yalnızardıç - madalyalı tanımları (1. sayfa)
1.
siyam kedisi
on iki sene bana benim her şeyim olana kadar arkadaşlık ettiği için tanım girebilme hakkımın olduğunu düşündüğüm başlık. bir hayvan nasıl her şeyi olabilir insanın? tüm o asilliğinin, soğuk kanlılığının tam aksine olarak tek bir insanla puzzle parçası gibi birbirini tamamlayacak kadar yakın olabilme hissiyatına sahipler. çocuklardan nefret ederler, görür görmez uzaklaşıp saklanırlar. istisna olan bir çocuk yok mudur onlar için? elbette vardır. bütün insanlara mesafeli, çocuklardan hiç hoşlanmayan tavırlarının aksine beraber büyüyecek kadar da sevebilirler bir çocuğu. sudan korkarlar, asaletine itina göstermek lazım, hoşlanmazlar. ama gözyaşlarının kendilerini ıslatmasından çekinmeden teselli verecek de güçleri vardır. daha da önemlisi insanlardan daha çok empati kurabilme kabiliyetleri vardır, konuşmamalarına rağmen bunu anlayabilirsiniz. çok zekidirler. yükseklere bayılırlar, bir biblo gibi en yüksek eşyaların üstünde boy gösterirler. fazla kilo almazlar, fittirler. tayland kökenli, zamanında sarayda yaşayan kedilerdir kendileri ki halleri tavırları da bunu onaylar. sadıktırlar. eninde sonunda evine dönerler. her mamayı beğenmezler oldukça seçicidirler, alıştırmadıkça mama dışında bir yiyecek yemeleri de zordur. süslü tasmalar, kurdeleler hoşlarına gider öyle ki renk bile seçerler, kırmızı kurdele takılmasına izin verirken başka bir renkten kaçınabilirler. oyun oynamayı severler, özellikle kovalamaca. kucakta oturma konusunda bir çekinceleri yoktur. bir bebek gibi göğsünüzde dahi yatabilir. her ne kadar uyumlu gözükmeseler de anlayışları yüksektir. fazla miyavlamazlar gözleriyle konuşmayı yeğlerler. vel hasılı kelam tüm davranışları saray ahalisinden hallicedir. diğerlerini siz tahmin edebilirsiniz.
çok fazla kedi cinsiyle alakam oldu bir şekilde. insanlara en uzak gibi gözüküp aslında en yakın olan siyam kedileri olduğunu düşünüyorum. sıcakkanlı olduklarını söylemiyorum, hayatınızdaki tüm ama tüm insanlar sizi anlamasa bile onun tek bir bakışı yaşamaya devam edecek gücü size verebilir, demek istediğim. affınıza sığınarak son cümlemle bitiriyorum.
seni çok özledim.
çok fazla kedi cinsiyle alakam oldu bir şekilde. insanlara en uzak gibi gözüküp aslında en yakın olan siyam kedileri olduğunu düşünüyorum. sıcakkanlı olduklarını söylemiyorum, hayatınızdaki tüm ama tüm insanlar sizi anlamasa bile onun tek bir bakışı yaşamaya devam edecek gücü size verebilir, demek istediğim. affınıza sığınarak son cümlemle bitiriyorum.
seni çok özledim.
devamını gör...
2.
cahit zarifoğlu
yedi güzel adam'ın zarif'i. o kendisini abdurrahman cahit zarifoğlu diye tanıtırdı diye tahmin ediyorum. adımın baş harflerinde kimliğim saklı der ya hani. acz.
ben ona imgelerin şahı diyorum. sırlı bir odanın anahtarı gibi kullanıyor kelimeleri adeta. şiirlerimden ben de bir şey anlamıyorum der kendisi. şiirlerin anlaşılmıyor diyenlere de bazen yılmış ve artistik bir vaziyette "hiç kimse şu ya da bu şiiri anlamak zorunda değildir. anlamıyorlarsa niye rahatsız oluyorlar bilmem. ben de botanikten hiç anlamam" der.
ve şiirleri insanı en derininden tutup yakalar.
"ve tüm koşuşmalar ortasında insanları alıp buran olayların en içlerine sarkar şair kanım."
şiir kitaplarının isimlerinde sırasıyla bir serüven barındırır;
işaret çocukları işaret edilen, gösterilen, seçilen çocuklardır bunlar büyüyüp yedi güzel adam olurlar sonra da menziller gelir, belli bir menzile doğru yola koyulurlar ve son olarak korku ve yakarış makamına varırlar.
şiir kitaplarının yanı sıra günlüğü olan "yaşamak" kitabını da mutlaka okumalı "ne çok acı var" cümlesiyle başlar.
-haydi ey şair, sen de uyan ve şimşek gibi çakan şiirlerinle insanları uyandır, ölen duyguları canlandır, unutulan görevleri hatırlat.-
ben ona imgelerin şahı diyorum. sırlı bir odanın anahtarı gibi kullanıyor kelimeleri adeta. şiirlerimden ben de bir şey anlamıyorum der kendisi. şiirlerin anlaşılmıyor diyenlere de bazen yılmış ve artistik bir vaziyette "hiç kimse şu ya da bu şiiri anlamak zorunda değildir. anlamıyorlarsa niye rahatsız oluyorlar bilmem. ben de botanikten hiç anlamam" der.
ve şiirleri insanı en derininden tutup yakalar.
"ve tüm koşuşmalar ortasında insanları alıp buran olayların en içlerine sarkar şair kanım."
şiir kitaplarının isimlerinde sırasıyla bir serüven barındırır;
işaret çocukları işaret edilen, gösterilen, seçilen çocuklardır bunlar büyüyüp yedi güzel adam olurlar sonra da menziller gelir, belli bir menzile doğru yola koyulurlar ve son olarak korku ve yakarış makamına varırlar.
şiir kitaplarının yanı sıra günlüğü olan "yaşamak" kitabını da mutlaka okumalı "ne çok acı var" cümlesiyle başlar.
-haydi ey şair, sen de uyan ve şimşek gibi çakan şiirlerinle insanları uyandır, ölen duyguları canlandır, unutulan görevleri hatırlat.-
devamını gör...
3.
itiraflarım
(ilk okuduğum ve tolstoy'un oldukça şaşırdığım kitabı) yaptığım inceleme buydu 1k'da:
tanrı kavramından yavaşça uzaklaştığını anlatıyor ilk bölümlerde çocukluğunu anlatırken tolstoy. sonralarında evlenip mutlu bir aile hayatına, sağlıklı çocuklara, mülke ve üne sahip olduğunu o şekilde hayatını yaşarken içinde baş gösteren huzursuzlukla savaşmaya başladığını. bilimin insanın en önemli kimim, amacım ne, neredeyim sorularına cevap veremediğini belirtiyor. bu sorulara cevap veremediği için intihara sürüklendiğini odasından halatı kendini öldürmemek için dışarı dahi çıkardığını da ekliyor. tüm bu belirsizlikler içinde cevap ararken türlü inanışlara başvuruyor. farklı sınıf insanları inceliyor. ve "hayatın anlamı, yaşama imkanı sadece inançta bulunabilirdi" cümlelerine rastlıyoruz bu yolculuğun ortalarına doğru. zorlu işlerde çalıştıkları halde hayatlarından çok daha az şikayet eden insanların inançlarının hayatını mümkün kılabildiğini de ekliyor. inançlarına ters yaşayan insanların ağzından dinlendiğinde boş bulduğunu, hayatlarını inançlarına göre yaşayanlardan gördüğündeyse inancın mantıklı geldiğini.. daha sonraları ortodoks kilisesine bağlı bir şekilde yaşarken bazı çelişen uygulamalardan ötürü uzaklaşıyor. inanç öğretilerinin doğru olduğunu ama içinde gerçek olmayan şeyler barındığını söylüyor. sonrasında ise gördüğü bir rüyayla kitap sonlanıyor.
tolstoy'un inanç ve hayat serüveninden bahseden kitap sonlara doğru oldukça sürükleyiciydi.
tanrı kavramından yavaşça uzaklaştığını anlatıyor ilk bölümlerde çocukluğunu anlatırken tolstoy. sonralarında evlenip mutlu bir aile hayatına, sağlıklı çocuklara, mülke ve üne sahip olduğunu o şekilde hayatını yaşarken içinde baş gösteren huzursuzlukla savaşmaya başladığını. bilimin insanın en önemli kimim, amacım ne, neredeyim sorularına cevap veremediğini belirtiyor. bu sorulara cevap veremediği için intihara sürüklendiğini odasından halatı kendini öldürmemek için dışarı dahi çıkardığını da ekliyor. tüm bu belirsizlikler içinde cevap ararken türlü inanışlara başvuruyor. farklı sınıf insanları inceliyor. ve "hayatın anlamı, yaşama imkanı sadece inançta bulunabilirdi" cümlelerine rastlıyoruz bu yolculuğun ortalarına doğru. zorlu işlerde çalıştıkları halde hayatlarından çok daha az şikayet eden insanların inançlarının hayatını mümkün kılabildiğini de ekliyor. inançlarına ters yaşayan insanların ağzından dinlendiğinde boş bulduğunu, hayatlarını inançlarına göre yaşayanlardan gördüğündeyse inancın mantıklı geldiğini.. daha sonraları ortodoks kilisesine bağlı bir şekilde yaşarken bazı çelişen uygulamalardan ötürü uzaklaşıyor. inanç öğretilerinin doğru olduğunu ama içinde gerçek olmayan şeyler barındığını söylüyor. sonrasında ise gördüğü bir rüyayla kitap sonlanıyor.
tolstoy'un inanç ve hayat serüveninden bahseden kitap sonlara doğru oldukça sürükleyiciydi.
devamını gör...