taksici telsizindeki o şifreli sesleri çözebilmek için sanırım üniversiteden değil, sanayi mahallesi esnaf mektebinin kripto bölümünden mezun olmak gerekiyor.
karşı taraftan 'qazwsxedcrfv...' diye ses geliyor, taksici ise gayet sakin bir şekilde: " tamam abi, e-5'te kaza var, ara sokaklardan kaçıyoruz." diyerek olayı çözüyor. adamlar matriks evrenindeler sanki.
ölüm belgesinin alınmasından belediye mezarlık işlemlerine, cenaze aracından musalla taşındaki son randevuya kadar kusursuz işleyen bir resmi ve manevi organizasyon. dini ve sosyal boyutu yanında bu da bürokratik boyutudur. bürokrasi, _hayattayken rahmetliye çok çektirdik, bari son yolculuğunda iyi bir şekilde uğurlayalım_ der gibi hazırlıklara girişir.
üzerinde yıllardır solmuş, güneşten rengi gitmiş o "lüks daireler, mutlu yuvalar. projemiz hâlâ yükselmektedir. " tabelası, türünün tek örneği bir iyimser şaheserdir. bina on yıldır yerinde sayarken o tabelanın hâlâ orada durması, türk insanının umudunun inşaat demirlerinden bile daha sağlam olduğunu gösterir.
dindar mecliste asrın mutasavvıfına, solcu ağırlıklı bir kafeye oturunca da devrimci bir aktiviste dönüşmektir. rüzgar hangi taraftan eserse bukalemun insan o tarafa doğru yatar. patronun yanında bu sistem harika efendimci , işçinin yanında da bu düzenden bir şey olmazcı moduna giren bu iki yüzlüler yüzünden, doğanın en sempatik sürüngeni sahtekarlığın ve uyum sağlama kabiliyetinin sembolü olmuştur.
içinde ne olduğu asla belli olmayan, açılana kadar sürpriz kutusu gibi çalışan en gizemli poşettir. içinde bazen market ürünü taşınırken, bazen de servet taşınmaktadır.
son yıllarda tamamlanan ve bankaların, devlet kurumlarının genel merkezlerinin taşındığı istanbul finans merkezi (ifm) ile birlikte burası sadece bir konut alanı olmaktan çıkıp ülkenin wall street’i haline gelmiştir.
(bkz: alper)
isteyen alper diyebilir, isteyen alper bey, isteyen alper ağabey diyebilir, isteyen alpuş diyebilir, bunları benimsemeyen örnek vatandaş diyebilir. yalnız sizden ricam alperen demeyin, sivilde ha bire bu isimle karıştırmaya başladılar, bari burada da olmasın . nasıl ki kemal başka, kemalettin başka ise alper başka alperen başka.
binlerce yıl sonra arkeologlar mezarları bulduğunda ise firavunlar muazzam bir kargo paketinden çıkar gibi tıp tarihinin en eski hastaları olarak müzelerdeki vitrinlere yerleştirildiler. adamlar ölümsüzlük hayal ederlerken turistik cazibe merkezi durumuna düştüler.
gerçekte kabin memurları (eski tabirle hostes/steward); acil tahliye, yangın söndürme, ilk yardım ve kriz yönetimi eğitimi alan güvenlik uzmanlarıdır. onlara "muavin" demek, işin havalı ve teknik kısmını bir kalemde silip atarak kendilerini aniden kamil koç otobüsünün arka koltuğunda seyahat ediyormuş gibi hissettirir.
bizimkiler'in mahalle atmosferinden çıkıp sahil kasabasına, kooperatif kavgalarına, plaj maceralarına ve yazlıkçı komşuluk ilişkilerine dönüşen bu yapım, esas dizinin kış sezonundaki stresini denize döken bir yaz klasiğiydi.
aslında aşık olduğunuz kişi çoğu zaman gerçekte o öğretmen değil, onun şahsında yarattığınız "ulaşılmaz, havalı ve bilge kahraman" imajıdır. aşık olunan erkek veya kadın öğretmen pazartesi günleri kahvesini içerken yorgunluktan bayılıyor olabilir ama sizin gözünüzde o an o, bir film karakteridir.
fotoğraftan bakılınca " buraya koca bir pudra şekeri dökülmüş" dedirtir. beyaz dokunun zarar görmemesi için ayakkabı ile yürümek yasak olduğundan ayakkabısız yürüyen insanı garip bir derviş veya ateş üzerinde yürüyen hint fakirine dönüştürür.
o efsane nesil, soğuk kış gününde kiremitler üstünde televizyonda kaynanalar, charlie'nin melekleri, bonanza gibi dizileri izleyebilmek için anten polarizasyonu ayarlıyordu. bugün tek tıkla dijital platformlardan 4k yayın izleyen yeni nesil de kumandanın pilinin uzakta oluşuna dert yanıyor.
yukarıdaki yazarımızı da ikilemde koyan gökyüzünün en büyük optik sınavı.
gökyüzüne bakıp o ışık süzülmeye başladığı an hepimizin yaşadığı o anlık donakalma hissi, insanlık tarihinin en evrensel ikilemi. acaba uzaydan gelen romantik bir dilek hakkı mı, yoksa thy’nin 19:40 frankfurt uçağı mı?
bence çok güzel isim, minimalist ama yeni bir sözlüğe yakışır isim. hatta sözlüğümüze normal yerine bu isim konulsa daha oturaklı ve isabetli olurmuş.
sözlüğün adını normal sözlük koyarken muazzam bir beyin fırtınası yapıldığına yemin edebiliriz. onlarca havalı, mitolojik veya edebi isim masada dururken, en net ve banal yoldan gidilip adının doğrudan normal sözlük konulması, gelecekte internet tarihçi ve araştırmacılarının _acaba daha üretken bir isim bulamamışlar mı?_ diye kafayı sıyıracağı bir detay.
evlilik muharebe alanına hiç adım atmadığım için bu başlığın 'gazisi' değil, savaş dışı kalan tarafsız gözlemcisiyim. arkadaşlar boşandıkça ve mal paylaştıkça, benim tek paylaştığım şey evdeki tek kişilik yorganım oluyor. huzur atölyesine hoş geldiniz.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.