son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 217387 tanım: 44530 başlık: 14147 apolet: 7 takipçi: 791

son tanımları


müzik kutusu (kısa film)

senaryosu tolga taş tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen 13 dakikalık kısa film; oyuncu kadrosunda, aziz ali uyar, şahin kavsara, furkan kasalak, berkecan karatepe gibi isimler yer almakta iken geçtiğimiz ocak ayında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bedelini alın teriyle ödemediğin hiçbir şey tam anlamıyla sana ait değildir, emek vermeden sahip olduğun hiçbir şey sana gerçek bir mutluluk veremez ana fikrinin çıkarılabileceği bir kısa filmdi.

müzik mağazasında görmüş olduğu müzik kutusuna sahip olmak isteyen bir çocuğun hayalleri üzerinden insanın kendi hayallerini sorgulamasını sağlayan bir kısa filmdi benim için.

çocuğun evsiz olduğu ve dilenmekten başka çaresinin olmadığı görülüyor, o müzik kutusunu sık sık ziyâret ediyor, hayaline dokunuyor ama ona erişemiyor, bu durum da insanın hayallerinin aynı anda hem ne kadar yakın hem de ne kadar uzak olabildiğini hatırlatıyor, üstelik hissettiriyor.

mutluluğunu o müzik kutusunun varlığı üzerine temellendirmiş olduğunu hissettiriyor, o müzik kutusu bence bir metafordu da, gerçekleşmesi imkânsız görünen bir hayalin simgesi niteliğindeydi bence biraz da, olmasa da yaşayabileceğin ama yokluğu seni üzen bir insan, bir varlık olabilirdi, yitirmek istemediğin herhangi bir insan ya da nesne.

çocuğun bu müzik kutusuna emek vermeden sahip olmak istemediği görülüyor, ona sahip olmak için mendil satıyor, bir gün hırsızlık yapmayı bile aklından geçiriyor, az daha müzik kutusunu alıp mağazadan çıkacaktı ama vicdanı onu durduruyor.

sonrasında ise müzik kutusu hayalinin gerçek olup olmadığını görmemiz ile filmin sonuna doğru yaklaşıyoruz...

konu açısından fazla kapsamlı bir kısa film değildi belki ama hayal ve emek üzerine düşündüren bir yanı da yok değildi neticede.

ana fikir ise bence şöyleydi;

emek vermeden sahip olduğun hiçbir şeyin bir değeri yoktur, olamaz, yalnızca uğruna bedel ödediğin, emek verdiğin şeyler sana ait olabilir, hayal kurmak çok güzeldir ama her hayal gerçekleşemez dünyada, gerçekleşmemesi dünyanı yıkmasın.

hayallerin hayal olarak kalmaması için emek vermekten başka çare yok...


devamını gör...

geceye bir kitaptan alıntı bırak


biraz önce dışarı çıktım, yürüdüm, denize baktım.

pek o kadar hüzün vermedi bana,
artık çıkıp gideceğim bu dünya.


oruç aruoba
zilif
devamını gör...

eflin

bir kız ismi olmasının yanı sıra burak berke erdem tarafından senaryosu yazılan ve yönetilen kısa film; kadrosunda ise hilal çelebi, fatma okuyan, yağmur ergu, ömer dağtekin, erman adsız, siyami çetin gibi isimler rol almış iken film ise 2019 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

film hakkında yazmadan evvel eflin isminin anlamına baktım ve anlam konusunda neredeyse mutâbık olunan anlam şu; "cennetin kapısı,
cennete açılan kapı
"

bu anlamı filmin içeriğiyle bağdaştırma çabasına giriştiğimde ise filme bu adın öylesine verilmemiş olduğu görülüyor.

bir iç savaştan kaçıp izmir'e göç eden çekirdek ailenin hayatta kalma mücadelesi göze çarpıyor, bırakmak zorunda kaldıkları toprak belki de onların cennetiydi ama savaş bu cenneti cehenneme çevirdi, yeniden cenneti bulma ümidiyle gitmek zorunda kaldılar, eflini, mecâzen cennete açılan yolu bulabilmek için...

filmin başlarında küçük bir kız çocuğunun resim yaptığı ve annesiyle mutlu olduğu görülüyor, radyodan ise kara haberler duyuluyor, daha sonra ailece gitmek zorunda oldukları görülüyor, gittikleri yerde tutunabilecekler mi, her şey daha güzel olacak mı, insanın cenneti nerededir, gibi sorular üzerine düşündürüyor.

daha sonra ise annenin ve küçük kızının dilenmek zorunda kaldığını görüyoruz, küçük kızın mutlu olduğu coğrafyada onu mutlu eden en büyük şey resim yapmaktı belki de, onun bu arzusundan içinde olduğu koşullar ne olursa olsun vazgeçmediğini görmemiz ile filmimiz farklı bir boyut kazanıyor.

insanı en çok mutlu eden şeyin onun cenneti olma ihtimâli üzerinde durmamak galiba olanaksız.

filmimizin can alıcı diğer noktasına değinmek gerekirse, küçük kızın paylaşımcı yanı fedâkâr olabilmenin önemini hatırlatıyor, sahip olduğun değerli bir şeyden, ona ihtiyacı olan başka bir insan olduğu zaman, vazgeçebilecek misin? film bize kendimize bu soruyu sormamızı istiyor belki de.

konu açısından özgün sayılabilecek nitelikte bulduğum bir kısa filmdi.

insanı gittiği yerde nelerin beklediğini bilmenin bazen olanaksız olduğunu düşündüren bir kısa filmdi biraz da, yeni hayaller umuduyla göçmüş bir ailenin hayatından trajik bir yansıma niteliğindeydi.

ana fikir ise bence şöyleydi;

hayallerin, içine doğduğun coğrafyaya göre şekil almak zorunda değil, gerçekler değişebilir, koşullar değişebilir, en büyüleyici ve en korkunç kısmı ise, sen değişebilirsin ama hayallerinden vazgeçmek zorunda da değilsin.

cennet'e açılan kapı güzel hayallerde saklı olabilir...

hayallerin sahip olduğun en değerli hazinendir...


devamını gör...

ihtimal (kısa film)

senaryosu ibrahim amara tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; kadrosunda ise bura hanzorlu, elif tiryaki, adnan assadi, mehmet bal gibi isimler rol almış iken film ise 9 gün önce yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

filmimiz bize ihtimâller, gerçekler ve kader ile ilgili düşündürücü bir hikâye sunuyor, ihtimâller gerçekleşmemiş olsaydı şimdi nasıl bir hayatımız olurdu sorusu üzerine etkileyici bir film olduğu görülüyor.

konusu kader ve zamanla ilgili olan kısa filmleri galiba biraz fazla seviyorum ve bu kısa film de onlardan biri oldu benim için, insan kaçınılmaz olarak kendi ihtimâllerini, tesadüflerini ve kaderini düşünüyor çünkü izlerken.

matt haig imzalı gece yarısı kütüphanesi kitabını da hatırlatıyor bu konudaki şeyler, insanın seçimleri, kararları ve vazgeçişleri hayatını, diğer hayatları nasıl da etkiliyor, insan bazen yaşaması mümkün iken yaşayamadığı hayatı ne kadar düşünüyor, özlüyor veya arıyor.

birden fazla hayat yaşama şansın olsaydı hayatında neleri değiştirirdin, mutlu olur muydun, gibi sorular üzerine düşündürüyor.

tesadüfen tanışan bir genç kız ile bir genç adamın kesişen yollarının bir rüya mı yoksa bir anı mı yoksa ihtimâl mi olduğunu sorgulatıyor filmimiz.

tanışmaları onlarda bir kapı aralıyor sohbet ederken, ihtimâller mümkün olmasaydı hiçbir zaman tanışamayacaklarını fark ediyorlar ve bütün bu serüvenin bir rüya mı yoksa bir gerçeklik mi olduğu sorusuyla baş başa bırakıyor film bizi.

konu açısından etkileyici sayılabilecek bir kısa filmdi benim için.

insanın kaderini ihtimâller mi belirler yoksa vazgeçişleri mi? sorusu üzerine düşündürüyor...

devamını gör...

sanat eserinin analizi

diego salac imzası taşıdığı bilgisi verilen ve " insanlar gider, anılar kalır " sözü ile paylaşılan görsel çalışma;
sanat eseri kategorisinde değerlendirilemese de üzerinde düşünmeye değer bir görsel olduğuna bahse girerim.

bu çalışmayı ilk görüşüm değil, başlıktaki tanımlarıma göz atarken yeniden denk geldim ve bu resim insana bir şeyler düşündürüyor, sevdiklerine dair, kaybedeceğini düşünmez iken kaybettiklerine dair, yitip giden sevdiklerine dair, ölümlerle ya da ayrılıklara yitirdiği insanlara dair...

baktığında o insanın yerinde onun yokluğunu görmek tahammül edilebilir bir şey değildir...

resimdeki göze baktığımızda kılcal damarların anıları betimleme çabasında olduğu görülüyor, insanın baktığı her yerde anılarının olduğunu hatırlatır iken şu sorular üzerinde düşünmeye sevk ediyor;

eğer hayat bizden sevdiklerimizi almasaydı onların bizim için ne kadar değerli olduklarını bilebilir miydik yine de?

anıların insana acı verme nedeni o anıların bir daha yaşanmayacak olması mıdır?


geri dönmemek o insandan beklemediğin tek şey miydi?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görsel kaynak
devamını gör...

insanın saçını ağartan şeyler

kabullenmek.
devamını gör...

küçük iskender

bugün doğum günün eşsiz insan.

bilirsin, artık yaşamayanın doğum gününü kutlamak istemek kadar zoru yoktur, kutlamak istersin ama o artık yoktur. kaybetmek insana her zaman güzel bir rüyadan uyanmak kadar acı veriyor.

ama bil ki ölürse tenler ölür,
canlar ölesi değil...


doğum günün kutlu olsun güzel insan...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


özlemek,
unutulmak ile hatırlanılmak arasında
bir ara istasyondur.


çığlık çığlığa koşarak
bir iki teselli yürür ömürlere
rakının tadı küflenir çürür bir iki ışık ağlar bir iki yalnızın ismi okunur topraktan senden hâlâ bir haber yoktur
insan üzülmeye görsün
ona hayat hep suçluluktur...

küçük iskender
sarı şey
devamını gör...

aforizmalar (friedrich schlegel)

" dehayı herkesten talep etmelisin ama onu kimseden beklememelisin. "

1772/ 1829 yılları arasında yaşayan alman filozof, yazar, şair ve eleştirmen karl wilhelm friedrich schlegel imzalı 90 sayfalık eser; özgün adı kritische fragmente olan kitabı dilimize ise kerem duymuş çevirmiş, türkçe baskısı 2018 yılında yapılmıştır.

kitabımızın alt başlığındaki adı ise eleştirel fragmanlar/ felsefi aforizmalar olarak karşımıza çıkmaktadır.

* karakter sayısı uzun olabilir ihtimâli nedeniyle kitabın başlığı daha sade bir biçimde açılmak durumunda kalınılmıştır.

nâçizâne okuduğum diğer aforizma türünde yer alan eserlerden biraz farklı bir kitaptı benim için, daha katmanlı, daha felsefik, duygudan ziyâde rasyonelliğin hüküm sürdüğü bir anlatım söz konusuydu, hayattan ziyâde felsefenin ve edebiyatın odak noktasında olduğu bir kitaptı benim için, yine de hayatı yansıtan aforizmaların daha fazla olmasını dilerdim.

yazarın bu kitabında üzerine düşündüğü bâzı konu ve kavramlara örnek vermek gerekirse; sanat, sanatçı, şiir ve bütünlük, gerçek şiir, edebiyat, sanatta eleştiri, tin, ironi ve paradoks, sanat ve doğa kavramları bence örnek verilmeye uygun olabilir.

bunun yanı sıra edebiyatı ilgilendirdiği gibi edebiyattan bağımsız da düşünülebilecek birkaç konu üzerine fikirle de karşımıza çıkıyor schlegel, kitabımız aforizmalar üzerine odaklanmış olsa da aforizma formundan ziyâde deneme tadı almak da fazlasıyla mümkündü, hem yazıların uzunluğu açısından, hem de konunun ele alınma biçimi bakımından böyle düşünmek de oldukça imkân dâhilinde bence.

sanatçı, sanat, metin, şiir, okur, yapıt- yazar ilgisi, eleştiri, sanatçı için yaratım ve yıkım süreçleri gibi konular üzerine ufuk açıcı bir kitaptı benim için.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sanatçı olarak adlandırdığımız kişilerin çoğu, aslında doğanın sanat eserleridir.

şiirde de hemen her bütün yarım, ayrıca her yarım da aslında bütün olmalıdır.

dehayı herkesten talep etmelisin ama onu kimseden beklememelisin. bir kantçı buna dâhiliğin kategorik zorunluluğu derdi.

klasik bir metin hiçbir zaman tümüyle anlaşılır olmamalıdır.
fakat eğitimliler ve kendini eğitenler daima onlardan daha fazla şey öğrenmek istemelilerdir.

övgü anlamında olduğunda bile tek bir analitik kelime, ilk sıcaklığın alevindeki bu en mükemmel witzig/ nüktedan fikrin parlaklığını ânında söndürebilir.


her şeyin mükemmel, iyi ve güzel olması mümkün değildir, çünkü bu en azından şüphe edilecek kadar olağanüstüdür. sıradanlığın aksiyomu: bizim yanımızda ve bizde olan, her yerde olmalıdır, bu yüzden tümüyle doğaldır.

eleştirmen bir okurdur, geviş getiren.
bu yüzden birden fazla mideye sahip olmalıdır.


en gerekli [çünkü]: kişi kendini kısıtlamadığı her yerde, dünya tarafından kısıtlar, böylece bir hizmetçi olur.

felsefe, mantıki güzellik olarak tanımlamak istediğimiz ironinin gerçek vatanıdır.

ironi, paradoksun formudur.
paradoks, hem iyi hem de büyük olan her şeydir.

en mükemmel romanların birçoğu, deha bireylerin tinsel yaşamının bir ansiklopedisi, bir özetidirler.


eğitimli ve kendini yetiştirmiş her insan, kendi içinde bir roman barındırır;
gelgelelim, onu ifade edip yazması gerekli değildir.

eskiler, şiirsel soyutlamanın ustalarıdırlar. modernlerse daha ziyade şiirsel spekülasyonlara sahiptirler.

şiir yalnızca şiir yoluyla eleştirilebilir.

bir şeyin güzel ya da muazzam olması karşısında hayrete düşmek, sanki başka türlüsü mümkünmüş gibi, kabalıktır.

yıpranmış (abgenutzt) olabilen her şey, başlangıçta aynı [şekilde] düz ya da çarpık değil miydi?



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir eflatun ölüm

1936/ 2011 yılları arasında yaşayan türk şarkıcı ve aynı zamanda oktay sinanoğlu'nun bacısı * esin afşar şarkısı olup aslında behçet aysan tarafından kaleme alınan şiirdir.

sanatçının 1987 yılında yayınlamış olduğu ruhi su'ya türkü adlı albümde yer aldığı bilinmekte iken müziğinin erkan oban imzası taşıdığına dair bilgiler verilmiştir.

gerek sözleri gerekse de müziği ile başlı başına bir müzikâl şölen olduğu görülmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kırgınım, saçılmış bir nar gibiyim
sessiz bir ırmağım geceden
git dersen giderim,
kal dersen kalırım
git dersen kuşlar dönmez,
güz kuşları.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen birşey yok ki
gidip yağmurlara durayım
değişen bir şey yok ki.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip yağmurlara durayım
değişen bir şey yok ki...

söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım
belki de resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun yüreğinde
git dersen giderim.


aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip yağmurlara durayım
değişen bir şey yok ki...



bir eflatun ölüm şiiri
devamını gör...

tarla kuşu (kısa film)

senaryosu nilgün bıyıklı tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen 8 dakikalık kısa film; kadrosunda ise yönetmenin kendisinin yanı sıra, yusuf içen ve aynur akyol gibi isimler rol almış iken film ise 2016 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

babaannesiyle yaşamını sürdüren yusuf adlı küçük bir çocuğun tarla kuşuna olan sevgisinin yanı sıra, arkadaş grubuna alınmak için verdiği mücadele de konu ediniliyor.

babaannesinin kur'an-ı kerim okuduğunu görmemiz ile film başlıyor, torununu uyandırdıktan sonra küçük çocuk yatağının hemen yanında duran kafesteki tarla kuşu ile ilgileniyor, onu kaybetmemek için kuş sesi çıkarmaya çalışıyor, ona benzerse onu yitirmeyeceğini düşünüyor belki de, küçük kuşa yalnız olduğunu hissettirmek için yapıyor da olabilir.

daha sonra onun okuluna gittiği ve derslerine girdiği görülüyor, teneffüslerde ise top oynayan çocuklara bakıp gıpta ediyor, ayakkabısı kötü durumda olduğu için oyuna alınmadığını hissediyor ve ayakkabılarını ilginç bir şekilde onarma yolunu buluyor.

ayakkabılarındaki değişiklik öğretmeninin dikkatini çekiyor ve öğretmeni nedenini merak ediyor.

daha sonra öğrencisinin gururunu kırmamak ve onu sessizlikle kaybetmemek için öğretmen de bir yol buluyor, bulduğu yol ise insanı etkileyebiliyor.

şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

konusunun çok derin olduğunu söylemek belki zor ama bazı konularda insanın kendine sorular sormasını sağlayan bir kısa filmdi, sevdiğimiz bir insanı kaybetmemek için neyi ne kadar fedâ etmeliyiz? sorusu bu sorulara bir örnek verilebilir benim için.

tarla kuşu imgesinin filmde yeterince yansıtılamadığını düşünüyorum, evet bir tarla kuşu vardı ama bazı şeyler birbiriyle daha fazla ilintili olmalıydı.

öğretmenin oyunculuğunu etkileyici buldum, öğretmen ayrıca filmin yönetmenidir de ayrıca.

ana fikir ise bence şöyleydi;

birini kaybetmemek için ona benzemeye başlarsan en sonunda senden geriye bir şey kalmayabilir, karşındaki insan seni sevsin diye onun istediği gibi olmak zorunda değilsin, kendin olmaktan hiçbir zaman vazgeçme...

devamını gör...

uyum (kısa film)

senaryosu hasan ali ceylan tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; oyuncu kadrosunda mücahit ekmekçi, yağmur güney, ege çınar ve fatih uslu gibi isimler rol almış iken film ise 2025 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
taşrâdan kente okul hayatı için göç etmiş halil adlı genç bir üniversite öğrencisinin içinde olduğu kültür karmaşası ve hayatındaki bu kırılma noktasına karşı yaşadığı uyum - uyumsuzluk süreci konu ediniliyor.

filmimizin alt metninde ise aslında kimseye benzememenin yarattığı derin yalnızlık duygusu yer alıyor.

genç adamın köyden hacettepe üniversitesi'nde okumak üzere gelişi ile filmimiz başlıyor, çevresine uyum sağlamakta zorlanıyor, herkes gibi olamıyor, diğer hayatlar ve diğer insanların hayatlarındaki tercihleri olağan karşılaması zor olabiliyor, uyum sağlaması kolay olmayacak gibi görünüyor.

yeni edindiği arkadaşları viski içerken o bu durumdan hoşlanmıyor, bir kızın başka bir kız ile sevgili olmasını absürt karşılıyor, hayatın gerçeklerine adapte olmakta güçlük çekiyor ve yadırgadığı her şey onun yalnızlığına sebep oluyor...

bu kısa film bana nedense makas eller filmini hatırlattı, konu açısından benzerlikler taşıdığını düşünüyorum, bence şu açıdan benzerlik taşıyor; herkesten farklıysan kimseye dokunamazsın, makas eller gibi...

eğer farklıysan yabancılık çekersin, kendine, insanlara, dünyaya, hayata ve vâr olan her şeye...

uyum sağlayamamanın bedeli yalnızlık mıdır?

filmimiz bu soru üzerine düşündürüyor.

konu açısından şapkadan tavşan çıkarmasa da üzerine düşünmeye değer bir kısa film olduğu görülmektedir.

" eğer farklıysan yalnızlığa mâhkum oluyordun " diyen aldous huxley haklı mıydı acaba?



edit; film adı düzeltildi.
devamını gör...

gramsci'nin külleri

" anlatamamak değil ölüm,
ölüm artık anlaşılamamak...
"

sf / 22

1922/ 1975 yılları arasında yaşayan italyan yönetmen, senarist ve şair pier paolo pasolini imzalı 31 sayfalık eser; kitabın ilk olarak 1957 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiş iken dilimize ise rekin teksoy tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 1993 yılında yapılmıştır.

kitabımız adından da tahmin edileceği üzere antonio gramsci'ye adanmış ve viareggio ödülü sahibi olmuştur.

son zamanlarda okuduğum en özgün şiirlerin yer aldığı eserdi, bâzı dizelerinin etkisinde kalmamak imkânsız gibiydi, özellikle de, "ölüm, artık anlaşılamamak" dizesi bence kitabın en can alıcı dizesiydi.

hayatın sarsıcı ve kimi zaman rahatsız edici raddeye varan gerçekliğini kendine özgü bir şiir formuyla yansıtıyor pier paolo pasolini, ölümü, ürpertiyi, yazgıyı, içinde olduğu hissiyatı derinden hissettiren bir şiir hüküm sürüyor.

bir ideolojinin şiirsel yansıması niteliğinde bir eser olduğu da bence söylenebilir.

bunun yanı sıra marilyn monroe için yazılmış bir şiir de var içeriğinde, benim için etkileyici ve özgün bir şiirdi nitekim o da.

tümüyle antonio gramsci ve ideolojisi, varlığı, yaşamı, hâtırası yörüngesinde şekil alan şiirler olduğunu belki kendi adıma söylemem zor, buna rağmen beklentimi karşılayan bir kitap olduğunu söylemem mümkün olacaktır.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yazgılarımız gibi
sevgisiz bir ölüm indiriyor.

yanılgı yaşam demekti daha,
yaşama en azından coşku ekleyen
o italya mayısında gençtin sen.

yoksullar içinde bir yoksul,
bağlandım tıpkı onlar gibi
utanç verici umutlara,
yaşamak için savaşıyorum onlar gibi.

...
ama benim
tarihe sahip olmam gibi
tarih de bana sahip;
aydınlatıyor beni,
ama ışık neye yarar ki?


uzaktaki bu canlılar için
yaşam yalnızca bir ürperti;

yaşam bir uğultu
ve içinde yiten bu insanlar
bile bile yitiriyorlar onu,
yürekleri yaşam dolu:

yaşama bilincinde yüreğimle,
artık arı tutkular üretebilir miyim
tarihimizin bittiğini bilince?


seni ondan, onun dininden ayıran
dev dalgalar vardı
binlerce yıllık yaşamdan yansıyan:

senin dininde yok mu acımanın yeri?

-diri diri ateşe atılmış,
kamyon tekerleri altında kalmış,
bir incir ağacına
asılmış bir kedi gibiyim.


geçmiş dünya ile gelecek dünyadan
yalnızca güzellik kalmıştı geriye,
bir de sen.

ve alıp götürdün güzelliğini.
yitip gitti bir altın zerresi gibi.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanın bakış açısını değiştiren şeyler

empati ve zaman.
devamını gör...

standart (kısa film)

senaryosu ege arzuman, letaif-i söz, mehmet ali can yılmaz, aleyna yalçın, zelal oğuz ve elif tuana akpınar tarafından yazılmış iken yönetmen koltuğunda ise esmanur şahin'in oturduğu kısa film;
kısa bir süre önce yayınlanmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
oyuncu kadrosunda ise yönetmenin kendisi, aysu deniz, münevver mina yentürk, yusuf emre balçık gibi isimler yer almaktadır.

filmimiz bize kendini sevmenin önemi üzerine farklı bir hikâye sunuyor iken aynı zamanda standart estetik algıları, ölçütleri üzerine düşünmeye sevk ediyor.

oyunculuk hayalleri kuran 2 genç kız arkadaşın sohbetleri ile filmimiz başlar, genç kızlardan biri hayallerini kendi dış görünüşü ekseninde inşa eder, güzel olmakla her şeyin mümkün olacağını sanır, güzellik, yakışıklılık ve kısacası dış görünüş gibi etmenler oyunculuk mesleği için kâfi değildir.

bir yapımcıyla ortak tanıdığı olduğu için oyunculuk hayallerine kavuşması zor değildir, rolü alır ve diğer karakteri doğrudan olmasa da dolaylı yoldan küçümsemeye başlar, onun güzel olmadığını iddia etmek ister gibidir, diğer arkadaşı için oyunculuğun kendisi önemli iken kendisi için ise dış görünüş önemlidir.

başvuru yaptığı hiçbir oyunculuk ajansına başvurusu kabul edilmeyen genç kızın değişim süreci başlar, güzel olduğu halde kendinde kusur avına çıkar, zayıf olduğu halde internetten zayıflama hapları sipariş verir, burnunu beğenmez, kilosunu beğenmez, yüzünü beğenmemeye başlar.

kendini sevmek için insanın ille de iyi bir dış görünüşe mi sahip olması gerekir?

sonrasında ise bir cast ajansına yaptığı başvuru için olumlu geri dönüş alır ama işler beklediği gibi gitmeyebilir...

bu kırılma noktası ise onun kendini sevmeye başlamasına vesile olacaktır.

zaten güzel bir genç kızdır ama insanın kendini sevmesi için iyi bir dış görünüş gerekmez, güzel olduğu için değil, her şeyiyle bir bütün olduğu için, kendini her şeyinle sevebilmek gerektiği için kendini sevmeye karar verir ve filmin sonlarına doğru yaklaşılır...

oyunculuk için, sevilmek için iyi bir dış görünüş zorunlu değildir arkadaşlar...

sevilmek için kendinden ödün vermek, bir şeylerden, seni sen yapandan feragat etmek zorunda değilsin, unutma ki senin kusur olarak adlandırdığın bir başka insanın hayali olabilir, sen zayıf olmak istersin, başkası ise kilo almak ister ama alamaz, burnunu kemerli bulabilirsin, karakteristik bir burnun olsun, kime ne zararı var?

ayaklarını büyük bulabilirsin, bir başkasının ayağı bile yoktur belki...

konuyu sadece dış görünüş ile sınırlandırmak gerekmez elbette, seni sen yapan şey kelimelerindir, ruhundur, merhametindir, gülüşündür, kısacası vâroluşundur...

kelimelerinden de vazgeçme, bir başkasında o kelimenin ne kadar iz bırakacağını bilemezsin...

film hakkında yazacaklarım galiba bu kadar.

kendini sev çünkü senden bir tane daha yok...

verdiğin mücadeleyi, buraya kadar nasıl geldiğini, hangi acıdan sağ çıktığını ancak sen bilirsin, bu yüzden kendinle gurur duy...

devamını gör...

mario bellatin

1960 doğumlu meksikalı yazar olarak tanınır iken aynı zamanda teoloji ve senaryo yazarlığı gibi alanlarda eğitim aldığı bilinmektedir.

genç yaşlarından itibaren eserler vermeye devam eden yazarın bir eli yoktur ve bu durum onun yazı yazmasına engel olamamıştır.

dilimize çevrilmiş kitapları da bulunmakta iken yazarın hayatına devam ettiği söylenmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
türkçeye çevrilen kitapları

kahraman köpekler
büyük cam
güzellik salonu
çin daması


neredeyse hepsi çaresizdir ama kimisi her şeye rağmen hâlâ bir umut taşır.
devamını gör...

elena medel

1985 doğumlu ispanyol yazar şair olarak bilinir; kitaplarının pek çok dile çevrildiği bilinmekte iken dilimize çevrilmiş mucizeler adında bir kitabı da vardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


paranın hayatla bir ilgisi olduğu çok açık.

elena medel
mucizeler
devamını gör...

iz bırakan kitap cümleleri


geçmiş, zihnin hâkimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir.

bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise, tesadüfe bağlıdır.

swann'ların tarafı
devamını gör...

takip (kısa film)

senaryosu cennet filiz tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; kadrosunda idil mina yıldırım, andıcan numanoğlu, dise atalan, yağmur ekmen gibi oyuncular rol almış iken film ise 2026 yapımlı olarak karşımıza çıkmaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazen insana en büyük zararı en yakınının, en sevdiğinin verebileceği üzerine farklı bir hikâye sunuyor.

damla yirmili yaşlarının başlarında bir genç kız, üniversite öğrencisi olduğu görülüyor, arkadaş grubu var ve normal bir hayat sürdürüyor, bir gün bir genç onu takip etmeye başlıyor, internetten tanıştığı bu sanal arkadaş aslında onun en yakını olabilir, ona zarar vermeyi amaçlamış, varlığını saplantı hâline getirmiş ve "cehenneme kadar seninle geleceğim" benzeri şeyler söylüyor.

genç kıza farklı bir isim kullanarak ulaşıyor ve genç kız bu durumdan, onun sürekli ilgi bekleyen yanından, özgürlüğüne ket vuran tavrından ve iyi niyetini suistimâl etmesinden rahatsızlık duyup onu engelliyor, onu saplantı hâline getiren bu kişinin onu sevdiğine inanmıyor, bunun bir sevgi değil takıntı olduğunu biliyor.

genç kız onu her adımda takip eden bu kişinin gerçek kimliğini öğreniyor ve filmimiz onların yüzleşmesiyle sona doğru yaklaşıyor.

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi,
açılar ve çekim teknikleri, renkler bence iyiydi.

konusunu olağanüstü bulmasam da kendini izleten bir kısa film oldu.

ana fikir ise bence şöyleydi;

bazen insana hiç kimse zarar veremez, özellikle de en yakınındaki kadar...

hiç kimse seni sana özür borcu olan biri kadar yakından izlemez...


devamını gör...

dik âlâ

" söz gecikir gecikmez ölecektim.. "

kısa bir süre önce hayatını kaybeden 1965 doğumlu türk şair elif sofya imzalı 102 sayfalık eser olup 2014 yılında yayınlanmıştır.

elif sofya'yı pençe (kitap) ve hayhuy (kitap) adlı eserleriyle tanımıştım, beklenmedik ölümü tüm sevenlerini olduğu gibi beni de üzdü, inanmak zordu ama hayat buydu.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

bu kitabı ikinci okuyuşum oldu bu,
şairin hayatını kaybettiğini öğrendikten sonra okumuştum ilk, bugün yeniden okumak istedim.

elif sofya hayatı kendine özgü bir şiirsel yaklaşım ile yansıtıyor bize, kendine özgü bir algılama söz konusu olduğu için üslubu da kendine özgü oluyor nihâyetinde,
bu kitabındaki şiirlerinde de kendine özgü bir şiir lisânının olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

huzursuzluğu, ayrılığı, giderek yabancılaşmayı, bağların koptuğu zamanlarda hissedilen yıkımı, ansızın gelen çıldırma hissini, doğayı, yaşamın vahşi olduğu zamanları kendine özgü bir şiir ile bizlere sunuyor ve dik âlâ mefhumunu şiirle hissettirmeyi amaçlamış izlenimi veriyor bazı şiirleri.

ölümü, artık adsız olmayı, gidişi, ruhsal soğukluğu, yabancılaşmayı, göğsünde bir taş, boğazında bir yumru ile yaşamanın acısını derinden hissettiren şiirler olduğunu kendi adıma söylemem mümkün olacaktır.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

huzurla uyu elif sofya...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


çizmelerini çekmiş
koşuyor ayrılığın atları.

akışını altüst ettiğim sular
ağzından gözlerine
buzdan bir çizgi ilerliyor
sen kör oluyorsun
gece mor...

ne zor şimdi birdenbire hıçkırmak.

ne zor şimdi içinizin açılması
açıklanması,
göğsünüzdeki o büyük taşın.

aslında biz hızla ölüyoruz
senin gibi, senin kadar ölüyoruz.

bir fil sürüsü kadar vakur yürüyen
tek sen varmışsın.

parmak izlerimizden tanıyoruz birbirimizi.

bana biraz yabancı
giderek uzak bana sevgilim.

ona
bana bir ağaç vermesi söylenmişti düşünde.

alnında derinleşen yarayı
yanılgılardan çıkan yangınlara bıraktım
hiçbir suya seslenmedi sesin.

uyuduğum düş
seni unutmuş görünüyordu.

söz gecikir gecikmez ölecektim..

ad verilmemiş çocuklar anlar sadece
çoktan bıraktım adımı.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlük yazarlarının çektiği şehir fotoğrafları

21 mayıs 2026

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim