son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 215822 tanım: 44948 başlık: 14070 apolet: 7 takipçi: 785

son tanımları


derinden etkileyen sözler

bekleyen, koşandan daha çok yorulur.

erich fromm
devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

ardışık günleri zaman sanmışım.

melih cevdet anday
ölümsüzlük ardında gılgamış
devamını gör...

fly forever

pentagram şarkısı olarak bilinir; grubun trail blazer adlı albümlerinde yer almakta iken şarkının ise grubun şehit olan üyesi ümit yılbar'a ithaf edildiği bilinmektedir.




ümit yılbar...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


acının imgelerinden,
ahşabın köşelerinden,
yaşadığın hayatın anlarına kadar

kanayan, çivilerinin damarlarından, bitmeyen
acıyı yaşadı,
ölüm ağacı.


sen topraktan geldin
ve hayatın değerinin
çok ötesinde yetiştirildin.

zihninizi rahatlattığınızda,
hayallerinizi
çitlerin ötesinde görün,
sonsuza dek uçmak için can atıyorsunuz.

gözlerimi kapattığım dağ gibi,
sonuncusunun geleceğini kucaklamak için...
devamını gör...

insanların yokluğu

kendilerinin haberlerinin olmadığı yokluktur.

zamanla yoklukları da bir varlığa dönüşür iken sonsuzluğun ne demek olduğunu ise yoklukları öğretir.
devamını gör...

yazma (kısa film)

senaryosu yusuf okay tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; deniz karadeniz ve ayşe çakır adlı oyuncular rol almış iken 2024 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

babasını yıllar önce kaybetmiş genç bir kadının bu kaybı yıllar geçse bile kabullenmemesini ve babasını aramaktan 1 gün bile vazgeçmemesini konu ediniyor.

genç kadın evinde oturmakta iken başına bir yazma bağlıyor, babasından kalan son fotoğrafa bakıyor ve babası galiba bir gölde boğulmuş, kaybolmuş, geri dönememiş gibi görünüyor.

babasının olduğu fotoğrafta ise, "göle girmek tehlikeli ve yasaktır" yazıyor, babasının fotoğrafında bir kayık da görülüyor, babama gidiyorum diyor giderken, ellerinde ise uzun uzun kürekler var, sanki onu kurtarması mümkünmüş gibi...

kayıp giden artık kaybolduğu yerde değildir, belki de bir daha asla aynı yerde göremezsin, göremeyeceksin onu, kabullenemesen de o gitti, öldü, yok oldu, ölmeden de yok olanlar vardır, olabilir, bu hayattır.

genç kadının babasına dair sahip olduğu en değerli fotoğrafı babasının kaybolduğu yerdeki levhaya takması ile filmimizin sonlarına yaklaşıyoruz.

benim için farklı bir kısa filmdi, başlarda sıradan bir kısa film gibi gelse de ilerleyen sahnelerde etkileyen bir kısa film oldu.

yazma ile ilgisine gelecek olursak, yazma belki de bir totemdi, şans getirmesi için kullandığı bir eşya, belki de annesinden kalmış bir yazmaydı, kim bilir?

ana fikir ise belki de şuydu;

bir insanı nerede kaybettiysek onun sonsuza dek hâlâ orada olacağını sanıyorduk, buna inanmak istiyorduk, hâlâ yaşıyor, hâlâ gitmedi, hâlâ orada ve bir gün geri dönecek...

kendini heder etme ve kabullen, başka yolu yok.

devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yunus emre şiirlerinden seçmeler

" ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil " sözünü etmiş olan yunus emre imzalı eser; sayfa sayısı değişiklik göstermekle birlikte pdf olan baskısı 86 sayfadan oluşmaktadır.

kitaba büyük beklentilerle başladım, beklentimi tam anlamıyla karşıladığını söyleyemem ama bazı dizelerinin hatırlattığı şeyler yüzünden bağıra çağıra ağlamış olabilirim, özellikle de ölülerin çürümesiyle ilgili olan dizeler beni mahvetti. bir gün defnedilecek olmam hiç sorun değil ama o dizeler bana annemi hatırlattı.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

şiirlerin içerdiği temalara değinmek gerekirse, büyük ozanın yaşam felsefesinin lirik iz düşümü niteliğinde şiirlerdi.

allah sevgisi, allah korkusu, dünyanın geçici oluşu, asıl hayatın ölümden sonraki süreçte başlayacak olma ihtimâli, ölümlü dünyada kalan şeylerin pek de önemli olmaması, önemli olanın iyi insan olabilmek demek olduğu, bazı şiirlerin değindiği temalardandı.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


dün olmuş günleri gördüm.

canım tenimden üzüle, gitmek yararı düzüle bu suret nakşı bozula, acep n'ola benim halim.

üzerinde, türlü otlar bitenler
ne söylerler, ne bir haber verirler
kimisinin üstünde biter otlar
kiminin başında sıra serviler
kimi masum, kimi güzel yiğitler
ne söylerler, ne bir haber verirler
toprağa gark olmuş nazik tenleri.

a dostlar esenleşelim, tuz ekmek helallaşalım ta ölünce ağlaşalım, ağlayıp gülmüş var mıdır?


bilirim seni yalan dünyasın
evliyaları alan dünyasın
kaçan kurtulsa kuş kurtulaydı
şahin kanadın kıran dünyasın
sevdiğim aldın beni aldattın
dönüp yüzüme gülen dünyasın.

gah eserim yeller gibi
gah tozarım yollar gibi
gah akarım seller gibi
gel gör beni aşk neyledi.

bir garip ölmüş diyeler
üç günden sonra duyalar
soğuk su ile yuyalar
şöyle garip bencileyin
söyler dilim ağlar gözüm
gariplere göyner özüm.

ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil.

devamını gör...

çukurova çeşitlemesi

" işte bahar işte güller,
bütün yaşam seni söyler...
"

1953/ 2002 yılları arasında yaşayan türk şair adnan yücel imzalı eser; 1993 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

adnan yücel'in ne kadar büyük bir şair olduğunu bilirim, bilmemi sağlayan kitapları ise; yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek, ateşin ve güneşin çocukları, bir özlem bir türkü, acıya kurşun işlemez ve rüzgarla bir kitapları örnek verilebilir.

kitabımıza geçelim;

adana değilse de çukurova temalı şiirlerdi, çukurova'ya duyulan sevgi, bağlılık şiirlerlerde gözle görülür nitelikteydi, yöre insanının mücadelesini, yiğitliğini, yaşamını yansıtan şiirler gibi durduğu da söylenebilir belki biraz da, ince memed'in şiirsel versiyonu tadında şiirlerdi benim için.

ilk şiirlerinde daha toplumsal bir yerden seslendiği görülür iken ilerleyen şiirlerinde ise kendi iç dünyasını yansıtan şiirleri yer alıyor büyük şairin, sonraki sayfalardaki şiirlerde kendi duygularına yöneliyor.

aşk ve aşkın ızdırâbı, kalben yaralı olmak, acı çekmek, yüreğinde bir tek o kişinin kalmış olması, aşkın hâllerinden yorulmuş olmak, sonraki şiirlerin yansıttığı duygu ve durumlardandı.

şairin hayatı ve yüreğini yansıtma biçimi her zamanki gibi müthişti, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir yakınlıkta yazıyor şair, bu da yazdıklarının daha etkili olmasını sağlar nitelikte bence, ayna görevi gören bir şiir tarzı var benim için.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


her özlemi yağmurla başlatan bu yerde insanlar vardır yurtsuz
açlık denizlerinden ağlarla çekilmiş.

her özlemi yağmurla başlatan bu yerde
bir kartal havalanır gökyüzüne
adını yıldızların en görkemlisine yazar bütün yanlışlara göz ucuyla bakar
düşer sulara seyhan olur akar
ceyhan olur akar
aşar dağları-denizleri ve kentleri bağcılar'da bahçeleri taşır güneşe
metris'te ölümü gül diye yüreğine takar.

mutlaka bir anlamı vardır
böyle yaşamanın.


bir yıldız kaydı-
gökyüzüne bak
bütün öfkeni yine sözcüklerle yak.

gözlerin koskoca bir soru dalgası.


seninle ve senden çok uzakta
bir işçi
bir inşaat temeline
yüreğini doldurmakta.

işte bahar işte güller
bütün yaşam seni söyler.


bin tane yüreğim yok ki benim
bunca acı içinde nereye koysam seni?

işte gün- işte güneş- işte biz
karşımızda sonsuzluğu mavileyen deniz sonsuzluğa varmayan yaşamı neyleriz?


gel de böl desem ikiye beni
yılları bende bulursun
-bendeyse seni.


senin özgürlüğün yaralı
benimse yüreğim sargıda.

coşkuların her şahlanışında
sana deprem deprem susmuşum
ve sana susmaktan
inan ki yorulmuşum.

son güneş de çoktan battı
bir sen kaldın yüreğimin boşluğunda...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilkbahar (kısa film)

hicret osma tarafından çekildiği bilgisi verilen kısa film; 2020 yılında yayınlanan kısa filmin isviçre'de çekildiği bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
doğanın güzelliklerinin ön planda olduğu, şükür temalı bir kısa filmdi, ilkbaharın gelişini mecaz anlamda da kullanmak mümkün gibiydi, zor zamanlardan, acı günlerden sonra iyileşmenin, daha mutlu, daha iyi, daha bahtiyar hissetmenin bir nişânesi niteliğindeydi.

hayatın zıtlıklardan ibâret olabileceğini de düşündüren bir kısa filmdi, kış yerini ilkbahara bırakırdı, mutluluklar yerini kayıplara, kayıplar yerini boşluklara, boşluklar yerini alışmışlığa, bu böyle devam edebilirdi, kışı salt bir mevsim olarak değil de ruhunda yaşamak da mümkündü, keskin ve zor zamanlar zemheri, kış gibiydi insan için.

nekâhet döneminin ardından insan biraz değişirdi, fiziksel veya ruhsal olarak değişim hep kaçınılmazdı, ilkbahar yeni başlangıçların vesilesi gibiydi.

acılar çekmiş olsan da bunun bir mükâfatı olacaktı, olgunluk, ruhen dinginlik, yitirdiğin insanı bir daha yitirmeyecek olmanın verdiği alışmışlık, sınanmışlık hâli,
kaybetmek kış, kaybetmekten korkmayacak hâle gelmek ilkbahar değil miydi?

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi,
verilmek istenen mesaj belki de şuydu;

doğayı koru, doğayı sev, doğayı yaşa, artık hayatta olmayan sevdiklerinin yerine de doğayı sev, onlar için artık bu mümkün olmayacak, onların yerine de kokla bir çiçeği...

mevsimler gelip geçerdi, değişirdi.
değişmeyen neydi?


devamını gör...

lahza (kısa film)

senaryosu ilknur yoldar ve rümeysa erol tarafından yazılan ve aynı isimler tarafından yönetilen kısa film;
mustafa öcal, damla kızılkaya, rümeysa erol ve alaattin erdem sarı gibi isimler rol almış iken 2024 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

lahza; zamanın bölünemeyecek denli kısa bir parçası ve an gibi anlamlara gelmekte iken film de her lâhzası belirsizlikle geçen bir gencin içinde olduğu duruma odaklanıyor.

maddi açıdan zor bir dönemden geçtiği ve neredeyse meteliksiz olduğu görülüyor, kız arkadaşıyla arasında tartışma yaşanıyor, annesi onun bu durumundan memnun değil gibi gözüküyor, genç adam ise aldığı her nefeste, her lâhzada sanki bir dönüşüm yaşıyor, sorumlulukları ve sırtındaki yük her an artıyor, ailesine, kız arkadaşına, kendisine dair sorumlulukları var, zaman geçip gidiyor ve o zamanda sıkışıp kalmış izlenimi veriyor.

deniz kenarına gidiyor bazen, uzaklara dalıyor ve belirli aralıklarla yerden taşlar toplayıp yanına alıyor, o taşlar aslında sırtındaki yüke ve insan olmanın ağırlığına bir gönderme niteliğindeydi.

taşların boyutlarının değişmesi ise, insanın yaş aldıkça sorumluluklarının boyutunun da değiştiği gerçeğini yansıtır gibiydi.

her lâhzada yükün de ağır gelmeye başlayabilirdi, gökyüzü bazen ciğerine doluyormuşçasına, nefes almak bile zor gelebilirdi.

genç adama ailesinin ve sevdiklerinin anlayış göstermeleri ile filmimizin sonlarına doğru yaklaşıyoruz.

görsel açıdan beğendiğim bir kısa filmdi,
konusu üzerine düşünmeye değerdi,
bana düşündürdüğü en etkili şey şu oldu;

en zor zamanlarında kim seninle kalacak, kim seni ne olursa olsun yarı yolda bırakmaz, kim seni değişmiş olsan bile sevmeye devam eder, bilebilir misin?

en zor zamanlarında seninle olan,
seni gerçekten sevendir.


devamını gör...

müfide güzin anadol

1925/ 2005 yılları arasında yaşayan türk şair, yazar ve öğretmen olarak bilinir; bir süre öğretmenlik yaptığı bilinmekte iken aynı zamanda edebiyatın farklı alanlarında eserler vermeye devam etmiş ve 80 yaşında hayatını kaybetmiştir.

bazı kitapları

müfide güzin anadol bütün şiirleri
adaşım

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bıraktım ucunu iplerin
saymıyorum yıldızları artık...

devamını gör...

düşün ki annen bunu okuyor

yokluğunda kılıçla ikiye bölünmüş gibiyim.

alışamam, bilirsin.

seni sonsuz özledim...
devamını gör...

yeni şiirler 1950

" zaman bizi bizden alıp götürür. "

varlık yayınları tarafından yayınlanan 127 sayfalık eser olup şiir türünde yer almakta iken yaşar nabi nayır tarafınca hazırlanmış ve 1950 yılında yayınlanmıştır.

yeni şiirler 1952 ve yeni şiirler 1958 için de nâçizâne yazmıştım, şimdi ise kitabımıza geçelim;

kitabımızda 103 şairin 136 şiiri bulunmakta iken, şiiri yer alan bazı isimler ise şöyle; ziya osman saba, özdemir asaf, müfide anadol, behçet necatigil, ümit yaşar oğuzcan, kenan harun ve daha onlarca şair daha...

hayatın ve hayatta olan biten her şeyin değişimini gözler önüne seren, şaşırtan, etkileyen, düşündüren, insana kendine ya da artık burada olmayana dair bir şeyler hatırlatan, güçlü sayılabilecek şiirlerdi.

her şeyin bir anı olarak kalması, anıların bile bir zamandan sonra silinmeye yüz tutuşu, ah etmek ve dönmeyecek olanı beklemek arasında kalmak, ahvâlinin belirsizliği karşısında duyulan endişe, zamanın insanın elinden her şeyi mutlak şekilde alıyor olması, ayrı düşüğün insanın şimdiki hâline duyulan merak, bağlanmak ve yitirmek, acı çekmek...

iz bırakanı silmenin zorluğu, istesen de olduramadığın şeylerin ağırlığı, aşklardan geriye bazen sadece fotoğrafların, resimlerin kalıyor olduğu gerçeği ve yalnızlığın dâimi oluşunun verdiği keder, burukluk, bazı şiirlerin yansıttığı duygu, durum ve temalardandı denilebilir.

kitabın en can alıcı dizelerinden birkaçı ise bence, hatırlamaya çalıştım bütün unuttuklarımı ve düşünmek ağlamaktan da beter dizeleriydi.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

her şey çürüyor canım kardeşim
bu dünyada
hatıralar bile.

gelip boynuma sarılman beklenemez
bir gölgesin fotoğraflarda şimdi.

ben seni çoktan unuttum
sen de unuttun mu,
dön geri bak.

dünya çıldırtacak kadar güzel.

sevgi durur mu gezmeden memleketi?
rüzgarlar alıp getirir
rüzgarlar alıp götürür.


öylesine sarsılıyorum ki içimden
unutuyorum her şeyimi.

elbet allah'ından bulursun.

ne idim, ne oldum, ne olacaktım?
bir sigara daha yaktım.

hiç unutamıyorum arkamdan ağladığını.

hatırlamaya çalıştım bütün unuttuklarımı.

saçlarım hep öyle kalır sanırdım.

bitirmek kolay değil bu hikâyeyi.


zaman bizi bizden alıp götürür.

gün batıyor uzak dağlar arkasından
şimdi ben o bildiğin şehirdeyim.

kader bu, bir şey denmez.

kahredici gülüşleri var,
avucumdaki resminin.

hâlâ gözyaşı izleri var mı
çehrende?

bir canım kaldı verecek
o da allah'a.

hey kahpe felek, hey
zorla güzellik olmuyor.


yalnızlık,
hayat boyu kalan arkadaş...

düşünmek ağlamaktan da beter.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yanık saraylar

" asıl sorun yaşamaktır,
diye ağzından kaçırdı...
"

1931/ 1983 yılları arasında yaşayan ve o yılın son gününde hayatını kaybeden türk yazar sevim burak imzalı eser; öykü türünde yer almakta iken 1965 yılında yayınlanmıştır.

kitabımızda toplam 6 öykü yer alıyor,
isimleri ise şöyle;

sedef kakmalı ev, pencere, yanık saraylar, büyük kuş, ay ya rab yehova ve ölüm saati

sedef kakmalı ev adlı ilk öyküde nurperi adlı bir kadının uzun yıllar evli kaldığı ziya bey'in ölümünde neler hissettiği ve iç dünyası yansıyor, cenaze alayını ve tabutu izlerken fazla acı çekmediği ve durgun bir ruh halinde olduğu hissediliyor, belki de sevgisi çoktan bittiği için onun ölümü onu etkilemeyecektir.

pencere adlı öyküde ise olası bir intiharın kişiler arasında yarattığı duygu ve gerilim anlatılıyor, karşı apartmandaki bir kadının balkondan düşme garantili eylemlerinin intihar planları olduğunu düşünüyor onu uzaktan izleyen diğer kişi,
kurtarmak istemiyor, aksine bu davranışı gerçek bir davranış olarak algılıyor, gözlemliyor ve gittikçe ona benziyor,
farklı ve etkileyici sayılabilecek bir öyküydü.

kitaba adını veren yanık saraylar öyküsünde ise sarayda yaşayan bir genç kızın içinde olduğu durum anlatılıyor,
o sarayda yaşıyor olsa da orada doğmamış ve bebekken bakılması için o aileye verilmiş,
fulya teyze ile olan bağı ve yaşadıkları ile öykü devam ediyor,
bazı cümlelerin oldukça iyi olduğu bir öyküydü.

büyük kuş öyküsü ise ayrılışlar, ilişkiler üzerine düşündüren bir öyküydü,
okurken metinden kopmak mümkün, anlamlandırmak zor olabilir, yazarın anlatım tarzından kaynaklı bir durum, pek benimseyemediğim bir öyküydü.

şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;

yazarın anlatımı kurgudan muaf izlenimi verir gibiydi, akışkan bir tarzı vardı, hissettirmeyi ya da fark ettirmeyi amaçlayan öykülerdi benim için, yazarın konuya değil de duygulara odaklanması belki de yüzdendir, bu sadece benim kapıldığım izlenim, beklentimi tam anlamıyla karşılayam bir kitap olduğunu söyleyemem ama hiç etkileyici bir yanı yoktu da diyemem.

en etkileyici bulduğum öykü pencere öyküsü oldu.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

let me try again

1915/ 1998 yılları arasında yaşayan amerikalı şarkıcı ve oyuncu frank sinatra şarkısı olarak bilinir; şarkının sanatçının 1973 yılında yayınladığı ol' blue eyes is back albümünde yer aldığı bilinmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


birinden uzaklaşmak
to walk away from someone
senin için hayattaki her şey demek olan kişi
who means everything in life to you

her yalnız günden öğreniyorsun
you learn from every lonely day
öğrendim ve kalmaya geri döndüm
ı've learned and ı've come back to stay


şimdi tek yaptığım
sadece var olmak
now all ı do is just exist...

devamını gör...

lodos (kısa film)

senaryosu defne burnaz tarafından yazılmış ve harun osman timur tarafından yönetilen kısa film; gökhan tercanlı, veysel vezail ve berat yıldız gibi isimler rol almış iken film ise kısa bir zaman önce yayınlanmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
suç ve ceza, vicdan ve içsel hesaplaşmalar üzerine düşündüren bir kısa film olduğu görülmektedir.

iki adamın günün ilk ışıklarıyla yola çıkmaları ile film başlar, bir ayçiçeği tarlasına gitme niyetindedirler, arabalarında bir kişi daha vardır, büyük bir çöp poşetine sarıp sarmalanmış, öldürmek istedikleri ama kimin öldüreceğine karar veremedikleri biridir.

derken alana gelirler ve o kişiyi de götürürler, hareket etmesinden dolayı hâlâ hayatta olduğu anlaşılmaktadır, ikisi de onu öldürmeye hazır değildir, silahı kimin sıkacağına karar veremezler, diyalog olmamasına rağmen içsel hesaplaşmalar içerisinde oldukları bakışlarından anlaşılmaktadır, vicdanları devreye girmiş gibidir.

bir çocuk onları uzaktan görür ve işler tamamen değişir.

o çocuğun zihninde böylesine travmatik bir iz bırakmak istemezler, gaddar olarak hatırlanmak istemezler, belki de istedikleri öldürmek değil, korkutmaktı, başardılar...

insanın vicdanını yitirmediği sürece her zaman bir umut olduğunu hatırlatan bir kısa filmdi, görsel açıdan iyi bir kısa film olduğunu da söylemek mümkün.

filmin adının lodos olmasının konusuyla ilgisi belki de şuradaydı;

aldıkları karar lodos rüzgarı gibiydi, sert veya keskin, sonrasında bu rüzgar değişti, kararları değişti, merhamet devreye girdi, vicdan ve onları izleyen çocuğun varlığı onları etkiledi, lodos yerini melteme bıraktı.

düşündürdüğü sorulardan biri de şuydu;

öldürmek mi daha zordur, yaşatmak mı?

yaşatmak daha zordur,
yaşatmak daha değerlidir...

çünkü yaşamak daha zordur...


devamını gör...

durağan ama etkileyici şarkılar

sound açısından yavaş ilerleyen ama insanı etkileyen ve yüreğe dokunan şarkılar olarak tanımlanabilir.

kendi adıma örnek vermem gerekirse;


devamını gör...

birini diriltme hakkınız olsa kimi diriltirdiniz sorunsalı

kimin yokluğu en çok acı veriyorsa onu.

kimin mezarına gitmeye cesaretin yoksa onu diriltirsin.
devamını gör...

bir kitaptan vurucu bir söz

" açıklanamaz bir şekilde öykünün çoktan yazıldığı­nı, bittiğini de hissediyorum.

tıpkı yaşamlarımız gibi...
"

disiplinli güzel günler
devamını gör...

tesadüf (kısa film)

senaryosu hazal demir tarafından yazılan ve caner akkaya tarafından yönetilen kısa film; kadrosunda ise aslıhan altunel, berke sanlı, doruk cihan gıdık ve esra tekin gibi isimler rol almış iken film 2012 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hayatımıza giren insanların yalnızca bir tesadüf eseri mi yoksa kaderin bir hediyesi mi olduğu sorusu üzerine düşündürüyor.

bankta oturmakta ve denizi seyretmekte olan genç bir kadının hüzünlü ve durgun olduğu görülüyor, o sırada deniz kenarında yürümekte olan genç bir adam genç kadının yanına oturuyor, tanışmaları kader mi yoksa tesadüf mü, bilinebilir mi?

genç adam, kadına kendi simitinden bir parça koparıp veriyor, kadın ise simitini martılarla paylaşıyor, geri döndüğünde ise genç adamın birkaç saniye içinde oradan ayrıldığı ve gitmeden önce bir not bıraktığı görülüyor.

umarım tekrar karşılaşırız yazıyor notunda, tekrar karşılaşmaları ya mümkün ya da imkânsız, bazen bir yüzü ölene kadar göremeyebilirsin, eğer sen onun için bir yazgı değil sadece bir tesadüf isen.

hayatın onları yeniden bir araya getirmeleri güçlü bir ihtimâl gibi görünüyor, belki kavuşacaklar, aşık olacaklar, belki de ebediyen yollar ayrılacaktır, hayatta ilişkilere dair sistemin böyle yürüdüğü gibi.

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

düşündürdüğü bazı şeyler vardı, tanıdığımız bir insanın, insanların, hayatımızda ne gibi bir iz bırakacağını, yokluklarının bizi ne hale getireceğini başta bilemezdik, tesadüfen tanıştığın bir insan sana cennet de olabilirdi, cehennem de, her şeyi anlamlı kılabilirdi, her şeyi anlamsızlaştırabilirdi, bu tamamen ona olan sevgimize ve onun yokluğuna bağlı değişirdi.

bir insanı ilk tanıdığın zamanlarda, onun senin hayatında bu kadar büyük bir iz bırakacağını bilebilir miydin?

ya da o, senin onun hayatında bu kadar büyük bir iz bırakacağını bilebilir miydi?


tesadüflere inanmak istemediğin oldu mu hiç?

devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim