salon beyefendisi yazar profili

salon beyefendisi kapak fotoğrafı
salon beyefendisi profil fotoğrafı
rozet
karma: 160 tanım: 8 başlık: 0 takipçi: 2

son tanımları


1. (çaylak)

kitap önerileri

zen ve motosiklet bakım sanatı - robert maynard pirsig
martin eden - jack london
insan olmak (kitap) - engin geçtan
yüzyıllık yalnızlık - gabriel garcia marquez
kısmet'in dünya seyahati - sadun boro
sandman: prelüdler ve gece müzikleri - neil gaiman
rosencrantz ve guldenstern öldüler - tom stoppard
saatleri ayarlama enstitüsü - ahmet hamdi tanpınar
kendileriyle savaşanlar - stefan zweig
üç cisim problemi (kitap) - liu cixin
devamını gör...
2. (çaylak)

seyirci kalma etkisi

bireyin bir kriz ya da suç anında eyleme geçme olasılığının, çevredeki kalabalığın varlığıyla ters orantılı olarak eridiğini öne süren ancak sanılanın aksine mutlak bir ahlaki çürümeden ziyade bilişsel ve iletişimsel bir sistem arızasından beslenen sosyal psikoloji olgusu. (bkz: bystander effect)

bu kavramın modern dünyadaki miladı sayılan 1964 tarihli kitty genovese cinayeti ve new york times'ın manşetlere taşıdığı meşhur 38 duyarsız tanık anlatısı, esasında medyanın kurguladığı steril bir şehir mitidir. cinayetin onlarca kişi tarafından pencereden bir film gibi izlendiği iddiasının aksine tanıkların çoğunun görüş açısının kapalı olduğu, en az iki kişinin polisi aradığı ve bir komşunun kadının kollarında can verdiği ampirik olarak belgelenmiştir. medyanın yarattığı bu ahlaki panik, sosyal psikologlar john darley ve bibb latane'nin insan zihnindeki karar alma mimarisini çözümlemesine kapı araladı. araştırmacılar, bir insanın yardım edebilmesi için zihninde aşması gereken beş aşamalı bir karar süzgeci tanımlar: olayı fark etme, aciliyeti teşhis etme, kişisel sorumluluk üstlenme, müdahale biçimini seçme ve eylemi uygulama. zincirin tek halkasındaki tereddüt, tüm refleksi felç etmeye yeter.

sistemin kilitlendiği nokta tam olarak kalabalığın yarattığı üç psikolojik yanılsamadır. ilki çoğulcu cesaret*; krizin ilk saniyelerinde herkesin kendi içsel kaygısını bastırıp çevresindekilerin sakin yüz ifadesine bakarak ortada acil bi durum olmadığına dair sahte ve kolektif bir konsensüs üretmesidir. ikincisi sorumluluğun dağılması*; tanık sayısı arttıkça vicdani maliyetin kalabalığa bölünmesi ve kişinin benden daha yetkin biri nasılsa araya girer rehavetine sığınmasıdır. üçüncü ise değerlendirilme kaygısı*; yanlış mücadele edip gülünç duruma düşme ya da duruma aşırı tepki verip küçük düşme korkusunun eylem eşiğini yukarı çekmesidir.

bu kitlesel felcin dünya edebiyatındaki en sarsıcı anatomisi hiç şüphesiz gabriel garcia marquez'in kırmızı pazartesi romanıdır. az önce kurgusal dinamiklerini tartıştığım o romanda vicario ikizlerinin kasap bıçaklarını pazar yerinde bileyerek cinayet niyetlerini cümle aleme duyurmaları, aslında bu eylemsizlik sarmalını kırmak için feryat eden zoraki infazcıların bilinçdışı yardım çağrısıdır. peder amador'un psikoposu karşılama telaşıyla cinayeti savsaklamasından kasaba eşrafının suçu soyut bir kadere havale etmesine kadar herkes sorumluluğu birbirine devreder. santiago nasar'ın göz göre göre katledilmesi; kötü insanların organize vahşetinden değil, sıradan insanların çoğulcu cehalet ve sorumluluk dağılmasıyla kurduğu organize kayıtsızlıktan doğar.

romanın aynaladığı bu organize kayıtsızlığın türkiye tarihindeki en somut ve trajik izdüşümü, macit koper'in istanbul şehir tiyatroları'nda sahnelediği ve bizzat hrant dink suikastına ithaf ettiği tiyatro uyarlamasında vücut bulur. tıpkı santiago nasar gibi hrant dink'in de öldürüleceği devlet kademelerinden sokaktaki insana kadar herkes tarafından biliniyor ancak kolektif bir eylemsizlik sarmalıyla bu ölüm adım adım izleniyordu. (bkz: hrant dink cinayetinde içişleri bakanlığı kusurlu bulundu) salondaki seyircilere dağıtılan ve üzerinde dikkat et santiago nasar, seni öldürecekler yazılı sarı zarflar; tiyatro koltuğundaki insanı salt bir izleyici olmaktan çıkarıp o pasif suç ortaklığının tam merkezine oturtan sarsıcı bir yüzleşmeydi. benzer bir yarılma yakın dönemde marmaray vagonunda kucağında çocuğu olan bir babaya uygulanan şiddet de yaşandı buradan; vagon içindeki onlarca yetişkin, fiziksel zarar görme korkusu ve sorumluluğu başkasına devretme refleksiyle donup kalırken, aynı bireylerin akşam evlerinde ekran arkasına geçip sosyal medyada ben orada olsaydım naralarıyla ahlaki üstünlük kurmaya çalışması, dijital çağın konforlu iki yüzlülüğünü gözler önüne serdi.

modern cctv kayıtları ve ampirik araştırmalar, insan doğasının mutlak bir kayıtsızlığa mahkum olmadığını gösterir; gerçek sokak şiddetinde ve açık tehlike anlarında kalabalıktan en az bir kişinin olaya müdahale etme oranı yüzde 90'ları bulmakta, tehlike belirginleştikçe müdahale hızı 19 kata kadar artmaktadır. problem şiddetin açıklığında değil, durumun belirsizliğinde ve toplumsal normların yarattığı baskıda düğümlenir.

hukuk cephesinde kurtarma yükümlülüğü * gibi cezai yaptırımların tanıkları kaçıran antikooperatif etkisine karşılık; yardım edeni koruyan iyi samiriyeli * yasaları ve pratik hayatta risk almadan uygulanabilen beş d metodu (dikkat dağıt, dahil et, delillendir, doğrudan müdahale et, dayanışma göster) bu felci kırmanın rasyonel araçlarıdır. neticede kalabalığın yarattığı bu ahlak tutulmasını aşmanın yolu soyut bir kalabalığa yardım edin diye haykırmak değil; doğrudan hedef göstererek yeşil montlu beyefendi, hemen güvenliği çağırın diyerek sorumluluğu kalabalığın elinden alıp tek bir bilince teslim etmektir.
devamını gör...
3. (çaylak)

kırmızı pazartesi

gabriel garcia marquez'in 1951'de kolombiya sucre'de yaşayan gerçek bir cinayeti 30 yıl boyunca zihninde demleyip 1981'de yayımladığı, gazetecilik refleksi ile saf edebiyatı kusursuz bir adlî soruşturma gibi harmanlayan başyapıtı. yazı boyunca süpriz bozanlara yer vericem.

kitap geleneksel polisiye matematiğini ilk cümleden imha eder; daha ilk satırda santiago nasar'ın öleceğini öğreniriz. yazarın bu radikal prolepsis tercihi, 16. yy sömürge dönemi indies kronikleri* geleneğini tersyüz ederek merak unsurunu katil kim den alıp bütün bir kasaba göz göre göre bu cinayete nasıl ortak oldu? sorusuna kilitler. kurgu, adli tıp titizliğinde bir gazetecilik soruşturması ve aydınlık bir labirent gibi örülür; cinayetten 27 yıl sonra toplanan ifadeler ve kayıp mahkeme tutanakları * üzerinden bir hakikat arayışına girilir ancak hafıza kırık bir ayna gibidir. santiago'nun sabah gördüğü badem ağaçlı rüyanın annesi placida linero tarafından yanlış yorumlanması, havada asıl duran uğursuz kehanetler ve cinayet sabahındaki havanın bile kimine göre pırıl pırıl, kimine göreyse boğucu ve yağmurlu hatırlanması doğrudan bu kırılmanın sonucudur; tanıkların kendi suç ortaklıklarını örtbas etme çabasını ve mutlak hakikatin epistemolojik imkansızlığını gösterir.

anlatının kökleri yazarın çocukluk arkadaşı cayetano gentile'nin öldürülmesine dayansa da marquez gerçeği birebir kopyalamaz. gerçek hayattaki mağdur sıradan bir tıp öğrencisiyken, kurguda santiago nasar'ı hali vakti yerinde arap kökenli bir etnik yabancıya * dönüştürerek kasabanın sınıfsal ve ırksal hasedini linç mekanizmasına dahil eder. nitekim gerçek damat meguel reyes palencia'nın 1994'te açtığı telif/tazminat davasının mahkemece reddedilmesi, anlatının gazetecilik sınırlarını aşıp özerk bir edebi ve ontolojik gerçeklik kurduğunun hukuki tescilidir.

roman, sömürge mirası feodal-ataerkil namus yasalarının tahakkümünü, bekaretin kişisel değil kamusal bir mülk olarak görülmesini ve kurumların ahlaki iflasını acımasızca sergiler. cinayeti işleyen vicario ikizleri canavarlar değil, namusun meşru müdafaası ve kan buyruğu (bkz: blood mandate) altında ezilen, kasap bıçaklarını pazar yerinde bileyerek kasabanın kendilerini durdurması için adeta yalvaran zoraki infazcılardır. buna rağmen kasaba kolektif bir ahlak felcine tutulmuştur. modern psikolojideki seyirci kalma etkisi*nin kusursuz bir mikro-toplum simülasyonu yaşanır; herkes nasılsa biri engeller rehavetine ya da suçu meşrulaştıran soyut bir kaderciliğe sığınmaları onları cinayetin doğrudan faili kılar. peder amador'un piskoposu karşılama telaşıyla cinayeti savsaklaması ve kurbanın bedenini domuz keser gibi parçaladığı o adli tıp faciası otopsi sahnesi, kilise, hukuk ve bürokrasinin iflasını simgeleyen bir ikinci infaza dönüşür.

santiago nasar'ın gerçekten suçlu olup olmadığı sorusunu bilerek yanıtsız bırakılması tesadüf değildir; çünkü toplumun günahlarını sırtlayacak bir kurbana ihtiyacı vardır. bu doğruda karakterler geleneksel kurgu tiplerinden öte ontolojik birer trajediye dönüşür: kendi linçinden habersiz tek kişi olarak kasabanın günah keçisi yapılan santiago nasar, aşk da öğrenilir dayatmasıyla kurbanlaştırılan ancak 2000'den fazla açılmamış mektupla kendi iradesini ve aşkını sıfırdan inşa eden angela vicario, parayla her şeyi satın alabileceğini sanıp geleneksel ahlak duvarına çarpan bayardo san roman bu kokuşmuş düzenin asıl enkazlarıdır.

romanın bu evrensel damarı coğrafi sınırları aşarak francesco rosi'nin 1987 yapımı sinema uyarlamasından li shaohong'un feodal çin kırsalına taşıdığı 90 tarihli bloody morning filmine ve macit koper'in istanbul şehir tiyatroları sahnelemesine kadar geniş bir kültürlerarası yankı bulmuştur. kurbanın kendi dökülen bağırsaklarını toplayarak eve girişindeki o çiğ gerçeklikle belleklerimize kazınan roman; yazarın 1982 nobel konuşmasında altını çizdiği o latin amerika'nın yalnızlığını aşarak, organize duyarsızlığın ve seyirci kalmanın bizzat suç ortaklığıyla eşdeğer olduğunu yüzümüze çarpan sarsıcı bir ahlaki otopside son bulur.
devamını gör...
4. (çaylak)

simyacı (kitap)

paulo coelho'nun 1988 çıkışlı, kökleri binbir gece masalları ile mevlana celaleddin-i rumi'nin (bkz: mesnevi)'sindeki meşhur "bağdat'tan kahire'ye hazine aramaya giden adam" kıssasına dayanan alegorik romanı.


anlatı, kusursuz bir circular structure (dairesel kurgu) üzerine kuruludur. baş kahramanımız santiago'nun mısır piramitlerinin eteğinde bulmayı umduğu hazinenin, aslında yolculuğa başladığı endülüs'teki o terk edilmiş kilise harabesinde, incir ağacının köklerinde gömülü çıkması son derece bilinçli bir edebi ironidir. bu ironik son; "hazine" mefhumunun coğrafi bir varış noktası değil, yolda geçirilen ontolojik dönüşüm ve edinilen öz farkındalık olduğunu kanıtlar. metnin karakter ve mekan arketipleri bu dönüşümü kademe kademe örer:
kral melkisedek: bireyi konfor alanından çıkarıp yola düşüren çağrıyı ve kozmik işaretleri okuma yetisini,
billuriyeci: mekke hayalini gerçekleştirirse yaşama amacını yitireceğinden korkan, eylemsizliğe sığınmış insanı,
ingiliz: bilgiyi yalnızca kitaplarda arayan ve hayatın pratik akışını kaçıran steril teoriyi,
fatima: erkeğin yolculuğunu kısıtlayan bir pranga değil, çölün dilini bilip onu kişisel menkibesine uğurlayan sadakati,
simyacı: teoriyi bizzat çölün sert gerçekliğinde deneyime ve bilgeliğe dönüştüren eylemi simgeler.

anlatının merkezindeki çöl ise salt bir coğrafya değil; belirsizliğin, rüzgarla konuşabilme cesaretinin ve insanın kendi iç sesini dinlemek zorunda kaldığı varoluşsal sınavların alegorik alanıdır. okur nezdindeki kutuplaşmış algısı tam olarak bu yalınlıktan beslenir: bir taraf için doğru zamanda okunduğunda (bkz: kişisel menkibe) ülküsüyle hayat değiştiren felsefi bir manifesto iken; diğer taraf için "bütün evren senin için iş birliği yapar" mottosunun gerçek hayatın sert dinamikleriyle uyuşmayan, toksik iyimserlikle örülü bir kişisel gelişim masalıdır. hermann hesse'nin (bkz: siddhartha)'sı kadar derin felsefi buhranlara girmese de doğu mistisizmini batı anlatı yapısıyla eritip insanın içsel arayışını en berrak haliyle anlatan modern bir fabldır.
devamını gör...
5. (çaylak)

buhurdanlık

buhurdan altındaki küçük bir mumun ısısıyla üst haznedeki suya damlatılan birkaç damla uçucu yağı ortama yayan, farklı materyallerde karşımıza çıkabilen sade ama işlevsel nesne. basit bir mekanizması varmış gibi görünse de zihinsel etkisi tesadüfî değil; kokunun doğrudan beyindeki limbik sistem ve hafıza merkezleriyle olan nörolojik bağına dayanıyor. ortamdaki duyusal gürültüyü kesmek, dikkati toplamak ve zihni sakinleştirmek için güçlü bir arka plan eşiği yaratmakta. akgünlük * ya da sedir, sandal gibi reçineli ve odunsu kokular zihni odaklanmaya çekerken, adaçayı ve narenciye gibi notalar ise zihinsel yorgunluğu dağıtıyor. nitekim bu duyusal etkinin kökleri oldukça derin; geriye dönüp baktığımızda tarih boyunca pagan ritüellerinden kilise ayinlerine, tapınaklardan tekkelerdeki sema meclislerine kadar hem ortamın havasını arındırmak hem de zihni odaklamak amacıyla tarihte kendine sarsılmaz bir yer edinmiş.

elbette bu deneyimi belirleyen birkaç kritik püf noktası var: piyasada "buhurdanlık yağı" adıyla satılan ucuz sentetik esanslardan uzak durmak. sentetikler rahatlatmak yerine doğrudan baş ağrısı ve ağırlık yapar. ayrıca haznedeki su seviyesine dikkat ederek yağı susuz bırakıp yakmamak da önemli bir diğer nokta.
devamını gör...
6. (çaylak)

yazarların bugün okuduğu kitap

inanmak aslında başarmaktır. başlığında değindiğim sinirbilimci dr. timur yılmaz'a ait dedikoducu beyin. okumak istediğim kitaplar için bir konsept belirleyerek ilerliyorum. bu ayki konseptim; zihin/biliş, rasyonel düşünce ve bireyin gerçeklikle mücadelesi karması üzerine kuruluydu. bu kitap da beyin, bellek ve bilinç konuları üzerine okuyucuyu yormayan, anlaşılır bir dil kullanarak çoğumuzun aklındaki sorularına yanıt veriyor. bitirdiğimde detaylıca bahsetmek istiyorum eğer sindirebilirsem.
devamını gör...
7. (çaylak)

inanmak aslında başarmaktır

kesinlikle altı boş olmayan bir önerme. kitabını okumakta olduğum * sinirbilimci dr. timur yılmaz'ın da vurguladığı gibi inanmak; ezoterik veya kuantumvari bir çekim yasasından ziyade beynin somut çalışma prensibine dayanan biyolojik bir süreç. salt kuru bir temenniden öteye geçip nöral yapıyı doğrudan dönüştüren bu inanç, hisleri, düşünceleri, tutumları ve nihayetinde eylemleri şekillendirerek karar mekanizmasını baştan kodluyor. dr. timur yılmaz'ın bu etki zincirini özetlediği tek cümlesine yer vermek isterim.

...özetle bir işi yapabileceğinize olan inancınız o işi yapma şeklini değiştirir.
devamını gör...
8. (çaylak)

normal sözlük

içimde kırgınlıklarımı barındırdığım ama zaman aşımına uğradı her şey gibi. bu sebepten dönecek yüzü bulabildiğim eskilerden tanıdık bir yüz benim için. arayüzde gözle görülür fark olmaması nostaljik hissettirdi. oryantasyon için zorlanmayacağım. tekrardan hoşbuldum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim