yaya olmak farkı daha da belirgin duruma getiriyor. mesela kule binaların ( çukurova, mahfesığmaz, turgut özal bulvarı) yanından yaya olarak geçtiğinizde onlarla bir temas sağlayamıyorsunuz, yalnızca yanından geçiyorsunuz. ama sümer seyhan, barajyolu ve özellikle de sümer mahallesi gibi mıntıkalarda yürüyüş hızınız muhtemelen kendiliğinden yavaşlamıştır. göz, eski cumbalara, kapı tokmaklarına, boyası dökülmüş duvarlara takılır. bu da kentsel tasarımda olağan bir gerçek. yüksek katlı, otoparklı, geniş bulvarlı bölgeler arabaya göre kurgulanmış, yani yayayı içine almaz. oysa dar sokak, alçak bina, ara geçitlerden oluşan eski dokular tam aksine yayanın gözüne ve hızına göre ayarlanmıştır. modern kuleler genel olarak küresel bir şablonu kopyalıyor. hangi şehirde bulunursanız aynı cam - beton estetiği görüyorsunuz, o yüzden adana'ya özgü bir kimlik hissi vermiyor. ama seyhan ve sümer mahallesi gibi ara mahallelerde sokak ölçeği, yayaya, sohbete, mahalle hissine izin veriyor. kule binaların otopark - asansör - daire döngüsünde kaybolan his tamamen budur.
devamını gör...