galiba, tek çıkar yol sana durup dinlenmeden yazmak.
hoş, bütün işim, seni düşünmek ya!
bu bok soyu alışkanlıklar, töreler, günah sevap ve ayıplar köleliği olmasa…
bütün tedirginliğimiz bundan. bundan, yüzünü hayal etikçe ağzımın acılaşması.
şiirimdeki korkunç çırpınış,
doymazlığım
ve ölesiye beni terk etmeyecek hiçlik…
ya sen olmasaydın!
büsbütün iğrenç bulacaktım evreni.
saçmalamıyorum ya?
seninle, yüzyılların hayvan ötesi tutukluğuna ve donan insan düşüncesine bir can, bir haysiyet verebiliriz gibime geliyor.
yalansız, riyasız, çıkarsız bir haysiyet.
belki ömrümüz yetmez başarmaya, hiç değilse en zekilere ve teşnelere duyurabiliriz.
şimdi birileri olsa “boş ver bu iri lafları, yaşayalım” derdi. yaşamak, burnunu, kulaklarını, gözlerini ve oralarını unutarak yaşaması mümkün mü bizim gibilerin? ben bütün bu -belki de manasız- iç sıkıntılarından senin var olduğunu hatırlayarak sıyrılıyorum. bir pınar, bir dağ suyu gibi dinlendiriyor, kandırıyorsun. bu bakımdan gelmiş geçmiş âdemoğulları içinde şüphesiz en şanslı durumdayım. nasıl kıvranıyor, gizliden gizli seviniyorum bilsen… kimseler yaşayamadı bunu diyorum kırılmış balta yemiş ve sesi kuyularda boğulmuş biriyim, doğru. ama seni tanıyorum. kimselerin tanıyamayacağı, belki kabataslak bakıp içinden geçireceği seni…
ahmed arif
leylim leylim
devamını gör...