honda'nın 370.000₺ civarında satışını yaptığı, sıvı soğutmalı, tek silindirli, düz vites 250cc çok yakışıklı motor modelidir...*
siyah deri yelek, siyah dar pantolon, harley botlar, siyah güneş gözlüğü, gün doğumu, karşındaki dağlardan usul usul başını göstererek yükselen güneşle birlikte fethiye yahut kaş yolu...
dijitalle anlaşıp milyonlarca lira kazanabilecekken o gösterisini youtube'a yüklemeyi tercih etmiş.
üstelik, ilgili videonun para kazanma seçeneği de kapalı. yani deniz göktaş o videodan 5 kuruş para da kazanmayacak....
bu çocuğun duruşunun ya da görüşünün samimiyetinden şüphe eden; koşarak gidip aynaya baksın önce...
güzel insan.
komik uşak...
onlar bizleri böyle sıkıştırdıkça, biz onları sohbetlerimizde, mizahımızda, konuşmalarımızda itin mabadına sokup çıkarmaya devam edeceğiz.
gitsinler ağlayarak günlüklerine yazsınlar...
onlarca yılda kendi içlerinden çıkartabildikleri bi' atalay demirci vardı*, o da kendi içlerinden değil; fetö'den ithal edilmiş...
kuduruyorlar ya...
kuduruyorlar...
kudursunlar...
evde çocuğuyla slime yapan 200 bin izlenmeli youtube videosunda bile daha fazla şikayet vardır...
milyonlarca izlenen videodan rahatsız olan yaklaşık 200 kişi yüzünden soruşturma açmışlar...
asıl komik olan bu...
sürüleri içerisindeki iletişimleri daha hayret vericidir. diyelim ki bir kargaya kötü davranarak nefretini kazandınız. sizi gidip sürülerine tarif ediyorlar. hiç görmediğiniz bir karga böylelikle sizi hiç görmeden de tanıyor ve size düşmanlık edebiliyor. aynı şekilde hiç denk gelmediğiniz bir karga size dostane de yaklaşabiliyor bu sebeple...
parlak şeylere ilgi duyuyorlar. dostane bir bağ kurduğunuz karga balkonunuza, pencerenize parlak parlak şeyler getirebilirler. madeni para olabilir. kutu kola kapağı olabilir, hatta bir gümüş yüzük ya da bileklik bile olabilir...
bir komedyene gülmem için benimle aynı ideolojiye sahip olması gerekmiyor...
bir şarkıcının şarkılarını dinleyebilmem için benimle aynı hassasiyetleri gözetmesi gerekmiyor...
bir yazarın kitaplarını okuyabilmem için, benimle aynı değerleri paylaşması gerekmiyor...
ha; bunlar olsa mutlu olur muyum; elbette mutlu olurum. ama olmuyor diye de öfke kusmak mantıklı gelmiyor bana...
neymiş erkan oğur ibrahim kalın'ın albümünde çalışmışmış... ne kaybetti erkan oğur erkan oğur'luğundan....
sezen aksu yetmez ama evet'çi imiş... bana ne kardeşim... isterse erdoğan yalakası olsun. yaptığı işi iyi yaptığı gerçeğini değiştirmiyor...
bazı sanatçı gündeme dair fikir belirtmiyormuş, hemen linçleyelim... mecbur mu kardeşim... değil.. ben iyi bir ressamı iyi bir ressam olduğu için seviyorumdur. sırf bizimle aynı ideolojiyi paylaşıyor diye oturup bütün gün ajdar dinleyelim o zaman...
giray'ın mevzusunda da adam hukuki açıdan haklı...
yapan garibanmış değilmiş, orası ile ilgilenmez.
bi' küçük tadımızı kaçırır mı, kaçırır...
ama adamın hakkı...
telif diye bir şey var...
adam hakkını istiyor diye 'ya gariban ama bırak yapsın' kafasıyla linçlemek tam bizim toplumumuza göre hareket.
bu linçlemek de artık boku çıktı ya...
sizinki boykot da değil...
linç...
beğenmezsin, yahut rahatsız eden bir şey vardır, ille tepki göstereceksen işleriyle ilgilenmezsin, albümlerini almazsın, filmlerine gitmezsin al sana boykot...
hadi yatırıp hepimiz içinden geçelim kafası bana hep çirkin gelmiştir...
sevmesem bile savunasım geliyor...
ki giray'ı seviyorum da...
ya gönül verdiğin bir iş için, hayalin için hayvan gibi sıkıntı çekeceksin, aç kalacaksın, sonra tüm bu sıkıntıların sonuç verecek, başaracaksın...
hiç tanımadığın, bir lokma ekmeğini paylaşmadığın biri çıkıp senin ömrünün yarısı pahasına elde ettiğin başarı üzerinden sana sormadan, senden habersiz para kazanacak...
hepiniz kolay para peşindesiniz...
üretmeyeyim, fikir bulmayayım, yapışayım sülük gibi, parazit gibi tutan bir işe; ben de oradan yolumu bulayım derdindesiniz...
yok öyle üç kuruşa yirmi iki kuzu pirzola...
tamam demeye mecbur değil...
demedi diye linçlemeniz çok tuhaf...
hilafetin kaldırılması ile ilgili kanun hükümleri mecliste görüşülürken, saltanat ve halifelik taraftarı muhaliflerin siyasi ayak oyunları ile konuyu komisyona götürüp bir çözümsüzlükle oldu bittiye getirmek için uğraştıkları, ve ilgili komisyonun bu konuyu saatlerce süren görüşmelerde bir sonuca bağlayamamasından mütevellit, gazi'nin komisyona dalıp konudan iyiden iyiye uzaklaşarak boş muhabbetlerle çözümden iyice uzaklaşmış komisyona, elini masaya vurarak bütün dikkatleri üzerine çektikten sonra;
''.....mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. bu behemehal olacaktır. burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. aksi takdirde, yine hakikat; usulü dairesinde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.''
sözleriyle ayar üstüne ayarla birlikte verdiği gözdağıdır...
işe yaramış ve istediğini aldırmıştır.
yüreğinin kapıları küçük, kolay 'bir merhaba' ile sonuna kadar açılabilecekken; o merhabasına ihtiyaç duyduklarından ihtiyacını gideremeyip, yine de incinmekten korkmayarak umudunu yitirmeden güzel günlerin bir gün muhakkak geleceğine inananların her bir dizesinde kendini bulduğu zülfü livaneli şarkısıdır...
tutturduğun bi yol vardır ve artık o yola çıkmışsındır, yoldasındır... bu yol büyük çoğunluğun yolundan ayrı da olabilir. sırf bu yüzden seni yolundan döndürmek isteyenler olabilir, yolundan etmek isteyen olabilir. haykırmak istediğin gerçekliğine inandığın her şeyi gürültüleriyle bastırmak isteyebilirler... hayat bu... karşına sürekli ve artarak engeller çıkaracaktır bu yolda.
yine de yürüyüp geçmektir sana düşen, yakışan...
bazen ne kadar güçsüz de olsan; yüreğin taşır o yolculuktaki yüklerini, ayakların değil... bu yüzden bu yolu da yüreğinle yürürsün çoğu zaman...
dedim ya, bir merhaba'ya açıktır aslında yüreğin sen farkında bile değilsindir bunun. elin oğlundan gelir o merhaba, beklemediğin bir anda, bazen de tam tanıdık bir merhaba'yı ararken gözlerin. o zaman anlarsın...
kardeş olmak için karındaş olmak yetmeyebiliyor çoğu zaman...
5 yaşındaki yeğenimin hayal dünyasından kopup gelen bir parçayı, whatsapp iletisi olarak aldım az önce...
baklava ağacıymış...
tamam şerbetli tatlılara olan düşkünlüğü gururumu okşadı ama yine de hemen telefona sarılıp anasını babasını sıfır pedagoji yaklaşımı ile azarladım...
5 yaşında eşşek kadar çocuk. öğretin artık baklavanın ağaçta yetişmediğini; entepli ustaların hünerli ve kıllı elleri arasında yaratıldığını...
dün gece rüyama iştirak ederek beni ziyaret etmiş şair, senarist, yönetmen…
rüyamda kardeşimle boş bir arsada kızarmış piliç yiyip şarap içiyorken yanımıza geldi ve önüme yeni yazdığı dizinin senaryosuna ait 3-4 sayfa bırakıp tekele şarap almaya gitti… dijitale yapacağı “o…pu çocuklarım” isimli bu dizide birol isminde yıkık bir “o…pu çocuğu” nu oynamamı istiyordu. sonra ‘el patron’ yazılı şapkasıyla, elindeki siyah torbadaki şarap şişelerini şangırdatarak sallana sallana yanıma gelip ‘r’leri yuttuğu telaffuzu ile bana “eee ne diyosun?” diye sordu… “ne diyim abi. güzel. ben korkmam, deli bi’ cesaretle kabul ederim de; daha önce kamera karşısına geçmedim, sen emin misin bundan?” dedim. az önce yuttuğu ‘r’leri yutmaya devam ederek çatallı sesiyle “oğlum gördüm ki sana teklif ediyorum. var mısın yok musun?” dedi. “olur abi…” dedim. bu kısa ve net cevabımla birlikte önümüzde açık sözcü gazetesinin sayfalarının üstünde duran iki kızarmış piliçten birer kalçalı but koparıp, bıyıklarımızı yağlayan bir ısırıkla birlikte onur’un getirdiği şişeleri birbirine tokuşturup koca bir yudum alarak ve kolumuzun üstü ile ağzımızı silerek benim yıkık bir “ ‘o…pu çocuğu’ birol” olmamı kutlarken uyandım…
hayatım boyunca iki birol tanıdım.
birinin ön adı yahut lakabı ‘piç’ ti,
diğerinin ‘o.ç.’ …
ikisi de babamın arkadaşıydı…
rüya da olsa ilginç bir tesadüftü.
belki de tevafuk.
bilemedim….
bir insan ömrünü, evrenin başlangıcından beri var olan zamanın, söz konusu insanın doğumuyla ölümü arasında hızla akan çıtır kenarlı bir dilimi olarak tanımlamak mümkün… ve bu dilim, insanın kendi karnını doyurmaktan bile acizdir çoğunlukla. şanslıysanız ancak açlığınızı bastırabilirsiniz. hal böyle olunca da bu ömür, başka insanları gerçek anlamda tanıyabilmek için yeterli zaman aralığında olmayabiliyor… o yüzden çok da şey yapmamak lazım…
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.