1.
sanal alem(?)de kişinin gerek ismi yerine kullandığı rumuz.
kafa sözlük'te de yaratıcılığın sınırlarını zorlayanlarına rastlamak mümkün.
kafa sözlük'te de yaratıcılığın sınırlarını zorlayanlarına rastlamak mümkün.
devamını gör...
2.
türkçesi mahlas olan.
devamını gör...
3.
fiil olarak kullanıldığında; "çentmek, kesmek, doğru tahmin etmek, isabet ettirmek, kazıklamak, dolandırmak, çalmak, yürütmek, enselemek, tutuklamak, gafil avlamak", isim olarak kullanıldığında; "çentik, hapishane, yüksek sayı atma, gedik, karakol" anlamına gelmektedir.--- alıntı ---
ingilizcede şeytan'ın takma adı nicktir.
ingilizcede şeytan'ın takma adı nicktir.
devamını gör...
4.
etimolojik olarak üstteki yazarın anlamlara gelsede kullanım amacı olarak olarak takma isimdir. lakin nickte abartılaşma göz yorar. nick bir başka alemdir. birleşik ve uzun nick tervih eden yazar bencildir diğer yazarlara eziyet etmektedir. ulan arkadaş entry girmiş nivke bakıyorum birleşik bir saat bulmaca çözer gibi adamın nickini anlamaya çalışıyorum. abartma la ya da abart nickimde de değil!
devamını gör...
5.
devamını gör...
6.
çocukluk ve ergenlikte oynadığımız oyunlarda deli gibi anlam yüklediğimiz şey hatta bununla alakalı bir mem vardı.
çocukken: şekillerle süslenmiş darkwings türevi isimler.
şimdi: serdarortac123
çocukken: şekillerle süslenmiş darkwings türevi isimler.
şimdi: serdarortac123
devamını gör...
7.
en ünlüsü “xkraltr”dir.
devamını gör...
8.
ben istediğim mahlası aldım. memnunum, mutluyum *
devamını gör...
9.
kullanıcı adı
devamını gör...
10.
günlük persona üzerine giydirilmiş yeni bir personadır.
birinci katmanın sağlayamadığı memnuniyetin inşaası için tasarlanır.
carl gustav jung’ın gölge arketipi çerçevesinde bilinçdışının daha derine gömülmesi demektir.
günlük persona (bilinçli tasarım), toplumsal ve bireysel tecrübelerle şekillenen gölge’ye karşı bir savunma/kaçış/denge/yadsıma mekanizmasıdır. ancak bu çaba, sürekli olarak tezahür eden komplekslerle akamete uğrar. böylelikle persona hem tasarımcısı, hem de dış dünya için makbul olmaktan çıkar.
nickname işte tam bu noktada bir kurtarıcı olarak ortaya çıkar. gizliliğin sağladığı teyit edilemezlik arzulanan persona’yı verili sınırları aşarak (yeniden) tasarlama imkanı verir. reel dünyada başarısız olan savunma/yadsıma süreci için yeni bir şans doğar. bu yönüyle oldukça cezbedicidir.
bunun sosyal medyadaki tezahürü çoğunlukla hikaye anlatıcılığıdır: olmak istenen ve arzulananın gerçekmiş gibi yansıtılması.
lakin kompleksler ilk katmanı deldiği gibi, ikinci katmanı da deler. bunun sosyal medyadaki tezahürü ise öfke, hakaret, abartı, alaycılık ve küçümsemedir.
bu ikincisi, nickname’le edinilen üst persona’nın tehlikeye girmesiyle (zamanla baş gösteren inandırıcılık sorunları) ortaya çıkabileceği gibi, komplekslerin reeldeki persona’ya tezahürünün doğrudan yansıtılmasıyla da ortaya çıkabilir. (ben zaten reelde de bunları küçümsüyorum, öyleyse tutarlıyım)
kötü haber şu ki, nickname iki amaca da uzun süre hizmet edemez. yani, yeni persona nihai özellikleriyle ne yadsıma işlevini yerine getirebilir ne de dış dünyayı ikna edebilir.
tam da bu nedenle, her ne şekilde (konuşma/yazı/video) vitrine çıkarılmış olursa olsun, biraz dikkat kesilen dinleyici/izleyici/okur bunu hisseder. dahası, kompleksler (derinde olanın yüzeyde ortaya çıkış biçimi) çeşitli varyasyonlarla kendini göstermeye devam eder.
bir diğer deyişle; nickname, reeldeki persona’nın feshini sağlayamadığı gibi, bir üst katman olarak gölge’nin hükmünden de kaçamaz. bu nedenle, orantısız zihinsel efor gerektiren ancak doğası gereği başarısızlığa mahkum bir girişimdir.
birinci katmanın sağlayamadığı memnuniyetin inşaası için tasarlanır.
carl gustav jung’ın gölge arketipi çerçevesinde bilinçdışının daha derine gömülmesi demektir.
günlük persona (bilinçli tasarım), toplumsal ve bireysel tecrübelerle şekillenen gölge’ye karşı bir savunma/kaçış/denge/yadsıma mekanizmasıdır. ancak bu çaba, sürekli olarak tezahür eden komplekslerle akamete uğrar. böylelikle persona hem tasarımcısı, hem de dış dünya için makbul olmaktan çıkar.
nickname işte tam bu noktada bir kurtarıcı olarak ortaya çıkar. gizliliğin sağladığı teyit edilemezlik arzulanan persona’yı verili sınırları aşarak (yeniden) tasarlama imkanı verir. reel dünyada başarısız olan savunma/yadsıma süreci için yeni bir şans doğar. bu yönüyle oldukça cezbedicidir.
bunun sosyal medyadaki tezahürü çoğunlukla hikaye anlatıcılığıdır: olmak istenen ve arzulananın gerçekmiş gibi yansıtılması.
lakin kompleksler ilk katmanı deldiği gibi, ikinci katmanı da deler. bunun sosyal medyadaki tezahürü ise öfke, hakaret, abartı, alaycılık ve küçümsemedir.
bu ikincisi, nickname’le edinilen üst persona’nın tehlikeye girmesiyle (zamanla baş gösteren inandırıcılık sorunları) ortaya çıkabileceği gibi, komplekslerin reeldeki persona’ya tezahürünün doğrudan yansıtılmasıyla da ortaya çıkabilir. (ben zaten reelde de bunları küçümsüyorum, öyleyse tutarlıyım)
kötü haber şu ki, nickname iki amaca da uzun süre hizmet edemez. yani, yeni persona nihai özellikleriyle ne yadsıma işlevini yerine getirebilir ne de dış dünyayı ikna edebilir.
tam da bu nedenle, her ne şekilde (konuşma/yazı/video) vitrine çıkarılmış olursa olsun, biraz dikkat kesilen dinleyici/izleyici/okur bunu hisseder. dahası, kompleksler (derinde olanın yüzeyde ortaya çıkış biçimi) çeşitli varyasyonlarla kendini göstermeye devam eder.
bir diğer deyişle; nickname, reeldeki persona’nın feshini sağlayamadığı gibi, bir üst katman olarak gölge’nin hükmünden de kaçamaz. bu nedenle, orantısız zihinsel efor gerektiren ancak doğası gereği başarısızlığa mahkum bir girişimdir.
devamını gör...
11.
benimdir. ilginize teşekkürler..
devamını gör...
12.
#3508706
bir diğer deyişle; nickname, reeldeki persona’nın feshini sağlayamadığı gibi, bir üst katman olarak gölge’nin hükmünden de kaçamaz. bu nedenle, orantısız zihinsel efor gerektiren ancak doğası gereği başarısızlığa mahkum bir girişimdir.
sözlük denilen şeyle çok uzun zaman önce iştigal etmeye başladım ve doğal olarak nickname’le yaratılan personaların sürdürülemez hale gelip dağılmasıyla ortaya çıkan cerahate çok kez şahit olmak durumunda kaldım. keza birçok sosyal medya platformunda da benzer şeyler yaşandı ve hala zaman zaman yaşanıyor.
bu tür davranışları psikolojik sorunlarla eşlemek biraz fazla kolaycı bir yaklaşım. dahası, zaten olağan reelin verili şartlarının değiştiği, farklı feasible area varyasyonlarının ortaya çıktığı her an benlik sunumu kaçınılmaz olarak değişir. belirsizliğin izalesi, güven duygusunun inşaası dışında da, insanlar yeninin avantajlarından kısmen faydalanırlar. dolayısıyla bu davranış da bir spektrumdur ve herkes oralarda bir yerlere tekabül eder.
bu noktada asli ve kurgu benlik ayrımının yapılamaması yahut zamanla yapılamaz hale gelmesi psikolojik bir nedensellikle açıklanabilir. orada eşlik eden psikiyatrik bir kök neden de olabilir. yahut o psikiyatrik çerçeve nedensellik sağlamasa bile (reel benlik memnuniyetsizliği vs) korelatif etki yaratabilir. metoda uygun profesyonel tahlil gerektirir. kategorize etmek, tanı koymak; bırak sıradan gözlemcinin, herhangi bir profesyonelin bile sadece dış gözlemle yapabileceği bir şey değil.
gelgelim, bu tür davranış örüntüsü sergileyen birçokları anomali sayılacak düzeyde bir benlik karmaşası yaşamaz. asli olan benlik hiçbir zaman flulaşmaz, bunlar gerçeklikle bağlarını yitirmezler. ancak realiteden uzaklaşabildikleri farazi benliğe karşı giderek artan bir bağımlılık geliştirirler. bu yeni ‘realite’ öykündüğü ideal benliğe yaklaştıkça tatmin duygusu artar. bu kimliğe ikna edebildiği kişi sayısı arttıkça teyit mekanizması güçlenir. tabi ciddi bilişsel efor, zaman ve dikkat yatırımı gerektirir. yatırım arttıkça bağlanma ve onu koruma güdüsü artar. işin bu kısmının her insan için geçerli bağlanma dinamiklerinden pek farkı yok aslında.
açıkçası eskiden olduğu kadar ilginç gelmiyor ve dikkatimi çekmiyor. ancak bigane kalmak da her zaman mümkün olmuyor zira illa ki bir yerde gözüne ilişiyor.
zira bu tür bir kimliklenmede nihai ideal diye bir şey olmaz. maksadın hasıl olduğu, üçüncü kişilerin ikna olduğu, tatmin eşiğine ulaşıldığı an bir nevi yoksunluk krizi gibidir ve yeni bir eşiğe ulaşma güdüsünü tetikler. görev zorluğu arttıkça risk artar ve tabii adrenalin artar. bu tür eşik atlama süreçleri, kimliğe dair yeni arzla piyasaya girmeyi gerektirir ve bu da çatışmayı bir noktadan sonra kaçınılmaz kılar. tam da bu nedenle bunlar her daim bir krizin merkezindedirler yahut doğal bir krize yapay müdahale ile merkeze erişme eğilimindedirler.
ister istemez görürsün ve ister istemez örüntüleri fark etmeye başlarsın. diğer yandan bende bu örüntü işleme süreci zaten okuduğum, gördüğüm, izlediğim her şey için istemsiz meydana geldiğinden bu tür örnekleri daha erken fark ettiğim, fark ettikten sonra yine istemsiz dikkat kesildiğim çok olur. örneğin şu an twitter’da patlayan bir mevzuya ilişkin minimum 3-4 yıldır bir farkındalığım var. kişinin bu süreçte öncül kimlik sunumuna, olaylara göre değişimine ve inşa ettiği yeni benliğe aşinayım. çok fazla insanı ikna ettiği gibi, baya ciddi sayılabilecek bir güruh için saygı nesnesi ve hatta bir kısım için kanaat önderi haline geldi. e tabi bu da altta yatan kibrin tezahür etmesine neden olmaya başladı. ancak edindiği çevre, yarattığı yahut içine adım atarak kendini merkeze aldığı her krizde onu samimiyetle savundu. hatalarına, yanlışlarına, abukluklarına bir kulp buldu. o da bu süreçlerde yer yer davranışını savundu, yer yer stratejik geri adımlar attı, özürler diledi, karşıtlarıyla dost oldu vs. ancak gerçekte kimseye dost olmadığına, özür dilemesine sebep olan herkesi defterine yazdığına şahsen benim en ufak bir şüphem yoktu. keza sonraki süreçlerde bunlara dair intikam fırsatlarının tadını da çıkarttı. öyle böyle az çok tanınan, bilinen bir haline geldi. ama işte bu tipler orada duramıyorlar, durmazlar. zira insanların odağı illa ki başkalarına kayar, illa ki başka konularda başka şeyleri takdir eder yahut o şeylere öfkelenir ve nihayetinde o şeylere göre saflaşırlar. ve bu tipler o spot ışıklarından bir süre uzak kalınca artık eski benliğin yeni getiri sağlamadığına ikna olup yeni bir krizle yahut benliklerinin yeni (marjinal) bir sunumuyla ortaya çıkarlar ve böylesi anlarda olası sonuçları çok öngöremezler. zira sınırları esnetme kabiliyetlerine olan güvenleri olası tehlike algısını perdeler.
işte o eleman da bunu yaptığı son olayda bütün saygınlığını geri dönülmeyecek şekilde yitirmekle kalmadı, korkunç bir öfkenin hedefi haline geldi. şimdi onunla geçmişi olan herkes space odalarında günah çıkartıyor yahut birbirine nefret kusup birbirini suçluyor. o kişiye dair bilinmeyen birçok şey de ifşa ediliyor.
bu akıbet şahsen bana pek sürpriz olmadı ama manipüle ettiği kitlenin bu kadar geniş olmasına ben de şaşırdım. dahası, manipüle ettiği insanların bu kadar zor durumda kalacaklarını tahmin etmezdim.
diyesim, burada baya yeniyim, muhatap olduğum neredeyse kimse yok. isim hafızam olmadığından çoğunlukla nickleri hatırlamıyorum, nickin ilk 2-3 harfinden gelişine götümden bir isim uyduruyorum. hatta çoğu zaman ‘aaa bunun nicki böyle değilmiş’ dediğim oluyor. kısacası, kimdir kimdir bilmiyorum. daha da açığı, pek dıngılımda da değil.
ama daha geldiğim ilk günde fark ettiğim bir örüntü var. her kelime ve her cümle ‘benlik sunumu’ çığlıkları atıyor. o günden beri denk geldikçe bakıyorum ve aynen yukarıda anlattığım eleman gibi tipik davranış örüntüleri devam ediyor. o eleman kadar profesyonel olmasa da anlık kriz uyumlanması fena değil, gelgelelim, duygu kontrol çabası nedeniyle mübalağalı üslup fazla belirgin. ayrıca farklı kimlik içinde yanıltma amaçlı üslup değişiminde çok fazla ayrıntıyı ıskalıyor.
zira böylesi geniş bir spektrumda üslup ve davranış çeşitliliğini kurgulamak fazla dikkat gerektirir. kelime seçiminden şahsa özgü imla hatalarına kadar her şey bir done sunar. özellikle söylem akışında mantık dizgesinden anlık kopuşlar şahsa özeldir ve çoğunlukla fark edilemediğinden kontrol de edilemez. değer yargısında dikkate değer kalıplar farkında olmadan vurgu olarak tekrar eder vs.
ama öyle ya da böyle bir şekilde -şimdilik- ikna imal ediyor. ancak aksi yönde kesin kanaate imkan vermeyecek belirsizlikleri lehine kullanmak yerine heyecan yapıp ekstra delil üretme çabası pek hayra alamet değil. korku ve rahatlama anlarındaki duygusal savrulmalar fazla belirgin.
normalde böylesi amatör bir çerçeve başka yerde olsa çoktan patlardı. burada da öyle olacak ama bakalım ne zaman. gerçi herhangi bir kimseye zarar vermediği sürece bir mahsuru yok ama fark etmek ve gözlemlemek bana üzücü geliyor.
hasılı, sosyal medyada babanıza bile güvenmeyin, zira onun da açığa çıkaramadığı gölgede kalmış şeytanları, kimseye anlatmadığı yaraları vardır. onlarla yüzleşmek istemezsiniz.
bir diğer deyişle; nickname, reeldeki persona’nın feshini sağlayamadığı gibi, bir üst katman olarak gölge’nin hükmünden de kaçamaz. bu nedenle, orantısız zihinsel efor gerektiren ancak doğası gereği başarısızlığa mahkum bir girişimdir.
sözlük denilen şeyle çok uzun zaman önce iştigal etmeye başladım ve doğal olarak nickname’le yaratılan personaların sürdürülemez hale gelip dağılmasıyla ortaya çıkan cerahate çok kez şahit olmak durumunda kaldım. keza birçok sosyal medya platformunda da benzer şeyler yaşandı ve hala zaman zaman yaşanıyor.
bu tür davranışları psikolojik sorunlarla eşlemek biraz fazla kolaycı bir yaklaşım. dahası, zaten olağan reelin verili şartlarının değiştiği, farklı feasible area varyasyonlarının ortaya çıktığı her an benlik sunumu kaçınılmaz olarak değişir. belirsizliğin izalesi, güven duygusunun inşaası dışında da, insanlar yeninin avantajlarından kısmen faydalanırlar. dolayısıyla bu davranış da bir spektrumdur ve herkes oralarda bir yerlere tekabül eder.
bu noktada asli ve kurgu benlik ayrımının yapılamaması yahut zamanla yapılamaz hale gelmesi psikolojik bir nedensellikle açıklanabilir. orada eşlik eden psikiyatrik bir kök neden de olabilir. yahut o psikiyatrik çerçeve nedensellik sağlamasa bile (reel benlik memnuniyetsizliği vs) korelatif etki yaratabilir. metoda uygun profesyonel tahlil gerektirir. kategorize etmek, tanı koymak; bırak sıradan gözlemcinin, herhangi bir profesyonelin bile sadece dış gözlemle yapabileceği bir şey değil.
gelgelim, bu tür davranış örüntüsü sergileyen birçokları anomali sayılacak düzeyde bir benlik karmaşası yaşamaz. asli olan benlik hiçbir zaman flulaşmaz, bunlar gerçeklikle bağlarını yitirmezler. ancak realiteden uzaklaşabildikleri farazi benliğe karşı giderek artan bir bağımlılık geliştirirler. bu yeni ‘realite’ öykündüğü ideal benliğe yaklaştıkça tatmin duygusu artar. bu kimliğe ikna edebildiği kişi sayısı arttıkça teyit mekanizması güçlenir. tabi ciddi bilişsel efor, zaman ve dikkat yatırımı gerektirir. yatırım arttıkça bağlanma ve onu koruma güdüsü artar. işin bu kısmının her insan için geçerli bağlanma dinamiklerinden pek farkı yok aslında.
açıkçası eskiden olduğu kadar ilginç gelmiyor ve dikkatimi çekmiyor. ancak bigane kalmak da her zaman mümkün olmuyor zira illa ki bir yerde gözüne ilişiyor.
zira bu tür bir kimliklenmede nihai ideal diye bir şey olmaz. maksadın hasıl olduğu, üçüncü kişilerin ikna olduğu, tatmin eşiğine ulaşıldığı an bir nevi yoksunluk krizi gibidir ve yeni bir eşiğe ulaşma güdüsünü tetikler. görev zorluğu arttıkça risk artar ve tabii adrenalin artar. bu tür eşik atlama süreçleri, kimliğe dair yeni arzla piyasaya girmeyi gerektirir ve bu da çatışmayı bir noktadan sonra kaçınılmaz kılar. tam da bu nedenle bunlar her daim bir krizin merkezindedirler yahut doğal bir krize yapay müdahale ile merkeze erişme eğilimindedirler.
ister istemez görürsün ve ister istemez örüntüleri fark etmeye başlarsın. diğer yandan bende bu örüntü işleme süreci zaten okuduğum, gördüğüm, izlediğim her şey için istemsiz meydana geldiğinden bu tür örnekleri daha erken fark ettiğim, fark ettikten sonra yine istemsiz dikkat kesildiğim çok olur. örneğin şu an twitter’da patlayan bir mevzuya ilişkin minimum 3-4 yıldır bir farkındalığım var. kişinin bu süreçte öncül kimlik sunumuna, olaylara göre değişimine ve inşa ettiği yeni benliğe aşinayım. çok fazla insanı ikna ettiği gibi, baya ciddi sayılabilecek bir güruh için saygı nesnesi ve hatta bir kısım için kanaat önderi haline geldi. e tabi bu da altta yatan kibrin tezahür etmesine neden olmaya başladı. ancak edindiği çevre, yarattığı yahut içine adım atarak kendini merkeze aldığı her krizde onu samimiyetle savundu. hatalarına, yanlışlarına, abukluklarına bir kulp buldu. o da bu süreçlerde yer yer davranışını savundu, yer yer stratejik geri adımlar attı, özürler diledi, karşıtlarıyla dost oldu vs. ancak gerçekte kimseye dost olmadığına, özür dilemesine sebep olan herkesi defterine yazdığına şahsen benim en ufak bir şüphem yoktu. keza sonraki süreçlerde bunlara dair intikam fırsatlarının tadını da çıkarttı. öyle böyle az çok tanınan, bilinen bir haline geldi. ama işte bu tipler orada duramıyorlar, durmazlar. zira insanların odağı illa ki başkalarına kayar, illa ki başka konularda başka şeyleri takdir eder yahut o şeylere öfkelenir ve nihayetinde o şeylere göre saflaşırlar. ve bu tipler o spot ışıklarından bir süre uzak kalınca artık eski benliğin yeni getiri sağlamadığına ikna olup yeni bir krizle yahut benliklerinin yeni (marjinal) bir sunumuyla ortaya çıkarlar ve böylesi anlarda olası sonuçları çok öngöremezler. zira sınırları esnetme kabiliyetlerine olan güvenleri olası tehlike algısını perdeler.
işte o eleman da bunu yaptığı son olayda bütün saygınlığını geri dönülmeyecek şekilde yitirmekle kalmadı, korkunç bir öfkenin hedefi haline geldi. şimdi onunla geçmişi olan herkes space odalarında günah çıkartıyor yahut birbirine nefret kusup birbirini suçluyor. o kişiye dair bilinmeyen birçok şey de ifşa ediliyor.
bu akıbet şahsen bana pek sürpriz olmadı ama manipüle ettiği kitlenin bu kadar geniş olmasına ben de şaşırdım. dahası, manipüle ettiği insanların bu kadar zor durumda kalacaklarını tahmin etmezdim.
diyesim, burada baya yeniyim, muhatap olduğum neredeyse kimse yok. isim hafızam olmadığından çoğunlukla nickleri hatırlamıyorum, nickin ilk 2-3 harfinden gelişine götümden bir isim uyduruyorum. hatta çoğu zaman ‘aaa bunun nicki böyle değilmiş’ dediğim oluyor. kısacası, kimdir kimdir bilmiyorum. daha da açığı, pek dıngılımda da değil.
ama daha geldiğim ilk günde fark ettiğim bir örüntü var. her kelime ve her cümle ‘benlik sunumu’ çığlıkları atıyor. o günden beri denk geldikçe bakıyorum ve aynen yukarıda anlattığım eleman gibi tipik davranış örüntüleri devam ediyor. o eleman kadar profesyonel olmasa da anlık kriz uyumlanması fena değil, gelgelelim, duygu kontrol çabası nedeniyle mübalağalı üslup fazla belirgin. ayrıca farklı kimlik içinde yanıltma amaçlı üslup değişiminde çok fazla ayrıntıyı ıskalıyor.
zira böylesi geniş bir spektrumda üslup ve davranış çeşitliliğini kurgulamak fazla dikkat gerektirir. kelime seçiminden şahsa özgü imla hatalarına kadar her şey bir done sunar. özellikle söylem akışında mantık dizgesinden anlık kopuşlar şahsa özeldir ve çoğunlukla fark edilemediğinden kontrol de edilemez. değer yargısında dikkate değer kalıplar farkında olmadan vurgu olarak tekrar eder vs.
ama öyle ya da böyle bir şekilde -şimdilik- ikna imal ediyor. ancak aksi yönde kesin kanaate imkan vermeyecek belirsizlikleri lehine kullanmak yerine heyecan yapıp ekstra delil üretme çabası pek hayra alamet değil. korku ve rahatlama anlarındaki duygusal savrulmalar fazla belirgin.
normalde böylesi amatör bir çerçeve başka yerde olsa çoktan patlardı. burada da öyle olacak ama bakalım ne zaman. gerçi herhangi bir kimseye zarar vermediği sürece bir mahsuru yok ama fark etmek ve gözlemlemek bana üzücü geliyor.
hasılı, sosyal medyada babanıza bile güvenmeyin, zira onun da açığa çıkaramadığı gölgede kalmış şeytanları, kimseye anlatmadığı yaraları vardır. onlarla yüzleşmek istemezsiniz.
devamını gör...
13.
1-2 sene önce öğrendiğim üzere orta ingilizcedeki (middle english) "ekename"den gelmektedir. nick+name değildir yani aslında. eke de "ek" demek gibi bir şeymiş orta ingilizcede. ek ad gibi düşünebiliriz yani. "an ekename" yani "bir ek ad" dendiğinde ulama olup "a nekename" gibi olduğundan ilk harfi zamanla sessiz olmuş, an'in n'i işte ekename'e yapışmış ve nickname haline dönüşmüş nihayetinde; eke'in de ick'e yakın bir telaffuzu vardır muhtemelen. yani an ekename (a nekename) ve a nickname'in okunuşlarının pek farklı olmaması lazım ingilizce fonetik anlayışına göre. eke'teki "i" sesi daha uzundur sadece sanırım.

valla sanal dünyada kullandığım nickname'ler kaç tane bilemesem de akılalmaz bir sayı olduğunu söyleyebilirim bunun, çeyrek asırlık falan internet serüvenimde. dahlvier'da sabitlemek istiyorum artık zira cidden bazı konularda bu kadar maymun iştahlı olmaktan hiçbir zaman memnuniyet duymadım. aylardır nick değiştirebilirdim, yani hatta 2026 hemen başlarında 1 sene olacak dahlvier mahlasını alalı da işte değiştirmemek istiyorum artık. gene de eski alışkanlıklardan kurtulmak zor. hala dönem dönem nick değiştirme istencim oluyor ve bunu zorla baskılıyorum. haha.

valla sanal dünyada kullandığım nickname'ler kaç tane bilemesem de akılalmaz bir sayı olduğunu söyleyebilirim bunun, çeyrek asırlık falan internet serüvenimde. dahlvier'da sabitlemek istiyorum artık zira cidden bazı konularda bu kadar maymun iştahlı olmaktan hiçbir zaman memnuniyet duymadım. aylardır nick değiştirebilirdim, yani hatta 2026 hemen başlarında 1 sene olacak dahlvier mahlasını alalı da işte değiştirmemek istiyorum artık. gene de eski alışkanlıklardan kurtulmak zor. hala dönem dönem nick değiştirme istencim oluyor ve bunu zorla baskılıyorum. haha.
devamını gör...
14.
eski sözlüğüm itü yada instela da kayıt olurken şöyle sorulurdu; kendinize bir nickname seçiniz. sözlük trollerinden birisinin nickname i şuydu, seçtim.
insanların neye ne kadar tepki verebileceğini ve o tepkiyi nasıl yöneteceğinizi öğrendiğinizde nickname bir etki aracına dönüşür. özellikle korku, endişe ve nefret yönetilmesi kolay şeylerdir, bolca pompalanır ve kaybettirilen umudun yerine sahte ve zararlı bir umudun ikamesi yapılır.
sosyal medyada bazı nicknameler sürüleri güden çobanlardır. kendi zehirli, yalan yanlış ve zennettiğinizden farklı, kendine has bir amaca hizmet eden fikirlerini sanki sizin fikrinizmiş gibi inandırarak, kendinizi akıllı, farklı, özgün, asi, uyanık ve en önemlisi özgür zannetmenizi sağlayarak zerk ederler ve sizi kendi amacına hizmet eder hale getirirler.
papağan gibi onun fikirlerini kendi fikrinizmiş gibi tekrarlamaya başlarsınız, hemde onun üslubuyla. siz ona hayranken o size yurt dışında biryerlerden götüyle gülüyor olur.
insanların neye ne kadar tepki verebileceğini ve o tepkiyi nasıl yöneteceğinizi öğrendiğinizde nickname bir etki aracına dönüşür. özellikle korku, endişe ve nefret yönetilmesi kolay şeylerdir, bolca pompalanır ve kaybettirilen umudun yerine sahte ve zararlı bir umudun ikamesi yapılır.
sosyal medyada bazı nicknameler sürüleri güden çobanlardır. kendi zehirli, yalan yanlış ve zennettiğinizden farklı, kendine has bir amaca hizmet eden fikirlerini sanki sizin fikrinizmiş gibi inandırarak, kendinizi akıllı, farklı, özgün, asi, uyanık ve en önemlisi özgür zannetmenizi sağlayarak zerk ederler ve sizi kendi amacına hizmet eder hale getirirler.
papağan gibi onun fikirlerini kendi fikrinizmiş gibi tekrarlamaya başlarsınız, hemde onun üslubuyla. siz ona hayranken o size yurt dışında biryerlerden götüyle gülüyor olur.
devamını gör...
15.
siz yukarda tanımı bulunanlar; çözmüşsünüz bir şeyleri de tam anlayamıyom, neyi çözümüşünüz.
kısaca söyleyin kırmızı hap mı, mavi mi? hankısı?
similasyonun kodları ne renk?
kısaca söyleyin kırmızı hap mı, mavi mi? hankısı?
similasyonun kodları ne renk?
devamını gör...
16.
merhaba benim adım name
devamını gör...