1.
uzak (film)
senaryosu nuri bilge ceylan imzası taşıyan ve onun tarafından yönetilen 2002 yapımlı türk filmi, pek çok ödül de almış bir filmdir.

başrolde mehmet emin toprak ve muzaffer özdemir yer alır iken, zuhal gencer, nazan kesal, ercan kesal, ebru ceylan, fatma ceylan ve feridun koç gibi isimler de kadroda yer alan isimler arasındadır.
başrolde oynayan mehmet emin toprak ise nuri bilge ceylan'ın yeğeni olmakla birlikte, filmin çekildiği sene geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.
birbirine uzaklaşmış iki kuzenin bir araya gelmeleri sonucu hayatlarında meydana gelen değişimler, uzaklıklar, aşılmaz duvarlar, yabancılıklar konu edinilmektedir.
köylü ve kentli arasındaki zihniyet farkını birbirine yabancılaşan iki kuzen arasındaki gerilim ile anlatır nuri bilge ceylan;
birisi anlam arayan, diğeri ise anlamsızlıklar içinde boğuşan iki kuzen üzerinden uzaklık kavramını sorgulatır.
mahmut kırklı yaşlarında olan bir fotoğrafçıdır, evlenip boşanmıştır, kuzenine göre daha aydındır, kendini daha medenî görür, kuzenini ise köyden gelme olduğu için hor gördüğünü hissettirir.
yusuf yirmili yaşlarının sonlarında gözüken bir delikanlıdır ve çalıştığı iş yerinde toplu işten çıkarılanlar arasındadır,
gemilerde çalışma hayali kurarak kente gelir, kuzeninin yanında kalmaya başlar.
aralarında kapanmaz bir boşluk, aşılmaz duvarlar, uzaklıklar vardır, geldiği ilk gün iyi anlaşır gibi olsalar da birkaç gün içinde muhabbetleri gergin bir hâl alacaktır, mahmut kuzeninin gelmesiyle özgürlüğünün kısıtlandığını hissedecek, bir iş bulamayan bu adamdan kurtulmak isteyecektir zamanla.
mahmut nihilist bir imaj çizerken, yusuf ise anlam arayışında ve vâr olma çabası içindedir, belki de bu uzaklık bundan dolayıdır.
yusuf mahmut'tan kendisine iş bulması için yardım ister, mahmut ise onun taşradan gelip de hazıra konmak istediğini söyleyerek onu suçlar, kırar, tek istediği evinden, yani dünyasından artık gitmesidir...
filmin sonunda ise kuzenine kötü davrandığını anlayan mahmut pişman olmuştur ama artık pişman olmanın bir anlamının kalmamıştır.
film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse,
yalnızlık, yabancılaşma, hiçlik ve vârolma çabası, uzaklık gibi konular üzerine düşündüren bir filmdi.
benim için bazı noktalarda duygusal bir filmdi, oyunculuklar olağanüstü değildi ama gerçekçiydi.
ana fikir belki de şuydu;
uzaklıklar senin zihnindedir ancak, birbirini anlamak o kadar da zor değildir, zorlaştıran da bizzat insanın kendisidir, insan isterse uzaklıkları aşar ama aşmadan yaşar...
mahmut yusuf'a gitmesi için kötü davranır, tartışırlar ve yusuf köyüne dönmeye karar verir, yatağını toparlamış, yorganını döşeğini katlayıp gitmiştir...
en çok üzüldüğüm sahne buydu, karşındaki insanın dünyasında sana yer olmadığı için sessizce onun dünyasından gitmek...
hem de hiçbir şey söylemeden...

başrolde mehmet emin toprak ve muzaffer özdemir yer alır iken, zuhal gencer, nazan kesal, ercan kesal, ebru ceylan, fatma ceylan ve feridun koç gibi isimler de kadroda yer alan isimler arasındadır.
başrolde oynayan mehmet emin toprak ise nuri bilge ceylan'ın yeğeni olmakla birlikte, filmin çekildiği sene geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.
birbirine uzaklaşmış iki kuzenin bir araya gelmeleri sonucu hayatlarında meydana gelen değişimler, uzaklıklar, aşılmaz duvarlar, yabancılıklar konu edinilmektedir.
köylü ve kentli arasındaki zihniyet farkını birbirine yabancılaşan iki kuzen arasındaki gerilim ile anlatır nuri bilge ceylan;
birisi anlam arayan, diğeri ise anlamsızlıklar içinde boğuşan iki kuzen üzerinden uzaklık kavramını sorgulatır.
mahmut kırklı yaşlarında olan bir fotoğrafçıdır, evlenip boşanmıştır, kuzenine göre daha aydındır, kendini daha medenî görür, kuzenini ise köyden gelme olduğu için hor gördüğünü hissettirir.
yusuf yirmili yaşlarının sonlarında gözüken bir delikanlıdır ve çalıştığı iş yerinde toplu işten çıkarılanlar arasındadır,
gemilerde çalışma hayali kurarak kente gelir, kuzeninin yanında kalmaya başlar.
aralarında kapanmaz bir boşluk, aşılmaz duvarlar, uzaklıklar vardır, geldiği ilk gün iyi anlaşır gibi olsalar da birkaç gün içinde muhabbetleri gergin bir hâl alacaktır, mahmut kuzeninin gelmesiyle özgürlüğünün kısıtlandığını hissedecek, bir iş bulamayan bu adamdan kurtulmak isteyecektir zamanla.
mahmut nihilist bir imaj çizerken, yusuf ise anlam arayışında ve vâr olma çabası içindedir, belki de bu uzaklık bundan dolayıdır.
yusuf mahmut'tan kendisine iş bulması için yardım ister, mahmut ise onun taşradan gelip de hazıra konmak istediğini söyleyerek onu suçlar, kırar, tek istediği evinden, yani dünyasından artık gitmesidir...
filmin sonunda ise kuzenine kötü davrandığını anlayan mahmut pişman olmuştur ama artık pişman olmanın bir anlamının kalmamıştır.
film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse,
yalnızlık, yabancılaşma, hiçlik ve vârolma çabası, uzaklık gibi konular üzerine düşündüren bir filmdi.
benim için bazı noktalarda duygusal bir filmdi, oyunculuklar olağanüstü değildi ama gerçekçiydi.
ana fikir belki de şuydu;
uzaklıklar senin zihnindedir ancak, birbirini anlamak o kadar da zor değildir, zorlaştıran da bizzat insanın kendisidir, insan isterse uzaklıkları aşar ama aşmadan yaşar...
mahmut yusuf'a gitmesi için kötü davranır, tartışırlar ve yusuf köyüne dönmeye karar verir, yatağını toparlamış, yorganını döşeğini katlayıp gitmiştir...
en çok üzüldüğüm sahne buydu, karşındaki insanın dünyasında sana yer olmadığı için sessizce onun dünyasından gitmek...
hem de hiçbir şey söylemeden...
devamını gör...













