1.
kendisi dondurmuş
son tanımları
2.
normal sözlük moderasyonu
kesinlikle sorun yaşamayacağım oluşum ve bırak moderasyonu, yazarları bile tanımadığım bir platformda olduğum halde bunu diyebiliyorum. tanım veya başlıklarım silinse de bir sorun yaşamam ki önceden yazdığım sözlüklerde yanlış hatırlamıyorsam bir kez başıma gelmişti bu ve moderasyonla doğrudan iletişim kurmuştum, kısa bir diyalogtan sonra, farklı düşünce ve yaklaşımımız olduğuna ikna oldum ve benim için konu orada kapandı.
moderasyondaki kişiler her kimse, muhtemelen en az yazarlar kadar insan :) (botlarsa da bot). bu şu anlama geliyor, bir yazarın düştüğü hemen her hataya moderatörler de düşebilir. hatta kimsenin okumadığı o uzun sözlük kurallarını, moderasyondaki kişiler de ihlal edebilir. dolayısıyla moderasyon da her yazar gibi eleştirilebilir elbette.
ancak şöyle de bir gerçek var. burası gönül rızası ile gelinen bir yer. yani nasıl ki, beğenmediğimiz bir yazar olunca, yazarı engelleme seçeneği mevcut, moderasyonla ters düştüğünüz bir noktada hesabı siler gidersiniz olur biter. sözlüğe aidiyet duygusu hissetmek çok sağlıklı gelmiyor bana. bu başka sözlükler için de geçerli.
ha ben yine de moderasyona döşeyeyim derseniz o da bir tercih tabii. ben tercihimi asla böyle bir yolda kullanmam. zira aidiyet duygum, ne sözlüğe, ne de yazarlara karşı var. öte yandan varlık nedeniniz sanki sözlükmüş gibi davrandığınızda her şeyden çok kendinizi küçültmüş olduğunuzu da bir düşünün derim, naçizane. hele ki hayatta size gerçekten değer veren insanlar varken...
moderasyondaki kişiler her kimse, muhtemelen en az yazarlar kadar insan :) (botlarsa da bot). bu şu anlama geliyor, bir yazarın düştüğü hemen her hataya moderatörler de düşebilir. hatta kimsenin okumadığı o uzun sözlük kurallarını, moderasyondaki kişiler de ihlal edebilir. dolayısıyla moderasyon da her yazar gibi eleştirilebilir elbette.
ancak şöyle de bir gerçek var. burası gönül rızası ile gelinen bir yer. yani nasıl ki, beğenmediğimiz bir yazar olunca, yazarı engelleme seçeneği mevcut, moderasyonla ters düştüğünüz bir noktada hesabı siler gidersiniz olur biter. sözlüğe aidiyet duygusu hissetmek çok sağlıklı gelmiyor bana. bu başka sözlükler için de geçerli.
ha ben yine de moderasyona döşeyeyim derseniz o da bir tercih tabii. ben tercihimi asla böyle bir yolda kullanmam. zira aidiyet duygum, ne sözlüğe, ne de yazarlara karşı var. öte yandan varlık nedeniniz sanki sözlükmüş gibi davrandığınızda her şeyden çok kendinizi küçültmüş olduğunuzu da bir düşünün derim, naçizane. hele ki hayatta size gerçekten değer veren insanlar varken...
devamını gör...
3.
normal sözlük jargonu
aslında jargon doğrudan dil kullanımına yönelik bir kavram. bazen küçük topluluklarda (bu kısmı sözlüğe uyuyor) bazen meslek gruplarının kendi arasında oluşturdukları ve şart olmasa da bazen de argo ifadeleri içeren bir tür oluşturulmuş dil demek.
bu tanıma göre normal sözlükte bu tarz bir jargona rastlamadım. başka sözlüklerde de hatta sosyal medyada da kullanılan sözcükleri normal sözlüğün jargonu olarak görmek çok doğru gelmiyor bana.
öte yandan tanıma hiç uymasa da normal sözlüğün bir jargonu olsaydı aşağı yukarı şöyle şeyler olurdu diyebilirim.




bu tanıma göre normal sözlükte bu tarz bir jargona rastlamadım. başka sözlüklerde de hatta sosyal medyada da kullanılan sözcükleri normal sözlüğün jargonu olarak görmek çok doğru gelmiyor bana.
öte yandan tanıma hiç uymasa da normal sözlüğün bir jargonu olsaydı aşağı yukarı şöyle şeyler olurdu diyebilirim.




devamını gör...
4.
bazı entrylerin neden bu kadar çok beğeni aldığını düşünmek
genele ithafen ;
it's almost predictable.
edit : uyarı için zugra nickli yazara teşekkür ederim. yazım yanlışım vardı, düzelttim.
it's almost predictable.
edit : uyarı için zugra nickli yazara teşekkür ederim. yazım yanlışım vardı, düzelttim.
devamını gör...
5.
lezbiyenlere saygı duyup gaylere saygı duymamak
söz konusu saygı, cinsel yönelimin kendisi ise nötr olmak veya kalmak daha mantıklı geliyor bana. yok bu yönelime sahip insanlar ise, yöneliminden bağımsız olarak her bir bireyi ayrı değerlendirmeyi daha doğru buluyorum.
bir insanın sadece cinsel yönelimi, bende doğrudan saygı veya saygı duymamayı gerektiren bir kriter olmaktan uzak açıkçası. dolayısıyla bir insana sırf lezbiyen veya gay diye saygı duymam veya saygısız da davranmam.
bir insanın sadece cinsel yönelimi, bende doğrudan saygı veya saygı duymamayı gerektiren bir kriter olmaktan uzak açıkçası. dolayısıyla bir insana sırf lezbiyen veya gay diye saygı duymam veya saygısız da davranmam.
devamını gör...
6.
tanımlarından bir şey anlaşılmayan yazarlar veri tabanı
fazla görsel paylaşımına maruz kalmaktan kaynaklı da olabilir. ancak bu hem tanımı yapan yazar için geçerli hem tanımı okuyan yazar için. dolayısıyla başlık, bu şekli ile görecilik içeriyor ve sağlıklı bir veri sağladığı tartışmaya açık hale geliyor.
misal bu yazdığım tanımı anlamış yazarlar oy verirken, anlamamış olanlar bu veri tabanına nickimi ekleyebilir.
misal bu yazdığım tanımı anlamış yazarlar oy verirken, anlamamış olanlar bu veri tabanına nickimi ekleyebilir.
devamını gör...
7.
26 şubat 2026 nottingham forest fenerbahçe maçı
bahisseverlere yönelik yorum daha doğrusu tahmin yapacağım
"kg var" şeklinde bahis yapılabilir. ben oynadığımda oran 1.59 du
iddaa güncel oran : 1.56
"kg var" şeklinde bahis yapılabilir. ben oynadığımda oran 1.59 du
iddaa güncel oran : 1.56
devamını gör...
8.
a thousand mad things
#3899633
kesinlikle 80'leri çağrıştırıyor, evet. ve kesinlikle depeche mode'u (ki özellikle benim en sevdiğim çıkış yıllarına denk gelen) anımsatan melodilere ve dave gahan'ın tarzını anımsatan bir vokale sahip. sanatçının ilham almış olmasını yadırgamadım hatta hoşuma gitti. aynı dönemde olsalardı özgün olmama eleştirisi getirebilirdim ama 40 - 45 yıl sonra bir sanatçının, günümüz şarkılarına meydan okurcasına, böyle bir yol çizmesi beni çok mutlu etti. ilgilisi olarak üzerime alınmam normal sanırım :)
kesinlikle 80'leri çağrıştırıyor, evet. ve kesinlikle depeche mode'u (ki özellikle benim en sevdiğim çıkış yıllarına denk gelen) anımsatan melodilere ve dave gahan'ın tarzını anımsatan bir vokale sahip. sanatçının ilham almış olmasını yadırgamadım hatta hoşuma gitti. aynı dönemde olsalardı özgün olmama eleştirisi getirebilirdim ama 40 - 45 yıl sonra bir sanatçının, günümüz şarkılarına meydan okurcasına, böyle bir yol çizmesi beni çok mutlu etti. ilgilisi olarak üzerime alınmam normal sanırım :)
devamını gör...
9.
boşanma artışı
#3899223
herhangi bir neden veya nedenlerden dolayı, "boşanamayanları" da, bu istatistiğe ekleyebilme şansımız olsa bence her iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanıyor demek olası. bu sonuçlar bir çok açıdan değerlendirilebilir elbette. ancak tek bir nedene bağlamak doğru olmaz, orası kesin.
çok daha genel şeyler söylemek gerekirse ; insan biyolojik olarak tek eşli bir canlı mıdır ? sorusundan başlayıp, "evlilik olmasa bile", iki insanın bir hayatı uzun süre paylaşabilmeye olan isteği ve becerisi ne ölçüde gereklidir veya buna yatkınlık ölçüleri nelerdir sorularına kadar irdelemek olası. evlilik denen kavram, haliyle insana özgü bir kavram. ancak " eş" kavramı neredeyse türlerin ortak özelliği. bu bazen tek eşlilik bazense çok eşlilik şeklinde gerçekleşiyor. isviçreli bilim insanları pek tabii ki bu konuyla ilgileneceklerdir. o değil de tanıma ciddi başlayıp, sonunda cıvıtmaya başlamam hoş olmadı sanki.
herhangi bir neden veya nedenlerden dolayı, "boşanamayanları" da, bu istatistiğe ekleyebilme şansımız olsa bence her iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanıyor demek olası. bu sonuçlar bir çok açıdan değerlendirilebilir elbette. ancak tek bir nedene bağlamak doğru olmaz, orası kesin.
çok daha genel şeyler söylemek gerekirse ; insan biyolojik olarak tek eşli bir canlı mıdır ? sorusundan başlayıp, "evlilik olmasa bile", iki insanın bir hayatı uzun süre paylaşabilmeye olan isteği ve becerisi ne ölçüde gereklidir veya buna yatkınlık ölçüleri nelerdir sorularına kadar irdelemek olası. evlilik denen kavram, haliyle insana özgü bir kavram. ancak " eş" kavramı neredeyse türlerin ortak özelliği. bu bazen tek eşlilik bazense çok eşlilik şeklinde gerçekleşiyor. isviçreli bilim insanları pek tabii ki bu konuyla ilgileneceklerdir. o değil de tanıma ciddi başlayıp, sonunda cıvıtmaya başlamam hoş olmadı sanki.
devamını gör...
10.
ingiliz yeşili
sözlükte ota boka görsel paylaşılır, görsel paylaşılması gereken başlıkta henüz görsel yok, fıkra gibi. neyse ben paylaşayım, görsel paylaşım kotamı böyle doldurmayı düşünüyorum zaten.

edit : başlığı açan arkadaş güzel bir görsel ile ekleme yapmış, teşekkür ederim. yine de silmeyeceğim bu tanımı. zaten derdim başlığı açan yazara sataşmak değil, sözlük geneli hakkındaki ve görsel kullanımına yönelik düşüncemi belirtmekti.

edit : başlığı açan arkadaş güzel bir görsel ile ekleme yapmış, teşekkür ederim. yine de silmeyeceğim bu tanımı. zaten derdim başlığı açan yazara sataşmak değil, sözlük geneli hakkındaki ve görsel kullanımına yönelik düşüncemi belirtmekti.
devamını gör...
11.
nolu tanımınıza ölüm tarafından artı oy verildi
benim nickimden sonra ve birleştirerek okursanız, çok daha fazla gerilirsiniz.
devamını gör...
12.
21’lik gencin rızası olmadan doğmasından dolayı çalışmaması
bu zihniyetteki çocuklara gereken cevabı putin yıllar önce vermiştir. üzerine bir şey eklemeye gerek duymuyorum.
www.instagram.com/reel/DVBs...
www.instagram.com/reel/DVBs...
devamını gör...
13.
normal sözlük yazarlarının burçları
çok ciddi konularda yazdım, biraz da geyik yapayım. burcum aslan, yükselenim terazi. aslanın tüm sivri özelliklerini, terazi yükselenim törpülüyor şeklinde yorumluyorum. misal aslanlar gösteriş meraklısıdır derler, oysa ben özellikle de kendimde, yapay zeka hariç, yapay olan herşeyi hayatından çıkarmış biriyim. gösterişi yapaylıkla ilişkilendiriyorum, evet. neyse bu kadar kişisel bilgi yeterli.
devamını gör...
14.
duygu ve his
"bu nasıl başlık, zaten eşanlamlı sözcükler değil mi ?" diye düşünenler olabilir. kısmen evet, kısmen ise bu iki kavramı birbirlerinden ayıran nüanslar söz konusu. şöyle ki ; türk dil kurumu (tdk) sözlüğüne göre büyük ölçüde eş anlamlıdır. tdk'da "duygu"nun anlamları arasında "duyularla algılama, his" yer alırken, his'in anlamları ise "duygu, duyu, sezgi, sezme" şeklinde tanımlanır. gündelik hayatımızda da bu iki sözcüğü sıklıkla birbirlerinin yerine kullanıyoruz.
öte yandan psikoloji ve felsefede, bu iki kavram arasında daha net bir ayrım yapılır. örneğin, psikolojik tanımlara göre "duygular" (ingilizcede emotions) , bedensel ve fizyolojik tepkiler olarak görülür: ani, otomatik, evrensel ve genellikle bir uyaran tarafından tetiklenen reaksiyonlardır. kalp atışının hızlanması, terleme gibi somut belirtiler içerir ve beyin ile vücut arasındaki hızlı bir süreçtir. buna karşılık "hisler" (ingilizcede feelings), bu duyguların subjektif yorumu ve zihinsel işlenmesi olarak tanımlanır: daha uzun süreli, bireysel deneyimlere, kültürel etkilere ve düşüncelere bağlıdır. yani, bir duyguyu fark edip ona anlam yüklediğinde hisler oluşur. örneğin, korku duygusu (emotion) "tehlike hissediyorum" hissi (feeling) haline gelir.
bu ayrım, bazı uzmanlara göre duygusal zekayı geliştirmede önemli; çünkü duyguları doğru yorumlayarak hisleri yönetmek mümkün olur.
tam bu noktada, insan ve hayvan ayrımına da dikkat çekmek istiyorum. ki burada "bilinç" kavramına da değinmiş olacağım. fark edeceğiniz üzere duygular, daha fiziksel ve akut (kısa süreli) bir sürecin sonucu. ancak hisler, duyguların işlenmesini ile gerçekleştiği için, zamansal ve etkileri açısından daha uzun bir süreye yayılıyor. ki işte bu noktada devreye giren şey bilinç dediğimiz kavram. dolayısıyla duygular söz konusu olduğunda hayvanlar ile insanlar arasında pekçok yönden bir benzerlik var diyebiliriz. ancak hisler konusunda insanlar hayvanlardan daha farklı bir yapıya sahip. örneğin av pozisyonunda olan bir hayvan, avcı pozisyonundaki hayvanla karşılaştığında ve avlanma süreci esnasında korku duygusunu hisseder ve beraberinde bu duygunun getirdiği tüm fiziksel reaksiyonları gösterir. kalp atışının ve dolayısyla solunum hızının artması gibi. yani tıbbi açıdan söylersek "akut stresi" yaşarlar. bu insanlarla birebir aynı sürece denk düşüyor. ancak hayvanlar bu süreci avlanma sürecinin sonlanmasının (tabii hayatta kalmaları halinde) ardından kısa bir süre içinde sonlandırırlar, ta ki bir sonraki avlanma sürecine kadar. oysa insan, bir duygu sürecini yaşadıktan (deneyimledikten) sonra, o süreç tekrarlanmasa bile, o süreçte yaşadığı duyguyu hisse dönüştürür. hatta bazen süreci yaşamamış olsa bile, bu hissi oluşturabilecek bir bilince sahiptir. anksiyete bozukluğunun altında yatan şey de tam olarak bu. bu da diğer bir deyişle, akut stresin (kısa süreli), kronik strese (uzun süreli ve tekrarlanan) dönüşmesidir. elbette hayvanlarda da kronik stres oluşabilir ama bu oluşum, doğada yaşayan hayvanlardan ziyade, uzun süre akut strese maruz kalan, mesela esaret altında kalan hayvanlarda gözlemlenir. insanın doğadan kopuşu çok öncelere dayandığı için ve bilinç düzeyininde de, hayvanlara nazaran çok daha fazla gelişmesinin bir sonucu olarak, kronik stres insanlarda çok daha yaygın görülür.
kronik stresin, insan sağlığı üzerinde etkilerine de değinmek istiyorum. kronik stres, vücudun uzun süreli stres tepkisini (kaç veya savaş) tetikleyerek hormonal ve fizyolojik dengesizliklere yol açar. bu durum, hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseni üzerinden kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının sürekli yüksek seviyede salgılanmasına neden olur. bu hormonlar, kısa vadede hayatta kalmayı sağlar ama kronik hale geldiğinde bağışıklık, sindirim ve kardiyovasküler sistemleri (kalp ve damar) olumsuz etkiler, ülser ve kalp hastalıkları gibi sorunlara zemin hazırlar.
yalnız dolaylı yolla doğrudan etkiyi de birbirinden ayırmak gerekiyor. kronik stres, doğrudan mide ülserlerine (gastrik ülser) neden olmasa da riski artırır. yaygın inanışın aksine stres mide asidini doğrudan artırmaz, ancak stres altındaki kişilerde ağrı kesici kullanımı artar ve bu ilaçlar mide mukozasını zayıflatır.
ayrıca, stres bağışıklık sistemini baskılayarak bazı bakterilerin mide duvarına zarar vermesini kolaylaştırır, bazı kimyasalların yoğun biçimde salgılanmasını tetikler ve mukoza tabakasının bozulmasına yol açar. sonuçta, mide astarındaki hasar ülser oluşumuna neden olur. sigara, alkol gibi maddelerin etkisi de buna benziyor
yani stres mide asidini arttırmaz. kesin bilgi yayalım. ama bu kronik stresin tam bir baş belası olduğu gerçeğini değiştirmez.
sonuç olarak duygularımızı kontrol etmek olası değil. ancak duygularımızın bize zarar verecek hislere dönüşmemesi konusunda fark yaratmak, başka bir deyişle bize handikap yaratan bilincimizi kendi lehimize işler hale getirmek olası. ben bu noktada yine ilaç kullanımından yanayım.
öte yandan psikoloji ve felsefede, bu iki kavram arasında daha net bir ayrım yapılır. örneğin, psikolojik tanımlara göre "duygular" (ingilizcede emotions) , bedensel ve fizyolojik tepkiler olarak görülür: ani, otomatik, evrensel ve genellikle bir uyaran tarafından tetiklenen reaksiyonlardır. kalp atışının hızlanması, terleme gibi somut belirtiler içerir ve beyin ile vücut arasındaki hızlı bir süreçtir. buna karşılık "hisler" (ingilizcede feelings), bu duyguların subjektif yorumu ve zihinsel işlenmesi olarak tanımlanır: daha uzun süreli, bireysel deneyimlere, kültürel etkilere ve düşüncelere bağlıdır. yani, bir duyguyu fark edip ona anlam yüklediğinde hisler oluşur. örneğin, korku duygusu (emotion) "tehlike hissediyorum" hissi (feeling) haline gelir.
bu ayrım, bazı uzmanlara göre duygusal zekayı geliştirmede önemli; çünkü duyguları doğru yorumlayarak hisleri yönetmek mümkün olur.
tam bu noktada, insan ve hayvan ayrımına da dikkat çekmek istiyorum. ki burada "bilinç" kavramına da değinmiş olacağım. fark edeceğiniz üzere duygular, daha fiziksel ve akut (kısa süreli) bir sürecin sonucu. ancak hisler, duyguların işlenmesini ile gerçekleştiği için, zamansal ve etkileri açısından daha uzun bir süreye yayılıyor. ki işte bu noktada devreye giren şey bilinç dediğimiz kavram. dolayısıyla duygular söz konusu olduğunda hayvanlar ile insanlar arasında pekçok yönden bir benzerlik var diyebiliriz. ancak hisler konusunda insanlar hayvanlardan daha farklı bir yapıya sahip. örneğin av pozisyonunda olan bir hayvan, avcı pozisyonundaki hayvanla karşılaştığında ve avlanma süreci esnasında korku duygusunu hisseder ve beraberinde bu duygunun getirdiği tüm fiziksel reaksiyonları gösterir. kalp atışının ve dolayısyla solunum hızının artması gibi. yani tıbbi açıdan söylersek "akut stresi" yaşarlar. bu insanlarla birebir aynı sürece denk düşüyor. ancak hayvanlar bu süreci avlanma sürecinin sonlanmasının (tabii hayatta kalmaları halinde) ardından kısa bir süre içinde sonlandırırlar, ta ki bir sonraki avlanma sürecine kadar. oysa insan, bir duygu sürecini yaşadıktan (deneyimledikten) sonra, o süreç tekrarlanmasa bile, o süreçte yaşadığı duyguyu hisse dönüştürür. hatta bazen süreci yaşamamış olsa bile, bu hissi oluşturabilecek bir bilince sahiptir. anksiyete bozukluğunun altında yatan şey de tam olarak bu. bu da diğer bir deyişle, akut stresin (kısa süreli), kronik strese (uzun süreli ve tekrarlanan) dönüşmesidir. elbette hayvanlarda da kronik stres oluşabilir ama bu oluşum, doğada yaşayan hayvanlardan ziyade, uzun süre akut strese maruz kalan, mesela esaret altında kalan hayvanlarda gözlemlenir. insanın doğadan kopuşu çok öncelere dayandığı için ve bilinç düzeyininde de, hayvanlara nazaran çok daha fazla gelişmesinin bir sonucu olarak, kronik stres insanlarda çok daha yaygın görülür.
kronik stresin, insan sağlığı üzerinde etkilerine de değinmek istiyorum. kronik stres, vücudun uzun süreli stres tepkisini (kaç veya savaş) tetikleyerek hormonal ve fizyolojik dengesizliklere yol açar. bu durum, hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseni üzerinden kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının sürekli yüksek seviyede salgılanmasına neden olur. bu hormonlar, kısa vadede hayatta kalmayı sağlar ama kronik hale geldiğinde bağışıklık, sindirim ve kardiyovasküler sistemleri (kalp ve damar) olumsuz etkiler, ülser ve kalp hastalıkları gibi sorunlara zemin hazırlar.
yalnız dolaylı yolla doğrudan etkiyi de birbirinden ayırmak gerekiyor. kronik stres, doğrudan mide ülserlerine (gastrik ülser) neden olmasa da riski artırır. yaygın inanışın aksine stres mide asidini doğrudan artırmaz, ancak stres altındaki kişilerde ağrı kesici kullanımı artar ve bu ilaçlar mide mukozasını zayıflatır.
ayrıca, stres bağışıklık sistemini baskılayarak bazı bakterilerin mide duvarına zarar vermesini kolaylaştırır, bazı kimyasalların yoğun biçimde salgılanmasını tetikler ve mukoza tabakasının bozulmasına yol açar. sonuçta, mide astarındaki hasar ülser oluşumuna neden olur. sigara, alkol gibi maddelerin etkisi de buna benziyor
yani stres mide asidini arttırmaz. kesin bilgi yayalım. ama bu kronik stresin tam bir baş belası olduğu gerçeğini değiştirmez.
sonuç olarak duygularımızı kontrol etmek olası değil. ancak duygularımızın bize zarar verecek hislere dönüşmemesi konusunda fark yaratmak, başka bir deyişle bize handikap yaratan bilincimizi kendi lehimize işler hale getirmek olası. ben bu noktada yine ilaç kullanımından yanayım.
devamını gör...
15.
bir kadının kaliteli olduğunu gösteren detaylar
kaliteli insanları hayatına dahil etmesidir. ki bu erkekler için de geçerldir. sokak jargonu ile ifade edeyim, "takıldığınız insanlar" sizin kalitenizi belirleyen çok önemli bir kriterdir. bununla ilgili atasözü var malum : "bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim".
devamını gör...
17.
hiç deneyimlemediği şeyi kötüleyen insan
kötülemekten kasıt ne kimse açıklamamış. bu başlıklarda örnek verilirse daha mantıklı olur düşüncesindeyim. eylemin kendisi mi kast ediliyor yoksa eylemden edinilen duygu deneyiminin kendisi mi ? yoksa her ikisi birden mi ?
misal şimdi ben desem ki, "kedi ve köpek eti yemek iğrenç bir şeydir", deneyimlemediğim ama kötülediğim bu eylem için, burada ki yazarların bazılarına göre, "yalancı, ön yargılı, malın biri mi oluyorum ?" veya bana, "hayatında kaç kere kedi, köpek eti yedin ki buna iğrenç diyorsun" dersiniz.
bir insanın hayatı boyunca deneyimleyebileceği eylem sayısı kısıtlıdır. oysa eylemlerin sayısı sonsuzdur, sayı vermek bile mümkün değildir yani. eğer insanlar sadece deneyimledikleri şeyler üzerinden fikir beyan etmeye kalksalar, kollektif bilgi dediğimiz şey inanılmaz kısıtlı olurdu. bilginin kısıtlı olduğu durumlarda insan türünün hayatta kalma becerisi o kadar düşük olurdu ki, muhtemelen şu an insan denilen varlıktan bahsedemez olurduk.
bazı şeylerin bize zararı dokunabileceğini anlamak, o şeylerden uzak durmamız gerektiğini söylemek ve hatta o şeyleri kötülemek, ön yargı sözcüğü ile veya mallık gibi ifadeler kullanarak izah edilemez.
hatta deneyimlenen şey, deneyim sonucunda keyif verse bile bu eylemin doğruluğu veya güzellemesini yapmak akıllı insan işi değil. sigara içmeyen birine, ne kadar ön yargılısın, mal mısın demem mesela ben. o kişiye zorla sigara içerecek halim de yok. yıllardır sigara kullanan ve sigara içmekten keyif de alan bir insanım. ancak sigara kullanmak rasyonel bir hareket değil. yani rasyonel olmayan eylemi yapan benim. ama hiç deneyimlemediği için sigara içmeyenleri mal ve ön yargılı insanlar diyerek bir kategori içine sokarsam, objektif olarak baktığımızda mal olan ben olurum.
misal şimdi ben desem ki, "kedi ve köpek eti yemek iğrenç bir şeydir", deneyimlemediğim ama kötülediğim bu eylem için, burada ki yazarların bazılarına göre, "yalancı, ön yargılı, malın biri mi oluyorum ?" veya bana, "hayatında kaç kere kedi, köpek eti yedin ki buna iğrenç diyorsun" dersiniz.
bir insanın hayatı boyunca deneyimleyebileceği eylem sayısı kısıtlıdır. oysa eylemlerin sayısı sonsuzdur, sayı vermek bile mümkün değildir yani. eğer insanlar sadece deneyimledikleri şeyler üzerinden fikir beyan etmeye kalksalar, kollektif bilgi dediğimiz şey inanılmaz kısıtlı olurdu. bilginin kısıtlı olduğu durumlarda insan türünün hayatta kalma becerisi o kadar düşük olurdu ki, muhtemelen şu an insan denilen varlıktan bahsedemez olurduk.
bazı şeylerin bize zararı dokunabileceğini anlamak, o şeylerden uzak durmamız gerektiğini söylemek ve hatta o şeyleri kötülemek, ön yargı sözcüğü ile veya mallık gibi ifadeler kullanarak izah edilemez.
hatta deneyimlenen şey, deneyim sonucunda keyif verse bile bu eylemin doğruluğu veya güzellemesini yapmak akıllı insan işi değil. sigara içmeyen birine, ne kadar ön yargılısın, mal mısın demem mesela ben. o kişiye zorla sigara içerecek halim de yok. yıllardır sigara kullanan ve sigara içmekten keyif de alan bir insanım. ancak sigara kullanmak rasyonel bir hareket değil. yani rasyonel olmayan eylemi yapan benim. ama hiç deneyimlemediği için sigara içmeyenleri mal ve ön yargılı insanlar diyerek bir kategori içine sokarsam, objektif olarak baktığımızda mal olan ben olurum.
devamını gör...
18.
öznel gerçeklik vs nesnel gerçeklik
gece gece kafa açmaya geldim yine ben ya da sıkılan canları daha da sıkmaya. destansı bir yazı olabilir de olmayabilir de, şu an bilmiyorum. uyarılarımı yaptım, arzu eden bundan sonrasını okumaz, kalanlara ise yazdıklarımı okuyacakları için şimdiden teşekkür ediyorum.
önce tanımları yapalım, versus kolay kısmı.
öznel gerçeklik : bir şeyin zihne bağlı olarak gerçek olmasına öznel gerçeklik deniyor arkadaşlar. yani zihninizin "gerçek" olarak algıladığı her şey, tam olarak bu gerçeklik tanımına girer. buradaki "algı" sözcüğüne dikkat. zira algıları duyu organlarımız aracılığıyla, zihnimizde oluştururuz. ya da tersten söylersek zihnimiz, duyu organlarımız aracılığıyla bir algı oluşturur. işte bu oluşan algımız sonucunda, deneyimlediğimiz her şey öznel gerçekliğe girer. kişiler aynı duyu organlarına sahip olsalar bile, ama duyu organlarının farklı çalışabilmesi veya hiç çalışmaması ama her kişinin duygu ve düşünme biçimlerinin farklılığından dolayı, öznel gerçeklik, kişiden kişiye değişebilir ve bir kişi için doğru olan şey bir başkası için doğru olmayabilir. örnekler verelim ;
- bu kahve çok lezzetli (tatma duyumuzla ilgili, damak zevkine veya kültürel deneyimlere göre değişebilen bir gerçeklik)
- izlediğim en sıkıcı filmdi (bir başkası için aynı filmin eğlenceli olması bile mümkün, oysa beyinler, gözler aracılığıyla aynı filmi algılıyor)
- kırmızı renk çok seksi bir renktir. (seks kelimesini özellikle seçtim dikkatiniz yoğunlaşsın diye. bir başka insan için kırmızı renk seksilikten ziyade korkuyu çağrıştırabilir. ne demiştik deneyimler gerçeklik algımızı etkileyebilir)
- renk körü olan bir insan, yeşil ve kırmızıyı ayırt edemeyebilir. bu da onun dünyasında ki bir nesneyi farklı gerçeklikte görmesine neden olur.
- aklınıza gelecek olan her türlü inanç. yaratıcı kavramı, dinler, astroloji, büyü, komplo teorileri, dünya düzdür diyenler veya dünya dışı zeki yaşamın var olduğuna dair görüş bildirenler. bunların tamamı öznel gerçekliğe girer. ancak nesnel kanıtlarla, nesnel incelemeye açık yönleri olabilirler. dini metinler, ufo videoları vs.
nesnel gerçeklik : bir şeyin zihinden ve dolayısıyla kişiden bağımsız olarak, ölçülebilir ve dış dünyada var olan olgulara verilen gerçekliğe denir. yine basit örnekler verelim ;
- su 100 santigrad derecede kaynar. (bilimsel bir gerçek, ölçülebilir ve herkes için geçerli bir gerçek. sana göresi, bana göresi olmaz).
- kırmızı ışık, yaklaşık 620-750 nanometre dalga boyunda görünür. bu, ışığın rengini belirleyen nesnel bir ölçümdür ve herkes için aynıdır, ama algımız öznel olabilir. dolayısıyla kırmızı renk veya ışık, algımızdan bağımsız olarak nesnel bir gerçekliktir. yani kırmızı rengi farklı algılayan bir kişi olması, kırmızı rengin nesnel gerçekliğini değiştirmez. ki genelde insanlar bu tip tartışmalarda, bu örneği verip, "bak demek ki gerçek dediğimiz şey gerçek değilmiş" tarzı bir argümanla geliyor. oysa nesnel gerçeklik bu tarz argümanlarla çürütülemez.
yanılsamalar, algımızın gerçekliği yanlış yorumlamasıdır. beynimiz çalışma prensibi olarak eksik bilgileri kendi doldurur ve bu kimi durumlarda yanıltıcı olabilir. bunlar optik (görsel), işitsel veya bilişsel olabilir. ki bu yanılsamalar da nesnel gerçekliği ortadan kaldırmaz, olsa olsa öznel gerçekliğe dönüşmesine neden olur. şizofren hastalarının duyduğu sesler, takip edildiğini düşünmesi veya gözünde canlanan şeyler onun için elbette gerçektir. ama onun bu kişisel deneyimleri ancak öznel gerçekliğe dahil edilebilir, nesnel gerçekliği tartışma konusu yapmaz.
bu başlığı açma nedenim, bugün daha doğrusu dün sözlükte benim de tanım girdiğim "simülasyon da yaşama ihtimalimiz" üzerine açılan başlıktı.
tüm insanlık yok olsa da, içinde yaşadığımız evren bizden bağımsız bir şekilde varlığını sürdürmeye devam edecek. tıpkı insanlık var olmadan önce de evrenin hatta yaşadığımız gezegen dünyanın var olduğu gibi. o nedenle simülasyon teorisinin bana göre en zayıf karnı tam olarak burası. bence simülasyon teorisinin ortaya çıkmasında ki temel motivasyon, varlığımızı anlamlı kılmak hatta evrenin merkezine kendimizi koyma arzumuzdan kaynaklı.
versus da tarafım belli, nesnel gerçeklik. ve unutmayın tartışmaya çalıştığınız şeyler öznel gerçekliğin konusu, nesnel gerçekliğin değil. okuyanlara sabırları için bir kez daha teşekkür ediyorum.
önce tanımları yapalım, versus kolay kısmı.
öznel gerçeklik : bir şeyin zihne bağlı olarak gerçek olmasına öznel gerçeklik deniyor arkadaşlar. yani zihninizin "gerçek" olarak algıladığı her şey, tam olarak bu gerçeklik tanımına girer. buradaki "algı" sözcüğüne dikkat. zira algıları duyu organlarımız aracılığıyla, zihnimizde oluştururuz. ya da tersten söylersek zihnimiz, duyu organlarımız aracılığıyla bir algı oluşturur. işte bu oluşan algımız sonucunda, deneyimlediğimiz her şey öznel gerçekliğe girer. kişiler aynı duyu organlarına sahip olsalar bile, ama duyu organlarının farklı çalışabilmesi veya hiç çalışmaması ama her kişinin duygu ve düşünme biçimlerinin farklılığından dolayı, öznel gerçeklik, kişiden kişiye değişebilir ve bir kişi için doğru olan şey bir başkası için doğru olmayabilir. örnekler verelim ;
- bu kahve çok lezzetli (tatma duyumuzla ilgili, damak zevkine veya kültürel deneyimlere göre değişebilen bir gerçeklik)
- izlediğim en sıkıcı filmdi (bir başkası için aynı filmin eğlenceli olması bile mümkün, oysa beyinler, gözler aracılığıyla aynı filmi algılıyor)
- kırmızı renk çok seksi bir renktir. (seks kelimesini özellikle seçtim dikkatiniz yoğunlaşsın diye. bir başka insan için kırmızı renk seksilikten ziyade korkuyu çağrıştırabilir. ne demiştik deneyimler gerçeklik algımızı etkileyebilir)
- renk körü olan bir insan, yeşil ve kırmızıyı ayırt edemeyebilir. bu da onun dünyasında ki bir nesneyi farklı gerçeklikte görmesine neden olur.
- aklınıza gelecek olan her türlü inanç. yaratıcı kavramı, dinler, astroloji, büyü, komplo teorileri, dünya düzdür diyenler veya dünya dışı zeki yaşamın var olduğuna dair görüş bildirenler. bunların tamamı öznel gerçekliğe girer. ancak nesnel kanıtlarla, nesnel incelemeye açık yönleri olabilirler. dini metinler, ufo videoları vs.
nesnel gerçeklik : bir şeyin zihinden ve dolayısıyla kişiden bağımsız olarak, ölçülebilir ve dış dünyada var olan olgulara verilen gerçekliğe denir. yine basit örnekler verelim ;
- su 100 santigrad derecede kaynar. (bilimsel bir gerçek, ölçülebilir ve herkes için geçerli bir gerçek. sana göresi, bana göresi olmaz).
- kırmızı ışık, yaklaşık 620-750 nanometre dalga boyunda görünür. bu, ışığın rengini belirleyen nesnel bir ölçümdür ve herkes için aynıdır, ama algımız öznel olabilir. dolayısıyla kırmızı renk veya ışık, algımızdan bağımsız olarak nesnel bir gerçekliktir. yani kırmızı rengi farklı algılayan bir kişi olması, kırmızı rengin nesnel gerçekliğini değiştirmez. ki genelde insanlar bu tip tartışmalarda, bu örneği verip, "bak demek ki gerçek dediğimiz şey gerçek değilmiş" tarzı bir argümanla geliyor. oysa nesnel gerçeklik bu tarz argümanlarla çürütülemez.
yanılsamalar, algımızın gerçekliği yanlış yorumlamasıdır. beynimiz çalışma prensibi olarak eksik bilgileri kendi doldurur ve bu kimi durumlarda yanıltıcı olabilir. bunlar optik (görsel), işitsel veya bilişsel olabilir. ki bu yanılsamalar da nesnel gerçekliği ortadan kaldırmaz, olsa olsa öznel gerçekliğe dönüşmesine neden olur. şizofren hastalarının duyduğu sesler, takip edildiğini düşünmesi veya gözünde canlanan şeyler onun için elbette gerçektir. ama onun bu kişisel deneyimleri ancak öznel gerçekliğe dahil edilebilir, nesnel gerçekliği tartışma konusu yapmaz.
bu başlığı açma nedenim, bugün daha doğrusu dün sözlükte benim de tanım girdiğim "simülasyon da yaşama ihtimalimiz" üzerine açılan başlıktı.
tüm insanlık yok olsa da, içinde yaşadığımız evren bizden bağımsız bir şekilde varlığını sürdürmeye devam edecek. tıpkı insanlık var olmadan önce de evrenin hatta yaşadığımız gezegen dünyanın var olduğu gibi. o nedenle simülasyon teorisinin bana göre en zayıf karnı tam olarak burası. bence simülasyon teorisinin ortaya çıkmasında ki temel motivasyon, varlığımızı anlamlı kılmak hatta evrenin merkezine kendimizi koyma arzumuzdan kaynaklı.
versus da tarafım belli, nesnel gerçeklik. ve unutmayın tartışmaya çalıştığınız şeyler öznel gerçekliğin konusu, nesnel gerçekliğin değil. okuyanlara sabırları için bir kez daha teşekkür ediyorum.
devamını gör...
19.
acaba bir simülasyonun içinde miyiz sorunsalı
değiliz. teşekkürler. sıradaki soru veya sorunsal lütfen.
hadi kestirip atmış gibi olmayayım. benim yaklaşımım şu şekilde. bir simülasyon içinde olsaydık şayet, simülasyon içinde miyiz tarzı bir sorgulama içine girmemiz pek olası değil gibi geliyor bana. bu simülasyonların kusursuz birer sistem olmasından ileri gelmiyor, simülasyon kavramının yapısına aykırı olmasından dolayı söylüyorum bunu. (buglar var o yüzden sorguluyoruz diyebileceklere yanıt olarak peşin peşin söyleyeyim istedim).
ikinci olarak simülasyon doğal bir süreç değildir. kendiliğinden oluşmaz. bir şeyin simülasyonu olması demek o simülasyonu oluşturan varlık veya varlıkların olmasını gerektirir. ki bu durumda o varlıkların da başka bir simülasyonun parçası olması ihtimalini ortaya çıkarır. bu da iç içe geçmiş sonsuz seçenekteki bir simülasyon sistemini ortaya çıkarır. ki böyle bir durumda "doğal süreç" kavramı bütünüyle ortadan kalkar. bunun olması da "gerçeklik" kavramını bütünüyle ortadan kaldırır. öznel gerçeklikten değil nesnel gerçeklikten bahsediyorum. öznel gerçekliği her zaman sorgulayabilir ve hatta çürütebiliriz ama nesnel gerçeklik çürütülemez.
hadi kestirip atmış gibi olmayayım. benim yaklaşımım şu şekilde. bir simülasyon içinde olsaydık şayet, simülasyon içinde miyiz tarzı bir sorgulama içine girmemiz pek olası değil gibi geliyor bana. bu simülasyonların kusursuz birer sistem olmasından ileri gelmiyor, simülasyon kavramının yapısına aykırı olmasından dolayı söylüyorum bunu. (buglar var o yüzden sorguluyoruz diyebileceklere yanıt olarak peşin peşin söyleyeyim istedim).
ikinci olarak simülasyon doğal bir süreç değildir. kendiliğinden oluşmaz. bir şeyin simülasyonu olması demek o simülasyonu oluşturan varlık veya varlıkların olmasını gerektirir. ki bu durumda o varlıkların da başka bir simülasyonun parçası olması ihtimalini ortaya çıkarır. bu da iç içe geçmiş sonsuz seçenekteki bir simülasyon sistemini ortaya çıkarır. ki böyle bir durumda "doğal süreç" kavramı bütünüyle ortadan kalkar. bunun olması da "gerçeklik" kavramını bütünüyle ortadan kaldırır. öznel gerçeklikten değil nesnel gerçeklikten bahsediyorum. öznel gerçekliği her zaman sorgulayabilir ve hatta çürütebiliriz ama nesnel gerçeklik çürütülemez.
devamını gör...
20.
mesaj kutusunu kapatan yazar
#3894932
hepimizi seven bu güzel arkadaşımız demiş ki, "kadınları yine bir nebze anlarım da erkeklerin mesaj alımını kapatması, psikolojk sorununun olduğuna bir işarettir bence". düşüncesini değiştirmeye gelmedim. bu şekilde bir fikir edinmesinin illa ki kendince nedenleri vardır. eğer "bence" ifadesini kullanmamış olsaydı bu yazıyı yazmazdım bile. ama o bence ifadesi hoşuma gitti ve düşüncesine katılmasam da, bu yaklaşım tarzından dolayı saygı duydum kendisine. ve ben de, kendi bencemi anlatmaya geldim. ne de olsa mesaj alımı kapalı, erkek yazarlardan biriyim.
evet ne diyorduk bence... bence cinsiyet ayırımı fark etmeksizin mesaj alımını kapatan yazarın, psikolojik sorunundan ziyade, sözlüğe ve hayata bakış açısıyla ilgili bir durum bu. ha siz bunu psikolojik soruna bağlarsanız yine bir itirazım olmaz. benim hem sözlüğe hem hayata bakış açım, insanlarla diyaloğa gireceğim ortamı seçmem ile ilgili aslında. normal sözlük bu anlamda insanlarla birebir iletişim kurmayı tercih ettiğim bir ortam değil. evvelce yazdığım sözlükler oldu, mesajlaştığım insanlar da keza. ama buraya gelirken ki motivasyonum, dediğim gibi yeni insanlarla tanışmak değil. flörtöz ilişkiler kurmak hiç değil. yazayım, okuyayım tek gayem bu. insanlardan izole bir hayatım var. ama bu tamamen tercih ile ilgili. asosyal değilim ama yeni insanlar ile tanışmayı sosyalleşme olarak gören biri hiç değilim. sözlük genelinde açılan başlıklara yapılan yorumlar üç aşağı beş yukarı yorumu yapan yazarlar hakkında yeterince bir veri sağlıyor bana. fikirlerini beğendiğim bir yazar olur, beğenmediklerim de keza. ama sırf fikirlerini yakın buldum diye o yazarla daha özel bir iletişime geçmeliyim diye bir ihtiyaç duymuyorum açıkçası. zaten oy veriyor veya favori veriyorsam bir anlamda ona sana yakın düşünüyorum veya seni fikren onaylıyorum demek bu. daha ötesine gerek yok.
işin flörtleşme boyutuna gelirsek. bence bu da tercih ile ilgili bir durum. iki farklı cinsiyetin "birbirine yürümesi" anormal gelmiyor bana. belli beklentileri olması da keza. ucu açık bir durum bu. bu beklenti romantik bir ilişki de olabilir tamamen cinsel arzuların tatminine yönelik bir beklenti de olabilir. sadece yine cinsiyet belirtmeksizin söylüyorum bunun yol yordamı konusunda, genel görüşten daha farklı düşüncelerim olabilir. mesela ilgi arsızlığı olarak değerlendirdiğim tavırlar da bence rahatsız edici (ki bunu kadın yazarlar için söylüyorum), yürüdüğü kadını daha kafadan itibarsızlaştıran eylemler de bulunmak da (bunu da erkek yazarlar için söylüyorum). mesela benim lugatımda bunun adı yürümek değil yavşaklık. yavşak erkek benim gözümde basit erkektir, reel hayatındaki pozisyonu ne olursa olsun.
neyse sonuç olarak ben buradaki yazarlık serüvenim sonlanana kadar, mesaj alımım kapalı bir şekilde yazmaya ve okumaya devam edeceğim. çünkü bu mecradaki niyetimi yukarıda ifade ettim.. mesaj alımını kapatan diğer yazarlar bunu hangi gerekçelere dayandırıyor bilemem. ama bence mesaj alımını kapatmak psikolojik bir sorunun göstergesi değil.
hepimizi seven bu güzel arkadaşımız demiş ki, "kadınları yine bir nebze anlarım da erkeklerin mesaj alımını kapatması, psikolojk sorununun olduğuna bir işarettir bence". düşüncesini değiştirmeye gelmedim. bu şekilde bir fikir edinmesinin illa ki kendince nedenleri vardır. eğer "bence" ifadesini kullanmamış olsaydı bu yazıyı yazmazdım bile. ama o bence ifadesi hoşuma gitti ve düşüncesine katılmasam da, bu yaklaşım tarzından dolayı saygı duydum kendisine. ve ben de, kendi bencemi anlatmaya geldim. ne de olsa mesaj alımı kapalı, erkek yazarlardan biriyim.
evet ne diyorduk bence... bence cinsiyet ayırımı fark etmeksizin mesaj alımını kapatan yazarın, psikolojik sorunundan ziyade, sözlüğe ve hayata bakış açısıyla ilgili bir durum bu. ha siz bunu psikolojik soruna bağlarsanız yine bir itirazım olmaz. benim hem sözlüğe hem hayata bakış açım, insanlarla diyaloğa gireceğim ortamı seçmem ile ilgili aslında. normal sözlük bu anlamda insanlarla birebir iletişim kurmayı tercih ettiğim bir ortam değil. evvelce yazdığım sözlükler oldu, mesajlaştığım insanlar da keza. ama buraya gelirken ki motivasyonum, dediğim gibi yeni insanlarla tanışmak değil. flörtöz ilişkiler kurmak hiç değil. yazayım, okuyayım tek gayem bu. insanlardan izole bir hayatım var. ama bu tamamen tercih ile ilgili. asosyal değilim ama yeni insanlar ile tanışmayı sosyalleşme olarak gören biri hiç değilim. sözlük genelinde açılan başlıklara yapılan yorumlar üç aşağı beş yukarı yorumu yapan yazarlar hakkında yeterince bir veri sağlıyor bana. fikirlerini beğendiğim bir yazar olur, beğenmediklerim de keza. ama sırf fikirlerini yakın buldum diye o yazarla daha özel bir iletişime geçmeliyim diye bir ihtiyaç duymuyorum açıkçası. zaten oy veriyor veya favori veriyorsam bir anlamda ona sana yakın düşünüyorum veya seni fikren onaylıyorum demek bu. daha ötesine gerek yok.
işin flörtleşme boyutuna gelirsek. bence bu da tercih ile ilgili bir durum. iki farklı cinsiyetin "birbirine yürümesi" anormal gelmiyor bana. belli beklentileri olması da keza. ucu açık bir durum bu. bu beklenti romantik bir ilişki de olabilir tamamen cinsel arzuların tatminine yönelik bir beklenti de olabilir. sadece yine cinsiyet belirtmeksizin söylüyorum bunun yol yordamı konusunda, genel görüşten daha farklı düşüncelerim olabilir. mesela ilgi arsızlığı olarak değerlendirdiğim tavırlar da bence rahatsız edici (ki bunu kadın yazarlar için söylüyorum), yürüdüğü kadını daha kafadan itibarsızlaştıran eylemler de bulunmak da (bunu da erkek yazarlar için söylüyorum). mesela benim lugatımda bunun adı yürümek değil yavşaklık. yavşak erkek benim gözümde basit erkektir, reel hayatındaki pozisyonu ne olursa olsun.
neyse sonuç olarak ben buradaki yazarlık serüvenim sonlanana kadar, mesaj alımım kapalı bir şekilde yazmaya ve okumaya devam edeceğim. çünkü bu mecradaki niyetimi yukarıda ifade ettim.. mesaj alımını kapatan diğer yazarlar bunu hangi gerekçelere dayandırıyor bilemem. ama bence mesaj alımını kapatmak psikolojik bir sorunun göstergesi değil.
devamını gör...
