charlotte ritter yazar profili

charlotte ritter kapak fotoğrafı
charlotte ritter profil fotoğrafı
rozet
karma: 9791 tanım: 940 başlık: 16 takipçi: 86
at times we crack only to let the light in.

son tanımları | başucu eserleri


geceye bir şarkı bırak

birden sen gelsen aklıma, seni unutsam bazı bazı
meraklansam gizlice, delice kıskansam seni
hep yalnızlık var sonunda
yalnızlık ömür boyu


devamını gör...

gözyaşlarımızı bitti mi sandın

günler günlerin ardından
seni unutmak mecburiyetindeyim
seni sevmeler cumhuriyetinde
gözyaşlarım
gözyaşlarııım
kafiye olsun diye değil
devamını gör...

an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu

bugün bir eğitime katıldım, o kadar sıkıcıydı ki hala başım ağrıyor. bir taraftan baş ağrısıyla uğraşırken bir taraftan da gün içersinde bana köpek muamelesi çeken kedimin sırnaşmalarına karşılık veriyorum. bu iyi, çünkü bunu sabaha karşı beni uyandırarak yapar normalde, belki bu sabah rahat bırakır.swh
devamını gör...

annesi kendisinden güzel olan kızlar

benim canım annem sadece benden değil, herkesten ve her şeyden daha güzel. beni de aramız iyiyken kendisine, sinirlendiği zaman da halama benzetir.*
devamını gör...

gazze soykırımı

tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen soykırımdır. sadece israil'in değil, ölen masum insanların kanı abd ve batı ülkeleri başta olmak üzere tüm "medeni" dünyanın ellerindedir. bize ne elin arabından diyenler, israil'in filistin toprakları ile sınırlı kalmayacak, ortadoğunun tamamını kapsayan planları olduğunun farkında bile değiller. dünyanın kan emicileri olan abd ve israil'in tez zamanda yerle bir olmasını diliyorum, daha fazla ne denebilir bilmiyorum.
devamını gör...

şüyuu vukuundan beter olmak

bir insanın adı çıkacağına canı çıksın anlamına da gelebilecek olan deyim. o kadar da fena bi anlamı yok bence.*
devamını gör...

üstteki soruyu cevaplayıp bir soru sor

yasemin.

maveraünnehir nereye dökülür?
devamını gör...

erkeklerin tacize uğramaktan memnun olması

memnun olduğu zaman onun adı taciz olmuyor zaten. bunlar böyle basitleştireceğiniz kavramlar değil, insanların gerçekten sıkıntı yaşadığı konular.
devamını gör...

olası devrimde nevşin mengü'ye su bile verilmemesi gerektiği

şahin mengü'nün kızı olmasaydı çok çalışmasının karşılığı ne olacaktı acaba denilesi, boş konuşan ve bunu epey bir inanarak yapan liberal zekalı hanfendiye olası bir hükümet değişiminde* ne yapılması pardon yapılmaması gerektiğini anlatan başlık.
devamını gör...

scaremongering

#3710697
öncelikle teşekkür ederim. uzunca ve özensiz yazımı okuyup değerlendirdiğiniz için.

şimdi ilk olarak şunu hatırlatıp başlayayım; bu konular inanılmaz derinlikli konular, o yüzden ne kadar istesek de bu format içerisinde gerektirdiği derinlikte konuşamayacağız. o yüzden her şekilde eksiğim olacaktır.

ve ilk itirazınız doğru; kadınlar tarih boyunca her zaman ikinci planda oldular, zengin kadınlar da çoğu kez çoğu hakka erişemedi bu doğru. fakat, zengin kadınların çeşitli haklara erişiminin olmadığı zamanlarda yoksul kadınlar insan olarak bile kabul edilmiyorlardı. zengin bir kadının kürtaj hakkı olmadığında yasa dışı da olsa güvenli ve sağlıklı kürtaja erişebiliyordu; fakat yoksul kadın için bu bir seçenek bile değildi. önceki yazımda da söylediğim gibi kadın erkek eşitsizliği yoktur, kadınlar da türlü haksızlıklara tüm tarihleri boyunca uğramamıştır demiyorum kesinlikle. en gelişmiş toplumlarda dahi hala kadın gerçek anlamda eşit değildir. şimdi bunu tuzu kuru arkadaşlar pek anlamayabilir, ama gerçekte böyledir. ancak şunu da biliyoruz ki eşitsizlik evrensel ve prekapitalist toplumlarda da görülmekle birlikte deneyimlenişi ve etkisi son derece sınıfsaldır. yani sınıf hak yoksunluklarının nasıl deneyimlendiğini ve sonuçlarını belirleyen son derece önemli bir faktör.

kapitalizm ise bu eşitsizlikleri derinleştirdi. geçmişte zengin kadın da sıkıntılar yaşıyordu, haklara erişemiyordu. ancak kapitalist toplumlarda zengin kadın birçok engeli parasıyla aşabiliyor. emekçi ve yoksul kadınlar ise hem ataerkinin hem de piyasasının ezilen tarafında bulunmak zorunda kalıyor. bu anlatım tabii ki çok basitçe ama sanırım ne demek istediğim anlaşılmıştır.

şimdi tüm bunların üstüne benim savunduğum şey şu; sınıf siyaseti olmadan kadınların da kurtulduğu bir gelecek inşa etmek mümkün değil. zaten edemiyoruz da. kadın haklarının en fazla konuşulduğu zamanları yaşıyoruz, ama onda bile gerçek mağdurlara sıra gelmiyor. hem tecrübelerimiz de bunu doğruluyor; kadınlar için temel hakların önemli bir kısmının kazanımı emekçi sınıfının mücadelesi sonucu oldu. eşit işe eşit ücret, doğum izni, süt izni gibi. bu elbette feminist hareketlerin hepsi kötüdür anlamına gelmiyor, ancak kimlik siyaseti yapan hareketler mücadeleyi sekteye uğratırlar, isteyerek veya istemeyerek. ben de bunun gözden kaçırılmaması gerektiğini söylemeye çalışıyorum.

şimdi yazmaya yazdık biraz da bunu açalım madem. neden kimlik siyaseti sıkıntılı diyoruz? çünkü mücadeleyi böler; kadınlar, kürtler, lgbti+lar, çevreciler, şunlar, bunlar vs. bu yaklaşım cepheyi böler, zayıflatır, düşmanın elini güçlendirir. bakın bunu kadın ve kürt olarak söylüyorum. bu kimliklerimden elbette vazgeçecek değilim. ama neoliberal siyaset diline angaje olarak çoğulculuk, çeşitlilik, temsiliyet gibi göz boyayan, mücadeleyi bölünmüş bir zeminde küçülen odaklara taşımak ancak temelde yatan yapısal ve sistemsel sorunların üstünün örtülmesine yarar. sonra da bakarsınız ki en büyük sömürüyü yapan şirket engelli çalıştırıyor diye reklamını yapar, bir parti düzen siyaseti içerisindedir ama sırf kadın aday sayısını belli bir rakamla ifade ettiği için kadın hakları savunucusu olur, gitgitde kimlikler üzerinden temsiliyetle bir tür tiyatral gösteri yapılarak sisteme rıza üretilmeye başlar. bu da mücadeleyi zayıflatmak şöyle dursun, bir de insanların gözlerini boyayarak aslında sisteme hizmet etmiş olur. benim ve savunduğum siyasetin derdi de bu.

şimdi, söylediğiniz sosyal medya üzerinden sürekli olarak itiraz furyası da, ifşa kampanyaları da, erkek düşmanlığı da, adaletin sağlandığı durumlarda dahi saçma sapan yorumların yapılması da aslında aynı temelden besleniyor. kadın kimliği üzerinden bir tiyatral gösteri yaptığımızda alkışlara ihtiyaç duyuyoruz ve sosyal medyada basıyoruz çığlığı. bu kastettiğim, bahsettiğiniz türden olaylar için. hakim bir kadın arkadaşım mesela, tutukluluk şartları olmadığı için tutuklama talebini reddettiği bir kadına şiddet dosyasından bahsetmişti. tutuklama talebinde bulunan savcı arkadaşı sen ne biçim kadınsın, neden tutuklamadın diye sormuş. cevap çok net; çünkü tutukluluk şartları eksikti. yani her kafana eseni tutuklayamazsın, ama bu, sanığı koruyup kolladığın anlamına elbette gelmez. ama özellikle sosyal medyada bir mahkeme kurulduysa geçmiş olsun, hakim de olsan sana gelip hukuk öğretirler. mesela tutuksuz yargılanan kişi eğer sansasyonel bir vaka ise serbest bırakıldı diye haber yapılıyor. insanlar da sanıyor ki adam beraat etti. halbuki tutuklanmadı ama yargılaması devam ediyor. ama serbest bırakıldı dersen daha fazla okunur veya izlenir, dezenformasyon falan önemli değil haberi servis edenlerce.

bence dediğim gibi bu tür olayların temelinde de yine mücadelenin ekseninin doğru olmaması yatıyor. kadın hakları savunuculuğu doğru bir yerden başlayıp zamanla erkek düşmanlığına, yargı düşmanlığına vs. evriliyor. bu süreçler de boşuna yaşanmıyor elbette, türkiye'de kadın olmak orta çağda cadı olmaktan falan daha zor muhtemelen :) yani kadınsanız her şekilde suçlanmaya, ikincil vatandaş olmaya, ne bileyim sokak ortasında öldürülmeye* falan alışık olmak zorundasınız. yani her birimizin her gün defalarca yaşadığı, artı ne yazık ki kanıksadığı olaylar ne toplumda ne yargıda hak ettiği değeri görmediği gibi bir de gereksiz mağduriyet olarak değerlendiriliyor. oysa ki günlük hayatımızın bir parçası haline gelen şeylerin aslında birçoğu travmatik olaylar. ben mesela sadece çalıştığım alanı değiştirmek istediğim, badem bıyıklı akpli akademik kaygılardan bihaber bir hocayla çalışmak yerine wisconsin tecrübeli özgün çalışan bir hocayla çalışmak istediğim için, bakın yalnızca bunun için başka bir şey kesinlikle yok, hocamın gazabına uğramış ve bu davranışım, daha doğrusu talebimi kabul eden çalışmak istediğim hocamın kabul etmesi rezil bir şekilde benim bekar olmamla ve çeşitli imalarla açıklanmıştı. söyleyen adamın ne rezil olduğunu tüm fakülte biliyorduk ama yine de ben bu manyak iftira da atar şimdi evli barklı efendi adama diye bu konuyu hiç dillendirmeden talebimden vazgeçtim. oysa ki bu noktaya kadar hocanın şaşırdığı bir şekilde hiç geri adım atmamış ve talebimin arkasında durmuştum. beni sindirebileceği tek şey buydu ve ben de o zamanlar toyluğumdan olsa gerek günlerce ağlayıp kimseye söyleyememiştim. bunun gibi bir sürü olay yaşıyoruz her gün. politik görüşlerimiz uyuşmadığı için burada birilerine sinyal verdiğim, arandığım falan ima edildi mesela. ya benim mesaj alımım kapalıydı bu yazıldığında. hayır yani bakıyorum ne yazdım da arandım, ne yaptım da kime sinyal verdim. yani bir kadın öfkeli bir erkek için her türlü iftirayı hak eden bir nesneye dönüşebiliyor en ufak bir şeyde. ve bu davranışların elbette hiçbir açıklaması olmak zorunda değil. şimdi bunlar varken kadınlar tamamen haksız, bu öfke tamamen yersiz demek de doğru değil elbette. ama yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı meseleyi sadece bir kimliğin mücadelesi haline getirmek bizleri doğru sonuçlara ulaştırmaz, benim demek istediğim bu.

taciz ve aşırı ilgi arasında cidden ince bir çizgi var ve ciddi anlamda netameli konular bunlar. çok yakın sıkı feminist bir arkadaşım tam da bu konuyu çalıştı yüksek lisans tezinde. yani ceza hukuku akademisi için de konu çetrefilli. ama çok uzun yazdım daha yazmayayım, zaten muhtemelen kimse buraya kadar da okumadı ahsha. hem zaten ben anayasacıyım ve cezayı hiç sevmem :) şimdilik bu kadar yeter ve çok uzattığım ve yine dağınık olduğu için af diliyor, herkese saygılarımı sunuyorum.*

(not: aşırı yoğundum ancak müsait olup yazabildim, kusurabakmayın lütfen @scaremongering. :))
devamını gör...

esat oktay yıldıran

bu adamı ciddi ciddi savunan varsa insanlığını sorgulasın. diyarbakır 5 nolu cezaevini dünyanın en korkunç cezaevleri listesine sokmayı başarmış kişidir kendisi. google'da aratıp bulabilirsiniz. akla hayale gelmeyecek işkenceler yapmış ırkçı bir pisliktir, faşistin önde gidenidir. pkk'nın palazlanmasına en büyük katkıyı sağlamıştır. bence bu açıdan 80 darbesi ve pkk'nın oluşum süreci, "bizim çocuklar başardı" gerçeği bir arada düşünülmeli.
diplerde bir yerlerde olduğu ise doğru.
devamını gör...

ifşa ve linç kültürüne dayanak olarak feminizm

ben bu konuya siyaset yapma biçimi olarak feminizmin yanlış olduğu düşüncesiyle yaklaşıyorum. kimlik siyasetinin kendisi asıl sorun bana göre. yani kadın hareketlerinin tamamını aynı torbaya koymak elbette doğru olmaz, ancak odağı sınıfsal eşitsizliklerden kadın erkek eşitsizliğine almanın doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum.

şimdi biraz açalım. ataerki yeni bir problem değil, modern zamanlarda hatta boyut ve şekil değiştirerek karşımıza çıkmış gerçek bir toplumsal sorun. bununla birlikte toplumsal sorunların temelinde, kadınların yaşadığı tüm sorunların da dahil olduğu tüm toplumsal sorunların temelinde kapitalist toplumsal formasyon için kapitalist üretim ilişkilerinin ürettiği ve yeniden ürettiği sömürü düzeni vardır. marx'ın söylediği gibi toplumların tarihi sınıf savaşlarının tarihidir ve tüm eşitsizliklerin temelinde de bu sınıfsallık vardır. dolayısıyla kadın erkek eşitsizliği gerçek bir sorun olmakla birlikte temelinde yatan sistemselliğin ve sınıfsallığın göz ardı edilmemesi gereken de bir sorundur. sistemsel ve yapısal olan bu eşitsizliğin de sadece kadın özneye odaklanmış bir kimlik siyaseti ile aşılabilmesi mümkün değildir. nitekim görüyoruz ki aşılamıyor da. hatta kapitalist dünyada kadın emeğine yönelik sömürüyü en çok yapan şirketler alay eder gibi en büyük kadın hakları savunucusu rollerine bürünebiliyorlar. güneydoğu asyada köle gibi kullanılan kadın işçilerin emeği üzerinden inanılmaz kâr oranları yakalayan firmaların batıdaki hedef kitle olan kadınların gözünü boyamak için yaptığı reklamlar bu duruma çok güzel örnektir. loreal'in "çünkü biz buna değeriz" sloganı, nike'ın "just do it", adidas'ın "she breaks barries", reebok'ın "i am not a man" sloganları örnek verilebilir. özellikle tekstil alanında güneydoğu asya başta olmak üzere gerçek anlamda bir köleleştirme var, ama alay eder gibi kadın kimliği üzerinden göz boyayanlar da bu sömürüyü bizzat gerçekleştiren sermaye sınıfının kendisi.

kimlik siyaseti yapıldığı zaman kadınların özgürleştirilmesi adı altında kadınların sermaye sınıfına peşkeş çekilmesini de görebilirsiniz, kadınların anne olma hakkının yine özgürleştirme adı altında bayağılaştırılmasını da. kadın bedeni üzerinden yine benzer siyasetler de aynı minvalde gerçekleştirilebiliyor, özgür kadın. onun bedeni onun hayatı. elbette öyle, ama kadın bedeninin metalaştırılması ve piyasa elemanı gibi kullanılması ne olacak? bunu soran feminist hareketler yok demiyorum, ama kimlik siyaseti yapılması kadın özgürlüğünün piyasa dinamiklerine göre şekillendirilmesini göz ardı edebilir veya görmeyebilir. yine tüketim kültürünün kadın bedeni ve estetiği üzerinden her gün yeniden üretilmesi de benzer problemler. tüm bunların temelinde kadının toplumsal konumundaki eşitsizliği var, ancak bunun da temelinde sistemsel ve sınıfsal eşitsizlik var. aslında toplumsal eşitsizlik modellerinin hepsinde böyle, etnisite, cinsel yönelim gibi eşitsizliğin her türünde aslında temel olarak ekonomik eşitsizlik yatar. bu sorunlar göz ardı edilsin, önemsenmesin, yok sayılsın demiyorum altını çizmiş olayım. tüm toplumsal sorunları ve eşitsizlikleri besleyen, tüm belirleyenleri belirleyen asıl sorun olan ekonomik eşitsizliğin, sömürü sisteminin ve sınıfsal yapının asla ama asla gözden kaçırılmaması gerekiyor diyorum. bu nedenle temelde siyaset biçimimizin sınıf siyaseti olması gerekiyor. çünkü başta söylediğimizi bir kez daha tekrar edelim; toplumların tarihi sınıf savaşlarının tarihidir. ve yeni bir toplumsal yapı oluşturabilmenin de yolu sınıf savaşı ile mümkün olabilir. yani özetlemek gerekirse birbirimizle değil, tüm bu kavgalarımıza sebep olanlarla savaşmamız gerekiyor.

linç kültürü ve sosyal medyadaki anonim ifşa kültürünün de yine benzer şeyden beslendiğini düşünüyorum. sizler tüketici olarak o ürünleri, yani sosyal medya platformlarını kullanıyorsunuz. platform sahiplerinin oradan tek beklentisi kârın olabildiğince yüksek olması, yani tam kapitalist bir amaç olan kârın maksimizasyonu. bu tür platformların algoritması da bu şekilde yapılıyor zaten. yine burada ufak bir dipnot gireyim, bu söylediğim bu tür platformların hiçbir işe yaramadığı anlamına gelmiyor. ama, bilginin giderek tüketilecek bir metaya dönüştüğü, birer bilgi çöplüğü haline geldiği, dezenformasyon için şahane kullanışlı alanlar olduğu, "knowledge" yerine "enformation"ın geçmesini inanılmaz kolaylaştıran birer tüketim alanı oldukları da yadsınamaz bir gerçek.

galiba biraz uzun bir yazı oldu, bir çırpıda yazdım belki bir ara düzenlerim. ama şimdilik hatalar varsa görmezden gelin.*
devamını gör...

yazarların favori enerjik şarkıları

son günlerde şudur. özellikle şarkı çalarken kardeşimin “abla şarkıda beni karıya götürün mü diyor” şeklindeki esprisini hatırladıkça daha da eğleniyorum :)
devamını gör...

fındık ezmesi vs fıstık ezmesi

hemşehrim yazmış zaten ama ben de oyumu antep fıstığı ezmesinden yana kullanıyorum. yok böyle bir lezzet.
devamını gör...

zeytin ağacı

şu hayatta en sevdiğim şeylerden birisi olabilir. küçüklükten beri zeytin ağaçlarının estetik görüntüsüne, heybetli duruşuna, bu kadar mucizevi bir meyveyi dallarında taşımasına hayranlık duymuşumdur. özellikle antep'ten urfa'ya giderken yolda üç şey olurdu; üzüm bağları, fıstıklıklar ve zeytinlikler. o zamanlar da zeytin ağaçlarının ne kadar güzel olduğu dikkatimi çekmişti hep. ve maddi şeylerle ilgili pek hayal kurmayan birisi olarak o zamanlardan beri zeytin ağaçlarımın olmasını istemişimdir. herhalde çok istedim ki benim olmasa bile penceremin hemen altında dünya güzeli bir zeytin ağacı var. geçen sonbaharda bir avuç toplayıp tatlandırmıştım hatta :) bir de çalıştığım yer zeytin ağaçlarıyla dolu. inşallah bir gün içinde zeytin ağaçlarının olduğu bir bahçem de olur. amin.*
devamını gör...

daha iyi bir hayatı hak ediyordum duygusu

bu ülkenin her bir vatandaşına helâlühoş olan duygudur. yine iyi dayanıyoruz bence.
devamını gör...

mesut süre

kendisini tanımıyorum ve yaptığı tarz programları da hiç izlemem. o yüzden şahsıyla ilgili fikrim yok. ancak bu tarz durumlarda her türlü ihtimali düşünerek ve kimseye haksızlık yapmamak adına peşin hükümlü olmamak ve masumiyet karinesini hatırda tutmak gerekiyor.

türkiye'de tacizin ne kadar sıradan bir davranış olduğunu, yapan kişilerin de gerçekten hiç ses çıkarılmayarak zımnen veya erkek olduğu gerekçesiyle açıktan desteklenebildiğini, kadınların başına sürekli gelen taciz olaylarının bir kısmını dahi olsa anlatırken akla karayı seçtiklerini -kadınsanız direkt siz suçlusunuz malum; orada işi neydi, kesin kuyruk sallamıştır, sen de gitmeseydin, numaranı vermeseydin vs., çoğu durumda bu tür olayların kanıtlanmasının da çok zor olduğunu elbette unutmamak gerekiyor.

ancak şu aşamada bence hiç yorum yapmadan süreci takip etmek ve özellikle de sosyal medyada bir kültür haline gelen linç davranışından kaçınmak en doğrusu gibi. kimsenin mağdur olmadığı veya kalmadığı, bir suç varsa cezasız da kalmadığı bir süreç olur umarım.
devamını gör...

sözlük yazarlarının yaşadığı son saçma olay

buradan bir arkadaşa numaramı verdim geçenlerde. gayet düzgün aklı başında birine benziyordu ama herhalde numaramı verdim diye kişilik haklarımı da verdim zannına kapıldı kendisi. hocam hitabıyla konuşan birisiyle sevgili olduğunu düşündü sanırım. rahatsız olduğumu, görüşmek istemediğimi, flört düşüncesinde kesinlikle olmadığımı söylediğimde haddini aşmayacağını, dikkat edeceğini, bana ilgisi olmadığını, sadece arkadaş olacağımıza söz verdiğini söyledi. tamam dedim ama eşeklik ettim. başladı sesini ne zaman duyacağım bilmem neler. bak dedim ki yine aynı şeyi yapıyosun. bu sefer önce görüntülü, sonra da ısrarla, açmamama rağmen ısrarla sesli aradı. senin dedim derdin ne, ne yapmaya çalışıyorsun? sen benden ne saklıyorsun diye hesap sormaya başladı bu sefer. kardeşim hasta mısın, ben seni tanımıyorum daha yahu, kim olduğunu bilmiyorum. yolda görsem tanımam seni, senden ne saklayabilirim? tabii numaramı verdim ya o telefonu açmak zorundayım, ne zaman isterse konuşmak zorundayım. öyle düşünüyor herhalde.

paronaya mı, hastalık mı, manyaklık mı ben de bilmiyorum. ama büyük bir hayal kırıklığı oldu. burada konuştuğum arkadaşlar bilirler, ısrar etseler de değil numaramı ismimi bile paylaşmak istemem. çok az kişiye numaramı verdim ama bu arkadaş sağolsun bu sondu. bi daha da asla buradan kimseye ne numaramı veririm ne de bi yakınlık kurarım. çünkü kimin gerçek hayatta nasıl çıkacağını kestirmek ne yazık ki pek mümkün olmuyor.
devamını gör...

sevgisizlikten ölünür mü sorunsalı

ölünür. ben ölürüm yani.
devamını gör...

babaya soyumuzu devam etttirmeyeceğim diye posta koymak

3 t ile söylemezseniz sorun olacağını düşünmüyorum.*
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim