1.
esaretin bedeli
" yapılması gereken doğru şeyin ne olduğunu anlamak bazen zordur. "
filmde geçen bir replik.
özgün adı the shawshank redemption olan ve frank darabont tarafından yönetilen 1994 yapımlı amerikan filmi; filmin stephen king imzalı rita hayworth ve shawshank'in kefareti adlı kitaptan uyarlama olduğu bilinmektedir.

başrolde ise morgan freeman, tim robbins rol almakta iken kadronun devamında ise; clancy brown, bob gunton, gil bellows, william sadler, james whitmore, renee blaine ve pek çok isim daha yer almıştır.
1947 yılında bir bankacı olan andy dufrense'in bir anda alt üst olan yaşamının yanı sıra, shawshank hapishanesinde yıllardır orada olan red ile dostluğunu da konu edinmektedir.
suç ve ceza, gerçeklik algısının özgürlüğe bağlı oluşu, umut, masumiyet, özgürlük, filmin başlıca anahtar kelimeleridir denilebilir benim için.
andy dufrense yakışıklı ve genç bir bankacıdır, karısı onu aldatmaktadır ve o bunu fark etmiştir, onları öldürmeyi kafasına koyduğu bir an vardır, tetiği çektiği ve birini öldürdüğü görülmemiştir ama karısı ve sevgilisi ölü bulunur, cinayetin tek zanlısı andy'den başkası değildir ve mahkeme onu 2 kez ağırlaştırılmış müebbete mahkûm eder.
onun için yeni bir yaşam başlamıştır, hayatı iki kere mahvedilmiştir, ilki karısının onu aldattığında ve ikincisi de kimse ona inanmadığında, ömür boyu hapse mahkum edildiğinde, iki büyük travmadır bu, hapse gönderilir ve hayatı değişecektir.
andy diğer mahkûmlara göre oldukça donanımlı, entelektüel düşünce tarzına sahip, insan ruhunun derinliklerini görebilen, fazlasıyla zeki ve ruhu incinmiş bir insandır, arkadaşlarına bira ısmarlayıp onların yıllar sonra bira içişini izlemek onun için önemli ve etkileyicidir.
o, müziğin insanın aklında ve yüreğinde olduğuna inanmaktadır, ki gerçekten de öyledir, müziği duymadığı zamanlarda bile müziği ruhunda yaşatmaktadır.
ellis boyd redding ya da bilinen adıyla red ile dost olmuşlardır, red oraya dışardan gizlice eşya getirtmesiyle bilinir, dostunun istediği taş çekeceğini ve posteri de getirtmiştir.
andy'nin çabaları sayesinde bu hapishaneye bir kütüphane de yaptırılmıştır,
hapishane müdürüyle bazen araları iyi gibi görünse de zamanla araları kötü olabilir ve andy kıvrak zekâsı ile ondan öyle bir intikam alacaktır ki esaretin bedelini ağır ödetecektir...
şimdi ise başka diğer durumlara bir bakalım;
oldukça yaşlı ve neredeyse ölmek üzere olan brooks hapisten salındıktan sonra gerçeklik algısını yitirmiştir, hayatının 50 yılını bir mâhkum olarak geçirdiği için o artık "kurumsallaşmış " ve dış dünyaya adapte olamayacak gibidir, ondan kalan tek yazı " brooks was here " mi olacaktır?
gel zaman git zaman aradan tam 19 yıl geçer...
andy dufrense ve can dostu red tekrar bir araya gelebilecek midir?
kim bilir belki de hayat onları pasifik okyanusunun kıyısında bir araya getirecektir, belli mi olur?
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
uzun yıllardır izlemek istediğim ama araya başka filmler girdiği için ertelediğim bir filmdi.
her şeyiyle mükemmel, detaylarla dolu, anlam ve duygu yüklü, oyunculukların muhteşem olduğu, inanılmaz etkileyici bir filmdi benim için.
en can alıcı detaylardan biri ise, esarete alışan insanın gerçeklik algısını da kaybetmesi, özgürlüğüne kavuştuktan sonra intiharı düşünmesi ya da etmesiydi bence,
yıllarca hapisten çıkmayı bekleyip de sonrasında dış dünyaya uyum sağlayamadığı için intiharı seçen bir insanın duygu durumu oldukça etkileyici bir biçimde aktarılmıştı.
herkes iyi bir oyunculuk sergiliyor, bu şüphesiz ama tim robbins ve morgan freeman insanı derinden etkiliyor film boyunca.
umut etmekten vazgeçmemenin önemini vurgulayan bir film olduğu görülmektedir.
andy dufrense kendi turtasını arkadaşı red'e veriyor, o zaten tadını bildiği için onun yemesini istiyor, beni etkileyen şeylerdendi bu.
filmin sonunda duygulanmamak imkânsız.
arkadaşlarına bira ısmarladığı ve onların özgürlüğü yeniden hissetmelerini sağladığı sahne de unutulmazdı.
filmde geçen bir replik.
özgün adı the shawshank redemption olan ve frank darabont tarafından yönetilen 1994 yapımlı amerikan filmi; filmin stephen king imzalı rita hayworth ve shawshank'in kefareti adlı kitaptan uyarlama olduğu bilinmektedir.

başrolde ise morgan freeman, tim robbins rol almakta iken kadronun devamında ise; clancy brown, bob gunton, gil bellows, william sadler, james whitmore, renee blaine ve pek çok isim daha yer almıştır.
1947 yılında bir bankacı olan andy dufrense'in bir anda alt üst olan yaşamının yanı sıra, shawshank hapishanesinde yıllardır orada olan red ile dostluğunu da konu edinmektedir.
suç ve ceza, gerçeklik algısının özgürlüğe bağlı oluşu, umut, masumiyet, özgürlük, filmin başlıca anahtar kelimeleridir denilebilir benim için.
andy dufrense yakışıklı ve genç bir bankacıdır, karısı onu aldatmaktadır ve o bunu fark etmiştir, onları öldürmeyi kafasına koyduğu bir an vardır, tetiği çektiği ve birini öldürdüğü görülmemiştir ama karısı ve sevgilisi ölü bulunur, cinayetin tek zanlısı andy'den başkası değildir ve mahkeme onu 2 kez ağırlaştırılmış müebbete mahkûm eder.
onun için yeni bir yaşam başlamıştır, hayatı iki kere mahvedilmiştir, ilki karısının onu aldattığında ve ikincisi de kimse ona inanmadığında, ömür boyu hapse mahkum edildiğinde, iki büyük travmadır bu, hapse gönderilir ve hayatı değişecektir.
andy diğer mahkûmlara göre oldukça donanımlı, entelektüel düşünce tarzına sahip, insan ruhunun derinliklerini görebilen, fazlasıyla zeki ve ruhu incinmiş bir insandır, arkadaşlarına bira ısmarlayıp onların yıllar sonra bira içişini izlemek onun için önemli ve etkileyicidir.
o, müziğin insanın aklında ve yüreğinde olduğuna inanmaktadır, ki gerçekten de öyledir, müziği duymadığı zamanlarda bile müziği ruhunda yaşatmaktadır.
ellis boyd redding ya da bilinen adıyla red ile dost olmuşlardır, red oraya dışardan gizlice eşya getirtmesiyle bilinir, dostunun istediği taş çekeceğini ve posteri de getirtmiştir.
andy'nin çabaları sayesinde bu hapishaneye bir kütüphane de yaptırılmıştır,
hapishane müdürüyle bazen araları iyi gibi görünse de zamanla araları kötü olabilir ve andy kıvrak zekâsı ile ondan öyle bir intikam alacaktır ki esaretin bedelini ağır ödetecektir...
şimdi ise başka diğer durumlara bir bakalım;
oldukça yaşlı ve neredeyse ölmek üzere olan brooks hapisten salındıktan sonra gerçeklik algısını yitirmiştir, hayatının 50 yılını bir mâhkum olarak geçirdiği için o artık "kurumsallaşmış " ve dış dünyaya adapte olamayacak gibidir, ondan kalan tek yazı " brooks was here " mi olacaktır?
gel zaman git zaman aradan tam 19 yıl geçer...
andy dufrense ve can dostu red tekrar bir araya gelebilecek midir?
kim bilir belki de hayat onları pasifik okyanusunun kıyısında bir araya getirecektir, belli mi olur?
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
uzun yıllardır izlemek istediğim ama araya başka filmler girdiği için ertelediğim bir filmdi.
her şeyiyle mükemmel, detaylarla dolu, anlam ve duygu yüklü, oyunculukların muhteşem olduğu, inanılmaz etkileyici bir filmdi benim için.
en can alıcı detaylardan biri ise, esarete alışan insanın gerçeklik algısını da kaybetmesi, özgürlüğüne kavuştuktan sonra intiharı düşünmesi ya da etmesiydi bence,
yıllarca hapisten çıkmayı bekleyip de sonrasında dış dünyaya uyum sağlayamadığı için intiharı seçen bir insanın duygu durumu oldukça etkileyici bir biçimde aktarılmıştı.
herkes iyi bir oyunculuk sergiliyor, bu şüphesiz ama tim robbins ve morgan freeman insanı derinden etkiliyor film boyunca.
umut etmekten vazgeçmemenin önemini vurgulayan bir film olduğu görülmektedir.
andy dufrense kendi turtasını arkadaşı red'e veriyor, o zaten tadını bildiği için onun yemesini istiyor, beni etkileyen şeylerdendi bu.
filmin sonunda duygulanmamak imkânsız.
arkadaşlarına bira ısmarladığı ve onların özgürlüğü yeniden hissetmelerini sağladığı sahne de unutulmazdı.
devamını gör...





















