ray carmine yazar profili

ray carmine kapak fotoğrafı
ray carmine profil fotoğrafı
rozet
karma: 5811 tanım: 369 başlık: 29 takipçi: 21

son tanımları


karpuz kabuğundan gemiler yapmak

nihal, kendisine recep’in mektubunu getiren mehmet’e tokat atar, mektup yere düşer, mehmet gittikten sonra etrafı kolaçan edip mektubu koynuna sokar.

eve geldiğinde mektubu okumak için alelacele çatı katına çıkar. odaya girdiğinde ayağı oyuncak bebeğe takılır. bebeği yerden alıp sandıkların üzerine yerleştirir.

pencere kenarında mektubu okumaya başlar, okurken gülümser, yazılanların hoşuna gittiği anlaşılır. bebek aniden kafa üstü zemine düşer, nihal irkilip mektubu göğsüne bastırır. korkusu geçince okumaya devam eder.

mektup bittiğinde ayakkabılarını giyer, bebeği yerden alır, sandıkların üzerine yerleştirir ve odadan çıkar.

alt katta kapıyı kapatmak için sertçe çeker. o sarsıntıyla çatı katındaki odada bebek yine yere düşer. masanın üzerindeki misketler yuvarlanır.

—-

filmin kurgusunu yapan mustafa preşeva, gelen sahneleri incelerken nihal’in mektup okuduğu kısım dışındaki sekanslara anlam veremez ve bebek planlarını odaya girişle birleştirip kısaltır.

ancak ahmet uluçay’ın nedensiz plan çekmediğini bildiği için bu sekanslar kafasına takılır.

bebek, nihal’in çocukluğundan bir nesnedir. odaya girdiğinde bebeği kaldırıp sandıkların üzerine yerleştirerek çocukluğunu yaşamaya devam eder. aldığı aşk mektubunu okurken karşı cinsin ilgisinden hoşlanıp gülümsediği anda bebek tekrar düşer; nihal’in çocukluğu ve saflığı yerini yeni duygulara bırakır. nihal çıkarken bebeği tekrar sandıkların üzerine yerleştirip çocukluğunu muhafaza etmeye çalışır. alt katta kapıyı sertçe çektiğinde bebeğin ve misketlerin düşmesiyle birlikte nihal’in çocukluğu ve saflığı geri dönülmez şekilde yiter.

odaya çocuk olarak giren nihal orayı yetişkin olarak terk eder.

mustafa preşeva, ahmet uluçay’ın metaforik açıdan bu denli ayrıntıcı olmasını ama bunları çok da önemsemeyip sahnelerde tesadüfen yakaladığı bazı (sinek vs) ayrıntıları çok daha fazla önemsemesini şaşırarak anlatılır.

keza filmde kamera çekimi gibi değil de, adeta bir tablo gibi görünen birçok plan vardır.
devamını gör...

hoşlanılan kızın sapyoseksüel çıkması

ohooo bi de kitap mı okuyacak diye hemen hoşlanmaktan cayarım.
devamını gör...

sevan nişanyan

sinsiliği o kadar profesyonel icra ediyor ki, hakikaten takdire şayan. uzun zamandır takip ederim kendisini, entelektüel birikimini de takdir ederim.

atatürk ve atatürkçülere olan nefretini incelikle dile getirme fırsatını hiç kaçırmaz. hatta zaman zaman bunu siyasal realizm çerçevesinde gerekirse atatürk’ü överek veya kökten dinci tayfanın abidik gubidik fısıltı argümanlarını ima ederek icra eder, yeter ki bir yerden kemirebilsin.

ermeni soykırım iddialarının tartışıldığı programda yusuf halaçoğlu karşısında düştüğü halle hatırlanır ancak o programda fransızca metni göz göre göre zıt mana verecek şekilde lanse etmeye çalıştığını pek kimse hatırlamaz.

yalan ve propagandayla ikna imalinin en etkili icrası, itiraz edilmeyecek yahut belirli bağlamlarda sigaya çekilmesi makul görülecek hususların arasına hedeflediğin algıya hizmet edecek doneleri serpiştirmektir ve nişanyan bunda mahirdir.

sağ/sol ideolojik perspektiften bağımsız olarak entelektüalizme hevesli (yarım aydın) genç çocukların ortalama toplumsal görüşe aykırılık hevesi için ilgi çekici biridir. zira o yaşlardaki insanlar için genel geçer anlatıdan ayrışma adına kökten reddedicilik ve bununla gelen alaycılık çok caziptir. sevan nişanyan bu tiplerin acemiliği ve yetersizliğinden pek haz etmese de, o cenahın takdirine oynamayı da ihmal etmiyor.

gördüğüm kadarıyla akademik çevrede ‘dilbilimciği’ ile öne çıkan bir yanı yok. zaman zaman demografik haritalar falan yayınlıyor (bunlar ne kadar arşiv çalışmasına dayalı bilmediğimden bir şey diyemeyeceğim) ve konu bir şekilde “ermenilerin mülkü” perspektifine oturtuluyor. ki bu konuda zaman zaman ırkçı söylem geliştirecek kadar da agresif bir tutumu var. diğer yandan, siyasi anlamda kürtlük/kürtçülük söylemiyle ilişkisi de pragmatiktir ve bu çerçeveden bağımsız değildir.

kısacası, samos’a gittikten sonra vatandaşlık söyleminden kopuşu takiben sevan nişanyan’ın ‘ermeni personası’ zuhur etti, diyebiliriz. o günden beri, genel olarak (cumhuriyet inkılabıyla sorunlu olanı hariç) anadolu türkünden/müslümanından pek haz etmediği hissedilen, soykırım retoriğini dayatan agresif bir alt kimlik var. bunlar objektiflik sahnesinde bazen 25. kare gibi oynatılıyor, bazen de bilinçaltından gölge yansımasını andırırcasına ‘elazığlılar ermeni mülküne çöktü hepsi depremde gebersin’ gibi söylemlerle dışavuruyor.

o anadolulunun okumuş kesimi ise bütünüyle, insanların zihnindeki ‘elitist kemalist’ imgesine (ki hakikaten profil olarak aşırı antipatik ve çoğunlukla cahildir) indirgenip oradan meşruiyet devşirilerek hemen hemen her zaman yarım aydın cahilliği ve faşizanlıkla eşleştiriliyor. dişinin geçeceğine gözünün kesmediği kişileri de kurumsal söylem parantezinde dolaylı olarak o kategoriye paslıyor. halik inalcık’ı dahi böyle ele alıyor. ama mesela kadir mısıroğlu bundan azade!

ideolojik saptamaları makuldür ama (kendisinin de bir ara itiraf ettiği üzere) siyasi ve uluslararası gelişmelere dair tahminleri her daim fos çıkar. diğer yandan, özellikle doğu hristiyanlığının inanç sistematiğine dair söylemleri oldukça zengindir.

ve bunca heyulada eşinin üstüne pislik dökme muhabbetinden çektiğini hiçbir şeyden çekmemiştir herhalde.
devamını gör...

coup de grace ile merhamet vuruşu

dinlediğim en düzeysiz radyo yayını oluyor, bilsem eskiden de dinlerdim.
devamını gör...

coup de grace ile merhamet vuruşu

hala ısrarla betimleniyor taner.
devamını gör...

coup de grace ile merhamet vuruşu

erkeklerin sirk hayvanı gibi anlatıldığı bir yayın olmaya başladı.
devamını gör...

donald trump

o denli öngörülemez biri ki, şu an dünyada ondan daha büyük tehlike arz eden kimse yok.

işin ilginç yanı, zenginliği, adaylık finansmanında kendisini edilgen konumdan çıkardığı için sermayeyle ilişkisini de öngörülmez kılıyor.

bir bakıyorsun; elon musk’ı verimlilik bakanı gibi uydurma bir konuma getirip birkaç hafta sonra dehliyor. bir bakıyorsun; masaya dünyanın en büyük şirketlerinin ceo’larını çağırıp “seneye kaç para yatırım yapacaksın” muhabbeti yapıyor, tsmc’yi abd’ye fabrika açmaya zorluyor vs.

şu an üzerinde siyonist lobi dışında ciddi bir etki unsuru yok gibi. onla bile zaman zaman “ne haliniz varsa görün” çizgisine gelebiliyor.

abd’nin 60-70 yıllık avrupa politikasına dair benimsediği her ilkeyi zedeledi. zaten uzun zamandır rusya’yla ilişkisini avrupa’yı dikkate almadan kuruyor.

uluslarası ilişkiler uzmanları ve diplomasi çevreleri zannederim en acı çektikleri dönemleri yaşıyorlardır.
devamını gör...

coup de grace ile merhamet vuruşu

(ben yazana kadar konu geçti ama boşa gitmesin bari.)

şehvetin kategorik olarak günahla bağdaştırılması daha çok roma hristiyanlığıyla şekillenen bir şey. batının din/bilim/sanat/siyaset algısının (taraf yahut karşıt konumda) katolizmden bağımsız neredeyse hiçbir yönü yok. katolik din adamlarının cinsellikten men edilişi, sıradan insanların üreme amacı dışında seks yapmasının (dolayısıyla zevk almasının) bir nevi zaaf olarak görülmesi o kurumsallığın tezahürü. haliyle irade terbiyesinin ötesine geçen batı menşeili ‘şehvet=günah’ algısının temelinde daha çok bu bakış yatıyor.

genel olarak şehvetin günah yahut en azından zaaf bağlamında ele alınması yeni değil; en eski inançlarda dahi bekaretin (tahmin edilebilecek sebeplerle) saflık/temizlikle bağdaştırılması, şehvet dizginleme sembolizmi, bakire kurban etme ritüeli vs var ancak bu denli kurumsal ve yaygın hale gelişinde katolik-ortodoks, roma-bizans ayrımı çok belirgindir. (yoksa doğuda tibet keşişliği gibi pasif örnekleri de var.)

bunun dışında, birçok inanç sistematiğinde günah olan, şehvetin kendisi değil, şehvetin verili meşru sınırların dışına taşınmasıdır. genel olarak şehvet konu olduğunda (cinsellikle ilişkili olsun/olmasın) güdüsellik nedeniyle kontrolünün zor olmasına atıfla sınırlayıcı kurallar hep var.

hatta dikkat edilirse 7 günahın tamamı aşırılık parantezine alınmaya müsaittir vs.
devamını gör...

söğüdün erenleri (yazar)

eli kalem tutan biri. başlıklarda denk geldikçe yazdıklarını es geçmezdim. (kendisini dondurmuş.) edebiyat ve sosyoloji üzerine yazdıkları dikkate değer.
devamını gör...

ios 26.2

bir yavaşlamaya sebep olmadı ama ilk defa bir güncellemede bu kadar köklü grafik değişikliği gördüm. o açıdan baya başarılı.
devamını gör...

uğur mumcu

muhtemelen ölmesini isteyecek birçok çevre vardı ancak iran yahut herhangi bir radikal dinci örgüt hikayesine hiçbir zaman inanmadım. hanefi avcı hala çıkıp “tamamiyle aydınlatılmıştır” diyebiliyor zannederim kimse de inanmıyor. belki klasik cinayet ve asayiş anlayışıyla söyledikleri bir yere tekabül ediyordur, bilemem.

ancak suikastten sonra eve yeşil’in ziyarete gelip ziyaret defterine yazı yazması, (eşinin anlattığına göre) bu işte parmağı olan herkesi bilmek isteyip istemediğini sorması, defterin daha sonra kaybolması gibi ilginç olaylar suikastin hiç de lanse edildiği gibi olmadığını gösteriyor.

eşref bitlis ve cem ersever suikasti de düşünüldüğünde bir tarafında yeşil’in de dahil olduğu bir iç çekişme var gibi. muhtemelen bu çekişmenin bir yönü türkiye’nin nato ve terörle mücadele ilişkilerine kadar uzanıyor.

keza, uğur mumcu, abd-pkk ilişkisini derinlemesini araştıran biriydi ve muhtemelen bu konuda baya yol almıştı.

bu nedenle suikast daha uzunca bir süre aydınlatılabilirmiş gibi gözükmüyor.

allah rahmet etsin.
devamını gör...

ayrılalım deyince tamam güle güle diyen erkek

üniversite arkadaşım uzak mesafe ilişkisini son dönemlerini bu teklifi sallamayarak geçirdi. “ayrılıp napcaz?” falan diyordu, bazen cevap bile vermeyip konu değiştiriyordu.

mezun olunca evlendirler. green card çıktı, abd’ye yerleştiler, iki de çocukları oldu, allah bağışlasın.

diyesim, kadın milleti bazen böyle içsel çelişkiler, tereddütler, duygu dalgalanmaları yaşıyor. acaba bana değer veriyor mu, ayrılmak mı istiyor, seviyor mu vs tereddütleri gidermek ve teyit almak adına böyle blöfler yapabiliyor. bunları her daim aşırı ciddiye almak lüzumsuz kriz yaratır ve hatta kendini gerçekleştiren kehanet işlevi görür. tereddütün sebebi neyse onu gidermek lazım.

ancak sık tekrar ediyorsa ve restleşme malzemesi olarak kullanılıyorsa o zaman hiç uzatmadan yol vermek lazım.
devamını gör...

bir kadını kısıtlamak

politik doğruculuğun adeta kendini dayattığı bir alan.

hele de olgu cinsiyetle geliyor ki, kısıtlanan şey doğrudan kendiyle tanımlı; birinin (kısıtlama öznesinin) bir şeyi falan değil. genel olarak kadınlar bile değil, bir arketip adeta.

oralardan soyutlayıp bir ilişkinin tarafı haline getirmezsen lanetlenmeyi garanti ediyor.

de, hiç istisna kayıtları düşesim, “tabi ki kategorik olarak yanlış” besmelesi çekesim yok:

eğer bir ilişkiden bahsediyorsak bence gayet doğal. hatta aksi düşünelemeyecek derecede doğal. zira ilişki dediğin zaten defacto kendini kısıtlama taahhüdü içeren bir şey. en sağlıklısı, bu taahhüdün çerçevesini en başta belirlemek.

mesela:

- peki şuna karışır mısın, buna karışır mısın vs?
- ben her şeye karışırım.

bak, ne güzel! baştan konuşuyorsun, işine gelmeyen yoluna gidiyor.

böylesi bir açık çekle yola girmenin güzel yanı şu; neredeyse hiçbir şekilde karışman gerekmiyor.

dışarıdan gözlemlediğim kadarıyla konuyu bireysel özgürlük ve tahakküm çerçevesinde ilkeleştirerek ele alan; zamanla rahatsız olsa dahi tutarlılık belasına ya ses etmiyor yahut fazlaca erteleyip agresyonla dışavuruyor.

dahası, taahhüdün sonucu olarak bu denli karışılmamak, zamanla umursanmama ve değer verilmeme alameti gibi algılanıp dolaylı şekilde dışavuruluyor.

bir erkeğin “sana ve seçimlerine güvenirim” gibi veciz sözlerle ortaya koyduğu karışmama taahhüdü şık gözükse de konu her zaman kişi veya seçimleriyle sınırlı olmayabilir. dahası, taahhüdü alan taraf samimiyetle problemin/rahatsızlık konusunun farkında bile olmayabilir. o noktadaki en makul uyarı dahi kaçınılmaz olarak 1-sözünü yemek, 2- ona güvenmemekle eşleşecektir. ikisinin de olumsuz sonuç yaratması kaçınılmaz.

bir de bu kısıtlama ‘kriterinin’ zaman zaman erkek özgüveninin alameti gibi sunulması var; işte karışma eğiliminin altında aslında özgüvensizlik yatıyormuş.

yüooo!

bence gayet yerli yerinde bir karşı argüman. bundan daha fazla bir cevaba lüzum olmadığı kanaatindeyim.

kısacası, herkesin kendi bileceği iş tabi ama hiç değilse benden ırak olsun.
devamını gör...

stoeger str 9 mc

dünyanın en saçma gizli taşıma tabancası bu olabilir.

geçen sene bu segmentte bir süre araştırma yapıp bunu aldım. (bir tane de ufak carry gun olsun istedim). beretta’ya olan güven nedeniyle stoeger’e yöneldim, güya o kaliteyi bulacaktık. alakası yokmuş. bunca yıldır kullandığım tabancalar arasında açık ara en kötüsü, diyebilirim

almadan önce, stoeger’in umursamazlığı ve şarjör yay sertliğine dair birçok video izlememe rağmen, biraz da abd’li silah yayıncılarının videolarında ergonomi üzerine söylediklerinden etkilenerek eleştirileri ikinci plana attım.

boyutlandırma ve ağırlık dengesi açısından gerçekten carry gun segmentinin glock 43x ile birlikte en dikkate değer olanlarından biri. ki, 43x’in 10’luk kapasitesine karşı 13 fişek kapasitesi sunuyor. (ama şarjöre maksimum 12 fişek basabiliyorsun, 13’ü zorlasan polimer tabanı kırmak işten değil)

stoeger’in verdiği çantayı görünce insanın zaten “poşette verseydiniz” diyesi geliyor. çantayı plastik enjeksiyon tezgahından alır almaz içine silahı koymuşlar gibi; insan bir çapaklarını alır.

çantadan 3 şarjör çıkıyor, 11 kapasiteli olanları direkt çöpe atabilirsiniz, çünkü eliniz biraz büyükse serçe parmağı boşta kalıyor.

şarjörler italyan yapımı olmakla beraber kaplama maplama yok, öylece yollamışlar ama şarjör yatağına iyi oturuyor ve dediğim gibi, yay sistemi çok sert. zamanla yumuşarmış falan da, diğer firmalar geri zekalı mı iddia ettiği kapasiteyi ancak zamanla sağlayabilecek şarjör yapmıyor. bildiğin, basit bir inovasyona bile gönlü yok firmanın. (tr fabrikasına gönderirsen yardımcı oluyorlarmış. e abi üretmediğin şarjör için sana yay söktürüp kara düzen müdahale ettirmeyi göze alsam sanayide de yaptırırım ben onu.)

hadi bunlara bile bile lades dedik.

gelelim pratik performansa: sürgü çekişi, polimer bir silahtan beklenmeyecek kadar sert. (o da zamanla yumuşuyormuş güya) baya baya çelik hand gun sınıfından bir tabanca kadar sert çekişli bir sürgüye sahip. beretta fs 92, sig sauer p 226, cz 75b neyse bu da onlara yakın. ne lüzum varsa! bazılarına sert kurulum keyifli geliyor (jericho yahut 14’lü browning olsa benim de hoşuma giderdi) ama toplam 155 mm uzunluğunda, boş ağırlığı 530 gr olan tabancanın, hele de fişek sürgü yatağındayken bu gerginlikte kurulu olması pek akıl karı değil. sürgü tutucunun tırnağı ise sürgüyü çok ince tutuyor, yani irca yay enerjisi çok düşük toleransla manipüle ediliyor. diğer yandan şarjör yay sertliği nedeniyle fişek yatağına fişek beslemesinin de çok sağlıklı olması beklenemez, benim başıma gelmedi ama çok seri atımda fişek takılma tecrübesi olanlar var. kısacası ufacık tabanca, fişeği atım yatağına verdiğin anda itibaren zemberek gibi duruyor. tamam, tabanca dediğinin mekanik olarak zinde olması iyidir ama bu kadarı (hele de tetik iç mandalı dışında hiçbir güvenlik yokken) baya sakat. şahsen hiçbir silahı fişek yatağına fişek verili halde belime takmak gibi bir alışkanlığım yok ama bununla hiç yapmam. bence kimse de yapmamalı.

iyi yönü, tek hareketli tetik mekanizması ezimde gayet tutarlı ve dayanma noktası gayet belirgin, tetik düşürmenin ne anda olacağını çok net hissedebiliyorsun.

atışa gelirsek; tabanca o zemberek haliyle her mermiyi yakmaya müsait gibi hissettiriyor ama 115 grain 9mm fişekle bile (silahın ergonomisi şahlanma kontrolü için gayet dengeli olmakla birlikte) enerjiyi bileğine kadar alıyorsun. mesela diğer kalibrelerde 45 acp, 38’lik veya 357 magnum atarken bile bu kadar hissetmiyorum. (bir arkadaş denediğinde el ayasını acıttığını söyledi.) zaten namlu kısa, tabanca enerjiyi ağırlığıyla manipüle edip sönümleyemiyor, haliyle seri atışta sonraki atışların sağa sola çekmemesi için bunu dikkate almak zorundasın. bu da ister istemez insanda silahı daha sıkı kavrama eğilimi yaratıyor ki, hem standart relaks modunu, hem de silah tutuş ve hedefleme alışkanlığını bozmaya çok müsait. sürekli bununla atsan bir süre sonra diğerlerinde ayarın bozulur.

ve bence en kötüsü; silahın gezinin manuel ayarlı tasarlanmış olması. lan carry gun’da kim ne etsin ayarlı gezi! müsabakaya mı gireceksin? hababam sıfırlama mesafesi mi değiştireceksin? allah gerek etmesin, maksimum 7-10 metre için gerekli olabilecek ve hiç kimsenin birincil silahı olarak tercih etmeyeceği bir tabancaya neden gez ayarı koyuyorsun?

başka bir silah olsa “yahu koymuş işte kullanmayıver” dersin ama silahın enerjisi saydığım sebeplerle o denli yüksek ki, gez, atış etkisiyle sağa sola kayıyor. bunu daha geçenlerde “ulan benim atışlar bununla niye sola çekiyor” diye düşünürken fark ettim. (hani atışları toplayamasan kendinden bilirsin, ‘buna alışamadım’ dersin ama tutarlı bir şekilde hedeflediğim yerin sol tarafına toplanıyor) gez, gözle görülür şekilde kaymış, çünkü vidası gevşemiş. (hiç böyle bir şey duymuşluğum yok ama böyle bir şeyin olması için sıfırlama değişikliği olmaksızın binlerce atış falan gerekir herhalde) atış sarsıntısıyla vida gevişiyorsa (umarım öyle değildir ama başka bir olasılık da gözükmüyor) daha neyine güveneyim ben bunun?

hasılı, yemişim ergonomisini, ağırlık merkezini falan, iyice soğudum silahtan.

ha şunu da ekleyeyim; ne kendi sitelerinde ne de piyasada buna dair hiçbir aksesuar bulamıyorsun. mesela glock için baktığın herhangi bir şeyi 500 farklı sitede ve rastgele gireceğin bir taktik mağazasında bulursun, ki bu ithal bir marka ama yerli markanın aksesuarını şusunu busunu bulamıyorsun. stoeger’den kydeks iç taşıma kılıfı sipariş ettim, onun bile çapakları duruyordu, kendim maket bıçağı ile temizledim. kılıfta iç kaplama yok, silahı çizdiği için onu da geri yolladım.

benim için baya rezalet bir deneyim oldu. devretmeyle falan da uğraşasım yok, zararı göze alıp devlete hibe edecek raddeye geldim. hani ürün iadesi kovalayayım desen prosedürü ayrı dert, götürüp elden vereyim, desen sırf yollarda o kadarlık benzin yakarsın. (bir de silah işi öyle bir şey ki, bir kere soğudun mu bir daha yüzüne bakasın gelmiyor.)

sonra, yerli üretici bilmem ne muhabbeti yaparlar. allah’tan canik gibi yüz akı bir firma var(mış) da oradan biraz yırtıyoruz. ki canik vs benim hiç ilgi alanımda değildi ama biraz araştırınca fark ettim ki (en azından carry gun segmentinde), hiç başka yere bakmaya lüzum yokmuş. hayırlısı bakalım.
devamını gör...

kişisel gelişim kitapları

klasiklerden, joseph murphy’nin bilinçaltının gücü dikkate değer bir kitaptır. (ne kadar kişisel gelişim sayılır bilemem ama okumakta fayda var, diyebilirim.)

bir dönem çok meşhur olan tony robbins’in kitaplarında vurguladığı, düşünsellik-duygu durum-aktivasyon korelasyonu (bunu keşfeden kendisi olmasa da daha çok onun yazdıklarıyla gündeme geldi) ile davranış adaptasyonu pratikte ciddi fayda sağlayan yöntemler. özellikle dikkat, sakinlik, soğukkanlılık gerektiren eylemlerin alışma aşamasında faydasını gördüm, hala zaman zaman kullanırım.

robert cialdi’nin iknanın psikolojisi eseri doğrudan kişisel gelişim kategorisine girmese de, farkındalık anlamında harika bir kitaptır.

son dönemde ise james clear’ın atomik alışkanlıklar kitabı yine emsallerinden ayrılan bir örnek gibi gözüküyor. (bunu henüz bitirmediğim için çok net bir şey söyleyemiyorum.)

bu tür kitapları seçerken klasik lansman önsözlerden ziyade, yazar ve eserlerine dair akademik çevreden gelen eleştirileri/değerlendirmeleri okumak ve yazarın metinde referans verdiği kaynakların ciddiyetine göz atmak faydalıdır.

kaliteli örnekler var ama bu tür örnekler genellikle roman gibi okuyup sindirmeye çok müsait olmuyor. biraz cedelleşmek gerekiyor.
devamını gör...

uy başuma gelenler

bir yaz dizisine göre oldukça özgün bir senaryosu ve diyalog yazımı vardır.

yine bir yaz dizisine göre oyuncu kadrosu oldukça kalitelidir.

aykut oray, başak köklükaya, devrim atmaca, mustafa üstündağ, parkan özturan oyunculuklarıyla çok ön plana çıkar. özellikle mustafa üstündağ cemal karakteriyle müthiş performans sergiler.

dizinin, zaman zaman durum komedisi içeren ve south park sessizliğini andıran ilginç sekansları vardır.

türk dizi tarihinin bence en ilginç dizilerinden biri olabilirdi ancak çok kısa sürede yayından kalktı.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarını ağlatan filmler

mommo kız kardeşim.

ağlatmasa da baya içlenmiştim.
devamını gör...

sexting

dirty talk yönü çok saçma sonuçlar doğurmaya müsait.
devamını gör...

ismet özel

siyasi söylemleri bir gariptir ama ismet özel özelinde bir tutarlılığı vardır. zira provokatifliği seven biridir.

şairliği muhteşemdir.
devamını gör...

bütün erkekler aynısınız diyen kadın

böyle bir sözle muhatap olmadım ama can sıkıcı bir söylem gibi duruyor.

başka erkek muhabbeti zaten en baştan falso da, bir de seni başkasıyla eşitliyor. sen daha kötüsün, daha naletsin dese o kadar can sıkıcı olmaz. yoktan yere rekabete sokup bir de beraberlik ilan ediyor.

düşününce bile kalbim paramparça oldu.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim