1.
çerçeve
kapı çalındığında viktorya tarzı koltukta uzanıyordum. iyi saatte olsunlar! bu saatte gelen kimdir? tembellik tutkalına bulanmış bedenimi zarzor doğrulttum. ayağa kalktım. bu benim için büyük bir şeydi. bir müddet bekledim, bir düşkün gibi. kapı yine çalınmasaydı gönüllü olarak kapanıma tekrar kısılırdım. ilk adımımı atmıştım ki duvardaki tablo yere düştü. kırılan ahşap çerçeveden ve çatlayan camdan gelen sesler birleşti. halbuki düşmesi için görünürde bir sebep yoktu. biraz önce gökyüzüne doğru bakan geyik figürü, artık bana bakıyordu. gözlerinde tutuldum, büyülendim. kapı tekrar çalınınca, rahatsız edici seslerin ardı-arkasının kesilmeyeceğini düşündüm; pencereyi açınca içeriye dolan korna, topuklu ayakkabı, klima motoru sesleri gibi düzensiz ama sürekli. tablonun çerçevesinin alt köşesi ayrılmış ve önceki simetrik görünümünden eser yok: kırılmış, çatlamış, kaymış... güzelliğin dışına sınır çizilirse, çirkinliğin üzeri örtülmezse belirginleşirler. bütünlük bozuldu. tekrar kapı çalındı. korkuyla kaplandım. ya kapı sonsuza dek çalar durursa? ya çerçeveyi yapıştıracak tutkalı almaya çıkamazsam? ya geyiğin bakışları tekrar gökyüzüne dönmezse? sessizlik geri gelinceye kadar uzun süre bekledim. radyo kulesi kadar uzundu. bu benim için küçük bir şeydi. içerideki uyumsuz eşyaların buluştuğu en güzel ortak payda: sessizlik; geri döndü. ben dışarı çıktım.
her şeyin bana yabancı gelmesini, tekrar keşfetmeyi dilerdim. öyle olmadı. mucizevi olmayan sıradan şeyler: dönen tekerlekler, kaldırım işgalcileri, kablolar... beni hayrete düşüren; köşebaşındaki dükkan kapanmış. halbuki işlek iki caddenin kesişiminde... kirli camları içeriden gazete sayfalarıyla kaplanmış. herkes işinde gücünde, kimse fark etmiyor; köşebaşındaki dükkan kapanmış. herkes kayıtsız, kimse bilmiyor; çerçeve kırılmış. zıt yönde hareket eden kalabalık çizgileri. rotalar anlamsız. aceleden adımların -akrebin kendisini yelkovan, yelkovanın kendisini akrep sanması gibi- kimseye bir faydası yok. saniyeler aynı. ben durdum. anladım ki çerçeveyi tamir edemeyeceğim. geri döndüm. bodrum kattaki yuvamın kilidini değiştirilmiş buldum. bir not, bir anahtar… eşyalarımı olduğu gibi çöpe atıp beni teras katına yerleştirmişler.
yeni eşyalara anılar sinmemiş henüz; ruhsuz, dinç ve pürüzsüzler. teras ufka bakıyor ve parmaklıklı pencereler yok. gökyüzünde yavaşlığa yetişmeye çalışan kuşlar, yağmayı bekleyen bulutlar var: mucizevi olan ama sıradan görülen şeyler…
herkes döndüğünü, özgür olduğunu söyleyecek. artık diye başlayacak cümleleri. ben, zamanın artığı olduğumu bileceğim. kırılmış tablodaki bana bakan geyiğin gözlerini özleyeceğim.
iyi saatte olsunlar! kapıyı çalan kimdi?
her şeyin bana yabancı gelmesini, tekrar keşfetmeyi dilerdim. öyle olmadı. mucizevi olmayan sıradan şeyler: dönen tekerlekler, kaldırım işgalcileri, kablolar... beni hayrete düşüren; köşebaşındaki dükkan kapanmış. halbuki işlek iki caddenin kesişiminde... kirli camları içeriden gazete sayfalarıyla kaplanmış. herkes işinde gücünde, kimse fark etmiyor; köşebaşındaki dükkan kapanmış. herkes kayıtsız, kimse bilmiyor; çerçeve kırılmış. zıt yönde hareket eden kalabalık çizgileri. rotalar anlamsız. aceleden adımların -akrebin kendisini yelkovan, yelkovanın kendisini akrep sanması gibi- kimseye bir faydası yok. saniyeler aynı. ben durdum. anladım ki çerçeveyi tamir edemeyeceğim. geri döndüm. bodrum kattaki yuvamın kilidini değiştirilmiş buldum. bir not, bir anahtar… eşyalarımı olduğu gibi çöpe atıp beni teras katına yerleştirmişler.
yeni eşyalara anılar sinmemiş henüz; ruhsuz, dinç ve pürüzsüzler. teras ufka bakıyor ve parmaklıklı pencereler yok. gökyüzünde yavaşlığa yetişmeye çalışan kuşlar, yağmayı bekleyen bulutlar var: mucizevi olan ama sıradan görülen şeyler…
herkes döndüğünü, özgür olduğunu söyleyecek. artık diye başlayacak cümleleri. ben, zamanın artığı olduğumu bileceğim. kırılmış tablodaki bana bakan geyiğin gözlerini özleyeceğim.
iyi saatte olsunlar! kapıyı çalan kimdi?
devamını gör...