1.
normal sözlük yazarlarının küçürek hikayeleri
diriliş boğaç
boğaç, kabardığında yedi köyün ağası gibi duran, tüyleriyle gurur duyan, hafif göbekli ama kendine güveni tam bir hindiydi. yıllar boyunca çiftlikte, civardaki hindi ve tavuklar arasında “yakışıklı” olarak nam salmıştı. 3 yaşında artık ergenliği bitmiş koca bir adamdı ve bu yılbaşı farklıydı. çiftliğin sahibi halil amca’nın evine yeni bir balta alınmıştı boğaç'ı ve diperlerini yemlerken de youtube'dan sürekli “baharatlı hindi tarifi” videoları izliyordu.
bir sabah, boğaç çocuk sesiyle uyandı güne, halil amca'nın torunu, "dede, boğaç’ı mı keseceğiz bu yıl?" diye sorduğunda, boğaç kabarmaya ve yutkunmaya başladı, sonu yaklaşıyordu.
boğaç, kendini köşeye çekip kara kara düşünmeye başladı. ölüm bir ihtimaldi ama bu kadar görkemli bir hayatın, masanın üzerinde fırın tepsisinde sona ermesi kabul edilemezdi. ölececekse de, efsane olarak anılmalıydı. içinden bir ses, "ölmeden önce yapabileceğin iki şey var; ya kaç, ya da hayatın tadını çıkar." diyordu.
kaçmak en iyi yoldu ama boğaç’ın kaçmaya mecali yoktu, aylarca yem karma makinelerine dadanmıştı, şimdi tüylerin altından bir göbek sarkıyordu. geriye ikinci seçenek kalmıştı, hayatın tadını çıkarmak. önce çiftlikteki tavuklara yanaşmaya karar verdi. ilk hedefi pamuk isimli, beyaz tüylü cilveli güzel bir tavuktu. yalnız bir sorunu vardı: pamuk, boğaç’tan hiç haz etmiyır ve bir hindi olduğu için kendine uygun görmüyordu. pes etmek yoktu, sıradaki hedef, çiftlikteki çilli ama bir o kadar da havalı hindi bihter'di. boğaç, bihter’in yanına yaklaşıp:
“bak bihter, yılbaşında büyük ihtimalle kesileceğim. gitmeden beraber bir gece, sadece bir gece, kanatlarımızı gökyüzüne açalım mı?” diyr sordu.
bihter, boğaç’a alaycı bir bakış attı, “yılbaşında kesileceksin diye bana mı yürüyorsun? bu ne özgüven? kusura bakma ama yalnız öleceksin!”
sevişme planları suya düşen boğaç, bu kez ölmeden önce bir isyan planı yapmaya karar verdi. çiftliğin diğer hayvanlarını örgütledi, "arkadaşlar, bu çiftlikte her yılbaşı biri gidiyor. bugün benim, yarın siz. tavuk çorbası, kuzu pirzola, hatta sucuk. sırayla eksiliyoruz. artık yeter! yaşasın hayvan hakları!" isyan fikri başta herkesi heyecanlandırdı, fakat kimse pek dahil olmak istemedi. arkadaşlarına, "allah sizi kahretsin" bari biriniz benimle sevişin! diye adeta yakarırcasına son kez bakıp kümesine çekildi.
yılbaşı günü gelip çattı. halil amca, baltasını parlatarak boğaç’ı kümesten aldı. boğaç ise son yemeğini yerken bile gururluydu. tabağındaki yemleri zevkle yiyip son bir kez göğsünü kabarttı. tam baltanın kalktığı an, birden bağırdı:
“glu glu gluuu glglgluu glu glu!”
halil amca bir an afallasa da baltayı vurduğunda boğaç'ın kafası kopmuş ve dili dışarıdaydı daha önemlisi, gözleri açıktı. yüzünde tatlı bir gülümseyiş vardı sanki. halil amcanın kızı ve damadı selçük bey, misafirdi o gece. selçük bey, boğaç'ın diri ve taze etinden en çok yiyen oldu ve yanında baldan tatlı şarap içmişti o gece. sonrasında da biricik eşi makbuleyle tam yedi kere birlikte oldu, sanki hindi gibi gagalıyordu adeta bedeninin ateşiyle zevcesini. boğaç, artık amacına ulaşmıştı farklı bir bedende de olsa. ölümün ardından gelen bir mutluluk belki de...
boğaç o gün orada ölmedi. milyonlarca sekse ulaşamayan insan ve hayvanın sesi oldu, birliğin, iriliğin, diriliğin, son ana kadar direnişin, pes etmeyişin, iradenin, aşkın bir bayrağı haline geldi. yaşayan son canlı da yok olana kadar hepimizin içindesin boğaç!..
boğaç, kabardığında yedi köyün ağası gibi duran, tüyleriyle gurur duyan, hafif göbekli ama kendine güveni tam bir hindiydi. yıllar boyunca çiftlikte, civardaki hindi ve tavuklar arasında “yakışıklı” olarak nam salmıştı. 3 yaşında artık ergenliği bitmiş koca bir adamdı ve bu yılbaşı farklıydı. çiftliğin sahibi halil amca’nın evine yeni bir balta alınmıştı boğaç'ı ve diperlerini yemlerken de youtube'dan sürekli “baharatlı hindi tarifi” videoları izliyordu.
bir sabah, boğaç çocuk sesiyle uyandı güne, halil amca'nın torunu, "dede, boğaç’ı mı keseceğiz bu yıl?" diye sorduğunda, boğaç kabarmaya ve yutkunmaya başladı, sonu yaklaşıyordu.
boğaç, kendini köşeye çekip kara kara düşünmeye başladı. ölüm bir ihtimaldi ama bu kadar görkemli bir hayatın, masanın üzerinde fırın tepsisinde sona ermesi kabul edilemezdi. ölececekse de, efsane olarak anılmalıydı. içinden bir ses, "ölmeden önce yapabileceğin iki şey var; ya kaç, ya da hayatın tadını çıkar." diyordu.
kaçmak en iyi yoldu ama boğaç’ın kaçmaya mecali yoktu, aylarca yem karma makinelerine dadanmıştı, şimdi tüylerin altından bir göbek sarkıyordu. geriye ikinci seçenek kalmıştı, hayatın tadını çıkarmak. önce çiftlikteki tavuklara yanaşmaya karar verdi. ilk hedefi pamuk isimli, beyaz tüylü cilveli güzel bir tavuktu. yalnız bir sorunu vardı: pamuk, boğaç’tan hiç haz etmiyır ve bir hindi olduğu için kendine uygun görmüyordu. pes etmek yoktu, sıradaki hedef, çiftlikteki çilli ama bir o kadar da havalı hindi bihter'di. boğaç, bihter’in yanına yaklaşıp:
“bak bihter, yılbaşında büyük ihtimalle kesileceğim. gitmeden beraber bir gece, sadece bir gece, kanatlarımızı gökyüzüne açalım mı?” diyr sordu.
bihter, boğaç’a alaycı bir bakış attı, “yılbaşında kesileceksin diye bana mı yürüyorsun? bu ne özgüven? kusura bakma ama yalnız öleceksin!”
sevişme planları suya düşen boğaç, bu kez ölmeden önce bir isyan planı yapmaya karar verdi. çiftliğin diğer hayvanlarını örgütledi, "arkadaşlar, bu çiftlikte her yılbaşı biri gidiyor. bugün benim, yarın siz. tavuk çorbası, kuzu pirzola, hatta sucuk. sırayla eksiliyoruz. artık yeter! yaşasın hayvan hakları!" isyan fikri başta herkesi heyecanlandırdı, fakat kimse pek dahil olmak istemedi. arkadaşlarına, "allah sizi kahretsin" bari biriniz benimle sevişin! diye adeta yakarırcasına son kez bakıp kümesine çekildi.
yılbaşı günü gelip çattı. halil amca, baltasını parlatarak boğaç’ı kümesten aldı. boğaç ise son yemeğini yerken bile gururluydu. tabağındaki yemleri zevkle yiyip son bir kez göğsünü kabarttı. tam baltanın kalktığı an, birden bağırdı:
“glu glu gluuu glglgluu glu glu!”
halil amca bir an afallasa da baltayı vurduğunda boğaç'ın kafası kopmuş ve dili dışarıdaydı daha önemlisi, gözleri açıktı. yüzünde tatlı bir gülümseyiş vardı sanki. halil amcanın kızı ve damadı selçük bey, misafirdi o gece. selçük bey, boğaç'ın diri ve taze etinden en çok yiyen oldu ve yanında baldan tatlı şarap içmişti o gece. sonrasında da biricik eşi makbuleyle tam yedi kere birlikte oldu, sanki hindi gibi gagalıyordu adeta bedeninin ateşiyle zevcesini. boğaç, artık amacına ulaşmıştı farklı bir bedende de olsa. ölümün ardından gelen bir mutluluk belki de...
boğaç o gün orada ölmedi. milyonlarca sekse ulaşamayan insan ve hayvanın sesi oldu, birliğin, iriliğin, diriliğin, son ana kadar direnişin, pes etmeyişin, iradenin, aşkın bir bayrağı haline geldi. yaşayan son canlı da yok olana kadar hepimizin içindesin boğaç!..
devamını gör...