son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 217025 tanım: 44646 başlık: 14130 apolet: 7 takipçi: 788

son tanımları


alaeddin özdenören

1940/ 2003 yılları arasında yaşayan türk şair ve yazar olarak bilinir; yazar olmasının yanı sıra felsefe okuduğu ve bir süre öğretmenlik yaptığı bilinmektedir.

kendisi aynı zamanda rasim özdenören'in ikiz kardeşidir.

pek çok eser vermiş ve 63 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

unutulmuşluklar
alaeddin özdenören bütün şiirleri
yalnızlık gide gide
şiirin geçitleri
şiirler


yüzünde
dayanılmaz ışıltılar.

yarın bambaşka bir insan olabilirim.


alaeddin özdenören bütün şiirleri
devamını gör...

the change

evanescence şarkısı; grubun adıyla aynı adı taşıyan evanescence adlı albümde yer aldığı bilinmekte iken albüm ise 2011 yılında yayınlanmıştır.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


beni sevdiğini söyle
ama bu yeterli değil
say you love me,
but it's not enough.

sen değiştin
you've changed.

devamını gör...

alaeddin özdenören bütün şiirleri

" gözlerinin değdiği her yerde,
bir göç başlar.
"

1940/ 2003 yılları arasında yaşayan türk şair ve yazar olmasının yanı sıra rasim özdenören'in ikiz kardeşi alâeddin özdenören imzalı eser; 2002 yılında yayınlanmıştır.

şairin okuduğum ilk kitabı sanırım bu oldu,
diğer şiir kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum, sarsıcı ve akıldan çıkmayan bir şiir dünyası hüküm sürüyor çünkü benim için.

hissettiğin bir şeyi kelimelere dökemezsin, kelime bulamazsın ya bazen, işte bu kitapta alaeddin özdenören bunu bizim yerimize yapıyor, okuyan herkes kendinden bir parça bulacaktır, aynaya bakmış gibi hissedecektir bence mutlaka, bu kitaptaki şiirlerin beni bu denli etkileme nedeni de tam olarak buydu, sanki aynaya bakar gibi hissettim hep okurken.

gelişleri, gidişleri, son bulmaları, aşkının gücünü, ruhunun bedenine dar geldiği zamanları, yalnızlıkları, birinin isminin sana mıhlanmış gibi seninle yaşamasını, ölümü,
uğruna ölecek kadar çok sevmiş olmayı, sonrasında ise canından öte bildiğine yabancılaşmayı, kimi zaman ise annesizliği, yakınında olanın fikirsel uzaklığını, yüzüne dokunamamış olmanın kederini derinden hissettiriyor şair.

şairin yıkımları, ayrılıkları, aşkı, aşktan geriye kalanları yansıtma biçimi çok etkileyiciydi.

en can alıcı bulduğum dizelerden biri " artık beni tanımakta güçlük çekebilirsin " oldu örneğin.

etkileyici bulduğum çok dize vardı, okuduğum için mutlu olduğum bir kitap oldu.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir anlatışın var gelişinle gülüşünle
o hiçbir zaman olmayacak olanı
o nice bin serüvenden arta kalanı
kalbimizin her vuruşunda
daha iyi anladığımız.

öldü çünkü öylesine gençti
ölümle hayatın arasında sıkışan gözleri.

adını doğruyorum.
bir yalnızlığı doğrar gibi.

gözlerinle bir çıkış yolu arıyorsun
oysa ben senin direnişini bilirim
yıkandıkça azgınlaşan bir ateş gibidir.


yersizim yoksulum âvareyim
yerlerde göklerde divâneyim
saçlarında hâleyim
öyle deme böyle deme güzelim
sesindeki son vâdeyim.

göğsümün dar uçurumundan
ölüme merdiven dayıyorum.

dünya sanki bana kalmış gibi
bir de üzüntüme.
bağışlamak ayrı
unutmakta bütün iş.

sana her bakışımda
uçurumun önünde kalıyorum.

içimde benden başka
ağlayan biri mi var?


gözlerinin değdiği her yerde
bir göç başlar.


yaşarken ölüme rastladığımı
bilmeyecekler
belki hiçbir zaman
zira böyle bir ânın büyüsünü
tanımadılar.


seni bir kez daha düşünmem gerektiğini anlıyorum.

ölebilirim senin için
bu dünyada ve öbür dünyada.

yüzünü göremedim
belki
dokunmayı göze alamadığım için olacak.


geçilmez bir dalın
düşen aynasındasın
sen beni
öldükten sonra mı arayacaksın?


sana her bakışımda
uçurumun önünde kalıyorum.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mesai (kısa film)

senaryosu elif parlak tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; pınar akyol, gökhan civan, nurullah çilesiz ve şahin kapkın gibi isimler rol almış iken film ise 2019 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mesaisi bitmiş ve evinin yolunu tutmuş olan genç bir kadının yaşadığı hayal kırıklığını konu ediniyor.

filmimiz bence hayal kırıklığının vazgeçmekle ilgisi üzerine duruyordu, hayal kırıklığına uğradığı için sessizliğe gömülen, karşısındaki insandan sessizce vazgeçen bir insanın yüreğini yansıtmayı amaçlamış gibiydi.

genç kadının yorgun bir iş mesaisinin ardından taksiye binmek üzere yürüdüğü görülüyor, o sırada sevgilisi ya da eşi olan kişiyle telefonda konuşuyor, karşıdakinin öfkeli olduğu anlaşılıyor, daha sonra genç kadın taksiye biniyor ve birazdan kalbinin kırılacağını bilmiyor asla.

taksici ile istikâmete doğru ilerlerken sevgilisi ya da eşi olan kişi ona kalp kırıcı sözlerin yer aldığı mesajlar atıyor, işte kırgınlık ve vazgeçiş de burada başlıyor,

hayal kırıklığı herkesi değiştiriyor...

vazgeçiyor ondan, onu sevmekten, ona dünyanın en güzel haberini vermekten, onunla yaşamaktan ve onunla ölmekten...


bu film bana şunu düşündürüyor;

hayal kırıklığına uğrattığın insanı bir daha geriye döndüremezsin, eskisi gibi olmayacaktır, değişmiş, o hâli ölmüştür artık, keza; hayal kırıklığına uğrayan sen isen sen de değişmişsindir, geriye alınamaz şekilde hem de.

kalbini kırdığın insanın sana söyleyecekleri bazen ölene kadar onun kalbinde kalır, temel nedeni ise belki de sadece hayal kırıklığıdır...

hayal kırıklığı, inandığının yanılsama olması mıdır, kim bilir?

devamını gör...

eppur si muove (yazar)

bugün günlerden eppur si muove. ^^

doğum günün kutlu olsun, kalbinden geçen her şeyin gerçek olduğu, yüzünün hep güldüğü, sağlıklı, neşeli, huzurlu ve mutlu bir yaş olsun.


gojira sevdiğin için ondan bir şarkı gelsin.

iyi ki doğdun. ^^


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir yazar bir alıntı

" bu hep böyledir.

sevgi kendi derinliğini bilmez;
ayrılık vakti gelip çatana kadar...
"

halil cibran
devamını gör...

ilber ortaylı

ölürse tenler ölür,
canlar ölesi değil.


yunus emre


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aforizmalar (tolstoy)

" hissedileni sözlerle ifade etmek mümkün değilse, konuşmaya ne gerek var?"

1828/ 1910 yılları arasında yaşayan rus yazar lev nikolayeviç tolstoy imzalı 128 sayfalık eser olup 2020 yılında yayınlanmıştır.

kişinin mânevi yönünü güçlendirmeyi ve hayata bakış açısını olumlu yönde etkilemeyi amaçlayan aforizmalar niteliğindeydi benim için.

hayatımızı etkileyen durumlar, ilişkiler, aşklar, iyilikler, sevgi, inanç, tanrı, anlam arayışı, ölüm, sanat, erdem sahibi olmak, evlilik, savaş ve zafer, birey ve toplum arasındaki bağ, bazı aforizmaların yansıttığı konu ve durumlardandı denilebilir.

insanın anne ve babası olmadan da yaşayabileceğini ama tanrıya inanmadan yaşayamayacağını dile getiriyor tolstoy kimi zaman, aslolanın insanın yüreğindeki sevgi ve merhamet olduğunu hatırlatıyor, şan ve şöhretin, dünyevî şeylerin geçici olduğunu derinden hissettiriyor.

birbirini sevmeden evlenen insanların evinden kavganın eksik olmayacağını hatırlatıyor, aşkın ve sevginin önemini vurguluyor gibi duruyor.

bazı aforizmalarında ölümün kurtuluş olduğunu düşündürür iken bazı aforizmalarında ise yüreğinde yaşama sevgisinin olduğunu da düşündürüyor.

kadınların bazı haklarından yoksun olduğunu dile getiriyor, eğitimin önemine dikkat çekiyor.

şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

tolstoy'un o eşsiz üslubunun epey zımparalandığını düşündüğüm bir çeviri söz konusuydu benim için, yazarın vâroluşunu yansıtan üslubuna fazla sâdık kalınmamış gibiydi, yine de okuduğuma pişman değilim elbette.

ayrıca, insan neyle yaşar (kitap) kitabından birkaç cümlenin de kitapta yer alması hoşuma gitti, güzeldi.

düşündürücü bulduğum aforizmalar az değildi, okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

insanlar, sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım; oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş.

ilerlemenin kendisi de hakem olmaz.
hakem benim yüreğimdir.

adam, bir yıl sonrasına hazırlanıyor ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor.


benim olan şey,
aynı zamanda senin değil midir?

annemin yüzü, zaten güzeldi ama gülümsediği zaman daha da güzelleşir ve etraftaki her şey daha da parlak görünürdü.
eğer hayatımın acılı anlarında bu tebessümü bir an için bile olsa görebilseydim acı nedir bilmezdim.


neden biz, başkalarına bir şeyler verdiğimiz hâlde başkaları bize hiçbir şey vermiyor?

kazanç ve kayıp, ikiz kardeştir.

ölüm bir köprüdür,
dostu dosta kavuşturur.

bir uçurumun başına gelmiştim ve önümde yok oluştan başka bir şey olmadığının farkındaydım.


bak mesela,
serçe parmağımı seviyor muyum?
sevmiyorum ama kesmeye kalk bakayım...

insanlardan kurtulmanın tek yolunun yaralarını onlardan gizlemek olduğunu biliyordu.

hiç kimse tanrı’yı görmemiştir ancak birbirimizi seversek, tanrı içimizde yaşar.


sanat, gerçeklerin bilim alanından duygu alanına aktarılmasıdır.

biz sevdiklerimizi onların bize yaptıkları iyiliklerden daha fazla, bizim onlara yaptığımız iyilikler yüzünden severiz.

insan, anne ve babasız yaşayabilir fakat tanrı olmadan yaşayamaz.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ağlatan kitap alıntıları

güneş yalnız dirileri ısıtır...

oktay rifat
aşağı yukarı
devamını gör...

akdenizdeki çöl

" yaşamak;
bir tabağın yıkanmasıdır.
"

sf: 31

iranlı şair sohrab sepehri ve ispanyol şair federico garcia lorca imzalı 145 sayfalık eser; iki büyük ismin şiirleri faysal soysal tarafından aynı kitapta toplanmış ve türkçe baskısının ise 2011 yılında yapıldığı bilinmektedir.

şiirsel bir akrabalığın meyvesi niteliğinde bir eser olduğu görülmektedir.

belki hiçbir zaman yan yana gelmemiş 2 insan, 2 farklı şair, bir araya gelememenin hiçbir önemi yok, eğer birbirini tamamlıyorsan, keza iki büyük şairin şiirleri de birbirlerini tamamlar gibi, birbirinin devamı gibi duruyor, bambaşka anlarda yazılmış olsalar bile fark etmiyor.

sohrab sepehri dünyayla işi bitmiş bir bilge edâsıyla yazıyor bence biraz da, hayatı kendine özgü bir bakış açısının yardımıyla çözümlemiş, kendine özgü bir biçimde algılayan, her şeyi ve ölümden sonrasını da gördüğünü düşündürecek kadar farklı bir tonda yazıyor benim için.

zamanı, sonsuzluğu, coğrafyayı, iklimi, gerçeğin ardındaki gizemi, efsunu, anımsamayı ve silinişi, yaşama dair duyumsananları derinden hissettiriyor.

şimdi ise federico garcia lorca şiirlerine geçelim;

onun şiirleri sohrab sepehri'nin şiirlerinin konularına benzer nitelikte, yalnızca ondan daha karamsar bir ruh hâlinde yazılmış şiirler izlenimi veriyor.

hayatın zorlu yolları, insanın suskunluk dışında bazen hiçbir şeyinin kalmaması, sonsuz bir acının içinde olmak, kendi ölümünü tahayyül etmek, kopuşların verdiği derin keder, kendi mezarının yerini soracak kadar tükenmiş hissetmek, birine bağlanmış olduğunun farkında olmak, aşkın bir gün uçup gidiyor, asla kalmıyor olmasının verdiği şaşkınlık, onun bu kitaptaki bazı şiirlerinin benim için ifade ettiği anlam ve temalardandı.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sohrab sepehri

bu gönenmiş toprakta
bir şeyin peşindeyim
belki bir rüyanın
bir ışığın, bir çakılın
bir gülümseyişin belki.

toprağın sonra hafızadan bir şeyi silişi.

hayat inanın boş değil!
yaşamak sevgidir, elmadır hayat, inançtır.
evet evet,
gelincik var olduğu müddetçe
yaşamak gerek.

öldüğünde babam,
bütün bekçiler şairdiler.

ben, maddenin her esişinde
çıkardığı uğultuyu duyanım.

ben yeryüzünün ilk yaratıldığı ânâ yakınım.

ve yaşamak
başka gezegende
bir çiçeği koklama sanrısıdır.
yaşamak bir tabağın yıkanmasıdır.

her neredeysem ve nerede olursam
gökyüzü benimdir.
pencere, algı, hava, aşk, yeryüzü benimdir.

mevsimler kitabı sayfa değiştirdi
ve yeni sayfanın ilk satırı şu idi:
hayat bahçesi,
havva’nın bir dakikalık gafletidir.


federico garcia lorca

bu cihanda her şey kırılmış diğeri içinde
suskunluk dışında
hiçbir şeyi kalmış insanın.

ey bu sonsuz acı ve kalbim!
kaynağınızı nereden alırsınız?

ikindinin beşinde
geriye kalan sadece ölümdü
ve yalnız şimdi
ölümdür ikindinin beşi.

ne kızgın boğa şimdi tanır seni
ne incir ağacı
ne atlar, ne de evindeki karıncalar
ne çocuk bir daha tanır seni
ne gece
çünkü sonsuza kadar bir ölüsün artık.

söyleyin bana bir!
neresi olacak mezarımın yeri?

hayret edilmiş bir çehreye çivilendim.

ne kadar anlatsam
sana benzediğimi
yetmez kelimeler.

rüzgâr olup gitti,
işte aşk...




kitabın arka kapağından alınmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sükut (kısa film)

senaryosu danial farhadi tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; bahar ece yegen adlı oyuncu rol almış iken film ise geçen sene yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

eşinin hamile olduğunu öğrenen genç bir baba adayının mesleği ile ailesi arasında kalmasını konu ediniyor, kendisi bir astronot ve ilerleyen sahnelerde uzaya gittiği de görülüyor.

hazırlıklar yapılmış ve genç astronot artık uzaya gitmek için hazır, burası biraz uçuk kaçık gelebilir ama durum bu, karısının ise hiç gönlü yok kocasının dünyadan ayrılmasına. ^^

gitmeden önce son kez konuşurlarken aralarında bir sükut hâli peydâ olur, kelimelerle değil sessizlikleriyle anlaşılmak isterler sanki, birbirlerini çok sevseler de kırgın gibidirler.

konu açısından interstellar ile kısmen benzer yönlere sahip bir kısa filmdi biraz da, zamanla değil ama uzaya gitmekle, gittikten sonra döndüğün zaman geride bıraktığın kişiyi aynı hâlde bulmamak ya da bulamayacak olmak gibi şeyler üzerinden benzerlik taşıyor gibiydi.

bu kısa film bana en çok şu soruyu hatırlatıyor;

sevdiğin insan için hayallerinden vazgeçer miydin?

devamını gör...

neon hayatlar

sıla gençoğlu şarkısı; 3 nisan 2026 tarihinde yayınlanan kafa yüksek kalp kırık adlı albümünde yer almış iken aynı zamanda ibrahim selim ile bu gece adlı programda konuk olduğu zaman da söylemiştir.

şarkının sözleri sanatçının kendisine aittir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


tam tamına yarım
var yok arası tadım
kontrolsüz duygusuz
mono kayıtlardayım.

dünü hatırlamıyorum
önümü zor görüyorum
çek gölgeni peşimden
umursarsan
unutmaya uğraşıyorum...

neon hayatlar gördüm
gösteriş endişesi
tek sönük harfe bakar
isminin yenilgisi.


odalar arası gezen
hayaletler gibiyim
dikiş tutmayan derdime
morfin boşverlerin.

albümü dinlemek için
devamını gör...

yosun (kısa film)

senaryosu stephan miras tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; 2024 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
uzun yıllar aynı yastığa baş koyduğu karısı songül'ü 10 yıl önce kanser nedeniyle kaybeden bir adamın içinde olduğu duygu durumu konu ediniliyor.

botanik işleri ile ilgilenmiş ve 30 yıl boyunca karısını bir kez bile çiçeksiz bırakmamış, karısı onu konuşmadan anlayan tek kişiymiş bu dünyada, çocukları olsun istemişler, olmamış...

hollanda'da yaşamışlar bir süre, para kazanmak için gitmişler oraya, hayalleri, umutları varmış daha, ölüm gelip bozmuş bütün hayallerini, artık onu konuşmadan anlayan biri kalmamış bu dünyada.

âşık olduğu insanı yitirdikten sonra görünmez olduğunu düşünüyor...

filmin en can alıcı kısmı buydu benim için,
açıkçası hikâyeyi anlatma tarzı da etkileyiciydi, belki gözlerim dolmuş olabilir,
âşık olduğu insan öldükten sonra artık bir hayalet, bir görünmez olduğunu düşünmesi etkileyici ve sarsıcıydı, o gittikten sonra artık seni anlayan kimsenin kalmaması üzücü, acıtıcı bir şeydi.

filmimizin yosun ile ilgisine gelecek olursak,
ilerleyen sahnelerde neden filme bu adın verildiğini o zaman anlıyoruz.

filmin sonunda adamın yanına bir kadın oturuyor, o kadın onu gören tek kişiydi, o kadının adamın hayatındaki önemini tahmin ediyorum, o kadın onu gören tek kişi olduğuna göre, tahmin ettiğimiz kişi olmalı...

âşık olunan insanın yokluğunun kişiyi görünmez kılması üzerine düşündüren bir kısa filmdi, konusu özgündü, oyuncunun hikâyesini anlatma biçimi etkileyiciydi.

kimin yokluğu görünmez kıldı seni?

acıdan yosun tuttun mu hiç?


devamını gör...

mutlu ol (kısa film)

siraj albasha tarafından çekilen kısa film; majid hamo adlı oyuncu rol almış iken film ise 2021 yılında yayınlanmış ve ödül aldığı bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kendi hayatında mutsuz olan ve ancak diğer hayatlara iz bıraktığı zaman mutlu olabilen bir palyaçonun insanları ve özellikle de çocukları mutlu etme çabasını konu ediniyor.

genç adamın uyandığında bile mutsuz olduğu görülüyor, hayattan ve canından bezmiş gibi görünüyor, hiç gülümsemiyor, tâ ki palyaço kılığına girip çocukları mutlu etmeye başladığı zamana kadar...

ayakkabılarının bağcığını bile bağlayacak dermanı bulamıyor kendisinde, yolda yürürken dikkatsiz davranıyor, bir arabanın altında kalması muhtemeldi, son anda kurtuluyor.

bir inşaata gittiği görülüyor, intihar etmek için gittiğini düşündürüyor olsa da belki de palyaço olmak için gitmiştir, kendi hayatında mutsuzluktan ölse de başkalarına " mutlu ol " diyebilmek için.

hüzünlü palyaçonun çocukları eğlendirmesi, güzel vakit geçirmesi, sonrasında ise evine dönmesi ile filmin sonlarına doğru yaklaşılıyor.

filmde dikkatimi en çok çeken şey şuydu;

palyaço insanları mutlu ettikten sonra gülüyor, ancak başka insanlara iyi geldikten sonra mutlu olabiliyor, onun mutluluğu kendi iç huzurundan değil, diğer insanların mutluluğundan geçiyor, diğer insanlar mutlu değil ise kendi de mutsuz, bu doğru veya yanlış bir şeydir, tartışılır ancak insan mutluluğunu diğer insanların varlığı üzerine temellendirmemeli belki de.

diğer insanlar bir gün vardır, bir gün yoktur çünkü, kimse hayatımızda sonsuza dek kalamaz, mutluluğumuz önce bizim içimizden gelmeli, önce kendi içinde bulmalısın onu, eğer mutluluğu başka bir insanın varlığına koşullandırırsan bir gün o olmadığında mutsuz olursun, mutluluk kimselerde bulmadan önce kendi içimizde bulacağımız, bulduğumuz bir şey olmalı, kim bilir?

film üzerine bir soru;

kendinden önce diğer insanların mutluluğunu düşünüyorsan kendine şunu sor, peki senin mutluluğunu kim düşünüyor?

sen ağlarken ağlayan kaç kişi var?


devamını gör...

murathan mungan

" yaz geçer, yine gelir.
yaz geçer, iyi gelir sözcükler.
"

murathan mungan

bugün doğum günü olan 1955 doğumlu türk şair, yazar, şarkı yazarı ve senarist olarak bilinir; edebiyatın çeşitli türlerinde onlarca eser vermiş, bazı şiirleri şarkı olarak da yorumlanmıştır.

eskidendi çok eskiden şarkısının sözleri de kendisine aittir.

bugün doğum günüdür.

iyi ki doğdun murathan mungan!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ne kalacak bizden?

hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.
demek yangında kurtarılacak
hiçbir şey kalmamış aramızda.

devamını gör...

the seaside of your dreams

1958 doğumlu yunan klarnet sanatçısı vassilis saleas şarkısı; sanatçının
isimeria adlı albümünde yer alır iken aynı zamanda doktorlar dizisinde de duyduğumuz müziklerdendir.

insan bu şarkıyı dinlerken bütün yitip gidenleri düşünüyor, öyle değil mi?


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

the sixth sense

senaryosu m. night shyamalan tarafından yazılmış ve yönetmen koltuğunda da aynı ismin oturduğu 1999 yapımlı amerikan filmi; psikolojik korku türünde yer almaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

başrolde bruce willis, toni collette, haley joel osment, olivia williams gibi oyuncular rol almıştır.

alanında uzman ve ödüller de almış olan çocuk psikoloğu doktor dr. malcolm ve ölüleri gördüğünü söyleyen küçük bir çocuk olan cole arasındaki tuhaf dostluğu konu ediniyor.

dr. malcolm bir gece karısıyla mesleğindeki başarıları kutlayacaktır,
çok mutludurlar, derken banyolarında üzerinde sadece don olan bir genç görürler, ürkütücü bir görünümü vardır, korkunçtur, o adam doktorun 10 yıl önceki hastasıdır, intikam almaya gelmiştir.

korkunç şeyler yaşanacaktır.

küçük çocuk ve dr. malcolm bir süre sonra tanışırlar, küçük çocuğun bâzı sorunları vardır, annesi ve çevresindeki insanlar da farkına varır, ölüleri görmeye başlar, ölüler ona bilgi vermektedir, öğretmeninin çocukken kekeme olduğunu bilir, okulunun eskiden insanların idam edildiği bir yer olduğunu bilir, altıncı hissi kuvvetlidir...

dr. malcolm ise onun ölüleri gördüğüne inanmaz, inanırsa kendisinin de ölü olduğunu düşünmek zorunda kalacaktır, bu da tuhaf bir çıkmazı beraberinde getirecektir, o ise henüz bir şeylerin farkında değildir...

küçük çocuğun sırlarını annesine anlatmasıyla filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız...

şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

konusunu ve oyunculukları etkileyici bulduğum bir filmdi, özellikle de ölüm, altıncı his, geleceği görebilmek gibi konular üzerine düşündüren bir film oldu.

çocuk oyuncunun performansı oldukça iyiydi, repliklerinin derinliği onun altıncı hissinin gerçekten de kuvvetli olduğunu düşündürecek kadar iyi yazılmıştı.

bruce willis dokunaklı bir oyunculuk sergiliyor, çocukla seanslarının artık sona ermesi gerektiğini dile getirdiği sahnede gözlerinin dolduğu sahnede içim yandı, etkileyici bir oyunculuktu her zamanki gibi.

bruce willis şimdi bir demans hastası, bu filmi hatırlamıyor olduğunu düşününce öyle üzüldüm ki...

küçük çocuğun annesi rolündeki toni collette için de aynı fikirdeyim, özellikle de arabada oğluyla olduğu sahnede oğlu ona sırrını anlattığında ve ona ölmüş annesiyle ilgili şeyler söylediğinde etkileyici bir oyunculuk sergiliyor, inanılmaz iyiydi.

filmin müziği de ürperticiydi.

filme dair en can alıcı detay belki de şuydu;

sadece ölüler görür...
bir de altıncı hissi kuvvetli olanlar...

bence...



doktor malcolm filmin başında aslında çoktan ölmüştü, film boyunca izlediğimiz kişi onun hayaletiydi, küçük çocuk ölüleri görebiliyor, yani doktoru görmemizin tek sebebi bu, o ölüleri görebildiği için...

doktor ise ölmüş olduğunu filmin sonunda anlıyor...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

never give up (kısa film)

senaryosu james david gore tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen 8 dakikalık kısa film; 2014 yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bacakları tutmayan ve tekerlekli sandalyeye mâhkum genç bir adamın tekrar yürüyebilmek adına verdiği olağanüstü çabayı, filmin adının da vaat ettiği gibi, asla vazgeçmemesini, hayata yeniden doğma mücadelesini konu ediniyor.

genç adamın uyanmasıyla filmimiz başlıyor.

yeni bir gün, pırıl pırıl güneş, hayat her gün yeniden başlıyor olsa da fiziksel durumu ona acı veriyor, kendini tutmak istese de ağlıyor, yürümek, koşmak, çocuklarının peşinden koşmak istiyor, giydiği ayakkabı eskisin istiyor, ayakkabılarının hiç eskimemesi ne acı olmalı, yürüyemiyorsun demektir çünkü bu...

daha sonra onun fizik tedavileri, yürüyebilmek için verdiği mücadeleyi yansıtıyor filmimiz, çocuklarıyla bahçede olduğunda yürüyemediği için ne kadar acı çektiğini görüyoruz, hem kendisi için, hem de çocukları için, geleceği için, hayatı için elinden geleni yapması gerekiyor, tekerlekli sandalyeye mahkûm olmak istemiyor, asla vazgeçmiyor...

duygusal bulduğum bir kısa film oldu,
motivasyon vermeyi amaçlayan bir film olduğu görülmekte iken, insanın yegâne kurtuluşunun yine kendisinde saklı olduğu mesajı da veriliyor.

eğer dün kendinden vazgeçseydin bugünü göremezdin, eğer bugün kendinden vazgeçersen yarını asla göremezsin, adam eğer iyileşemiyorum deyip kendinden vazgeçseydi gelecekte iyileşmiş olduğunu asla bilemeyecekti ama asla vazgeçmedi.

sen de vazgeçme.

never give up...

devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

bütün kurduklarımız yıkılır gider.

hamlet
william shakespeare
devamını gör...

ne tuhaf (kitap)

"birdenbire başka bir şey olur yüzüm."

bugün aramızdan ayrılışının üzerinden tam 33 yıl geçmiş olan türk şair ve yazar sabahattin kudret aksal imzalı eser; 2014 yılında yayınlanmış ve yayıma ise selahattin özpalabıyıklar tarafından hazırlanmıştır.

şairin batık kent, eşik (sabahattin kudret aksal) adlı eserlerinden sonra okuduğum son kitabı bu oldu.

kitabımıza geçelim;

sabahattin kudret aksal'ın öyle emsâlsiz bir şiiri var ki, etkilenmemek olanaksız, felsefik bir bakış açısı da hüküm sürüyor bence onun şiirlerinde, somut olanı yansıtmasının yanı sıra, soyut olan üzerine de düşündürüyor kimi zaman.

bu kitabındaki şiirlerinde ise kitabın adının da vaat ettiği gibi, hayata dair tuhaflıkları irdeliyor şiirsel bir biçimde, bu tuhaflıklar ise can sıkıcı tuhaflıklar olarak düşünülmemeli bence.

hayatın farklı dönemeçlerinde karşılaştığımız, yaşadığımız keskin kırılma noktaları, ölümler, kopan bağlar, yoksulluklar, yüzündeki anlamın silinişi, ölmüş olanlara dair duygu ve düşünceler, ansızın anımsanan şeylerde bulunan hayatın gizleri, sonsuzluk, yaşam, hayatın bir gölge oyunu olma ihtimâli, kitaptaki şiirlerin sıklıkla yansıttığı temalardandı diyebilirim.

her şey ne tuhaf, ne acımasız, ne büyüleyici, ne güzel, ne korkunç, ne üzücü, ne komik, ne acı, ne eşsiz, ne anlamlı, ne saçma, hepsi bir aradaydı, adı hayattı...

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

öldü
bir kitap ki şimdi o
okumak istediğimiz, okuyamadığımız.


bende musiki bende dünyalar
biri uzakların uzağında
biri var ki içimde sayıklar
denizlerde kayıp ülkeleri.

bir şey uçmuş gitmiş yüzlerinden
insanı yaşamaya bağlayan bir şey
insanı umutlu eden güzel eden
insanı insan eden.

babam o yaz ölmüştü...


ağaçlar değin köklü,
ölüm isteğim.

ölümümüzü büyütüyoruz
dizimizin dibinde.

birdenbire başka bir şey olur yüzüm.

serüvenimi yaşarım
büyür yarın
eski göklerin yitik denizlerinde.

gökyüzü
gökyüzünde yıldızlar
ölülerin gözleri yıldızlar.


yediğimiz bir dilim ekmek gibi
yaşadığımız bir dilim zaman.

ölümümüzden sonraki yokluğumuz
düşündürür bizi
düşünmeyiz
doğumumuzdan önceki yokluğumuzu.


annemizin yüzü
ölümün yüzünü andırmıyor daha.

unutulmayı iste
yeniden anımsanırsan
sonsuz yaşam ondan sonra.

gerçek yaşamak
geçmiş günü yaşamaktır.

yok neye baksan, bütün
zaman şimdi anlatı.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim