bugün bir hakikati daha ortaya çıkartıp, hemcinslerimi tenvir edeceğim. ama eskiler önce usul, sonra vusul demişler.
kıymetli kari: bu dünya düzeninde ister ilahi, ister beşeri her dogma, kavram ve ideoloji, aslında orta ve alt sınıf heteroseksüel erkeği kendi nizamına göre yoğurmak için programlanmıştır. dünyayı abad edenler veya duruma göre kana, ateşe boğanlar da bu tip erkeklerdir. mesela 3. dalga feminizmin ''benim bedenim, benim kararım'' cümlesindeki muradı aslında orta ve alt sınıf gelir grubuna ait erkeklerin kendisiyle sözel ilişki dahi kurmamasını hatta bakmamasını isteyen, sunduğu cinsel imkanlardan sadece üst gelir ve statü gruplarındaki erkeklerin yararlanmasıdır. kozmetikten, sinemaya, dizi sektöründen, pornografiye kadar her şey aslında büyük kapital sahiplerinin, kadınları, erkekleri zapturapt altına almada kullandığı aparatlardır.
romantik komedi türü aslında sinemanın tarihi kadar eski, edebiyatta da düşük profil olarak görülen, bizde kerime nadir, dünyada barbara cartland'ın romanlarıyla tanınan bir edebiyat türünün görsel versiyonudur. bu eski aşk romanları, gerçekten de kadınlar için yazılmış, kadın duygusallığı ve romantik hayallerine uygun, masumane kitaplardı. erken dönem romantik filmler de böyleydi.
ancak 80'ler sonu 90'lar başı itibariyle bu filmler konu itibariyle aynı kalmakla beraber mahiyet değiştirerek, erkeklere yönelik sübliminal mesajlar vermeye başladı. türe dahil olmamakla beraber alt metniyle (bkz:
titanic) başlık altında öne sürdüğüm tezin öncüsü olması mahiyetiyle (bkz:
notting hill) bunlara örnektir.
şimdi bu filmlerde genelde orta sınıf, eğitimli, annesi tarafında yetiştirildiği belli, kimseye zararı olmayan, dürüst bir erkek vardır. öte yanda ise kararsız, güzel veya güzel olup da öz güveni düşmüş 30'larında bir kadın bulunur. bu hikayelerin olmazsa olmazı, benim (bkz:
eskimo birader) dediğim, görünürde alfa ama aslında toksik masküleniteden kırılan zengin yahut yakışıklı erkektir. şol avrat kişi film boyunca iki erkek arasında gider gelir. sonunda eskimo birader'in aslında karakter olarak beş para etmediği gerçeğine uyanır ve fakir ama dürüst beta erkeği seçer. ikisi mutluluğa doğru direksiyon kırarlar ve the end.
hakikat ise böyle değildir. arkadaşlar efendi erkek, gerçek hayatta da tecrübe ettiğiniz üzere alsa alsa başını alır. en fazla alacağınız, sevdiğiniz kız ile diğer herif cima ederken elemanın ''kardaş yoruldum, kalkmıyor, bir el at da şunu sokalım'' demesi olur. onu da artık şans olarak nitelendirecek kadar fantezi dünyanız geniş ise...toparlayalım;
1- romantik komediler 30'larının sonuna kadar sırayla yüzlerce vites koluna oturmuş kadınları, bir beta erkeğe evlilik yoluyla kitlemek için hazırlanmış materyallerdir.
2- kadınlar sizin görgünüz, bilginiz, karakteriniz, hayattaki duruşunuz ve ilkelerinizle ilgilenmezler. para, görünüm, statü üçlemesinden en az birisi yoksa sap gibi dolanırsınız.
3- efendi erkeğin elde edeceği tek ödül, yuporun gibi sitelerde senede bir kez denk gelen abonelik indirimi veya free haftalardır. öyle oluyormuş, ben bakmıyorum.
4- sen kendine yardım etmedikçe, kimse sana yardım etmeyecek. sahte de olsa bir sevgi istiyorsan, para-statü-görünüm içlemesinde pozitif aşama kat etmelisin veya bu oyunun kuralları bana göre değil deyip, ihtiyacın olan şeyi parayla da satın alabilirsin. ikisi sonuçta aynı kapıya çıkıyor.
devamını gör...