20-40 yaş arasını korkunç bir yaşlılığın beklemesi
başlık "doomlord" tarafından 18.08.2025 15:50 tarihinde açılmıştır.
1.
türkiye'de şanslı azınlıkta olmayanların yüzleşmesi gereken acı reçetedir. bu durum sessiz gelen bir çığ misali çok can yakacak.
yoksullaşma kısmından başlayalım;
ülkede sadece ekonomik durumdan ötürü toplumdan dışlanan veya kendini bilerek soyutlayan insanlar var. bu arkadaşlık gibi olguları zedelemektedir. bu da stresli hayata daha da fazla yük getirmektedir. ama her insanın yük taşıma kapasitesi de ayrı bildiğiniz üzere. bu ne demek; bazı insanlar daha erken strese bağlı hastalıklara yakalanacak.
sağlık imkanlarından yararlanma veya vakit ayırma kısmına girersek o da facia... çoğu insan modern kölelik yapmaktadır. günde en az 8 - 10 saati iş yerinde geçmektedir ki patronları mesaiye kal demezse o da. haliyle bu zamansızlık neye yol açıyor? sağlığınıza gerekli özeni gösterememenize. çalışan, bir şirket için " insan " değildir. o bir makinedir. bozulduğu zaman tamir edilip aksaya aksaya da olsa devam edebilmelidir. zaten eskiyince yerine biri gelir. yani iş yerleri " benimle çalışıyorken bu beden sıkıntı çıkarmasın" gözüyle bakar size. ama işte o bedenle siz bir ömür boyu berabersiniz. haliyle düzenli check-up gereklidir. türkiye'de hayatında check-up yaptırmamış insanlar olması bir yana bunun ne olduğunu bilen de çok yok yani.
2024 itibarıyla toplumun üçte birinde en az bir kronik hastalık görülüyor. bulaşıcı olmayan, iskemi, koah, diyabet gibi hastalıkların payı ölümlerde %78,7. bunlar da öyle çok yüksek yaşlarda olan şeyler de değil.
çalışma şartları nedeni ile bel - boyun ağrısı moda oldu biliyorsunuz. karaciğer yağlanması falan da çok görülüyor. bireyler de birden fazla sağlık sorunu olması da yaygın. ama iş yerinde tepki çekmemek için hepsinin peşinden koşturamıyor millet.
doktorların ve hastanelerin durumu da belli. hadi ben sağlık peşinde koşayım desen ne olacak? bir şarkı çalmaya başlayacak zihninde. " paraaa paraaaa paraaaa varlığın bir deeeert yokluğun yaraaaa"
olayın bir de psikolojik kısmı var. onu nasıl atlarız elbette kelamımız var.
axa mind health report'a göre;
türkiye nüfusunun %38’i, “depresyon, kaygı veya yeme bozukluğu gibi ruhsal hastalıklarla mücadele ediyor. özellikle 18–34 yaş arası gençlerde oranlar yüksek.
bu da gösteriyor ki çok ciddi bir psikolojik tedavi görmeli bu insanlar. e bunu sırf biz bilmiyoruz psikologlar da biliyor. peki onlar ne yapıyor siz muhtaçsınız diye? bingo ! fahiş fiyatları dayıyorlar. çünkü onlar da türkiye'de yaşıyor. ben silkmesem başkası silker diyor.
modern zamanlarda ruh ve beden sağlığı ayrımı ortadan kalkmadı ama sınır geçirgenliği arttı. bu yeni anlayışa göre ne biliyoruz? fiziksel rahatsızlıklar psikolojiyi etkiler. tam tersi de geçerli. ikisi de aynı anda iyi olabilmeli ki biz bireye sağlıklı diyelim.
haliyle sağlık açısından işler çok kötü bir hal alacak ki aldı gibi.
bir diğer konu hak ve hukuk;
emeklilik yaşı daha da yükseğe çıkacak gibi. zaten emekliliğe göre hayatını dizayn eden şu an açık ara enayidir o ayrı ama yine de bilgi bilgidir. ilk emekli maaşını bile alamadan o kadar fazla öleniniz olacak ki. acı kısım da bu. çalış çalış sonra kanser ol öl.
nepotizme girsek mi bilemedim. e hadi konu geldi çalsın sazlar oynasın kızlar...
çoğu insan bırak yaşlılığı şu an bile çökme aşamasına giriyor çünkü adam kayırmacılık nedeni ile işsizlik inanılmaz boyutlarda. " insan tanıyamamış olma cezası " deniyor buna. illa böyle dibine kadar yalayan biri olacaksın veya annen baban zamanında öyle olmuş olacak. sistem onurlu kişiye alerjili durumda. bu nepotizm karşısında umutlar çöküyor. hadi yaladın yaladın bir yerlerde geldin. bu sefer öz saygın kalmıyor bu da depresyon getiriyor. çünkü mutlu pozu verirken insanların arkandan ne dediklerini çok iyi biliyorsun. tüm bunlar olurken bir de mültecilerin ne kadar iyi yaşadığını görüyorsun falan oralara hadi girmeyeyim vicdan yaptım.
ülkenin siyasi durumu da belli. adalet kavramı yok. bir davaya karışsan, hakkını arasan güçlü olan kişinin kazanacağını biliyorsun. bu da umut denen kavrama bir aduket atmış durumda oluyor haliyle.
hoop bunlar da nereye götürüyor bizi... aileye ! hahah ! en sevdiğim yer. bu kısımda işte olaylar kopuyor;
bireysel olarak inanılmaz stres yükü çeken ve sağlığına dikkat etmeyi düşünemeyen kişiler bu enerjiyi nerede harcıyor? aile içinde tabi. şiddet sarmalı başlıyor. herkes birbirinden nefret ediyor. bir zamanlar aşık olduğun kişiye beddua eder hale geliyorsun çünkü çekemiyorsun. çocuk yapmışsan zaten fatiha okuman gerektiğini biliyorsun kendine.
bunlar olurken bir de yaşlı anne veya baban da hastalanmasın mı? aha ! beklenen an. bir de onla uğraşacaksın ki uğraşmalısın zaten tartışmaya bunu da açamayız herhalde. lakin çalışıyorsun ! bakıcı lazım. bak bakalım bakıcı fiyatlarına da kendine gel.
intihar is coming !!
erken ölümler sırf hastalıktan olacak değil ya. olayın intihar kısmı var. bir verilere bakalım;
türkiye psikiyatri derneği (tpd) tarafından verilen bilgiye göre, son 10 yılda yaklaşık 29.000 kişi intihar sonucu hayatını kaybetmiştir. bu kurbanların yaklaşık %73’ü erkek, %27’si kadındır.
tüik’in resmi istatistiklerine göre, 2023 yılında toplam 4.061 intihar vakası kaydedilmiştir; 2001 yılında bu sayı 2.584 idi—bu, yaklaşık yüzde 57’lik bir artış anlamına gelir.
ayrıca, 2022, türkiye genelinde intihar vakalarının en yüksek olduğu yıl olarak raporlanmıştır. 2000 yılına kıyasla vaka sayısı 1.802’den 4.218'e yükselmiştir
2025 yılını artık kabaca tahmin edersiniz.
sosyal medya etkisini de söyleyelim kısaca;
sürekli kısa süreli şeylere maruz kalmaktan beyin artık çalışmamaya ve hızlı tüketime alışıyor. yaşamaya devam etseniz bile muhtemelen zekanız çok gerilemiş olacak. o telefonlar ters evrim yaratmaya başladı. sürekli dikkati farklı yere verme hastalığı kol geziyor.
gelelim son sözlere.. e yeter bu da parmak azizim yoruluyor.
orta dünyadan biraz yararlanayım hadi... hep derler ya sauron neden yüzüğün yok edileceğini düşünmedi. onun cevabı şudur; öyle kibirliydi ki yüzüğü kullanmak yerine birinin yok edebileceği durumu en kötü rüyalarına bile girmezdi. o kadar ihtimal vermezdi.
şu anki durum da aslında bu... anlatılan şeylerin başınıza gelmeyeceğine dair bir inancınız var. bu, ölünce cennete gireceğinize inanmanız gibi bir şey . cehennemi kimse kendine yakıştıramaz biliyorsunuz.
ama bilinen gerçek şu;
bu verilere bakıldığında çok şanslı bir azınlıkta değilseniz ölmek için yalvaracağınız bir gelecek geliyor.
yoksullaşma kısmından başlayalım;
ülkede sadece ekonomik durumdan ötürü toplumdan dışlanan veya kendini bilerek soyutlayan insanlar var. bu arkadaşlık gibi olguları zedelemektedir. bu da stresli hayata daha da fazla yük getirmektedir. ama her insanın yük taşıma kapasitesi de ayrı bildiğiniz üzere. bu ne demek; bazı insanlar daha erken strese bağlı hastalıklara yakalanacak.
sağlık imkanlarından yararlanma veya vakit ayırma kısmına girersek o da facia... çoğu insan modern kölelik yapmaktadır. günde en az 8 - 10 saati iş yerinde geçmektedir ki patronları mesaiye kal demezse o da. haliyle bu zamansızlık neye yol açıyor? sağlığınıza gerekli özeni gösterememenize. çalışan, bir şirket için " insan " değildir. o bir makinedir. bozulduğu zaman tamir edilip aksaya aksaya da olsa devam edebilmelidir. zaten eskiyince yerine biri gelir. yani iş yerleri " benimle çalışıyorken bu beden sıkıntı çıkarmasın" gözüyle bakar size. ama işte o bedenle siz bir ömür boyu berabersiniz. haliyle düzenli check-up gereklidir. türkiye'de hayatında check-up yaptırmamış insanlar olması bir yana bunun ne olduğunu bilen de çok yok yani.
2024 itibarıyla toplumun üçte birinde en az bir kronik hastalık görülüyor. bulaşıcı olmayan, iskemi, koah, diyabet gibi hastalıkların payı ölümlerde %78,7. bunlar da öyle çok yüksek yaşlarda olan şeyler de değil.
çalışma şartları nedeni ile bel - boyun ağrısı moda oldu biliyorsunuz. karaciğer yağlanması falan da çok görülüyor. bireyler de birden fazla sağlık sorunu olması da yaygın. ama iş yerinde tepki çekmemek için hepsinin peşinden koşturamıyor millet.
doktorların ve hastanelerin durumu da belli. hadi ben sağlık peşinde koşayım desen ne olacak? bir şarkı çalmaya başlayacak zihninde. " paraaa paraaaa paraaaa varlığın bir deeeert yokluğun yaraaaa"
olayın bir de psikolojik kısmı var. onu nasıl atlarız elbette kelamımız var.
axa mind health report'a göre;
türkiye nüfusunun %38’i, “depresyon, kaygı veya yeme bozukluğu gibi ruhsal hastalıklarla mücadele ediyor. özellikle 18–34 yaş arası gençlerde oranlar yüksek.
bu da gösteriyor ki çok ciddi bir psikolojik tedavi görmeli bu insanlar. e bunu sırf biz bilmiyoruz psikologlar da biliyor. peki onlar ne yapıyor siz muhtaçsınız diye? bingo ! fahiş fiyatları dayıyorlar. çünkü onlar da türkiye'de yaşıyor. ben silkmesem başkası silker diyor.
modern zamanlarda ruh ve beden sağlığı ayrımı ortadan kalkmadı ama sınır geçirgenliği arttı. bu yeni anlayışa göre ne biliyoruz? fiziksel rahatsızlıklar psikolojiyi etkiler. tam tersi de geçerli. ikisi de aynı anda iyi olabilmeli ki biz bireye sağlıklı diyelim.
haliyle sağlık açısından işler çok kötü bir hal alacak ki aldı gibi.
bir diğer konu hak ve hukuk;
emeklilik yaşı daha da yükseğe çıkacak gibi. zaten emekliliğe göre hayatını dizayn eden şu an açık ara enayidir o ayrı ama yine de bilgi bilgidir. ilk emekli maaşını bile alamadan o kadar fazla öleniniz olacak ki. acı kısım da bu. çalış çalış sonra kanser ol öl.
nepotizme girsek mi bilemedim. e hadi konu geldi çalsın sazlar oynasın kızlar...
çoğu insan bırak yaşlılığı şu an bile çökme aşamasına giriyor çünkü adam kayırmacılık nedeni ile işsizlik inanılmaz boyutlarda. " insan tanıyamamış olma cezası " deniyor buna. illa böyle dibine kadar yalayan biri olacaksın veya annen baban zamanında öyle olmuş olacak. sistem onurlu kişiye alerjili durumda. bu nepotizm karşısında umutlar çöküyor. hadi yaladın yaladın bir yerlerde geldin. bu sefer öz saygın kalmıyor bu da depresyon getiriyor. çünkü mutlu pozu verirken insanların arkandan ne dediklerini çok iyi biliyorsun. tüm bunlar olurken bir de mültecilerin ne kadar iyi yaşadığını görüyorsun falan oralara hadi girmeyeyim vicdan yaptım.
ülkenin siyasi durumu da belli. adalet kavramı yok. bir davaya karışsan, hakkını arasan güçlü olan kişinin kazanacağını biliyorsun. bu da umut denen kavrama bir aduket atmış durumda oluyor haliyle.
hoop bunlar da nereye götürüyor bizi... aileye ! hahah ! en sevdiğim yer. bu kısımda işte olaylar kopuyor;
bireysel olarak inanılmaz stres yükü çeken ve sağlığına dikkat etmeyi düşünemeyen kişiler bu enerjiyi nerede harcıyor? aile içinde tabi. şiddet sarmalı başlıyor. herkes birbirinden nefret ediyor. bir zamanlar aşık olduğun kişiye beddua eder hale geliyorsun çünkü çekemiyorsun. çocuk yapmışsan zaten fatiha okuman gerektiğini biliyorsun kendine.
bunlar olurken bir de yaşlı anne veya baban da hastalanmasın mı? aha ! beklenen an. bir de onla uğraşacaksın ki uğraşmalısın zaten tartışmaya bunu da açamayız herhalde. lakin çalışıyorsun ! bakıcı lazım. bak bakalım bakıcı fiyatlarına da kendine gel.
intihar is coming !!
erken ölümler sırf hastalıktan olacak değil ya. olayın intihar kısmı var. bir verilere bakalım;
türkiye psikiyatri derneği (tpd) tarafından verilen bilgiye göre, son 10 yılda yaklaşık 29.000 kişi intihar sonucu hayatını kaybetmiştir. bu kurbanların yaklaşık %73’ü erkek, %27’si kadındır.
tüik’in resmi istatistiklerine göre, 2023 yılında toplam 4.061 intihar vakası kaydedilmiştir; 2001 yılında bu sayı 2.584 idi—bu, yaklaşık yüzde 57’lik bir artış anlamına gelir.
ayrıca, 2022, türkiye genelinde intihar vakalarının en yüksek olduğu yıl olarak raporlanmıştır. 2000 yılına kıyasla vaka sayısı 1.802’den 4.218'e yükselmiştir
2025 yılını artık kabaca tahmin edersiniz.
sosyal medya etkisini de söyleyelim kısaca;
sürekli kısa süreli şeylere maruz kalmaktan beyin artık çalışmamaya ve hızlı tüketime alışıyor. yaşamaya devam etseniz bile muhtemelen zekanız çok gerilemiş olacak. o telefonlar ters evrim yaratmaya başladı. sürekli dikkati farklı yere verme hastalığı kol geziyor.
gelelim son sözlere.. e yeter bu da parmak azizim yoruluyor.
orta dünyadan biraz yararlanayım hadi... hep derler ya sauron neden yüzüğün yok edileceğini düşünmedi. onun cevabı şudur; öyle kibirliydi ki yüzüğü kullanmak yerine birinin yok edebileceği durumu en kötü rüyalarına bile girmezdi. o kadar ihtimal vermezdi.
şu anki durum da aslında bu... anlatılan şeylerin başınıza gelmeyeceğine dair bir inancınız var. bu, ölünce cennete gireceğinize inanmanız gibi bir şey . cehennemi kimse kendine yakıştıramaz biliyorsunuz.
ama bilinen gerçek şu;
bu verilere bakıldığında çok şanslı bir azınlıkta değilseniz ölmek için yalvaracağınız bir gelecek geliyor.
devamını gör...