içimi hafifleten muhteşem bir filmdi. paris bana her zaman overrated gelen bir şehirdi. fakat film bir hayli düşüncemi değiştirdi diyebilirim. o sokaklar, kafeler, taş binalar, gece ışıkları.. içimi sıcacık yaptı. kendimi sanki filmdeymişim gibi hissettim. neden aşıklar şehri olduğunu da bir kez daha anladım.
bir diğer en çok hoşuma giden şey bu kadar çok yazar ve sanatçıyla karşılaşmak oldu. edebiyat üzerine tartışmalar, derin düşünceler, o düşüncelerin hayata yön verebilmesi ve çoğu şeyi ciddiyetle konuşmaları... her şeyiyle o atmosferin içinde kendimi hissedebildim.
çok keyifli ve samimiydi. film bir şekilde içimde yatan romantik tarafı ortaya çıkarıp, ister istemez hayal kuran bir hale soktu. bir kereyle yetinmeyip birkaç kere izleyecek gibiyim.
michael rosen tarafından yazılan, quentin blake tarafından çizilen oldukça kısa ve hüzünlü bir kitaptır.
konusu büyük olaylar içermiyor. michael rosen'ın oğlu eddie'nin ölümünden sonra hayata uymaya çalışanı, üzüntüsünü ve yas sürecini anlatıyor. fakat kitabın etkili ve hüzünlü oluşuyla bile herkesin kendinden bir şeyler bulduğu bir eser.
kitabın ilk sayfasında babanın 'üzgün görünürsem insanların beni sevmeyeceğini düşünüyorum' demesi dokunaklıydı. toplumda sadece neşeli ve güçlü insanlara olan rağbet daha fazla. bu yüzden de rol yapmak, maske takmak ihtiyacı içerisine giriyoruz. üzüntümüz, duygularımızı hep bir şekilde arka planda kalıyor. fakat o maskeleri takmak yerine hüznümüzü rahatça paylaşsak, birbirimizi anlayabilsek, üzgünüm diyebilecek kadar cesur olabilsek her şey çok daha kolay olacak gibi..
babanın üzgünken bir şeyler karalıyor oluşu, film izleyişi hatta duşta şarkı söylemesi bile tanıdıktı benim için. açıkçası kendimden birçok parça buldum diyebilirim.
çizimleri de aynı şekilde konuyla gayet başarılı bir şekilde bağdaştırılmış. aşırı keyif alarak, üzerinden fazlasıyla düşünerek, üzülerek okuduğum bir kitap oldu. gerçek oluşu da cabası.
kitabın 4 dakikalık bir filmi de varmış. şöyle bırakıyorum hemen.
felsefe ve felsefe bilimleri alanında uzman akademisyenler tarafından yazılmış makalelerin ücretsiz bir şekilde yayımlandığı ansiklopedidir.
her makale çift kör değerlendirme sürecinden geçiyor ilk önce. yani tarafsız bir şekilde uzmanlar tarafından incelenir ve yayımlanır. ayrıca düzenli bir şekilde de güncellenir. yazılmış olan makaleler araştırmalarla, belgelerle, verirlerle desteklenerek yazılıyor. bu yüzden yanlış bilgin olma olma olasılığı azdır.
sitenin dili ana dili ingilizce. makale indirme işlerini çok bilmiyorum ama ücretli olduğunu biliyorum. başka uygulamalar kullanılarak ücretsiz indirme işlemi yapıldığını duymuştum ama o kısmı da bilmiyorum. site üzerinden okumak yetiyor bana.
hem güvenirlik hem de güncel oluşuyla canlı bir kaynak niteliğinde bence. felsefeyi seviyorsanız ya da benim gibi yeni yeni bu alana giriş yapıyorsanız bakılması gerektiğini de düşünüyorum.
böyle bir tutum da bana açıkça iğrenç geliyor. 'benim kişisel görüşüm', 'ben öyle uygun bulmuyorum' gibi cümlelerin arkasına saklanarak insanları aşağılamak, yok saymak ya da hedef göstermek kimseye hak vermez. kimsenin varoluşu bir başkasının onayına tabi değil.
lgbti+ bireylerin istediği şey özel bir ayrıcalık falan değil; sadece özgür ve eşit bir şekilde yaşamak. kimseye zararı olmayan, kimsenin hayatına müdahale etmeyen insanlara bu kadar yoğun bir nefretin yöneltilmesi gerçekten anlaşılır değil. birinin kimle, nasıl mutlu olduğu seni etkilemiyorsa -ki etkilemiyor- bu kadar öfkenin, düşmanlığın mantıklı hiçbir açıklaması yok diye düşünüyorum.
2015 yılında yönetmenliğini deniz gamze ergüven'in yapmış olduğu dram türünde bir filmdir. cannes'da yönetmenlerin on beş günübölümünde gösterilen, avrupa film ödülleri'nde bir çok ödülü olan ve en önemlisi fransa adına oscar'da adaylığı bulunan bir filmdir. türkiye'ye teklif götürülüyor fakat kendileri kabul etmiyor. gerekçe ise ülkeyi kötü göstermişmiş. gerçekler zaten hep bir şekilde birilerinin zoruna gidiyor, neysee.
film, inebolu'da yaşayan 5 kız kardeşin okuldan dönerken denizde arkadaşlarıyla oynamasını sonradan bunu gören komşuların bu durumu yanlış anlamasıyla kızların hayatını mahvetmesini konu olarak ele alıyor. ardından kızların eve kapatılması, üst üste gelen baskılar, kurallar derken ev hapishaneye dönüşüyor.
film boyunca sürekli bir el alem ne der korkusu var. ne amca ne de babaanne kızların ne hissettiğini, ne düşündüğünü umursamıyor. tabii önemli olan namus, ahlak.. bu yüzden ev koruma yeri gibi değil de başkalarının ne dediğine göre yönetilen kapalı bir alana dönüşüyor.
ne kadar tanıdık bir manzara. türkiye bu yüzden hemen tepki göstermiş olabilir mi acaba?
maalesef bir de bekaret korkusu var. kızlar sürekli doktora götürülüp 'kontrol' adı altında resmen tacize uğruyorlar. ama asıl iğrenç kısım bu kontroleri yapan, ahlak bekçiliği yapan amcanın evde küçük bir kıza tecavüz etmesidir. istismarın, tehlikenin dışarıda değil de sorgulayıcı, kapalı bir evde oluşunun en net örneği. tüm bu olanlara sessiz kalan bir babaanne var. aman biri bir şey demesin, oğulum geleneklerimize sahip çıkıyor gibisinden kız çocuğunun maruz kaldığı şiddeti normalleştiriyor ya da yok sayıyor. sonrasında çareyi evlendirmekle buluyor. istismar sadece tek bir kişiyle değil bunu görüp, susanlarla da toplumsal olarak mümkün hale geliyor gördüğümüz gibi.
kızların hayata bir umut bağlanması ama her seferinde evden birinin uzaklaşması eksilme hissini çok güzel veriyor. ben filmi sürekli 'ne olur kurtulsunlar bu cehennemden' diyerekten izledim. o kadar çok şey yaşadıktan sonra sığınabilecekleri bir öğretmen olması bir nebze içime su serpen bir detay oldu fakat kurtulan sadece 2 kişi oldu. hepsinin yaşamış olduğu şeyler çok üzücü ama ece'nin yaşamış olduğu istismar ve intihar beni daha çok etkiledi.
film hakkında söyleyebileceğim bir diğer şey tüm bu yaşananların bir anda üstümüze boca edilmesidir. bekaret, zorla evlilik, istismar... hepsi arka arkaya geldiği için ne olup bittiğini anlamakta biraz zorlandım ben. lale dışında ki karakterle zaten silik. duygu geçişleri zaten yok. bu yüzden tam olarak iç dünyalarına giremiyoruz. bu da filmi gerçeklik açısından yetersiz kılıyor.
türkiye'nin böyle olmadığını, abartıklarını ve kötü gösterildiğini düşünmüşlerdi film için. maalesef türkiye bu. anlatılanlar hala geçerli. kim ne derse desin.
ya bu kızın sürekli böyle tatlı kız modunda olmasından, her lafında filozof babasından bahsetmesinden artık baydım. özellikle son röportajında proje seçerken dikkat ettiği şeyler sorulunca edep, ahlaktan bahsetmesi.. tamamdır clean girl, tamamdır babasının kızı, tamamdır trt yalakası, tamamdır sensin.
aşı gününde sınıfta kopardığım kıyamettir. normalde sessiz sakin bir çocuktum ama o gün içime şeytan kaçmış büyük ihtimalle. öyle çok ağlamıştım ki öğretmen tek başına baş edemeyince annemi aramıştı. annem inadımı bildiği için gelmişti tabii. sonunda aşı falan yapıldı ama daha kötü bu olayın bir de videosu vardı. hangi gerizekalının aklına geldi bu fikir o anda inanın hiç bilmiyorum. fakat aşırı korkunç bir video olduğu kesin. videoda kolumdan zorla tuttuklarını, annemin de sinirle beni bir tur dövmeye çalıştığı anlar falan hâlâ duruyor maalesef. her izleyişimde travmam yeniden tetikleniyor.
kate bush'un 1982'de yayımladığı oldukça cesur ve özgün bir albümüdür. eşsiz sesi ve deneysel düzenlemeleriyle bence gerçekten çok başarılı; zamanın ötesinde denmesine de fazlasıyla hak veriyorum.
geçen günlerde bir dergide albümün black swan filmiyle ruhsal olarak örtüştüğünü okumuştum, ben de yakın zamanda filmi izleyince bu benzerlik bana da çok net geldi. psikolojik benzerlikler, kimlik bölünmesi ve karanlık teması gibi konular her ikisinde fazlasıyla var çünkü. özellikle albüm içersinde ki leave ıt open şarkısıyla baya benzer.
bu albümü gerçekten çok seviyorum. her dinleyişimde farklı bir detay yakalıyorum. tek kelimeyle müthiş bir albüm.
günlük hayatını, temizlik rutinini, çay koyuşunu, akşam yemeğini çeken teyzelerin aşırı sıradan günlük vloglarını izlemek. mükemmel hayatlar yerine böyle dümdüz ve sakin akan hayatlar görmek hoşuma gidiyor. bir noktadan sonra onların düzenine psikolojik destek veriyor gibi hissediyorum kendimi.
1962 yılında chris marker yönetmenliğinde çekilmiş 28 dakikalık bir bilim kurgu filmidir.
konusu nükleer savaştan sonra yeraltında yaşayan bilim insanlarının geleceği kurtarmak adına zamandan yolculuk yapmayı deneyişlerini ve bunun için bir mahkumu seçişlerini anlatır. adam geçmişe gönderilir. orada bir kadınla yaşamış olduğu anıları ve geçmişte tanık olduğu olayla kadının bağlantılı oluşunu fark edişiyle film devam eder.
bir çok filme ilham kaynağı olmuştur. bugün sebepsiz yere aklıma geldi. 2. defa bitirdim.
derinde hüzünlü ve romantik bir fim. böyle havalarda bence izlenilecek en doğru şey olabilir. benim nezlimde tabii.
ilk gün izlediğimde nasıl etkilendiysem bugün de aynı şekilde aşırı etkilenerek izledim.
film tamamen fotoğraflardan oluşan bir fotoroman aslında. fakat hiçbir karesinden gözünüzü ayırmak istemiyor adete hipnoz oluyorsunuz. abartısız söylüyorum resmen şiir gibi her bir fotoğraf.
şunu da görüyoruz ki iyi bir hikaye anlatmak için süslü sahnelere, uzun anlatımlara gerek yok. yarım saatlik bir sürede sadece bir fotoğraf makinesiyle bile ortaya etkileyici ve sarsıcı bir şey de çıkıyormuş.
çok çok seviyorum ya bu filmi. saatlerce üstüne konuşabilirim. müthiş bir şey.
pinterest gibi görsel/ilham ağırlıklı bir uygulama. fakat pinterest şimdi daha çok ana trendlerin oluşturduğu bir site haline gelmiş bulunmakta. yani beğeni ve takip gibi şeylerin derdinde diyebiliriz.
cosmos ise yaratıcılığı, tasarımı ön plana atan bir uygulama. ayrıca web sitelerinden ve diğer sosyal medya uygulamalarından da içerik, yazı ekleyebiliyoruz. uygulamanın en sevdiğim noktası kesinlikle. birçok konuda işime yaramıştır bu yönden. sadece kaydetme sınırı var ama o kadar da olur diyorum.
benim gibi k-9 köpeği ayarında bir burnunuz varsa her şeyin kokusu size itici gelebiliyor ama spesifik bir şey söylersem lavanta kokusu derdim. o kadar kötü bir koku ki.. baş ağrısından başka bir şey yapmıyor. bir de bu kokunun parfümünü falan yapıyorlar. şu an bunu yazarken bile kokuyu duyumsadım gibi.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.