ligle hiç ilgilenmeyen biri olarak başından beri fenerbahçe şampiyon olacak hissiyatı var. fenerbahçeliyim ama ondan dolayı değil, sadece öyle hissediyorum. en geriye düştüğünde de öyle hissediyordum. en sonunda sektörün patronları kazanacağı için pek bir temennide de bulunamıyorum. hayırlısı :)
sabah kurumun bahçesindeki ağaçlardan yağmura çamura aldırış etmeden mandalina toplamam. sokaklarında, bahçelerinde narenciye ağaçları olan bir şehirde yaşıyor olmam. kimse yüzüne bakmıyor ağaçların ama çok güzeller.
önceki ben buydum. büyütmek değil de daha fazla stres oluyordum. şimdi ise tam tersi, herkes telaş yaparken ben sakince üstesinden geliyorum. ne oldu da bu kırılma yaşandı hiçbir fikrim yok ama çok ihtiyacım olan bir şeydi bu. teşekkür ederim allahım.*
mesele mesleklerden önce entelektüel uyum. dünyaya baktığınız pencerelerin uyum içerisinde olması gerekiyor. bu da az çok benzer eğitim düzeylerini gerektiriyor, genel olarak böyle yani. istisnaları elbette ve azımsanmayacak kadar vardır. öyle bir olasılıkta zaten insanların şaşırdığı birliktelikler de oluyor. fakat genel olarak benzer eğitim düzeyleri benzer entelektüel birikimleri sağlayıp, o birikimler de o rastlaşmaları getiriyor zaten. benim açımdan olayın özeti bu.
ama yok şu meslek şununla, bu branştaki bununla gibi kısıtlamalar kültürel evrimini tamamlamış canlılar için aptalca açıkçası. hukukçuyum ve hakim-savcı tayfanın* karşılaştığım büyük kısmıyla kafa yapısı olarak hiç anlaşamam mesela. veya bir örnek; bir cerrahla tanışmıştım. adamın ilk kurduğu cümle ben senin gibi entel değilim.. ne?!..bu nasıl üslup?. sonra avukatlar şöyle kazanır, böyle araba alır, şu davaların getirisi çok falan filan. benim bile bilmediğim detaylara hakim adam. yeni tanıştığın bir insanla konuşmak için son derece bayağı mevzular, bu bir insanın ne kadar çiğ olduğunu gösterir. işte bu insanın mesleğinin, statüsünün ne olduğunun zerrece önemi yok. bir kahvelik sohbet bile edemem ben bu insanla. mesleğim gereği çok fazla farklı meslekten ve statüden insanla tanıştım, bir kısmı insanların hayranlık duyduğu kimselerdi. ama benim açımdan bu örnekteki gibi çiğ ve bir kahvelik sohbetin bile bunaltacağı kişilerdi.
yani mevzu meslek, statü, makam, maaş vs. değil. dünyaya baktığınız yer, bakış açısı, bunun nereden beslendiği gibi şeyler asıl mesele.
insanların zorbalara karşı muhtaçlık hisleriyle karışık saygı duymasını tüm hayatım boyunca anlamadım, anlamayacağım. hele de dünya tarihindeki kısacık ömründe bu kadar berbat bir karnesi olan bir ülkeye kurtarıcı gözüyle bakılabilmesi rezillikten başka bir şey değil.
sürekli kavga sürekli dövüş. sürekli birileri birilerine sataşıyor. meslek lisesi gibi diyeceğim de ben de meslek lisesinde okudum, bin kere daha evladır şu ortama. cennet mahallesi tadında bir seviye mevcut ne yazık ki. tadı yok yani anlayacağınız, ondan.
gözlemlediğimi söyleyeyim; insanlar birbirlerini çok yoruyorlar bence. biraz anlayış bir sürü meseleyi çözebilir oysa ki. ama ufacık meseleler büyük sorunlara dönüşüyor. ego savaşları, aşırı bireysellik, herkesin kendini haklı görmesi, empati yoksunluğu, özeleştiri yoksunluğu gibi şeyler bence.
bizim antep'te araban sarımsağı, olmadı maraş sarımsağı yendiği için kastamonu pek tercih edilmez. o yüzden bu anonsu pek duymazsınız, ama üzülmeyin çünkü kastamonu sarımsağo değilse de overlok makinesi her an ayağınıza gelebilir.*
araban sarımsağı türkiye'nin sarımsak ihtiyacının dörtte birini karşılıyor arkadaşlar. oldukça kaliteli bir sarımsaktır, ayrıca ab tarafından da tanınmış bir üründür kendileri. bir antepliye yakışır şekilde günlük tanıtımımı yaptığım ve bu çok önemli genel kültür bilgisini de verdiğime göre gidebilirim.*
kişisel iletimin istisnası olmak konusunda değerli varlığıyla kendiliğinden hakkı olan yazar. ben de bu nazik ziyareti, içten temennileri ve benim için tatlı bir sürpriz olan iltifatları için çok çok teşekkür ediyorum. mahcup olmakla birlikte benzer hisleri besliyor oluşumuz mutlu da etti.*
not: adamın adını bile düzgün yazamamışım, bende makuliyet ne arar.*
karşılaşınca eski dostumu görmüş gibi olduğum sevgili yazar. kendisi de benim gibi daha az uğrar olduğu için bu hissi daha fazla yaşıyorum görünce. umarım yeni hayatında her şey gönlünce ve yolundadır.
maduro kendi ülkesi için istenmeyen bir siyasetçi olabilir. biz de erdoğan'ın gitmesini istiyoruz. ama hiçbir şekilde abd tarafından ulusal egemenliğimize müdahalede bulunulup indirilmesini kabul edemeyiz, etmemeliyiz. aynı şekilde dünyadaki hiçbir egemen ülkenin sınırlarına girilip devlet başkanına bu şekilde müdahale edilemez. devletlerin egemen eşitliği nerede? abd söz konusu olunca ne uluslararası hukuk, ne bm kuralları geçerli oluyor tabii.
yahu bu adamlar natodan, ikili anlaşmalardan en yakın müttefikimiz gibi davranıp ypg'yi ilk elden besleyen, islamcı terör örgütlerini el altından finanse eden adamlar. bunlar demokrasi götüreceğiz diye ortadoğuyu paramparça etmiş adamlar. ırak, afganistan, suriye, arap baharı adıyla kuzey afrika ülkeleri... etrafımızda huzur, sükunet bırakmadı bunlar, nasıl hala destek olunabiliyor aklım almıyor benim. abd ve yaltakçısı israil'e yaptıkları her zorbalıkta alkış tutanlar, dünyanın esas baş belasının bu ülkeler olduğunu kendi ülkemizdeki acı bir tecrübe ile anlamazlar umarım.
dün bitti zannettiğim şiveydizden ufak bir tencere daha olduğunu öğrenmem. şiveydiz dünyanın en güzel yemeğidir arkadaşlar.
şu arkadaş oluyor kendileri:
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.