımın yer değiştirme istenci idi.

rüzgâr geçmişten kalmadır.

geleceği görürler, sonra unuturlar bunu. çünkü gelecek ve şimdi birdir.


yansımıyordu,
çünkü değişmeyen yansıyamaz.

bütün yaşamımın "yaratma"dan başka bir şey olmadığını anlıyordum.

kimse bilmez.
bilmenin bilinmesi olanaksızdır.


anlat bana onun ikinci kez ağlayışını.

ardışık günleri zaman sanmışım...

devamını gör...

manami ito

1984 doğumlu japon keman sanatçısı;
20 yaşında geçirdiği trafik kazası sonucu kolunun birini kaybetmiş ve yaşadığı bütün zorluklara rağmen umudunu yitirmemiş ve keman virtüözü olma yolunda emin adımlarla yürümekten vazgeçmemiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

protez kolu sayesinde kemanını çalmaya devam etmiş ve engellerin aşılabileceğini göstermiştir.

manami bizlere umudun, azmin, mücadelenin önemini hatırlatmaya devam edecektir.

bu trafik kazasında yaşadığı kaybın onu sınırlandırmasına izin vermemiş ve hayallerinin peşinden gitmiştir.

manami ito bana şunu hatırlatıyor;

kalbindeki hayallerden asla vazgeçme, seni sen yapan şeyden ne olursa olsun vazgeçme ve mücadele etmeyi hiçbir zaman bırakma.



buradan
devamını gör...

otogar (kısa film)

senaryosu nehir uzun tarafından yazılan ve mehmet emin ulutaş tarafından yönetilen 12 dakikalık kısa film; 2025 yapımlı olduğu bilgisi verilmiş olsa da bu yıl yayınlanan filmde ismail can yavuz ve nehir uzun yani senaristin kendisi rol almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir otogarda, sevdiği kızın gelmesini bekleyen gencin ve sevgilisinin bu süre zarfında başına gelenleri trajik bir sonla aktarıyor.

erdem adlı genç duru adlı sevdiğini otogarda beklemektedir ve genç kız otobüsten iner inmez çok özlediği sevgilisine sarılır, uzak mesafe ilişkisi yaşadıkları görülmektedir.

birlikte deniz kenarına gider, evde film izler, mutfakta güzel şeyler pişirir ya da hazırlarlar, tek istedikleri bu kısıtlı sürede zamanı en iyi şekilde değerlendirebilmek ve sevgilerini yaşamaktır.

sayılı gün çabuk geçer ve genç kızın gitme vakti gelip çatar, ayrılık vakti gelmiştir, bir daha ne zaman görebileceklerdir birbirlerini, görebilecekler midir?

sonrasında çok garip bir şey olur ve filmimiz ters köşe etmeye devam eder, bütün bu yaşananlar gerçek miydi yoksa bir rüya mıydı, orası belli değil...

genç adam bütün bunları hatırladı mı, hatırlamak ve yeniden yaşamak için mi otogara geldi, gibi sorular üzerine düşündüren bir yanı vardı.

son zamanlarda izlediğim en etkileyici kısa filmlerdendi, konusunu farklı buldum, sinematografik açıdan bazı sahneleri iyiydi, manzara ve açılar güzeldi.

ana fikir ise bence şuydu;

zaman azdır ya da çoktur, bu belli değildir, her ânı sevdiklerinle dolu dolu geçirmekten başka çare yoktur, giden zaman ve giden insanın telafisi yoktur, olmayacaktır...

sevdiklerin bir gün var bir gün yoktur,
onların değerini yaşarken bilmelisin çünkü mezar taşları ses duymuyor...

bazen hatırlamak için her şeyin bittiği yere geri dönersin, tekrarı olmayanı hatırlamak ne zordur...


otogarlar ya da havalimanları insanların kavuştuğu yerler midir yoksa ayrıldıkları yer midir?

izlerken kendime sorduğum sorulardandı.

devamını gör...

şiirler (langston hughes)

" anılar bile yaşamıyor... "

* şiirler adında bir kitap başlığı daha olduğu için şairin adı parantez içinde verilmiştir.

1902/ 1967 yılları arasında yaşayan amerikalı şair ve yazar langston hughes imzalı 127 sayfalık eser; dilimize talat sait halman, melih cevdet anday, özdemir asaf, necati cumalı ve can yücel başta olmak üzere birkaç isim daha tarafından çevrilmiş ve 1971 yılında yayınlanmıştır.

şairin, alabama'da şafak ve ertelenmiş düş kurgusu kitaplarından sonra okuduğum son kitabı bu oldu.

langston hughes okuduğum her şiir kitabında benzer temaları işliyor gibi olsa da yine de insanın ruhunu bir yerden yakalıyor,
insanın kendisinden bir şeyler bulabileceği bir içtenlikle yazıyor.

okuduğum diğer kitaplarındaki şiirlerinde de yaşadığı ırkçılıklara dair bazı şiirsel örnekler vermişti ve bu kitabı için de aynı durum geçerli, siyâhi olmanın bütün hayatını etkilemesi, yoksulluk, her daim yoksul olmak, adalet ve eşitlik arayışı, insan gibi değer görmemenin mücadelesini verme gibi konular üzerine şiirleri yer alıyor sıklıkla.

bunun yanı sıra duygularını açtığı, içini döktüğü şiirleri de yer alıyor, anıların artık silikleşmiş olması, değer verdiğin kişinin umrunda olmamak, yüreğinin paramparça oluşu ve rüyalarını dahi unutmak gibi durumları yansıtan şiirler de karşımıza çıkıyor.

bazı dizeler üzerine konuşmak gerekirse;

ağlayıp inlemek gerekirmiş,
cennete gitmek istersen
dizesi bence etkileyiciydi, acı çekmeden, bedel ödemeden hiçbir şeye erişemezsin, anlamı taşır gibiydi.

bir düşü yitirmek,
her şey değişiyor demek
dizesi de etkili dizelerdendi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir düşü yitirmek
her şey değişiyor demek.

kalbim yaralı, paramparça.

şaşar dururum doğrusu
bazen şuradan söz edilse
bazen öteler anlatılsa.
ben aradaki çizgiyi düşünürüm
gerçekte var olmayan uzaklıklardı oysa.


nehirler bilirim:
görmüş geçirmiş, kederli nehirler.
ruhum nehirler gibi derin.

kim kazandı zaferi?

doğmak zor
ölüm bir başka çile
iyisi mi ikisi arasında
gönül eğlendirin aşk ile, meşk ile.


istesem söylerim
beni ben yapan nedir
ama canım istemiyor
hem de senin umurunda değil.

seni
rüyasız bir uykuya benzetirdim.

bir düşü yitirmek
her şey değişiyor demek.

bende yürek yok artık
bu sabah paramparça yüreğim..

yürekte _
paramparça gurur.

anılar bile yaşamıyor.


rüyamı unutmuş gibiyim.

şu sıla özlemine
can dayanmıyor tanrım
sırf ağlamamak için
kahkahayı basarım.

hatırlarız giremediğimiz işi
bize verilmeyen
verilmeyecek olan işi
sırf derimiz kara diye.
şuracıkta durmuşuz
cehennemin ucunda
harlem'de bakıyoruz dünyaya.
şaşkınız

elden ne gelir
hatırladıklarımız karşısında?



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gülten akın

bugün doğum günü olan eşsiz insandır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
1933/ 2015 yılları arasında yaşamış, türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri olmasıyla birlikte şairliğinin yanı sıra farklı alanlarda da etkin olarak rol almış, avukat ve öğretmen kimliklerine de sahiptir.

geride çok sayıda eser bırakmış olmasının yanı sıra şiirleri şarkı olarak da bestelenmiştir, bunlardan bazıları deli kızın türküsü olarak örnek verilebilir.

kestim kara saçlarımı
kırmızı karanfil
beni sorarsan kitaplarından sadece birkaçıdır ve hepsi de önemli eserlerdir.

gülten akın benim için bir anadoludur, seni sana anlatandır, her seferinde büyüleyendir, kelimelerle dans edendir, bambaşka, olağanüstü bir insandır.

varlığının ve yazdıklarının yeri ayrıdır, üst sıralardadır, vazgeçemediğimdir, dizeleri hançer gibi saplanandır, senin aynandır.

bir şey hissedersin ama kelimeler kifâyetsiz gibidir ve gülten akın bunu senin yerine yazar. işte öyle büyük bir şairdir, hep de öyle kalacaktır...

iyi ki vardın gülten akın...


"yalandı
bir inansaydım sonsuz ölürdüm.
dost kimdi kardeş kimdi yar kimdi
tüm unutsam dedim unutsam
onları unutmam ölümümdü..."

artık kimse ağlamıyor özlerken.

yepyeni bir yaşamada hepsi
çoktan unutmuşlardır beni
affettim

bu perişan halime sebeptir
senin unutmuşluğunu affetmeyeceğim..

bu allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
yan garipliğine yürek yan
gitti giden..

devamını gör...

hayaller (kısa film)

senaryosu yalçın çifçi tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; zeynep ibar ve hakan bostancı gibi isimler rol almış iken 2013 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
birbirini çok sevdiği görülen ve hayallerinde birbirlerine yer veren iki âşığın bir sonbahar günü nedensizce ayrılan yollarını, geride kalanın bu duyguyla yaşama biçimi konu ediniliyor.

birbirlerine gerçekten de âşık gibi bakan iki sevgilinin bir sonbahar günü bankta oturdukları ve birlikte bir hayat düşledikleri, birbirlerini çok sevdikleri görülüyor,
bir insana duyduğumuz sevgi belki de hayallerimizde ona ne kadar yer verdiğimizle ölçülür, hayallerinde yoksa gerçeğinde de yoktur.

derken iki küçük çocuk misâli saklambaç oynamaya başladıkları görülüyor, genç adam saymaya başlarken sevdalısı genç kız ansızın yok oluyor, tıpkı bir hayal gibi...

onu her yerde arasa da bulamıyor ve acı çektiği görülüyor, aradan bir süre geçtiği de anlaşılıyor yüzündeki yılgın ifadeden.

diyalog olmasa da vermek istediği mesajı verebilen bir kısa filmdi;

konusunu sıradan bulsam da hayaller ve hayal kurduğun kişinin yokluğu üzerine düşündüren bir kısa film oldu,

ana fikir belki de şuydu;

sevdiğin insanla hayal kurmak dünyanın en güzel şeyi olabilir belki ama onun her daim senin yanında olmasını sağlayamaz, garanti edemezsin, her şey aniden başladığı gibi aniden bitebilir iken aşklar da bundan nasibini alır bazen.

hayallerin bir insanın varlığı etrafında şekillenirse o insan yok olduğunda hayallerin de, sen de boşluğa düşersin, bu yüzden hayallerinin merkezine başta kendini koymalısın.

çünkü hayatındaki herkes gidebilir ama sen kalırsın...

hayallerinle birlikte...


devamını gör...

gözyaşları da çiçek açar

" acaba ne taşır göğsünün altında
dünyaya dair?
"

1943/ 1985 yılları arasında yaşayan türk şair, yazar ve öğretmen abdülkadir bulut imzalı eser; şiir türünde yer almakta iken 1983 yılında yayınlanmıştır.

şair abdülkadir bulut'un ise bir minibüsten düştükten sonra geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiği bilinmektedir.

abdülkadir bulut...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şairin okuduğum ilk kitabı bu oldu,
belki diğer kitaplarını da okurum.

dünyanın hüzünlü ve keskin bir yer olduğunu hissettiren şiirlerdi benim için,
hem umut aşılayan hem de insanın içini buruk hissettiren, çok ağlasan bile gözyaşları da çiçek açar demek isteyen...

kendi kişisel duygularını yansıtıyor olsa da herkese ayna tutacak şiirleri de yer alıyor, kendini görmüş gibi oluyorsun bazı dizelerde.

şair bence ne yaşarsan yaşa ama her şeye rağmen umut etmekten vazgeçme der gibi yazıyor, bitti dediğin yerde başka bir başlangıç saklıdır, sen hayatta olduğun müddetçe bitmez hissi veren şiirler olduğunu kendi adıma söylemem mümkün olacaktır.

en dikkatimi çeken dize;

demek ki diyorum kendi kendime,
asıl katlanmam gereken şeyler;
henüz yaklaşmadı ufkuma
dizesi oldu.

düşündüren bir dizeydi.
seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



hayatı üzerine
devamını gör...

uzak (film)

senaryosu nuri bilge ceylan imzası taşıyan ve onun tarafından yönetilen 2002 yapımlı türk filmi, pek çok ödül de almış bir filmdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde mehmet emin toprak ve muzaffer özdemir yer alır iken, zuhal gencer, nazan kesal, ercan kesal, ebru ceylan, fatma ceylan ve feridun koç gibi isimler de kadroda yer alan isimler arasındadır.

başrolde oynayan mehmet emin toprak ise nuri bilge ceylan'ın yeğeni olmakla birlikte, filmin çekildiği sene geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

birbirine uzaklaşmış iki kuzenin bir araya gelmeleri sonucu hayatlarında meydana gelen değişimler, uzaklıklar, aşılmaz duvarlar, yabancılıklar konu edinilmektedir.

köylü ve kentli arasındaki zihniyet farkını birbirine yabancılaşan iki kuzen arasındaki gerilim ile anlatır nuri bilge ceylan;
birisi anlam arayan, diğeri ise anlamsızlıklar içinde boğuşan iki kuzen üzerinden uzaklık kavramını sorgulatır.

mahmut kırklı yaşlarında olan bir fotoğrafçıdır, evlenip boşanmıştır, kuzenine göre daha aydındır, kendini daha medenî görür, kuzenini ise köyden gelme olduğu için hor gördüğünü hissettirir.

yusuf yirmili yaşlarının sonlarında gözüken bir delikanlıdır ve çalıştığı iş yerinde toplu işten çıkarılanlar arasındadır,
gemilerde çalışma hayali kurarak kente gelir, kuzeninin yanında kalmaya başlar.

aralarında kapanmaz bir boşluk, aşılmaz duvarlar, uzaklıklar vardır, geldiği ilk gün iyi anlaşır gibi olsalar da birkaç gün içinde muhabbetleri gergin bir hâl alacaktır, mahmut kuzeninin gelmesiyle özgürlüğünün kısıtlandığını hissedecek, bir iş bulamayan bu adamdan kurtulmak isteyecektir zamanla.

mahmut nihilist bir imaj çizerken, yusuf ise anlam arayışında ve vâr olma çabası içindedir, belki de bu uzaklık bundan dolayıdır.

yusuf mahmut'tan kendisine iş bulması için yardım ister, mahmut ise onun taşradan gelip de hazıra konmak istediğini söyleyerek onu suçlar, kırar, tek istediği evinden, yani dünyasından artık gitmesidir...

filmin sonunda ise kuzenine kötü davrandığını anlayan mahmut pişman olmuştur ama artık pişman olmanın bir anlamının kalmamıştır.

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse,

yalnızlık, yabancılaşma, hiçlik ve vârolma çabası, uzaklık gibi konular üzerine düşündüren bir filmdi.

benim için bazı noktalarda duygusal bir filmdi, oyunculuklar olağanüstü değildi ama gerçekçiydi.

ana fikir belki de şuydu;

uzaklıklar senin zihnindedir ancak, birbirini anlamak o kadar da zor değildir, zorlaştıran da bizzat insanın kendisidir, insan isterse uzaklıkları aşar ama aşmadan yaşar...


mahmut yusuf'a gitmesi için kötü davranır, tartışırlar ve yusuf köyüne dönmeye karar verir, yatağını toparlamış, yorganını döşeğini katlayıp gitmiştir...

en çok üzüldüğüm sahne buydu, karşındaki insanın dünyasında sana yer olmadığı için sessizce onun dünyasından gitmek...
hem de hiçbir şey söylemeden...

devamını gör...

selja ahava

1974 doğumlu fin yazar olarak tanınır;
yazar olmasının yanı sıra senaryo yazarlığı eğitimi aldığı ve edebiyatın farklı türlerinde metinler kaleme aldığı bilinmektedir.

türkçe'ye çevrilen kitapları da bulunmakta iken kitapları ödül de almıştır.

kitapları

gökten düşen şeyler
böcekleri seven kadın

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


sesimi özleyen yok muydu?

böcekleri seven kadın
devamını gör...

max seeck

1985 doğumlu fin yazar olarak bilinir,
yazar kimliğinin yanı sıra senarist olduğu da bilinmekte iken türkçe'ye çevrilmiş kitapları da bulunmaktadır.

türkçe'ye çevrilen kitapları

cadı avcısı
örümcek ağı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ölümden başka bir şey yok.

örümcek ağı (kitap)
devamını gör...

kırık (kısa film)

senaryosu halitcan ünal, umutcan ünal ve oğuz karabeli tarafından yazılıp oğuz karabeli tarafından yönetilen 15 dakikalık kısa film; 2022 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir gün market dönüşünde kırık adını verdiği köpeğini ölü bulan otuzlu yaşlarında genç bir doktorun yas sürecini ve en bağlı olduğu canlıyı yitirmesi sonucu girdiği bunalımı konu ediniyor.

genç doktor işini severek yapan, hastalarına karşı nâzik, belki de köpeğini yitirdikten sonra sigaraya başlayan, bu ölümden ummadığı kadar etkilenen, yitirmenin verdiği şaşkınlığı derinden yaşayan bir insandır.

bir gün market dönüşünde ellerinde poşetler ile eve girdiği sırada bahçede köpeğinin öldüğünü görür, ne yapacağını bilemez, şaşkın ve acı çekmektedir.

bu kadar derinden bağlı olduğu bir canlıyı kendi elleriyle toprağa vermek zor geleceği için bir barınak arayışına girer, adresi tarif edilen barınağın yerinde yeller esmekte iken daha sonra bulduğu barınak ise hayvan definleriyle ilgilenmediklerini söyleyerek talebini reddederler.

ölümle bu kadar iç içe olan bir meslekten olsa da bağlı olduğu canlı söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitirir gibi olur,
bağ kurmak böyle bir şeydir, der gibidir, bağ kurmadığın insanların, canlıların ölümü seni etkilemez ama bağ kurduğun, sevdiğin bir insanın, canlının yok oluşu seni darmaduman edebilir.

rüyasında bir mezar görür ve mezarda yatan kendisine benzemektedir, galiba kendisidir,
sevdiğin birini kaybedip onu toprağa vermek belki de insanın kendi ölümünden daha acıdır, bu sahne bunu hatırlatmaktadır.

insanın sevdiği bir varlığı kaybettikten sonra ne yapacağını bilememesi durumunu hissettiren bir kısa filmdi.

konusunu çok derin bulmasam da düşündüren yanları yok değildi, özellikle de mezar sahnesinin düşündürdükleri için yazılmaya değerdi.

bağ kurduğun bir varlığı ebediyen yitirdikten sonra eski sen olabilir misin?

izlerken üzerine düşündüğüm sorulardandı.

devamını gör...

gülizar (kısa film)

yahya ozan çalışkan tarafından yönetilen kısa film ve aynı zamanda bir belgesel; 2018 yapımlı olan film birincilik ödülü de almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir cüce olan gülizar'ın yaşamını ve hayatta kalma mücadelesini, "farklı" olanın toplumdaki karşılığını, tek başına hayatta vâr olma çabasını konu ediniyor.

gülizar anne ve baba sevgisi nedir bilmemiş, akrabaları tarafından büyütülmüş ve onlar da dünyadan bir bir göçüp gitmişler.

inci boncuk, tesbih, örtü ve eşya satarak geçimini sağlıyor gülizar, fiziksel görünümü farklı olduğu için hayatla mücadelesi hep daha çetin, daha zor olmuş,
arkadaşları önemli mevkilere gelirken kendisi hayallerine veda etmek zorunda kalmış.

onunla evlenmek isteyenler olmuş, yakınları onaylamamış, evlenmemiş onlar istemediği için, hep kendi hayatından ferâgat etmiş, hep başkaları için yaşamış, öyle yaşamak zorunda kalmış, belki de dış görünüşü sesini yükseltmesine izin vermemiştir...

küçük bir köşede eşya satarak, kimseye el açmadan yaşamanın derdinde sadece,
çocukluğunda az sevilmiş olmanın kırgınlığı hiç geçmemiş gibi duruyor gözlerinden.

acaba evlenseydim, çocuklarım olsaydı nasıl olurdu diye düşünüyor filmin sonlarına doğru, başkaları için yaşamış olmanın bedelini yalnızlıkla ve pişmanlıklarıyla ödüyor gülizar...

komşuları ve ziyaretçileri, yöre halkı tarafından seviliyor olsa da kendi hayatını istediği şekilde yaşayamamış olmanın pişmanlığı geçmiyor olmalı..

her şeye rağmen gülümseyen, hayatla mücadelesi devam eden, kırgın bir insanın yaşamının bizlere trajik bir biçimde yansıdığı, izlenesi bir kısa film, belgeseldi.

vâr ol gülizar...


devamını gör...

kibrit çöpleri

" bazı insanlar öyledir,
istedikleri için ölürler.
"

1955 doğumlu türk şair ve yazar murathan mungan imzalı 108 sayfalık eser; öykü türünde yer almakta iken 2011 yılında metis yayınları tarafından yayınlanmıştır.

murathan mungan mâlumumuz büyük bir sanatçı, şair, yazar, şarkı sözü yazarı, on parmağında on marifet ender insanlardan, onun sanatsal açıdan en çok hangi yönünü seviyorum bilmem, yazdığı şarkı sözlerinin, şiirlerinin, kitaplarının, hepsinin yeri ayrıdır, seç beğen al.

bu kitabında ise yine yapmıştır yapacağını,
neşterden farksız olduğunu düşündüğüm ruhunu yine gözler önüne sermiştir.

kitabımızda çok fazla öykü var, sayıca fazla ama birkaç istisna hâricinde neredeyse hepsi 1'er sayfadan oluşuyor.

hayatın kibrit çöpleri gibi bir anda parlayıp sönen anlarını kendine özgü bir lisan ile yansıtmaktadır her öyküsünde,
olaydan ziyâde durumlar ön planda gibidir,
zaten durum dediğimiz şey de olaylardan geriye kalanlar değil midir?

bazı öykülerde karakterin ismi verilmiş iken bazılarında ise isim bile yok, isim vermemesinin nedeninin şu olduğunu düşünüyorum, o hepimiz olabiliriz, ben, sen, o, biz, siz, onlar, onda kendini bulasın diye isim vermedim, der gibidir.

ters köşe eden, şaşırtan, güldüren, mıh gibi çakılan, şimşek gibi çakan, sürükleyici öykülerdi benim için, kimisinde aldatılmış bir kadın, kimisinde kendi isteğiyle ölebilen bir insan, kimisinde intihar eden bir kadın, kimisinde ise hayat kurtaran bir doktor, kimi öyküde ise yıllar sonra bir araya gelen iki arkadaş, satır aralarından gülümsüyor bize.

kibrit çöpleri'nin alevi niteliğinde, gündelik hayatın üzerinde durulmayan ama iz bırakan, farkına geç varılan anlarından kesitler tadında öykülerdi.

okurken seçtiğim bazı sözleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



göze az görünenler, hızla çabuk kaybedilirler.

bunu onunla konuşmanın hiçbir olanağı yoktu artık; yaşıyor ya da ölmüş olmakla ilgili bir şey değildi. bazı şeyleri bazı insanlarla konuşmanın hiçbir olanağının kalmadığı durumlar vardır. bu da onlardan biriydi. ölümün güçlendirdiğine karşı, bir tür merhametle susarsınız.

bazı insanlar öyledir, istedikleri için ölürler.

onca şeyi unutuyordu insan, bazı şeyler hep dün olarak duruyordu insanın içinde.

dünyada en zor şeylerden biri, iyilikle baş etmektir.

öldüğünü duyduğumda çok üzüldüm. ummadığım kadar çok...

hiçliğe inanmak istiyorum, hiçliğin varlığına. benim için cennet o. artık hiçbir şeyin olmaması. hikâyesizlik.

şimdi zamana katlanmayı öğreniyoruz, dedi. “bak, bu eskiden bilmediğimiz bir şeydi.”

birçok erkek, günün birinde annesinin elbisesini birkaç dakikalığına da olsa giymek ister.

dünyanın bütün sıkıcılığında her şeyin çok eski, çok arkaik, çok zor ve çok kolay olması gerçeği vardı.

hayat bazen istemediğimiz kadar büyütürdü bizi.

onları birlikte gördüğüm an her şey bitmişti..

devamını gör...

antika (kısa film)

senaryosu eren mete tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; meltem bozatlı, güldeniz eryiğit mete gibi isimler rol almış ve 2025 yılının son günlerinde yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir antika pazarını keşfe çıkan genç bir kadının satın aldığı fincanı kullanmaya başladıktan sonra hayatında meydana gelen değişimi konu ediniyor.

genç kadın oldukça mutlu bir şekilde eski eşyaları, yıllanmış kitapları, zamana kafa tutan eşyaları inceleyerek geziyor, nostalji duygusunu diri tutmak adına keşfe çıktığı da düşünülebilir gibi duruyor.

derken bir kahve fincanında karar kılıyor, onu satın aldıktan sonra evine döndüğü görülüyor, kahvesini demliyor ve başına geleceklerden habersiz kahvesini antika pazarından aldığı fincanına dolduruyor.

ilk yudumu almasıyla neye uğradığını şaşırıyor ve onu korkunç bir sürpriz bekliyor.

son derece sıradan bir kısa filmdi ama düşündürdüğü şeylerden dolayı üzerine yazmaya değer gibi durdu.

filmin ana fikri bence şuydu;

ikinci el bir şeyi satın alabilirsin ama ilk sahibi sen olmadığın için ondan pek hayır görmeyebilirsin, verim alamayabilirsin.

eşya açısından bakılabileceği gibi insanlar veya ilişkiler üzerinden de ele alınabilir,
uzun zamandır tanıdığın insan senin için değerli iken, yeni tanıdığın biri sende çok iz bırakmamış ya da bırakamayacak olabilir.

hiçbiri ilk aşkın kadar mutlu etmeyebilir,
eski olanın yerini hiç kimse tutmuyor olabilir, senin ruhunu en iyi bilen kişinin yerini kimse tutmaz.


bana düşündürdüğü en önemli şey buydu.

eski olan her daim daha değerlidir,
unutulmuş olsa bile..

devamını gör...

menajerimi ara

senaryosu birden fazla isim tarafından kaleme alınmış ve ali bilgin, deniz çelebi dikilitaş tarafından yönetilen türk dizisi; 2020/ 2021 yılları arasında yayınlanmış ve 1 sezon sürmüştür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde ise; barış falay, ahsen eroğlu, canan ergüder, fatih artman, deniz can aktaş, ayşenil şamlıoğlu gibi oyuncular yer almaktadır.

yıllar sonra babasının peşine düşen ve para puldan ziyâde bir cevap arayan dicle karakterinin babasını bulma mücadelesinin yanı sıra, adım attığı ajanstaki yaşadıkları da konu edinilir.

babası yeniden evlenmiş ve başka bir hayat kurmuştur, ego adlı yetenek ajansında görev almaktadır, birkaç menajer daha vardır çalışan.

dicle'nin para için onu bulduğunu sandığı için kızın gururunu kırar ve onu hayatında istemez, dicle onun için bir vicdan azabı kaynağıdır belki de, pişmanlıktır, ona baktıkça eski hayatını hatırlıyor bile olabilir.

dicle'nin aşık olmasıyla, ajansa gelen gerçek ünlülerin ve menajerlerin türlü entrikalarıyla dizi devam eder, diziye her bölümde farklı bir ünlü konuk olmaktadır, ünlülerin gelmesiyle dizi daha da ilgi çekici bir hâl almaktadır.

bütün bölümlere vâkıf olmasam da karakterleri ve ana hatlarını bildiğim bir diziydi.

genç bir kızın vâr olma çabası ve hayallerinin peşinden gitme mücadelesi anlatılıyor denilebilir.

konusu sıradan gibi olsa da oyunculuklar bence samimiydi.

bu dizinin bendeki karşılığı şu;

hayallerinden asla vazgeçme, hayallerini gerçekleştirmek için kimseye ihtiyacın yok, sen sana yetersin, hayallerine sıkıca sarıl...
devamını gör...

en çok özlenen kişi

annem.

anne demeden yaşamak öyle zor ki...
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim