son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 206247 tanım: 45238 başlık: 14014 apolet: 7 takipçi: 780
" Yitirmeli ne varsa, başlamalı yeniden... "

son tanımları


manami ito

1984 doğumlu japon keman sanatçısı;
20 yaşında geçirdiği trafik kazası sonucu kolunun birini kaybetmiş ve yaşadığı bütün zorluklara rağmen umudunu yitirmemiş ve keman virtüözü olma yolunda emin adımlarla yürümekten vazgeçmemiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

protez kolu sayesinde kemanını çalmaya devam etmiş ve engellerin aşılabileceğini göstermiştir.

manami bizlere umudun, azmin, mücadelenin önemini hatırlatmaya devam edecektir.

bu trafik kazasında yaşadığı kaybın onu sınırlandırmasına izin vermemiş ve hayallerinin peşinden gitmiştir.

manami ito bana şunu hatırlatıyor;

kalbindeki hayallerden asla vazgeçme, seni sen yapan şeyden ne olursa olsun vazgeçme ve mücadele etmeyi hiçbir zaman bırakma.



buradan
devamını gör...

otogar (kısa film)

senaryosu nehir uzun tarafından yazılan ve mehmet emin ulutaş tarafından yönetilen 12 dakikalık kısa film; 2025 yapımlı olduğu bilgisi verilmiş olsa da bu yıl yayınlanan filmde ismail can yavuz ve nehir uzun yani senaristin kendisi rol almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir otogarda, sevdiği kızın gelmesini bekleyen gencin ve sevgilisinin bu süre zarfında başına gelenleri trajik bir sonla aktarıyor.

erdem adlı genç duru adlı sevdiğini otogarda beklemektedir ve genç kız otobüsten iner inmez çok özlediği sevgilisine sarılır, uzak mesafe ilişkisi yaşadıkları görülmektedir.

birlikte deniz kenarına gider, evde film izler, mutfakta güzel şeyler pişirir ya da hazırlarlar, tek istedikleri bu kısıtlı sürede zamanı en iyi şekilde değerlendirebilmek ve sevgilerini yaşamaktır.

sayılı gün çabuk geçer ve genç kızın gitme vakti gelip çatar, ayrılık vakti gelmiştir, bir daha ne zaman görebileceklerdir birbirlerini, görebilecekler midir?

sonrasında çok garip bir şey olur ve filmimiz ters köşe etmeye devam eder, bütün bu yaşananlar gerçek miydi yoksa bir rüya mıydı, orası belli değil...

genç adam bütün bunları hatırladı mı, hatırlamak ve yeniden yaşamak için mi otogara geldi, gibi sorular üzerine düşündüren bir yanı vardı.

son zamanlarda izlediğim en etkileyici kısa filmlerdendi, konusunu farklı buldum, sinematografik açıdan bazı sahneleri iyiydi, manzara ve açılar güzeldi.

ana fikir ise bence şuydu;

zaman azdır ya da çoktur, bu belli değildir, her ânı sevdiklerinle dolu dolu geçirmekten başka çare yoktur, giden zaman ve giden insanın telafisi yoktur, olmayacaktır...

sevdiklerin bir gün var bir gün yoktur,
onların değerini yaşarken bilmelisin çünkü mezar taşları ses duymuyor...

bazen hatırlamak için her şeyin bittiği yere geri dönersin, tekrarı olmayanı hatırlamak ne zordur...


otogarlar ya da havalimanları insanların kavuştuğu yerler midir yoksa ayrıldıkları yer midir?

izlerken kendime sorduğum sorulardandı.

devamını gör...

şiirler (langston hughes)

" anılar bile yaşamıyor... "

* şiirler adında bir kitap başlığı daha olduğu için şairin adı parantez içinde verilmiştir.

1902/ 1967 yılları arasında yaşayan amerikalı şair ve yazar langston hughes imzalı 127 sayfalık eser; dilimize talat sait halman, melih cevdet anday, özdemir asaf, necati cumalı ve can yücel başta olmak üzere birkaç isim daha tarafından çevrilmiş ve 1971 yılında yayınlanmıştır.

şairin, alabama'da şafak ve ertelenmiş düş kurgusu kitaplarından sonra okuduğum son kitabı bu oldu.

langston hughes okuduğum her şiir kitabında benzer temaları işliyor gibi olsa da yine de insanın ruhunu bir yerden yakalıyor,
insanın kendisinden bir şeyler bulabileceği bir içtenlikle yazıyor.

okuduğum diğer kitaplarındaki şiirlerinde de yaşadığı ırkçılıklara dair bazı şiirsel örnekler vermişti ve bu kitabı için de aynı durum geçerli, siyâhi olmanın bütün hayatını etkilemesi, yoksulluk, her daim yoksul olmak, adalet ve eşitlik arayışı, insan gibi değer görmemenin mücadelesini verme gibi konular üzerine şiirleri yer alıyor sıklıkla.

bunun yanı sıra duygularını açtığı, içini döktüğü şiirleri de yer alıyor, anıların artık silikleşmiş olması, değer verdiğin kişinin umrunda olmamak, yüreğinin paramparça oluşu ve rüyalarını dahi unutmak gibi durumları yansıtan şiirler de karşımıza çıkıyor.

bazı dizeler üzerine konuşmak gerekirse;

ağlayıp inlemek gerekirmiş,
cennete gitmek istersen
dizesi bence etkileyiciydi, acı çekmeden, bedel ödemeden hiçbir şeye erişemezsin, anlamı taşır gibiydi.

bir düşü yitirmek,
her şey değişiyor demek
dizesi de etkili dizelerdendi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir düşü yitirmek
her şey değişiyor demek.

kalbim yaralı, paramparça.

şaşar dururum doğrusu
bazen şuradan söz edilse
bazen öteler anlatılsa.
ben aradaki çizgiyi düşünürüm
gerçekte var olmayan uzaklıklardı oysa.


nehirler bilirim:
görmüş geçirmiş, kederli nehirler.
ruhum nehirler gibi derin.

kim kazandı zaferi?

doğmak zor
ölüm bir başka çile
iyisi mi ikisi arasında
gönül eğlendirin aşk ile, meşk ile.


istesem söylerim
beni ben yapan nedir
ama canım istemiyor
hem de senin umurunda değil.

seni
rüyasız bir uykuya benzetirdim.

bir düşü yitirmek
her şey değişiyor demek.

bende yürek yok artık
bu sabah paramparça yüreğim..

yürekte _
paramparça gurur.

anılar bile yaşamıyor.


rüyamı unutmuş gibiyim.

şu sıla özlemine
can dayanmıyor tanrım
sırf ağlamamak için
kahkahayı basarım.

hatırlarız giremediğimiz işi
bize verilmeyen
verilmeyecek olan işi
sırf derimiz kara diye.
şuracıkta durmuşuz
cehennemin ucunda
harlem'de bakıyoruz dünyaya.
şaşkınız

elden ne gelir
hatırladıklarımız karşısında?



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gülten akın

bugün doğum günü olan eşsiz insandır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
1933/ 2015 yılları arasında yaşamış, türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri olmasıyla birlikte şairliğinin yanı sıra farklı alanlarda da etkin olarak rol almış, avukat ve öğretmen kimliklerine de sahiptir.

geride çok sayıda eser bırakmış olmasının yanı sıra şiirleri şarkı olarak da bestelenmiştir, bunlardan bazıları deli kızın türküsü olarak örnek verilebilir.

kestim kara saçlarımı
kırmızı karanfil
beni sorarsan kitaplarından sadece birkaçıdır ve hepsi de önemli eserlerdir.

gülten akın benim için bir anadoludur, seni sana anlatandır, her seferinde büyüleyendir, kelimelerle dans edendir, bambaşka, olağanüstü bir insandır.

varlığının ve yazdıklarının yeri ayrıdır, üst sıralardadır, vazgeçemediğimdir, dizeleri hançer gibi saplanandır, senin aynandır.

bir şey hissedersin ama kelimeler kifâyetsiz gibidir ve gülten akın bunu senin yerine yazar. işte öyle büyük bir şairdir, hep de öyle kalacaktır...

iyi ki vardın gülten akın...


"yalandı
bir inansaydım sonsuz ölürdüm.
dost kimdi kardeş kimdi yar kimdi
tüm unutsam dedim unutsam
onları unutmam ölümümdü..."

artık kimse ağlamıyor özlerken.

yepyeni bir yaşamada hepsi
çoktan unutmuşlardır beni
affettim

bu perişan halime sebeptir
senin unutmuşluğunu affetmeyeceğim..

bu allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
yan garipliğine yürek yan
gitti giden..

devamını gör...

hayaller (kısa film)

senaryosu yalçın çifçi tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; zeynep ibar ve hakan bostancı gibi isimler rol almış iken 2013 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
birbirini çok sevdiği görülen ve hayallerinde birbirlerine yer veren iki âşığın bir sonbahar günü nedensizce ayrılan yollarını, geride kalanın bu duyguyla yaşama biçimi konu ediniliyor.

birbirlerine gerçekten de âşık gibi bakan iki sevgilinin bir sonbahar günü bankta oturdukları ve birlikte bir hayat düşledikleri, birbirlerini çok sevdikleri görülüyor,
bir insana duyduğumuz sevgi belki de hayallerimizde ona ne kadar yer verdiğimizle ölçülür, hayallerinde yoksa gerçeğinde de yoktur.

derken iki küçük çocuk misâli saklambaç oynamaya başladıkları görülüyor, genç adam saymaya başlarken sevdalısı genç kız ansızın yok oluyor, tıpkı bir hayal gibi...

onu her yerde arasa da bulamıyor ve acı çektiği görülüyor, aradan bir süre geçtiği de anlaşılıyor yüzündeki yılgın ifadeden.

diyalog olmasa da vermek istediği mesajı verebilen bir kısa filmdi;

konusunu sıradan bulsam da hayaller ve hayal kurduğun kişinin yokluğu üzerine düşündüren bir kısa film oldu,

ana fikir belki de şuydu;

sevdiğin insanla hayal kurmak dünyanın en güzel şeyi olabilir belki ama onun her daim senin yanında olmasını sağlayamaz, garanti edemezsin, her şey aniden başladığı gibi aniden bitebilir iken aşklar da bundan nasibini alır bazen.

hayallerin bir insanın varlığı etrafında şekillenirse o insan yok olduğunda hayallerin de, sen de boşluğa düşersin, bu yüzden hayallerinin merkezine başta kendini koymalısın.

çünkü hayatındaki herkes gidebilir ama sen kalırsın...

hayallerinle birlikte...


devamını gör...

gözyaşları da çiçek açar

" acaba ne taşır göğsünün altında
dünyaya dair?
"

1943/ 1985 yılları arasında yaşayan türk şair, yazar ve öğretmen abdülkadir bulut imzalı eser; şiir türünde yer almakta iken 1983 yılında yayınlanmıştır.

şair abdülkadir bulut'un ise bir minibüsten düştükten sonra geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiği bilinmektedir.

abdülkadir bulut...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şairin okuduğum ilk kitabı bu oldu,
belki diğer kitaplarını da okurum.

dünyanın hüzünlü ve keskin bir yer olduğunu hissettiren şiirlerdi benim için,
hem umut aşılayan hem de insanın içini buruk hissettiren, çok ağlasan bile gözyaşları da çiçek açar demek isteyen...

kendi kişisel duygularını yansıtıyor olsa da herkese ayna tutacak şiirleri de yer alıyor, kendini görmüş gibi oluyorsun bazı dizelerde.

şair bence ne yaşarsan yaşa ama her şeye rağmen umut etmekten vazgeçme der gibi yazıyor, bitti dediğin yerde başka bir başlangıç saklıdır, sen hayatta olduğun müddetçe bitmez hissi veren şiirler olduğunu kendi adıma söylemem mümkün olacaktır.

en dikkatimi çeken dize;

demek ki diyorum kendi kendime,
asıl katlanmam gereken şeyler;
henüz yaklaşmadı ufkuma
dizesi oldu.

düşündüren bir dizeydi.
seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



hayatı üzerine
devamını gör...

uzak (film)

senaryosu nuri bilge ceylan imzası taşıyan ve onun tarafından yönetilen 2002 yapımlı türk filmi, pek çok ödül de almış bir filmdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde mehmet emin toprak ve muzaffer özdemir yer alır iken, zuhal gencer, nazan kesal, ercan kesal, ebru ceylan, fatma ceylan ve feridun koç gibi isimler de kadroda yer alan isimler arasındadır.

başrolde oynayan mehmet emin toprak ise nuri bilge ceylan'ın yeğeni olmakla birlikte, filmin çekildiği sene geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

birbirine uzaklaşmış iki kuzenin bir araya gelmeleri sonucu hayatlarında meydana gelen değişimler, uzaklıklar, aşılmaz duvarlar, yabancılıklar konu edinilmektedir.

köylü ve kentli arasındaki zihniyet farkını birbirine yabancılaşan iki kuzen arasındaki gerilim ile anlatır nuri bilge ceylan;
birisi anlam arayan, diğeri ise anlamsızlıklar içinde boğuşan iki kuzen üzerinden uzaklık kavramını sorgulatır.

mahmut kırklı yaşlarında olan bir fotoğrafçıdır, evlenip boşanmıştır, kuzenine göre daha aydındır, kendini daha medenî görür, kuzenini ise köyden gelme olduğu için hor gördüğünü hissettirir.

yusuf yirmili yaşlarının sonlarında gözüken bir delikanlıdır ve çalıştığı iş yerinde toplu işten çıkarılanlar arasındadır,
gemilerde çalışma hayali kurarak kente gelir, kuzeninin yanında kalmaya başlar.

aralarında kapanmaz bir boşluk, aşılmaz duvarlar, uzaklıklar vardır, geldiği ilk gün iyi anlaşır gibi olsalar da birkaç gün içinde muhabbetleri gergin bir hâl alacaktır, mahmut kuzeninin gelmesiyle özgürlüğünün kısıtlandığını hissedecek, bir iş bulamayan bu adamdan kurtulmak isteyecektir zamanla.

mahmut nihilist bir imaj çizerken, yusuf ise anlam arayışında ve vâr olma çabası içindedir, belki de bu uzaklık bundan dolayıdır.

yusuf mahmut'tan kendisine iş bulması için yardım ister, mahmut ise onun taşradan gelip de hazıra konmak istediğini söyleyerek onu suçlar, kırar, tek istediği evinden, yani dünyasından artık gitmesidir...

filmin sonunda ise kuzenine kötü davrandığını anlayan mahmut pişman olmuştur ama artık pişman olmanın bir anlamının kalmamıştır.

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse,

yalnızlık, yabancılaşma, hiçlik ve vârolma çabası, uzaklık gibi konular üzerine düşündüren bir filmdi.

benim için bazı noktalarda duygusal bir filmdi, oyunculuklar olağanüstü değildi ama gerçekçiydi.

ana fikir belki de şuydu;

uzaklıklar senin zihnindedir ancak, birbirini anlamak o kadar da zor değildir, zorlaştıran da bizzat insanın kendisidir, insan isterse uzaklıkları aşar ama aşmadan yaşar...


mahmut yusuf'a gitmesi için kötü davranır, tartışırlar ve yusuf köyüne dönmeye karar verir, yatağını toparlamış, yorganını döşeğini katlayıp gitmiştir...

en çok üzüldüğüm sahne buydu, karşındaki insanın dünyasında sana yer olmadığı için sessizce onun dünyasından gitmek...
hem de hiçbir şey söylemeden...

devamını gör...

selja ahava

1974 doğumlu fin yazar olarak tanınır;
yazar olmasının yanı sıra senaryo yazarlığı eğitimi aldığı ve edebiyatın farklı türlerinde metinler kaleme aldığı bilinmektedir.

türkçe'ye çevrilen kitapları da bulunmakta iken kitapları ödül de almıştır.

kitapları

gökten düşen şeyler
böcekleri seven kadın

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


sesimi özleyen yok muydu?

böcekleri seven kadın
devamını gör...

max seeck

1985 doğumlu fin yazar olarak bilinir,
yazar kimliğinin yanı sıra senarist olduğu da bilinmekte iken türkçe'ye çevrilmiş kitapları da bulunmaktadır.

türkçe'ye çevrilen kitapları

cadı avcısı
örümcek ağı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ölümden başka bir şey yok.

örümcek ağı (kitap)
devamını gör...

kırık (kısa film)

senaryosu halitcan ünal, umutcan ünal ve oğuz karabeli tarafından yazılıp oğuz karabeli tarafından yönetilen 15 dakikalık kısa film; 2022 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir gün market dönüşünde kırık adını verdiği köpeğini ölü bulan otuzlu yaşlarında genç bir doktorun yas sürecini ve en bağlı olduğu canlıyı yitirmesi sonucu girdiği bunalımı konu ediniyor.

genç doktor işini severek yapan, hastalarına karşı nâzik, belki de köpeğini yitirdikten sonra sigaraya başlayan, bu ölümden ummadığı kadar etkilenen, yitirmenin verdiği şaşkınlığı derinden yaşayan bir insandır.

bir gün market dönüşünde ellerinde poşetler ile eve girdiği sırada bahçede köpeğinin öldüğünü görür, ne yapacağını bilemez, şaşkın ve acı çekmektedir.

bu kadar derinden bağlı olduğu bir canlıyı kendi elleriyle toprağa vermek zor geleceği için bir barınak arayışına girer, adresi tarif edilen barınağın yerinde yeller esmekte iken daha sonra bulduğu barınak ise hayvan definleriyle ilgilenmediklerini söyleyerek talebini reddederler.

ölümle bu kadar iç içe olan bir meslekten olsa da bağlı olduğu canlı söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitirir gibi olur,
bağ kurmak böyle bir şeydir, der gibidir, bağ kurmadığın insanların, canlıların ölümü seni etkilemez ama bağ kurduğun, sevdiğin bir insanın, canlının yok oluşu seni darmaduman edebilir.

rüyasında bir mezar görür ve mezarda yatan kendisine benzemektedir, galiba kendisidir,
sevdiğin birini kaybedip onu toprağa vermek belki de insanın kendi ölümünden daha acıdır, bu sahne bunu hatırlatmaktadır.

insanın sevdiği bir varlığı kaybettikten sonra ne yapacağını bilememesi durumunu hissettiren bir kısa filmdi.

konusunu çok derin bulmasam da düşündüren yanları yok değildi, özellikle de mezar sahnesinin düşündürdükleri için yazılmaya değerdi.

bağ kurduğun bir varlığı ebediyen yitirdikten sonra eski sen olabilir misin?

izlerken üzerine düşündüğüm sorulardandı.

devamını gör...

gülizar (kısa film)

yahya ozan çalışkan tarafından yönetilen kısa film ve aynı zamanda bir belgesel; 2018 yapımlı olan film birincilik ödülü de almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir cüce olan gülizar'ın yaşamını ve hayatta kalma mücadelesini, "farklı" olanın toplumdaki karşılığını, tek başına hayatta vâr olma çabasını konu ediniyor.

gülizar anne ve baba sevgisi nedir bilmemiş, akrabaları tarafından büyütülmüş ve onlar da dünyadan bir bir göçüp gitmişler.

inci boncuk, tesbih, örtü ve eşya satarak geçimini sağlıyor gülizar, fiziksel görünümü farklı olduğu için hayatla mücadelesi hep daha çetin, daha zor olmuş,
arkadaşları önemli mevkilere gelirken kendisi hayallerine veda etmek zorunda kalmış.

onunla evlenmek isteyenler olmuş, yakınları onaylamamış, evlenmemiş onlar istemediği için, hep kendi hayatından ferâgat etmiş, hep başkaları için yaşamış, öyle yaşamak zorunda kalmış, belki de dış görünüşü sesini yükseltmesine izin vermemiştir...

küçük bir köşede eşya satarak, kimseye el açmadan yaşamanın derdinde sadece,
çocukluğunda az sevilmiş olmanın kırgınlığı hiç geçmemiş gibi duruyor gözlerinden.

acaba evlenseydim, çocuklarım olsaydı nasıl olurdu diye düşünüyor filmin sonlarına doğru, başkaları için yaşamış olmanın bedelini yalnızlıkla ve pişmanlıklarıyla ödüyor gülizar...

komşuları ve ziyaretçileri, yöre halkı tarafından seviliyor olsa da kendi hayatını istediği şekilde yaşayamamış olmanın pişmanlığı geçmiyor olmalı..

her şeye rağmen gülümseyen, hayatla mücadelesi devam eden, kırgın bir insanın yaşamının bizlere trajik bir biçimde yansıdığı, izlenesi bir kısa film, belgeseldi.

vâr ol gülizar...


devamını gör...

kibrit çöpleri

" bazı insanlar öyledir,
istedikleri için ölürler.
"

1955 doğumlu türk şair ve yazar murathan mungan imzalı 108 sayfalık eser; öykü türünde yer almakta iken 2011 yılında metis yayınları tarafından yayınlanmıştır.

murathan mungan mâlumumuz büyük bir sanatçı, şair, yazar, şarkı sözü yazarı, on parmağında on marifet ender insanlardan, onun sanatsal açıdan en çok hangi yönünü seviyorum bilmem, yazdığı şarkı sözlerinin, şiirlerinin, kitaplarının, hepsinin yeri ayrıdır, seç beğen al.

bu kitabında ise yine yapmıştır yapacağını,
neşterden farksız olduğunu düşündüğüm ruhunu yine gözler önüne sermiştir.

kitabımızda çok fazla öykü var, sayıca fazla ama birkaç istisna hâricinde neredeyse hepsi 1'er sayfadan oluşuyor.

hayatın kibrit çöpleri gibi bir anda parlayıp sönen anlarını kendine özgü bir lisan ile yansıtmaktadır her öyküsünde,
olaydan ziyâde durumlar ön planda gibidir,
zaten durum dediğimiz şey de olaylardan geriye kalanlar değil midir?

bazı öykülerde karakterin ismi verilmiş iken bazılarında ise isim bile yok, isim vermemesinin nedeninin şu olduğunu düşünüyorum, o hepimiz olabiliriz, ben, sen, o, biz, siz, onlar, onda kendini bulasın diye isim vermedim, der gibidir.

ters köşe eden, şaşırtan, güldüren, mıh gibi çakılan, şimşek gibi çakan, sürükleyici öykülerdi benim için, kimisinde aldatılmış bir kadın, kimisinde kendi isteğiyle ölebilen bir insan, kimisinde intihar eden bir kadın, kimisinde ise hayat kurtaran bir doktor, kimi öyküde ise yıllar sonra bir araya gelen iki arkadaş, satır aralarından gülümsüyor bize.

kibrit çöpleri'nin alevi niteliğinde, gündelik hayatın üzerinde durulmayan ama iz bırakan, farkına geç varılan anlarından kesitler tadında öykülerdi.

okurken seçtiğim bazı sözleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



göze az görünenler, hızla çabuk kaybedilirler.

bunu onunla konuşmanın hiçbir olanağı yoktu artık; yaşıyor ya da ölmüş olmakla ilgili bir şey değildi. bazı şeyleri bazı insanlarla konuşmanın hiçbir olanağının kalmadığı durumlar vardır. bu da onlardan biriydi. ölümün güçlendirdiğine karşı, bir tür merhametle susarsınız.

bazı insanlar öyledir, istedikleri için ölürler.

onca şeyi unutuyordu insan, bazı şeyler hep dün olarak duruyordu insanın içinde.

dünyada en zor şeylerden biri, iyilikle baş etmektir.

öldüğünü duyduğumda çok üzüldüm. ummadığım kadar çok...

hiçliğe inanmak istiyorum, hiçliğin varlığına. benim için cennet o. artık hiçbir şeyin olmaması. hikâyesizlik.

şimdi zamana katlanmayı öğreniyoruz, dedi. “bak, bu eskiden bilmediğimiz bir şeydi.”

birçok erkek, günün birinde annesinin elbisesini birkaç dakikalığına da olsa giymek ister.

dünyanın bütün sıkıcılığında her şeyin çok eski, çok arkaik, çok zor ve çok kolay olması gerçeği vardı.

hayat bazen istemediğimiz kadar büyütürdü bizi.

onları birlikte gördüğüm an her şey bitmişti..

devamını gör...

antika (kısa film)

senaryosu eren mete tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; meltem bozatlı, güldeniz eryiğit mete gibi isimler rol almış ve 2025 yılının son günlerinde yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir antika pazarını keşfe çıkan genç bir kadının satın aldığı fincanı kullanmaya başladıktan sonra hayatında meydana gelen değişimi konu ediniyor.

genç kadın oldukça mutlu bir şekilde eski eşyaları, yıllanmış kitapları, zamana kafa tutan eşyaları inceleyerek geziyor, nostalji duygusunu diri tutmak adına keşfe çıktığı da düşünülebilir gibi duruyor.

derken bir kahve fincanında karar kılıyor, onu satın aldıktan sonra evine döndüğü görülüyor, kahvesini demliyor ve başına geleceklerden habersiz kahvesini antika pazarından aldığı fincanına dolduruyor.

ilk yudumu almasıyla neye uğradığını şaşırıyor ve onu korkunç bir sürpriz bekliyor.

son derece sıradan bir kısa filmdi ama düşündürdüğü şeylerden dolayı üzerine yazmaya değer gibi durdu.

filmin ana fikri bence şuydu;

ikinci el bir şeyi satın alabilirsin ama ilk sahibi sen olmadığın için ondan pek hayır görmeyebilirsin, verim alamayabilirsin.

eşya açısından bakılabileceği gibi insanlar veya ilişkiler üzerinden de ele alınabilir,
uzun zamandır tanıdığın insan senin için değerli iken, yeni tanıdığın biri sende çok iz bırakmamış ya da bırakamayacak olabilir.

hiçbiri ilk aşkın kadar mutlu etmeyebilir,
eski olanın yerini hiç kimse tutmuyor olabilir, senin ruhunu en iyi bilen kişinin yerini kimse tutmaz.


bana düşündürdüğü en önemli şey buydu.

eski olan her daim daha değerlidir,
unutulmuş olsa bile..

devamını gör...

menajerimi ara

senaryosu birden fazla isim tarafından kaleme alınmış ve ali bilgin, deniz çelebi dikilitaş tarafından yönetilen türk dizisi; 2020/ 2021 yılları arasında yayınlanmış ve 1 sezon sürmüştür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde ise; barış falay, ahsen eroğlu, canan ergüder, fatih artman, deniz can aktaş, ayşenil şamlıoğlu gibi oyuncular yer almaktadır.

yıllar sonra babasının peşine düşen ve para puldan ziyâde bir cevap arayan dicle karakterinin babasını bulma mücadelesinin yanı sıra, adım attığı ajanstaki yaşadıkları da konu edinilir.

babası yeniden evlenmiş ve başka bir hayat kurmuştur, ego adlı yetenek ajansında görev almaktadır, birkaç menajer daha vardır çalışan.

dicle'nin para için onu bulduğunu sandığı için kızın gururunu kırar ve onu hayatında istemez, dicle onun için bir vicdan azabı kaynağıdır belki de, pişmanlıktır, ona baktıkça eski hayatını hatırlıyor bile olabilir.

dicle'nin aşık olmasıyla, ajansa gelen gerçek ünlülerin ve menajerlerin türlü entrikalarıyla dizi devam eder, diziye her bölümde farklı bir ünlü konuk olmaktadır, ünlülerin gelmesiyle dizi daha da ilgi çekici bir hâl almaktadır.

bütün bölümlere vâkıf olmasam da karakterleri ve ana hatlarını bildiğim bir diziydi.

genç bir kızın vâr olma çabası ve hayallerinin peşinden gitme mücadelesi anlatılıyor denilebilir.

konusu sıradan gibi olsa da oyunculuklar bence samimiydi.

bu dizinin bendeki karşılığı şu;

hayallerinden asla vazgeçme, hayallerini gerçekleştirmek için kimseye ihtiyacın yok, sen sana yetersin, hayallerine sıkıca sarıl...
devamını gör...

en çok özlenen kişi

annem.

anne demeden yaşamak öyle zor ki...
devamını gör...

ruhların kaçışı

" olmuş olan hiçbir şey unutulmaz,
sen hatırlayamasan bile...
"

özgün adı sen to chihiro no kamikakushi olan ve hayao miyazaki tarafından senaryosu yazılıp yönetilen 2001 yapımlı studio ghibli japon animasyon filmi; filmimiz çok sayıda ödül de almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

taşınacakları eve doğru gitmekte olan bir ailenin başına gelenleri, chihiro adlı 10 yaşındaki kız çocuğunun mücadelesini ve ailesini kurtarabilmek için gösterdiği çabayı konu edinmektedir.

anne, baba ve bir çocuktan oluşan çekirdek aile taşınmaya karar vermiş ve yeni evlerine doğru yola çıkmışlardır, babanın dikkatini bir yer çeker ve oraya girmekte ısrar eder, maaile oraya girer ve terk edilmiş izlenimi veren bu izbe mekâna girerler, eğlence parkı gibi bir yerdir burası, anne ve baba sıcacık yemekleri tıka basa yemeye başlarlar, chihiro ise o sırada keşfe çıkmıştır ve yemeklerden yemez.

döndüğünde anne ve babasını domuza dönmüş şekilde bulacağından habersizdir.

tâbiri câizse "domuz gibi yedikleri" için cadı yubaba bu karı kocayı domuza çevirmekle cezalandırmıştır, ancak aile yedikleri yemeklerin parasını ödeyecekleri için rahat rahat yemişler, cezalandırılacaklarını düşünmemişlerdir.

chihiro ise bu arada ruhlar âlemine girmiştir, tanrılar, canavarlar, çeşitli varlıklar, cadılar, değişik hayvanlarla dolu ortamda kalmış ve yepyeni bir dünyaya adım atmıştır.

cadı yubaba'nın sahibi olduğu devâsa büyüklükte bir hamamda iş bulur, başlarda onu sevmeyenler onu sevmeye başlar, arkadaş edinir, haku ve lin ona iyi davranan kişilerdendir.

onun ruhlar aleminde verdiği mücadeledir anlatılan, iyilikten bir an olsun vazgeçmemesi ise onu eşsiz kılmaktadır.

pek çok bâdire atlatmış olsa da umut etmekten vazgeçmeyen chihiro ailesinden vazgeçmeyerek ne kadar hayırlı bir evlat olduğunu da göstermiştir. ^^

film hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

duygusal bir filmdi.

hayao miyazaki insan ruhunun derinliklerine dokunuyor, hem güldüren hem de ağlatan bir yerden yakalıyor insanı.

filme farklı bir perspektiften bakmak gerekirse, ailesinin domuza dönüşmesini bir metafor olarak da düşündüm, domuz değil aslında yabancıya dönüşmüşlerdi, sevdiğin ve tutunduğun tek dal olan ailen bir anda yabancılaşmıştı, artık seni tanımıyor olsalar bile sen onları tanıyordun, vazgeçmek mümkün müydü, yoksa yoluna onlar olmadan devam edecek miydin?

filmin sonunda chihiro düşünüyor,
şunu düşündüğünü düşünmek istiyorum;

tercihler hayatımızı belirler, ne yaşayacağımızı bilemeyiz, yaşanılan her şey bir derstir, hepsi sana bir şey öğretmek içindir.


ailesinin domuza dönüştüğünü gördüğü sahnede ne hissettiğimi anlatamam. ^^

bazı sahnelerinde güldüğüm de oldu, bazı sahnelerinde gözlerimin dolduğu da,
chihiro'yu korumaya başladıkları ve sevdikleri sahneler bence dokunaklıydı.

beni üzmeye hakkın yoktu miyazakiiiii !!!! ^^
devamını gör...

atı neden yalnız bıraktın

" hiçbir şey yaşamaz
senin ölümünden sonra...
"

1941/ 2008 yılları arasında yaşayan filistinli şair ve yazar mahmud derviş imzalı 160 sayfalık eser; özgün adı limaza tarakt al-hissan wahidan iken 1995 yılında yayınlanmıştır.

türkçe'ye mehmet hakkı suçin tarafından çevrilmiş ve türkçe baskısı ise 2017 yılında yapılmıştır.

ölümü seviyorlar benim, mavi bir gün ve biz kaybettik aşk da kazanmadı kitaplarından sonra şairin okuduğum son kitabı bu oldu.

aidiyetsizliği, yaralanmışlık hissini, yabancılaşmayı, hayata dair bitişleri ve başlangıçları, birine bağlanmış olmayı, bağları, nitekim sonunda da kaçınılmaz ayrılığı, algılanan her şeyin serap misâli geçip gidiyor olmasının verdiği şaşkınlığı ve kendisine ağır gelen duyguları yansıtıyor şair.

kitabın adı üzerine hasbihâl edecek olursak; atı neden yalnız bıraktın sorusunun bir metafor olabileceğini de düşündüm okurken, sana sadakat duyan birini,
beni neden yalnız bıraktın?
demek ister gibiydi aslında bence.

şairin hayatın keskin olduğu zamanları ve keskin duyguları yansıtma biçimi bence oldukça iyiydi, o duyguyu karşıya geçiren şiirlerdi, düşündüren, hissettiren, etkileyen, iz bırakan, bu yüzden sevdiğim bir kitap oldu.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

ben atımı yalnız bırakmam...
ruhum hep sevdiklerimledir...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


hayaletime bakıyorum
uzaklardan gelen.

beni yaralayan bir bulut var elimde
fakat istemiyorum
daha fazlasını güneşten.

bir ağlama isteği rehin alır bizi
bir hiç uğruna ölen birine.

babam mıydı bu perişan adam?

deniz götür beni günbatımında
duyayım denizin sana söylediklerini.

ne çok korkuyorum
düşümün ondan başkasını görmesinden
bu şarkının sonunda.


iki kez düşlememize yetecek bir gece yok

nereden gelir bize son?
gördüğümüz tek şey başlangıç.

ben ve o
ayrıldık birbirimizden

tüm dünyamız değişti
böylece seslerimiz de değişti

ne ölüm var orada
ne hayat...

hiçbir şey yaşamaz
senin ölümünden sonra

söz gereken sözünü söyledi
devam ettim yoluma

yolcu benim, yol benim.

gördüğüm her şey geçiyor...

senindir benim olmayan

birbirimizi tamamlarız ikimiz
gökle gök arasında
ayrıldığımız sırada.

gidersen kış mevsimini de al öyleyse.

devamını gör...

sevgilerde

" ve güzeldir dünya...
yaşamayınca.
"

1916/ 1979 yılları arasında yaşayan türk şair, öğretmen ve çevirmen behçet necatigil imzalı eser; şiir türünde yer almakta iken 1976 yılında yayınlanmıştır.

şairin yalnızca kendisinin seçmiş olduğu şiirleri yer alıyor.

kitabımıza geçelim;

ne zaman behçet necatigil okusam içimi derin bir hüzün kaplar, yazdıklarının hüzünlü olmasından kaynaklı olabilir.

bu kitabındaki şiirlerinde sanki bütün yaşamları gizlice uzaktan izlemiş olduğu izlenimine ya da hissine kapılmamak bence imkânsız, sanki dünyadan gelip geçen herkesi tanımış ve yüreğini görmüş edâsıyla yazıyor, okuyan herkesin kendinden bir şey bulabileceği yakınlıkta yazıyor, bu duyguları ben de yaşadım diyor insan okurken.

hep yanlış anlaşılmış olmayı, bazı duyguları kalbine gömmeyi, yaşamın vaat etmediği mutluluk hasreti, ancak öldüğünde rahat edeceği sanrısı, kimsesizlik hissinin berdevamlığıyla yaşamanın ağırlığı, ansızın kaybetmeleri, kendine özgü bir şiir anlayışıyla yansıtıyor şiirlerinde.

yarım kalmışlıkları, boşlukları, eksik hissetmeyi, acıyı, burukluğu, dâimi hasreti derinden hissettiriyor.

düşündürücü bulduğum dizeleri de vardı, insan önce çevresinden ölür dizesinde olduğu gibi, karanlıktan aldım,
ben bütün verdiğimi
dizesinde de olduğu gibi.

ve kalkar gideriz, gitmek unutmaksa dizesi de etkileyici dizelerdendi.

ve güzeldir dünya...
yaşamayınca
dizesi bence kitabın en can alıcı dizelerindendi.

şairin hayatın hüznünü yansıtma biçimi her zamanki gibi oldukça etkiliydi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

" kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı... "

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


üzüyor mu seni delikanlı
yollar gibi sokaklarda kalışın?

aynaya bakar ağlar,
hasret ne vakte kadar?


biliyorum saadet
bana dünyada gelmez
ölümü bekliyorum.

ben artık bulunduğun şehirden gittim.


olmuyor ki ha deyince
hayat bütün bütün zalım.

elim hiçbir işe yatmadı,
ömür sürdüm faydasız.
yaşamaz ölürdüm
siz olmasanız.
pek çoğunuz benim için sıkıntıya girdi,
sırtınızda yük gibiyim âdeta.
bir yardımınız daha lâzım şimdi
size zahmet, son defa.
ormanlardan odunumu getirdiğiniz gibi,
fırınlarda hamurumu pişirdiğiniz gibi,

lütfen beni mezarıma bırakıverin
bildiğiniz gibi.


yığılıp kalacağım kendimi bıraksam.

sen benim düşmanımsın değişen,
her seferinde ismin başka.
ama hiç tadı yok yaşamanın
tam doğrulurken yeniden
tarlamı suların basmasa.
insanınla vur, hastalığınla yere ser,
sars beni paraca
her yıkılışımda kuvvetim artar
ışıyan bir köşe ergeç benim
sen benim geçidimsin beyaza.


ansızın koptu aradaki bağ..

bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

işim bitik, bilirim.
nasıl yarım kalmaz herhangi bir sevincim?


beni bana gösterecek aynamdı,
almışlar.
beni bana gösterecek lambamdı,
almışlar.

ve güzeldir dünya...
yaşamayınca!

kalır bir şeylerimiz bir kişide / yakınsa /

özlüyoruz geçiyor
yoksa dayanılmazdı.

insan neyi ne zaman sonra anlar?

kaybeder bazı şeyler ansızın önemini...


anladınız neymiş kattıkları
perdeler çiçekler ışık hava su
ancak onlar varken
sizi yaşatıyordu...

devamını gör...

eksik (kısa film)

senaryosu salih aslan tarafından yazılan ve yönetmen koltuğunda da aynı ismin oturduğu kısa film; filmde özge özkaya adlı oyuncu rol almış ve 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmimiz hayatında bir şeylerin ya da birinin eksikliğini hisseden genç bir kadının bu hisle olan mücadelesini ve eksilmişlik hissiyle yaşamanın zorluklarını konu ediniyor.

filmde diyalog veya monolog olmasa da verilmek istenen mesaj ya da duygu karşıya geçiyor, bu da bize anlaşılmak için illa konuşmak gerekmediğini, eksik, buruk hissettiğinde bu duyguyu bazen susarak da yansıtabileceğini hatırlatıyor.

genç bir kadın belki kendisi de eksilmiş olduğu için etraftaki eksik şeylere odaklanıyor, bir çerçevedeki eksik olan fotoğraf gibi, bir sürahiye doldurulan ama tam doldurulmayan su gibi, tamamlanmamış bir yapboz gibi, kendi ruhu gibi...

daha sonra onun deniz kenarına gittiği görülüyor, denize atlamakla yaşamına devam etmek arasında kalmış gibi hissettiğini düşündürüyor, hissediyor denilemez çünkü kimse kimsenin tam olarak ne hissettiğini bilemez.

sonrasında ise onun ansızın yok olduğunu görüyoruz, eksik hissetmemek için hayatından mı vazgeçti, orası meçhûl.

film hakkında kişisel fikirlerime geçiyorum;

filmimiz eksiklik hissinin nasıl bir his olduğunu çok iyi yansıtıyor, bir örnek vermek gerekirse, filmde genç kadının olduğu her yerde ekranın yarısı siyah beyaz iken yarısı ise renkli, hayatında bir şeyler yolunda gitmediğinde, sevdiğin birini kaybettiğinde, kısacası eksildiğinde hayatının renklerinin silinmeye yüz tuttuğunu, hatta silindiğini, eksiklik hissini bu şekilde de anlatıyor.

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi.

oruç aruoba ve halil cibran gibi isimlerin alıntılarına da yer verilmesi bence iyiydi.

ana fikir bence şuydu;

eksilebilirsin, artabilirsin, herkes gider, gidebilir, kalabilir, hayatının renkleri hayatına ve yitirdiklerine göre değişir....

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

insanın bilemeyeceği şeyler

kendi yokluğu vb. şeyler diye çoğaltılabilir, hiç kimse kendi yokluğunun nasıl bir şey olduğunu bilemez.

t/ insanın bilemeyeceği şeyler üzerine konuşulan başlık.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim