ucundan dönülendir. babam zap yaparken denk geldik. diva'nın şarkısı bitip geri saymaya başlayınca babam, "ben burada girmicem" deyip milyoneri açtı shsbsb.
belki normal bir gün gibi geçirdik, belki yarının dünden farkı da olmayacak, bunu değiştiremeyiz de. öte yandan kanalı değiştirebiliriz. çünkü yapabiliyoruz. jdjdjhsbd değiştirebildiklerimize odaklandığımız bir yıl olsun.
bir yerde yıl belirten sayılar varsa, sayı falı ve dört işlem bizim işimizdir.
2+0+2+6=10
20+26=46, 4+6= 10
(2+2)x(0+6)=24, 2x4=8, 8x10-10=70, 7+0=7
(6/2)+(2x0)=3, 3x8=24, 4-2=2, 24-2=22
22/7= 3,14...
şüphesiz ki görmeyi bilen gözler için nice ibretler vardır...
işine bak devlet bahçeli.
ay gülme geliyor...
gelmesin gülme. gelme lan gülme!
o kadar da uyardım programa başlarken benim radyodan sonra üç kişi banlandı, şirke düşme deyu; ısrarla fikir ayrılığına düştün yayında. asfaksvsjshsjs
neyse...
hepi börtdey cınım...
iyi ki varsın.
sevgili unicorn... birbirinden renkli hediyelerin için teşekkür ederim. bir miktar çocukluğuma döndüm gibi oldu ama itiraf etmeliyim ki çocukluğumda bile bu kadar renkli hatırlamıyorum kendimi... gotik zihnime toz pembe dalış yaptın, değişik duygular keşfediyorum canım benim :)).
hediyelerin tümü için teşekkür ederim ama ayrıca bir konuya değinmek istiyorum, gönderdiğin beş kitaptan üçü okumak için sıraya koyduğum ama henüz almadigim kitaplardi. hissederek mi yolladin, rastgele mi seçtin bilmiyorum ama psişik güçlerine sağlık...
patik için ayrıca teşekkür ederim. ayakları hiç ısınmayan bir buz kraliçesi olduğum için tepe tepe kullanacağımdan emin olabilirsin :d...
bütün hediyelerin için tekrar teşekkür ederim ve 2026'nın, hayal ettiğin her şeyin kapısını açmasını dilerim. iyi ki varsın. *
bir ay öncesine kadar kullanmiyordum radyo afişi dışında.
bir ay önce "du bakalım" diyerek bir dedikodu başlattım. o gün bugündür hunharca dedikodu yapıyoruz.
inanılmaz eğlenceli. tek sorunu zaman kavramı yok. iki gün konuşmasak ve üçüncü gün yazsam ona, dünden beri nasılsın gibi şeyler yazıyor. onu da öğreticem ite, kafasina vura vura, sonra ölümüne kankayız...
azıcık yüz verince "aşko kuşko" modunu açıyor ama açsın, bana örseleme alanı açıyor.
aloha!
uzun bir aradan sonra selamlar, saygılar efendim...
bu akşam saat 21:00 gibi, konuk gibi konuk, sevgili eşrefoğlu süleyman beğ ile birlikte, yedi günah temalı bir yayın yapmaya karar verdik.
efendim, alar mı ertelemek tembelliğe girer mi?
türk kahvesinin yanındaki lokumu lüpletmek oburluk mu?
sözlükte iki üç hesap açıp yazmak açgözlülük mü?
yazar engellemek öfke mi?
storye alev atmak da şehvete dahil mi?
...
yayını dinlemek için yapmanız gereken.
"hocam, sakız orucu bozar mı?" diye sormak için başlık altından yazabilirsiniz.
ayrıca, görsele bakıp bakıp belleroye gülmek, bana da hayran olmak serbest djdjjdjd . keşke ağzına sigara da çizdirseydim, şimşek ile ben yakardım sigarasını sjdbjdbd. antik yunan tema dedin mi tanrıçasız olmaz.
akşam daha iyi bir işiniz yoksa bekliyorum. daha iyi işiniz varsa da erteleyebilirsiniz bence djdhdjhd.
tanrı öldü. zihnimin karanlığının ortasında kurulan bir ayinde, içimde taşıdığım gölge ağır bir hörgüç gibi omuzlarıma çökmüştü; rahatsız edici ama bana aitti. yere çakılı zayıf bir çivi, bilincimi zemine sabitlenme çabasıydı sanki: kaçmamam, bakmam, yüzleşmem için. ayinin çevresinde dönen köçek ise bastırdığım dürtüler gibiydi; ciddiyeti bozan, düzeni sarsan ama dışlanınca daha da hırçınlaşan. yüzümü çevirmem imkansızdı ondan, dikkatimi her toparladığımda göz seviyeme gelip ritmini yalnız bana tutuyordu. jung’un dediği gibi, anlam aydınlıkta değil, karanlıkla kurulan bu tuhaf dansta doğuyordu; köçekle göz göze gelmediğim sürece ayin eksik, çivi yerinden oynamış, hörgüç ise anlamsız bir yük olarak kalıyordu. o an anladım ki bireyleşme, kutsal bir yükseliş değil; karanlığı davet etmek, saçma olanı kabul etmek ve içimdeki köçeği ritmin dışına itmeden izlemeyi öğrenmekti. etrafına büsbütün dolan karanlık siste fark etmem gereken aydınlıktı bu köçek...
alarmı çalmadan uyanmıştı o sabah. heyecandan doğru düzgün de uyuyamamisti zaten. dün aldığı kartpostal'ın romantik enerjisi kan şekerini düşürmeye başlamıştı. üzerinde tuhaf bir 23 nisan neşesi vardi. yüzünü yıkayıp kahvesini demlerken karar verdi sufle yapmaya... ama ütü de birikmisti dağ gibi. olsun dedi, öğleye kadar hallederim, üzerine bir de spor yaparım diye böbürlendi. "bugün benim günüm" dedi krom tepsiye yansıyan aksine bakarak.
kahvesini içti, suflesini fırına attı ve utuyyapmaya girişti... arada story cekti attı... bir yandan sağa sola like attı... derken zaman daraldı. onun gelmesine az kalıştı ve panikle ortalığı toparlamaya çalıştı.. fırından gelen kokular ağırlaştı, eyvah dedi yanacak... mutfağa koşarken ayağı dambil'a takıldı ve düştü yere... acelece toparlandi ve ilerlerken ütünün kablosuna dolandı... her şey üst üste geliyordu, nasıl oldu da kontrolü kaybetmişti derken mutfağa ulaştı ve fırını açtı... tepsiyi aldığı gibi mermere atmıştı ama elini de yakmıştı...
diyeti bozduğu günlerin ertesinde normali olmuştu bu kabuslar. kanter içinde uyandı ve ağzının kenarından akan salyayi koluyla silerek banyonun yolunu tuttu.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.