değerli yazarlar
elit düzeyde kadın ve erkek sporcular arasındaki performans farkı branşa göre değişmekledir .
atletizm de örneğin
sprint disiplinlerinde (100 m, 200 m) bu fark genellikle
%8–12 civarındayken, orta ve uzun mesafelerde (1500 m’den maratona)
%10–12 düzeyindedir.
yüzmede ise fark biraz daha düşerek
%6–10 aralığına iner. buna karşılık ağırlık ve güç sporlarında fark daha belirgin hale gelir ve
%15–30 seviyelerine çıkabilir. genel bir ifadeyle, elit seviyede erkekler ortalama olarak y
aklaşık %10 civarında daha yüksek performans sergiler.
şimdi bu performans farkı da nereden çıkıyor diyebiliriz.
bu performans farkının temelinde iyi tanımlanmış
fizyolojik mekanizmalar yer alır . mesela testosteron düzeyleri (gbkz: kas kütlesi ve kuvvet üretimini artırırken,
hemoglobin seviyesi ve
vo₂maxkapasitesi oksijen taşıma ve kullanım verimliliğini belirler. örneğin elit erkek sporcuların
vo₂max değerlerinin, kadın sporculara kıyasla ortalama
%10–15 daha yüksek olduğu bilinmektedir.
peki bu trans olayı ne derseniz:
ergenlik sonrası erkek fizyolojik gelişimini yaşamış bireylerin kemik yapısı, kas kütlesi ve akciğer kapasitesi gibi performansı etkileyen avantajları büyük ölçüde koruyabilmesidir. bu nedenle
world athletics gibi spor otoriteleri, kadın kategorisinde yarışabilmek için yalnızca
testosteron seviyesinin düşürülmesinin yeterli olmayabileceğini savunmaktadır.
belirleyici olan yalnızca mevcut hormon düzeyi değil bireyin geçtiği gelişim süreci (ergenlik) mi performans üzerinde daha kalıcı bir etki yaratması sebebi ile bu kararlar veriliyor. ergenlik sonrası kazanılan kas, kemik ve kapasite avantajları büyük ölçüde kalıyor.
buradaki sorun
nasıl adil yarışılır? sorusuna cevap bulmak ...
sporda müsabakanın aslen özü de zaten bu:
aynı kulvarda koşanların gerçekten aynı yarışta olması.
devamını gör...