mnemosyne yazar profili

mnemosyne kapak fotoğrafı
mnemosyne profil fotoğrafı
rozet
karma: 7894 tanım: 475 başlık: 28 takipçi: 44

son tanımları


perşembe sabahı erken kalkmak için bir sebep

sabahın körüne üç vize koymaları. bu programı ayarlayanın da, aklından geçirenin de neyse.
devamını gör...

günaydın sözlük

günaydınnn sözlükkk.
bugün biraz tuhaf bir ruh haliyle uyandım. öyle çok kötü değil ama iç açıcı da sayılmaz. hava da zaten aynı şekilde, her zaman ki ankara havası. hoş, güzel bir hava ama bugünün havası değil bence.

neyse buraları da baya aksatmışım. arada yazayım diyorum ama sürekli erteleniyor. sanki çok önemli bir yermiş gibi de düşünüyorum.

yine de garip bir şekilde iyiyim. her şey üst üste gibi ama modum çok da kötü değil. biraz boşvermişlik var belki de, bilmiyorum. neyse daha fazla saçmalamadan hepinize keyifli bir gün diliyorummm.
devamını gör...

hayatının hangi dönemindesin sorusu

hayatımın en mutlu ve en yorucu dönemindeyim galiba. şimdi kalkıp yok efendim şöyle zor, böyle sıkıcı diye mızmızlanamayacağım; doğruya doğru, her şey istediğim gibi gidiyor. arada ufak pürüzler çıkmıyor değil ama olur o kadarı.
hissediyorum o yıl bu yıl ya.
devamını gör...

allaha şirk koşarken dalağı şişen ateist (yazar)

doğum gününüz çok çok kutlu olsunn. sevdiklerinizle beraber nice güzel yıllara inş.
devamını gör...

testo taylan

sonunda tutuklanması gereken biri tutuklanmış. zaten yaptığı ve söylediği şeyler yüzünden kendisinden asla haz etmiyordum. umarım hak ettiği cezayı fazlasıyla alır.
devamını gör...

geceye bir şarkı bırak

devamını gör...

fatma zehra kınık

çocuğun kemikleri sızlıyordur mezarda şimdi. başka bir şey demeyeceğim.
devamını gör...

neon genesis evangelion

baya severek izlediğim bir anime oldu. açıkçası ilk başta mecha veya aksiyon tarzından bir şey izleyeceğimi düşündüm. fakat dizi ilerledikçe felsefe, mit, psikoloji gibi birçok farklı katmanla karşılaşmak şaşırtıcı; başka hiçbir yapımda görmediğim temposu keyifliydi.

karakterlerin derinden gelen savunma mekanizmaları da etkiyiciydi bence. ilk başta shinji'nin o şımarık tavırları baymadı değil ama sadece sevilmeye ihtiyaç duyduğunu görünce farklı bir pencereden bakabildim.

yapıldığı döneme, anlatmak istediği şeylere bakarsak bence müthiş bir animeydi.
devamını gör...

hdp'nin akp'den farkı

aynı şeyin laciverdi olması.
devamını gör...

hatşepsut (yazar)

doğum gününüz çok çok kutlu olsunn.
devamını gör...

güne bir kedi bırak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

midnight in paris

içimi hafifleten muhteşem bir filmdi. paris bana her zaman overrated gelen bir şehirdi. fakat film bir hayli düşüncemi değiştirdi diyebilirim. o sokaklar, kafeler, taş binalar, gece ışıkları.. içimi sıcacık yaptı. kendimi sanki filmdeymişim gibi hissettim. neden aşıklar şehri olduğunu da bir kez daha anladım.

bir diğer en çok hoşuma giden şey bu kadar çok yazar ve sanatçıyla karşılaşmak oldu. edebiyat üzerine tartışmalar, derin düşünceler, o düşüncelerin hayata yön verebilmesi ve çoğu şeyi ciddiyetle konuşmaları... her şeyiyle o atmosferin içinde kendimi hissedebildim.
çok keyifli ve samimiydi. film bir şekilde içimde yatan romantik tarafı ortaya çıkarıp, ister istemez hayal kuran bir hale soktu. bir kereyle yetinmeyip birkaç kere izleyecek gibiyim.
devamını gör...

sözlük yazarlarının ruh halini anlatan görseller

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sad book

michael rosen tarafından yazılan, quentin blake tarafından çizilen oldukça kısa ve hüzünlü bir kitaptır.
konusu büyük olaylar içermiyor. michael rosen'ın oğlu eddie'nin ölümünden sonra hayata uymaya çalışanı, üzüntüsünü ve yas sürecini anlatıyor. fakat kitabın etkili ve hüzünlü oluşuyla bile herkesin kendinden bir şeyler bulduğu bir eser.

kitabın ilk sayfasında babanın 'üzgün görünürsem insanların beni sevmeyeceğini düşünüyorum' demesi dokunaklıydı. toplumda sadece neşeli ve güçlü insanlara olan rağbet daha fazla. bu yüzden de rol yapmak, maske takmak ihtiyacı içerisine giriyoruz. üzüntümüz, duygularımızı hep bir şekilde arka planda kalıyor. fakat o maskeleri takmak yerine hüznümüzü rahatça paylaşsak, birbirimizi anlayabilsek, üzgünüm diyebilecek kadar cesur olabilsek her şey çok daha kolay olacak gibi..

babanın üzgünken bir şeyler karalıyor oluşu, film izleyişi hatta duşta şarkı söylemesi bile tanıdıktı benim için. açıkçası kendimden birçok parça buldum diyebilirim.
çizimleri de aynı şekilde konuyla gayet başarılı bir şekilde bağdaştırılmış. aşırı keyif alarak, üzerinden fazlasıyla düşünerek, üzülerek okuduğum bir kitap oldu. gerçek oluşu da cabası.

kitabın 4 dakikalık bir filmi de varmış. şöyle bırakıyorum hemen.
devamını gör...

anın fotoğrafı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

stanford encyclopedia of philosophy

felsefe ve felsefe bilimleri alanında uzman akademisyenler tarafından yazılmış makalelerin ücretsiz bir şekilde yayımlandığı ansiklopedidir.
her makale çift kör değerlendirme sürecinden geçiyor ilk önce. yani tarafsız bir şekilde uzmanlar tarafından incelenir ve yayımlanır. ayrıca düzenli bir şekilde de güncellenir. yazılmış olan makaleler araştırmalarla, belgelerle, verirlerle desteklenerek yazılıyor. bu yüzden yanlış bilgin olma olma olasılığı azdır.

sitenin dili ana dili ingilizce. makale indirme işlerini çok bilmiyorum ama ücretli olduğunu biliyorum. başka uygulamalar kullanılarak ücretsiz indirme işlemi yapıldığını duymuştum ama o kısmı da bilmiyorum. site üzerinden okumak yetiyor bana.

hem güvenirlik hem de güncel oluşuyla canlı bir kaynak niteliğinde bence. felsefeyi seviyorsanız ya da benim gibi yeni yeni bu alana giriş yapıyorsanız bakılması gerektiğini de düşünüyorum.
devamını gör...

homofobik olmak

böyle bir tutum da bana açıkça iğrenç geliyor. 'benim kişisel görüşüm', 'ben öyle uygun bulmuyorum' gibi cümlelerin arkasına saklanarak insanları aşağılamak, yok saymak ya da hedef göstermek kimseye hak vermez. kimsenin varoluşu bir başkasının onayına tabi değil.

lgbti+ bireylerin istediği şey özel bir ayrıcalık falan değil; sadece özgür ve eşit bir şekilde yaşamak. kimseye zararı olmayan, kimsenin hayatına müdahale etmeyen insanlara bu kadar yoğun bir nefretin yöneltilmesi gerçekten anlaşılır değil. birinin kimle, nasıl mutlu olduğu seni etkilemiyorsa -ki etkilemiyor- bu kadar öfkenin, düşmanlığın mantıklı hiçbir açıklaması yok diye düşünüyorum.
devamını gör...

sözlük yazarlarının yemekteyiz menüleri

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tatlı biraz zorlayacak gibi ama 200 bin liraya da bu yakışırdı.
devamını gör...

charlottesometimes (yazar)

doğum gününüz kutlu olsunn.
devamını gör...

mustang (film)

2015 yılında yönetmenliğini deniz gamze ergüven'in yapmış olduğu dram türünde bir filmdir.
cannes'da yönetmenlerin on beş günübölümünde gösterilen, avrupa film ödülleri'nde bir çok ödülü olan ve en önemlisi fransa adına oscar'da adaylığı bulunan bir filmdir. türkiye'ye teklif götürülüyor fakat kendileri kabul etmiyor. gerekçe ise ülkeyi kötü göstermişmiş. gerçekler zaten hep bir şekilde birilerinin zoruna gidiyor, neysee.

film, inebolu'da yaşayan 5 kız kardeşin okuldan dönerken denizde arkadaşlarıyla oynamasını sonradan bunu gören komşuların bu durumu yanlış anlamasıyla kızların hayatını mahvetmesini konu olarak ele alıyor. ardından kızların eve kapatılması, üst üste gelen baskılar, kurallar derken ev hapishaneye dönüşüyor.

film boyunca sürekli bir el alem ne der korkusu var. ne amca ne de babaanne kızların ne hissettiğini, ne düşündüğünü umursamıyor. tabii önemli olan namus, ahlak.. bu yüzden ev koruma yeri gibi değil de başkalarının ne dediğine göre yönetilen kapalı bir alana dönüşüyor.
ne kadar tanıdık bir manzara. türkiye bu yüzden hemen tepki göstermiş olabilir mi acaba?

maalesef bir de bekaret korkusu var. kızlar sürekli doktora götürülüp 'kontrol' adı altında resmen tacize uğruyorlar. ama asıl iğrenç kısım bu kontroleri yapan, ahlak bekçiliği yapan amcanın evde küçük bir kıza tecavüz etmesidir. istismarın, tehlikenin dışarıda değil de sorgulayıcı, kapalı bir evde oluşunun en net örneği. tüm bu olanlara sessiz kalan bir babaanne var. aman biri bir şey demesin, oğulum geleneklerimize sahip çıkıyor gibisinden kız çocuğunun maruz kaldığı şiddeti normalleştiriyor ya da yok sayıyor. sonrasında çareyi evlendirmekle buluyor. istismar sadece tek bir kişiyle değil bunu görüp, susanlarla da toplumsal olarak mümkün hale geliyor gördüğümüz gibi.

kızların hayata bir umut bağlanması ama her seferinde evden birinin uzaklaşması eksilme hissini çok güzel veriyor. ben filmi sürekli 'ne olur kurtulsunlar bu cehennemden' diyerekten izledim. o kadar çok şey yaşadıktan sonra sığınabilecekleri bir öğretmen olması bir nebze içime su serpen bir detay oldu fakat kurtulan sadece 2 kişi oldu. hepsinin yaşamış olduğu şeyler çok üzücü ama ece'nin yaşamış olduğu istismar ve intihar beni daha çok etkiledi.

film hakkında söyleyebileceğim bir diğer şey tüm bu yaşananların bir anda üstümüze boca edilmesidir. bekaret, zorla evlilik, istismar... hepsi arka arkaya geldiği için ne olup bittiğini anlamakta biraz zorlandım ben. lale dışında ki karakterle zaten silik. duygu geçişleri zaten yok. bu yüzden tam olarak iç dünyalarına giremiyoruz. bu da filmi gerçeklik açısından yetersiz kılıyor.

türkiye'nin böyle olmadığını, abartıklarını ve kötü gösterildiğini düşünmüşlerdi film için. maalesef türkiye bu. anlatılanlar hala geçerli. kim ne derse desin.

son olarak bu müziği bırakıyorum.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim