son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 206162 tanım: 45259 başlık: 14009 apolet: 7 takipçi: 780
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

son tanımları


uzak (film)

senaryosu nuri bilge ceylan imzası taşıyan ve onun tarafından yönetilen 2002 yapımlı türk filmi, pek çok ödül de almış bir filmdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde mehmet emin toprak ve muzaffer özdemir yer alır iken, zuhal gencer, nazan kesal, ercan kesal, ebru ceylan, fatma ceylan ve feridun koç gibi isimler de kadroda yer alan isimler arasındadır.

başrolde oynayan mehmet emin toprak ise nuri bilge ceylan'ın yeğeni olmakla birlikte, filmin çekildiği sene geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

birbirine uzaklaşmış iki kuzenin bir araya gelmeleri sonucu hayatlarında meydana gelen değişimler, uzaklıklar, aşılmaz duvarlar, yabancılıklar konu edinilmektedir.

köylü ve kentli arasındaki zihniyet farkını birbirine yabancılaşan iki kuzen arasındaki gerilim ile anlatır nuri bilge ceylan;
birisi anlam arayan, diğeri ise anlamsızlıklar içinde boğuşan iki kuzen üzerinden uzaklık kavramını sorgulatır.

mahmut kırklı yaşlarında olan bir fotoğrafçıdır, evlenip boşanmıştır, kuzenine göre daha aydındır, kendini daha medenî görür, kuzenini ise köyden gelme olduğu için hor gördüğünü hissettirir.

yusuf yirmili yaşlarının sonlarında gözüken bir delikanlıdır ve çalıştığı iş yerinde toplu işten çıkarılanlar arasındadır,
gemilerde çalışma hayali kurarak kente gelir, kuzeninin yanında kalmaya başlar.

aralarında kapanmaz bir boşluk, aşılmaz duvarlar, uzaklıklar vardır, geldiği ilk gün iyi anlaşır gibi olsalar da birkaç gün içinde muhabbetleri gergin bir hâl alacaktır, mahmut kuzeninin gelmesiyle özgürlüğünün kısıtlandığını hissedecek, bir iş bulamayan bu adamdan kurtulmak isteyecektir zamanla.

mahmut nihilist bir imaj çizerken, yusuf ise anlam arayışında ve vâr olma çabası içindedir, belki de bu uzaklık bundan dolayıdır.

yusuf mahmut'tan kendisine iş bulması için yardım ister, mahmut ise onun taşradan gelip de hazıra konmak istediğini söyleyerek onu suçlar, kırar, tek istediği evinden, yani dünyasından artık gitmesidir...

filmin sonunda ise kuzenine kötü davrandığını anlayan mahmut pişman olmuştur ama artık pişman olmanın bir anlamının kalmamıştır.

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse,

yalnızlık, yabancılaşma, hiçlik ve vârolma çabası, uzaklık gibi konular üzerine düşündüren bir filmdi.

benim için bazı noktalarda duygusal bir filmdi, oyunculuklar olağanüstü değildi ama gerçekçiydi.

ana fikir belki de şuydu;

uzaklıklar senin zihnindedir ancak, birbirini anlamak o kadar da zor değildir, zorlaştıran da bizzat insanın kendisidir, insan isterse uzaklıkları aşar ama aşmadan yaşar...


mahmut yusuf'a gitmesi için kötü davranır, tartışırlar ve yusuf köyüne dönmeye karar verir, yatağını toparlamış, yorganını döşeğini katlayıp gitmiştir...

en çok üzüldüğüm sahne buydu, karşındaki insanın dünyasında sana yer olmadığı için sessizce onun dünyasından gitmek...
hem de hiçbir şey söylemeden...

devamını gör...

kolay gibi görünen ama çok zor olan şeyler

kabullenmek...
devamını gör...

selja ahava

1974 doğumlu fin yazar olarak tanınır;
yazar olmasının yanı sıra senaryo yazarlığı eğitimi aldığı ve edebiyatın farklı türlerinde metinler kaleme aldığı bilinmektedir.

türkçe'ye çevrilen kitapları da bulunmakta iken kitapları ödül de almıştır.

kitapları

gökten düşen şeyler
böcekleri seven kadın

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


sesimi özleyen yok muydu?

böcekleri seven kadın
devamını gör...

max seeck

1985 doğumlu fin yazar olarak bilinir,
yazar kimliğinin yanı sıra senarist olduğu da bilinmekte iken türkçe'ye çevrilmiş kitapları da bulunmaktadır.

türkçe'ye çevrilen kitapları

cadı avcısı
örümcek ağı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ölümden başka bir şey yok.

örümcek ağı (kitap)
devamını gör...

dinlediğin şarkının can alıcı sözü

" seni senden çok sevdim. "

ibrahim tatlıses
bebeğim

seni senin kendini sevdiğinden daha çok sevdim, anlamına geldiği için ilgimi çeken bir şarkı sözü olmuştu.

devamını gör...

kırık (kısa film)

senaryosu halitcan ünal, umutcan ünal ve oğuz karabeli tarafından yazılıp oğuz karabeli tarafından yönetilen 15 dakikalık kısa film; 2022 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir gün market dönüşünde kırık adını verdiği köpeğini ölü bulan otuzlu yaşlarında genç bir doktorun yas sürecini ve en bağlı olduğu canlıyı yitirmesi sonucu girdiği bunalımı konu ediniyor.

genç doktor işini severek yapan, hastalarına karşı nâzik, belki de köpeğini yitirdikten sonra sigaraya başlayan, bu ölümden ummadığı kadar etkilenen, yitirmenin verdiği şaşkınlığı derinden yaşayan bir insandır.

bir gün market dönüşünde ellerinde poşetler ile eve girdiği sırada bahçede köpeğinin öldüğünü görür, ne yapacağını bilemez, şaşkın ve acı çekmektedir.

bu kadar derinden bağlı olduğu bir canlıyı kendi elleriyle toprağa vermek zor geleceği için bir barınak arayışına girer, adresi tarif edilen barınağın yerinde yeller esmekte iken daha sonra bulduğu barınak ise hayvan definleriyle ilgilenmediklerini söyleyerek talebini reddederler.

ölümle bu kadar iç içe olan bir meslekten olsa da bağlı olduğu canlı söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitirir gibi olur,
bağ kurmak böyle bir şeydir, der gibidir, bağ kurmadığın insanların, canlıların ölümü seni etkilemez ama bağ kurduğun, sevdiğin bir insanın, canlının yok oluşu seni darmaduman edebilir.

rüyasında bir mezar görür ve mezarda yatan kendisine benzemektedir, galiba kendisidir,
sevdiğin birini kaybedip onu toprağa vermek belki de insanın kendi ölümünden daha acıdır, bu sahne bunu hatırlatmaktadır.

insanın sevdiği bir varlığı kaybettikten sonra ne yapacağını bilememesi durumunu hissettiren bir kısa filmdi.

konusunu çok derin bulmasam da düşündüren yanları yok değildi, özellikle de mezar sahnesinin düşündürdükleri için yazılmaya değerdi.

bağ kurduğun bir varlığı ebediyen yitirdikten sonra eski sen olabilir misin?

izlerken üzerine düşündüğüm sorulardandı.

devamını gör...

şu sıralar sizi düşündüren şeyler

insanların yokluğu üzerine düşünüyorum.

birinin yokluğuyla o öldüğü zaman mı tanışırız, hayatta olan birinin yokluğu gerçek bir yokluk mudur?

hayatta olan birinin yokluğundan söz edilebilir mi?

hayatta olanın yokluğuyla hayatta olmayanın yokluğu aynı kefeye koyulabilir mi?


gibi sorular...
devamını gör...

gülizar (kısa film)

yahya ozan çalışkan tarafından yönetilen kısa film ve aynı zamanda bir belgesel; 2018 yapımlı olan film birincilik ödülü de almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir cüce olan gülizar'ın yaşamını ve hayatta kalma mücadelesini, "farklı" olanın toplumdaki karşılığını, tek başına hayatta vâr olma çabasını konu ediniyor.

gülizar anne ve baba sevgisi nedir bilmemiş, akrabaları tarafından büyütülmüş ve onlar da dünyadan bir bir göçüp gitmişler.

inci boncuk, tesbih, örtü ve eşya satarak geçimini sağlıyor gülizar, fiziksel görünümü farklı olduğu için hayatla mücadelesi hep daha çetin, daha zor olmuş,
arkadaşları önemli mevkilere gelirken kendisi hayallerine veda etmek zorunda kalmış.

onunla evlenmek isteyenler olmuş, yakınları onaylamamış, evlenmemiş onlar istemediği için, hep kendi hayatından ferâgat etmiş, hep başkaları için yaşamış, öyle yaşamak zorunda kalmış, belki de dış görünüşü sesini yükseltmesine izin vermemiştir...

küçük bir köşede eşya satarak, kimseye el açmadan yaşamanın derdinde sadece,
çocukluğunda az sevilmiş olmanın kırgınlığı hiç geçmemiş gibi duruyor gözlerinden.

acaba evlenseydim, çocuklarım olsaydı nasıl olurdu diye düşünüyor filmin sonlarına doğru, başkaları için yaşamış olmanın bedelini yalnızlıkla ve pişmanlıklarıyla ödüyor gülizar...

komşuları ve ziyaretçileri, yöre halkı tarafından seviliyor olsa da kendi hayatını istediği şekilde yaşayamamış olmanın pişmanlığı geçmiyor olmalı..

her şeye rağmen gülümseyen, hayatla mücadelesi devam eden, kırgın bir insanın yaşamının bizlere trajik bir biçimde yansıdığı, izlenesi bir kısa film, belgeseldi.

vâr ol gülizar...


devamını gör...

kibrit çöpleri

" bazı insanlar öyledir,
istedikleri için ölürler.
"

1955 doğumlu türk şair ve yazar murathan mungan imzalı 108 sayfalık eser; öykü türünde yer almakta iken 2011 yılında metis yayınları tarafından yayınlanmıştır.

murathan mungan mâlumumuz büyük bir sanatçı, şair, yazar, şarkı sözü yazarı, on parmağında on marifet ender insanlardan, onun sanatsal açıdan en çok hangi yönünü seviyorum bilmem, yazdığı şarkı sözlerinin, şiirlerinin, kitaplarının, hepsinin yeri ayrıdır, seç beğen al.

bu kitabında ise yine yapmıştır yapacağını,
neşterden farksız olduğunu düşündüğüm ruhunu yine gözler önüne sermiştir.

kitabımızda çok fazla öykü var, sayıca fazla ama birkaç istisna hâricinde neredeyse hepsi 1'er sayfadan oluşuyor.

hayatın kibrit çöpleri gibi bir anda parlayıp sönen anlarını kendine özgü bir lisan ile yansıtmaktadır her öyküsünde,
olaydan ziyâde durumlar ön planda gibidir,
zaten durum dediğimiz şey de olaylardan geriye kalanlar değil midir?

bazı öykülerde karakterin ismi verilmiş iken bazılarında ise isim bile yok, isim vermemesinin nedeninin şu olduğunu düşünüyorum, o hepimiz olabiliriz, ben, sen, o, biz, siz, onlar, onda kendini bulasın diye isim vermedim, der gibidir.

ters köşe eden, şaşırtan, güldüren, mıh gibi çakılan, şimşek gibi çakan, sürükleyici öykülerdi benim için, kimisinde aldatılmış bir kadın, kimisinde kendi isteğiyle ölebilen bir insan, kimisinde intihar eden bir kadın, kimisinde ise hayat kurtaran bir doktor, kimi öyküde ise yıllar sonra bir araya gelen iki arkadaş, satır aralarından gülümsüyor bize.

kibrit çöpleri'nin alevi niteliğinde, gündelik hayatın üzerinde durulmayan ama iz bırakan, farkına geç varılan anlarından kesitler tadında öykülerdi.

okurken seçtiğim bazı sözleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



göze az görünenler, hızla çabuk kaybedilirler.

bunu onunla konuşmanın hiçbir olanağı yoktu artık; yaşıyor ya da ölmüş olmakla ilgili bir şey değildi. bazı şeyleri bazı insanlarla konuşmanın hiçbir olanağının kalmadığı durumlar vardır. bu da onlardan biriydi. ölümün güçlendirdiğine karşı, bir tür merhametle susarsınız.

bazı insanlar öyledir, istedikleri için ölürler.

onca şeyi unutuyordu insan, bazı şeyler hep dün olarak duruyordu insanın içinde.

dünyada en zor şeylerden biri, iyilikle baş etmektir.

öldüğünü duyduğumda çok üzüldüm. ummadığım kadar çok...

hiçliğe inanmak istiyorum, hiçliğin varlığına. benim için cennet o. artık hiçbir şeyin olmaması. hikâyesizlik.

şimdi zamana katlanmayı öğreniyoruz, dedi. “bak, bu eskiden bilmediğimiz bir şeydi.”

birçok erkek, günün birinde annesinin elbisesini birkaç dakikalığına da olsa giymek ister.

dünyanın bütün sıkıcılığında her şeyin çok eski, çok arkaik, çok zor ve çok kolay olması gerçeği vardı.

hayat bazen istemediğimiz kadar büyütürdü bizi.

onları birlikte gördüğüm an her şey bitmişti..

devamını gör...

antika (kısa film)

senaryosu eren mete tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; meltem bozatlı, güldeniz eryiğit mete gibi isimler rol almış ve 2025 yılının son günlerinde yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir antika pazarını keşfe çıkan genç bir kadının satın aldığı fincanı kullanmaya başladıktan sonra hayatında meydana gelen değişimi konu ediniyor.

genç kadın oldukça mutlu bir şekilde eski eşyaları, yıllanmış kitapları, zamana kafa tutan eşyaları inceleyerek geziyor, nostalji duygusunu diri tutmak adına keşfe çıktığı da düşünülebilir gibi duruyor.

derken bir kahve fincanında karar kılıyor, onu satın aldıktan sonra evine döndüğü görülüyor, kahvesini demliyor ve başına geleceklerden habersiz kahvesini antika pazarından aldığı fincanına dolduruyor.

ilk yudumu almasıyla neye uğradığını şaşırıyor ve onu korkunç bir sürpriz bekliyor.

son derece sıradan bir kısa filmdi ama düşündürdüğü şeylerden dolayı üzerine yazmaya değer gibi durdu.

filmin ana fikri bence şuydu;

ikinci el bir şeyi satın alabilirsin ama ilk sahibi sen olmadığın için ondan pek hayır görmeyebilirsin, verim alamayabilirsin.

eşya açısından bakılabileceği gibi insanlar veya ilişkiler üzerinden de ele alınabilir,
uzun zamandır tanıdığın insan senin için değerli iken, yeni tanıdığın biri sende çok iz bırakmamış ya da bırakamayacak olabilir.

hiçbiri ilk aşkın kadar mutlu etmeyebilir,
eski olanın yerini hiç kimse tutmuyor olabilir, senin ruhunu en iyi bilen kişinin yerini kimse tutmaz.


bana düşündürdüğü en önemli şey buydu.

eski olan her daim daha değerlidir,
unutulmuş olsa bile..

devamını gör...

menajerimi ara

senaryosu birden fazla isim tarafından kaleme alınmış ve ali bilgin, deniz çelebi dikilitaş tarafından yönetilen türk dizisi; 2020/ 2021 yılları arasında yayınlanmış ve 1 sezon sürmüştür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde ise; barış falay, ahsen eroğlu, canan ergüder, fatih artman, deniz can aktaş, ayşenil şamlıoğlu gibi oyuncular yer almaktadır.

yıllar sonra babasının peşine düşen ve para puldan ziyâde bir cevap arayan dicle karakterinin babasını bulma mücadelesinin yanı sıra, adım attığı ajanstaki yaşadıkları da konu edinilir.

babası yeniden evlenmiş ve başka bir hayat kurmuştur, ego adlı yetenek ajansında görev almaktadır, birkaç menajer daha vardır çalışan.

dicle'nin para için onu bulduğunu sandığı için kızın gururunu kırar ve onu hayatında istemez, dicle onun için bir vicdan azabı kaynağıdır belki de, pişmanlıktır, ona baktıkça eski hayatını hatırlıyor bile olabilir.

dicle'nin aşık olmasıyla, ajansa gelen gerçek ünlülerin ve menajerlerin türlü entrikalarıyla dizi devam eder, diziye her bölümde farklı bir ünlü konuk olmaktadır, ünlülerin gelmesiyle dizi daha da ilgi çekici bir hâl almaktadır.

bütün bölümlere vâkıf olmasam da karakterleri ve ana hatlarını bildiğim bir diziydi.

genç bir kızın vâr olma çabası ve hayallerinin peşinden gitme mücadelesi anlatılıyor denilebilir.

konusu sıradan gibi olsa da oyunculuklar bence samimiydi.

bu dizinin bendeki karşılığı şu;

hayallerinden asla vazgeçme, hayallerini gerçekleştirmek için kimseye ihtiyacın yok, sen sana yetersin, hayallerine sıkıca sarıl...
devamını gör...

yeni türkü dinleyenler




kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

en çok özlenen kişi

annem.

anne demeden yaşamak öyle zor ki...
devamını gör...

ruhların kaçışı

" olmuş olan hiçbir şey unutulmaz,
sen hatırlayamasan bile...
"

özgün adı sen to chihiro no kamikakushi olan ve hayao miyazaki tarafından senaryosu yazılıp yönetilen 2001 yapımlı studio ghibli japon animasyon filmi; filmimiz çok sayıda ödül de almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

taşınacakları eve doğru gitmekte olan bir ailenin başına gelenleri, chihiro adlı 10 yaşındaki kız çocuğunun mücadelesini ve ailesini kurtarabilmek için gösterdiği çabayı konu edinmektedir.

anne, baba ve bir çocuktan oluşan çekirdek aile taşınmaya karar vermiş ve yeni evlerine doğru yola çıkmışlardır, babanın dikkatini bir yer çeker ve oraya girmekte ısrar eder, maaile oraya girer ve terk edilmiş izlenimi veren bu izbe mekâna girerler, eğlence parkı gibi bir yerdir burası, anne ve baba sıcacık yemekleri tıka basa yemeye başlarlar, chihiro ise o sırada keşfe çıkmıştır ve yemeklerden yemez.

döndüğünde anne ve babasını domuza dönmüş şekilde bulacağından habersizdir.

tâbiri câizse "domuz gibi yedikleri" için cadı yubaba bu karı kocayı domuza çevirmekle cezalandırmıştır, ancak aile yedikleri yemeklerin parasını ödeyecekleri için rahat rahat yemişler, cezalandırılacaklarını düşünmemişlerdir.

chihiro ise bu arada ruhlar âlemine girmiştir, tanrılar, canavarlar, çeşitli varlıklar, cadılar, değişik hayvanlarla dolu ortamda kalmış ve yepyeni bir dünyaya adım atmıştır.

cadı yubaba'nın sahibi olduğu devâsa büyüklükte bir hamamda iş bulur, başlarda onu sevmeyenler onu sevmeye başlar, arkadaş edinir, haku ve lin ona iyi davranan kişilerdendir.

onun ruhlar aleminde verdiği mücadeledir anlatılan, iyilikten bir an olsun vazgeçmemesi ise onu eşsiz kılmaktadır.

pek çok bâdire atlatmış olsa da umut etmekten vazgeçmeyen chihiro ailesinden vazgeçmeyerek ne kadar hayırlı bir evlat olduğunu da göstermiştir. ^^

film hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

duygusal bir filmdi.

hayao miyazaki insan ruhunun derinliklerine dokunuyor, hem güldüren hem de ağlatan bir yerden yakalıyor insanı.

filme farklı bir perspektiften bakmak gerekirse, ailesinin domuza dönüşmesini bir metafor olarak da düşündüm, domuz değil aslında yabancıya dönüşmüşlerdi, sevdiğin ve tutunduğun tek dal olan ailen bir anda yabancılaşmıştı, artık seni tanımıyor olsalar bile sen onları tanıyordun, vazgeçmek mümkün müydü, yoksa yoluna onlar olmadan devam edecek miydin?

filmin sonunda chihiro düşünüyor,
şunu düşündüğünü düşünmek istiyorum;

tercihler hayatımızı belirler, ne yaşayacağımızı bilemeyiz, yaşanılan her şey bir derstir, hepsi sana bir şey öğretmek içindir.


ailesinin domuza dönüştüğünü gördüğü sahnede ne hissettiğimi anlatamam. ^^

bazı sahnelerinde güldüğüm de oldu, bazı sahnelerinde gözlerimin dolduğu da,
chihiro'yu korumaya başladıkları ve sevdikleri sahneler bence dokunaklıydı.

beni üzmeye hakkın yoktu miyazakiiiii !!!! ^^
devamını gör...

atı neden yalnız bıraktın

" hiçbir şey yaşamaz
senin ölümünden sonra...
"

1941/ 2008 yılları arasında yaşayan filistinli şair ve yazar mahmud derviş imzalı 160 sayfalık eser; özgün adı limaza tarakt al-hissan wahidan iken 1995 yılında yayınlanmıştır.

türkçe'ye mehmet hakkı suçin tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 2017 yılında yapılmıştır.

ölümü seviyorlar benim, mavi bir gün ve biz kaybettik aşk da kazanmadı kitaplarından sonra şairin okuduğum son kitabı bu oldu.

aidiyetsizliği, yaralanmışlık hissini, yabancılaşmayı, hayata dair bitişleri ve başlangıçları, birine bağlanmış olmayı, bağları, nitekim sonunda da kaçınılmaz ayrılığı, algılanan her şeyin serap misâli geçip gidiyor olmasının verdiği şaşkınlığı ve kendisine ağır gelen duyguları yansıtıyor şair.

kitabın adı üzerine hasbihâl edecek olursak; atı neden yalnız bıraktın sorusunun bir metafor olabileceğini de düşündüm okurken, sana sadakat duyan birini,
beni neden yalnız bıraktın?
demek ister gibiydi aslında bence.

şairin hayatın keskin olduğu zamanları ve keskin duyguları yansıtma biçimi bence oldukça iyiydi, o duyguyu karşıya geçiren şiirlerdi, düşündüren, hissettiren, etkileyen, iz bırakan, bu yüzden sevdiğim bir kitap oldu.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

ben atımı yalnız bırakmam...
ruhum hep sevdiklerimledir...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


hayaletime bakıyorum
uzaklardan gelen.

beni yaralayan bir bulut var elimde
fakat istemiyorum
daha fazlasını güneşten.

bir ağlama isteği rehin alır bizi
bir hiç uğruna ölen birine.

babam mıydı bu perişan adam?

deniz götür beni günbatımında
duyayım denizin sana söylediklerini.

ne çok korkuyorum
düşümün ondan başkasını görmesinden
bu şarkının sonunda.


iki kez düşlememize yetecek bir gece yok

nereden gelir bize son?
gördüğümüz tek şey başlangıç.

ben ve o
ayrıldık birbirimizden

tüm dünyamız değişti
böylece seslerimiz de değişti

ne ölüm var orada
ne hayat...

hiçbir şey yaşamaz
senin ölümünden sonra

söz gereken sözünü söyledi
devam ettim yoluma

yolcu benim, yol benim.

gördüğüm her şey geçiyor...

senindir benim olmayan

birbirimizi tamamlarız ikimiz
gökle gök arasında
ayrıldığımız sırada.

gidersen kış mevsimini de al öyleyse.

devamını gör...

sevgilerde

" ve güzeldir dünya...
yaşamayınca.
"

1916/ 1979 yılları arasında yaşayan türk şair, öğretmen ve çevirmen behçet necatigil imzalı eser; şiir türünde yer almakta iken 1976 yılında yayınlanmıştır.

