bireyin bir kriz ya da suç anında eyleme geçme olasılığının, çevredeki kalabalığın varlığıyla ters orantılı olarak eridiğini öne süren ancak sanılanın aksine mutlak bir ahlaki çürümeden ziyade bilişsel ve iletişimsel bir sistem arızasından beslenen sosyal psikoloji olgusu. (bkz:
bystander effect)
bu kavramın modern dünyadaki miladı sayılan 1964 tarihli
kitty genovese cinayeti ve new york times'ın manşetlere taşıdığı meşhur 38 duyarsız tanık anlatısı, esasında medyanın kurguladığı steril bir şehir mitidir. cinayetin onlarca kişi tarafından pencereden bir film gibi izlendiği iddiasının aksine tanıkların çoğunun görüş açısının kapalı olduğu, en az iki kişinin polisi aradığı ve bir komşunun kadının kollarında can verdiği ampirik olarak belgelenmiştir. medyanın yarattığı bu ahlaki panik, sosyal psikologlar
john darley ve
bibb latane'nin insan zihnindeki karar alma mimarisini çözümlemesine kapı araladı. araştırmacılar, bir insanın yardım edebilmesi için zihninde aşması gereken beş aşamalı bir karar süzgeci tanımlar: olayı fark etme, aciliyeti teşhis etme, kişisel sorumluluk üstlenme, müdahale biçimini seçme ve eylemi uygulama.
zincirin tek halkasındaki tereddüt, tüm refleksi felç etmeye yeter.
sistemin kilitlendiği nokta tam olarak kalabalığın yarattığı üç psikolojik yanılsamadır. ilki
çoğulcu cesaret*; krizin ilk saniyelerinde herkesin kendi içsel kaygısını bastırıp çevresindekilerin sakin yüz ifadesine bakarak ortada acil bi durum olmadığına dair sahte ve kolektif bir konsensüs üretmesidir. ikincisi
sorumluluğun dağılması*; tanık sayısı arttıkça vicdani maliyetin kalabalığa bölünmesi ve kişinin benden daha yetkin biri nasılsa araya girer rehavetine sığınmasıdır. üçüncü ise
değerlendirilme kaygısı*; yanlış mücadele edip gülünç duruma düşme ya da duruma aşırı tepki verip küçük düşme korkusunun eylem eşiğini yukarı çekmesidir.
bu kitlesel felcin dünya edebiyatındaki en sarsıcı anatomisi hiç şüphesiz
gabriel garcia marquez'in
kırmızı pazartesi romanıdır. az önce kurgusal dinamiklerini tartıştığım o
romanda vicario ikizlerinin kasap bıçaklarını pazar yerinde bileyerek cinayet niyetlerini cümle aleme duyurmaları, aslında bu eylemsizlik sarmalını kırmak için feryat eden zoraki infazcıların bilinçdışı yardım çağrısıdır. peder amador'un psikoposu karşılama telaşıyla cinayeti savsaklamasından kasaba eşrafının suçu soyut bir kadere havale etmesine kadar herkes sorumluluğu birbirine devreder.
santiago nasar'ın göz göre göre katledilmesi; kötü insanların organize vahşetinden değil, sıradan insanların çoğulcu cehalet ve sorumluluk dağılmasıyla kurduğu organize kayıtsızlıktan doğar.
romanın aynaladığı bu organize kayıtsızlığın türkiye tarihindeki en somut ve trajik izdüşümü,
macit koper'in istanbul şehir tiyatroları'nda sahnelediği ve bizzat
hrant dink suikastına ithaf ettiği tiyatro uyarlamasında vücut bulur. tıpkı santiago nasar gibi hrant dink'in de öldürüleceği devlet kademelerinden sokaktaki insana kadar herkes tarafından biliniyor ancak kolektif bir eylemsizlik sarmalıyla bu ölüm adım adım izleniyordu. (bkz:
hrant dink cinayetinde içişleri bakanlığı kusurlu bulundu) salondaki seyircilere dağıtılan ve üzerinde dikkat et santiago nasar, seni öldürecekler yazılı sarı zarflar; tiyatro koltuğundaki insanı salt bir izleyici olmaktan çıkarıp o pasif suç ortaklığının tam merkezine oturtan sarsıcı bir yüzleşmeydi. benzer bir yarılma yakın dönemde marmaray vagonunda kucağında çocuğu olan bir babaya uygulanan şiddet de yaşandı
buradan; vagon içindeki onlarca yetişkin, fiziksel zarar görme korkusu ve sorumluluğu başkasına devretme refleksiyle donup kalırken, aynı bireylerin akşam evlerinde ekran arkasına geçip sosyal medyada ben orada olsaydım naralarıyla ahlaki üstünlük kurmaya çalışması, dijital çağın konforlu iki yüzlülüğünü gözler önüne serdi.
modern cctv kayıtları ve ampirik araştırmalar, insan doğasının mutlak bir kayıtsızlığa mahkum olmadığını gösterir; gerçek sokak şiddetinde ve açık tehlike anlarında kalabalıktan en az bir kişinin olaya müdahale etme oranı yüzde 90'ları bulmakta, tehlike belirginleştikçe müdahale hızı 19 kata kadar artmaktadır. problem şiddetin açıklığında değil, durumun belirsizliğinde ve toplumsal normların yarattığı baskıda düğümlenir.
hukuk cephesinde kurtarma yükümlülüğü
* gibi cezai yaptırımların tanıkları kaçıran antikooperatif etkisine karşılık; yardım edeni koruyan iyi samiriyeli
* yasaları ve pratik hayatta risk almadan uygulanabilen beş d metodu (dikkat dağıt, dahil et, delillendir, doğrudan müdahale et, dayanışma göster) bu felci kırmanın rasyonel araçlarıdır. neticede kalabalığın yarattığı bu ahlak tutulmasını aşmanın yolu soyut bir kalabalığa yardım edin diye haykırmak değil; doğrudan hedef göstererek yeşil montlu beyefendi, hemen güvenliği çağırın diyerek sorumluluğu kalabalığın elinden alıp tek bir bilince teslim etmektir.
devamını gör...