telefonumun hafızası dolmuş. bu zamana kadar çektiğim videoları silmeye kıyamıyordum. sanatsal bir değeri olmayan videolar bunlar.örneğin; uyuyan bir sokak köpeğinin nefes alış verişini çekmişim, 2 dakika.bütün bir çubuk krakeri taşıyan karıncayı yuvasına kadar takip edip, diğer karıncaların onu “kıt kıt kıt” diye parçalayıp yuvaya sokmalarını... (çubuk kraker yerken ben de kendimi bir öğütücü olarak görüyorum — ritmik bir öğütücü: kıt kıt kıt kıtkıtkıt kıtkıt...) a’dan z’ye birçok konu içeren videolar çekmişim ve silmeye kıyamıyordum.
ama şimdi, hiç düşünmeden silebiliyorum.bu konuyu düşünüyorum şimdi...son senelerde hayatımdan birçok şeyi bir çırpıda atabiliyorum.bu, önceleri hayal edemediğim bir şeydi.bir şarkıda bir söz vardı, aklımda kalan:> “önceden ulaşmak için uyumadan hayal ettiğin, artık elini sürmediğin eski geçkin heveslerin...”
telefonumun hafızası neredeyse boşaldı.
“bakalım neleri silmemişim, ortak özellikleri neler?” diye şöyle bir göz gezdirdim.
genellikle aile, güldüğüm videolar, bir zamanlar duygusal bağ kurduğumu sandığım evcil hayvanlar falan...
düşününce, ben epey bir sadeleşiyorum.
çocukluk hayallerimin peşinden gidiyorum ve hayallerim bitmek üzere.
sanki çocukluğuma olan borcumu ödemiş gibiyim.
dediğim gibi, artık birçok şeyi kolayca silebiliyorum.
börtü böcek edindiğim dertler, tasalar... bir kalemde “tiki tak” silebiliyorum.
belki bu hayatın döngüsüdür.
belki de yaşamın korkunç güzelliği beni öyle büyülüyordu ki, şimdi o güzelliklerin beni etkilemesine izin vermediğim için dertlere, tasalara takılıyordum.
bir kuşun kalp atışı mesela...
elime ilk aldığımda — hatta ne eli, parmağıma ilk aldığımda — yumurtadan yeni çıkan bir muhabbet kuşu...
o kadar saydamdı ki kalbini görebiliyordum.
memlekette bir dağın yamacından rusya’daki dağları çıplak gözle görmek inandırıcı gelmiyordu.
işte bu korkunç güzelliklerden dert tasa üretmek aslında sıradandı.
asıl korkunç olan düşünebilmekti — insan olabilmekti.
ve daha korkunç olan, düşünebildiğinin farkına varmaktı.
bu yüzden silebiliyorum.
güzellikleri biriktirip saklamak, depolamak önemli değil; çünkü onlar her zaman düşüncemizin hemen önünde.
herhangi bir yorgun gününde, normalde uyuduğun saatten erken bir vakitte televizyonun önünde, tam da üçlü koltukta uzanırken bir anda uyku bastırır da uyuyakalacağını anlarsın ya...
tatlı bir uyku olacağını da bilirsin.
televizyondan gelen sesler yavaş yavaş boğuklaşır.
birkaçını seçebilirsin ancak; dandik dublajlı bir filmden:> “ah mayk, lanet olası kıçını kaldır da büyük resmi gör dostum!”diye bir ses alırsın beyninde, birkaç kez yankılanır.
sonra sesler iyice anlamsız ama çok tatlı bir hâl alır.
çok tatlı bir hâl içindeyim.
şimdi de bunu düşünüyorum. kalp atışlarım telefon hafızamdan daha dolu dolu. çünkü
hiçbir türden ilişki için ekstra çaba harcamak istemiyorum. bir şey akışta benim değilse demek ki benim olması hiç mümkün değilmiş.
bazen şöyle yabancı olduğum bir ülkede, sahil kenarında bir beach'te müzik kutusuna 50 cent atıp kelimelerini bilmediğim yabancı bir şarkının elektro gitar tınısına yarım yamalak eşlik ederken soğuk bir cam şişedeki biranın yarısını içmek istiyorum. sonra ahşap, otantik ıvır zıvırlarla süslenmiş şezlonguma uzanıp şapkamı yüzüme çekerek biraz kestirip, sonra sıkılıp sahilde golden cinsi bir köpekle frizbi oynamak, biraz da denize girmek isterim ama fazla kalmam falan...
bir dönem sigara içtiğimi ailem bilmiyordu. ben de onlardan gizli sigara içtiğim zamanlarda, nasıl desem, garip bir özgürlük hissediyordum. ergenceydi ama öyle hissediyordum napim. güzel bir histi. bu hayal de öyle hissettirecek gibi.
sadece bomboş bir kafa, sıfır sorumluluk. allah boş duranı sevmez diye de birkaç küçük aktivite... mükemmel vicdan rahatlığı.
bu hayat tek başına çok zor geçer o yüzden bebikime denk gelirsem evlenirim diye düşünüyorum ahadhaj.
yaş aldıkça seçicilik artıyor diyorlar ama yanılıyorlar bence. sadece neyi istediğini daha iyi anlıyorsun. ben de galiba artık çok bir şey istemiyorum. sadece hissetmek istiyorum.
umarım bebikim ufak seyahatleri seviyordur çünkü hiçbir türden ilişki için ekstra çaba harcamak istemiyorum.
devamını gör...