son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 216401 tanım: 44754 başlık: 14103 apolet: 7 takipçi: 785

son tanımları


evvel

" bazen çalmayan bir telefondur ya dünyanın gerçeği. "

1967 doğumlu türk şair ve yazar ömer erdem imzalı 200 sayfalık eser;
şiir türünde yer alan kitabımızın ilk olarak 2010 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

şairin okuduğum ilk kitabı bu olsa da kendisini birkaç sene önce birhan keskin'i konuk ettiği bir programda tanımıştım, o programın linki de tanım sonunda verilecektir.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

son zamanlarda okuduğum en etkileyici, en çarpıcı, en dokunaklı şiirlerin yer aldığı kitaptı benim için, insan bâzı dizelerin önünde ceketini iliklemek istiyor hani.

diğer şiir kitapları gibi kolay olmayacak bu kitaptaki şiirler üzerine konuşmak, bir çırpıda anlatılamayacak kadar derin şiirlere yer alıyor zirâ.

her şeyden biraz biraz almış sanki şair, her duygudan, her fark edişten, her anımsamadan, her yolculuktan, her yürekten, belki de bu yüzdendir şiirlerin zor olması ve bunca güzel olması.

yıkılışlar, tükenişler, yolunu gözlemeler, bağ kurmalar, kopuşlar, uzaklıklar ve yakınlıklar, ölümler ve anılar, yokluklar ve hatırlamalar, evvelindekiler, iz bırakanlar ve izi bile kalmayanlar, şiirlerin benim için ifade ettiği bazı konu, duygu ve durumlardandı.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bu çarpan hangi saatin hızıdır
her şey sen oluyorsun birdenbire.

insan kime gitmeli tükenince?

duyulmaz bir yıkılış birdenbire.

düşündüm de en büyük hayret senmişsin

yoluna başımı koymuşum birdenbire.

son bir ip kalsa elinde, boynuma geçir
yanılıp onu gül düğümü sayayım.

yürürken düşünüyor musun beni sabahleyin

üstün açılıyor mu geceleri
kayıyor mu yorganın?
hayat sökülmüş bir kaldırım.


ben gözlerimi yumdum
sen kirpiklerimi yakarak geç.

her şeyin sonuna geldiysek eğer
nedir bu yenilik şimdi nedir?

mezardan ileri yaşar insan
belli değil
oradan dönenler mi yalnızdır
kalan mı yoksa?

anne toprak
toprak anne olur.


bir kere bıraktığını bulamıyorsun dönünce sen bekliyor olacak mısın?

birden eriyiveren
meyveli dondurmalar gibi
çoktan karışmış her şey birbirine.

her şehirden
başka bir yönden kopuyor insan.

bu sona varmam için her şey hazırdı.

sonunda her şey gibi sıradan
ve tek
sustum ve yitirdim
biliyorum olmayacak
gittiğim kıyıdan izim.

sakladım onu hiç varılmamış bir suya.


hiçbir anım yok burada.

varsın mesafesi kadar inlesin rüzgar anmaktan korkulur yanların kaldı bende.


dünya ağlamakla suskunluk arasında
bir dalga
bir nefes
bir gülümseme kadar kısa.

yanlış bir rüya halinde çarpıyor
yokluğun hâtırama...



devamını gör...

mutluluk (kısa film)

hayat kadar acımasızı var mıydı? *

dilek korkmaz tarafından yönetilen kısa film; oyuncu bilgisi verilmemiş iken 2014 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

okulunu bitirmiş ve soluğu annesinin mezarında alan genç bir kızın bu mutluluğunu artık hayatta olmayan bir sevdiği insanla paylaşma çabasını konu ediniyor.

mezuniyet forması üzerinde, cübbesi elinde, içi buruk, mutluluğunu paylaşmak istediği insan ise artık yok, mutluluğunu ya da kederini paylaşamamaktan daha acı ne vardır ki?

mesleğini eline almış olmanın gururuyla annesine geliyor, mezarına dökmek için su alıyor, annesinin mezarında ona içini döküyor biraz da, insan kaç yaşına gelirse gelsin annesinden vazgeçemiyor değil mi?

genç kız artık bir kameraman, bu eğitimi almış ve şimdi ise fotoğrafını çekebileceği bir annesi de yok, kimse kalmıyor değil mi?

benim için duygusal bir kısa filmdi,
film boyu çalan müzik etkileyiciydi, genç kızın artık hayatta olmayan bir insanla mutluluğunu paylaşmak istemesi ağır geldi.

bana düşündürdüğü ve hatırlattığı bazı şeyler vardı;

sevdiklerimiz artık hayatta ya da bizim hayatımızda olmasalar bile onlardan vazgeçemiyorduk, asla ve kat'a, zinhar yoktu vazgeçmek, unutmak, onlar fiziksel olarak yoktular sadece, anıları, ruhları, gülümsemeleri, her şeyleriyle hep bizimleydiler ve biz onlarla paylaşmak istiyorduk mutluluğumuzu, acımızı, kederimizi, her şeyimizi...

mutluluğunu paylaşamamaktan daha acısı var mıydı?

artık hayatta ya da hayatında olmayan bir insandan kopmak zordu, imkânsızdı,
hayat kadar acımasızı var mıydı?

devamını gör...

annenin ölmesi

iç dünyanıza atom bombası atılmış gibi olur.

telefonunda bir daha hiç "annem arıyor" yazısını göremez olursun, ona bir şey sormak istediğinde çaresizliğin ne demek olduğunu anlar, bu yıkımı bunca erken yaşadığın için hayata küfredersin.

artık hiçbir ölüm şaşırtamaz seni.
çünkü annenin ölümünden öte bir ölüm yoktur gayrı sana.

kar ya da yağmur yağdığında artık sadece ağlarsın çünkü onun şimdi toprağın altında olduğunu hatırlarsın, seni en çok mutlu eden insan artık yoktur.

teoman'ın şu şarkı sözünü hatırlarsın;

"hadi böyle yaşa, derken
kalbimize sormuş mu?
"
devamını gör...

ömer erdem

" sesimi rüzgâr olarak sakla... "

garson adlı şiirinden.

1967 doğumlu türk şair olarak bilinir;
şair olmasının yanı sıra edebiyat fakültesi mezunu olduğu bilinmekte iken yayınlanmış çok sayıda eseri vardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bazı kitapları

olmayan şeyden konuşuyoruz seninle
dolayımlar
günler çözüldükçe
yakınlıklar
istanbul'a
evvel
kireç

garson şiiri
devamını gör...

yokuşu tırmanır hayat

" mutluluk sendin... "

1948 doğumlu türk yazar ışıl özgentürk imzalı eser; öykü türünde yer almakta iken ilk olarak 1980 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiştir.

ışıl özgentürk'ün hançer (kitap) adlı eserinden sonra okuduğum ikinci kitabı bu oldu.

çınaraltı değişti mi? adlı ilk öyküde mâziyi hatırlayan birinin monologları, iç dünyasını şekillendiren özlem duygusu, zamanın her şeyi, herkesi ve her yeri değiştirmesinin yarattığı yıkım etkisi derinden hissediliyor.

şaşmak adlı ikinci öyküde ise artık hiçbir şeye şaşırmadığı ve her şeyi kabullendiği sezilen bir kadının iç dünyası yansıyor, düşündürücü ve etkileyici bir öyküydü benim için.

türkü pencerenin dışında kaldı öyküsünde ise mutsuz bir ailenin sıradan bir akşamı anlatılıyor, yoksul bir aile, tek lüksleri televizyon, aile bireylerinin vâr olma çabası göze çarpıyor, benim için sıradan bir öyküydü.

vay televizyoncular gelmiş! adlı öyküde ise gülsüm adlı bir kadının trajik yaşamı, hayalleriyle vâr olma mücadelesi, istediği hayatı yaşayamamış olmasının verdiği eksiklik hissi seziliyor,
etkileyici bulduğum bir öykü olmasa da birkaç cümlesi oldukça iyiydi.

oğlak öyküsü ise bir oğlağın işçiler üzerindeki etkileri, varlığıyla onları birtakım sorgulamalara itmesi konu ediniliyor,
sıradan bir öyküydü.

söylenmemiş bir türkü öyküsünde ise belki de hiçbir zaman yaşanmayacak bir aşkın hayalleri, aşık olan adamın iç dünyası karşımıza çıkıyor, şaşırtan bir öyküydü.

eski bir dost öyküsünde ise geçmişi bir anda önüne çıkan, eski bir dostunu gören ve bir karar vermesi istenen adamın yaşadığı ikilemler aktarılıyor, kararlar ve kararsızlıkların hayatımız üzerindeki etkisi üzerine düşündüren bir öyküydü.

seni yitirdim öyküsünde ise sınıf farklılıklarının bir aşkı nasıl yıkıma uğrattığı, iki aşığın hikâyesiyle aktarılıyor, zengin kız fakir oğlan aşkı uzun sürmeyecektir, birisi diğerini mutlak şekilde yitirecektir, aslında ikisi de birbirini kaybeder, hayatta da bu böyledir, en etkileyici bulduğum öykü bu oldu.

yazarın anlatım tarzını iyi bulduğum öykülerdi, hayatı keskin algılayan bir insanın algıladıklarını öyküselleştirme biçimi bence iyiydi, en çok seni yitirdim ve çınaraltı değişti mi? öykülerini yüreğe dokunur etkide buldum.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum çünkü yokuşu tırmanır hayat...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


senin tanıdık sesini duyabil­mek için bir an gözlerimi kapayıp bekledim.

en çok denizi özlemişsindir bilirim.
bir de beni.

beni bekleyen kimse yok. bir dostun kapısını çalacağım 'belki, belki yatağıma girip şiir okuyaca­ğım. şiir okursam ağlarım mutlaka. burnumu çe­ke çeke ağlarım.


acı­lardan bana kalan ne?

telefon çalsa şimdi. deniz maviliğinde bir ses.
«nasılsın» diye sorsa. boşuna, telefonda seslerin rengi olmaz. uzak, yabancı bir merhaba. duraksa­ma, sessizlik.
ölümü anımsatan bir şey. deniz ma­vi değil artık, çok uzakta kaldı o mavilik.


yaşamasını öğren­mek belki bu; şaşmamak.

benim için intihar edecek biri bulunur mu?

ölmekten korkardım, onu bir daha hiç görememekten korkardım.


dayanma gücü neydi bilmiyor­du, sınamamıştı hiç. nereye, nereye kadar dayana­bilir insan?

artık mutluluk yoktu. mutluluk oyunu oynamak vardı. mutluluk sendin. mutluluk senin yanında, senin gözlerinle dünyaya bakmak, çocuk gülümsemelerinin sürmesi için dövüşmekti.
bunu yitirdim...


bu yüzü unutmaktan korkuyorum.
devamını gör...

kambur (necati tosuner)

" yaşamak mı,
artık pek aldırdığım yoktu.
"

1944 doğumlu türk yazar necati tosuner imzalı eser; öykü türünde yer alır iken 1972 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

necati tosuner ne yazık ki kısa bir zaman önce hayatını kaybetti, bizlere bırakmış olduğu eserleri için kendisine minnettârız.

yazarın özgürlük masalı adlı eserinden sonra kendisinden okuduğum ikinci kitap bu oldu, diğer kitaplarını da okuyacağıma eminim.

kitabımızdaki bazı öykülerin isimleri ise şöyle; iki gün, kambur, sonun öncesi, edi ile büdü, tavşancıl, çok şey.

iki gün adlı ilk öyküde remzi adlı genç bir memurun evlenme hayalleri, topallığının aşık olmaya ve evlenmeye engel oluşu, "farklı" olan insanın toplumun nezdindeki konumu gibi durumlar konu ediniliyor, benzememenin yarattığı yalnızlığı hissettiren bir öyküydü, bazı cümleleri etkileyici olan bir öyküydü benim için.

ikinci öykü olan pastırmalı yumurtanın çokça dokunduğu gecenin hikâyesi öyküde ise bir adamın trajik sonu onun son anlarıyla birlikte kendi ağzından aktarılıyor, bazı cümlelerini iyi bulmakla birlikte, pek benimseyemediğim bir öykü oldu.

kitaba adını veren kambur öyküsü ise kambur olan ve meliha adlı bir genç kıza aşık olan gencin iç dünyasındaki umutsuzluk, yalnızlık, kabul görmeme korkusu, dış görünüşün kader üzerindeki etkisi konu ediniliyor, bu öykü bence yazarın yaşamından izler taşır nitelikteydi, kambur olmak, yalnızlık çekmek, dış görünüşünün bedelini ödemek, üzücü şeylerdi.

edi ile büdü öyküsü ise ilişkiler ve duygular üzerine düşündüren bir öyküydü benim için.

diyeşet adlı öyküde ise sepet örerek yaşayan birinin hayallerine tutunuşu, sevdalanmakla ilgili düşünceleri, yaşamından kısa bir kesit karşımıza çıkıyor.

yırtılmış bir mektup içindir öyküsü ise tek taraflı bir aşkın ızdırâbını derinden hissettiriyor, sevdiği tarafından sevilmeyen, hatta nefret edilen bir insanın kederi ve burukluğu daima hissediliyor.

şimdi ise kitapla ilgili kişisel izlenimlerime geçmek istiyorum;

sıklıkla yazarın kişisel hayatından izler taşıyan öyküler olduğunu düşünüyorum,
topal olmak, kamburluk, yalnızlık, evliliğe, sevilmeye, aşık olunmaya değer görülmemek, yazarın da öykülerde karşımıza çıktığı gibi, az çok yaşadığı, bildiği, tanıdığı duygu ve durumlardandı bence.

yazarın anlatımını etkileyici bulduğum bir kitaptı, yaşamı etkileyen duyguların hissettirilmesi etkileyiciydi.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

a fabrica

senaryosu aly muritiba ve marisa merlo tarafından yazılan, aly muritiba tarafından yönetilen 2011 yapımlı brezilya çıkışlı kısa film;

oyuncu kadrosunda ise, andrew knoll, eloina duvoisin ferreira, louise forghieri ve ludmilla nascarella gibi isimler yer almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
oldukça izbe bir hapishanede yatmakta olan otuzlu yaşlarındaki metruti adlı adamın annesi lindalva'nın oğluna gizlice telefona götürme çabasını konu ediniyor.

aslında alt metninde ise ön yargıların hayatımızdaki etkisini de yansıtıyor, hapiste yatmakta olan oğluna gizlice telefon götürmesinin nedeni belki de sanıldığı gibi oğlunun suç işlemesine zemin hazırlamak değildir, oğlu o telefondan çok sevdiği birini arayacaktır belki de, en mutlu gününde sesini duymak ve sesini duyurmak istemiş de olabilir.

o gün görüş günüdür ve anne lindalva oğluna yemekler hazırlar, yola çıkar ve hapishaneye varır, oğlunu görmüş, hasret gidermiştir, detaylı aramalardan geçmiş, bütün giysilerini çıkarması istenmiş, o da bunları yerine getirmiştir, oğlunun yegane isteğini yerine getirmek için mücadele vermektedir.

benim için bazı açılardan duygusal bir kısa filmdi, oyunculuklar etkili düzeydeydi, sâhici ve çarpıcı bir gerçekçilikle karşımızdaydılar.

filmin öğretisi ise şu oldu;

en sevdiğin insandan asla vazgeçmezsin, onu aramaktan, izini sürmekten, onu sevmekten, onun sesinden, yüzünden, kalbinden.

devamını gör...

thin air

anathema şarkısı olarak bilinir;
grubun 2010 yılında yayınlamış olduğu we're here because we're here adlı albümde yer aldığı bilinmektedir.

şarkının vincent cavanagh ve danny cavanagh tarafından yazılıp bestelendiğine dair bilgiler yer almıştır.



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ve bazen öyle görünüyor ki
and sometimes it seems like
gözlerinde hayat var
there is life in your eyes.


bir vizyon, bir cennet vaadi
a vision, a promise of heaven
sonsuza dek var olmanın bir nedeni
a reason for being forever

sadece bir fısıltı uzaktasın
you're just a whisper away
geri dönemeyecek kadar uzağa geldik
we've come too far to turn back


durduğumuz yer burası
this is where we stand.
devamını gör...

heyecan duygusunun önemi

önemlidir, önemini yitirince anlarsın.
devamını gör...

erdoğan özmen

1959 doğumlu türk yazar ve psikiyatrist olarak bilinir; hacettepe üniversitesi - tıp fakültesi mezunu olduğu bilinmekte iken psikanaliz alanındaki çalışmaları, eserleri ile de etkin olarak rol almış ve 67 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bazı kitapları

rüyada uyanmak
freud ve lacan
vazgeçemediklerinin toplamıdır insan


filozoflar dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa aslolan onu değiş­tirmektir.
devamını gör...

vazo (kısa film)

senaryosu mehmet ali kıcım tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; sultan altıok ve ahmet altıok gibi isimler rol almış iken film ise 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kocasına elma soyan bir kadının kocası tarafından uğradığı fiziksel şiddeti konu edinmesinin yanı sıra, gerçek sevginin emek istediğini de alt metninde vurgulayan bir kısa filmdi.

hiçbir şeyden memnun olmayan adam, kendisine elma soyulmasından bile bir nem kapacaktır, içinde sevgi olmayanın vurmak için bahanesi çok olur, tıpkı filmde gördüğümüz gibi, bazen sana çay kaşığıyla bile verilmeyen başkasına kamyonla verilir,
film bunu işlemiyor ama bunu da hatırlatıyor insana.

kadının vücudundaki morluklar göze çarpıyor ara sıra, yanındaki davarın eseri olmuş olmalı, sonrasında ise bir vazodaki çiçeklerin yapraklarının günbegün döküldüğü görülüyor, o çiçek belki de mutsuz olan kadının ruhuna bir göndermeydi, her gün biraz daha azalan, solan, kırılan, yorgun.

bana düşündürdüğü en önemli nokta şu oldu;

bir insana iyi davranmadıktan sonra ona aldığın hiçbir hediyenin önemi yoktur, önemli olan aldığın hediyeler değil, onun için verdiğin mücadele, gösterdiğin sevgi, döktüğün gözyaşıdır.

sevgi emek ister, gerçekten seven de seni asla bırakmayandır, seni unutan birinin seni sevdiğini sanma sakın, öyle bir dünya yoktur, hiç olmamıştır.


bir insanın sana söylediği güzel sözlere aldanma, onu tanımak istiyorsan sana nasıl davrandığına bak, ancak böyle tanıyabilirsin belki de onu...

her vazo bir gün kırılıyor değil mi?

devamını gör...

james graham ballard

1930/ 2009 yılları arasında yaşayan ve çin halk cumhuriyeti'nde dünyaya gelen ingiliz asıllı yazar olarak bilinir; eserlerinin bazılarının sinemaya da uyarlandığı bilinmekte iken kendisi ise 78 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

merhaba amerika
kristal dünya
kadınların şefkati
beton ada
milenyum insanları


ben orada kendimi arıyordum fakat onun yaşamında bir rolümün olmadığı gayet açıktı.
devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

anılarım artık suda.

şule gürbüz
ağrıyınca kar yağıyor
devamını gör...

düşün ki annen bunu okuyor

sensiz geçirdiğimiz ilk bayramdı, sen yoksun, anneannem yok, babaannem yok, dedelerim yok. keşke ben de olmasam.

yokluğunuzu en derinden hissettiğim bu günde canıma okunmuş gibi hissettim,
insan en sevdiğini toprağa koymadan hayatı anlayamazmış aslında, anneannemi kaybettiğimizde senin ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyorum ve senin böyle bir acı çekmiş olman daha da acı veriyor, seni anlamak için seni kaybetmek mi zorundaydım?

sana geleceğim, o mezarlığın kapısından içeri adım attığım an, sanki birisi başımdan bir kova kızgın yağ dökmüş gibi hissediyorum.

sana geleceğim ama seni orada bırakıp geri dönmek zor olacak,
ne kolay ki?
devamını gör...

what is that

" hayat her şeyin tersini görebilecek kadar uzundur... "

constantin pilavios tarafından yönetilen 2007 yapımlı yunanistan çıkışlı kısa film; bu bir baba, oğul ve serçenin hikâyesi bu, olaylar ise what is that? sorusu üzerine şekil alıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

evlerinin bahçesinde oturmakta ve güneşlenmekte olan bir baba ile oğlu sanki yıllar önceki bir anıyı yeniden yaşıyorlar, bu sefer taraflar değişmiş, baba soru soruyor, oğlu cevap vermek durumunda kalıyor, tıpkı yıllar önce, çocukluğunda, onun sorduğu ve babasının cevapladığı gibi...

derken yanlarındaki bitkilere, çiçeklere bir serçe konuyor, babasının sorduğu tek bir soru var; what is that? (bu nedir?)

oğlu defalarca onun bir serçe olduğunu söylüyor, gazete okurken konsantrasyonu bir serçe yüzünden bölünmüş, babasının hep aynı soruyu sormasından dolayı öfke duyduğu belli oluyor ve babasına bağırıyor.

babası ise kırılmış bir biçimde eve gidip günlüğünü getiriyor, açtığı sayfayı oğlunun sesli olarak okumasını istiyor, okuyor...

" oğlum bana bugün bir serçeyi sordu,
21 kez serçe olduğunu söyledim...
her cevapta oğluma sarıldım...
"

satırlar sonrasında duygusal anlar yaşanıyor ve filmimizin sonlarına doğru geliyoruz.

iyi ebeveyn olmanın önemini ve iyi evlat olmanın gerekliliğini vurgulayan, hatırlatan, etkileyen bir kısa filmdi.

görsel açıdan beğendiğim bir kısa film oldu,
babanın duygusal oyunculuğu da bence etkileyiciydi.

ana fikir ise benim için şöyleydi;

hayatlarımız her şeyin tersini görebilecek kadar uzundur, sen çocukken anne babana sorular sorar, büyüdüğünde ise onlar alzheimer olurlar ve bu kez de onlar sana soru sorarlar, sen bıkarsın belki cevap vermekten ama onlar sana çocukken özenle bakmış, büyütmüş, bir gün of dememişlerdir.

anne babamızın kıymetini bilmek zorundayız.

bir gün hayattan gittiklerinde feleğimiz şaşar ve bayramlar dahi onlar olmadan gelip geçer, ölüm artık onlara hediye almamızı imkansızlıştıracak kadar acımasız davranmıştır, davranabilir, bu yüzden anne ve babanızın kıymetini yaşarken bilmelisiniz.

ne toprak aldığını geri verir, ne de zamanı geri alabilirsin.

keşke hayatta olaydı da sırtımda taşıyaydım dersiniz.

dünyanın en zengin insanı elon musk değildir, annesi, babası, eşi, çocukları, sevdikleri hayatta olanlardır benim için.
çünkü paha biçilemez bir zenginliktir ailenin, sevdiklerinin hayatta olması...


dünya acımasız bir yerdir,
what is that?

izlemek için
devamını gör...

paramparça (kısa film)

senaryosu cansu çufalı tarafından yazılmış ve yağız buğra özcan tarafından yönetilmiş kısa film; cansu çufalı, yağız buğra özcan, kazım kavukçuoğlu rol almış iken film ise 2011 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir mutlu aile tablosunun nasıl da paramparça olabileceğini konu edinir iken, sevdiğin bir insanı kaybettikten sonra eskisi gibi olabilmenin mümkün olup olmayacağını da sorgulatıyor.

evli bir çiftin çocuk sahibi olacaklarını öğrenmeleri ile filmimiz başlıyor, bu durum bana çok eski bir soruyu hatırlatıyor;
birini kazanmanın verdiği mutluluk mu daha büyüktür yoksa onu kaybetmenin verdiği acı mı daha büyük?

mutluluğu belki tarif edebilirsin ama hissettiğin acıyı betimleyemezsin, anlatamazsın, sen bana acının resmini yapabilir misin abidin?

daha sonra aradan 5 yıl geçiyor ve çiftin çocukları da büyümüş, bir gün hayatlarının en acı, en korkunç gününü yaşıyorlar, bir daha hiçbiri eskisi gibi olamıyor, anne aklını yitiriyor, babanın gözlerinde ışık kalmamış,
paramparçalar şimdi.

benim için duygusal sayılabilecek bir kısa filmdi, görsel açıdan zayıf olsa da değindiği konu açısından izlemeye değer bir kısa film oldu.

düşündürdüğü en büyük soru şuydu;

en sevdiğin, sevdiğin bir insanı yitirdikten sonra tekrar onunla olduğun zamanlardaki gibi gülebilir misin, onun derdini bin devâya değişmez misin, o acıyla, o özlemle nasıl yaşarsın, nasıl yıkılmazsın?

kalbine gömdüklerinin mezarı da olmuyor değil mi...


devamını gör...

e. e. cummings seçilmiş şiirler

" unutarak beni, hatırlar beni... "

1894/ 1962 yılları arasında yaşayan amerikalı şair, yazar ve ressam edward estlin cummings imzalı 206 sayfalık eser; türkçe'ye suphi aytimur tarafından çevrilmiş iken türkçe baskısının ise 1993 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.

aslında bir roman okuyordum ama bu kitaptaki şiirlere olan merakıma yenik düşüp bu kitabı bitirmek istedim, bunun sayfa sayısı ondan daha fazla olduğu halde,
no problem. ^^

son zamanlarda okuduğum en etkili şiir kitaplarından biriydi, imgeler, güçlü tasvirler, hepsi, hepsi çok iyiydi, sanki felsefeyle içli dışlı olan birinin ruhunun iz düşümü niteliğinde şiirlerdi benim için.

felsefik bir tadın hüküm sürüyor olmasını sevdim, şiirlere farklı bir ışıltı, dinamizm ve canlılık katmış gibiydi.

yansıtmak istediği duyguları sanki zıddıyla aktarır gibiydi edward estlin cummings, varlık, yokluk, ölümsüzlük ve ölüm, zaman ve sonsuzluk, aşk ve kopuş, örneğinde olabileceği gibi.

hayatın gizi, âşık olmak, birinin gözlerini kendi gözlerinmiş gibi sakınmak ve sevmek, her şeye rağmen bazı insanların ne yapsak da geçici olmalarının farkındalığı üzerine hissedilenler, unutulmuşluk hissini tatmış olmak, insanın denize baktığında ancak kendini bulabileceği ihtimâli ya da gerçeği,
insanların çekip gitmeleri sonrası yaşanılan burukluk, zamansızlık ve sonsuzluk, bazı şiirleri özetleyebileceğim temalar arasındaydı.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(aşk bir gün bile olsa) korkma,
hayranlığımız sürüp gidecek.

ölüm, seni istekler ötesi varsıl sayarım
onu elde edersen, yoksa ararsın.

yüreğim düşüp ölmüştü çoktan.

çünkü gözleri benimdir.

söylüyorum sana bir kılıçla
ve sen sessizsin
senin göğsün bir mezar gibi...


ört onun geçiciliğini şarkılarla.

derim sana sen susarken.
— "hayatı görüyor musun?

ayrılmaktan üzüldün mü çok?


kimse her zaman kaybetmez.

hayat bir paragraf değildir
ve ölüm de sanırım parantez değil.


cennetler gerçekse
annem (tek başına) edinir birini.

hayatım hiç oluşmamış bir şeye benzemiştir.

o yaşıyor ama bir hiçtir.


ve hiçbir şey onca az değil
gerçek kadar
- derim ki
gerçi nefretti insanları yaşatan -


denizde bulduğumuz
her zaman kendimizdir.

ve birisi söyleyecek mi bana
insanlar neden bırakıp gider?

böyle bir sonsuzluk aşkın bir şimdisidir
ve onun bir yerde oluşu
her yerde oluşudur...



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hayal kırıklığı

beklentinin ölümü.
devamını gör...

yetinmek (kısa film)

bir soru; yetindiğin en acı şey neydi?

senaryosu mehmet ali kıcım tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kadrosunda ise şehri çelebi, cevdet çelebi, murat çelebi, şule turan, yusuf turan ve muhammet emin karaca gibi isimler rol almıştır.

filmimiz trajik hayatların yetinmek ve yetinememek üzerine olan mücadelelerini konu ediniyor.

küçük yaşta babasını trafik kazasında yitiren, annesi yeniden evlenmiş, kendisi ise yetimhaneye verilmiş bir genç ile başlıyor filmimiz, annesini ömründe kaç kez gördüğünü bilecek kadar az yaşamış annesinin varlığını, annesinin yeni bir hayat kurmuş olmasına saygı duyuyor olsa da içten içe kırgın ve kızgın olduğu görülüyor,
neticede annesi diğer çocuklarına ihtimam gösterir iken onu ise yetimhaneye vermiş...

bir aile çıkıyor karşımıza, küçük çocuklarının yanında kavga eden, elinde olan ile yetinmek zorunda kalan ama yine de yetinemeyen, durumu değiştirmek isteyen, yetinmekle yetinememek arasında kalan.

daha sonra bu ailenin karın tadını çıkarmak için dışarı çıktığı görülüyor, karı koca konuşurken çocuk ise biraz ötede duruyor, karşısına ise yetimhaneye verilen o genç çıkıyor, küçük çocuğun iç dünyasında biraz olsun değişiklik yaratabildiyse ne mutlu ona.

filmimizde herkesin yetinmek ve yetinememek arasında kaldığı görülüyor,
yetimhaneye verilen genç, kendisine reva görülen hayatın gerçekleri altında eziliyor,
yetinemiyor ama elinden gelen bir şey de yok.

tartışan ailede ise çiftlerin yetinmeyi bilmedikleri bazı konular ve duygular olduğu görülüyor.

bazı repliklerini etkileyici bulduğum bir kısa filmdi, yetimhanedeki genç, insanın en mutlu günüyle en mutsuz gününün aynı gün olabilmesi üzerine düşündürüyor.

ana fikir ise belki de şöyleydi;

yetinmediğin zaman bazen elindekini de yitirirsin ve bunun telafisi olmayabilir, hayat herkese âdil davranmaz, sana yetinmeyi öğretir...

bir şarkı sözü ile tanımıma burada bir son veriyorum.

yetinmeyi bilir misin,
sana verdiği kadarıyla hayatın?


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

menekşe toprak

1970 doğumlu türk yazar; yazar olmasının yanı sıra çevirmenlik, radyo programcılığı ve serbest gazetecilik gibi alanlarda da rol aldığı bilinmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bazı kitapları

valizdeki mektup
ağıtın sonu
bir kadını görmek
arı fısıltıları
peri
dejavu


insan yaşadıkları kadardır.

bütünlüğü arıyorum ama sanırım böyle bir şey yok. insan, hayat, duygular parça parça.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim