mutfak dar, tezgah yok.
_kim döktü unu?!_
çocuk kaşığı yaladı, azar işitti.
baba _ne zaman olacak bu?_ diye sordu.
anne _sen hiç yardım etmeden konuşma_ dedi.
puding yandı ama yine de yendi.
ana konuya gelirsek, o reklamlardaki aile,
türkiye'de hiçbir evde yaşamıyor.
ama herkes o pudingden alıyor.
belki o huzuru satın alabiliriz diye.
karşında insan var, elinde ekran var.
ekran kazanıyor her seferinde. yani dijital körlük dediğimiz mevzu.
şöyle örnek bir sahne :
iki kişi masada oturuyor.
ikisinin de eli telefonlarında.
ikisi de birbirinin facebook 'taki fotoğrafına bakıyor.
yüz yüzeyken bile sosyal medyadan takip ediyoruz birbirimizi.
adam fiziksel üstünlükle kazanıyor.
kadın sabırla bekliyor.
uyurken misliyle geri veriyor.
"su uyur kadın uyumaz" atasözünün en detaylı açıklaması bu olsa gerek.
erkeğin fiziki zaferi geçici,
kadının sabrı sonsuz...
kavgayı kazandım diye uyuyanın
suratı sabaha karşı yıkanmış olur.
ben de en son neye güldüğümü düşünürken #3998349 bu tanıma denk geldim.
moderatör resmen rumuz değişikliği talebini varoluşsal bir krize dönüştürmüş. yazar arkadaş sadece bir harf değişikliği istemiş, moderatör ona hayatı sorgulamış. işte buna gülünür.
bir zamanlar dinleyici kitlesindeki kriminal ve jiletçi güruh göze çarptığı için burun kıvıran entel kesim, ölümünden önce yorum tarzının güçlü olduğunun farkına vardı ki murathan mungan, bülent ortaçgil ve teoman'ın şarkılarını rock ve senfoni tarzı ile yorumlaması ile hakkını teslim etti.
hem maddi hem manevi bir hırsızlıktır. sadece cüzdanınız değil, insanlığa dair iyimserliğiniz de çalınır. iyileşmek ise, kaybolan parayı kazanmaktan daha zordur; çünkü bir daha hiç kimseye "tam anlamıyla" güvenmemeyi öğrenmek, aslında insanın en büyük kaybıdır.
o dönem navigasyon teknolojisi olsa _5000 km sonra hâlâ osmanlı sınırları içindesiniz_ derdi. imparatorluk o kadar büyümüş ki bir memur evrak götürmeye çıksa emekliliği yolda gelirmiş.
_içmedeyiz normal sözlük_ başlığına her girdiğimde sözlük komşuları bardaklarını paylaşıyorlar. ben de paylaşayım dedim ama elinde bardak tutan yeşilaycı fotoğrafı bulamadım. su şişesiyle girdim, kimse favori vermedi. haksızlık.
işte karşınızda internet tarihinin en büyük yetki çatışması: yazar ile moderatör arasındaki kadim mücadele.
hatta bir tarafta klavye ve diğer tarafta sil butonunun amansız çekişmesi.
enteresan bir başlık ve mükemmel bir tanım.
başlık tek başına şaheser:
_sekiz dairelik apartman yöneticisi egosu_ içinde hem ölçek var hem ironi. sekiz daire! galaksinin efendisi değil, sekiz dairenin yöneticisi.
yazın en ekonomik klima: ağaç gölgesi.
güneşle inatlaşmayın; o kazanıyor.
saat 14.00'te yürüyüşe çıkan insanın iki seçeneği vardır: gölge veya pişmanlık.
planlı kurulmuş olması kentin en büyük avantajı. geniş kaldırımlar, düzenli ızgara sokak yapısı, özellikle çankaya ve kızılay hattı yaya dostu. koru ve parkların şehre yayılmış olması da yürüyüşü keyifli kılıyor.
semt semt fark var tabii:
çankaya, gaziosmanpaşa, kızılay (çok iyi)
ulus ve tarihi merkez (orta)
sincan, mamak gibi dış ilçeler (araç odaklı, yürümek zor)
izmir ile kıyaslarsam bizzat yaşadım. izmir'de kaldırım aniden bitiyor, tramvay rayı çıkıyor önüne veya çevre yolu. ankara'da bu kadar sert kopuşlar daha az. eksik olan:
yaz sıcağında gölge yetersiz kalabiliyor bazı caddelerde. ama çankaya park cenneti olduğu için bu açığı kapatıyor.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.