#3710697
öncelikle teşekkür ederim. uzunca ve özensiz yazımı okuyup değerlendirdiğiniz için.
şimdi ilk olarak şunu hatırlatıp başlayayım; bu konular inanılmaz derinlikli konular, o yüzden ne kadar istesek de bu format içerisinde gerektirdiği derinlikte konuşamayacağız. o yüzden her şekilde eksiğim olacaktır.
ve ilk itirazınız doğru; kadınlar tarih boyunca her zaman ikinci planda oldular, zengin kadınlar da çoğu kez çoğu hakka erişemedi bu doğru. fakat, zengin kadınların çeşitli haklara erişiminin olmadığı zamanlarda yoksul kadınlar insan olarak bile kabul edilmiyorlardı. zengin bir kadının kürtaj hakkı olmadığında yasa dışı da olsa güvenli ve sağlıklı kürtaja erişebiliyordu; fakat yoksul kadın için bu bir seçenek bile değildi. önceki yazımda da söylediğim gibi kadın erkek eşitsizliği yoktur, kadınlar da türlü haksızlıklara tüm tarihleri boyunca uğramamıştır demiyorum kesinlikle. en gelişmiş toplumlarda dahi hala kadın gerçek anlamda eşit değildir. şimdi bunu tuzu kuru arkadaşlar pek anlamayabilir, ama gerçekte böyledir. ancak şunu da biliyoruz ki eşitsizlik evrensel ve prekapitalist toplumlarda da görülmekle birlikte deneyimlenişi ve etkisi son derece sınıfsaldır. yani sınıf hak yoksunluklarının nasıl deneyimlendiğini ve sonuçlarını belirleyen son derece önemli bir faktör.
kapitalizm ise bu eşitsizlikleri derinleştirdi. geçmişte zengin kadın da sıkıntılar yaşıyordu, haklara erişemiyordu. ancak kapitalist toplumlarda zengin kadın birçok engeli parasıyla aşabiliyor. emekçi ve yoksul kadınlar ise hem ataerkinin hem de piyasasının ezilen tarafında bulunmak zorunda kalıyor. bu anlatım tabii ki çok basitçe ama sanırım ne demek istediğim anlaşılmıştır.
şimdi tüm bunların üstüne benim savunduğum şey şu; sınıf siyaseti olmadan kadınların da kurtulduğu bir gelecek inşa etmek mümkün değil. zaten edemiyoruz da. kadın haklarının en fazla konuşulduğu zamanları yaşıyoruz, ama onda bile gerçek mağdurlara sıra gelmiyor. hem tecrübelerimiz de bunu doğruluyor; kadınlar için temel hakların önemli bir kısmının kazanımı emekçi sınıfının mücadelesi sonucu oldu. eşit işe eşit ücret, doğum izni, süt izni gibi. bu elbette feminist hareketlerin hepsi kötüdür anlamına gelmiyor, ancak kimlik siyaseti yapan hareketler mücadeleyi sekteye uğratırlar, isteyerek veya istemeyerek. ben de bunun gözden kaçırılmaması gerektiğini söylemeye çalışıyorum.
şimdi yazmaya yazdık biraz da bunu açalım madem. neden kimlik siyaseti sıkıntılı diyoruz? çünkü mücadeleyi böler; kadınlar, kürtler, lgbti+lar, çevreciler, şunlar, bunlar vs. bu yaklaşım cepheyi böler, zayıflatır, düşmanın elini güçlendirir. bakın bunu kadın ve kürt olarak söylüyorum. bu kimliklerimden elbette vazgeçecek değilim. ama neoliberal siyaset diline angaje olarak çoğulculuk, çeşitlilik, temsiliyet gibi göz boyayan, mücadeleyi bölünmüş bir zeminde küçülen odaklara taşımak ancak temelde yatan yapısal ve sistemsel sorunların üstünün örtülmesine yarar. sonra da bakarsınız ki en büyük sömürüyü yapan şirket engelli çalıştırıyor diye reklamını yapar, bir parti düzen siyaseti içerisindedir ama sırf kadın aday sayısını belli bir rakamla ifade ettiği için kadın hakları savunucusu olur, gitgitde kimlikler üzerinden temsiliyetle bir tür tiyatral gösteri yapılarak sisteme rıza üretilmeye başlar. bu da mücadeleyi zayıflatmak şöyle dursun, bir de insanların gözlerini boyayarak aslında sisteme hizmet etmiş olur. benim ve savunduğum siyasetin derdi de bu.
şimdi, söylediğiniz sosyal medya üzerinden sürekli olarak itiraz furyası da, ifşa kampanyaları da, erkek düşmanlığı da, adaletin sağlandığı durumlarda dahi saçma sapan yorumların yapılması da aslında aynı temelden besleniyor. kadın kimliği üzerinden bir tiyatral gösteri yaptığımızda alkışlara ihtiyaç duyuyoruz ve sosyal medyada basıyoruz çığlığı. bu kastettiğim, bahsettiğiniz türden olaylar için. hakim bir kadın arkadaşım mesela, tutukluluk şartları olmadığı için tutuklama talebini reddettiği bir kadına şiddet dosyasından bahsetmişti. tutuklama talebinde bulunan savcı arkadaşı sen ne biçim kadınsın, neden tutuklamadın diye sormuş. cevap çok net; çünkü tutukluluk şartları eksikti. yani her kafana eseni tutuklayamazsın, ama bu, sanığı koruyup kolladığın anlamına elbette gelmez. ama özellikle sosyal medyada bir mahkeme kurulduysa geçmiş olsun, hakim de olsan sana gelip hukuk öğretirler. mesela tutuksuz yargılanan kişi eğer sansasyonel bir vaka ise serbest bırakıldı diye haber yapılıyor. insanlar da sanıyor ki adam beraat etti. halbuki tutuklanmadı ama yargılaması devam ediyor. ama serbest bırakıldı dersen daha fazla okunur veya izlenir, dezenformasyon falan önemli değil haberi servis edenlerce.
bence dediğim gibi bu tür olayların temelinde de yine mücadelenin ekseninin doğru olmaması yatıyor. kadın hakları savunuculuğu doğru bir yerden başlayıp zamanla erkek düşmanlığına, yargı düşmanlığına vs. evriliyor. bu süreçler de boşuna yaşanmıyor elbette, türkiye'de kadın olmak orta çağda cadı olmaktan falan daha zor muhtemelen :) yani kadınsanız her şekilde suçlanmaya, ikincil vatandaş olmaya, ne bileyim sokak ortasında öldürülmeye
* falan alışık olmak zorundasınız. yani her birimizin her gün defalarca yaşadığı, artı ne yazık ki kanıksadığı olaylar ne toplumda ne yargıda hak ettiği değeri görmediği gibi bir de gereksiz mağduriyet olarak değerlendiriliyor. oysa ki günlük hayatımızın bir parçası haline gelen şeylerin aslında birçoğu travmatik olaylar. ben mesela sadece çalıştığım alanı değiştirmek istediğim, badem bıyıklı akpli akademik kaygılardan bihaber bir hocayla çalışmak yerine wisconsin tecrübeli özgün çalışan bir hocayla çalışmak istediğim için, bakın yalnızca bunun için başka bir şey kesinlikle yok, hocamın gazabına uğramış ve bu davranışım, daha doğrusu talebimi kabul eden çalışmak istediğim hocamın kabul etmesi rezil bir şekilde benim bekar olmamla ve çeşitli imalarla açıklanmıştı. söyleyen adamın ne rezil olduğunu tüm fakülte biliyorduk ama yine de ben bu manyak iftira da atar şimdi evli barklı efendi adama diye bu konuyu hiç dillendirmeden talebimden vazgeçtim. oysa ki bu noktaya kadar hocanın şaşırdığı bir şekilde hiç geri adım atmamış ve talebimin arkasında durmuştum. beni sindirebileceği tek şey buydu ve ben de o zamanlar toyluğumdan olsa gerek günlerce ağlayıp kimseye söyleyememiştim. bunun gibi bir sürü olay yaşıyoruz her gün. politik görüşlerimiz uyuşmadığı için burada birilerine sinyal verdiğim, arandığım falan ima edildi mesela. ya benim mesaj alımım kapalıydı bu yazıldığında. hayır yani bakıyorum ne yazdım da arandım, ne yaptım da kime sinyal verdim. yani bir kadın öfkeli bir erkek için her türlü iftirayı hak eden bir nesneye dönüşebiliyor en ufak bir şeyde. ve bu davranışların elbette hiçbir açıklaması olmak zorunda değil. şimdi bunlar varken kadınlar tamamen haksız, bu öfke tamamen yersiz demek de doğru değil elbette. ama yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı meseleyi sadece bir kimliğin mücadelesi haline getirmek bizleri doğru sonuçlara ulaştırmaz, benim demek istediğim bu.
taciz ve aşırı ilgi arasında cidden ince bir çizgi var ve ciddi anlamda netameli konular bunlar. çok yakın sıkı feminist bir arkadaşım tam da bu konuyu çalıştı yüksek lisans tezinde. yani ceza hukuku akademisi için de konu çetrefilli. ama çok uzun yazdım daha yazmayayım, zaten muhtemelen kimse buraya kadar da okumadı ahsha. hem zaten ben anayasacıyım ve cezayı hiç sevmem :) şimdilik bu kadar yeter ve çok uzattığım ve yine dağınık olduğu için af diliyor, herkese saygılarımı sunuyorum.
*
(not: aşırı yoğundum ancak müsait olup yazabildim, kusurabakmayın lütfen @scaremongering. :))
devamını gör...