bir arkadaşa bakıp çıkacağım yazar profili

bir arkadaşa bakıp çıkacağım kapak fotoğrafı
bir arkadaşa bakıp çıkacağım profil fotoğrafı
rozet
karma: 713 tanım: 70 başlık: 0 takipçi: 8

son tanımları


kapalı havaları sevmek

nedenini anlamıyorum ama, kapalı havaları sevenler, neredeyse hastalıklı bir ruh taşıyormuş gibi bir algıya maruz kalıyorlar. kapalı havaların insanın ruh sağlığı açısından bazı olumsuz etkileri olabilir elbette ancak en azından, kapalı hava seviyorsa kesin bir sorunu vardır gibi mutlak bir düşünceye sahip olunmamalı diye düşünüyorum.

benim kapalı havalarda enerjim düşmüyor, hatta günümün kötü geçmesine neden olan spesifik bir olay yoksa tam tersi kapalı havalarda kendimi daha iyi ve canlı hissediyorum. dolayısıyla kapalı hava sevenler tarafındayım. öte yandan gökyüzünün açık olduğu havalarla da bir problemim yok. üşümek mi pişmek mi deseler üşümeyi tercih ederim. maksimum sıkıntım, fizyolojik açıdan bu. sıcak havalar rahatsız ediyor beni.

başta dediğim gibi havaların insan psikolojisi üzerinde etkilerinin olması normal. zira fizik, kimya gibi ölçülebilir değerler söz konusu. ancak bir insanın ruh sağlığını etkileyen sayısız faktör varken, hava durumunu bu faktörler arasında ilk 5 e sokmam ben.
yani bok gibi geçen günlük güneşlik bir gün geçirmektense, herşeyin yolunda gittiği, gökyüzünün gri bulutlarla kaplandığı bir havayı tercih ederim.
devamını gör...

sözlükteki yahudi düşmanlığı

yahudileri sevmeyen yazarlar vardır elbette. ancak özellikle yahudilere yönelik sözlük genelinde bir tutum olduğuna rastlamadım. öyle olsa direkt yahudilere yönelik olumsuz başlıklar açılırdı.

şu sözlüğü azıcık tanıdıysam, yahudiler hakkında en fazla şöyle başlıklar olabilir ;

(bkz: yazarların en yahudi fotoğrafları)
(bkz: yazarların en yahudi tarafları)
(bkz: yahudilere benzeyen yazar fotoğrafları)
(bkz: sözlükteki en güzel yahudi kızı)
(bkz: yahudi kahvesi vs. türk kahvesi)
(bkz: yahudi arkadaşımla içiyoruz sözlük)
(bkz: yahudi kedim)

not : yahudilere karşı nötrüm, ne antipatim var ne de sempatim.
devamını gör...

üstteki yazarın ne sevdiğini kapak fotoğrafından tahmin et

yedi tepeli şehri seviyor ama biraz buruk bir sevgi, belki de geçmişe duyulan özlem gibi.
devamını gör...

ahlak için özgür olmak gereği

şeytanın avukatlığını yapmaya geldim.

"..... kural önceden verilmişse ve senin içinde yer etmemişse bu kural, başka bir deyişle bu kuralı sen kendin koymamışsan... "

önceden verilmiş kural benim içimde de yer ettiyse, kuralı benim koymadığım gerçeği değişir mi ?

kendi davranış kuralımızı, evvelce konulmuş kurallardan referans alıyorsak, özgür sayılmıyor muyuz ?
devamını gör...

astroloji

geyik yapmak için keyifli bir konudur. en azından benim için taşıdığı değer bundan ibaret. ama ciddi ve bilimsel anlamda tartışılacak bir değeri yoktur. hele hele astroloji üzerinden hayatı dizayn etmek en naif ifadeyle deli saçması bir durum.

bir yanılgıyı düzelterek başlayayım; bilimin ve bilimsel bakış açısının misyonları arasında inançları çürütmek gibi bir şey yok arkadaşlar. bilimin böyle bir motivasyonu da yok. en yalın haliyle bilim var olanı gerçeğe en yakın biçimde açıklama çabasıdır. gerçek kavramından kastım bilimsel gerçeklik elbette. ve inanç başlığı altında toplanan aklınıza gelebilecek hemen her şey bu anlamda bilimsel gerçekliğe aykırıdır. sonsuza kadar mı ? tabii ki hayır. bilimsel olarak ispatlanana kadar. yani bilimsel olarak ispatlanana kadar herşey, bilim açısından yok hükmündedir.

bilimsel olarak ispatlanması dediğimiz süreç ise, çok sistematik ve değişmez kuralların işlediği, ciddi bir süreçtir. bu arada bilimde ispat yükümlülüğü, iddia tarafına aittir. çok basite indirgenerek bir örnek vereyim, ben 3 başlı ejderhaların var olduğunu iddia eden bir bilim insanı olsam şayet (bu arada evet bilim insanları içinde iddia kısıtlaması yoktur) bunun bilimsel olarak kanıtı sunamadığım sürece, bilim açısından bu yok hükmündedir. yani diğer bilim insanları mesailerini 3 başlı canavar var mı demeye harcamazlar. iddia sahibi olarak benim sunacağım delilleri inceleyebilirler ancak. eğer iddialarım için sunduğum deliller, bilimsel süreçten geçemiyorsa işte o iddia bilimsel açıdan gerçek olarak kabul edilmez.

astroloji de iddia edilen hemen tüm kavramlar, bilimsel gerçeklik testinden henüz geçememiş kavramlar. dolayısıyla astrolojinin ortaya koyduğu argümanların bilimde bir karşılığı yok.

genelde bilim kavramını anlamayan insanlar tam da bu noktada şu itirazı yapıyorlar. "iyi de kardeşim senin bilimsel olarak ispatlayamamış olman onu yok saymaz ki." evet bu argüman genel olarak kulağa mantıklı geliyor ancak bilimsellik veya bilim açısından yukarıda da söyledim daha derli toplu anlatayım ;

"bilimsel olarak bir iddia kanıtlanmamışsa iddianın zıttı doğru varsayılır ve bu varsayım çürütülmeye çalışılır"

yani carl sagan' ın da dediği gibi ; “kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.” ancak kanıt noksanlığı bir şeyi reddetmek için “yeterli” olmasa da, doğal olarak “geçerli” bir sebeptir. daha açıklayıcı olarak: “kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir; ancak varlığın kanıtı hiç değildir!”

işte astroloji tam da bu nedenle bilimsel açıdan yok hükmünde. işte inanç ile bilmek arasındaki temel fark bu.

özetle astrolojiye inanabilirsiniz, çevremde gördüğüm her aslan burcu, aslan burcu özelliklerine sahip de diyebilirsiniz. ve bu sizin inanma dürtü ve ihtiyacınızı perçinler. ama şunu diyemezsiniz : astroloji gerçektir, burçlar doğrudur. işte bu sadece bir inanç. ve bu inancı bilimsel gerçekliğe dönüştürmek sizin yükümlülüğünüzde.
devamını gör...

piç

dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama, her ne kadar anlamında cinsiyet belirtilmemiş olsa da, bu sözcük, ister hakaret anlamında kullanılsın, isterse tanım karşılığı olarak kullanılsın, sadece erkeklere yönelik kullanılmaktadır.

yani bir kız çocuğuna piç dendiğine şahit olamazsınız. ya da ben rastlamadım. bunun nedeni hakkında bilgisi veya yorumu olan varsa ve bizi bilgilendirirse sevinirim.
devamını gör...

anlam kötüleşmesi

ukala sözcüğü arapça kökenli bir sözcüktür ve türkçeye tam çevirisi "akıllılar" demektir, ancak günümüzde, kendini akıllı ve bilgili sanan, bilgiçlik taslayan, tepeden bakan kişiler için kullanılır hale gelmiştir.

"anlam kötüleşmesi"nin anlamını merak edenler bu başlıktaki ilk yazılan tanıma bakabilirler.
devamını gör...

hayatta işinize yaramayacak bilgiler

bir balinanın, sizi yutma ihtimali, balinanın cinsine göre değişir. şayet bir mavi veya kambur balina, yanlışlıkla bile olsa sizi yutmaya kalkarsa, anatomik yapısı gereği bunu yapamaz. zira bu iki devasa balinanın da, boğazı sadece küçük canlıların geçebileceği ölçüde evrimleşmiştir. yani ağzının içine bir bütün olarak sığsanız bile, kısa bir süre sonra sizi tükürür.

ayrıca bu iki balina da dişsiz balinalar alt takımında yer alırlar. ağızlarında diş yerine “balina çubuğu” olarak adlandırılan dikey, çubuk şeklinde, kalın ve sık keratinden oluşan kıllar bulunur. bu kılların tamamına ise “balina tarağı” denir.

ancak kaşalot nam-ı diğer ispermeçet balinası ile karşılaşırsanız, pekala yutulma ihtimaliniz vardır. ki bu balina türü insan yutabilecek ölçüde büyük boğaz yapısına sahip tek balina türüdür.

görsellerle destekleyelim ;

mavi balina

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kambur balina

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kaşalot veya ispermeçet balinası

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

genelleme yapmak

genelleme yapmak, toplanılan veriler ışığında yapılan kategorileri değerlendirme işi aslında. söz konusu veriler, ölçülebilirlik düzeyinde ise, yapılan genelleme, anlamlı bir bilgiye dönüşür. 10 kişinin olduğu bir odada, odadakilere "en sevdiğiniz renk nedir" sorusunu sorup, aldığınız cevapların matematiksel karşılığına göre, o odada bulunanların sevdikleri renk hakkında bir genelleme yapabilirsiniz. misal 10 kişiden 7 si siyah demişse, "bu odadakilerin çoğunluğu siyah rengi seviyor" demek, bu tip bir genellemedir. bu tarz genellemeler ölçülebilir olduğu için, üzerinde daha az tartışma yapılır. hatta bazı durumlarda tartışılmaz bile.

soyut kavramlarda veya ölçülebilir olduğu halde, verilerin sürekli değişmesi halinde, genellemeler yorumsal açıdan tartışmaya açık hale gelir. bu çok sakıncalı bir durum değil ancak gerçeğe ulaşma açısından ilk örneğe göre daha az verimli bir yol.

tabii bir de yapılan genellemenin yorumlama veya sonuç çıkarma biçimlerine göre tartışılması kısmı var. işte bu nokta, genelleme yapmanın yumuşak karnı. buna toplanılan verilerin öznellik içerdiği durumları da katarsanız (kişisel gözleme dayalı veri toplama), o genelleme üzerindeki tartışma neredeyse hiç bitmez.

sonuç olarak genelleme yapmak kötüdür demek de bir genelleme yapmaktır. ben genelleme yapmayı bütünüyle doğru veya bütünüyle yanlış olarak görmeme tarafındayım.
devamını gör...

çiçek almak

vejetaryen işi, ben etten devam.
devamını gör...

sözlüğe kendini kabul ettirmek

bir insanın, "mecburiyetinin" olmadığı durumlarda kendini bir yere kabul ettirmeye çalışması, çok rahatsız edici geliyor bana. kişilik zayıflığına denk düşüyor benim nazarımda çünkü. kişiliği zayıf olan insana iki duygu beslerim. ya acırım ya da tiksinirim.

başlık özeline gelirsek, diğer yazarlar tarafından takdir görmek veya onaylanmak (ki bu da sanırım tanım veya paylaşımların sürekli olarak oylanması veya nickaltınıza övgü dolu sözler girilmesi ile oluyor), sözlüğe kendini kabul ettirmek anlamına geliyor muhtemelen. bu kısmında bile tartışılabilecek çok şey var.

soru çok basit ; buna neden ihtiyaç duyar bir insan ? birileri tarafından onay görseniz ne olur görmeseniz ne olur ? hayatınıza ne katabilir ki bu ?

ve daha tehlikeli olan bir süre sonra bu ilgiye bağımlı hale gelirsiniz. ki bu iradeniz zayıf olduğu hallerde sizin ilgi görmek adına, kendinize zarar verecek veya verebilecek eylemlere kalkışmanıza neden olur.

hayatta önemli olan şey her zaman sonuçlar değildir. süreçler çoğu zaman sonuçlardan daha anlamlıdır. yine başlıktan gidersek, sözlükte kabul görmek bir sonuçtur. kendinizi ifade etmek ise süreç. sonuç odaklı yaşarsanız, sonuçlar olumlu olsa bile bu sizi bir noktadan sonra aç gözlülüğe iter. tatmin olma duygunuz azalır. ama sürece odaklı yaşarsanız, sürecin kendisi bile sizi tatmin eder.
devamını gör...

sözlük yazarlarının kişiliğini yansıtan bir fotoğraf

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ona bir şarkı bırak

bazı şeyler hiç değişmez... ;)

devamını gör...

fenerbahçe'nin cumhurbaşkanı'na teşekkür etmesi

cumhurbaşkanı erdoğan 2019 yılından beri fenerbahçe spor kulübü yüksek divan kurulu üyesidir. ki bu üyeliğini alma nedeni, öncesinde 25 yıllık kongre üyeliğine sahip olmasıdır. bu bilgiler sır değil, kapalı kapılar ardında alınmış kararlar hiç değil. bunları niye söylüyorum, sözlükteki taraftarımızın ve rakip taraftarların hafızalarını tazelemek veya bilmiyorlarsa da öğrenmelerini sağlamak için.

şimdi buradan mevcut başkanımız sadettin saran' a sallayan taraftarlarımız bilsinler ki, erdoğan'ın kongre üyeliği aziz yıldırım dönemine dayanıyor, yüksek divan kurulu üyesi olması nedeniyle törenle kendisine rozet takan kişi ise o dönem fenerbahçe spor kulübün başkanı olan ali koç'tur. dediğim gibi bu bilgiler sır değil. internete girip teyit edebilirsiniz.

yani sevelim veya sevmeyelim, siyaseten bir kez bile oy verelim veya vermeyelim cumhurbaşkanı erdoğan'ın fenerbahçe ile üstelik resmi bir biçimde bağı var. ve bu bağ kişilerden ve başkanlardan bağımsız olarak yani kurumsal olarak 30 küsur sene önce kurulmuş bir bağ. ki kendisinin yanılmıyorsam 2024 yılında artık fenerbahçe'li değilim şeklinde bir açıklaması olsa bile, söz konusu yüksek divan kurulu üyeliğinin düşmesi veya kendisinin bu üyelikten istifa etmesine dair bir haber yok. zaten olsaydı emin olun haberiniz olurdu. gerçi olur muydu ondan da emin olamadım.

1974 doğumluyum, çocukluğumdan beri fenerbahçe taraftarıyım. fenerbahçe demek benim için birçok fenerbahçe taraftarında olduğu gibi aşk demek. öte yandan ailem 7 göbekten chp li. hayatımda bir kez bile erdoğan'a oy vermedim, bırakın siyaseti, hayata bakışım bile erdoğan'ın 180 derece zıttı. başka şeyler de söylerim ama silivri gerçekten soğuktur şimdi.

fenerbahçe spor kulübünden kante'nin transferi hakkında yapılan ve bu başlığın açılmasına neden olan yazıyı okudum. ve evet okurken hoş duygular hissetmedim elbette. hatta keşke kante transfer olmasaydı da biz de bu açıklamayı okumasaydık da dedim. yani duygularım zaten kafadan reddediyor bu açıklamayı.

öte yandan mantığım devreye girdiğinde yine reddediyorum ama bunun nedeni olayın öznesinin erdoğan olması meselesi değil. genel olarak siyaset ve futbolun bu derece iç içe olmasını doğru bulmuyorum çünkü. emin olun bu transfer siyaseten yakın olduğum biri tarafından/desteğiyle gerçekleşmiş olsa yine aynı şekilde düşünürdüm ve hissederdim.

ancak sade bir taraftar olarak işin realitesi, ne benim duygularıma ne de mantığına göre işliyor elbette. sanırım galatasaray'lı bir yazar arkadaş bu başlıkta dile getirmiş bunu. bunun fenerbahçesi, galatasaray'ı, beşiktaş' ı yok arkadaşlar. bizler taraftar olarak ne hissedersek hissedelim, taraftarı olduğumuz kulüplerin yöneticileri içinde bulundukları siyasi iklime göre hareket ediyorlar. bu etik mi bence hiç etik değil ama bu anlamda bizler karar verme mercii değiliz. en fazla tepki koyabiliriz.

derdim bir savunma yazısı yazmak değil. sadettin saran benim babamın oğlu değil, ali koç'da değildi, aziz yıldırım'da, ali şen'de. taraftarı olduğum kulübün başkanı oldukları için sevdiğim birer figürler sadece. kaldı ki kör bir sevgi değil zaten bu. olaylara verdikleri tepkilere göre yeri gelir eleştiririm, yeri gelir biliyorum hoş değil ama küfür bile edebilirim. ali koç seçimi kaybettiğinde çok sevinmiştim mesela zira ali koç gitsin de kim gelirse gelsin noktasına getirmişti sağolsun bizi. ama kol kırılır yen içinde kalır denir ya hani, rakip taraftarlardan biri ali koç' a hakaretvari birşey söylese hooooop orda dur bakalım derim, zira aidiyet duygusu böyle bir şey. zaten taraftarlar da renkler farketmeksizin bu psikoloji ile hareket eder. benim okan buruk' a küfretmem ile bir galatasaray taraftarının okan' a küfretmesi aynı şey değil. gel beraber küfür edelim diyecek hali yok.

çok uzun oldu biliyorum ama içimi dökmek istedim, muhtemelen birçok yazar okumayacak bile ama olsun. yalan yok biraz rahatladım.
devamını gör...

n'golo kante

ne yalan söyleyeyim ben nispeten sessiz sedasız yapılan transferleri daha çok seviyorum. buna teknik direktörler de dahil. mesela asensio' nun gelişi kante'nin gelişine nazaran çok daha mütevazı oldu. keza tedesco neredeyse gelmeden kovulacaktı. bugün geldiğimiz noktada ikisinin faydası o kadar fazla ki, onlarsız bir fenerbahçe'yi düşünmek bile istemiyor insan. özetle çok konuşulan transferler biraz geriyor beni.

öte yandan kante'nin gelişine elbette sevindim, zira kariyeri boyunca sadece başarıları ile değil karakteri ile de çok anlamlı katkılar sağlamış bir futbolcu. istatistiklere yansıma da, karakter bir futbol takımına çok şey de katabilir, duruma göre çok şey de götürebilir .

yaşı şöyleymiş, arabistan liginden gelmiş tarzı cümleler, çok anlam ifade etmiyor bana. vaktiyle ispanya la liga'nın gol kralını getirmiştik adamın ismi acıların çocuğuna evrildi türkiye'de. keza eto'o 34 yaşında geldi, türkiye de 3,5 sezon futbol oynayıp 89 maçta 50 gol attı, hem de antalyaspor ve konyaspor formasıyla yaptı bunu. yani yaş veya geldiği yerler ile bir futbolcuyu doğrudan etiketlemek çok doğru değil. ancak gelen futbolcu bizi uçuracak diyerek ortalğı bayram yerine çevirmeyi de çok anlamlı bulmuyorum. futbolcunun takıma katkısı oynadığı süreç sonunda değerlendirilebilir ancak.

bu arada bunları kante başlığında yazdım ama ezeli rakiplerimizin taraftar ve camialarında da benzer şeyleri görmek olası. büyük umutlar ile gelip, neredeyse arkasına teneke bağlayıp gönderdikleri transferleri de, sessiz sedasız gelip takımlarının gözbebeği haline gelen futbolcu ve teknik adamları da onlar yazsın bi zahmet.
devamını gör...

atatürkçülüğü alkol kullanmak sanan insan

bunu sananlar ağırlıklı olarak karşı cenahtan, evet cenahtan oluyor.

ben alkol kullanıyorum o halde atatürkçüyüm veya atatürkçüyüm o halde alkol kullanabilirim diyene rastlamadım. ama alkol kullanıyor kesin atatürkçü bu veya atatürkçü olduğuna göre kesin alkol de kullanıyordur tarzında düşünen insanlara rastladım.

not : alkol kullanmıyorum.
devamını gör...

her cümlede parantez açmak

ben çok severim (her zaman değil elbette).
devamını gör...

kadınların çoğunlukla birbirlerini çekememesi

benim bu hayattaki belki de yegane guilty pleasure ım kadın kavgası izlemektir. o nedenle kadınların birbirini çekememesine içten içe seviniyorum, belki bir yerde denk gelip kozlarını paylaşırlar ve videosu düşer de izlerim diye.

yalnız bu tespit, gelmiş geçmiş en iyi tespitler arasında ilk on içinde kesin yer alır. ciddi anlamda bir tahammülsüzlük var aralarında. nedenini anlamak biz erkekler için neredeyse imkansız. zira erkekler arasında da çok nadir görülen bir durumdur bu. kavgaya, dövüşe daha meyilli taraf her ne kadar biz erkekler gibi olsa da, çekememezlik veya tahammülsüzlük ayrı kavramlar.

yalnız şöyle de bir durum var, bu çekememezliğin altında yatan şey biz değiliz o net. yani erkeklerin olmadığı bir ortamda da kadınlar arası bir tahammülsüzlük söz konusu. belki de güvenilmez varlıklar olduklarını en iyi kendileri bildikleri için, haliyle iki kadının birbirine güvenmesi de daha düşük ihtimal oluyor. zaten dikkat edin, kadınlar için iyi bir erkek arkadaş, iyi bir kadın arkadaştan daha kıymetlidir çoğu zaman.
devamını gör...

anadolu huzura öcalan umuda

bunu söyleyen kişi, bir zamanlar miting meydanında, parti otobüsü üzerinden urgan fırlatıyordu, "idam isterük" diye. üstelik aynı kişi için. fıkra bu kadar demek isterdim ama fıkra değil.

yani uçlarda yaşamak mı dersiniz, dön baba dönelim mi dersiniz, demans mı dersiniz bilemiyorum artık. siyaset kısmını bir kenara koyuyorum, dengesiz insanlardan oldum olası nefret ederim.
devamını gör...

sözlüğün eski havasının kalmaması

bu sözlükte yeni bir yazarım, eski hali ile kıyaslama şansım pek yok. ancak dikkatimi çeken şey, sözlüğün instgramdan hallice bir durumu var. yani adı sözlük, dolayısıyla okuma ve yazma maksatına yönelik olması bekleniyor ama başlıkların, üstelik ilgi gören başlıkların büyük bölümü, yok anın fotoğrafı, yok bilmemnenin fotoğrafı şeklinde. bu şeye benziyor, bir kütüphaneye gidip kitap okumak yerine, karşı cins ile kesişmeyi tercih etmek. haliyle kütüphane kütüphanelikten çıkıp, bir tür flörtleşme mekanı haline geliyor.

kimseye sevişmeyin diyemem, kimseye sözlüğü flörtleşmek için kullanmayın da diyemem. lakin sözlüğün sözlük olma özelliğinden çıkması (dediğim gibi bilemiyorum, belki eskiden de böyleydi) bence biraz da bundan kaynaklı.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim