yanlıştır. ölene kadar videoya çekip sosyal medyada yayınlamak insanlık adına geri, sizin için ileri atılmış on adım olacak. kim takar insanlığı?
sürekli kadir şeker vb örnekleri verenleri de anlamıyorum. bahsi geçen madur erkek de olabilir. bu ülkede sadece kadir şeker hikayeleri yok. ali ismail korkmaz, emine bulut hikayeleri de var...
herhangi bir sempati, antipati, kim, düşmanlık, libidal salınımlar geliştirmeme ve hayranlık barındırmama rağmen ikidir rüyama giren; ilkinde hem hapisten önceki hali ile hem hapisten sonraki haliyle aynı anda kapımı çalmış, ikincisinde euronnymous'u da yanında getirmiş; yüzüne bakınca "aaa kedi gibi ne şeker" diyebileceğimiz ama perdelerini kaldırdığında karındeşen jack gibi biri olan karanlık müzisyen. iki şarkı dinledik diye helallik mi istiyorsunuz hocam, bırakın peşimi!!!
rüya tabirleri de işimi görmedi, cipitiye soruyorum, "ben bu adamları neden rüyamda görüyorum?" diye; "o senin gölge arketipin" diyor. "hadi lan oradan!!! çok tatlı biriyim ben" diyorum; "sen karanlığını kontrol edecek kadar güçlüsün aşkım" diyo, kıvırıyor. allah hepinizi bildigi gibi yapsın. aşkım deme bana!!!!
yanlış zamanda dünyaya gelmenin bedelini bedeni, ruhu ve hayalleri ile ödemiş en trajik figürlerden biridir. sahneye çıkan ilk müslüman türk kadın oyuncu olarak kabul edilir; ancak bu “ilk” olma hâli, bir başarı hikâyesinden çok, bedeli ağır bir direnişin öyküsüdür.
1902 yılında istanbul’da doğan afife, darülbedayi’ye (bugünkü şehir tiyatroları) öğrenci olarak kabul edilir. dönemin yasaları ve toplumsal normları gereği müslüman kadınların sahneye çıkması yasaktır. buna rağmen afife, 1919 yılında "yamalar" adlı oyunda jale takma adıyla sahneye çıkar. bu isim, hem onu korumak hem de gerçeği gizlemek için seçilmiştir ama işler hiç de öyle kolay değildir.
oyunlar sırasında polis baskınları yapılır, afife kulislerden kaçırılır, kimi zaman pencerelerden indirilir. sahneye çıkmak, onun için sadece sanatsal bir eylem değil, doğrudan bir itaatsizlik biçimi hâline gelir. bu baskılar, fiziksel ve ruhsal yıpranmayı da beraberinde getirir. ailesinin yüz çevirmesi, karakolda gördüğü muameleler ve sıkı tedbirlerden dolayı tiyatronun kapıyı yüzüne kapatması hem fiziken hem de ruhen sağlığının bozulmasına sebep olur. şiddetli baş ağrıları nedeniyle verilen morfin, zamanla bağımlılığa dönüşür. afife’nin yaşamı, sanatla acı arasında sıkışır.
cumhuriyet’in ilanıyla birlikte kadınların sahneye çıkma yasağı kaldırılır; ancak bu tarihsel değişim afife için geç kalınmış bir özgürlüktür. bir müddet mücadele etse de bozulan sağlığı sebebiyle yine tiyatrodan uzak düşer. 1920'li yılların ortalarında bestekâr selahattin pınar ile yolları kesişir.
afife tiyatronun, pınar ise türk musikisinin içinden gelen iki hassas ruhtur. 1929 yılında evlenirler. afife’nin sahne yıllarından kalan baskılar, travmalar ve özellikle morfin bağımlılığı, evliliğin merkezindeki en büyük kırılma noktasıdır. pınar, afife’yi iyileştirmeye çalışır. tedavi süreçleri, hastaneler, umutlu başlangıçlar ve tekrar eden hayal kırıklıkları bu dönemi belirler. ancak bağımlılık ve ruhsal çöküş, yalnızca afife’yi değil, birlikte kurulan hayatı da yavaş yavaş parçalar.
bu süreç, selahattin pınar üzerinde derin bir iz bırakır. onun en bilinen eserlerinden “nereden sevdim o zalim kadını”, herkesin kabul ettiği şekliyle doğrudan afife jale’ye yazılmıştır.
evlilik uzun sürmez; çift yollarını sessizce ayırır. afife jale’nin hayatı bu ayrılıktan sonra daha da yalnızlaşır ve 1941'de henüz 39 yaşında iken vefat eder.
haldun dormen, henüz çocuk yaşta tiyatro ile ilgilenmeye başladığında, afife jale'nin hayat hikâyesinden derinden etkilenir ve afife jale adına bir şey yapmaya karar verir. 1996 yılında yapı kredi bankası işbirliği ile afife jale tiyatro ödülleri programını başlatır ve 1996-97 sezonundan itibaren her sezon, afife adının tiyatro ile anılmasına katkıda bulunur.
ekonomik gerçekliklerin, beden politikaları üzerinden yeniden yorumlandığı; enflasyonun yalnızca gıda ve barınma değil, silikon erişimi üzerinde de belirleyici olduğu bir dönemin mağduriyet anlatısıdır. ifade, halkın büyük bir kısmının artan döviz kuru, cerrahi maliyetler ve özel hastane fiyatları sebebiyle haklı olma hakkına dahi ulaşamadığını gözler önüne serer. zira bu düzende herkes haklı olamaz; haklılık, artık doğal bir özellik değil, finanse edilebilir bir lükstür.
silikon yaptıramadığı için memesi olan ama yeterince “haklı” sayılamayan geniş kitleler, enflasyon karşısında iki kez ezilir: hem alım gücü düşer hem de politik tartışmalarda kullanılabilecek sembolik beden yatırımından mahrum kalır. bu bağlamda ifade, iktidarın “herkes eşittir ama c ve d cup daha haklıdır” anlayışının bedensel bir yansımasıdır. haklı olmak isteyen yurttaşın, önce ekonomik istikrar, sonra estetik cerrahi, en son da fikir beyanı planlaması beklenir. herkes her şeyi söyleyebilir ama haklı kabul edilemez. mevcut konjüktörde enflasyon memeyi de vurup alaşagı etmektedir zira.
böyle bir özellik olduğu için gerektiğinde kullanmakta bir sakınca görmeyen arkadaştır. ben severim ses kaydı ile muhabbet etmeyi. mesaj gibi duygusal salınımın yanlış aktarılma ihtimali olmadığı gibi, arama gibi insanı kilitleyen bir yönü de yok. 24 saate yayılabilir. yeter ki zihinler ve gönüller bir olsun.
1987'de yazılan ve 1889'da tekrar düzenlenen erken dönem anton çehov oyunudur ve tüm dünyada bilinen "çehovyen" ruh halinin ilk örneğidir.
taşra rusyası’nda yaşayan nikolay ivanov’un ruhsal çöküşünü merkezine alır. borçlar, evlilikte tükenmişlik, toplumsal beklentiler ve kişisel anlamsızlık duygusu, ivanov’un iç dünyasında ağır bir sis gibi dolaşır. ne bir trajedi kahramanı kadar görkemlidir ne de bir komedi karakteri kadar hafif; sıradanlığıyla yorucu ve gerçekçidir.
ivanov’un karısı anna’nın hastalığı, genç saşa’nın ona duyduğu umut dolu aşk, çevredeki karakterlerin ahlaki yargıları ve ikiyüzlü merhameti; bireyin yalnızca dış koşullarla değil, kendi vicdanıyla da boğuştuğunu ele alır. çehov burada “kötü insan” yaratmaz; yorgun, tükenmiş ve ne hissettiğini bile tam olarak adlandıramayan bir insan çizer.
bu oyunda ivanov ile ingiliz yazar william shakespeare'nin karakteri hamlet arasında ince bir ilişki vardır. bir kesinliği olmamakla birlikte; çehov, ivanov karakterini, harekete geçme konusundaki eylemsizlik bakımından hamlet'ten esinlenerek yazmış gibidir. yine de ivanov, hamlet'e göre aksiyon bakımından daha yavaş, hatta sıfır noktasında kalan bir durumdadır. oyunun draması ve gerginliği önemli ölçüde bu sakinlikten gelir.
aslında çehov'un, oyunlarını yazarken shakespeare'dan etkilendiğini ve shakespeare oyunlarına, özellikle hamlet'e bir selam çaktığını görebileceğimiz tek oyun değildir ivanov. martı oyununda da yer verilen hamlet alıntıları, metnin bütünündeki "oyun içinde oyun" örgüsü de yine hamlet'e bir atıf olarak okunabilir. zira "oyun içinde oyun" kurgusu en bilinen şekliyle hamlet oyununda yer alır. bu da bana çehov'un, shakespeare'a ciddi saygı duyduğu ve etkilendiği izlenimini veriyor.
poetika hocam, gel de bir el atalım. tatlıya bağlayalım :)).
kaybeden, demo sürümünden sonra en az 50 siyasi soru hazırlasın oyuna. bence şahane fikir.
#3857131
web tarayıcıya gelmeyecek. app için yapılmış bir uygulama.
anton çehov’un modern tiyatronun ruhunu kökten değiştirdiği 1895 yılında yayımlanan oyunudur. ilk bakışta hiçbir şey olmuyormuş hissi veren bu oyun, aslında bastırılmış arzuların, ertelenmiş hayatların ve karşılıksız sevgi biçimlerinin yavaş yavaş çürüttüğü bir insan manzarası sunar.
çehov oyunlarının insanı boğan ve hafızada kekremsi bir tat bırakan yönü ağır basar. hikâyede karakterler bağırmaz, tiratları tiyatral tat oluşturmaz, replikleri narin ve derin işlenir. bunun sebebi de hikâyelerin, dramatik iniş çıkışlarının coşkusu yerine, iç çatışma ile örülmesidir. martı’nın da asıl agırlığı, büyük sözler söylememesinde yatar. hayatın çoğu zaman dramatik bir finalle değil, sessiz bir kabullenişle ilerlediğini hatırlatır. bu yüzden oyun bittiğinde akılda kalan şey olaylar değil, “başka türlü olabilirdi” duygusudur.
birbirinden her bakımdan farklı dört insanın etrafında şekillenen martı oyununda, martı, hem özgürlüğü simgeleyen hem de kırılganlığı vurgulayan bir metafordur. gökyüzüne savrulan hayallerin yanlış ellerde bir anlık hevesle nasıl hatalara dönüşeceğinin simgesidir bir bakıma. çehov bu oyunda insanı, sanatı ve aşkı pek de romantik sayamayacağımız bir yerden hatta acımasızca ele alır.
genellikle her hikâyede savunulması gereken bir idol ve karşısında durulması gereken bir anti vardır. martı, bu yönü ile de genel hikayelerden ayrılır. bu hikâyede hiçbir karakter tam olarak karşısında durabileceğimiz kadar kötü değildir. hiçbiri idol de değildir. bu sebeple metin ne anlatıyor değil, ne hissettiriyor olarak değerlendirilmeye daha uygundur.
rüyalarda görülen insanların, rüyayı görenin zihninde bir yeri olduğunu düşünüyorum. -gerçi ben geçen gün rüyamda varg vikernes'i de gördüm ama konumuz bu değil.- bu sebeple rüyamda gördüğüm kişi ile iletişime geçmemde bir sakınca yoksa ve "hııı yazmak için bahane arıyor" demeyecek kadar içten biri ise benim açımdan bunu paylaşmanın bir sakıncası yoktur. genellikle bir şey olmamıştır ama en azından hasbihal bahanesi olur. nadiren kötü haber aldığım da oldu.
varg'ı aramadım ama, iyidir heralde.
yapımı saatlerce süren her yemeğe karşıyım. iyi bir yemek yeme işi bu kadar komplike olmamalı. mesela en son ne zaman yediğimi hatırlamıyorum mantıyı, bakıyorum, hâlâ özlememişim. demek ki bir alex değil benim için*. kıymalı makarnaya da aynı mesafedeyim. lahmacun ile aram daha da açık.
bu zamana kadar nasıl hayatta kaldığı merak edilen kişidir. "buraya sinek pislemiş" desek, ne yapar eder ucuz provokasyonunu sürdürür; en iyi ihtimalle "sinekler önümüzdeki seçimlerden sonra fakirlerin evine daha çok sıçacak" falan der. dosdoğrudur, en doğrudur. tek uyanık kendisidir. sandwich bile yiyemezsiniz ağız tadıyla, ağzınızda çoğalır. allah kendisine akıl fikir, çevresine de dayanma gücü ihsan eylesin. güzel ülkeme de muhalefetin aklı başında olanını nasip etsin.
edit.
niye bu kadar celallendiğinizi anlayamadım. bir gün gündem başlığına fotoğraf atan ya da kahvesini atan olursa onu da eleştirebiliriz. siyaset yasağı koyduk sanki triplere bak... akşama kadar meme göd muhabbeti yapan oğlan da rahatsız olmuş. işe bak. varsa paylaşacak siyasi bir gündem, başlık açar orada dilediğinizi yazarsınız buna da kimse bir şey diyemez. hayır şu fotoğraf atma işini sadece ben yapıyormuşum gibi her fırsatta oradan girmeniz de ayrıca çok komik. canım ciğerim dedikleriniz de müdavimi fotoğraf başlığının. bu kadar belli etmeyin kendinizi.
1988 yılından 2002 yılına kadar kesintisiz yayınlanan prime time güldürü ve hiciv programıdır. programın mimarı levent kırca'dır.
televizyonun yasak ve sansürle ilerlediği dönemlerde programı tasarlamış ve kendisi de yasaklı sanatçılar listesinde olan levent kırca, bu sansürü aşana kadar projeyi geliştirmiştir. nihayet ilk olarak trt2'de yayın hayatına başlamış olan program, "muhalefetten çok muhalefet yapıyorsunuz" diyen otoriteyi rahatsız etse de yakaladığı başarı sayesinde 10. bölümden sonra trt1'e transfer olmayı başarmıştır. yine yasaklı sanatçılar listesinde olan bülent ersoy'a da, hâlâ yasaklı iken programın bir skecinde yer vermiş ama sansüre uğramıştır. star tv transferine kadar otorite ile gergin bir süreç geçirmesine rağmen kırca, kendini sansürlemeden devam etmiştir.
siyasiler, sanatçılar, askerler, polisler hatta sıradan vatandaşın dahi levent kırca'nın hicvinden nasibini aldığı bir program olan olacak o kadar, star tv yıllarında da kanal baskısına uğramış; star tv programlarının eleştirilmemesi konusunda levent kırca'ya baskı yapmıştır. "bir şeyi eleştireceksek, önce kendimizden başlamalıyız" diyen levent kırca'nın kararlılığı karşısında, cem uzan geri adım atmış ve programı özgür bırakmıştır. bu alandaki özgürlüğünü sonuna kadar kullanan kırca, olacak o kadar programını bir komedi programı olmaktan öteye, internetin ve iletişimin çok da yaygın olmadığı bir dönemde toplumsal hafızayı şekillendiren bir hiciv platformuna dönüştürmüştür.
1996'da kanal d'de yayın hayatına devam ederken, türkiye'de gündemi sarsan bir uygulama söz konusu olur ve bu uygulama, okul müdürlerinin şüphelendiği kız öğrencileri "ahlaki denetim" adı altında zorla bekaret testine sokabilmelerinin önünü açan bir uygulamadır. dönemin aile bakanı ışılay saygın'ın da bu uygulamayı desteklemesi, olacak o kadar'in sivri dilinden nasibini almasını sağlamıştır.
bu skeçten sonra ışılay saygın, levent kırca'ya dava açmış ve kazanmıştır. rtük tarafından da bir sürü ceza verilen program bir süre yayından kalkmıştır. verilen cezalardan biri de kanalın kapatılması olunca, levent kırca açlık grevi ile protesto etmiş, kamuoyunun da tepkisi ile ceza kaldırılmış ve yayın hayatına devam etmiştir.
programın bu denli başarılı olmasının sebebi, şüphesiz ki sadece güldürü olması değil, kocaman bir ekibin -elliden fazla yazarı olduğu bilinenlerden biri- titizlikle yazdığı skeçler ve levent kırca'nın toplumun kodlarını çok iyi okuyan, gözlemleyen ve her birimizin sıradan hayatta karşılaşacağı absürd durumları aktarmasındaki ustalığıdır. jetsky skecini unutmuş olan bir akranım yoktur bence. sarhoş tiplemesi favorimdir ayrıca ama "zamcık" esprisi de hafızama kazınan emekli şakalarından biridir. bir de atatürk portresi ve mahkeme sahnesi var en krallarından. mahkeme sahnesinde suçsuz birine ceza veren hakime, avukat itiraz eder ve der ki: " asıl suçlu ne olacak?" hakimin cevabı: "bunca yıldır hakimim, sor bakalım asıl suçluyu ben kaç kere gördüm?"
gözlem demişken doksanların sonunda yayınladığı demokrasi apartmanı skecine değinmeden olmaz. bir bakıma programın sonunu hazırlayan skeç olarak da okumak mümkün. zira bu skeçten sadece üç yıl sonra her şey radikal olarak değişmeye başladı.
işin özü, o dönemlerde de kolay değildi. biraz daha esnek idi ama 21 yıllık yayın hayatını sürdürürken, olacak o kadar da olmadık prüzlerle karşılaştı. levent kırca'nın kararlılığı ile 21 yıl engellere rağmen devam etti.
çocuklara karşı işlenen her türlü suç benim de öfkemi körüklüyor lakin tarih bize gösteriyor ki idam bir ceza olarak mevcutken de adalet sağlanmış olmuyor, hatta geri dönüşü olmayan yanlışlara araç oluyordu. diyelim ki sadece çocuklar ve kadınlar özelinde bu ceza yasal olarak geçerli oldu; emin değiliz ki otoritenin, başını almak istediği hedefi bu suçlamalarla ipe götürmeyecek. son bir yılda olanlar bence bununla ilgili gayet spoiler verici fragmanlar içeriyor.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.