son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 215783 tanım: 44873 başlık: 14080 apolet: 7 takipçi: 786

son tanımları | başucu eserleri


öğrenmenin övgüsü

" artık her şey
kendi canının çektiğincedir...
"

1898/ 1956 yılları arasında yaşayan alman şair ve yazar bertolt brecht imzalı eser; şiir türünde yer alır iken dilimize ise hasan kuruyazıcı tarafından çevrilmiş ve 1966 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiştir.

bertolt brecht poems, bertolt brecht bütün şiirlerinden seçmeler, yarının büyüklerine şiirler adlı eserlerinden sonra kendisinden okuduğum son kitap bu oldu.

bertolt brecht okumak güzel bir şey.
lâakal benim için öyle.

bu kitabında bize siyasi kaygılar içerisinde olduğunu hatırlatıyor brecht,
bir dönem resimle ilgilenmiş olan adolf hitler'den ise badanacı olarak bahsediyor, ki badanacı derken onu kast ettiği kitabın ön sözünde de belirtilmiştir.

duygudan uzak, düşünceye dayalı şiirlerdi sıklıkla, buna rağmen kişisel dünyasının sızmış olduğu birkaç dizeye rastlamak da mümkün, bence okuru ve halkı uyandırmayı amaçlayan şiirlerdi, kişinin gözünü açmasını ve sorgulamasını isteyen, hatırlatan, vurgulayan şiirlerdi ekseriyetle.

sömürülen halkın sessiz çığlıklarını duyurmak isteyen bir tonda olan şiirler olduğu da açıkça görülmektedir, gidişat şu an böyle olsa bile bunu değiştirmek yine de senin elinde, demeye varan şiirlerdi de diyebilirim.

okurken etkileyici bulduğum bazı dizeler vardı, o dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

*bazı dizelerde imlâ hatası olsa da şairin üslubuna sâdık kalınmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


artık her şey kendi canının çektiğincedir.

derler: daha iyi olacak işler.
bense sormam;
ne zaman?

biliyoruz, geçiciyiz hepimiz
bizden sonra olmıyacak
söz etmiye değecek şey.

kısacası, her şey tamam
benim dertli yüzümü
bembeyaz soldurmak için.


duvarın üstünde tebeşirle bir yazı
savaş istiyorlarmış.
bunu yazan
kendi vuruldu...


seni yurda çağıracak haber
bildiğin dilde yazılmış gelecek.

durmadan yürüdük
ayakkabıdan çok ülke değiştirerek
sınıf kavgalarının arasından,
şaşa kaldık
ortada hep haksızlık,
hiç karşı koyan yok.


her şey değişiyor
yeni baştan
başlıyabilirsin son soluğunla.
ama olan oldu bir kere.
şaraba kattığın suyu
artık ayıramazsın.

olan oldu bir kere.
şaraba kattığın suyu
artık ayıramazsın, ama
her şey değişiyor. yeni baştan
başlıyabilirsin son soluğunla.


« ete zam var kenar mahallelerde.
bu gece badanacı konuşacak.
ulu tanrım, bir kulağımız olaydı
bilirdik, halimiz ne olacak.»


istiyorum, bilmiyeyim,
beni seviyor mu?

devamını gör...

beyhude (kısa film)

senaryosu emre ersoy tarafından yazılıp efe ersoy tarafından yönetilen kısa film; kadrosunda ise çağlar içer, erim birol, emre ersoy, mert potur, nusret inal ve sena miskioğlu gibi isimler yer almış iken film ise 2018 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

home office çalışan otuzlu yaşlarda bir adam olan levent adlı adamın işlerini tamamladığı sırada kapısının çalması sonrası yaşadıkları konu ediniliyor.

genç adam yoğun ve yorgun bir iş gününün sonuna gelmiştir, derken kapısı çalar ve gelen ise komşudur, tuhaf bir komşudur, hayal midir yoksa gerçek mi, bilinmez.

birlikte satranç oynamaya ve sohbet etmeye başlarlar, sonrasında ise birkaç gelen daha olacaktır, o gelenler ise levent'in kendi yaşamını ve hayat amacını sorgulamasına neden olacak kişilerdir.

birisi müzikle ilgilenir, birisi futbol oynar, diğeri şiire merak salmıştır, onlar belki de gerçek birer insan değildirler, levent'in geçmişte olmak istediği mesleklerdir, o ise kalbinde olan meslekleri değil de salt mantığının kabul ettiği başka bir mesleği yapmakta karar kılmıştır.

bu gelenler onun hayattaki amacını, hayallerini, varlığını sorgulamasına neden olur, geçmişte kim olduğunu hatırlayınca sarsılmış, içi sızlamış gibidir.

sevdiğin şeyleri, hobileri, uğraşları neden bıraktın, değer miydi, şimdi daha mı mutlusun, vazgeçtiğin hayal için pişman olmayacak mısın, varoluş sebebin bu meslek miydi vb. sorularla onu düşündürür ve etkilerler.

benim için farklı ve düşündürücü bir kısa filmdi, izlerken gece yarısı kütüphanesi adlı kitabı hatırladım, konu açısından benzerlik taşıyorlar, tercihler, keşkeler, hayattaki seçimler üzerine düşündüren bir filmdi.

ana fikir ise belki de şöyleydi;

yalnızca 1 kez gelebildiğin bu hayatta bu tek hakkı da öylesine mi yaşayacaksın, kalbindeki meslekten, hayalden, insandan, seni en çok mutlu edebilecek bir hayalden vaz mı geçeceksin?

seni en çok mutlu eden şeyi bırakırsan mutlu olman zor olabilir.


hayallerinden vazgeçtiğin bir yaşam beyhude bir yaşam haline gelebilir, bunu istemezsin değil mi?

yazımda bahsettiğim kitaptan bir söz ile tanımıma burada bir son veriyorum.


pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?

gece yarısı kütüphanesi

matt haig


devamını gör...

tesadüfen (kısa film)

" insan, karşılaştığı kişilerin kalıntısıdır. "

sigmund freud

senaryosu yiğit sarı tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; kadrosunda ise, doğa gün, yiğit obic ve zeynep anlar gibi isimler yer almakta iken filmimiz 6 gün önce yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tesadüf kavramının mümkün olup olamayacağını, tesadüfen karşılaşan ve birbirlerine aşık olur gibi olan iki genç üzerinden aktarıyor.

şimal o sırada kız arkadaşıyla buluşmak için dışarı çıkmıştır, arkadaşı gelir ve otururlar, oturmadan önce ise telefonundaki müzik dinleme uygulaması başka bir cihazla eşleşir ve eşleştiği berkun adlı genç de hemen oralardadır, aynı müziği dinlemeye başlarlar, bu durum ise bize aşkın aynılıklar üzerinden doğan bir duygu olup olmadığını düşündürür.

neticede ayrılıklar da ayrı düşünmelerden doğuyorsa aşklar da aynılıkların bir yansımasıdır belki de.

aynı müziği dinlemek onları etkilemiştir, tıpkı dış görünüşlerinin de birbirlerini etkilediği gibi, dış görünüşlerin de aşka ya da ayrılığa sebep olduğu gibi.

daha sonra ise bütün bu olanların bir hayal olma ihtimâli ile karşı karşıya bırakır yönetmen bizi, her şey bir ihtimâl miydi, yaşandı mı, anı mıydı, neydi bu böyle?

görsel açıdan beğendiğim bir kısa film oldu.

bana düşündürdüğü şeyler ise şöyleydi;

hayatın bize ne sunacağını ya da neleri, kimleri alacağını, tesadüflerin karşımıza kimi çıkaracağını biz bile bilemeyiz, eğer aşık olduysak aşktan vazgeçmemeliyiz,
aşkından vazgeçmek, hayatından vazgeçmektir çünkü...


devamını gör...

böyle bir sevmek (kitap)

* aynı isimde bir başlık daha olduğu için kitap olarak belirtilmiştir.

" insan insanı ölümünden tanır... "

1925/ 2005 yılları arasında yaşayan büyük şair ve yazar attila ilhan imzalı eser; şiir türünde yer alan eserin ilk olarak 1977 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

attila ilhan okumayı hep çok sevdim, onun kadar iyi şiir yazabilen kişi sayısı azdır, onu okumak elektrik akımına kapılmış hissiyatı verir insana, en azından benim için her zaman öyle olmuştur, böyle bir sevmek görülmemiştir...

ekseriyetle aşk etrafında örülü şiirlerdi,
aşkın ne denli yüce ve keskin bir geçiş hâli olduğunu da hissettiriyor büyük şair, âşık olmanın bir kendinden geçme hâli olması üzerine de düşündürüyor insanı.

bazı şiirlerinde sevdiği kadınların adı değişiyor ama aşık olmanın yarattığı kırılma noktası sanki hiç değişmiyor.

aşkı olduğu kadar farklı duyguları da yansıtıyor, karşındaki insanı birden tanıyamamayı, aşk uğruna ölmeye hazır ve nâzır olmayı, ayrılıkta ya da acıda dünyaya yabancılaşmayı, yalnızlığın sonsuzluğunu da hissettiriyor.

şairin duygularını yansıtma biçimi her zamanki gibi eşsizdi, okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum çünkü böyle bir sevmek görülmemiştir...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
bir bıçağın ağzında yürür gibiydin.

demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
seni görür görmez
özgürlüğümden utandım
söyle ne içersin çay mı kahve mi
çok değişmişsin, birden tanıyamadım...


sana ne yaptılar sana ne yaptılar
kirpiklerin ıslanıyor durup dururken.


hani bir gülümsemen vardır
sanki istanbul
gözlerin gözlerimi bulur bulmaz
içimde bütün şehir
atlıkarınca gibi döner ha döner
ışık renk ve pul.


meğerse vurulmuşum,
seni görünce anladım.

ölümün yaklaşması hayatı değiştiriyor
tuhaf şey, dünyaya nasıl yabancılaştım.

yoksulum
mutluluğum seninle yaşamaktı
karanlık bir tren sonra ansızın kalktı.


ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla
bir azıcık okşasam sanki çocuktular bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hâlâ ara sıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir...


insan insanı ölümünden tanır.

yalnızlık bir samanyoludur
genişler düşüncede.


zamana dağılır etin
sağılır kanına uzay
karanlık gözünü alır
boşlukta kalır sesin
kıyamete varır say
bütün kulaklar sağır
nedir ölüm dediğin
tasa tutmuş kapıları
yaşadığını unutmuş
buza kesmiş yüreğin

hayatın kâr zararı
dağ ardında bir umutmuş..

hem artıyım hem eksiyim
ölmeye başlamış diriyim

yumak yumak çelişkiyim
içim kıvılcım pazarı...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

murat özyaşar

1979 doğumlu kürt kökenli türk yazar ve öğretmen olarak bilinir; kitapları çeşitli edebiyat ödüllerine değer görülmüş iken eser vermeye devam ettiği bilinmektedir.

bazı kitapları

ayna çarpması
sarı kahkaha
aslı gibidir
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bütün yolculuklar çocukluğa varmak içindir.

okumak yalnızlıktır.
devamını gör...

huzur evleri

taha kağızman tarafından çekilen kısa film; yönetmenin huzur evleri ile ilgili dönem ödevi için çekmiş olduğu bilgisi verilmiş ve 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
dikkat ederseniz senaryo bilgisi vermedim çünkü bu film bir gerçek, hayatın acı gerçeklerinden birini yansıtıyor.

film çekildiği sıralar 71 yaşında olan ve eşini 4 yıl önce yitiren 4 çocuk annesi bir kadının huzur evindeki hüzünlü zamanları hissettiriyor, huzur evinde yaşamanın bir insanın psikolojisi ve iç dünyasındaki etkileri üzerine düşündüren bir kısa film olduğu görülmektedir.

masmavi gözleri uzaklara dalan ve " sonum böyle mi olacaktı" diye sorar gibi bakan bir kadının hayatına dair belirleyici ögeleri dile getirmesiyle filmimiz başlıyor, bir ömrün son mekânı huzur evi olmamalıydı, huzur evlerinde huzur var mıydı ki?

derin mavi gözleri olan teyzemiz, üç oğlunun ve bir kızının olduğunu söylüyor, torunları ve çocukları onu ziyarete geldiklerinde çok mutlu olduğunu anlatıyor,
onlardan bahsederken bile gözleri ışıldıyor,
keşke kocası hayatta olsaydı da torun sevgisini birlikte yaşasalardı, diyor insan izlerken.

benim için hüzünlü bir kısa filmdi,
izlerken düşündüğüm bazı şeyler vardı, fark edeli ise uzun zaman olmuştur, hayatta bazı şeyler zaman geçtikçe tersine döner, hayat her şeyin tersini görebileceğimiz kadar uzundur.

çocukken anne babalarımız bizi kreşe, ana okuluna verir, biz büyürüz ve anne babamızı huzur evine veririz, değişen tek şey insanlar, mekânlar ve zaman olur.

filmde rol alan teyzemizin uzun bir ömrü olsun dilerim, çocuklarıyla ve torunlarıyla,
hep mutlu olsun, kendi evinde ve huzurlu olsun...


devamını gör...

papağanname

"çünkü yaşam budur; satranç oyunu. "

1919/ 1999 yılları arasında yaşayan türk şair ve yazar salah birsel imzalı 123 sayfalık eser; günlük türünde yer almakta iken 1995 yılında yayınlanmıştır.

günlüğümüz 1993 yılının ocak ayında başlamakta iken 1994 yılının ekim ayında sona eriyor.

salah birsel okumayı galiba çok seviyorum; köçekçeler, varduman, sevdim seni ey insan, nezleli karga, salah birsel seçme şiirler, günlük (salah birsel) adlı eserlerinden sonra kendisinin okuduğum son kitabı bu oldu.

kitabımız günlük türünde yer alıyor olsa da alışılmış günlük tarzının biraz dışında ilerliyor, yazarın kişisel yaşamına dair bir şeyler okuyacağını düşünenler büyük yanılabilirler çünkü kişisel yaşamından büyük ölçüde damıtılmış bir eser var karşımızda.

salah birsel'in edebî tarzını okuduğum diğer kitaplarından dolayı az çok bildiğimi düşündüğüm için bu kitabında da aynı tarzda bir dünyaya adım atacağımın farkındaydım, beni yine yanıltmadı büyük üstad.

günlerini anlatmıyor yazar, kişisel yaşamından ve duygularından ziyâde o günlerde yaşadığı edebî anları yansıtıyor, dirsek temasında ve irtibat halinde olduğu yazarlara, şairlere dair fikirleri, yer yer duyguları, onların edebî tarzlarına yönelik düşünceleri, onlarla olan bağı, sanata ve edebiyata dair izlenimler, gözlemler, eleştiri tadında sözleri daha ağırlıklıdır demek mümkün.

severek okuduğum bir kitap oldu, bazı cümleleri bence duygusaldı, bazı gözlemleri oldukça iyiydi. kitabın sonlarına doğru yaşlanıyor olduğunu hissettiği sayfalar bence hüzünlüydü.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


74 yaş.
işte şimdi yapyalnızım.
alnımı camın soğukluğuna dayamış, bomboş ve anlamsız sokak­ları, evleri seyrediyorum.
ben bu ânı bütün yaşamım boyunca beklemiştim.


çünkü yaşam budur; satranç oyunu.

yazarlar, yazar olduklarını, içlerinin vık vık öttüğünü ancak okurlarının varlığından çakabilir.
gerisi hiçten hiçtir.

dün yine bir dostla kendi kendimizin merakına düştük:
- yazarlıkta, ilk adım okuduğunu anlamaksa, ikinci adım kav­ramları birbirine karıştırmamaktır. üçüncü adım...
üçüncü adım evet üçüncü adım da,
yüreğini yalınayak bırakmaktır.


dünyada her şey görelidir.
her şey oynaktır.
her şey dakikadan dakikaya habbe iken kubbe, deniz iken damla olur.

sanırım bundan böyle, kimseye belleğimin beni yüzüstü bıraktı­ğını açıklayamayacağım. oysa, üç yıldır eşe dosta:
- biliyorsunuz ben artık bellek kullanmıyorum. belleksiz yaşı­yorum diyordum.


daha önce de yazdım.
doğru düşünmenin ilk adımı konuları birbirinden ayırmaktır.
zekâ ise olasılıkların hesaba alınmasıdır.

.... unutulmuş olarak ölmüştür.

devamını gör...

blood brothers

iron maiden şarkısı olarak bilinir;
grubun 2000 yılında yayınlamış olduğu brave new world isimli albümde yer aldığı bilinmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ve bir anda geriye kalan tek
şey anılar oldu
and in a moment, the memories are all that remain.

yaşamın cevabının gerçekte ne olduğunu
hiç öğrenebilecek miyiz?
will we ever know what the answer to life really is?

devamını gör...

karayip korsanları: siyah inci'nin laneti

özgün adı pirates of the caribbean: the curse of the black pearl olan ve senaryosu ise ted elliott, terry rossio tarafından yazılıp, gore verbinski tarafından yönetilen 2003 yapımlı amerikan filmi; serinin ilk filmidir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde ise johnny depp, orlando bloom, keira knightley, jack davenport, geoffrey rush, jonathan pryce gibi oyuncular rol almıştır.

filmimiz genç kadının geçmişi gördüğü bir rüya başlar ve bu rüya önem taşımaktadır.

jack sparrow ve demirci will turner arasındaki gerilimin zamanla dostluğa dönüşmesinin yanı sıra, korsanlarla verilen mücadeleyi, valinin kızı elizabeth swann'ın kurtarılma çabalarını, korsanların lanetten kurtulma çabasını, jack sparrow'un gemisi siyah inci'ye kavuşma uğruna verdiği mücadeleyi de konu edinmektedir.

will turner tesadüfen karşılarına yıllar önce çıkmış iken ona ait olan madalyon ise büyük önem taşır, kaptan barbossa'nın o madalyona ihtiyacı vardır, sahip oldukları lanetten kurtulmak için ise aranılan madalyonun sahibinin kanının dökülmesi gerekmektedir.

bu lanetin etkilerinden bazılarına örnek vermek gerekirse, korsanlar ölümsüz olmuştur, yemek, içmek, eğlenmek, kadınlar, şehvet, hiçbiri, hiçbiri onlara gerçek bir mutluluk veremez çünkü ölümden yoksun olmak hayatlarındaki eylemleri değersizleştirmiştir de bence...

taraflar arasında çıkan kavga, isyan, ayaklanma, küçük çaplı savaşlarla filmin dinamizmi sürekliliğini korur.

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

oyunculukların oldukça iyi, prodüksiyonuna ciddi emek verilmiş, müzikleri ile şâha kaldıran, insana denizcilik aşkı aşılayan bir film olduğu açıkça görülmektedir.

filmi az çok biliyor olsam da yıllar sonra ciddi anlamda izlemek önemli ve güzeldi.

bu tanım kaptan jack sparrow'a ithaf edilmiştir.


madalyonun sahibini elizabeth olarak düşünsek de tek sahibi will turner aslında...
devamını gör...

madenci (kısa film)

kadir oğuzhan tarafından çekilen 10 dakikalık kısa film; bilal yılmaz adlı oyuncu rol almış iken film ise çok kısa bir süre önce yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir mâden işçisinin yaşadığı elim kaza sonrası içinde olduğu durum, arkadaşını kurtaramaması, hayatta kalan taraf olmanın vicdan azabı, keşkeler, pişmanlıklar konu ediniliyor.

mâden işçisi orta yaşlarda adamın içinde olduğu depresyon ise sürekli çay ve sigara içmesinden, gülmemesinden, mutlu olamamasından, ağlamaklı olmasından belli oluyor, hep o kırılma ânını yeniden yaşıyor gibi görünüyor, maddi durumu iyi olmadığı için paydos saatinde bile çalışmayı tercih eden arkadaşını kurtaramamış olmanın pişmanlığını yaşıyor.

çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için paydosta bile çalışmak zorunda kalan arkadaşına maddi destekte bulunsaydı, böyle olacağını bilseydi, pişman olmayacaktı, belki de arkadaşı hayatta olacaktı.

bu pişmanlık ve acıyla, evlere odalara sığamayan adamın bir banka oturup gözyaşlarına hâkim olamamasıyla filmin sonlarına doğru yaklaşılıyor.

sevdiğin bir insanı yitirdikten sonra duyulan acıyı, kederi, pişmanlıkları, boşluk duygusunu yansıtan bir kısa filmdi.

ana fikir belki de şöyleydi;

sevdiklerimizin sesini ve sessizliğini zamanında duymamız gerek, o artık hayatta ya da hayatımızda olmadıktan sonra edilecek yardımın, uzatılan elin hiçbir faydası olmuyor, giden geri gelmiyor, gelmez...

devamını gör...

resul rıza seçilmiş şiirleri

" mutlu olurdum
eğer tabutumu kendim taşıyabilseydim.
"

1910/ 1981 yılları arasında yaşayan azerî şair resul rıza imzalı 70 sayfalık eser;
dilimize ildeniz kurtulan tarafından çevrilmiş iken 1993 yılında yayınlandığı bilinmektedir. ataol behramoğlu tarafından çevrilmiş 1 şiir de yer almaktadır.

kitabımızın başında şairin yaşamına dair aydınlatma metni yer alır iken aynı zamanda başka büyük edebiyatçılar tarafından övgüyle bahsedildiği kısa cümleler de verilmiştir.

nazım hikmet'e ait bir yazı da yer almakta iken, iki şairin arkadaş oldukları bilgisi de kitapta verilmiştir.

şairin okuduğum ilk kitabı bu oldu, beklentimi tam anlamıyla karşıladığını söyleyemesem de elimi boş gönderen bir kitap da değildi.

kitabın ilk sayfalarındaki şiirlerde hümanist bir bakış açısının yansımaları görülmekte iken sonraki sayfalarda ise şair kendi içine dönüyor, hem insanlığın, hem kendisinin iyiliğini, mutluluğunu, huzurunu, bahtiyarlığını ister gibi duruyor.

yaşamın güzel olduğu kadar çetin bir yolculuk olduğunu da hatırlatıyor, ayrılığın yaman bir iş olduğunu vurguladığı dizeleri de hüküm sürüyor, ölümünden sonra kendisinden geriye neyin kalacağını bilemediğini düşündüren dizeleri de karşımıza çıkıyor.

zamanın herkesi geri alıyor olmasına duyulan kırgınlık da bazı dizelerden seziliyor.

bazı dizeleri benim için etkileyiciydi.

şairin üslubunu fazla derin bulmasam da yine de beni bir yerden yakalayan dizeler de vardı, bazı dizelerinin burnumun direğini sızlattığı da oldu.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


dağlar başı dumandır,
yine dumandır, yar,
yine dumandır
ayrılığın ölümden bana yamandır, yar.
bana yamandır.

gider, vallah, bu güzellik sana da kalmaz.

her gecenin gündüzü var,
ağlama gözel, ağlama!

hangi sözüm yaşayacak benden sonra?


saat tik tak diye diye
girer ebediyete
yaşamın geri dönmeyen anları.
zaman alıp götürür insanları
bugüne dek
kimsenin dönmediği uzaklara.

ben çökersem, ardında geçmişim kalır.
sen çöksen, geleceğini gömersin.

mutlu olurdum
eğer tabutumu kendim taşıyabilseydim.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öğretmene şiddet (kısa film)

senaryosu abdullah düğer imzası taşıyan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; 2019 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmden alınmış bir görsel yerine çok kısa bir süre önce 17 yaşındaki öğrencisi tarafından vahşice katledilmiş biyoloji öğretmeni fatma nur çelik'in anısına onun bir fotoğrafı kullanılacaktır.

filmde öğrencisinin velisi tarafından fiziksel şiddet gören sosyal bilgiler öğretmeninin acısı anlatılıyor, mutlu bir şekilde derse girmiş iken onu çağıran velinin onu dövmeye başladığının sesleri geliyor ve öğretmen şiddet görmüş olduğu halde dersine devam etmek zorunda kalıyor,
benim için üzücü bir kısa filmdi.

hayatın her alanında şiddet aldı başını gidiyor, milletçe, evden çıktıktan sonra eve sağ salim dönebilmenin mücadelesini veriyoruz, hayatta kalmak çok zor artık.

ama en zoru, insan olabilmek ve insan kalabilmek, öldürmeden yaşamak, insan olmak, zarar vermemek çok mu zor lan?

bugün acımasız bir varlık tarafından hayattan koparılan biyoloji öğretmeni fatma nur çelik'in okulunda yapılan cenaze töreninin videosunu izledim, yüzlerce kişi gözyaşı döküyordu, ben de öyle.

öğretmenin babası olduğunu düşündüğüm yaşlı bir amca vardı, elini öpmek istiyorlar, ağlıyor ve mahvolmuş, o yaşa kadar getirdiği evladı bir hiç uğruna ölmüş...
artık yaşamıyor ve yaşamayacak, ailesi, eşi, çocuğu, sevdikleri, öğrencileri, hepsi, hepsi yarım kaldı...

" bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum " lafı ne zaman unutuldu, biz ne zaman bu hale geldik, allah'ın verdiği canı alma hakkını kendimizde ne zamandır görmeye başladık, bu şiddetin, sosyal çürümenin, yıkımın, vahşetin, acının bir sonu yok mu, olmayacak mı?

seni de koruyamadık,
affet bizi fatma nur hocam.


devamını gör...

derinden etkileyen sözler

bekleyen, koşandan daha çok yorulur.

erich fromm
devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

ardışık günleri zaman sanmışım.

melih cevdet anday
ölümsüzlük ardında gılgamış
devamını gör...

fly forever

pentagram şarkısı olarak bilinir; grubun trail blazer adlı albümlerinde yer almakta iken şarkının ise grubun şehit olan üyesi ümit yılbar'a ithaf edildiği bilinmektedir.




ümit yılbar...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


acının imgelerinden,
ahşabın köşelerinden,
yaşadığın hayatın anlarına kadar

kanayan, çivilerinin damarlarından, bitmeyen
acıyı yaşadı,
ölüm ağacı.


sen topraktan geldin
ve hayatın değerinin
çok ötesinde yetiştirildin.

zihninizi rahatlattığınızda,
hayallerinizi
çitlerin ötesinde görün,
sonsuza dek uçmak için can atıyorsunuz.

gözlerimi kapattığım dağ gibi,
sonuncusunun geleceğini kucaklamak için...
devamını gör...

insanların yokluğu

kendilerinin haberlerinin olmadığı yokluktur.

zamanla yoklukları da bir varlığa dönüşür iken sonsuzluğun ne demek olduğunu ise yoklukları öğretir.
devamını gör...

yazma (kısa film)

senaryosu yusuf okay tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; deniz karadeniz ve ayşe çakır adlı oyuncular rol almış iken 2024 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

babasını yıllar önce kaybetmiş genç bir kadının bu kaybı yıllar geçse bile kabullenmemesini ve babasını aramaktan 1 gün bile vazgeçmemesini konu ediniyor.

genç kadın evinde oturmakta iken başına bir yazma bağlıyor, babasından kalan son fotoğrafa bakıyor ve babası galiba bir gölde boğulmuş, kaybolmuş, geri dönememiş gibi görünüyor.

babasının olduğu fotoğrafta ise, "göle girmek tehlikeli ve yasaktır" yazıyor, babasının fotoğrafında bir kayık da görülüyor, babama gidiyorum diyor giderken, ellerinde ise uzun uzun kürekler var, sanki onu kurtarması mümkünmüş gibi...

kayıp giden artık kaybolduğu yerde değildir, belki de bir daha asla aynı yerde göremezsin, göremeyeceksin onu, kabullenemesen de o gitti, öldü, yok oldu, ölmeden de yok olanlar vardır, olabilir, bu hayattır.

genç kadının babasına dair sahip olduğu en değerli fotoğrafı babasının kaybolduğu yerdeki levhaya takması ile filmimizin sonlarına yaklaşıyoruz.

benim için farklı bir kısa filmdi, başlarda sıradan bir kısa film gibi gelse de ilerleyen sahnelerde etkileyen bir kısa film oldu.

yazma ile ilgisine gelecek olursak, yazma belki de bir totemdi, şans getirmesi için kullandığı bir eşya, belki de annesinden kalmış bir yazmaydı, kim bilir?

ana fikir ise belki de şuydu;

bir insanı nerede kaybettiysek onun sonsuza dek hâlâ orada olacağını sanıyorduk, buna inanmak istiyorduk, hâlâ yaşıyor, hâlâ gitmedi, hâlâ orada ve bir gün geri dönecek...

kendini heder etme ve kabullen, başka yolu yok.

devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yunus emre şiirlerinden seçmeler

" ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil " sözünü etmiş olan yunus emre imzalı eser; sayfa sayısı değişiklik göstermekle birlikte pdf olan baskısı 86 sayfadan oluşmaktadır.

kitaba büyük beklentilerle başladım, beklentimi tam anlamıyla karşıladığını söyleyemem ama bazı dizelerinin hatırlattığı şeyler yüzünden bağıra çağıra ağlamış olabilirim, özellikle de ölülerin çürümesiyle ilgili olan dizeler beni mahvetti. bir gün defnedilecek olmam hiç sorun değil ama o dizeler bana annemi hatırlattı.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

şiirlerin içerdiği temalara değinmek gerekirse, büyük ozanın yaşam felsefesinin lirik iz düşümü niteliğinde şiirlerdi.

allah sevgisi, allah korkusu, dünyanın geçici oluşu, asıl hayatın ölümden sonraki süreçte başlayacak olma ihtimâli, ölümlü dünyada kalan şeylerin pek de önemli olmaması, önemli olanın iyi insan olabilmek demek olduğu, bazı şiirlerin değindiği temalardandı.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


dün olmuş günleri gördüm.

canım tenimden üzüle, gitmek yararı düzüle bu suret nakşı bozula, acep n'ola benim halim.

üzerinde, türlü otlar bitenler
ne söylerler, ne bir haber verirler
kimisinin üstünde biter otlar
kiminin başında sıra serviler
kimi masum, kimi güzel yiğitler
ne söylerler, ne bir haber verirler
toprağa gark olmuş nazik tenleri.

a dostlar esenleşelim, tuz ekmek helallaşalım ta ölünce ağlaşalım, ağlayıp gülmüş var mıdır?


bilirim seni yalan dünyasın
evliyaları alan dünyasın
kaçan kurtulsa kuş kurtulaydı
şahin kanadın kıran dünyasın
sevdiğim aldın beni aldattın
dönüp yüzüme gülen dünyasın.

gah eserim yeller gibi
gah tozarım yollar gibi
gah akarım seller gibi
gel gör beni aşk neyledi.

bir garip ölmüş diyeler
üç günden sonra duyalar
soğuk su ile yuyalar
şöyle garip bencileyin
söyler dilim ağlar gözüm
gariplere göyner özüm.

ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil.

devamını gör...

çukurova çeşitlemesi

" işte bahar işte güller,
bütün yaşam seni söyler...
"

1953/ 2002 yılları arasında yaşayan türk şair adnan yücel imzalı eser; 1993 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

adnan yücel'in ne kadar büyük bir şair olduğunu bilirim, bilmemi sağlayan kitapları ise; yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek, ateşin ve güneşin çocukları, bir özlem bir türkü, acıya kurşun işlemez ve rüzgarla bir kitapları örnek verilebilir.

kitabımıza geçelim;

adana değilse de çukurova temalı şiirlerdi, çukurova'ya duyulan sevgi, bağlılık şiirlerlerde gözle görülür nitelikteydi, yöre insanının mücadelesini, yiğitliğini, yaşamını yansıtan şiirler gibi durduğu da söylenebilir belki biraz da, ince memed'in şiirsel versiyonu tadında şiirlerdi benim için.

ilk şiirlerinde daha toplumsal bir yerden seslendiği görülür iken ilerleyen şiirlerinde ise kendi iç dünyasını yansıtan şiirleri yer alıyor büyük şairin, sonraki sayfalardaki şiirlerde kendi duygularına yöneliyor.

aşk ve aşkın ızdırâbı, kalben yaralı olmak, acı çekmek, yüreğinde bir tek o kişinin kalmış olması, aşkın hâllerinden yorulmuş olmak, sonraki şiirlerin yansıttığı duygu ve durumlardandı.

şairin hayatı ve yüreğini yansıtma biçimi her zamanki gibi müthişti, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir yakınlıkta yazıyor şair, bu da yazdıklarının daha etkili olmasını sağlar nitelikte bence, ayna görevi gören bir şiir tarzı var benim için.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


her özlemi yağmurla başlatan bu yerde insanlar vardır yurtsuz
açlık denizlerinden ağlarla çekilmiş.

her özlemi yağmurla başlatan bu yerde
bir kartal havalanır gökyüzüne
adını yıldızların en görkemlisine yazar bütün yanlışlara göz ucuyla bakar
düşer sulara seyhan olur akar
ceyhan olur akar
aşar dağları-denizleri ve kentleri bağcılar'da bahçeleri taşır güneşe
metris'te ölümü gül diye yüreğine takar.

mutlaka bir anlamı vardır
böyle yaşamanın.


bir yıldız kaydı-
gökyüzüne bak
bütün öfkeni yine sözcüklerle yak.

gözlerin koskoca bir soru dalgası.


seninle ve senden çok uzakta
bir işçi
bir inşaat temeline
yüreğini doldurmakta.

işte bahar işte güller
bütün yaşam seni söyler.


bin tane yüreğim yok ki benim
bunca acı içinde nereye koysam seni?

işte gün- işte güneş- işte biz
karşımızda sonsuzluğu mavileyen deniz sonsuzluğa varmayan yaşamı neyleriz?


gel de böl desem ikiye beni
yılları bende bulursun
-bendeyse seni.


senin özgürlüğün yaralı
benimse yüreğim sargıda.

coşkuların her şahlanışında
sana deprem deprem susmuşum
ve sana susmaktan
inan ki yorulmuşum.

son güneş de çoktan battı
bir sen kaldın yüreğimin boşluğunda...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim