son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 214544 tanım: 45137 başlık: 14028 apolet: 7 takipçi: 779
hey there i am using whatsapp

son tanımları


ishak (kitap)

" bütün kederini, yıkılışını,
yüzünün görünmeyen yanına saklıyordu.

bunu neden yapıyordu?
"

1936/ 1995 yılları arasında yaşayan türk yazar ve şair onat kutlar imzalı eser; öykü türünde yer alır iken 1959 yılında yayınlanmıştır.

unutulmuş kent ve çeviri şiirler adlı eserinden sonra kendisinden okuduğum son kitap bu oldu.

horozlar, hadi, yunus, çatı, kediler, dördüncü, at cambazları, ishak, kül kuşları olmak üzere toplam 9 öyküden oluşmaktadır.

horozlar adlı ilk öyküde oruç tutan ve iftar saatini bekleyen bir ailenin akşam saatleri konu ediniliyor, ayrıca babaanne de onlarla kalıyor ve onun horozlarla olan macerası öyküye bu adı veriyor, iyi ya da duygusal sayılabilecek bir öyküydü.

hadi öyküsünde ise bir kadın ve bir adamın arasındaki ilişkinin yanı sıra aralarındaki gerilim de konu ediniliyor, kıskançlık, ihânet gibi şeyleri de hissettiren bir öyküydü.

yunus adlı öyküde ise bir akrabalık ilişkileri, hiç kimseden korkusu olmayan bir amcanın başına gelenler, küçük bir çocuğun gözlemleri, adamı bekleyen hazin son anlatılıyor, bazı açılardan etkileyici bulduğum bir öykü oldu.

çatı öyküsü ise yoksul bir ailenin dramına eğiliyor, büyükanne de onlarla yaşamakta iken komşuları da o akşam onlarda oturuyor ve yağmurlu bir günde evin damı akmaya başlıyor, çatı onarılmamış ve güleç osman adında gizli bir kahraman evin çatısını gizlice onarmaya çalışıyor, aile durumu fark ediyor ve olaylar gelişiyor, hüzünlü olduğu kadar güldüren bir öyküydü biraz da.

kediler öyküsü son derece ilginç ve büyülü gerçekçilik akımından izler taşır gibiydi, bir adamın ziyareti, ziyaret ettiği evdeki adamın ölü ama hareket eden kedilerle yaşaması, sanki hem rüya hem gerçek izlenimi veren olaylar öyküyü farklı kılmaktaydı, bazı cümlelerini oldukça iyi bulduğum bir öyküydü.

kitapla aynı adı taşıyan ishak adlı öyküde ise avcılık, ishak adlı kuşun başına gelenler ve kişiler arasındaki gerilim anlatılıyor, beklediğim kadar can alıcı bir öykü değildi benim için.

şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

yazar, bu kitabı yayınlandığında henüz 23 yaşındaymış ve 23 yaşındaki bir insandan beklenmeyecek kadar özgün ve etkileyici öykülerdi bazıları, özellikle de bazı cümleleri oldukça iyi, etkili, çarpıcıydı.

öykülerde fark ettiğim bir şey vardı, yazar öykülerde sanki hep bir açık kapı bırakmak ister gibiydi, ben bu kadarını anlatıyorum ama daha fazlası da var, görünmeyen bir giz de var bu öykülerde, sen anla der gibiydi.

çatı, yunus ve kediler adlı öyküler diğer öykülere göre daha farklı bulduğum öykülerdi.

seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


sonsuz bir gülünçlüğün ortasındaydı.

yani annemi hatırlamamaya imkân var mı?

işte ölümü gömdük.
sanki hiç olmayacakmış gibi.

ölümü sabaha rağmen sürdürebiliyordu. bunu yeryü­zünde sadece o yapabiliyordu.

gözleri gözlerime bakıyordu.
yabansı, soluk, anlaşılmaz.

kim bilir belki de onun öleceğini kabul etmek istemiyordum.
ama bu gün gibi apaçıktı.

kendini ölüme hazırladığı gündü —

görünmeyeni kim susturabilir?

devamını gör...

etkileyici sözler

" ne yaşarsanız yaşayın; birine en son davranış şekliniz, onda bıraktığınız tek fotoğraftır. "

t.s. eliot
devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

" hep yeni bir şey aradım.
her kar yağışta buldum sanırdım...
"

melih cevdet anday
ölümsüzlük ardında gılgamış
devamını gör...

ideal hafta sonu kahvaltısı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kapılar (kısa film)

* esas adı kapı olsa da kapı adında bir kısa film başlığı daha olduğu için mecburen kapılar olarak değiştirilmek durumunda kalınmıştır.

senaryosu alper enes kaftancı tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilmiş iken 2024 yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir marangozun hikâyesi konu ediniliyor.

genç bir marangoz işçisinin çalışmakta olduğu görülüyor, bir kapı inşa etmiş ve kapı henüz takılmadığı için orada duruyor, derken kapı yere düşüyor ve kapıyı kaldırdıktan sonra sürreal şeyler yaşanıyor.

genç adam sorunun ne olduğunu anlamaya çalışırken kapı onu içeri çekiyor ve genç adam hiç bilmediği bir göl kenarına ışınlanıyor.

yaşadığı durumun gerçekliğini sorgulamaya başlıyor ama belki de bütün bunlar bir rüyadır, yaşadığımız her şeyin aslında bir rüya olma ihtimâlinin olduğu gibi.

benim için etkileyici sayılabilecek bir kısa filmdi.

kapı belki de bir metafordu, insanın kendini ve hayatını adadığı şeyler, insanlardı, en çok odaklandığı gerçeklikti,
kendini kaptırdığı ve daha sonra ise geriye dönmenin, eskisi gibi olmanın imkânsızlığıydı.

kapı belki de hayatta aldığımız kararların bir nişânesiydi, eşiğinden geçtikten sonra bir daha eski yere dönemediğimiz zamanlardı.

mecâzen, insanın geçtiği eşiklerden ve aldığı kritik kararlardan sonra bir daha eskisi gibi olamama ihtimâli üzerine düşündüren bir kısa filmdi.

aldığın en büyük karar neydi?
hangi karardan sonra bir daha eski sen olamadın?


izlerken düşündüğüm sorulardandı.

devamını gör...

sohbetinden keyif aldığınız ama artık hayatınızda olmayan insanların bıraktığı anılar

beni rüyalarında gördükleri zaman ne hissettiklerini merak ediyorum bazen.

cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğim.
devamını gör...

eve gidince ara

senaryosu canberk seçal tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; başrolde ise yönetmenin kendisi, canberk seçal ve ayşegül erçin rol almakta iken filmimiz 2024 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sevgililik dönemlerinin başlarında olduğu görülen çiftten birisinin "eve gidince ara " denmesine rağmen aramamasını ve kayıplara karışmasını konu ediniyor.

çiftimiz bir kafede oturur iken genç kadının öksürmeye başladığı görülüyor, sevgilisi ise ona boğaz ağrısına iyi gelecek tavsiyelerde bulunuyor, daha sonra ise durakta ayrılıyorlar, bunun bir son olabileceğinin ayrımında değillerdir, nasılsa birbirlerini eve gidince arayacaklardır.

genç kadın evinin yakınlarda olduğunu ve eve bırakmasına gerek olmadığını, eczaneye uğrayıp ilacını alacağını söyledikten sonra ansızın yok olur.

sevgilisi ise attığı hiçbir mesaja cevap alamaz, mesajlar iletilmemiştir bile, hızla o durağa geri döner, eczaneyi bulur ama kâr etmez, sevgilisinin tokasını yerde bulur, genç kadın hiçbir yerde yoktur...

yeni sevgili olduklarını ve birbirlerini daha çok iyi tanımadıkları için kızın adresini bilmemesi ve evine gidememesi normaldir.
evine gitmeyi akıl edemediğinden değildir eve gitmemesi, bazen aşık olduğun insanın adresini bile bilemezsin, film bunu da hatırlatır.

sahici bulduğum bir kısa filmdi.

bu kısa filmin bana düşündürdüğü en önemli şey şu oldu;

ölüm olmadan yitirdiğin insanı daha iyi tanısaydın, çok iyi tanısaydın, yine de onu kaybeder miydin?

devamını gör...

disiplinli güzel günler

" ama bir adı unutmak,
o insanı unutmaya yetmez.

her şey orada, mezarda duruyor.
"

1940 doğumlu isviçreli yazar fleur jaeggy imzalı eser; roman türünde yer almakta iken ilk olarak 1989 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

kitabımız türkçe'ye ise şemsa gezgin tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 2019 yılında yapılmıştır.

kitabımız isviçre'nin appenzell adlı kentinde yer alan bir yatılı okuldaki birkaç öğrencinin hayat tarafından kesişen yollarını, aralarındaki bağı, yakınlığı ve uzaklığı, kısacası disiplinli güzel günleri konu ediniyor.

anlatıcı karakterimiz belki de yıllar sonra o günleri anımsıyordur...

kitabın anlatıcı konumundaki kişi ise bu okulda okuyan 14 yaşlarında genç bir kız,
gözlem yapmayı seven, iç dünyası oldukça keskin, bakış açısı etkileyici biri, algıladıklarını yansıtma biçimi oldukça iyi duruyor.

frederique adlı arkadaşından hoşlanmaya başlıyor ama frederique her şeyiyle herkesten farklı, sanki erişilemez, dokunulamaz, disiplinli, diğer kızlara göre katı biri, aralarındaki gerilim, bağ, tuhaf dostluk ve kaçınılmaz sonlar ile kitabımız sona doğru yaklaşıyor...

yatılı okul yaşamını, benliğini fark etme çabasını, arkadaşlıkları, birine hem yakın hem uzak olmayı, disiplinli bir süreçten geriye kalanları oldukça etkili bir anlatım tarzı ile aktarıyor fleur jaeggy

sıklıkla katı bir anlatım söz konusu,
bu belki de yatılı okul atmosferini yaşatmak, hissettirmek içindir, ruhsuzluğu, ölüm soğukluğunu, yıkımı da hissettiren bir kitaptı.

kitapta beni en çok etkileyen şey şu oldu,
anlatıcı karakter arkadaş olsalar da frederique'ye fazla dokunabilen biri değildir, bir gün frederique ailevi bir nedenden ötürü ebediyen gitmek zorunda kalır ve anlatıcı karakter yaşamındaki en önemli kişiye çok az dokunabilmiş, en sevdiği insana bir daha dokunamayacak olmanın acısını da yüreğinde hissetmiştir.

bittiğinde boşluğa düşüren bir kitaptı...

seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aydede

senaryosu abdurrahman öner tarafından yazılan ve yönetmen koltuğunda da aynı ismin oturduğu 2018 yapımlı türk filmi;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

başrolde ezgi mola ve çocuk oyuncu bilal zeynel çelik rol almış iken kadroda ise, mehmet özgür, ayşenil şamlıoğlu, nalan kuruçim, reha özcan, emirhan ateş, banu fotocan gibi oyuncular yer almaktadır.

ölen dedesinin aya gittiğine ve artık aydede olduğuna inandırılan bekir adlı bir çocuğun para biriktirip bisiklet aldıktan sonra bu bisikletle aya gitme hayalleri kurmasını ve annesinin bu süreçte yaşadığı zorlukları konu ediniyor.

bekir'in babası ise yıllar önce ölmüş.

filmimiz bir defin töreni ile başlıyor,
bekir'in dedesini defnettikleri görülüyor, baş sağlığı dileklerinin ardından herkes kendi yaşamına devam ediyor,
bekir dedesinin öldüğünü bilse de bir gün geri geleceğine inanıyor, annesi rabia ona dedesinin artık bir aydede olduğunu, onları her zaman izleyeceğini söylüyor.

biraz yaramaz bir çocuk olan bekir annesinin söylediklerine inanıyor ve aya gitmek için bisiklet alma hayalleri kuruyor, sınıf arkadaşı hasan ile hurda, kart ve gazoz kapağı gibi şeyler satmaya başlıyorlar.

bütün bunlar olurken annesi rabia'nın hayatı da zorlaşıyor, ablası ve eniştesi daha 40 gün olmadan miras peşine düşüyor ve rabia'nın babasından kalan tuhafiye dükkanı ile ev onlara kalıyor,
rabia dünyası başına yıkılmış bir halde olsa da oğlu için her zorluğa dayanıyor.

bu arada ise kaportacı osman'a karşı hisler beslemeye başlıyor, onun da karısı yok, kaportacı osman genç kadının kendisine hisler beslediğini hisseder gibi olsa da ona " bacım " diyor...

genç bir annenin çetin hayat mücadelesini,
bekir'in başından geçenleri, yalnızlığı ve yoksulluğu, evladın için yaşamayı, hayatın zorluklarını ve küçük bir çocuğun imkânsız hayallerine ulaşma çabasını yansıtıyor filmimiz biraz da.

kişinin kendi çocukluğuna dair izler bulabileceği bir filmdi benim için.

ezgi mola'nın oyunculuğu bence iyiydi, ayrıca bekir'in performansı da fena değildi.

genel olarak sevdiğim bir film oldu.

ezgi mola'nın ağlayarak bulaşık yıkadığı sahnede biraz içim sızlamış olabilir,
oğlu ona kötü sözler söyledikten sonra ağlayarak bulaşık yıkaması etkileyiciydi.

ana fikir ise bence şuydu;

hayallerinden hiçbir zaman vazgeçme...
devamını gör...

aileden birinin ölmesiyle gelen boşluk hissi

hiçbir zaman, hiçbir şeyle geçmeyecek olan bir acı kalır geride, hayat bana bu kadarını yapmaz desen de nâfile, her başlangıcın bir bitişi olsa da böyle bittiğine inanamazsın.

evin anlamını yitirir, mutluluklar yitip gidenle birlikte geçmişte kalmıştır, içinde artık onun olmadığı bir dünyada mutlu olmak da imkânsızlaşacaktır, en büyük mutluluk kaynağının o olduğunu onu yitirince anlarsın.

bazen artık hayatta olmadığını unutup ona seslenirsin birden, cevap verecek, yaşıyor sanırsın ama artık sadece rüyalarında yaşar o...

boşluk hiç geçmez, acı eksilmez, gözyaşı dâima oradadır, anılar, her şey oradadır, yüreğinde.

fark etmez, sen artık hatırlayamasan bile...

sevdiklerinize, annenize sıkıca sarılın, benim yerime de....

ben bayramda mezarına sarılacağım...
devamını gör...

yeni şiirler 1958

" beni eski bir tanıdık diye hatırla. "

onlarca şairin şiirlerinden derlenen ve varlık yayınları tarafından basılan 112 sayfalık eser; kitabımızın 1957 yılında basıldığı bilgisi verilmiştir.

kitapta yer alan bazı isimler şöyle;

cahit külebi, ceyhun atuf kansu, türkan ildeniz, nahit ulvi akgün, hilmi özgen, gülşen ergüden, yavuz bülent bakiler ve onlarca şair daha...

şimdi ise kitabımıza geçebiliriz;

bir iki istisnâ hâricinde neredeyse her şairin yalnızca 1 şiiri yer alıyor kitapta, o seçilen tek 1 şiir belki de onların bütün hayatlarını özetler ya da yansıtır nitelikte şiirlerdir denilebilir.

kitapta yer alan bazı şairleri daha önce okumuşluğum vardı ama ilk defa gördüğüm ve adı az bilinen şairlerle de karşılaştım ve tanımaktan memnun oldum.

kitaptaki her şiir farklı bir insanın eteğinden döküldüğü için hepsi birbirinden farklı, farklı duygular, farklı konular, hepsini bir çatı altında toplamak zor olabilir ama benim için zor değil.

hayatın yükünü, keskin zamanlarında hissedilen duyguları, aşkları, aşkların bitiminde çöreklenen ayrılıkları, yalnızlıkları, uzaklıkları ve uzaklaşanları, silinenleri, yokluğuna inanamamaları, anılarda kalanları, aynı insanı her gün yeniden kaybetmeyi, artık yalnızca düşte kalanları ve bir düş olanları, hayatın hüznünü yansıtan şiirlerdi sıklıkla.

etkilendiğim dizeler de oldu, güldüğüm dizeler de, belki de hayat biraz da böyledir,
her duygu bir aradadır.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ne kaldı o düşten, söyle.

şimdi uzak ama, hatırlar mısın?

düşlerde öyle gerçek ki gerçek bildiğin.

beni eski bir tanıdık diye hatırla.

bana sevgiyi öğrettin, yalnızlığı.

öyle zor ki yokluğuna inanmak.

sil yarını bugünden.

yaşayacak aşkımız, biz ölsek bile.

tanımazsınız, görür de bakmazsınız bana.

dinini seversen eğlenme benimle
ölüyorum.

ansızın nasıl ölünür
ah bilsem.

sen olmadan güzel değil yaşamak.

seni her gün yeni baştan kaybedeceğim.

kendimi bildim bileli sanki yanımdasın.
tenin uzaklaşsa bile anılarımdasın.

gün ağarana dek
evren senin.

gözlerini bir daha göremeyeceğim.

gece gündüz yoktu artık
belli değildi zaman...

devamını gör...

güne iki kedi bırak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evimi özledim

orhan kemancıoğlu tarafından senaryosu yazılmış ve fırat gümüştekin tarafından yönetilen kısa film;
senaristin kendisi rol almış iken 2025 yılının son günlerinde yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

evsiz bir adamın içinde olduğu yalnızlığı konu edinir iken aynı zamanda ev ve aidiyetlik kavramları üzerine düşündürüyor.

genç sayılabilecek adamın hayatında iş yok, eş yok, aş yok, olsaydı yine aynı göçebe hayatı mı yaşardı yoksa her şey aynı mı kalırdı, bu bilinmez.

biraz ekmek ve tek dal sigaradan başka bir şeyi olmadığı görülüyor, tabii dâimi yalnızlığı da var, her yere kendisiyle gelen, hep sırtında olan, belki de mezara kadar kendisiyle gelecek olan.

filmimiz ev neresidir, ev yoksa bir insan ya da bir his midir? soruları üzerine düşündürüyor, bir ekmeğin tadı ile hüzünlenip belki de çocukluğunu hatırlayan bu genç adam üzerinden yalnızlık ve aidiyet kavramları üzerinde düşünmeye sevk ediyor.

ev belki de insanın en mutlu olduğu yerdir, en mutlu olduğu insandır, en sevdiği şarkıdır, en sevdiği kitaptır, en sevdiği herhangi bir şeydir, insanın hikâyenin sonunda her zaman eve dönmesi gibi, ev de her şeyin sonunda yine döndüğü şeydir, evindeymiş hissi veren şeyler olarak nitelendirdiğimiz şeyler de evin yerine geçebilir...

evin neresidir, bırakıp gittiğin mi,
bırakıp gidemediğin mi?


devamını gör...

halil cibran

1883/ 1931 yılları arasında yaşayan lübnan asıllı amerikalı yazar, şair ve filozof olarak tanınır; kitapları çok sayıda dile de çevrilmiş ve 48 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
en bilinen kitapları

ermiş (kitap)
kum ve köpük
kırık kanatlar
deli (halil cibran)
aforizmalar (halil cibran)
aşk mektupları (halil cibran)

devamını gör...

ölümden daha beter olan şeyler

içindeki acıyı anlatamadan ölmek.

ölüm bu gerçekliğin yanında cılız kalır.
devamını gör...

limon (kısa film)

ece akın tarafından yönetilen kısa film; senaryo bilgisi verilmemiş ve geçen sene yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

boynundaki steteskop ile doktor veya hemşire olduğu izlenimi veren genç bir kadının bir çöp tenekesinin yanında bulduğu limon ağacı sayesinde hayatlarında yaşanan kırılma noktalarını konu ediniyor.

genç kadın annesiyle yaşıyor ve ilk maaşını almış o gün, annesini sevindirmek istiyor, limon ağacına da annesinin iyi bakacağını, onu yeniden canlandıracağını düşünüyor, bu sevimli limon ağacı ise genç kadının annesine mâzisinden üzücü bir anıyı hatırlatıyor.

kızına hamile olduğu günlerde limon aşermiş ve sırf bir limon için de markete gitmek istememiş, komşusundan istemeye gidiyor, komşusu ise ona o limonu vermemek için limona iğne batırıyor, " bak ne kadar susuz bir limon, sana veremem, " demek istiyor.

daha sonra ise eskiyi hatırlamayı bırakıp şimdiye dönüyor ama içinde bir burukluk olarak kalmış o limon, limon işin bahanesi belki de aslında, esas zoruna giden şey limonu vermemesi değil de, ona sahip olduğu halde vermemesi.

sonrasında ise genç kız annesine limonu vermeyen o kadının evini buluyor, aynı yerde yaşadığı için bulmak zor olmuyor, limonu esirgeyen zâlim kadını ise küçük bir sürpriz bekliyor...

benim için farklı bir kısa filmdi.

limon aslında bir metafor da olabilir,
ihtiyaç duyduğun anda senden esirgenen her şey senin içinde ukde kalır, kalacaktır, sahip olmadığı için vermeyenin başının üstünde yeri vardır ama seni en zor durumunda ihtiyaç duyduğun şeyden mahrum bırakan, işte onu affetmek zaman alacaktır.

ana fikir bence şuydu;

önemli olan iş işten geçtikten sonra paylaşmak değil, zamanında, zor zamanda paylaşabilmektir, hayatta hiçbir pişmanlığın telafisi yoktur çünkü zaman geri alınamıyor...

devamını gör...

alınyazısı saati

" kaybettinse,
zırhsız savaştığından kaybettin.
"

1933/ 2021 yılları arasında yaşayan türk şair, yazar sezai karakoç imzalı 64 sayfalık eser; şiir türünde yer alır iken ilk olarak 1989 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiştir.

monna rosa
leyla ile mecnun (kitap)
ateş dansı adlı eserlerinden sonra kendisinden okuduğum son kitap bu oldu.

sezai karakoç'un şiiri ve şiir anlayışı metafizik şiir olarak da adlandırılmıştır.

okuduğum tüm kitaplarından yola çıkarak ben de bu görüşe katıldığımı söyleyebilirim,
maddenin ötesini ve mânâyı esas alan şiirler olduğunu kendi adıma söylemem mümkün olacaktır.

bu kitabındaki şiirlerinde ise kitabın adının alınyazısı saati olmasına binâen, şairin kendi alınyazısını düşünme saatlerinde yazılmış şiirler olduğu izlenimi uyandırıyor.

dünyanın yıkılmış bir yer olduğunu, barışın artık mümkün olmadığını ya da olamayacağını hissettiriyor kimi şiirinde, batının aleyhine işleyen şiirler olduğu da bazı örneklerde görülmektedir.

yıkımları, ölümü, göçü, dünyayla savaşmayı,
yenilgiyi, mücadeleyi, hayatın aslında bir yalan, asıl hayatın ölümden sonra başlama ihtimâli üzerinde duran ve yansıtan şiirlerdi benim için.

sezai karakoç her kitabında insanı etkiliyor, düşündürüyor, yalın gibi gözüken ama çabucak etkisi altına alan bir şiirle karşımıza çıkıyor.

kitabın en can alıcı sözü bence
" ölümden dönmekten daha zor ama vârolmanın tek şartı,
kaderin kaderle çarpışması
sözü oldu.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


hüküm ki;
haksız yere bir insanı öldüren,
bütün insanlığı öldürmüş gibidir.

niçin göçtün benden?
ve nereye?

devrilen her taş benim taşım
yıkılan her ev benim
benden yıkılıyor hepsi, ben yıkılıyorum
yıkılan benim.

ağlama ve dayan sabah yıldızı
kalbin durabilir sonra.

bir kalb duracaksa
o benim kalbim olsun
sınırları belli insan ömrünün çünkü
ama senin yaşını
ölüm saatini kim bilebilir
şânı yüce
tanrı'dan başka?


bir kurşun senin de yüzünü sıyırmıştır.

hayatın yükünü kim taşıyabilir?

hep cehennemlerden gözlüyoruz cennetimizi.

mucize muştusuyla
yüreğim yırtılıyor.

madde dönüşür binbir şeye
ama ruh kaybolmaz
altın madeni gibi pırıl pırıl kalır
ve solmaz...

gerçeği koğaladım
hayal meyal görünen kelimeler arkasında.


savaşabilirim bugün bütün dünyayla
gerekirse.


kaybettinse
zırhsız savaştığın için kaybettin.

hayat dediğiniz ölüm
ölüm sandığınız gerçek hayat.

ölümden dönmekten daha zor ama
vârolmanın tek şartı
kaderin kaderle çarpışması.

-tanrı boş yere bir şey yaratmamıştır.

devamını gör...

maurizio maggiani

1951 doğumlu italyan yazar ve gazeteci olarak bilinir; yazar olmadan önce farklı meslekler de yaptığı bilinir iken yayınlanmış çok sayıda kitabı bulunmaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

türkçe'ye çevrilen eserleri

çöl kitabı


benim de bir yaşamım var, en azından bir yaşamım oldu.

belki fazla ilginç değildi ama bir anlamı vardı.

devamını gör...

ariana harwicz

1977 doğumlu arjantinli yazar olarak tanınıyor olmasının yanı sıra senarist ve belgesel yapımcısı olduğu da bilinmekte iken kitaplarının farklı dillere çevrildiği de bilinmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

türkçe'ye çevrilen kitabı

geber aşkım


yazmanın yahut kendimi pencereden atmanın hayatım üzerinde ne gibi hafifletici etkileri olabileceğini düşünüyorum.
devamını gör...

sihirli annem hepimiz biriz

" ayrılıklar bir yanılsamadır... "

filmde geçen bir replik.

senaryosu gamze özer ile arzu yurtseven tarafından yazılan ve mustafa kotan tarafından yönetilen türk filmi; 2025 yılında vizyona girmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

başrolde inci türkay, şahap sayılgan, nevra serezli, kutsi, gül onat, zeynep özkaya, buğra özmüldür, gizem güven, jennifer boyner, jess molho gibi oyuncular rol almaktadır.

betüş ve ailesinin gogo adlı kötü peri ile imtihanı konu edinilmektedir.

aradan yıllar geçmiş ve herkes değişmiş, herkesin hayatı da zamanla birlikte değişmiştir, betüş ve sadık çocuklarını büyütmüş, hepsi birer yetişkin olmuştur, hatta torunları da vardır.

bir gün dudu'nun kardeşi gogo onların hayatına ansızın girer ve yaşadıkları yüzünden perilerden intikam almak ister, tek isteği onları sihirsiz bırakmak, cezalandırmaktır.

ayrıca onların peri olduğunu da, fâni olan ailelerine açıklamak ve onları çaresiz bırakmayı da ister.

perilerin gogo ile mücadelesidir film boyu süregelen, bunun yanı sıra başka konu ve duygulara da odaklanır film, evrende hiçbir şey yok olmaz, her şey birbiriyle ilgilidir ve hepimiz aslında biriz fikri öne çıkar bazı bazı.

eda bir peri olsa da hayatını kaybetmiştir, onun ölümünden dolayı da filmde böyle bir sözün geçtiği düşünülebilir,
dudu'nun ayrılıklar yanılsamadır repliği de filmde eskiden yer alıp gerçek hayatta hayatını kaybeden oyuncular için söylenmiş gibidir.

bu sözün artık hayatımızda fiziksel olarak vâr olmayan bütün sevdiklerimiz için kullanılabilmesi de mümkündür çünkü gerçekten de ayrılıklar yanılsamadır...

sırf bu replik için bile üzerine yazılmaya değer bir filmdi.

filmde mantık hataları yok değildi, 23 yıl önceki o sıcaklık artık yoktu, mekânlar gerçek olduğu halde yapay gibi durmakla birlikte, oyunculuklar normal düzeydeydi.

zamanın ne kadar acımasız olduğunu oyuncuların fiziksel değişimi ile bir kez daha hatırlatan bir filmdi.

filmde defne joy foster'ın anısına yer verilmesi etkileyici ve hüzünlüydü.

dudu perinin de dediği gibi;
ayrılıklar yanılsamadır, sevdiklerimizin bedenleri nerede olursa olsun kalpleri ve ruhları aslında hep bizimledir.

ölene kadar hem de...
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim