ray carmine (yazar)
başlık "mariyya" tarafından 25.03.2025 00:19 tarihinde açılmıştır.
nickaltı sahibi yazar profili: ray carmine
1.
başlığı becerememişim az önce düzeltiyorum djjd.
niye kimse karşılamadı bu yazarımızı ya. neyse hoşgelmiş kalemi kuvvetli bir yazar. gözüm kendisini hemen bir yerden ısırdı tabi, iyi sözlükler diliyorum.*
niye kimse karşılamadı bu yazarımızı ya. neyse hoşgelmiş kalemi kuvvetli bir yazar. gözüm kendisini hemen bir yerden ısırdı tabi, iyi sözlükler diliyorum.*
devamını gör...
2.
hoş gelmiş bir yazar.
#3483464 <--- bu 7 milyar satırlık tanımı görünce * ekşiden geldiğini düşündüm yazar.
ve böyle tanımlar çok mutlu ediyor beni.
üşenmeden yazdığı için teşekkür ediyorum. uyuyup uyabilirsem okuyacağım vatsapıma yolladım.
az önce (2 saat önce falan az önce dediğim de) yine bir uzuun tanım gördüm, hiçbir kelimesine katılmıyorum, bastım +yı.
şevkle yazanlar vardır.
bir de entelektüel bir konuda bir şeyler yazılıyor. gözlerim dolu dolu, özellikle bulmuyorum, tesadüfen karşıma düşüyor.
koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derlermiş.
o hesap olduk diye korkuyordum.
körler sağırlar birbirini ağırlar şeyi.
bu sözlük göçleri sevindiriyor beni.
insan okumak da istiyor çünkü. insan okuyan da bir hayvandır.
#3483464 <--- bu 7 milyar satırlık tanımı görünce * ekşiden geldiğini düşündüm yazar.
ve böyle tanımlar çok mutlu ediyor beni.
üşenmeden yazdığı için teşekkür ediyorum. uyuyup uyabilirsem okuyacağım vatsapıma yolladım.
az önce (2 saat önce falan az önce dediğim de) yine bir uzuun tanım gördüm, hiçbir kelimesine katılmıyorum, bastım +yı.
şevkle yazanlar vardır.
bir de entelektüel bir konuda bir şeyler yazılıyor. gözlerim dolu dolu, özellikle bulmuyorum, tesadüfen karşıma düşüyor.
koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derlermiş.
o hesap olduk diye korkuyordum.
körler sağırlar birbirini ağırlar şeyi.
bu sözlük göçleri sevindiriyor beni.
insan okumak da istiyor çünkü. insan okuyan da bir hayvandır.
devamını gör...
3.
kendisi dahlvier'in ta kendisidir!
evet. nerden mi biliyorum.
#3486406
burda masum koylu ray carmine soyle bi tanim girmis.
#3486426
burda da dahlvier bu 'tanimima' modlar dokunmasin demis...
bu 'tanimina' ha...
bu tanimina....
zaten sissy havhav'in ray carmine'in basligina yazan ikinci kisi olmasindan anlamaliydim!
teskilat misiniz lan siz!
teskilat misiniz lan!
teskilaaaat!

evet. nerden mi biliyorum.
#3486406
burda masum koylu ray carmine soyle bi tanim girmis.
#3486426
burda da dahlvier bu 'tanimima' modlar dokunmasin demis...
bu 'tanimina' ha...
bu tanimina....
zaten sissy havhav'in ray carmine'in basligina yazan ikinci kisi olmasindan anlamaliydim!
teskilat misiniz lan siz!
teskilat misiniz lan!
teskilaaaat!

devamını gör...
4.
#3486406
günaydınlar
sözlükle ilgili saçma sapan bilgiler vermeye geldim. karma ve madalya sistemi bence sözlük ilk açıldığında, 2 cümle goygoy yapan yazar bolluğu yüzünden sözlükte 2 gram da doğru düzgün içerik olsun amacıyla ve insanlar yazsın da arama motorunda görünelim yav kafasıyla kurulmuş teşvik sistemleri.
madalyalar verilirken editörlerin beğenip beğenmemesi gibi bir durum da söz konusu değil. bir zümrenin de bir şeyi değerlendirdiği yok yani. 3 şeye bakılıyor:
1- özgün mü?
2-kaç kelime?
3- bilgi veriyor mu?
bu kadar tüm kriterler. o konu hakkında iyi kötü bilgi vermişse, belirli bir kelime sayısının üzerinde ise (yanlış hatırlamıyorsam 150 idi) ve de bir yerden copy paste değilse alıyor madalyayı. yorumsal süslemeler ve üslup falan hiç etkili değil bu işte.
başta saçma bulmuştum ama madalya sistemini seviyorum. şu yüzden seviyorum, bir profile girdiğimde madalyalı tanımlar'a tıklayarak kolayca o kişinin uzun uzun ve hevesle yazdığı konular neler pıt diye görme imkânı oluyor.
ikisinin de bunun dışında hiçbir şeye bir faydası yok.
4 yılın sonunda madalya alan tanımları ben dahil toplam 7 kişi okuduğu, kimse uzun uzadıya bir şey de yazmadığı ve de bakkalda alınabilir bir şey de kalmadığı için ben karmalarım ve madalyalarımla göt gibi kaldım.
keşke gerçekten yazarlara eft yapabilsek.
günaydınlar
sözlükle ilgili saçma sapan bilgiler vermeye geldim. karma ve madalya sistemi bence sözlük ilk açıldığında, 2 cümle goygoy yapan yazar bolluğu yüzünden sözlükte 2 gram da doğru düzgün içerik olsun amacıyla ve insanlar yazsın da arama motorunda görünelim yav kafasıyla kurulmuş teşvik sistemleri.
madalyalar verilirken editörlerin beğenip beğenmemesi gibi bir durum da söz konusu değil. bir zümrenin de bir şeyi değerlendirdiği yok yani. 3 şeye bakılıyor:
1- özgün mü?
2-kaç kelime?
3- bilgi veriyor mu?
bu kadar tüm kriterler. o konu hakkında iyi kötü bilgi vermişse, belirli bir kelime sayısının üzerinde ise (yanlış hatırlamıyorsam 150 idi) ve de bir yerden copy paste değilse alıyor madalyayı. yorumsal süslemeler ve üslup falan hiç etkili değil bu işte.
başta saçma bulmuştum ama madalya sistemini seviyorum. şu yüzden seviyorum, bir profile girdiğimde madalyalı tanımlar'a tıklayarak kolayca o kişinin uzun uzun ve hevesle yazdığı konular neler pıt diye görme imkânı oluyor.
ikisinin de bunun dışında hiçbir şeye bir faydası yok.
4 yılın sonunda madalya alan tanımları ben dahil toplam 7 kişi okuduğu, kimse uzun uzadıya bir şey de yazmadığı ve de bakkalda alınabilir bir şey de kalmadığı için ben karmalarım ve madalyalarımla göt gibi kaldım.
keşke gerçekten yazarlara eft yapabilsek.
devamını gör...
5.
#3489051
bilgi için rica ederim her şeyden önce.
zaten ben de madalya ve karmalarımla göt gibi kalışıma vurgu yapmak için yazdım onca şeyi, o yüzden o kısmı sona sakladım vurucu olsun diye ama olmamış anlıyorum ki. *
bari insan bi normal sözlük baskılı tişört falan hediye eder pijama yapıp giysinler diye. mesela 300 madalyaya 1 tişört. yoldaşa öneriym. kabul edeceğini düşünmüyorum, herhangi bir mantıklı önerim kabul edilmedi. insanolunbiraz bu durumla nasıl başa çıkıyor hiç bilmiyorum...
beleş kitap var dediler geldik, şimdi o da yok.
bilgi için rica ederim her şeyden önce.
zaten ben de madalya ve karmalarımla göt gibi kalışıma vurgu yapmak için yazdım onca şeyi, o yüzden o kısmı sona sakladım vurucu olsun diye ama olmamış anlıyorum ki. *
bari insan bi normal sözlük baskılı tişört falan hediye eder pijama yapıp giysinler diye. mesela 300 madalyaya 1 tişört. yoldaşa öneriym. kabul edeceğini düşünmüyorum, herhangi bir mantıklı önerim kabul edilmedi. insanolunbiraz bu durumla nasıl başa çıkıyor hiç bilmiyorum...
beleş kitap var dediler geldik, şimdi o da yok.
devamını gör...
6.
dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ilgili entryleri emek ve güzel gözlemlerle bezenmiş. takip edilesi bir yazar.
devamını gör...
7.
dehb hakkında yazdıkları
dehb hakkında tecrübelerini paylaşıp, faydalı ve
bilgilendirci içeriklere imza atıyor. kişisel hikayesi ve tespitleri genel üstün körü tanımlardan çok daha değerli. emeği için teşekkür ediyorum.
dehb hakkında tecrübelerini paylaşıp, faydalı ve
bilgilendirci içeriklere imza atıyor. kişisel hikayesi ve tespitleri genel üstün körü tanımlardan çok daha değerli. emeği için teşekkür ediyorum.
devamını gör...
8.
#3780952
hocam her şeyden önce geçmiş olsun demek isterim. bu konuda sanırım dün de düşüncelerinizi paylaştınız, beni de üzdü çünkü ilk entryi okumuştum ve diğerlerini okumaya da niyet etmiştim.
benzer bir dert benim de başımda var ve başka yazar arkadaşların da. daha önce de belirttiğim üzere, anonim bir hesap kullanıldığı için sanırım, her şeye yarabbi şükür deyip geçiyorlar.
en anlamadığım, ekip komple mi böyle? çünkü 1 kişi delidir, ötekiler müdahale eder normal koşullarda. ayıptır manyak mısın der, uyarır, inisiyatif alır, bişi yapar? her biri gözüne kestirdikleri birilerine zorbalık ve sansür uyguluyorlar sanırım kafalarına göre. gerçekten çok enteresan. :d
hocam her şeyden önce geçmiş olsun demek isterim. bu konuda sanırım dün de düşüncelerinizi paylaştınız, beni de üzdü çünkü ilk entryi okumuştum ve diğerlerini okumaya da niyet etmiştim.
benzer bir dert benim de başımda var ve başka yazar arkadaşların da. daha önce de belirttiğim üzere, anonim bir hesap kullanıldığı için sanırım, her şeye yarabbi şükür deyip geçiyorlar.
en anlamadığım, ekip komple mi böyle? çünkü 1 kişi delidir, ötekiler müdahale eder normal koşullarda. ayıptır manyak mısın der, uyarır, inisiyatif alır, bişi yapar? her biri gözüne kestirdikleri birilerine zorbalık ve sansür uyguluyorlar sanırım kafalarına göre. gerçekten çok enteresan. :d
devamını gör...
9.
#3779822
kardeşim canını sıkma. burada flood meselesinin katolik bir yorumu var. önce biz bir yakalım bunları cadıysa doğru bir iş yapmış oluruz değilse de tanrı zaten affeder.
bir konu hakkında bir başlığa farklı aralıklarla uzun uzun düzenli yazılmış, özenildiği belli olan, bir bağlamı bir içeriği olan, başlıkları, referansları olan, tartışma amacı gütmeyen, reklam olmayan, tek bir kişi tarafından içerik giriliyor. karşılıklı bir tartışma da yok he.
yani kardeşim tamam mod sun kuralı işleteceksin de birazcık da sezgisel ol, asperderli otistik gibi sosyal, insani becerilerden yoksun musun? bu nasıl bir nobranlık. içeriği gözünün ucuyla bir oku, bir değerlendir, buradaki hevesin ve emeğin tadını, kokusunu bir al, düzene, estetiğe bir bak bunu yine de silmeye karar verdiysen insan olsan dersin ki; ya ben bu arkadaşın hevesini böyle kırmayayım önden bir uyarayım. adamın yaptığında 100 yıllık sözlük formatları silsilesine uymayan, kaos çıkartaca hiçbir şey yokken sen iyi misin ya? yöneticilik böyle birşey değil ha, sakın hayatında böyle hatalar yapma. her insan için değil ama bazı insanları kolay harcama, sana dönüşü fena olur. burası gibi oyun sahası değil hayat.
kardeşim canını sıkma. burada flood meselesinin katolik bir yorumu var. önce biz bir yakalım bunları cadıysa doğru bir iş yapmış oluruz değilse de tanrı zaten affeder.
bir konu hakkında bir başlığa farklı aralıklarla uzun uzun düzenli yazılmış, özenildiği belli olan, bir bağlamı bir içeriği olan, başlıkları, referansları olan, tartışma amacı gütmeyen, reklam olmayan, tek bir kişi tarafından içerik giriliyor. karşılıklı bir tartışma da yok he.
yani kardeşim tamam mod sun kuralı işleteceksin de birazcık da sezgisel ol, asperderli otistik gibi sosyal, insani becerilerden yoksun musun? bu nasıl bir nobranlık. içeriği gözünün ucuyla bir oku, bir değerlendir, buradaki hevesin ve emeğin tadını, kokusunu bir al, düzene, estetiğe bir bak bunu yine de silmeye karar verdiysen insan olsan dersin ki; ya ben bu arkadaşın hevesini böyle kırmayayım önden bir uyarayım. adamın yaptığında 100 yıllık sözlük formatları silsilesine uymayan, kaos çıkartaca hiçbir şey yokken sen iyi misin ya? yöneticilik böyle birşey değil ha, sakın hayatında böyle hatalar yapma. her insan için değil ama bazı insanları kolay harcama, sana dönüşü fena olur. burası gibi oyun sahası değil hayat.
devamını gör...
10.
yani inanılmaz manasız maddeler var, dilerseniz "yönetim"* ile irtibata geçebilirsiniz, ki kendilerinin size zaten bunu girilerinizi silmeden önce söylemeleri gerekli idi :d. yani spesifik olarak bu konuda böyle bir yazı dizisi gibi bir şey oluşturmak istiyorsanız şöyle bir başlık açıp şu şekilde ilerleyebilirsiniz diye.
18-) flood, (bir başlığa aynı gün içinde birden fazla tanım girmek) özel durumlar harici yasaktır.
18.1) bir başlık altında hikaye yazmak ‘moderasyona danışıldığı takdirde’ uygundur.
18.2) gündem, futbol ve radyo başlıklarına birden fazla olarak girilen tanımlar flood kuralına tabi değildir.
19-) yazar kişisi spesifik bir konu belirleyip yalnızca bu konuda hakkında içerik ürettiği takdirde, yönetim işlem yapabilir.
bu tür özel hesaplar yönetime danışıldığı takdirde uygundur.
bir akdaşımızın öykülerini ve stand up ses kayıtlarını bir seri şeklinde paylaştığı 2 başlık var halihazırda.
kendi kurallarından bihaber oldukları için kullanıcıları doğru yönlendirememeleri son derece normal. :d.
bu kadar yetersiz iken bu kadar "mükemmeliyetçi" olmaya soyunmasalar böyle tepki çekmeyecekler halbuki...
18-) flood, (bir başlığa aynı gün içinde birden fazla tanım girmek) özel durumlar harici yasaktır.
18.1) bir başlık altında hikaye yazmak ‘moderasyona danışıldığı takdirde’ uygundur.
18.2) gündem, futbol ve radyo başlıklarına birden fazla olarak girilen tanımlar flood kuralına tabi değildir.
19-) yazar kişisi spesifik bir konu belirleyip yalnızca bu konuda hakkında içerik ürettiği takdirde, yönetim işlem yapabilir.
bu tür özel hesaplar yönetime danışıldığı takdirde uygundur.
bir akdaşımızın öykülerini ve stand up ses kayıtlarını bir seri şeklinde paylaştığı 2 başlık var halihazırda.
kendi kurallarından bihaber oldukları için kullanıcıları doğru yönlendirememeleri son derece normal. :d.
bu kadar yetersiz iken bu kadar "mükemmeliyetçi" olmaya soyunmasalar böyle tepki çekmeyecekler halbuki...
devamını gör...
11.
#3836267;
bahsi geçen entry'e edit olarak attığı yazıyı, dil ve anlatım açısından her ne kadar talihsiz ve bahsi geçen konuyla da bir o kadar alakasız bulsam da, bir de üşenmeden nickaltıma kopyalayıp ''okuduğunu anlamak elzem'' dedikten sonra, sanki eleştirinin kendisine değil de iddia ettiği garip şeylere dair bi tez varmış gibi tekrardan aynı iddiaları dile getirmesini şaşkınlıkla okudum açıkçası.
benle ilgili bulabildiğim tek kısma gelirsek; ilgili entry'nin neredeyse 5 te 1'ini kaplayan bi cümleyi ''bir yana'' şeklinde diye bitirince ''bunu geçtik'' anlamına geldiğini sanmasın tuhaflığı bir yana(bunu geçmedik), ''bunu geçtik'' diye vermeye çalıştığı bilginin de bilimde bir yeri yok zaten, geçili.
tıpkı 300 milyon km öteden geçen bi buz parçasına ortada elle tutulur hiçbir veri yokken ''uzaylı kolonisi'' olduğu çalışmasını ortaya atan astrofizikçinin yanılmış olmasının da bi değeri olmadığı gibi. bilim böyle bir şey.
özetle; ''0 antropoloji bilgisi, 0 fizik, 0 hede bilgisi'' şeklinde mübalağanın cılkını çıkarıldığı, ''x çalışmasında yanıldı'' tarzında hiçbir değer taşımayan söylemlerle eleştirilmeye kalkılmasının ucuzluğuna itafen bir yazıydı.
zira entry içerisindeki diğer ifadeler zaten bi eleştiri değil, iddia. konu dışı.
bahsi geçen entry'e edit olarak attığı yazıyı, dil ve anlatım açısından her ne kadar talihsiz ve bahsi geçen konuyla da bir o kadar alakasız bulsam da, bir de üşenmeden nickaltıma kopyalayıp ''okuduğunu anlamak elzem'' dedikten sonra, sanki eleştirinin kendisine değil de iddia ettiği garip şeylere dair bi tez varmış gibi tekrardan aynı iddiaları dile getirmesini şaşkınlıkla okudum açıkçası.
benle ilgili bulabildiğim tek kısma gelirsek; ilgili entry'nin neredeyse 5 te 1'ini kaplayan bi cümleyi ''bir yana'' şeklinde diye bitirince ''bunu geçtik'' anlamına geldiğini sanmasın tuhaflığı bir yana(bunu geçmedik), ''bunu geçtik'' diye vermeye çalıştığı bilginin de bilimde bir yeri yok zaten, geçili.
tıpkı 300 milyon km öteden geçen bi buz parçasına ortada elle tutulur hiçbir veri yokken ''uzaylı kolonisi'' olduğu çalışmasını ortaya atan astrofizikçinin yanılmış olmasının da bi değeri olmadığı gibi. bilim böyle bir şey.
özetle; ''0 antropoloji bilgisi, 0 fizik, 0 hede bilgisi'' şeklinde mübalağanın cılkını çıkarıldığı, ''x çalışmasında yanıldı'' tarzında hiçbir değer taşımayan söylemlerle eleştirilmeye kalkılmasının ucuzluğuna itafen bir yazıydı.
zira entry içerisindeki diğer ifadeler zaten bi eleştiri değil, iddia. konu dışı.
devamını gör...
12.
#3839087
e sırayla gidelim madem:
#3836254 ne demişsin?
yani en azından şirazeyi bilim nedir, nasıl işler temelinden çıkaracak kadar kaçırmamak gerekiyor ki ''x çalışması yanlış çıktı ehie'' tarzı bir şeyi eleştiriye derinlik katan bi argümanmış gibi sunulduğu komik bir durumda kalınmasın
neye istinaden?
adamın 30 küsur yıldır kendi öz uzmanlık alanında savunduğu, televizyon televizyon gezip 8’lik deprem olacak diye çığırtkanlık yaptığı konuda aksi yönde veri elde edilmiş, buna dair çalışma uluslararası alanda bilimsel yayın olarak sunulmuş. buna rağmen celal şengör “bilimsel veriler bunu gösteriyor” türküsünü söylemeye devam etmiş.
üzerine, itü’de bir öğretim görevlisi çalışmasıyla bunların (celal şengör’ün deyimiyle) zırvalık olduğunu tespit etmiş. peki ‘direkt olarak jeoloji literatürünü değiştiren’ biri olarak “bilim nedir, nasıl işler” mevzularında söz sahibi olan celal şengör ne yapmış? “yahu bu bilimdir, yanlışlanma bilimin doğasında vardır, bizim çalışma kökten yanlış çıktı” dememiş, önce çalışma sahibine yanlamaya kalkmış, bakmış olmayacak “biz seni arayacağız” deyip adamın çalışmasına çöreklenip onu dışarıda bırakmış. onunla da yetinmemiş, o çalışmayı da, kendi haritalarının 14 farklı versiyonuna emniyet sübabı olarak revizyon malzemesi yapıp yine gerçeği sümen altı etmiş ve yine televizyon televizyon gezip aynı masalı anlatmış.
cenk yaltırak’ın konu dışına paslanmaya çalışılan bu iddialarından anlaşıldığı kadarıyla; bilimsel veri tahrifinden tut da, bilgi gizleme ve başkasının çalışmasını aparmaya kadar, bir bilim adamı için utanç kaynağı olarak örneklenebilecek her türlü etik dışı davranışı sergilemiş mi? sergilemiş. hazır literatür değiştirmişken “bilim nedir nasıl işler”e dair bir kaide değişikliğine de gideyim, demediyse bunları etik bağlamda ele almak fazla naif kalıyor.
konunun asli unsuru olan bu çerçeveyi tekrar veriyorum ki, “bilim de bilim” sloganları arasında bade olmasın.
benim yazdığım ilk entry’de #3836218 cümle devamında bariz şekilde açılan ve akabinde açıkça vurgulanan şey mevzunun bu yönü değilmiş de; sanki tezin yanlışlığı merkeze alınmış gibi “x çalışması yanlış çıktı” hokkabazlığıyla lanse edilen eleştiri üzerinden laf harcamanın bir ederi olması için devamında söylenenler arasında ilişki olmaması, bunların ayrı ayrı argümente edilmiş olması iktiza eder.
zira temel düzeyde okuduğunu anlama yetisini haiz birinin, bahsedilen yanlışlığın eleştiriye derinlik katan değil, bağlam sağlayan bir fonksiyonu olduğunu anlaması beklenir. hani, aksi yönde bir ispat olsa, eleştiri, icra edilen alengirli işlerden bağımsız olarak tezin yanlışlığı üzerinden ayrıca işlense neyse! hayır, adamın tezinin yanlışlanmasına göbekten bağlı bir olay örgüsü ve bununla yüzleşen celal şengör’ün ‘bilimsel’ tutumuna dair eleştiriyi, mezkur yanlışlanmayı ifade etmeden nasıl yapacaksak artık! doğrulanmış tez üzerinden farazi rant çelişkisi üretir gibi divan açıp “bakın bilimsel bir tez, argüman veya veri seti yanlışlanabilir” diye dipnot atacağız ki, birileri çıkıp bilimsellik-101 üzerinden keh keh yapmasın.
direkt olarak jeoloji literatürünü değiştiren, yer biliminde devrim olarak nitelendirilen bir çok keşifte ismi olan, dolayısıyla bir jeologun alabileceği en prestijli ödülleri alabilmiş bir bilim insanını, bilgisayarın cılız ışığı altında hınçla yermeye çalışırken de b.kunu çıkarmamak gerekiyor.
madem konuya bilimsel yaklaşıyoruz, usule de riayet edelim.
bak mesela bu söylediklerinin, ne celal şengör’ün kendi uzmanlık alanında, ne de söz söylediği diğer alanlarda bilimsel anlamda beş kuruşluk ederi yok.
değil celal şengör, dünyanın gelmiş geçmiş en etkin, en başarılı bilim insanları için de bunlar sadece ve sadece referanstan ibarettir. günün sonunda, kadro/unvan ayırma, finanse etme, kaynak sağlama, dinlemeye değer görme, itibar etme, kamuoyuna örnekleme seçimleri için intiba edinmekten öte bir değer arz etmez. bunların ömrü ise kelam edene kadardır. çünkü o, işleyişine vukufiyetle övündüğünüz bilim, ortaya atılan iddiayı, sunulan tezi, edilen kelamı taşınan unvanlardan ve kişisel referanslardan bağımsız değerlendirmekle mükelleftir.
keza tartışma usülü açısından da durum aynıdır. celal
şengör’ün ya da herhangi birinin, uzmanlık alanında ya da uzmanlık alanı dışında ortaya attığı iddia, yaptığı değerlendirme (kendi rızasıyla) aleniyete intikal ettiği andan itibaren o kişinin taşıdığı titrlerin hiçbir kıymeti yoktur; kelam para eder. geçer akçe, sözünüzün/iddianızın doğruluğu, akla/mantığa uygunluğu, tutarlılığı, mümkünse sınanabilirliği ve olası tenkitler karşısındaki stabilitesidir.
haliyle her kim olursa olsun, o kelamı ettikten, o işi yaptıktan sonra; bilgisayarın cılız ışığı altından, portakal kasası üzerinden, kuytu köşe başlarından yahut makbul meskenlerden gelen herhangi bir eleştiriden; taşıdığı unvan, aldığı ödül veya kendisine atfedilen değer nedeniyle azade değildir. mesela ben bunları, telefonun ekran parlaklığından yararlanarak yazıyorum. neden? çünkü mevzu intiba terazisine vurulacak sınırı geçmiş.
‘biri vedat milör’e söz söylese de adamın cv’sini yayınlasam’ diye fırsat kollayanlar gibi, her mevzuda celal şengör’ün akademik geçmişini yüceltmenin iler tutar bir yanı yok.
bilimsel alanda etik dışı davranıyorsa davranıyordur; herhangi bir alanda saçmalıyorsa saçmalıyordur; bunları ifade etmek için kimsenin bilmem ne bilimler akademisine dilekçeyle başvurup icazet alma yükümlülüğü yok. geçelim o fasılları.
boku cümle içinde kullanarak şakayı da yaptık, kıps.
bak mesela şöylesi bir lakaytliğe karşı aynı tondan mukabele etmemişim. ki, uslûbu belirleyen muarızken meşruiyet açısından bir sorun yok ve üzerinize afiyet, biraz talimliyimdir o işlerde ama bilimperestlikmiş, celalmiş, şuymuş, buymuştan hiza alarak istihza divanı açıp kimseleri tahkir edesim yok. böyle kalmasını umuyorum.
sonraki entry’inde diyorsun ki:
bahsi geçen entry'de edit olarak kullandığı yazıyı, dil ve anlatım açısından her ne kadar talihsiz ve bahsi geçen konuyla da bir o kadar alakasız bulsam da, bir de üşenmeden nickaltıma kopyalayıp ''okuduğunu anlamak elzem'' dedikten sonra sanki eleştirinin kendisine değil de iddia ettiği garip şeylere dair bi karşıt tez varmış gibi tekrardan aynı iddiaları dile getirmesini şaşkınlıkla okudum açıkçası.
konuda isabetliliğine geleceğiz de; dil ve anlatımın talihsizliğinden neyi kastediyorsun bilmiyorum. üslup mu, niyet mi, çerçeve mi, içerik mi? genelde böylesi vurgular, yazının yazan kişiye yakışmazlığına dair bir gönderme içerir. ki, celal’den farklı olarak, konuştuğum alanda geçmişe dönük referansıma yaslanmadığım gibi yaslanılmasını geçerli görmüyorum. mevzu bu değilse, ne yapalım, bir talihsizliktir olmuş, diyeyim bari.
söylemin konuyla ilişkisi ise çok bariz. senin, benim yazdığım yazıyı bilimsel yanlışlanabilirlik çerçevesine alarak çarpıttığını, bilakis, mevzunun künhünün, o yanlışlamadan sonra celal’in sergilediği tutum ve davranışlar olduğunu söylemişim ve bunu daha da ayrıntılamışım.
bu konuda iddia edilen şeyler garip değil, vahim. aksine matuf bir iddian varsa elini tutan yok.
yok konu illa “x çalışması yanlış çıktı” olarak çerçevelenecek, diyorsan, o dediğine, cımbızlamayla tevil deniyor ve şu anda olduğu gibi beyan sahibini ısrarla dışlamayı gerektiriyor. tek taraflı bir şey olduğu için iştirak edemiyorum, kusura bakma.
entry’deki edit’i üşenmeden nick altına kopyalamamın iki sebebi var:
birincisi, burada (her nedense) aynı başlık altına mükerrer entry girilmiyor. (radyo, futbol, ıvık zıvık konular dışında yasakmış) böyle bir durumda herhangi bir konuda silsile gözetecek şekilde tartışma yürütmenin tek yolu, bunu nickaltına taşımak.
ama editle cevap vermek gibi aptalca bir yöntem kullanılabiliyor. entry giremediğin başlıkta bunu yapmaz da sadece nickaltında mukabele edersen, o başlıkta konuya dair ihtilafı gösteren bir şey olmuyor.
ikincisi; sadece edit yaparsan cevap verdiğin kişinin bundan haberi olmayabilir. şahsen ben bir konuda ihtilaf edip entry girdiğim her başlığı sonradan entryler editlenmiş mi diye kontrol etmiyorum. haliyle, madem sana mukabele ettim ve ihtilafın sürmesi muhtemel, editlemekle kalmayıp nickaltına da yazdım ki, haberdar olasın.
herhangi bir tartışmayı, aklı başında insanların kural koyduğu sözlüklerde nickaltına taşımak yahut yazılıp bitmiş bir entryi anlam düşüklüğü, typo, imla hatası düzeltme maksadı dışında editlemek gibi huylarım yoktur.
zira her ne kadar konu içinde kalsan da dışarıdan bakan için ister istemez ad hominem intibası yaratıyor. şahsileştirmek kaçınılmazsa dahi bunu ilgili başlıkta yapmayı tercih ederim. ancak mevcut şartlar buna müsade etmiyor.
ama madem buna dair bir gönderme var, aha şimdi buradan yazıyorum. bundan ötesini kuralı koyana aksettirmek lazım, ki şahsen benim muhatap olasım yok.
benle ilgili bulabildiğim tek kısma gelirsek; ilgili entry'nin neredeyse 5 te 1'ini kaplayan bi cümleyi ''bir yana'' şeklinde diye bitirince ''bunu geçtik'' anlamına geldiğini sanmasın tuhaflığı 'bir yana'(bunu geçmedik), ''bunu geçtik'' diye vermeye çalıştığı bilginin de bilimde bir yeri yok zaten. zaten geçili.
hayır, yine kasıtlı çarpıtıyorsun. entry’nin editten önceki kısmında (ki cümlelerinden ne kastettiğin, neyi refere ettiğin doğru düzgün anlaşılmıyor) “bir yana” ibaresinden sonra virgül geliyor ve ondan sonra celal şengör’ün yanlışlamadan sonraki tutumu vurgulanıp o şekilde devam ediliyor. “bir yana” şeklinde bitirmek söz konusu olmadığı gibi, sonradan dönülüp yanlışlanmışlık üzerinden eleştiri getirilmiyor. edit kısmında da açıkça zaten neyin eleştirildiği tekrar vurgulanıyor. gün gibi aşikar olan, orada duran entrydeki cümleler hakkında bile ‘bir yana diye bitirme’ iddiasında bulunmak, deli numarası yapmıyorsan, celal şengörvari bir etik anlayışına tekabül eder, uyandırmış olayım.
ayrıca yazının 5’te 1’ine tekabül eden cümleden senin cımbızlayarak çarpıtmaya çalıştığın kısım yazının kabaca 10’da 1’ine tekabül ediyor ve her ne kadar “kaplayan” diye zoomlanarak yazının odağı gibi lanse edilmeye çalışılsa da, bu kısım yazıda eleştiri unsuru olarak ele alınmayan tek kısım. ne kadar ilginç değil mi?
bunu geçtik diye verdiğim bilginin, daha önce de söylediğim gibi, celal şengör’ün bilimsel duruşunu sergilediği olaylarda bağlam belirleyici, meselenin geçmişini ve künhünü açıklayıcı bir yanı var. o olmadan celal’in yanlışlanmadan yanlışlanmış evhamına kapılıp türlü katakülllilere tevessül ettiği gibi irrasyonel bir anlatı ortaya çıkardı. yanlışlanmışken bile televizyonlarda eski tezi üzerinden söylem geliştiren adamın böyle bir halde kılını kıpırdatması beklenmez.
ama iddia ettiğinin aksine, bitmemiş cümleden cımbızlamayla tevil konusunda bu kadar ısrarcıyan bilime giriş-101 sloganı atmanın benim için bir sakıncası yok. iştirak edemesem de, gönlün olur.
tıpkı 300 milyon km öteden geçen bi buz parçasına ortada elle tutulur hiçbir veri yokken ''uzaylı kolonisi'' olduğu çalışmasını ortaya atan astrofizikçinin yanılmış olmasının da bi değeri olmadığı gibi. bilim böyle bir şey.
örneklerin paralel olmadığını varsaymak istiyorum çünkü “ortada hiçbir elle tutulur veri yokken” ibaresinden celal’e gidersek konu artık yanlışlanma değil spekülasyona dönüşür ki, bu halde konu üzerinden ürettiği söylemler etiğin değil, türk ceza kanunu’nda tanımlı suçun kapsamına girer. benim bile şu çerçevede celal hakkında böyle bir söylemim yok.
o yüzden şu “bilim böyle bir şey” diye verilen örneği tekil ele almak daha sağlıklı olacak.
300 milyon km öteden geçen bir buz parçasında ortada elle tutulur hiçbir veri yokken uzaylı kolonisi olduğuna dair ‘çalışması’nı ortaya atan astrofizikçiyi, bırak bilim çevrelerini, aklı başında hiçbir insan ciddiye almaz. bu kişi bilimsellik iddiasındaysa ‘akli melekeleri yerinde mi’ şüphesi yaşanır. zira, doğruluğu veya yanlışlığından bağımsız olarak, bunun bilimsel çerçevede ele alınmasının birincil şartı veri ve o verinin bilgiye yahut ham veriden teoriye dönüşmedeki nedenselliğidir. olmayan veriden bilgi üretilemeyeceği gibi teorik çıkarımlar da yapılamaz. hatta bu halde öncül önerme de mümkün olmadığı ve genel olarak buz parçaları değil seçili bir buz parçası ele alındığı için (bilim felsefesi kapsamında) argüman olarak bile değerlendirilemez.
bunun bilimsel çalışmayla, bilimsel tezle, teoriyle; kısacası bilimle bağdaştırılacak hiçbir yanı yok. örnekte bilimle alakalı görünen bir tek astrofizikçi unvanı var, onun da kariyeri parlak gözükmüyor. astrolojiye geçiş aşamasında gider ayak gündem kovalıyor olabilir.
ve evet, onun yanılmış olmasının tabi ki hiçbir değeri yok, zira pozitif bilim alanında ortaya yanlışlanabilir/sınanabilir bir iddia koymadığından zaten bilimsel bir çerçevede değildi. bilim bununla ilgilenmez. hatta sana şöyle söyleyeyim; o buz parçası üzerinde bir uzaylı kolonisinin gerçekten var olduğu daha sonra keşfedilse dahi, aynı sebeplerle, o kişinin haklı çıkmasının bilimsel açıdan yine hiçbir değeri olmazdı.
bilimin işleyişinden dem vurup “bilim böyle bir şey” diyerek şöyle rezalet bir örnek vermek hakikaten akıl izan sınırları dışında. şu halinizle keh keh yapmalara hevesleniyorsunuz!
özetle; ''0 antropoloji bilgisi, 0 fizik, 0 hede bilgisi'' şeklinde mübalağanın cılkını çıkarıldığı, ''x çalışmasında yanıldı'' tarzında hiçbir değer taşımayan söylemlerle eleştirilmeye kalkılmasının ucuzluğuna itafen bir yazıydı.
mevzu mübalağaysa, diyelim ki öyle, ne oluyor yani?
hadi onu 0 değil de az bilmeye çekelim, o haliyle de eleştirmek için kafi değil mi?
ama zaten ortada bir mübalağa da yok çünkü burada ölçüyü veren, baremi belirleyen ben değilim, bizzat celal. çıktığı her programda “bilim, veri, bilimsellik” türküsü söyleyen, şunun bunun akademik kariyerini ‘bak şimdi fatihhh’le diline dolayan kendisi değil mi?
sosyal bilimler çerçevesinde değerlendirilebilecek söylemlerinin absürtlüğüne hiç değinmiyorum, hadi bunları sıradan cehaletin tezahürü olarak ele alalım. bilmiyor ama boş lak lak etmiş, diyelim.
uzmanlık alanı dışındaki pozitif bilim konularında dahi bilimsel konuştuğu iddiasında olan kendisi değil mi?
bakıyorsun, “babam bana matematik öğren demişti, onu dinlemedim, matematik bilmiyorum” diyor.
aynı adam, bilimsellik iddiasıyla, daha yasanın formülasyonunda çarpma mı toplama mı yapılması gerektiğini bilmeden kütle çekimini anlatmaya kalkıyor. yahut kulaktan dolma 3-5 şeyle rölativiteye içkin konuları anlatmaya kalkıyor. ve bilimsel bir konuşma yapma iddiasında!
yıllardır deprem gündemi köpürte köpürte edindiği bilinirlik, taşıdığı titr ve basındaki ilişkilerinin sağladığı imkanla bilimsel kavuğunu başına geçirip karagöz oynatır gibi her alanda apır sapır konuşuyor.
jeoloji alanında alan dışından biri böyle lambur lumbur konuşsa bilimsel ölçüt belirleyici celal’in o söylemi hiç (0) derekesine indirgeyeceğine dair en ufak şüphesi olan var mı?
hadi uzmanlığı falan geçelim de, kelamın para ettiği noktaya gelelim; e söyledikleri ya yanlış, ya eksik yahut nedenselliğine dair açıklama yapabilecek kadar bilmiyor.
biz de bütün bu zırvalıkları jeoloji alanında bilmem neler yapmış olmayla meşrulaştıracağız, celal’e söz söylemekliğin önüne cv seti çekeceğiz, dün bozduğumuz kantarda tartılmayı reddedeceğiz.
neredeymiş o yoğurdun bolluğu, söylesin de azıcık da biz serinleyelim.
bunlara dair söz söylersek de şu düzeydeki bilim telakkisinden bilim dersi alacağız!
hasılı, bilim sloganı atmak için bile daha fazlası gerekiyor.
e sırayla gidelim madem:
#3836254 ne demişsin?
yani en azından şirazeyi bilim nedir, nasıl işler temelinden çıkaracak kadar kaçırmamak gerekiyor ki ''x çalışması yanlış çıktı ehie'' tarzı bir şeyi eleştiriye derinlik katan bi argümanmış gibi sunulduğu komik bir durumda kalınmasın
neye istinaden?
adamın 30 küsur yıldır kendi öz uzmanlık alanında savunduğu, televizyon televizyon gezip 8’lik deprem olacak diye çığırtkanlık yaptığı konuda aksi yönde veri elde edilmiş, buna dair çalışma uluslararası alanda bilimsel yayın olarak sunulmuş. buna rağmen celal şengör “bilimsel veriler bunu gösteriyor” türküsünü söylemeye devam etmiş.
üzerine, itü’de bir öğretim görevlisi çalışmasıyla bunların (celal şengör’ün deyimiyle) zırvalık olduğunu tespit etmiş. peki ‘direkt olarak jeoloji literatürünü değiştiren’ biri olarak “bilim nedir, nasıl işler” mevzularında söz sahibi olan celal şengör ne yapmış? “yahu bu bilimdir, yanlışlanma bilimin doğasında vardır, bizim çalışma kökten yanlış çıktı” dememiş, önce çalışma sahibine yanlamaya kalkmış, bakmış olmayacak “biz seni arayacağız” deyip adamın çalışmasına çöreklenip onu dışarıda bırakmış. onunla da yetinmemiş, o çalışmayı da, kendi haritalarının 14 farklı versiyonuna emniyet sübabı olarak revizyon malzemesi yapıp yine gerçeği sümen altı etmiş ve yine televizyon televizyon gezip aynı masalı anlatmış.
cenk yaltırak’ın konu dışına paslanmaya çalışılan bu iddialarından anlaşıldığı kadarıyla; bilimsel veri tahrifinden tut da, bilgi gizleme ve başkasının çalışmasını aparmaya kadar, bir bilim adamı için utanç kaynağı olarak örneklenebilecek her türlü etik dışı davranışı sergilemiş mi? sergilemiş. hazır literatür değiştirmişken “bilim nedir nasıl işler”e dair bir kaide değişikliğine de gideyim, demediyse bunları etik bağlamda ele almak fazla naif kalıyor.
konunun asli unsuru olan bu çerçeveyi tekrar veriyorum ki, “bilim de bilim” sloganları arasında bade olmasın.
benim yazdığım ilk entry’de #3836218 cümle devamında bariz şekilde açılan ve akabinde açıkça vurgulanan şey mevzunun bu yönü değilmiş de; sanki tezin yanlışlığı merkeze alınmış gibi “x çalışması yanlış çıktı” hokkabazlığıyla lanse edilen eleştiri üzerinden laf harcamanın bir ederi olması için devamında söylenenler arasında ilişki olmaması, bunların ayrı ayrı argümente edilmiş olması iktiza eder.
zira temel düzeyde okuduğunu anlama yetisini haiz birinin, bahsedilen yanlışlığın eleştiriye derinlik katan değil, bağlam sağlayan bir fonksiyonu olduğunu anlaması beklenir. hani, aksi yönde bir ispat olsa, eleştiri, icra edilen alengirli işlerden bağımsız olarak tezin yanlışlığı üzerinden ayrıca işlense neyse! hayır, adamın tezinin yanlışlanmasına göbekten bağlı bir olay örgüsü ve bununla yüzleşen celal şengör’ün ‘bilimsel’ tutumuna dair eleştiriyi, mezkur yanlışlanmayı ifade etmeden nasıl yapacaksak artık! doğrulanmış tez üzerinden farazi rant çelişkisi üretir gibi divan açıp “bakın bilimsel bir tez, argüman veya veri seti yanlışlanabilir” diye dipnot atacağız ki, birileri çıkıp bilimsellik-101 üzerinden keh keh yapmasın.
direkt olarak jeoloji literatürünü değiştiren, yer biliminde devrim olarak nitelendirilen bir çok keşifte ismi olan, dolayısıyla bir jeologun alabileceği en prestijli ödülleri alabilmiş bir bilim insanını, bilgisayarın cılız ışığı altında hınçla yermeye çalışırken de b.kunu çıkarmamak gerekiyor.
madem konuya bilimsel yaklaşıyoruz, usule de riayet edelim.
bak mesela bu söylediklerinin, ne celal şengör’ün kendi uzmanlık alanında, ne de söz söylediği diğer alanlarda bilimsel anlamda beş kuruşluk ederi yok.
değil celal şengör, dünyanın gelmiş geçmiş en etkin, en başarılı bilim insanları için de bunlar sadece ve sadece referanstan ibarettir. günün sonunda, kadro/unvan ayırma, finanse etme, kaynak sağlama, dinlemeye değer görme, itibar etme, kamuoyuna örnekleme seçimleri için intiba edinmekten öte bir değer arz etmez. bunların ömrü ise kelam edene kadardır. çünkü o, işleyişine vukufiyetle övündüğünüz bilim, ortaya atılan iddiayı, sunulan tezi, edilen kelamı taşınan unvanlardan ve kişisel referanslardan bağımsız değerlendirmekle mükelleftir.
keza tartışma usülü açısından da durum aynıdır. celal
şengör’ün ya da herhangi birinin, uzmanlık alanında ya da uzmanlık alanı dışında ortaya attığı iddia, yaptığı değerlendirme (kendi rızasıyla) aleniyete intikal ettiği andan itibaren o kişinin taşıdığı titrlerin hiçbir kıymeti yoktur; kelam para eder. geçer akçe, sözünüzün/iddianızın doğruluğu, akla/mantığa uygunluğu, tutarlılığı, mümkünse sınanabilirliği ve olası tenkitler karşısındaki stabilitesidir.
haliyle her kim olursa olsun, o kelamı ettikten, o işi yaptıktan sonra; bilgisayarın cılız ışığı altından, portakal kasası üzerinden, kuytu köşe başlarından yahut makbul meskenlerden gelen herhangi bir eleştiriden; taşıdığı unvan, aldığı ödül veya kendisine atfedilen değer nedeniyle azade değildir. mesela ben bunları, telefonun ekran parlaklığından yararlanarak yazıyorum. neden? çünkü mevzu intiba terazisine vurulacak sınırı geçmiş.
‘biri vedat milör’e söz söylese de adamın cv’sini yayınlasam’ diye fırsat kollayanlar gibi, her mevzuda celal şengör’ün akademik geçmişini yüceltmenin iler tutar bir yanı yok.
bilimsel alanda etik dışı davranıyorsa davranıyordur; herhangi bir alanda saçmalıyorsa saçmalıyordur; bunları ifade etmek için kimsenin bilmem ne bilimler akademisine dilekçeyle başvurup icazet alma yükümlülüğü yok. geçelim o fasılları.
boku cümle içinde kullanarak şakayı da yaptık, kıps.
bak mesela şöylesi bir lakaytliğe karşı aynı tondan mukabele etmemişim. ki, uslûbu belirleyen muarızken meşruiyet açısından bir sorun yok ve üzerinize afiyet, biraz talimliyimdir o işlerde ama bilimperestlikmiş, celalmiş, şuymuş, buymuştan hiza alarak istihza divanı açıp kimseleri tahkir edesim yok. böyle kalmasını umuyorum.
sonraki entry’inde diyorsun ki:
bahsi geçen entry'de edit olarak kullandığı yazıyı, dil ve anlatım açısından her ne kadar talihsiz ve bahsi geçen konuyla da bir o kadar alakasız bulsam da, bir de üşenmeden nickaltıma kopyalayıp ''okuduğunu anlamak elzem'' dedikten sonra sanki eleştirinin kendisine değil de iddia ettiği garip şeylere dair bi karşıt tez varmış gibi tekrardan aynı iddiaları dile getirmesini şaşkınlıkla okudum açıkçası.
konuda isabetliliğine geleceğiz de; dil ve anlatımın talihsizliğinden neyi kastediyorsun bilmiyorum. üslup mu, niyet mi, çerçeve mi, içerik mi? genelde böylesi vurgular, yazının yazan kişiye yakışmazlığına dair bir gönderme içerir. ki, celal’den farklı olarak, konuştuğum alanda geçmişe dönük referansıma yaslanmadığım gibi yaslanılmasını geçerli görmüyorum. mevzu bu değilse, ne yapalım, bir talihsizliktir olmuş, diyeyim bari.
söylemin konuyla ilişkisi ise çok bariz. senin, benim yazdığım yazıyı bilimsel yanlışlanabilirlik çerçevesine alarak çarpıttığını, bilakis, mevzunun künhünün, o yanlışlamadan sonra celal’in sergilediği tutum ve davranışlar olduğunu söylemişim ve bunu daha da ayrıntılamışım.
bu konuda iddia edilen şeyler garip değil, vahim. aksine matuf bir iddian varsa elini tutan yok.
yok konu illa “x çalışması yanlış çıktı” olarak çerçevelenecek, diyorsan, o dediğine, cımbızlamayla tevil deniyor ve şu anda olduğu gibi beyan sahibini ısrarla dışlamayı gerektiriyor. tek taraflı bir şey olduğu için iştirak edemiyorum, kusura bakma.
entry’deki edit’i üşenmeden nick altına kopyalamamın iki sebebi var:
birincisi, burada (her nedense) aynı başlık altına mükerrer entry girilmiyor. (radyo, futbol, ıvık zıvık konular dışında yasakmış) böyle bir durumda herhangi bir konuda silsile gözetecek şekilde tartışma yürütmenin tek yolu, bunu nickaltına taşımak.
ama editle cevap vermek gibi aptalca bir yöntem kullanılabiliyor. entry giremediğin başlıkta bunu yapmaz da sadece nickaltında mukabele edersen, o başlıkta konuya dair ihtilafı gösteren bir şey olmuyor.
ikincisi; sadece edit yaparsan cevap verdiğin kişinin bundan haberi olmayabilir. şahsen ben bir konuda ihtilaf edip entry girdiğim her başlığı sonradan entryler editlenmiş mi diye kontrol etmiyorum. haliyle, madem sana mukabele ettim ve ihtilafın sürmesi muhtemel, editlemekle kalmayıp nickaltına da yazdım ki, haberdar olasın.
herhangi bir tartışmayı, aklı başında insanların kural koyduğu sözlüklerde nickaltına taşımak yahut yazılıp bitmiş bir entryi anlam düşüklüğü, typo, imla hatası düzeltme maksadı dışında editlemek gibi huylarım yoktur.
zira her ne kadar konu içinde kalsan da dışarıdan bakan için ister istemez ad hominem intibası yaratıyor. şahsileştirmek kaçınılmazsa dahi bunu ilgili başlıkta yapmayı tercih ederim. ancak mevcut şartlar buna müsade etmiyor.
ama madem buna dair bir gönderme var, aha şimdi buradan yazıyorum. bundan ötesini kuralı koyana aksettirmek lazım, ki şahsen benim muhatap olasım yok.
benle ilgili bulabildiğim tek kısma gelirsek; ilgili entry'nin neredeyse 5 te 1'ini kaplayan bi cümleyi ''bir yana'' şeklinde diye bitirince ''bunu geçtik'' anlamına geldiğini sanmasın tuhaflığı 'bir yana'(bunu geçmedik), ''bunu geçtik'' diye vermeye çalıştığı bilginin de bilimde bir yeri yok zaten. zaten geçili.
hayır, yine kasıtlı çarpıtıyorsun. entry’nin editten önceki kısmında (ki cümlelerinden ne kastettiğin, neyi refere ettiğin doğru düzgün anlaşılmıyor) “bir yana” ibaresinden sonra virgül geliyor ve ondan sonra celal şengör’ün yanlışlamadan sonraki tutumu vurgulanıp o şekilde devam ediliyor. “bir yana” şeklinde bitirmek söz konusu olmadığı gibi, sonradan dönülüp yanlışlanmışlık üzerinden eleştiri getirilmiyor. edit kısmında da açıkça zaten neyin eleştirildiği tekrar vurgulanıyor. gün gibi aşikar olan, orada duran entrydeki cümleler hakkında bile ‘bir yana diye bitirme’ iddiasında bulunmak, deli numarası yapmıyorsan, celal şengörvari bir etik anlayışına tekabül eder, uyandırmış olayım.
ayrıca yazının 5’te 1’ine tekabül eden cümleden senin cımbızlayarak çarpıtmaya çalıştığın kısım yazının kabaca 10’da 1’ine tekabül ediyor ve her ne kadar “kaplayan” diye zoomlanarak yazının odağı gibi lanse edilmeye çalışılsa da, bu kısım yazıda eleştiri unsuru olarak ele alınmayan tek kısım. ne kadar ilginç değil mi?
bunu geçtik diye verdiğim bilginin, daha önce de söylediğim gibi, celal şengör’ün bilimsel duruşunu sergilediği olaylarda bağlam belirleyici, meselenin geçmişini ve künhünü açıklayıcı bir yanı var. o olmadan celal’in yanlışlanmadan yanlışlanmış evhamına kapılıp türlü katakülllilere tevessül ettiği gibi irrasyonel bir anlatı ortaya çıkardı. yanlışlanmışken bile televizyonlarda eski tezi üzerinden söylem geliştiren adamın böyle bir halde kılını kıpırdatması beklenmez.
ama iddia ettiğinin aksine, bitmemiş cümleden cımbızlamayla tevil konusunda bu kadar ısrarcıyan bilime giriş-101 sloganı atmanın benim için bir sakıncası yok. iştirak edemesem de, gönlün olur.
tıpkı 300 milyon km öteden geçen bi buz parçasına ortada elle tutulur hiçbir veri yokken ''uzaylı kolonisi'' olduğu çalışmasını ortaya atan astrofizikçinin yanılmış olmasının da bi değeri olmadığı gibi. bilim böyle bir şey.
örneklerin paralel olmadığını varsaymak istiyorum çünkü “ortada hiçbir elle tutulur veri yokken” ibaresinden celal’e gidersek konu artık yanlışlanma değil spekülasyona dönüşür ki, bu halde konu üzerinden ürettiği söylemler etiğin değil, türk ceza kanunu’nda tanımlı suçun kapsamına girer. benim bile şu çerçevede celal hakkında böyle bir söylemim yok.
o yüzden şu “bilim böyle bir şey” diye verilen örneği tekil ele almak daha sağlıklı olacak.
300 milyon km öteden geçen bir buz parçasında ortada elle tutulur hiçbir veri yokken uzaylı kolonisi olduğuna dair ‘çalışması’nı ortaya atan astrofizikçiyi, bırak bilim çevrelerini, aklı başında hiçbir insan ciddiye almaz. bu kişi bilimsellik iddiasındaysa ‘akli melekeleri yerinde mi’ şüphesi yaşanır. zira, doğruluğu veya yanlışlığından bağımsız olarak, bunun bilimsel çerçevede ele alınmasının birincil şartı veri ve o verinin bilgiye yahut ham veriden teoriye dönüşmedeki nedenselliğidir. olmayan veriden bilgi üretilemeyeceği gibi teorik çıkarımlar da yapılamaz. hatta bu halde öncül önerme de mümkün olmadığı ve genel olarak buz parçaları değil seçili bir buz parçası ele alındığı için (bilim felsefesi kapsamında) argüman olarak bile değerlendirilemez.
bunun bilimsel çalışmayla, bilimsel tezle, teoriyle; kısacası bilimle bağdaştırılacak hiçbir yanı yok. örnekte bilimle alakalı görünen bir tek astrofizikçi unvanı var, onun da kariyeri parlak gözükmüyor. astrolojiye geçiş aşamasında gider ayak gündem kovalıyor olabilir.
ve evet, onun yanılmış olmasının tabi ki hiçbir değeri yok, zira pozitif bilim alanında ortaya yanlışlanabilir/sınanabilir bir iddia koymadığından zaten bilimsel bir çerçevede değildi. bilim bununla ilgilenmez. hatta sana şöyle söyleyeyim; o buz parçası üzerinde bir uzaylı kolonisinin gerçekten var olduğu daha sonra keşfedilse dahi, aynı sebeplerle, o kişinin haklı çıkmasının bilimsel açıdan yine hiçbir değeri olmazdı.
bilimin işleyişinden dem vurup “bilim böyle bir şey” diyerek şöyle rezalet bir örnek vermek hakikaten akıl izan sınırları dışında. şu halinizle keh keh yapmalara hevesleniyorsunuz!
özetle; ''0 antropoloji bilgisi, 0 fizik, 0 hede bilgisi'' şeklinde mübalağanın cılkını çıkarıldığı, ''x çalışmasında yanıldı'' tarzında hiçbir değer taşımayan söylemlerle eleştirilmeye kalkılmasının ucuzluğuna itafen bir yazıydı.
mevzu mübalağaysa, diyelim ki öyle, ne oluyor yani?
hadi onu 0 değil de az bilmeye çekelim, o haliyle de eleştirmek için kafi değil mi?
ama zaten ortada bir mübalağa da yok çünkü burada ölçüyü veren, baremi belirleyen ben değilim, bizzat celal. çıktığı her programda “bilim, veri, bilimsellik” türküsü söyleyen, şunun bunun akademik kariyerini ‘bak şimdi fatihhh’le diline dolayan kendisi değil mi?
sosyal bilimler çerçevesinde değerlendirilebilecek söylemlerinin absürtlüğüne hiç değinmiyorum, hadi bunları sıradan cehaletin tezahürü olarak ele alalım. bilmiyor ama boş lak lak etmiş, diyelim.
uzmanlık alanı dışındaki pozitif bilim konularında dahi bilimsel konuştuğu iddiasında olan kendisi değil mi?
bakıyorsun, “babam bana matematik öğren demişti, onu dinlemedim, matematik bilmiyorum” diyor.
aynı adam, bilimsellik iddiasıyla, daha yasanın formülasyonunda çarpma mı toplama mı yapılması gerektiğini bilmeden kütle çekimini anlatmaya kalkıyor. yahut kulaktan dolma 3-5 şeyle rölativiteye içkin konuları anlatmaya kalkıyor. ve bilimsel bir konuşma yapma iddiasında!
yıllardır deprem gündemi köpürte köpürte edindiği bilinirlik, taşıdığı titr ve basındaki ilişkilerinin sağladığı imkanla bilimsel kavuğunu başına geçirip karagöz oynatır gibi her alanda apır sapır konuşuyor.
jeoloji alanında alan dışından biri böyle lambur lumbur konuşsa bilimsel ölçüt belirleyici celal’in o söylemi hiç (0) derekesine indirgeyeceğine dair en ufak şüphesi olan var mı?
hadi uzmanlığı falan geçelim de, kelamın para ettiği noktaya gelelim; e söyledikleri ya yanlış, ya eksik yahut nedenselliğine dair açıklama yapabilecek kadar bilmiyor.
biz de bütün bu zırvalıkları jeoloji alanında bilmem neler yapmış olmayla meşrulaştıracağız, celal’e söz söylemekliğin önüne cv seti çekeceğiz, dün bozduğumuz kantarda tartılmayı reddedeceğiz.
neredeymiş o yoğurdun bolluğu, söylesin de azıcık da biz serinleyelim.
bunlara dair söz söylersek de şu düzeydeki bilim telakkisinden bilim dersi alacağız!
hasılı, bilim sloganı atmak için bile daha fazlası gerekiyor.
devamını gör...
13.
#3907770
şu sözlükte gördüğüm en iyi yazılardan biri.
araştırma, karşılaştırma, deneyimleme, kusursuz bilgi aktarımı herşey var. bir tabanca markası ilgi çeker, çekmez, sevilir sevilmez ama okuyan herkes aynı şeyi düşünecektir.
eline ve tetiğine sağlık.
şu sözlükte gördüğüm en iyi yazılardan biri.
araştırma, karşılaştırma, deneyimleme, kusursuz bilgi aktarımı herşey var. bir tabanca markası ilgi çeker, çekmez, sevilir sevilmez ama okuyan herkes aynı şeyi düşünecektir.
eline ve tetiğine sağlık.
devamını gör...
14.
şayet doğru anladıysam entrynizi, başınız sağolsun.
devamını gör...
15.
#3980752
okuduğumdan beri kendime gelemedim, dağıldım resmen… kıymetli babasına allahtan rahmet, kendisine ve ailesine de sabırlar diliyorum…
okuduğumdan beri kendime gelemedim, dağıldım resmen… kıymetli babasına allahtan rahmet, kendisine ve ailesine de sabırlar diliyorum…
devamını gör...
16.
#3980752, başınız sağ olsun.
okuduğum en etkileyici, akıcı tanımlardan biri idi. dramatik bir öykü, bir film lezzetindeydi...
duyguyu neredeyse * doğrudan hissetmemi sağlayan kuvvetli kaleminiz için sizi kutlarım, ellerinize sağlık.
okuduğum en etkileyici, akıcı tanımlardan biri idi. dramatik bir öykü, bir film lezzetindeydi...
duyguyu neredeyse * doğrudan hissetmemi sağlayan kuvvetli kaleminiz için sizi kutlarım, ellerinize sağlık.
devamını gör...
17.
allah sabır versin, başınız sağ olsun..
devamını gör...
18.
#3980752
bir insanın hayatı, çoğu zaman farkında bile olmadan babasının gölgesinde şekilleniyor.. çocukluğu, gençliği, okul yılları, hayata karşı aldığı ilk tavırlar, öfkesi, sevgisi, insanlara yaklaşımı… hep onun varlığıyla bir yerlere bağlanıyor. siz de yazınızda bunu öyle içten, öyle sahici anlatmışsınız ki okurken sadece sizin hikayenizi değil, kendi kaybımı da düşündüm.
babanızın çocuklarına düşkünlüğünü, fedakarlığını, bir anda parlayan öfkesini, merhametini, dost canlısı halini anlatırken benim babam da gözümün önüne geldi. hikayelerimiz farklıydı belki ama bazı duygular birbirine çok benziyor. okurken içime ağır bir yumru oturdu. sanki çocukluktan başlayıp bugüne kadar uzanan bir film şeridinin içinden geçtim.
yazınız sadece bir anı anlatısı değil, insanın kendi yaralarına da dokunan bir iç dökme olmuş. kaleminize, yüreğinize sağlık.. yüreği kaleminin ucunda olan yazarların çoğalması dileğiyle… başınız sağ olsun. babanızın mekanı cennet olsun.
bir insanın hayatı, çoğu zaman farkında bile olmadan babasının gölgesinde şekilleniyor.. çocukluğu, gençliği, okul yılları, hayata karşı aldığı ilk tavırlar, öfkesi, sevgisi, insanlara yaklaşımı… hep onun varlığıyla bir yerlere bağlanıyor. siz de yazınızda bunu öyle içten, öyle sahici anlatmışsınız ki okurken sadece sizin hikayenizi değil, kendi kaybımı da düşündüm.
babanızın çocuklarına düşkünlüğünü, fedakarlığını, bir anda parlayan öfkesini, merhametini, dost canlısı halini anlatırken benim babam da gözümün önüne geldi. hikayelerimiz farklıydı belki ama bazı duygular birbirine çok benziyor. okurken içime ağır bir yumru oturdu. sanki çocukluktan başlayıp bugüne kadar uzanan bir film şeridinin içinden geçtim.
yazınız sadece bir anı anlatısı değil, insanın kendi yaralarına da dokunan bir iç dökme olmuş. kaleminize, yüreğinize sağlık.. yüreği kaleminin ucunda olan yazarların çoğalması dileğiyle… başınız sağ olsun. babanızın mekanı cennet olsun.
devamını gör...
19.
başınız sağ olsun,babanızın mekanı cennet olsun inşallah…
devamını gör...