paryoşa yazar profili

paryoşa kapak fotoğrafı
paryoşa profil fotoğrafı
rozet
karma: 795 tanım: 68 başlık: 1 takipçi: 30

son tanımları


sözlük yazarlarının satın aldıkları son kitap

seyyid kutup-yoldaki işaretler
engin geçtan-insan olmak
alfred adler-insan psikolojisi
muhammed hüseyin zehebi-tefsir ve hadiste israiliyyat
ali ayten-psikoloji ve din
devamını gör...

geceye bir şiir bırak

hepsinin gelmesini bekleme;
bir kişi gelmeyecek.

sen alışmayasın diye,
korkmayasın diye,
düşünesin diye..

kendine yetmen için..
herkesin kendinden kaçacağı yerlerde
sen kaçmayasın diye.

gelenler gitmeyecekmiş gibi..
doğumlarda ölümlerde
duyasın diye.

bildiğini bildirmek için
bilmeme'yi öğrenmelisin.
tam kalasın diye.

hepsinin gelmesini bekleme,
sen var olasın diye.
bir kişi gelmeyecek,
sen, bir olasın diye.

| özdemir asaf/düşüngü
devamını gör...

yazarların cep telefonu duvar kağıtları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazarların şu an dinledikleri şarkı

şarkı olmuş şiirler

şarkılar genel olarak şiirlerin bestelenmesiyle oluşur zaten ve bu şekilde birçok şarkı var ama çok değil bir iki gün önce bir dostum sayesinde fark ettiğim bir yenisini paylaşmak istiyorum. eminim birçok kişi zaten biliyordur ama benim için şaşırtıcı olmuştu.


şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın
gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

| attilâ ilhan


şiirin ilk kıtasının besteye dönüşmüş iki versiyonu bulunuyor.

nur yoldaş-sultan-ı yegah

mor ve ötesi-sultan-ı yegah
devamını gör...

insana mutluluk veren kokular

bana göre fesleğen kokusu dur. nerede burnuma fesleğen kokusu gelse hemen yüzümde tebessüm oluşur.
devamını gör...

cemal süreya'nın dediği gibi

"ölüyorum tanrım
bu da oldu işte.

her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım.

ama, ayrıca, aldığın şu hayat
fena değildir...

üstü kalsın..."
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

yavuz sultan selim camii/fatih

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

st. antuan katolik kilisesi/istiklal caddesi

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkiye'de yaşanılacak en uygun şehir

bana göre uzunca bir süredir mardin. kültür şehri, insanı iyi, ortamı zaten mükemmel, gezilecek yeri bol. tek sıkıntısı yazın fazla sıcak. o da tuzu biberi olsun diyorum.
mardin artuklu'ya yerleşmek gibi hayallerim var.
devamını gör...

sitare

bir dilaver cebeci şiiridir. şiirin tam adı "terkib-i bend-i sitare"dir.
şiirin temeli, dilaver cebeci'nin üniversite yıllarında hocasından dinlediği farsça bir şiirin içerisinde bulunan bir beyiti çok beğenmesiyle atılıyor. beyit şu şekilde:

“çeşmek be-zen sitare
ezmen mekon kenâre”
-
"ey yıldız bana göz kırp,
benden uzak olma"


şair bu beyite tabiri caizse vuruluyor ve her gün zihninde bu beyit dolanıp duruyor. zamanla şiir kendini göstermeye başlıyor. uzun süre şiiri yazmaya devam ediyor ve bir gece vakti şiiri bitirdiğinde heyecanla okuduğu ilk kişi uykudan uyandırdığı eşi oluyor.
şiir sözleriyle beni her zaman etkilemiştir. çok sevdiğim şiirlerden biridir.



"çeşmek be-zen sitare
ezmen mekon kenâre"

nerden çıktın karşıma böyle sitare
efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
kirpiklerin yüreğime batıyor
telaşlı bir kalabalığın ortasında
ayaküstü konuşuyoruz
nedimin nigehban nergisleri gibi
üstümüzde bütün nazarlar
çok utanıyorum sitare
dün oturup hesap ettim
sen doğduğun zaman
ben bir askeri mektepte talebeymişim
sen bilmezsin sitare
burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
her akşam dokuzda yat borusu çalardı
yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
bir derin uykuya atardım kendimi
siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum

seninle konuşurken sitare
aklıma yıldızlar dökülüyor
bir çaresiz zühre oluyorsun babil caddelerinde
ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
gökyüzü salkım salkım
zigguratlar tıklım tıklım
dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
gözlerine baktığım zaman sitare
bütün çöllere ay doğuyor
yoldaş ediyorum kendime imrül kays’ı antere’yi a’şa’yı
en kuytu vahaları dolaşıyorum
hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş sitare
çadırla su arasında bir cılga var
o cılgada narin ayak izlerin var
durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum

bazan sapsarı bir benizle geliyorsun

yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun

biliyorum içinde bir sızı var

bıçak ağzı gibi bir sızı var

bu sızıdır işte seni verimsiz kılan

züheyr’in suad’ı gibi keremsiz kılan

kuzeyden güneye

güneyden kuzeye

heyy! gidip geliyorum bu çöllerde

kureyş’in heybetli ve inatçı develeri

hiç aldırmadan benim esmer sevdama

geviş getiriyorlar ufka bakarak

ben kaçıp yesrib’e sığınıyorum

yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum

dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif

elif diyorum sitare, sineme elif çekiyorum

“ah minel aşk-ı ve halatihi..”

çok eski bir gerçektir bu biliyorum

bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum

sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
ve ikimiz de ıslanıyoruz
ben ne yağmurlar gördüm sitare
ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
o şehirde sırılsıklam gezerdim
bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
tapınaklar insanları safra gibi atardı
sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
gidip bir uygur çadırında göğü dinledim
kara bulutlar kükrerken bir kaşkar sabahında
oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk
bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
kaşı karam, gözü karam, saçı karam
umay gibi yumuşak huylum
nerden çıktın karşıma böyle
sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
yığılıp kalmışım bu anadolu toprağına sitare
adam akıllı yorulmuşum
ellerin böyle olmamalıydı
ellerine acıyorum
ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
daha çok işimiz var” diyorum

bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum

dilaver cebeci
devamını gör...

dublajlı film seyreden insan

altyazılı filmleri tercih ederim her zaman ama onun da istisnaları var elbette. şahsen buz devri'ni orijinal izlemek istemem. çünkü o dublajıyla güzel. hatta bana göre orijinalinin vermediği eğlenceyi dublajı veriyor.
devamını gör...

uzak mesafe arkadaşlığı

önceleri; 'olur mu öyle şey. uzak mesafe arkadaşlığı da ne' desem de şimdi; 'hayatımda iyi ki tanışmışım, onsuz birçok şey eksik kalırdı' dediğim ve ciddi manada çok çok sevdiğim bir arkadaşım var ve aramızda kilometreler var. birçok arkadaşım var (bunlar içerisinde senelerdir görüştüğüm buluştuklarım da dahil). ama hepsi bir yana, bu arkadaşım bir yanadır benim için. yukarıdaki girilerde de belirtildiği gibi en kaliteli arkadaşlık biçimi.
birlikte birçok hayalimiz var ve inanıyorum gerçekleştireceğimize. en imkansızlarından birini gerçekleştirdik bile. darısı diğerlerine..
devamını gör...

bir çiçekle bahar olmaz

"ama her bahar bir çiçekle başlar."
devamını gör...

yazarların sevdiği çiçekler

papatya
devamını gör...

müzik aleti denince yazarların aklına gelen şeyler

çello tabii ki. sesinde ne keman tizliği ne kontrbas pesliğini barındırmayan o muhteşem ayardaki sesiyle çello. viyolonsel de bir diğer adıdır bu arada.
devamını gör...

seni tanımayan yok bu şehirde

yine çok sevdiğim düş sokağı sakinleri şarkılarından biridir.
ayrılık acısını murat abimiz kendine has tarzıyla çok güzel betimlemiştir.

"yeter çek git güneşimden
ya da beni bana bırak ne olur
hiçbir şey beklemem ayrılırken"

çek git güneşimden kısmı bana nedense her zaman büyük iskender ile diyojen'in diyaloğunu anımsatır.

diyojen'in şöhretini duyan büyük iskender, paçavralar içerisinde güneşlenen diyojen'in karşısına geçer ve ne dilediğini sorar. bu soruya diyojen'in cevabı:
"güneşimin önünden çekil" olmuştur.
günümüz tabiriyle "gölge etme başka ihsan istemez" misali.
şarkıyı her dinlediğimde garip bir şekilde bunu düşünürken bulurum kendimi. eminim şarkıyı yazarken akıllarının ucundan geçmemiştir.
devamını gör...

düğünün israf olması

sadece düğün değil yapılan onlarca alışveriş de saçma ve israftan başka bir şey değil. neymiş efendim damat bohçası, gelin bohçası. içinde şunlar şunlar olmalı. eğer olmazsa gülerler(!) şu kadar patik koyulur, kızımız kapalı değil ama şu kadar da yazma koymak zorundayız adettendir yoksa karşı taraf "bunlar kızlarına hiçbir şey yapmamış der"(!) yemek takımları en az iki tane olmalı biri misafirler için biri günlük. banyo lifi mi? tabii ki orduya yetecek kadar yapacağız. ömründe toplasan 5 tanesini belki kullanmayacak ama olmak zorunda. isteme, söz, nişan, düğün hatta düğün öncesi partisi hepsi ayrı ayrı en güzelinden yapılmalı. şu kadar altın olmadan o gelinliği giymem. yoksa gelinine kıymet vermiyorlar hiç altın da almamışlar derler (!) düğün en şatafatlısından olmalı. e ama ben dans etmeyi oynamayı sevmiyorum düğün yapmasam olmaz mı? olur mu hiç öyle şey "dul mu bu kız, bir sorunu mu var sessiz sedasız evlendirdiler "derler (!)

sonuç olarak bunların hepsi gereksiz ananelerimiz ve insanımız bu durumu o kadar kanıksamış ki hiç sorgulamıyor. acaba buna gerek var mı gerçekten diye sormuyor. düğün dediğimiz şey gelinlik ve damatlık da giyerim ben diyen kişi için çok da masraflı değil biz zorlaştırıyoruz. ha bir de gelinlik damatlığa ne gerek var ben başka bir şey giyeceğim elbise neyime yetmiyor diyen için de minimum masrafa iniyor. bazı şeyleri minimalize etmeyi öğrenmemiz gerekiyor fakat her şeyden önce sırtımıza yüklenen geleneklerimizi taşıyan şu küfeden kurtulmamız lazım..
ha bir de kim ne demiş/diyecekmiş çok da takmamak gerek. "insanlar için gözünü feda etsen zaten kördü derler" memnun etmek imkansız..
devamını gör...

ağza sıkmalık çikolata

başlığı görür görmez aklıma leyla ile mecnun'un o meşhur sahnesi geldi tabii.
buyrunuz:
buradan
devamını gör...

en sevilen tatlı

sütlü tatlılar tercihimdir ama favorim her zaman sütlaç. anne sütlacı ekstra tercihim olur ama diğerlerine de hayır diyemem (♡‿♡)
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim