son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 217337 tanım: 44582 başlık: 14137 apolet: 7 takipçi: 789

son tanımları


bir insanın senden sonraki yaşlarını bilememek

eğer o insanın özünü kavradıysan, ruhunu anladıysan onun her yaşta aynı olacağını bilirsin, onu bir daha göremesen bile.
devamını gör...

yaran görseller

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

iz bırakan kitap cümleleri


geçmiş, zihnin hâkimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir.

bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise, tesadüfe bağlıdır.

swann'ların tarafı
devamını gör...

en son ağlanan şey

annesizlik.

yalvarırım annenizin değerini bilin.

o ilelebet hayatınızda kalmayacak.
devamını gör...

yazarların çektiği çiçek fotoğrafları

her şey umrumdadır.

ankara/ mayıs/ 2026

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının şiirleri

yokluğu sabrımı sınar
yaşamı da ölümü de benden öğren
çünkü ben öyle yaptım

zamanı yüzümden anla
anlayan olmaz senden başka
ağlayacaksan şimdi ağla
sonra mümkün olmayacak.

yıl yeter
gerek yok dahasına

seni anlayacağım
çıldırmak pahasına.

öleceğim seni anladığım gün.

ağlayacaksan buna ağla
şimdi...
devamını gör...

takip (kısa film)

senaryosu cennet filiz tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; kadrosunda idil mina yıldırım, andıcan numanoğlu, dise atalan, yağmur ekmen gibi oyuncular rol almış iken film ise 2026 yapımlı olarak karşımıza çıkmaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazen insana en büyük zararı en yakınının, en sevdiğinin verebileceği üzerine farklı bir hikâye sunuyor.

damla yirmili yaşlarının başlarında bir genç kız, üniversite öğrencisi olduğu görülüyor, arkadaş grubu var ve normal bir hayat sürdürüyor, bir gün bir genç onu takip etmeye başlıyor, internetten tanıştığı bu sanal arkadaş aslında onun en yakını olabilir, ona zarar vermeyi amaçlamış, varlığını saplantı hâline getirmiş ve "cehenneme kadar seninle geleceğim" benzeri şeyler söylüyor.

genç kıza farklı bir isim kullanarak ulaşıyor ve genç kız bu durumdan, onun sürekli ilgi bekleyen yanından, özgürlüğüne ket vuran tavrından ve iyi niyetini suistimâl etmesinden rahatsızlık duyup onu engelliyor, onu saplantı hâline getiren bu kişinin onu sevdiğine inanmıyor, bunun bir sevgi değil takıntı olduğunu biliyor.

genç kız onu her adımda takip eden bu kişinin gerçek kimliğini öğreniyor ve filmimiz onların yüzleşmesiyle sona doğru yaklaşıyor.

görsel açıdan iyi bulduğum bir kısa filmdi,
açılar ve çekim teknikleri, renkler bence iyiydi.

konusunu olağanüstü bulmasam da kendini izleten bir kısa film oldu.

ana fikir ise bence şöyleydi;

bazen insana hiç kimse zarar veremez, özellikle de en yakınındaki kadar...

hiç kimse seni sana özür borcu olan biri kadar yakından izlemez...


devamını gör...

güne bir kedi bırak

ankara / 2026

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dik âlâ

" söz gecikir gecikmez ölecektim.. "

kısa bir süre önce hayatını kaybeden 1965 doğumlu türk şair elif sofya imzalı 102 sayfalık eser olup 2014 yılında yayınlanmıştır.

elif sofya'yı pençe (kitap) ve hayhuy (kitap) adlı eserleriyle tanımıştım, beklenmedik ölümü tüm sevenlerini olduğu gibi beni de üzdü, inanmak zordu ama hayat buydu.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

bu kitabı ikinci okuyuşum oldu bu,
şairin hayatını kaybettiğini öğrendikten sonra okumuştum ilk, bugün yeniden okumak istedim.

elif sofya hayatı kendine özgü bir şiirsel yaklaşım ile yansıtıyor bize, kendine özgü bir algılama söz konusu olduğu için üslubu da kendine özgü oluyor nihâyetinde,
bu kitabındaki şiirlerinde de kendine özgü bir şiir lisânının olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

huzursuzluğu, ayrılığı, giderek yabancılaşmayı, bağların koptuğu zamanlarda hissedilen yıkımı, ansızın gelen çıldırma hissini, doğayı, yaşamın vahşi olduğu zamanları kendine özgü bir şiir ile bizlere sunuyor ve dik âlâ mefhumunu şiirle hissettirmeyi amaçlamış izlenimi veriyor bazı şiirleri.

ölümü, artık adsız olmayı, gidişi, ruhsal soğukluğu, yabancılaşmayı, göğsünde bir taş, boğazında bir yumru ile yaşamanın acısını derinden hissettiren şiirler olduğunu kendi adıma söylemem mümkün olacaktır.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

huzurla uyu elif sofya...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


çizmelerini çekmiş
koşuyor ayrılığın atları.

akışını altüst ettiğim sular
ağzından gözlerine
buzdan bir çizgi ilerliyor
sen kör oluyorsun
gece mor...

ne zor şimdi birdenbire hıçkırmak.

ne zor şimdi içinizin açılması
açıklanması,
göğsünüzdeki o büyük taşın.

aslında biz hızla ölüyoruz
senin gibi, senin kadar ölüyoruz.

bir fil sürüsü kadar vakur yürüyen
tek sen varmışsın.

parmak izlerimizden tanıyoruz birbirimizi.

bana biraz yabancı
giderek uzak bana sevgilim.

ona
bana bir ağaç vermesi söylenmişti düşünde.

alnında derinleşen yarayı
yanılgılardan çıkan yangınlara bıraktım
hiçbir suya seslenmedi sesin.

uyuduğum düş
seni unutmuş görünüyordu.

söz gecikir gecikmez ölecektim..

ad verilmemiş çocuklar anlar sadece
çoktan bıraktım adımı.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlük yazarlarının çektiği şehir fotoğrafları

21 mayıs 2026

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

küçük hanımın şoförü

senaryosu özdemir birsel tarafından kaleme alınan ve tunç başaran tarafından yönetilen 1970 yapımlı yeşilçam filmi; başrolde ise dünyalar güzeli belgin doruk ve karizmanın vücut bulmuş hâli ayhan ışık rol almaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yardımcı rollerde ise, hulusi kentmen, mualla sürer, süleyman turan, suna pekuysal gibi oyuncular yer almıştır.

varlıklı bir ailenin torunu olan ve babaannesiyle yaşamını sürdüren yakışıklı iş adamı ömer ve varlıklı bir ailenin tek kızı olan neriman'ın kesişen yollarını ve aşklarını konu ediniyor.

ömer tam bir istanbul beyefendisi olmakla birlikte biraz da müsrif bir adamdır, harcamalarına dikkat etmez, yaşlı babaannesi ise ona bir ders vermek için bir oyun oynamaya kalkar, avrupa'ya gittiği uçağın düştüğü haberi gelir ama bu belki de doğru değildir...

ömer kadınlara düşkün, şatafatı seven, konfor alanından çıkmayan, iyi yürekli bir delikanlıdır. bir de yakın dostu vardır.

babaannesinin ise 3 avukatı vardır ve torunu ömer'e bir vasiyet de bırakmıştır, eğer kendine çeki düzen verir de 1 yıl boyunca hayatın zorluklarını anlayabileceği, paranın kolay kazanılmayan bir şey olduğunu hatırlatacak bir işte çalışmak zorundadır.

1 yıl boyunca böyle bir işte çalışırsa babaannesinin mirasına ve eski olanaklarına sahip olabilecektir.

yapabileceği en mâkul meslek şoförlük gibi gelir ve şoför olmaya karar verir, böylece küçük hanım neriman ile tanışır ve küçük hanımın şoförü olur.

birbirlerini çok sevecek ve aralarındaki çekim duygusu zamanla aşka dönüşecektir.

film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

tüm oyunculukların içten ve gerçekçi olduğu, etkileyici bir filmdi benim için.

konusu sıradan gibi gelse de insanı düşündüren bir yanı vardı bu filmin,
gerçek aşkı bulduğunda paranın pulun önemi kalmazdı, ister zengin ol, ister fakir ol, hiçbir önemi yok bunun, aşık olduğun zaman sevdiğin insan için bütün dünyaya kafa tutabilirdin, onun uğruna sahip olduklarından vazgeçerdin, gerçek aşk bunu gerektirirdi belki de.

aynı isimde çekilmiş birden fazla film gözüküyor, karışıklık olmaması için filmin linkini bırakıyorum.

aşk hiç aramazken bulduğu mudur insanın?

devamını gör...

riders on the storm

the doors şarkısı olup grubun 1971 yılında yayımlamış olduğu l.a. woman adlı albümde yer aldığı ve şarkının söz müziğinin grup üyelerine ait olduğu bilinmektedir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

anlamasını sağla
make him understand

dünya sana bağlı
the world on you depends


hayatımız asla bitmeyecek
our life will never end...

devamını gör...

nasıl dayandın sorusu

her trajediyi bir ders olarak adlandırmayı tercih ettim kendi açımdan, tanrı da öğretmen oluyor benim için bu denklemde.

en ağır darbeye bile yaşamın bir parçası gözüyle bakınca acı azalmaz belki ama acı veren duygu ve durumlara karşı bakış açını değiştirebilirsen acı hayatını eskisi kadar etkilemez, ağlamamak mümkün değil, hiçbir zaman mümkün olmamıştır.

sabretmeyi ve artık hiçbir yok oluşa şaşırmaman gerektiğini öğrenerek dayanacaksın...

yaşamı kavradığında bir küle dönmüş olabilirsin, küllerinden doğacaksın.

kendinden vazgeçmek çocukluğundaki insandan da vazgeçmektir,
işte en çok da bu yüzden dayan...
devamını gör...

window (kısa film)

senaryosu ataberk yüzat tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; oyuncu kadrosunda da yönetmenin kendisi ve sefer yüzat adlı kişi rol almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yatalak babasına kol kanat geren, onun eli ayağı ve her şeyi olan genç bir adamın, babası için verdiği mücadele konu ediniliyor.

babasının konuşma yetisini yitirdiği görülüyor ama her şeyin farkında, oğlunun kendisi için yaptığı her fedâkârlığın farkında, görüyor, biliyor ve hissediyor, bir pencere'nin hasretini çekiyor hasta adamcağız, odasına ışık dolmasını istediği anlaşılıyor, manzarasına doyum olmayacak bir pencere şimdi istediği...

insanın manzarası neyse insan da o manzaraya baka baka ona benziyor sanki zamanla.

genç adamın babasına bakabilmek için resim yaptığı da görülüyor, parkta bir kadının portresini çiziyor, para aldığı gözükmüyor ama para kazanmak için yaptığını düşündüm izlerken.

duygusal bulduğum bir kısa filmdi.

bazı açılardan kendime dair şeyler de gördüm biraz, annemin hasta olduğu zamanlarda baktığı pencereyi ve manzarasını düşündüm, onun manzarası bizdik belki de, çocukları...

bağlamdan ayrılmamak ve daha fazla duygusallaşmamak adına yavaş yavaş tanımımı burada bitireceğim.

ayrıca konuyla ilgili yakın zamanda okuduğum bir kitaptan bir şiiri de tanım sonuna bırakıyorum...

ana fikir ise bence şöyleydi;

bazen sevdiğin bir insana pencere olmak istersin, ışık, güneş olmak istersin, nefes olmak istersin, can olmak istersin, mümkün olsa kendi ömrünü de verirdin...

insanın en büyük manzarası bence en sevdiği insanın yüzüdür...



ne tuhaf (kitap)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

signs

senaryosu m. night shyamalan tarafından yazılan ve aynı ismin yönetmen koltuğunda oturduğu 2002 yapımlı amerikan filmi; başrolde ise mel gibson, joaquin phoenix, rory culkin, abigail breslin, patricia kalember gibi oyuncular rol almıştır.

yönetmenin kendisi de filmde ray karakteri ile karşımıza çıkmaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
karısını bir trafik kazasında yitiren eski râhip graham hess ve ailesinin başından geçen esrarengiz olayları, uzaylı istilâsından kurtulma çabalarını, kader ve tesadüf gibi kavramların yörüngesinde ele alıyor.

peder graham hess karısını kaybettikten sonra tanrıya dair inancını yitirmiştir, salt tanrıya dair inancını değil, hayata olan inancını da yitirmiş, mutluluğunu karısıyla birlikte kaybetmiş,
2 çocuğu ve eskiden beyzbol ile ilgilenen sporcu kardeşi merrill ile bir çiftlik evinde yaşamaktadır, mısır tarlaları da vardır ve işaretler yakındadır.

bir gün mısır tarlasında bazı işaretler belirdiğini görür, insan işi değil gibidir, fazla profesyonel ve kusursuz durmaktadır bu işaretler, önce bunun bir şaka olduğunu düşünse de şaka olmadığını anlayacaklardır.

uzaylı olduğu anlaşılan bu garip varlıklar sadece onların evine dadanmamıştır, onların varlığı bir tehlike ve ulusal, uluslararası bir sorun haline gelecek gibidir.

eski râhip graham ve ailesinin hayatta kalma çabalarıyla filmimiz devam eder, graham (mel gibson) ara sıra flashback yaşar, karısının öldüğü zamanları ve karısının dediklerini anımsar, onun son sözleri bir işaret niteliğindedir artık.

graham karısını kaybettikten sonra tanrıya kırgın, kızgın bir insan hâline gelir, kaderden ziyade artık tesadüflere inanıyor gibidir.

graham sezgileri güçlü bir insandır, zekidir, olağanüstü güçleri varmış izlenimi verir, işaretlere mi, kadere mi, tesadüflere mi inanmalıdır?

eve giren uzaylıdan kurtulmak için her şeyi yaparlar, oğlu astım hastasıdır, kızı ise küçücüktür, oğlunu kaybetme ihtimâliyle yüz yüze gelen graham artık mucizelere, kadere yeniden inanacaktır belki de...

karısının ölümü onun hayata bakış açısını ve inancını derinden etkilemiştir, tanrıdan ona bir acı daha yaşatmamasını diler.

onların başına gelen son olayla birlikte filmimizin sonlarına doğru yaklaşırız.

şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

bu filmi ilk izleyişim değil, yıllar önce izlediğimi hatırlıyorum, bazı sahneleri hâlâ aklımda kalmış, mesela şu; beyzbol sopasının filmin sonunda bir işe yaradığını hatırlıyordum, tüm detaylarıyla hatırlamam zor belki ama tümüyle unutmuş da değildim, başka bir yaşta yeniden izlemek istedim, tekrar izlemek iyi geldi.

filmin ana fikri benim için şöyle;

sevdiğimiz birini kaybettikten sonra hayata, tanrıya, her şeye dair inancımız sarsılabilir, belki kaderdir her şey, belki de değildir, tesadüftür, bir ders de olabilir, hayatta her şey mümkün, tam pes ettiğin anda mucize seni bulabilir, içindeki inancı yitirmemelisin, hem de hiçbir zaman...


mel gibson'ın yemek yerken ağlar gibi olduğu sahne bence filmin en etkileyici sahnelerinden biridir.
devamını gör...

çağdaş makedon şiirleri antolojisi

"uyku öncesi beklenen o rüya nerde?"

slavko yanevski, blaje konevski, gane todorovski, vlado uroseviç, lilyana dıryan, hriste petrevski ve daha pek çok çağdaş makedon şairin şiirlerinin yer aldığı 111 sayfalık eser; fahri kaya tarafından hazırlanan eserin 1993 yılında yayınlandığı bilgisi verilmiştir.

pek çok ismi senkronize okuma imkânı sunduğu için mutlu olduğum bir kitaptı.

kitabımız şöyle ilerliyor, her şairin hayatı hakkında çok kısa bilgiler veriliyor, ardından kendisine ait birkaç şiir yer alıyor.

ilk şiirleri fazla derin bulmasam da ilerleyen sayfalarda ve bilhassa kitabın sonlarına doğru karşılaştığım şiirleri iyi, etkileyici buldum, bazı dizeler insanı beklemediği yerden vuruyor.

mutluluğu değil, mutluluktan, aşktan, sevgiden, hayattan, ilişkilerden, insanlardan, sevdiklerimizden geriye kalanları yansıtır nitelikte olan şiirlerdi benim için, insanın dünyadaki geçici konumu ve kısıtlı zamanı, bağlanmış olduğun insanın ebedî yokluğu, trajediye evrilen aşklar, uykulardan, rüyalardan umulan medetler, acı çekmek, beklemek, bazı şiirlerin derinden hissettirdiği şeylerdendi.

hayatımızı etkileyen durumların şiirsel iz düşümü niteliğinde bulduğum şiirlerdi, sanki hep bir şeylerden geriye kalanları hissettirmeyi amaçlamış şiirler gibiydiler benim için.

en can alıcı bulduğum dizelerden biri ise,
ömür uçtu, seni yabancı gördüm düşte dizesi oldu.

seni sağ bulayım diye gurbeti kazandım dizesi de bence iyiydi.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


seni kıskanmaya vaktim yok.

unutma,
trajedimizin son deyişi yoktur,
bu, durmadan akan bir dere gibi
sonsuzdur.

işte sevgimiz böyle her zaman
iç yakar en sağlam olduğumuz an.


her şey önceden görülmüş
biz gidiyoruz,
toprak ise kalıyor.

neden bilmiyorsun, neden bu kader?
ne sevecek ne ezecek bir halin var.

ey öğlen gülü, ne dersin
acaba içimize
yeni bir baş dönüklüğü mü taşınıyor?


içimde sonsuz bir ölümsün.

buradasın ama gene de yoksun.

düşüncelerim vücudunun biçimini alıyor.

her şey hiçbir şey olmamış gibi olacak...

uyku öncesi beklenen o rüya nerde?

anlamı geç kavranan o ses nerede?

seni düşünüyor ve bir kitaba koyuyorum kitap nefes almaya başlıyor...


gizleniyor
rüyasında bulduğu bir gerçeğin içinde.

hangi taş
içinizde en ağır?


ömür uçtu
seni yabancı gördüm düşte.

devamını gör...

dilber'in sekiz günü

senaryosu cemal şan tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen 2008 yapımlı türk dram filmi; yönetmenin çekmiş olduğu zeynep'in sekiz günü ve ali'nin sekiz günü üçlemesinin ikinci filmi olarak karşımıza çıkmaktadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başrolde ise nesrin cavadzade, fırat tanış ve osman akça gibi oyuncular rol almış iken yardımcı rollerde ise; necmettin çobanoğlu, hatice altan gençler, macit sonkan, aslıhan erguvan, ahmet saraçoğlu ve arzu tan bayraktutan gibi isimler yer almıştır.

sevdiğine varamayan ve bu yüzden başka biriyle evlenmeye râzı gelen genç bir kız olan dilber'in yaşamından 8 gün konu ediniliyor.

dilber doğulu bir ailenin en büyük kızıdır, çok kardeşi vardır, bir de sevdiği vardır, ali ile yıllardır birbirlerini sevmektedirler, evlenmek isterler ama ali'nin babasının başka planları vardır, askerlik arkadaşı ile yıllar önce birbirlerine söz vermişlerdir, birinin kızı birinin oğlu olursa onları baş göz edeceklerine dair ant içmişlerdir.

ali bir gün ağlayarak gelir ve hatice ile evlendirileceğini söyler, bunu duyan dilber çılgına döner, gidip ali'nin babasından hesap sorar, ali ise babasının dediği neyse ona uyacağını, içi kan ağlasa da hatice ile evleneceğini söyler.

dilber bunun ardından kendisine tâlip olan ilk görücüsüyle evleneceğine dair söz verir, öyle de olacaktır.

kasabadan gelen ve bir ilkokulda hademelik yapan mehmet ona görücü gelmiştir,
kendisinden vazgeçen ali'yi cezalandırmak için ömründe ilk kez gördüğü bu topallayan adamla evlenmeye râzı olur.

mehmet'in kimsesi yoktur, ana babası çok eskiden ölmüştür, bir tarlası vardır, ayağı topaldır, bugüne kadar evlenmek istediği hiçbir kız onu sevmemiştir, onu bir tek dilber sevecektir.

dilber kocasına başlarda ısınamamış olsa da onu sevecektir, mehmet onu sevmiş, ali gibi yapmamıştır.

bu mutluluk 8 gün mü sürecektir,
kim bilir?

filmin ana fikri bence şuydu;

sevgi neydi?
sevgi emekti...


şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

konu açısından selvi boylum al yazmalım (film) filmiyle benzerlikler taşıdığını düşündüğüm bir filmdi, sevgi ve emek açısından benzerlik taşır gibiydi,
senin değerini bilmeyenden vazgeçip sana emek veren insanı sevmeye karar verme durumu açısından benziyordu.

nesrin cavadzade'nin ve fırat tanış'ın oyunculuğu etkileyiciydi, o duyguyu verdiklerini düşünüyorum.

sonu daha farklı bitebilirdi,
keşke böyle bitmeseydi...


ağladığım bir sahne vardı, dilber'in ailesinden ayrıldığı sahne benim için etkileyiciydi.

mehmet, karısı dilber ona çok sıkıldığını söyledikten sonra televizyon alıyor, o sahne de oldukça duygu yüklüydü.
devamını gör...

alaeddin özdenören

1940/ 2003 yılları arasında yaşayan türk şair ve yazar olarak bilinir; yazar olmasının yanı sıra felsefe okuduğu ve bir süre öğretmenlik yaptığı bilinmektedir.

kendisi aynı zamanda rasim özdenören'in ikiz kardeşidir.

pek çok eser vermiş ve 63 yaşında hayatını kaybetmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bazı kitapları

unutulmuşluklar
alaeddin özdenören bütün şiirleri
yalnızlık gide gide
şiirin geçitleri
şiirler


yüzünde
dayanılmaz ışıltılar.

yarın bambaşka bir insan olabilirim.


alaeddin özdenören bütün şiirleri
devamını gör...

the change

evanescence şarkısı; grubun adıyla aynı adı taşıyan evanescence adlı albümde yer aldığı bilinmekte iken albüm ise 2011 yılında yayınlanmıştır.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


beni sevdiğini söyle
ama bu yeterli değil
say you love me,
but it's not enough.

sen değiştin
you've changed.

devamını gör...

alaeddin özdenören bütün şiirleri

" gözlerinin değdiği her yerde,
bir göç başlar.
"

1940/ 2003 yılları arasında yaşayan türk şair ve yazar olmasının yanı sıra rasim özdenören'in ikiz kardeşi alâeddin özdenören imzalı eser; 2002 yılında yayınlanmıştır.

şairin okuduğum ilk kitabı sanırım bu oldu,
diğer şiir kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum, sarsıcı ve akıldan çıkmayan bir şiir dünyası hüküm sürüyor çünkü benim için.

hissettiğin bir şeyi kelimelere dökemezsin, kelime bulamazsın ya bazen, işte bu kitapta alaeddin özdenören bunu bizim yerimize yapıyor, okuyan herkes kendinden bir parça bulacaktır, aynaya bakmış gibi hissedecektir bence mutlaka, bu kitaptaki şiirlerin beni bu denli etkileme nedeni de tam olarak buydu, sanki aynaya bakar gibi hissettim hep okurken.

gelişleri, gidişleri, son bulmaları, aşkının gücünü, ruhunun bedenine dar geldiği zamanları, yalnızlıkları, birinin isminin sana mıhlanmış gibi seninle yaşamasını, ölümü,
uğruna ölecek kadar çok sevmiş olmayı, sonrasında ise canından öte bildiğine yabancılaşmayı, kimi zaman ise annesizliği, yakınında olanın fikirsel uzaklığını, yüzüne dokunamamış olmanın kederini derinden hissettiriyor şair.

şairin yıkımları, ayrılıkları, aşkı, aşktan geriye kalanları yansıtma biçimi çok etkileyiciydi.

en can alıcı bulduğum dizelerden biri " artık beni tanımakta güçlük çekebilirsin " oldu örneğin.

etkileyici bulduğum çok dize vardı, okuduğum için mutlu olduğum bir kitap oldu.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir anlatışın var gelişinle gülüşünle
o hiçbir zaman olmayacak olanı
o nice bin serüvenden arta kalanı
kalbimizin her vuruşunda
daha iyi anladığımız.

öldü çünkü öylesine gençti
ölümle hayatın arasında sıkışan gözleri.

adını doğruyorum.
bir yalnızlığı doğrar gibi.

gözlerinle bir çıkış yolu arıyorsun
oysa ben senin direnişini bilirim
yıkandıkça azgınlaşan bir ateş gibidir.


yersizim yoksulum âvareyim
yerlerde göklerde divâneyim
saçlarında hâleyim
öyle deme böyle deme güzelim
sesindeki son vâdeyim.

göğsümün dar uçurumundan
ölüme merdiven dayıyorum.

dünya sanki bana kalmış gibi
bir de üzüntüme.
bağışlamak ayrı
unutmakta bütün iş.

sana her bakışımda
uçurumun önünde kalıyorum.

içimde benden başka
ağlayan biri mi var?


gözlerinin değdiği her yerde
bir göç başlar.


yaşarken ölüme rastladığımı
bilmeyecekler
belki hiçbir zaman
zira böyle bir ânın büyüsünü
tanımadılar.


seni bir kez daha düşünmem gerektiğini anlıyorum.

ölebilirim senin için
bu dünyada ve öbür dünyada.

yüzünü göremedim
belki
dokunmayı göze alamadığım için olacak.


geçilmez bir dalın
düşen aynasındasın
sen beni
öldükten sonra mı arayacaksın?


sana her bakışımda
uçurumun önünde kalıyorum.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim