son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 215403 tanım: 45037 başlık: 14055 apolet: 7 takipçi: 781
hey there i am using whatsapp

son tanımları


huzur apartmanı

senaryosu selin güvercin ve berkay berkiten tarafından yazılmış iken selin güvercin tarafından yönetilen 20 dakikalık kısa film; geçen senenin son günlerinde yayımlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
huzur apartmanı'nda kapıcılık yapan ve komodininin üstünde ince memed kitabı yer alan yaşar adlı bir adamın içinde olduğu olumsuz koşullar, hiyerarşi, komşuluk ilişkileri, iletişimsizlik ve statü farkından kaynaklanan yalnızlık konu ediniliyor.

yaşar gurbet ellerde yaşamaktadır, ailesini bırakmış olsa da onlara her ay para göndermekte ve bu gurbet elde bir parça huzur aramaktadır, kapıcı olduğu için kimse ona saygı duymaz, konuşurken dinlemez, o sadece onlara hizmet etmek için doğmuş bir insandır onların nezdinde.

yaşar derdini anlatırken laktozsuz süt derdine düşer kimisi, apartman yöneticisi de yaşar'ı önemsemez, maaşını geç yatırır bile isteye.

bir gün yaşar'ın evine hırsız girer ve arbede yaşanır, hırsızı ihbar etse de sırf kapıcı olduğu için pek ciddiye alınmaz bu durum, yaşar statü açısından onlara göre iyi bir konumda değildir ama komşular ise bakkaldan istediklerini aldırmak için "bir kapıcıya" muhtaçtırlar.

apartmanın adı huzur apartmanı olsa da içinde huzurun esâmesi okunmamaktadır, apartman yöneticisinin bazı kurnazlıkları yüzünden apartman sakinleri zor günler ve tatsız şeyler yaşar.

yaşar ise artık bu apartmanda çalışmaması gerektiğini anlar.

pek etkileyici bulduğum bir kısa film olmasa da vurguladığı birkaç durum nedeniyle izlenilebilir bulduğum bir kısa film oldu.

iletişimsizlik, statü farkından kaynaklanan yalnızlıklar, filmin temaları arasındaydı denilebilir.

verilmek istenen mesaj belki de şuydu;

huzuru önce kendi içinde ara, kendinle barışı sağla, önce kendinden başla, huzuru önce kendinde bulursan gittiğin her yerde de bulursun çünkü gittiğin her yere kendini de götürdüğün için huzur da seninle gelecektir.

devamını gör...

neslihan acu

1960 doğumlu türk yazardır, yazar kimliğinin yanı sıra boğaziçi üniversitesi endüstri mühendisliği bölümü mezunu olduğu bilinmektedir; yazarlıkta karar kılmadan önce farklı meslek dallarında da etkin olarak rol almıştır.

bazı kitapları

kuzgunun şarkısı
z yalnızlığı
artık ayrılsak diyorum
iyi tanrının çocukları
ne güzel bir hiçlikti aşk

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


acı dayanılmaz hale geldiğinde bazı insanlar kendiliğinden hafıza kaybına uğrarmış, içgüdüsel bir şekilde, kendilerini korumak için silerlermiş beyindeki kayıtları...
devamını gör...

kjell askildsen

1929/ 2021 yılları arasında yaşayan norveçli yazar olarak bilinir; kısa öyküleriyle tanınan yazarın ilk eserini 1953 yılında verdiği bilinmektedir.

doğum gününe günler kala 91 yaşında hayatını kaybetmiştir.

türkçe'ye çevrilen kitabı

thomas f.’nin kamuya açık son notları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yalnızca kaybettiğimiz bir şeye sonsuza dek sahip olabiliriz, kendini bu düşünceyle avutmaya çalış...


uğruna yaşayacak bir şeyi olmayanın, uğruna ölecek bir şeyi de olmuyor.

devamını gör...

durak (kısa film)

senaryosu cannur daşkıran tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; latif tiftikçi, sinem cibelik ve armanç toktaş gibi isimler rol almış iken 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hayattaki geç kalışlar, kararlar ve geç gerçekleştirilen hayaller üzerine düşündüren bir kısa filmdi.

durakta ellili yaşlarında bir adam, yirmili yaşlarında bir genç kız ve bir erkek otobüs beklemektedir, üçünün de ortak noktası, o gün üniversite sınavına girecek olmalarıdır.

derken ellili yaşlarında olan adam onlara soru sormak ister ve sorduğu sırada yanındaki kişiler onun bir kopyası hâline gelir, bu yaştan sonra sınava girmenin saçmalık olduğunu düşünür bu kopyalar, adamı bu kararından vazgeçirmek isterler.

adam pes eder ve sınava girmekten vazgeçer, elindeki sınav giriş belgesini ise buruşturur, iç sesine yenilmiştir.

daha sonra ise yanındaki genç kız ve genç delikanlının yüreklendirmesi ile kararından vazgeçer, o da herkes gibi hayata 1 kez gelmiştir, hayallerinin peşinden gitmelidir, artık geç kalmış gibi görünse bile aslında geç kalmış sayılmazdır.

filmin adının durak olması yalnızca o sırada durakta beklemelerinden kaynaklı değildi bence, durak belki de hayata geç kalmış hissetmenin, beklemenin, hayallerin simgesiydi, otobüsü kaçırmış olsan da diğer otobüse binebilirdin, yani bir hayalin zamanında gerçekleşmemiş olsa bile her şey bitmiş demek değildi, yeniden başlayabilir, ve kaçan trene yetişebilirdin, eğer beklemekten vazgeçmezsen...

insan bazen tüm hayatını bir durakta otururken düşünüyor değil mi?

devamını gör...

denton welch

tam adı maurice denton welch olsa da kitaplarını denton welch adıyla yayımlamayı tercih eden çin doğumlu ingiliz yazar ve ressam olarak bilinir; 1915/ 1948 yılları arasında yaşamış ve geçirdiği kaza sonrası yaşadığı sağlık sorunları sonucu 33 yaşında hayatını kaybetmiştir.

türkçe'ye çevrilen kitapları

bulutun içinden bir ses
gençlik hazları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


içimdeki acılardan bir tanesi,
bütün öteki acıları ele geçirmeye başladı.

devamını gör...

what's eating gilbert grape

senaryosu peter hedges tarafından yazılmış ve onun kitabından uyarlama olup, lasse hallström tarafından yönetilen 1993 yapımlı amerikan filmi; başrolleri johnny depp ve leonardo dicaprio paylaşmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kadroda yer alan diğer isimler ise, juliette lewis, darlene cates, juliette lewis, mary kate schellhardt, mary steenburgen şeklinde sıralanabilir.

şimdi ise filmimize geçebiliriz;

gilbert yirmili yaşlarında, ailesiyle yaşayan ve bir markette çalışan, hayalleri olsa da yaşadığı eyâletin dışına çıkmayı henüz başaramamış, ailesinin farklılıklarından dolayı kendini yalnız da hisseden bir gençtir.

annesi obezite hastasıdır, babaları ise yıllar önce kendini asmıştır, evin diğer oğlu ise evi terk etmiş, gidenler gitmiş, kalanlar kalmıştır.

arnie ise evin en küçük çocuğudur, 18 yaşına girecektir ve otizmli bir bireydir,
onunla yaşamak güzel olsa da çok zordur, yaramazlık yapmayı ve ailesini, özellikle de abisini zor durumda bırakmayı sever, ailesi olmadan hayatta kalamayacak gibidir.

hayata küsmüş izlenimi veren ve yemek yemeden duramayan anne, 4 çocuğuyla yaşamını sürdürür.

gilbert ve arnie film boyunca daha ön plandadır, özellikle de gilbert hikâyeyi alıp götürür.

gilbert çalıştığı markete sipariş veren evli bir kadınla aşk yaşamaktadır, kadının kocası ise bir gün durumdan şüphelenecek ve gilbert bu ilişkiyi sürdürmekten vazgeçecektir.

başka bir kız arkadaşı olacak ve ondan hoşlanmaya başlayacaktır ama gilbert hep yalnız hissediyor gibidir, ailesindeki kimse onun iç dünyasını göremiyordur sanki, ailesi, birbirinden nefret eden ama birbirlerinden başka gidecek kimseleri de olmayan insan topluluğu gibidir.

aileden yana yüzü gülmeyen bir gencin hayalleriyle vâr olma çabasını anlatır yönetmen bize, ailesini başlarda sevmiyor olsa da sonrasında ailesini sevecektir.

kusursuz bir aile tablosu çizmez, hayatın gerçekleriyle yüzleştirir, annen ya da baban obezite olabilir, senin hayalindeki gibi insanlar olmayabilir, kardeşin engelli olabilir, herkes gibi davranamayabilir, bu durum da hayatın bir parçası, der gibidir yönetmen, her şeyin her zaman mükemmel olamayacağını anlatır bir ailenin parçalanmış yaşamı ile bizlere.

konusunu iyi bulduğum, bazı sahneleri komik, bazı sahneleri göz dolduran, insanı etkileyen bir filmdi.

johnny depp, leonardo dicaprio ve darlene cates etkileyici bir performans sergilemişler, özellikle de leonardo dicaprio gerçek hayatta da özel gereksinimli bir birey olduğunu düşündürecek kadar iyi oynuyor.

johnny depp ise iyi bir karakter gelişimi sergiliyor, karakterinin geçirdiği dönüşüm kayda değerdi.

darlene cates aynı şekilde, dokunaklı bir performans sergilemiştir, özellikle de 7 yıldır evden çıkmazken oğlunu kurtarmak için evden çıkmayı göze aldığı sahne etkileyiciydi.

son sahnede biraz etkilenmiş olabilirim.

kesinlikle izlenesi bir film olduğu söylenebilir.


son sahneyi hiç böyle tahmin etmemiştim.

anneleri öldükten sonra evden çıkarılma esnasında dalga geçenler olur diye annelerini evde bırakıp, evi boşaltıp ateşe veriyorlar...
devamını gör...

her sözcüğü bir aşk ilanı gibi duyumsuyorum

" umurumda değil duyguların da... "

1945/ 2023 yılları arasında yaşayan danimarkalı yazar ve şair henrik nordbrandt imzalı 201 sayfalık eser; dilimize murat alpar tarafından çevrilmiş iken türkçe baskısının ilk olarak 2012 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.

şairin, ayaklarımın altına serdim dünyayı adlı eserinden sonra kendisinden okuduğum ikinci kitap bu oldu.

kitaba dair tek hayal kırıklığım şu oldu, diğer kitabındaki şiirlerin çoğunluğu bu kitapta da yer alıyor, bu şu duruma benzetilebilir, aynı nehirde iki kez yıkanmak gibi...

henrik nordbrandt sezgilerinin güçlü, keskin, özgün olduğunu düşündürüyor yine bu kitabındaki şiirlerinde de, maddenin ötesindeki mânâyı arıyor veya bulmuş izlenimi veriyor sık sık.

kitabın adının da duyumsamakla ilintili olduğu gibi, duyumsadığı şeylerin lirik yansıması niteliğinde şiirlerdi benim için,
bazı dizelerindeki keskinlik çok hoşuma gitti, " umurumda değil duyguların " örneğinde olduğu gibi.

aşk, uzaklık, kopuşlar, bulmaktan vazgeçme raddesine gelmek, göğüs kafesini delip geçen histen dolayı haykırma isteğiyle yanıp tutuşmak, kendini her saniye yitirmek ve ummadığın birine dönüşmek, seviyor olmaktan bitap düşmek, hâtıranın yavaş yavaş silinmesi, bazı şiirlerin yansıttığı durumlardandı.

etkileyici bulduğum dizeleri bırakarak burada bir son veriyor ve her sözcüğü bir aşk ilanı gibi duyumsuyorum...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hiç üzülmek bilmeyen sen
nasıl olur da üzülürsün
ben seni düşünürken?

birlikte bulunduğumuz
bütün yerlerden ayrılırız,
birbirimizden ayrılınca.


vazgeçtim seni bulmaktan.

göremezsem seni yarın, öldüm demektir.

bilmiyorum
haykırdığım ne?

ne adını bilmek istiyorum
ne de nereli olduğunu.
umurumda değil duyguların da.


hem kendimi
hem bende ben olanın
anısını siliyorum her dizeyle
ve beni yoldan geçerken gören
her yabancı varlıkta doğuyor geçmişim.

gerçekleşmeyen bir ayrılış oldum ben,
bir zamanlar ne dediğimi görmeye geldim.

her an yitiriyorum kendimi
bir başkası olmak için.
her an bir başkası oluyorum
yitik benliğime hayranlık duyan.


ölüm dağsız bir ülkedir,
emekleyerek tırmandığımız.

birbirimize benziyoruz ben ve dünya:
acıması yok ikimizin de.

sevmek zor. ölmek zor.
sevdiği uğruna ölmek kolay.
aldatıldığında ölmekse sevdiği uğruna
belki en zoru.

sen ile ben arası uzaklığın yanında
önemi yok denizin.

ölüyorum seviyor olmaktan.


ne var ki şimdi sen çok uzaktasın
bu yüzden de sanırım benim değil,
senin burada olmanı isterdim en çok..



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aynadaki yalnızlık

senaryosu kaan tutkun tarafından yazılmış ve yönetilmiş 12 dakikalık kısa film; kadrosunda ise kaan tutkun, merve deveci, mahmut türkmen, metehan kaya, nehir buse ersoy gibi isimler rol almış, birkaç hafta önce yayımlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aynaların sadece birer nesne olmadığını, kişinin kendisiyle yüzleşmesini sağlayan birer araç olduklarını da vurgulayan bir kısa filmdi, ayna sadece yüzüne baktığın bir cam değildi, aynı zamanda seni motive edecek, kendi gerçeklerinle yüzleştiğin, kendi içine döndüğün, kendini hatırladığın, bazen başkalarının yokluğunu da hatırlatan, ilginç bir şeydi aynalar.

bu kısa filmimizde aynaya bakan yüzler her an değişiyor, her aynaya baktıklarında kritik kararlar alan insanlar var, hayatlarını değiştirmeye karar veren, dibe vurduğunu hisseden ama aynada gördüğü çehreden ve kendi gözlerinden, bakışlarından, vâroluşlarından güç alan insanlar çıkıyor karşımıza.

sonrasında bir genç kızı kürek çekerken görüyoruz, boğulmaktan korkuyordu belki ama hayalinden vazgeçmedi, aynada gördüğü yüz ona cesaret vermişti.

bu kısa filmin bana hatırlattığı en önemli şey şu oldu;

bazen en önemli kararları aynaya bakarken almaz mıydık?

aynadaki yüzüne baktığında sadece yüzünü görmezsin, en çok benzediğin insanı da görürsün, yanında olmayanın yokluğunu da görürsün, çocukluğunu görürsün, hayatı görürsün, ölümün bir gün geleceğini görürsün, bugüne kadar yaşadığın her şeyin yüzünde bıraktığı izleri görürsün.

en çok da ruhunu görürsün,

bazen hiçbir şey insana bir ayna kadar cesaret veremez...


devamını gör...

lamba (kısa film)

murat kiziroğlu tarafından çekilen 12 dakikalık kısa film; yönetmenin kendisi de filmde rol almış iken selman çelik, merve şeyda akpunar gibi isimler de rol almış ve film 2015 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

5 yıldır kullandığı masa lambasıyla gereğinden fazla duygusal bağ kuran ve bu lambayı artık bir takıntı haline getiren bir adamın başından geçenleri konu ediniyor.

konusunun çok basit gibi durduğunun farkındayım ama filmi dümdüz anlatmak yerine filmden çıkarılabilecek anlamlar üzerinde duracağım.

otuzlu yaşlarının sonlarında gibi duran bir adamın 5 yıldır kullandığı kırmızı renkli masa lambası bir gün ansızın bozulur, tamir ettirmek ister ancak tamirci dahi halledemez.

bir gün lambasının ona cevap vereceğini sanarak onunla konuşma girişiminde bulunur, psikoloğa görünmesi gerektiğini fark eder ve psikoloğa görünür, herhangi bir nesneyi bu kadar takıntı haline getirmemesi gerektiği söylenir, yeni bir masa lambası almakta fayda vardır ama duygusal bağ kurduğu bir şeyin yerini tutabilecek midir?

yeni aldığı masa lambası onu hiç mutlu etmez çünkü onunla geçirdiği yıllar yoktur, ona anlam verilmemiş ve değer biçilmemiştir.

sonrasında ise lambayı çöpe atması ile olaylar gelişir, bir adam lambayı çöpten almış ve geri vermeye de niyetli değildir, vazgeçtiğin şey artık senin değildir, düşüncesindedir.

benim için bazı açılardan etkileyici bir kısa filmdi.

o lamba bir insan da olabilirdi, sana artık ışık vermeyi bırakan, artık seni aydınlatmaktan, sevmekten, yanında olmaktan vazgeçen biri olarak da düşünülebilirdi, onunla ne kadar zaman geçirmiş olursan ol, o bir gün gidecekti, vakti gelince herkesin gittiği ve her şeyin bittiği gibi...

en sevdiğin insan artık sana ışık vermeyi bıraktığında bir daha sana onun gibi kim ışık saçacaktı, kim seni onun kadar mutlu edebilecekti, ondan sonra hayatına giren insan, insanlar, senin ruhunu onun gibi görebilecek miydi?

filmin alt metninde yer alan sorulardandı benim için.

lamba metaforu bence iyiydi.

bir gün ansızın sana ışık saçmayı bırakan insanın yokluğu üzerine düşündüren bir kısa filmdi.

devamını gör...

rüyalar

bilinçaltımızın sinematografik yansımasıdır.
devamını gör...

ayaklarımın altına serdim dünyayı

" önemsiz ölümüme tapıyorum,
beni yaşamaya zorladığı için...
"

1945/ 2023 yılları arasında yaşayan danimarkalı yazar ve şair henrik nordbrandt imzalı 99 sayfalık eser;
şiir türünde yer almakta iken türkçe'ye murat alpar tarafından çevrilmiş ve 1993 yılında yayımlanmıştır.

henrik nordbrandt kitaplarını okumaya onun adına başlık açtıktan sonra karar vermiştim, yazdıklarını mutlaka okumam gerektiği hissine kapıldım sanırım,
bazı hisler iyi ki varlar diyelim ve kitabımıza geçelim;

yazarak karşısındakinin iç dünyasını târumâr etmeyi amaçlamış izlenimi verir nitelikte yazıyor bence henrik nordbrandt, kişiyi düşünmeye, sorgulamaya itiyor bâzı dizeleri, görünenin ardında görünmeyen bir anlam daha vardır dercesine yazıyor.

aşk, sevgi, aşkına yalvarmak, anımsamak, acı çekiyor olmak, belki de yalnızca hatırlamak için yaşıyor olmak, bazı şiirlerin benim için ifade ettiği konu, çağrışım, duygu ve durumlardandı.

şairin iç dünyasında olup bitenleri şiir formuna bu kadar keskin bir üslupla aktarması dikkate değer ve değerliydi.

duyguların, düşüncelerin, yıkımların ve kısacası her şeyden geriye kalanın yansıtılma biçimini iyi bulduğum şiirlerdi.

kendimden son ayrılıştan başka bir şey değilim dizesi bence kitaptaki en can alıcı dizelerden biriydi.

seçtiğim dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


önemsiz ölümüme tapıyorum,
beni yaşamaya zorladığı için.

susarım, türkü söylemiyorsam eğer.

anlamı açık ama
hiçbir şey kesin değil.

söyle bana,
bu muydu bunca zamandır beklediğimiz?


ara sıra da aynı şeyler aynı nedenle
mutsuz eder bizi.

yorgunum bu gece,
unuttukça benim olan
o acı anılarla
mezarımı süsleyecek kadar.

yalvarıyorum sana
sevmiş olduğumuz ne varsa hepsi adına.

geçen yazın denizinden geriye
yalnızca batan güneşin ışığı kaldı
ışıktansa yalnızca çehreler,
çehrelerden yalnızca bekleyişleri.


gözlerinde yansıyan,
bölünen ve bozulan
kendimden son ayrılıştan başka bir şey değilim.

gerçekleşmeyen bir ayrılış oldum ben,
bir zamanlar ne dediğimi görmeye geldim.


gecelerle ayırırız günleri günlerden;
gecelerden geceleri günlerle ayırırız.
böyle anımsarız bütün yaşamımızı.

ölümle ayırırız yaşamı yaşamdan;
ölümden ölümü yaşamla ayırırız.
böyle yaşarız ikisini de
ikisini de hiç tanımadan.

yeniden doğabilmek içinse
öğrenmem gerekiyor unutmayı.


yarın
seni yüz yıldır bekliyor olacağım.

çektiğim acı
boş bir kömür madenine benzetilebilir.

yazmayı unuttuğum şeyleri
hiç unutmuyorum.

artık beni şaşırtmayan bir şeye
geç kalmış olmalıyım.

geriye döndüğümde
anlatacak bir şeyim olsun diye
bunca yolculuk...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hamnet (film)

" hamnet and hamlet are in fact the same name, interchangeable in stratford records in the late sixteenth and early seventeenth centuries. "

the death of hamnet and the making of hamlet

senaryosu chloé zhao ve maggie o'farrell tarafından yazılmış iken chloé zhao tarafından yönetilen 2025 çıkışlı abd/ ingiltere ortak yapımlı film;
târihi drama türünde yer almaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ana kadrosunda ise jessie buckley, normal people dizisinden tanıdığımız paul mescal, jacobi jupe, emily watson, olivia lynes, joe alwyn, david wilmot, noah jupe ve birkaç isim daha yer almıştır.

william shakespeare ve agnes çiftinin 11 yaşında hayatını kaybeden oğulları hamnet'in ölümüyle hayatlarında meydana gelen değişimleri, mutlu bir ailenin yaşamının bir anda trajediye evrilmesini konu ediniyor.

genç william'ın öğretmenlik yapmak zorunda kaldığını görmemiz ve agnes ile tesadüfen tanışmalarıyla kader onları birleştiriyor.

agnes bir şahin besleyen, vaktinin çoğunu ormanda geçiren, şifâlı otların dilinden anlayan, doğa üstü güçlerinin olduğunu hissettiren, birinin eline dokunduğu zaman onun geleceğini sezebilen, güzel ve özel bir kadındır.

william'ın ona anlattığı hikâyeden ve bu genç adamdan etkilenmiştir, genç adam da ona karşı boş değildir, cinsel birliktelik yaşamalarının ardından bu evlilik gerçekleşir, aileleri pek onaylamasa da onlar birbirlerinden vazgeçmeyecektirler.

evlendikten sonra william'ın iç dünyasında bazı kırılmalar yaşanacaktır, bazen buhranlar geçirir gibi olur, karısına âşıktır ve evlenmekten asla pişman değildir ama içinde bir huzursuzluk vardır, sanki istediği şeyi yazamıyor olmanın sancılarını çekmektedir.

agnes kocasının londra'da olması gerektiğini düşünür, nasılsa bir gün çocuklarıyla onlar da yanına gidecektir, william meslek hayatı için ailesinden bir süre uzaklaşır, ikiz bebekleri judith ve hamnet dünyaya gelir.

agnes çocukluğundan beri hep 2 çocuğunun olacağını sezmiştir, onların ise 3 çocuğu vardır, agnes sezgilerinde her zaman haklıdır.

çocuklar büyümüş, ikizler 11 yaşına gelmiştir, salgın vardır, ölümden kaçmak imkânsız gibidir.

judith hastalanmış iken onu kurtarabilecek en önemli kişi annesi agnes olur, daha sonra ölümün geldiği görülür, hamnet ikizi için her şeyi feda etmeye hazırdır...

sonrasında ise bir ailenin ansızın yıkıldığını görürüz, aileden biri öldükten sonra o evdeki kimse bir daha gülmez olur,
yok oluştan sonra eskiye dönebilmek zordur...

william shakespeare ve agnes arasında kapanmaz bir uçurum açılır,
william londra'ya çok bağlanmasa ve kendini edebiyata bu kadar adamasaydı belki de her şey başka olabilirdi, keşkeler her daim acı verecektir.

william bir trajedi yazmaktadır ve bu oyun da sahnelenecektir, oğluna bir veda niteliği taşır bu oyun, elinden gelen tek şey budur, anısını yaşatmaya çalışmak ve onun yok olmadığına inanıp ölene kadar her yerde onu aramak...

oyunun sahnelenmesiyle filmin sonlarına yaklaşırız.

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

son yıllarda çekilmiş en etkili filmlerden biriydi, gerçek bir hayat hikâyesine dayanıyor olması belki de filmi daha güçlü kılmıştır.

sinematografik açıdan çok beğendim,
chloé zhao trajik bir hikâyeyi özünü koruyarak kendine özgü bakış açısıyla harmanlayarak aktarmış.

jessie buckley ve paul mescal oyunculuklarıyla insanı derinden etkiliyor,
hamnet ise yaşının küçük olmasına rağmen oldukça etkileyici bir performans sergilemiş, o duyguyu hissettirmiştir.

filmde geçen bir replik ile tanımıma burada bir son veriyorum.

dört dörtlük bir filmdi.

" yaşayan her şey doğadan geçerek sonsuzluğa ulaşmak için ölmelidir... "

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

henrik nordbrandt

1945/ 2023 yılları arasında yaşayan danimarkalı yazar ve şair olarak bilinir;
ilk kitabını 21 yaşında yayınlamış ve üretken geçirdiği bir yazın hayatının ardından 77 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

türkçe'ye çevrilen kitapları

ayaklarımın altına serdim dünyayı
her sözcüğü bir aşk ilanı gibi duyumsuyorum

aşk şiiridir bütün şiirler


çığlık atabilirdim
gökyüzünün hatırı olmasa.
devamını gör...

o hayat benim

senaryosu birden fazla isim tarafından yazılmış iken başta gül abus semerci yer alıyor; yönetmen koltuğundaki isimler de değişmiş ve birden fazla isim tarafından yönetilmiştir, merve girgin, hamdi alkan, sadullah şentürk gibi isimler sırayla diziyi sırtlamış ve dizi 2014/ 2017 yılları arasında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ezgi asaroğlu, keremcem, ceren moray, yeşim ceren bozoğlu, sinan albayrak, bahar şahin, didem inselel, ahu sungur, süleyman atanısev gibi oyuncular rol almıştır.

çalınan bir hayatın trajik yansıması niteliğinde bir diziydi benim için.

ilyas ve nuran çiftinin efsun adında bir bebeği vardır, yaşlı bir adam bu bebeği emanet eder ve o bebek onun torunudur, bebeği onlara vermekten başka çaresi yok gibidir.

ilyas ve nuran bahar adlı bu bebeği büyütürler, baba ilyas kendi kızından ayırt etmez iken anne nuran ise kendi kızı efsun'u her zaman daha çok sevmiş ve daima onu kayırmıştır.

iki genç kız 20'li yaşlarına gelmiştir.

bahar iyi yürekli, yardımsever, parada pulda gözü olmayan, saf, iyi niyetli bir genç kız olmuştur, efsun ise onun zıttı bir kişilik olarak karşımıza çıkar, cingöz, paraya pula düşkün, zâlim, lüks bir hayat sürdürmek isteyen, sivri dilli bir genç kızdır.

bahar'ın hak ettiği hayatı efsun yaşayacaktır, bir yalanın karşılığında hayat standartları yükselecek ama her şey öyle kalmayacaktır.

mehmet emir atahan'ın gerçek evladını bulması imkânsız değildir, uzun yıllar gerçek kızından ayrı kalmış olsa da bu ayrılık uzun sürmeyecektir.

dizi hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

kendini izleten bir diziydi, çalınan bir hayatın geri alınma mücadelesinin verildiği, oyunculukların fena olmadığı, dönemine göre iyi bir diziydi.

yeşim ceren bozoğlu ve ahu sungur dizide oyunculuğunu en iyi bulduğum oyunculardandı.

dizimiz bize şunu sorduruyor;

hak ettiğin hayat senden alınsaydı ne yapardın?
devamını gör...

yol fotoğrafları

istanbul / 2025

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hallowed be thy name

iron maiden şarkısı; grubun 1982 yılında yayınlamış olduğu the number of the beast adlı albümde yer aldığı bilinmekte iken grubun sevilen şarkılarından biri olduğu söylenebilir.



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



çığlık atmadan durmak kolay değil
ıt's not easy to stop from screaming.

gözyaşları akıyor ama neden ağlıyorum?
tears flow, but why am ı crying?

zamanınızın yaklaştığını bildiğiniz zaman
when you know that your time is close at hand

belki o zaman anlamaya başlarsın
maybe then you'll begin to understand

buradaki hayat sadece tuhaf bir yanılsama
life down here is just a strange illusion...

devamını gör...

lee child

asıl adı jim grant olsa da, kitaplarını lee child adıyla yayımlayan 1954 doğumlu ingiliz yazar olarak bilinir; gerilim türünde yazdığı bilinmekte iken ayrıca hukuk eğitimi aldığı da bilinmektedir.

1997 yılından itibâren eser vermeye devam etmiş iken eserleri edebiyat ödüllerine de değer görülmüştür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

ölmeye değer
sonuna kadar
yarın yokum
kaybedecek bir şey yok
tek kurşun
61 saat
asla geri dönme


sabah oldu
ama beklediği sabah bu değildi.

beklemek, hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir beceridir.

devamını gör...

sappho seçme şiirler

" sen akşamın çobanısın... "

antik yunan şairi sappho imzalı 70 sayfalık eser; dilimize ise günay tuğrul tarafından kazandırılmış ve 1996 yılında yayınlanmıştır.

kitabımıza geçelim;

son zamanlarda okuduğum en düşündürücü dizelerin yer aldığı kitaptı diyebilirim, bilhassa; " sen akşamın çobanısın " dizesi hayli özgün ve etkileyiciydi.

aşkı ve ayrılığı senkronize hissettiren şiirlerdi benim için, aşk belki de bir kibrit çöpünün bir parlayıp bir sönen alevidir,
ne zaman söneceğini bilemediğin ve sanki sonuna kadar yanacakmış hissi veren...

veryansın eder gibi olduğu şiirleri de barındırıyor içeriğinde, aşka aşık olduğunu düşündüren şiirleri de karşımıza çıkabiliyor ansızın.

bazen bir daha dönülmez bir yere gideceğini dile getiriyor kimi dizesinde, ayrılığa dayanmak zorunda olduğunun farkındalığı da bazı dizelerden yansıyor.

özlem ve acıya dair dizeleriyle karşılaşmak da mümkün, belki de acı denen şey özlemin bir sonucudur ya da aynı şeydir, kim bilir?

bazı şiirlerde aşkına yalvarır gibi olduğu da görülüyor, " gözlerinin yalın güzelliğini esirgeme benden " diyor, sevilen birinin gözlerinden ayrı düşmenin, o gözleri bir daha görmeyecek olmanın yarattığı yıkımı hissettiriyor.

bazen de vazgeçer gibi oluyor, vazgeçmekten başka yapabileceği bir şeyinin kalmadığını düşündürüyor,
aşkın ve ayrılığın onun vâroluşu üzerindeki etkilerini gözler önüne seren, etkileyici dizelerin yer aldığı, farklı bir kitaptı.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


sordum kendime
sappho, dedim,
elinden ne vermek gelir?
her şeyi olan aphrodite gibi birine?

sen akşamın çobanısın.


bir daha dönülmeyen
bir yere gideceğim.

ey tahtı ışıl ışıl ölümsüz aphrodite
ulu zeus'un düzenci kızı
yalvarırım yüreğimi acılarla dağlama!

kaçıyorsa, kaçsın, bırak
yakında o senin ardına düşecek.

seni sevmiyorsa,
istemese de er geç sevecek.


nerdeyse ölümle yüz yüzeyimdir.

doğrusu ölsem daha iyi.
durmadan ağladı giderken.

sappho, dedi
bu ayrılığa dayanmak gerek.

boşuna ne uğraşıyorsun
yumuşatmaya
o taş yüreği?


ne garip!
en iyi davrandıklarım
bugün en çok incitenler beni.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

düşün ki annen bunu okuyor

dün sen gideli tam 4 ay oldu.

seninle paylaşamadıktan sonra neye sahip olduğumun hiçbir önemi kalmıyor.

sen artık uyanmanın mümkün olmadığı bir yerdesin, bense her sabah yokluğuna uyanıyorum.

anlam ve renk yok, sadece yaşıyorum.
sana en çok benzeyen kişi olduğum için yaşıyorum artık sadece.

sana bir kez daha sarılabilmek için canımı bile verirdim, seni özlemediğim tek bir an dahi yok.

huzurla uyu annem...
devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

" her şey varmış gibi görünür,
aslında hiçbir şey yoktur.
"

kitapları kurtaran kedi
sayfa 30
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim