Mutfakta aşçıdır, banyoda soprano. salonda ise üçlü koltuğunun üzerinde camış gibi uzanabilir. Sorarsan deli, izlersen kendi halinde, anlatırsan dost, anlarsan insan… Islık çalar, kitap okur, fotoğraf çeker, biraz gitar çalar, çokça türkü söyler, rakı içer, şiir ve öykü yazar… Arta kalan zamanlarda da insan derisi döver…
72 yapımı (bkz: rüştü asyalı) nın oynadığı keloğlan ile cankız filminde karşımıza çıkan ve rüştü asyalı sayesinde dilimize pelesenk olan, sözleri turgut özakman'a ait olan ve de benim güzel sesli, güzel yürekli kıvırcık biriciğim özgür can çoban tarafından muhteşem icra edilmiş bir türküdür...
net bir şekilde rönesans gibi kültürel bir aydınlanma hareketi bunun nedenidir...
matbaanın icadı bilginin aktarımını hızlandırdığı ölçüde eleştirel düşünceyi de geliştirmiştir. yeni ihtiyaçlar doğmuş mevcut ihtiyaçlar dönüşüme uğramıştır... güncel ihtiyaçları karşılamaya yönelik sorulan sorulara bilim ve teknoloji ile cevap aranmış, bulunan cevaplar ve gelişen teknoloji ile birlikte hammadde ihtiyacı baş göstermiştir... bu ihtiyaç peşinden coğrafi keşifleri getirmiş ve keşiflerle beraber atı alanın üsküdar'ı geçtiğini en net şekilde gördüğümüz insanlık tarihinin bu döneminde sömürgecilik de böyle başlamıştır...
neticede sömüren semirdiği için de bu üstünlük zaruretten doğmuştur...
osmanlı'ya bak mesela...
icat edildikten yaklaşık 300 yıl sonra osmanlı'ya matbaa gelmiştir...
adamlar 300 yıl okumuş yalamış yutmuş, toplumunu geliştirmiş... kaldı ki bir çok şeyi, süreci devasa bir boyutta hızlandıran böyle bir keşiften sonra arada oluşan 300 yıllık açığı kapatmak öyle çok da kolay bir şey değil...
bugünün süper ekonomisi olan ülkelerin süper ekonomi olabilmeleri tam da bu farkın sayesindedir...
cypher haklı mıydı tartışılır ama korkak olduğu su götürmez bir gerçektir...
cypher'ın yaptığı şeyde dikkat edilmesi gereken nokta gerçekliği reddetmesi yahut mutlu ve zengin bir hollywood artisti olarak bir yalanın içinde yaşamak istemesi değil, hafızasının silinmesini istemesidir. hiçbir şey hatırlamak istememesidir. çünkü kendisi de biliyor yalan olduğunu bildiği bir gerçeklikte yaşamanın mümkün olmadığını...
aslında cypher matrix içerisindeki ortalama insanı en iyi gözümüze sokan karakterdir bu bakımdan... çünkü mutluluk dediğimiz şey el altından dağıtılan bir şey olsaydı; insanlığın çooook büyük bir kısmı büyük resmin içinde köle olmayı seve seve kabul ederdi...
neo gerçeğin çölüne hoş gelerek kendi hayatını anlamlandırmıştır bir bakıma...
ama bizim hedonizmle marine edilmiş keltoşumuz cypher öyle mi?
kendince makul sebepleri olabilir...
morpheus tarafından manipüle edilmiş olabilir.
mesela morpheus bütün gerçekliği tüm alternatifleriyle anlatsaydı ona belki; ''hapların senin olsun müptezel kardeş, ben kimyasala bulaşmıyom ayıkün mü?' diyerek uzaklaşabilirdi de ondan belki...
ya da efendi gibi gidip, nebukadnezar'ı ankara kuğulu park'ta uygun bir soteye indirip; bu gerçeklikte yapamayacağını ''aga ben oldum matrix, matrix ben oldum!'' tiradı eşliğinde anlatarak morpheus ç.'mizin akbabuşu da olabilirdi ama bunu tercih etmedi...
bu yüzden yaptığı şey bakımından ne düşündüğünün hiçbir önemi yoktur bana göre.
dava arkadaşlarını satmıştır...
bu da onu gözümde ne düşünürse düşünsün, sebebi ne olursa olsun asla haklı çıkarmaz...
duyulmak için bağırmak zorunda kalmadığınız,
görülmek için çırpınmak zorunda kalmadığınız,
ağzınızdan çıkanların, onlara uygun kulaklarda karşılık bulduğu,
gönlünüzün ekmeğini yiyerek ruhunuzu, hak edenleri severek ve de hak ettiğiniz sevgiyi hissederek gönlünüzü doyurduğunuz,
sağlıklı, huzurlu, bereketli ve mutlu bir sene diliyorum hepinize...
2025 sizden ne götürdüyse, 2026 unutturmasın ama eksikliklerini de hissettirmesin...
gönlü sevda ateşi ile yanıp kavrulurken; sevdiğinden uzak geçirdiği her günü, kendisine 1 yıl kadar uzun gelenlerin çok yakından tanıdığı bir kırşehir türküsüdür...
kerim yağcı versiyonu, sade ve en samimi yorumdur zannımca...
birinin ya da bir şeyin %100'ünü bütün benliğin ve hücrelerinle tutkuyla sevmek nedir, onu anlatan deyiştir...
insanların çok büyük çoğunluğu, içinde bulunduğu ortam ve ruh haline göre kendisi için en iyiyi, en konforluyu isterken; sırf o tutkuyla sevdiğin, bağlandığın kişinin/şeyin ruhunda açtığı yarayı bile seversin... o yaranın acısını sırf o yarayı o açtı diye hatırlatsın diye, acıyı artırmak için yarana tuz basmak isteyecek kadar çok seversin hem de...
“bir bakarsın oyuncağın kırılmış…
arkadaşın sana küsmüş, darılmış…
kavga etmiş, kaşın gözün yarılmış…
yaşlı gözlerle bana gelip; sakın üzülme yavrum.
böyle büyür insanlar.
ağlamak çare değil…
zaman değirmenini durdurmak; kolay değil…”
en sevdiğim fikret kızılok şarkısıdır…
bir babanın çocuğuna verebileceği en güzel öğütlerle doludur baştan sona…
fenerbahçelilik ile galatasaraylılık arasındaki uçurum farkının tekrar tekrar gözler önüne serilmesine sebep olmuş mevcut fenerbahçe başkanıdır.
bütün futbol tribünleri, tamamen bireyi ilgilendiren, camiayla uzaktan yakından alakası olmayan adi bir suç için, koskoca camiayı müptezel olarak tanımlayıp yıllarca dalga konusu yapacaklar onun yüzünden, taraftarlarıysa hala suçu, suçluyu dışarıda arayıp, diğer taraftarlara sararak üstünü kapatmaya çalışıyorlar...
böyle vizyonsuz, eleştirel düşünceden uzak taraftara böyle kulüp...
şu yaşananların onda biri galatasaray'da yaşansın, adalet organlarından önce taraftar keser cezasını...
kardeşim camiamızın en büyük santraforunu kulüp tarihinden silmiş lan bu camia...
hiç kimse galatasaray'dan büyük değildir çünkü...
ama bak, fenerbahçe 'de durum böyle mi?
hala 'bekar adam' bilmem ne diye savunanlar görüyorum etrafımda...
ulan biz sevişmesine bir şey mi diyoruz?
kimi düdüklüyorsa düdüklesin, bize ne...
ama uyuşturucu başka bir şey kardeşim...
yetişkin adamdır. kullanıyorsa kullansın, kimseyi ilgilendirmez elbette.
ama bu benim için geçerli...
afilibirbey uyuşturucu kullanırsa bunun haber değeri olmaz...
ama koca camianın başkanı paf küf dumanaltı takılıp, ince ince çizgili çizgili takılıyorsa, kusura bakmayın haber de olur, magazine de düşer, dalga konusu da olur...
azıcık delikanlı olsalar, camiya zarar verir bu durum diyip şerefiyle istifa edip giderdi; ama bu kendisi için kanaat oluşturacağı için camiayı değil kendini düşünmüştür...
taraftarı da bunu böyle okumak yerine dalga geçenlere laf yetiştirsin anca...
bu ve benzer ikilemlere niye girdiğinizi bir kenara bırakırsak; madem girdiniz ruh halinize göre seçim yaparak çıkabileceğinizi hatırlatmak isterim.
ismi geçen tüm içecekler ben de sık sık karşılık bulur...
yazın konyaaltı sahilde denize girip çıkarken kahvaltımı edip kahvemi de içtikten sonra takribi 10:30 gibi ufak ufak cin içmeye başlarım mesela... öğlen şemsiye altında buz gibi iki birayla devam eder, 4'ten sonra da viskiye dönerim genelde...
kutsal cumartesilerimi yaz kış demeden rakıya ayırırım. evde de içsem mekanda da içsem rakı tercih ederim...
haricinde genelde günde tek öğün beslendiğim için, hafta içi akşam yemeklerinde bir iki kadeh menüye göre şarap tüketirim. genelde rose yahut güzel bir cabarnet sauvignon tercih ederim. akşam yemeğinde bi çılgınlık yapıp margarita pizza'ya düşeceksem de kesinlikle beyaz şarap tercih ederim...
yani özetle ortada bir ikilem varsa ruh halinizden kaynaklıdır. neyle neyi tüketmeyi sevdiğinizi kararlaştırdığınızda bu ikilemlerin büyük çoğunluğu ortadan kalkıyor.
naçizane...
bi' bu hanfininin tanımları bi'de barbaros şansal 'ın tivitleri...
hayvan gibi merak uyandırıyor ulan...
hayır bi halt da anlamıyorum... bir yerlerde kaoslar oluyor ama bi halttan da haberim yok... tanımlarını okudukça; bir yerlerden çıkıp gelen çekirdek yeme isteği, son 400'e dış kulvardan giren bold pilot gibi dört nala koşuyor içimde...
yarım kalmış bir hikayeniz varsa yahut; harekete geçmezseniz yarım kalacak bir hikayeye ait bir parça olduğunuzu düşünüyorsanız şayet; karşınızdaki hanfiniye ithaf edebileceğiniz en harika blues şarkılarından biridir...
onlarca müzisyen icra etmiştir lakin ben blues'un üç kralından biri olan kendi bestecisi freddie'den dinlemeyi tercih ediyorum her seferinde...*
aslında koca şarkıyı tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, ki freddie baba'nın kendisi de öyle yapmış;
''that you my woman!"
help me thorugh the day
help me throught the night
darling your sweet loving
will make everything alright
help me throught tomorrow
when stormy weather comes
and make me realize
that you my woman
i can see so much pain
deep inside your eyes
i know someone has hurt you
some man has made you cry
baby don't confuse me
just try to understand
and make me realize
that you my woman
help me thorugh the day
help me throught the night
your sweet loving
will make everything alright
help me throught tomorrow
when stormy weather comes, lord
and make me realize
that you my woman
that you my woman
that you my woman
that you my woman
1977 çıkışlı sarhoşun biri isimli albümde yer alan, sözü ve müziği kendisine ait olup da dillerden dillere pelesenk pelesenk dolaşan orhan gencebay klasiğidir...
bunca yıl habersiz yaşadım seninle
bugün de dün gibi dertlerimi dinle
yaşamak sen demek ölmek te seninle
bugün de dertlere ortak ol benimle
hepimiz tanrıdan bir parça değil miyiz
hepimiz o eşsiz duygunun esiriyiz
işte ben hep böyle geceleri beklerim
yıllardır seninle aşkında birleşirim
gayesiz yaşanmaz ben ise yaşıyorum
ümitsiz olsa da seni çok seviyorum
mutluluk sen demek sevmektir biliyorum
ben böyle mutluyum sana da diliyorum
hepimiz tanrıdan bir parça değil miyiz
hepimiz o eşsiz duygunun esiriyiz
işte ben hep böyle geceleri beklerim
bu sessiz dünyamda seninle birleşirim
ölmek de seninle kalmak da seninle
mutluluk seninle hep seninle...
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.