şairin yalnızca kendisinin seçmiş olduğu şiirleri yer alıyor.

kitabımıza geçelim;

ne zaman behçet necatigil okusam içimi derin bir hüzün kaplar, yazdıklarının hüzünlü olmasından kaynaklı olabilir.

bu kitabındaki şiirlerinde sanki bütün yaşamları gizlice uzaktan izlemiş olduğu izlenimine ya da hissine kapılmamak bence imkânsız, sanki dünyadan gelip geçen herkesi tanımış ve yüreğini görmüş edâsıyla yazıyor, okuyan herkesin kendinden bir şey bulabileceği yakınlıkta yazıyor, bu duyguları ben de yaşadım diyor insan okurken.

hep yanlış anlaşılmış olmayı, bazı duyguları kalbine gömmeyi, yaşamın vaat etmediği mutluluk hasreti, ancak öldüğünde rahat edeceği sanrısı, kimsesizlik hissinin berdevamlığıyla yaşamanın ağırlığı, ansızın kaybetmeleri, kendine özgü bir şiir anlayışıyla yansıtıyor şiirlerinde.

yarım kalmışlıkları, boşlukları, eksik hissetmeyi, acıyı, burukluğu, dâimi hasreti derinden hissettiriyor.

düşündürücü bulduğum dizeleri de vardı, insan önce çevresinden ölür dizesinde olduğu gibi, karanlıktan aldım,
ben bütün verdiğimi
dizesinde de olduğu gibi.

ve kalkar gideriz, gitmek unutmaksa dizesi de etkileyici dizelerdendi.

ve güzeldir dünya...
yaşamayınca
dizesi bence kitabın en can alıcı dizelerindendi.

şairin hayatın hüznünü yansıtma biçimi her zamanki gibi oldukça etkiliydi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

" kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı... "

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


üzüyor mu seni delikanlı
yollar gibi sokaklarda kalışın?

aynaya bakar ağlar,
hasret ne vakte kadar?


biliyorum saadet
bana dünyada gelmez
ölümü bekliyorum.

ben artık bulunduğun şehirden gittim.


olmuyor ki ha deyince
hayat bütün bütün zalım.

elim hiçbir işe yatmadı,
ömür sürdüm faydasız.
yaşamaz ölürdüm
siz olmasanız.
pek çoğunuz benim için sıkıntıya girdi,
sırtınızda yük gibiyim âdeta.
bir yardımınız daha lâzım şimdi
size zahmet, son defa.
ormanlardan odunumu getirdiğiniz gibi,
fırınlarda hamurumu pişirdiğiniz gibi,

lütfen beni mezarıma bırakıverin
bildiğiniz gibi.


yığılıp kalacağım kendimi bıraksam.

sen benim düşmanımsın değişen,
her seferinde ismin başka.
ama hiç tadı yok yaşamanın
tam doğrulurken yeniden
tarlamı suların basmasa.
insanınla vur, hastalığınla yere ser,
sars beni paraca
her yıkılışımda kuvvetim artar
ışıyan bir köşe ergeç benim
sen benim geçidimsin beyaza.


ansızın koptu aradaki bağ..

bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

işim bitik, bilirim.
nasıl yarım kalmaz herhangi bir sevincim?


beni bana gösterecek aynamdı,
almışlar.
beni bana gösterecek lambamdı,
almışlar.

ve güzeldir dünya...
yaşamayınca!

kalır bir şeylerimiz bir kişide / yakınsa /

özlüyoruz geçiyor
yoksa dayanılmazdı.

insan neyi ne zaman sonra anlar?

kaybeder bazı şeyler ansızın önemini...


anladınız neymiş kattıkları
perdeler çiçekler ışık hava su
ancak onlar varken
sizi yaşatıyordu...

devamını gör...

eksik (kısa film)

senaryosu salih aslan tarafından yazılan ve yönetmen koltuğunda da aynı ismin oturduğu kısa film; filmde özge özkaya adlı oyuncu rol almış ve 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmimiz hayatında bir şeylerin ya da birinin eksikliğini hisseden genç bir kadının bu hisle olan mücadelesini ve eksilmişlik hissiyle yaşamanın zorluklarını konu ediniyor.

filmde diyalog veya monolog olmasa da verilmek istenen mesaj ya da duygu karşıya geçiyor, bu da bize anlaşılmak için illa konuşmak gerekmediğini, eksik, buruk hissettiğinde bu duyguyu bazen susarak da yansıtabileceğini hatırlatıyor.

genç bir kadın belki kendisi de eksilmiş olduğu için etraftaki eksik şeylere odaklanıyor, bir çerçevedeki eksik olan fotoğraf gibi, bir sürahiye doldurulan ama tam doldurulmayan su gibi, tamamlanmamış bir yapboz gibi, kendi ruhu gibi...

daha sonra onun deniz kenarına gittiği görülüyor, denize atlamakla yaşamına devam etmek arasında kalmış gibi hissettiğini düşündürüyor, hissediyor denilemez çünkü kimse kimsenin tam olarak ne hissettiğini bilemez.

sonrasında ise onun ansızın yok olduğunu görüyoruz, eksik hissetmemek için hayatından mı vazgeçti, orası meçhûl.

film hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

filmimiz eksiklik hissinin nasıl bir his olduğunu çok iyi yansıtıyor, bir örnek vermek gerekirse, filmde genç kadının olduğu her yerde ekranın yarısı siyah beyaz iken yarısı ise renkli, hayatında bir şeyler yolunda gitmediğinde, sevdiğin birini kaybettiğinde, kısacası eksildiğinde hayatının renklerinin silinmeye yüz tuttuğunu, hatta silindiğini, eksiklik hissini bu şekilde de anlatıyor.

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi.

oruç aruoba ve halil cibran gibi isimlerin alıntılarına da yer verilmesi bence iyiydi.

ana fikir bence şuydu;

eksilebilirsin, artabilirsin, herkes gider, gidebilir, kalabilir, hayatının renkleri hayatına ve yitirdiklerine göre değişir....

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

şiire gazele

ahmet kaya şarkısı olarak bilinir; 1990 yılında yayınlanan sevgi duvarı albümünde yer alan şarkının sözleri aliağa vahid tarafından yazılan şarkının müziği ise alibaba memmedov tarafından bestelenmiştir.

azerbaycan'a ait bir halk türküsü olarak da bilinmektedir.

bu şarkının adını duyardım ama hiç saatlerce aralıksız dinlediğim olmamıştı,
müziği öylesine güçlü ki dinlerken insanın bütün hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyor.




hasret çektim, gönül verdim
seni sevdim men
hasret çektim, könül verdim
seni sevdim

böyle bir güzele, eşkimi tezele
şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele
böyle bir güzele, eşkimi tezele
şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele...

devamını gör...

insanın bilemeyeceği şeyler

kendi yokluğu vb. şeyler diye çoğaltılabilir, hiç kimse kendi yokluğunun nasıl bir şey olduğunu bilemez.

t/ insanın bilemeyeceği şeyler üzerine konuşulan başlık.
devamını gör...

people have the power

eşsiz şarkılarının yanı sıra iz bırakma garantisi olan kitaplar da yazmış olan amerikalı sanatçı patti smith şarkısı;
1988 yılında yayınladığı dream of life adlı albümünde yer almakta iken sözlerinin kendisinin ve hayatını kaybeden eşi frederick dewey smith tarafından yazıldığı bilinmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kendimi uykuma teslim ederken
as ı surrender to my sleeping

hayalimi sana emanet ediyorum
ı commit my dream to you...

umudumda umuyordum
ı was hoping in my hoping

bulduğumu hatırlamak için
to recall what ı had found...

devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim