açılın ! babayı savunmaya geldim. sen üç kuruşluk müktesebatınla lynch'i nasıl savunacaksın diyenlere, sütçü imam'ın da milletin harem-i izzetine el uzatanlara karşı tek piştovla zafer kazanılmayacağını bildiğini ama bunun onu tetiğe basmaktan alıkoymadığını hatırlatırım. zaten takriben 34 gündür kutsal sıvıyı vücudumda tutma iradesini gösterdiğimden kelli, menstrüasyon dönemindeki koç burcu dişisi gibi çemkirecek yer arıyordum. tuhaf mahlaslı bu yeni! yazar, bülent kayabaş'a imdat eden zerrin egeliler gibi imdadıma yetişti.
#3859184 sürrealist düzlemde başlayan kariyeri demiş. doğru ama eksik bir tespit. lynch esasen bir ressam olarak yetişti ve sinemayı resimlerin ve imgelerin hareket etmesine matuf bir amaçla yaptı. lynch'in sinemaya girdiği 60'larda zaten avangard sanat londra, new york, paris ve berlin'de geniş entelektüel kitleleri etkilemeye başlamıştı. rahmetli köylü ekrem'in de dediği gibi pencereyi dört kenarlı çizerseniz sanatçı olarak görevinizi yerine getirmemiş olursunuz.(bkz:
john lennon) (bkz:
karlheinz stockhausen)dinliyordu ve atonal müzikten etkilenerek (bkz:
a day in the life) 'ı bestelemişti. mccartney londra ve abd'deki geniş entelektüel çevrelerle iletişim halindeydi. deneysel sinema ana akıma göz kırpıyor ve orada kendisine yer buluyordu. jim jarmusch, dennis hopper hem aynı iklimin 60'lar sonu asi yaratıcılarıdır.
david lynch dünyaca tanınırlığı elde ettiği erserhead' de endüstriyel kabus estetiğini, az diyalog çok hareketle izleyiciye rahatsızlık duygusu vererek aktarmıştır. lars von trier ve gaspar noe gibi lüzumsuzlar hem onun ekmeğini yemektedirler. hoş noe, tuhaf ruh halini yansıttığı eserlerine rağmen, lars von trier'e göre yönetmendir. ,
80'lerden itibaren birbirini izleyen blue velvet, twin peaks dizisi sürrealizmin gündelik hayata sızışıdır. olgunluk döneminde çektiği (bkz:
lost highway) ve (bkz:
mulholland drive) 'ın hiçbir sahnesi boş olmayıp, psikanalizde karşılığı olan unsurları içerisinde barındırır. senin onları anlamaman, genelde anlayacak müktesebata sahip olmadığını gösterir. hani
şule gürbüz'ün hatırlamadığım bir eserinde isim vermeden kendi okuma serüvenini anlattığı bir kısım vardı. çocuk kitaplarından klasiklere geçtiği o erken ergenlik döneminde, eserleri zorla ve inatla okurken, o anlamayış, içerisinde bir fehamet kesbettiğinden bahsediyordu. işte o bir eşiğin aşılmasıdır. o eşiği aşmak için de önce niyet sonra da alt yapı gerekiyor.
devamını gör...