1.
prag
cumartesi gecesi prag dan canlı bildiriyorum. baştan söyleyeyim: mimari aşığıysanız burası tam size göre. her köşe başı ayrı güzel, fotoğraf çekmekten yürüyemiyorsunuz.
prag kalesi olayın merkezi gibi, yukarı çıkıp şehre bakınca anlıyorsunuz neden herkes prag prag diye tutturmuş. içindeki aziz vitus katedrali’ne girince de bambaşka bir duygu, o yükseklik insanı eziyor resmen (iyi anlamda). hemen yakında altın sokak var, minicik renkli evler, kafka da bir ara orada yaşamış. eski şehir meydanı’ndaki astronomik saat’i de kaçırmayın, her saat başı çalışıyor, etrafı turist kaynıyor ama gene de bir görmek lazım.
mimari demişken: dans eden ev diye bir bina var, şehrin o klasik dokusunun içinde alakasız duruyor, ben de tam o yüzden sevdim. ulusal tiyatro da nehir kenarında çok hoş, hele akşam ışıkları yanınca.
şunu özellikle yazıyorum çünkü çoğu kişi bilmiyor: resslova caddesi’ndeki aziz kiril ve metodius ortodoks katedrali. dışarıdan sıradan görünüyor ama ikinci dünya savaşı’nda direnişçilerin saklandığı yer, oradaki hikayeyi okuyunca tüyleriniz diken diken oluyor. bir de yahudi mahallesi, ağır bir atmosferi var ama mutlaka uğrayın.
yorulunca cafe louvre’da soluklanın, eski ve şık bir mekan. cafe slavia da efsane — nehir manzaralı, üstelik nazım hikmet’in takıldığı yer, fotoğrafı duvarda hâlâ duruyor. absinth merak ediyorsanız yine cafe slavia’da absinthli kahve var, onu deneyin.
gezerken bir ara şaşıracaksınız: kalabalık erkek grupları, içlerinden biri etekli, dantelli çoraplı, peruklu, yüzünde de tarifsiz bir çaresizlik. panik yapmayın, kimse kaçırılmadı. bekarlığa veda partisi olayı bu, prag avrupa’da bunun adeta merkez üssü. damat adayı bütün gün rezil ediliyor, siz de yolda denk gelip eğleniyorsunuz.
yemeğe gelince çok umutlanmayın, çek mutfağı bizim damağa pek hitap etmiyor. ama domuz kaburga fena değildi, onu kurtarabilirsiniz. cüzdan açısından da türkiye’den sonra biraz batıyor, uyarayım.
bir de etrafta o kadar türkçe konuşuluyor ki bazen izmir demiyim diye düşünüyorsunuz. turist yoğunluğu da cabası.
ama tüm bunlara rağmen: kesinlikle görün. pişman olmazsınız.
prag kalesi olayın merkezi gibi, yukarı çıkıp şehre bakınca anlıyorsunuz neden herkes prag prag diye tutturmuş. içindeki aziz vitus katedrali’ne girince de bambaşka bir duygu, o yükseklik insanı eziyor resmen (iyi anlamda). hemen yakında altın sokak var, minicik renkli evler, kafka da bir ara orada yaşamış. eski şehir meydanı’ndaki astronomik saat’i de kaçırmayın, her saat başı çalışıyor, etrafı turist kaynıyor ama gene de bir görmek lazım.
mimari demişken: dans eden ev diye bir bina var, şehrin o klasik dokusunun içinde alakasız duruyor, ben de tam o yüzden sevdim. ulusal tiyatro da nehir kenarında çok hoş, hele akşam ışıkları yanınca.
şunu özellikle yazıyorum çünkü çoğu kişi bilmiyor: resslova caddesi’ndeki aziz kiril ve metodius ortodoks katedrali. dışarıdan sıradan görünüyor ama ikinci dünya savaşı’nda direnişçilerin saklandığı yer, oradaki hikayeyi okuyunca tüyleriniz diken diken oluyor. bir de yahudi mahallesi, ağır bir atmosferi var ama mutlaka uğrayın.
yorulunca cafe louvre’da soluklanın, eski ve şık bir mekan. cafe slavia da efsane — nehir manzaralı, üstelik nazım hikmet’in takıldığı yer, fotoğrafı duvarda hâlâ duruyor. absinth merak ediyorsanız yine cafe slavia’da absinthli kahve var, onu deneyin.
gezerken bir ara şaşıracaksınız: kalabalık erkek grupları, içlerinden biri etekli, dantelli çoraplı, peruklu, yüzünde de tarifsiz bir çaresizlik. panik yapmayın, kimse kaçırılmadı. bekarlığa veda partisi olayı bu, prag avrupa’da bunun adeta merkez üssü. damat adayı bütün gün rezil ediliyor, siz de yolda denk gelip eğleniyorsunuz.
yemeğe gelince çok umutlanmayın, çek mutfağı bizim damağa pek hitap etmiyor. ama domuz kaburga fena değildi, onu kurtarabilirsiniz. cüzdan açısından da türkiye’den sonra biraz batıyor, uyarayım.
bir de etrafta o kadar türkçe konuşuluyor ki bazen izmir demiyim diye düşünüyorsunuz. turist yoğunluğu da cabası.
ama tüm bunlara rağmen: kesinlikle görün. pişman olmazsınız.
devamını gör...

