zaman tüneli
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
devamını gör...
en sevilen alkollü içki
kırmızı şarap diyet kola karışımının limon eşliğinde son derece efektif bir içki olduğunu keşfetmiş bulunuyorum. tavsiye edilir.
devamını gör...
abdurrahman çavuş (yazar)
umarım haraç almaz, kumar oynatmaz ve zavallı bir ihtiyarı tokatlamaz. ayrıca şimdilik çaylak olan 2. nesil yazarımız.
devamını gör...
r yapmak
her zaman kullanışlı bir manevradır. r yoksa ayakta kalamayız.
devamını gör...
ilk sevgili
ilkokul müsameresinde dans ettiğim ermeni kız. yanağımdan öpmüştü. halen düşünürüm onu.
devamını gör...
tavuk döner
yarım ekmeğe marul ve domates koyularak yapılan eski versiyonuna her övgü gördüğümde kanımın donduğu yiyecek. ne kadar sosluysa ve içinde ne kadar saçma sapan şeyler barındırıyorsa o kadar iyidir.
devamını gör...
mantık bağımlılığı
aşk varsa duygu mantığa galebe çalar. bir gamzenin peşinde meftun olursunuz.
devamını gör...
sözlükte moderatör olmaması
yoldaşla pazartesi günü olağan azıtanlar toplantımızı yaptık. eylül ayındawdaw
moderatörlüğüm açılıyor.
bütün erkek yazarları kırbaçlayacağım alaan izniyle. sısıs
moderatörlüğüm açılıyor.
bütün erkek yazarları kırbaçlayacağım alaan izniyle. sısıs
devamını gör...
ıtır’ın sözlükten silinmesi gerekliliği
bu tür tartışmalar sözlüklere can verir kan verir bırakınız yazsınlar bırakınız etsinler.
devamını gör...
sözlükte moderatör olmaması
nude atabilir miyim yani.
devamını gör...
tavuk döner
çift lavaşlı ve soslu olanın yenilebilitesi yüksek olan gıda.
devamını gör...
sözlükte moderatör olmaması
(bkz: hiç mi yok)
devamını gör...
lucifer (yazar)
zeka zemin veledin.
tamam len gönlün olsun hadi. favlayayım seni, sevin az. baya kasmışsın.
tamam len gönlün olsun hadi. favlayayım seni, sevin az. baya kasmışsın.
devamını gör...
normal sözlük tarihindeki en garip olay
bakın hala etkisini aşamadım.
ben yıllar önce hatta 5 yıl önce şöyle bir başlık açmıştım.
(bkz: köfteci yusuf'taki kasiyer kıza ulaşmaya çalışan yazar)
zaten başlıktan belli bir köfteci yusuf şubesinde çalışan bir kasiyeri aşırı begenmiştim. sonra bana başka bir kadın yazar mesaj attı ve hangi şube olduğunu sordu ben de trollüyor falan sandım ve söyledim. 1 saat sonra harbiden o kızın instasını attı bana. nasıl buldu nasıl ulaştı hala bilmiyorum
ben yıllar önce hatta 5 yıl önce şöyle bir başlık açmıştım.
(bkz: köfteci yusuf'taki kasiyer kıza ulaşmaya çalışan yazar)
zaten başlıktan belli bir köfteci yusuf şubesinde çalışan bir kasiyeri aşırı begenmiştim. sonra bana başka bir kadın yazar mesaj attı ve hangi şube olduğunu sordu ben de trollüyor falan sandım ve söyledim. 1 saat sonra harbiden o kızın instasını attı bana. nasıl buldu nasıl ulaştı hala bilmiyorum
devamını gör...
pişmanlık
buraya alışmak. her boş vaktinde sözlüğe girip bakmak.
devamını gör...
smert (yazar)
bu lucifer geçen sene sövdüğünüz lucifer mi.
devamını gör...
tavuk döner
fakir dönemimden kalma, halen bırakamadığım sokak lezzeti.
devamını gör...
smert (yazar)
bu bağcılar simitçisi kim ya. sısıs
not: it sürülerine bak nasıl da mağaralarından çıkıyorlar. s
not: it sürülerine bak nasıl da mağaralarından çıkıyorlar. s
devamını gör...
bugün yaşanılan en yoğun duygu
burukluk bir duygu olarak sayılır mı bilmiyorum ama hissettiğim şeye tam bir isim veremedim.
bugün bir hasta geldi, eşiyle beraber gelmiş daha doğrusu. kapıda beklediler uzun bir süre. çok sıra olduğundan bir türlü içeri alamamıştık ve hiç gıkını çıkartmadan beklediler.
ortam biraz sakinlediğinde yanımdaki abiye tekrar hatırlattım o çifti ve içeri aldık.
amcayla ilgilenirken eşi de yanında oturup bir noktaya sabit bakıyordu. bir eliyle de eşinin elini tutuyordu. beraber çalıştığım abi genelde hastalarla hep esprili bir iletişim kurduğundan bu amcaya da, “ne o öyle kaçırıcaklar mı eşini sımsıkı tutmuşsun” diyip güldü.
amca da güldü, hüzünlü bir şekilde.
“eşim alzheimer hastası, bırakırsam kaçmaz ama kaybolabilir” dedi.
teyzenin yüzüne hiç bakmadığımı fark ettim bu cümleyi duyduğumda. bakışlarımı teyzeye çevirdiğimde göz göze geldik. öyle büyük bir ürperti oldu ki içimde nasıl anlatabilirim bilmiyorum. korkudan falan değildi. değişik bir histi.
amcanın ameliyat olması gerekiyormuş, kaburgasından ve o an duyamadığım başka bir şeyden. eşine bakacak kimseyi bulamayacağından kendi sağlığını ertelemiş.
“çocuğun yok mu?” diye sordu abi.
“var ama herkes kendi hayatıyla meşgul, kimseye yük olamayız.” dedi amca.
ben hâlâ teyzeye bakıyordum, çekmemişti bakışlarını. hayatımda hiç böyle bir göz teması kurmadım. birçok insanın ölüm anındaki bakışına şahit oldum ama bu kadar korkutmamıştı hiç.
“biz bunla gezeriz hep.” dedi amca. “ben onu yediririm, içiririm, tuvaletini yaptırırım o da bana böyle bakar. herkese baktığı gibi, bomboş.” dedi.
aynı şu an bana baktığı gibi. daha önce hiç, hiçbir duygu ya da ifade barındırmayan gözlere bakmamıştım. ifadesizliğin bu kadar kavurucu olduğunu daha doğrusu olabileceğini tahmin etmemiştim.
neredeyse ağlamak üzereyken sıktım kendimi. amca bir şeyler daha anlattı ama duymadım. işime devam ettim ama aklım hâlâ ordaydı.
amcanın işi bittiğinde oturduğu yerden kalkarken teyzenin elini de kaldırdı. kafasını çevirdi baktı, kalktı. bekledi. hiçbir ifade olmadan. yine göz göze geldik. gülümsedim bu sefer, mimik oynamadı.
kendimi ağlamamak adına bu kadar tuttuğum çok az an vardır ve adını bile bilmediğim bu teyze bu listenin dengesini bozmayı başardı.
uğurlarken el sallayıp gülümsedim. aynı donuk ifadeyle karşılık verdi. günümün geri kalanı o teyzenin bakışlarını düşünmekle geçti.
şimdi belki birçoğunuza çok saçma gelebilir bu durum ama beni çok etkiledi. o teyze de zamanında genç bir kızdı, sevdiği adamın gözlerine binbir duygu ile baktı. çocuklarını büyüttü, uyuttu, okuttu.
ne için? ne oldu? nereye vardı hayatı? sanki her şey sıfırlandı. yanındakinin kim olduğunu dahi bilmiyor. hayatı şu an sadece sürüklenmekten ibaret.
gerçekten, ne için yaşıyoruz? ne olacağız? her şeyi o kadar ciddi meseleler hâline getiriyoruz ki aslında ve o kadar ezikçe bir hareket ki bu yaptığımız.
öylesineyiz aslında.
ben hiç tanımadığım bir kadının gözlerindeki boşlukta boğuldum bugün. o boşluğa düşme ihtimalim her daim var. o boşluğa dönüşme ihtimalim, var.
hayat, çok garipsin.
öyle işte..
bugün bir hasta geldi, eşiyle beraber gelmiş daha doğrusu. kapıda beklediler uzun bir süre. çok sıra olduğundan bir türlü içeri alamamıştık ve hiç gıkını çıkartmadan beklediler.
ortam biraz sakinlediğinde yanımdaki abiye tekrar hatırlattım o çifti ve içeri aldık.
amcayla ilgilenirken eşi de yanında oturup bir noktaya sabit bakıyordu. bir eliyle de eşinin elini tutuyordu. beraber çalıştığım abi genelde hastalarla hep esprili bir iletişim kurduğundan bu amcaya da, “ne o öyle kaçırıcaklar mı eşini sımsıkı tutmuşsun” diyip güldü.
amca da güldü, hüzünlü bir şekilde.
“eşim alzheimer hastası, bırakırsam kaçmaz ama kaybolabilir” dedi.
teyzenin yüzüne hiç bakmadığımı fark ettim bu cümleyi duyduğumda. bakışlarımı teyzeye çevirdiğimde göz göze geldik. öyle büyük bir ürperti oldu ki içimde nasıl anlatabilirim bilmiyorum. korkudan falan değildi. değişik bir histi.
amcanın ameliyat olması gerekiyormuş, kaburgasından ve o an duyamadığım başka bir şeyden. eşine bakacak kimseyi bulamayacağından kendi sağlığını ertelemiş.
“çocuğun yok mu?” diye sordu abi.
“var ama herkes kendi hayatıyla meşgul, kimseye yük olamayız.” dedi amca.
ben hâlâ teyzeye bakıyordum, çekmemişti bakışlarını. hayatımda hiç böyle bir göz teması kurmadım. birçok insanın ölüm anındaki bakışına şahit oldum ama bu kadar korkutmamıştı hiç.
“biz bunla gezeriz hep.” dedi amca. “ben onu yediririm, içiririm, tuvaletini yaptırırım o da bana böyle bakar. herkese baktığı gibi, bomboş.” dedi.
aynı şu an bana baktığı gibi. daha önce hiç, hiçbir duygu ya da ifade barındırmayan gözlere bakmamıştım. ifadesizliğin bu kadar kavurucu olduğunu daha doğrusu olabileceğini tahmin etmemiştim.
neredeyse ağlamak üzereyken sıktım kendimi. amca bir şeyler daha anlattı ama duymadım. işime devam ettim ama aklım hâlâ ordaydı.
amcanın işi bittiğinde oturduğu yerden kalkarken teyzenin elini de kaldırdı. kafasını çevirdi baktı, kalktı. bekledi. hiçbir ifade olmadan. yine göz göze geldik. gülümsedim bu sefer, mimik oynamadı.
kendimi ağlamamak adına bu kadar tuttuğum çok az an vardır ve adını bile bilmediğim bu teyze bu listenin dengesini bozmayı başardı.
uğurlarken el sallayıp gülümsedim. aynı donuk ifadeyle karşılık verdi. günümün geri kalanı o teyzenin bakışlarını düşünmekle geçti.
şimdi belki birçoğunuza çok saçma gelebilir bu durum ama beni çok etkiledi. o teyze de zamanında genç bir kızdı, sevdiği adamın gözlerine binbir duygu ile baktı. çocuklarını büyüttü, uyuttu, okuttu.
ne için? ne oldu? nereye vardı hayatı? sanki her şey sıfırlandı. yanındakinin kim olduğunu dahi bilmiyor. hayatı şu an sadece sürüklenmekten ibaret.
gerçekten, ne için yaşıyoruz? ne olacağız? her şeyi o kadar ciddi meseleler hâline getiriyoruz ki aslında ve o kadar ezikçe bir hareket ki bu yaptığımız.
öylesineyiz aslında.
ben hiç tanımadığım bir kadının gözlerindeki boşlukta boğuldum bugün. o boşluğa düşme ihtimalim her daim var. o boşluğa dönüşme ihtimalim, var.
hayat, çok garipsin.
öyle işte..
devamını gör...
ıtır’ın sözlükten silinmesi gerekliliği
ıtır hanım'ın ben bugüne değin kimsenin tavuğuna kışt dediğini görmedim. poine de hızlı girişi ve şen üslubuyla sözlüğe hareket kattı. eğer birisinin sahtesi değil ve amacı gerçekten dediği gibi kafa dağıtmak ise, bu iki hanımefendinin kesişim noktası pek yok. aynı yaş diliminde değiller. ikisinin de sözlüğe kalite katmasını isterim. genel ahlak, etik ve kişilik hakları çiğnenmediği müddetçe kimsenin ( sözlüğün sahibi bile olsa) bir yazara ceza vermeye ahlaken hakkı olmamalı. dilerim bu mevzu kapanır.
devamını gör...