kavramların ne olduğunu bilmeden espri amaçlı bile başlık açmak bana garip geliyor. zındık olan kişi dini yok etmeye büyük zarar vermeye meyilli olan saldırgan tutumdaki kişidir. dine inanmıyorum diyen kişi değil bak. dini silmek yok etmek isteyen kişidir.
ateistler içinde bile bu oran düşüktür. öğrenin şu münafık - zındık - kafir - mürted farkını artık.
türkiye'de önemini yitirmiş olsa bile amerika sınırları içinde yaygın kullanılmaktadır. hatta politikaya yön vermişliği vardır. günlük mesajlaşmalar da buradan dönüyor. yani aslında unutulmadı. farklı ülkelerde popüler.
yapay zekanın çok ilerlemesi nedeni ile tekrar ateşi harlamış olan akımdır. postmodernizme göre gerçeklik, doğrudan deneyimlenen bir şey hiç olmadı. hep bir temsil edilme ihtiyacı içindeydi. yani biz hep temsiller ile baş başa kaldık. insan dünyayı bir şekilde imgeleştiriyor. metinler ve anlatılar ile algılıyor. yapay zeka tam burada devreye girdi. gerçeğin kendisinden çok temsilini üreterek postmodernizm akımını güçlendirdi. " gerçek aslında yeterince inandığımız şeyler midir?" sorusunu gündeme getirdi.
bence sadece meme konuşulmalı. neden biliyor musun kardeş? senin bayrağın zaten kadınlarını ve çocuklarını koruyamadığında indi. emeklini açlığa mahkum ettiğin zaman indi. ülken amerikanın vassalı olduğunda bayrağın yerde süründü. siyasal islamcılara sadece internetten yazı yazarak tepki vermekle yetindiğin için bayrağın yırtıldı. ülkeye mülteci dolduğunda bayrağına tükürüldü. uyuşturucu gençlerde yaygınlaştığında bayrağın çoktan yakıldı. korkak, yalaka ve aptalca şükürcü bir hale büründüğün için bayrağın yok edildi. memenin zararı yok. iyi gelir kafan dağılır. boş boş hamaset yapmayı ne seviyorsunuz. ülke bayrak değil millet demektir. millet erimiş gitmişse bayrağın önemi nedir?
haliyle al meme ile oyna çok fazla ses etme. yakında onu da bulamayacağın günler gelecektir.
ekonomik ve politiktir. boş mide en son ahlakı da sindirir. genel olarak ahlaksızlığın her türü çoğalmıştır ki daha da çoğalacaktır. modern dünyada tanrı para demektir. haliyle onun için yapılmayacak şey yoktur artık. en basitinden adam kayırmadan tut yalakalığa oradan tut bana dokunmayan yılan bin yaşasın demeye kadar say say bitmeyecek haysiyetsizlikler var.
en kötüsü de ahlaksız olandan ahlak dinlemektir. en fenası budur. haliyle bu ortamda suçların artmaması imkansız zaten. bu toplum çökmüştür. ama yanılgıya kapılıp kendinizi tepeye koyup aşağıya bakmayın. siz de bu toplumdansınız. inkar etmek isteseniz bile.
her zaman yaptığım şeydir. bu nedenle borç yapmam kredi kartı kullanmam. ceketimi alıp çıkanlardan biriyim. hatta bir keresinde öylece işi bırakıp öğlen yürüyerek eve gitmişliğim vardır. istifamı kağıda yazıp foto çekerek falan gönderiyorum. bunun bedelini de mal mülk edinememekle ödedim. ödemekteyim. borç fobisi deniyor buna. patronlar en çok, borcu olan hatta üstüne evli insan severler. böcek gibi ezebilmek isterler. o fırsatı vermektense yok olmayı tercih ederim. haliyle insani ortamı iyi olduğuna inandığım iş yerlerinde çalışabiliyorum. benim gibi tipler zaten doğal seleksiyona uğruyor. yakında sadece yalakalar iş hayatında kalacak. çünkü o hayatta tutuyor. ne yapalım döngüye karşı gelemeyiz. parası az olsun ama ortamı iyi olsun diyen tiplerdenim.
üçüncü bir yolları yok. artık pek geri dönüş de pek gözükmüyor. millet starlink uydusuna kaçak bağlanarak internete ulaşıp yayınlıyor olan biteni. zaten bu uydular yoğunlaştı iran semalarında. belli ki bilinçli yönlendirme yapıldı. internete yasak geldi malumunuz...
2026 yılında interneti öyle kafana göre kesersen halk iyice çıldırır. bunu düşünemiyorlar. burası da suriye gibi ırak gibi olacak mı sonunda?... %90 olur. bunu sanki iranlılar bilmiyor gibi konuşuyor insanlar. iran halkı kadim bir millet. 1000 yıldır bu topraktalar. sorun su bildikleri halde isyan ediyorlar. adam artık dayanamıyor. bu empatiyi türkiye'de yapmak çok zor. bizim millet patronuna bile gık edemeyen pasif korkaklardan oluşuyor. adamlara kurşun yağıyor yine de sokaktalar. kafaya koymuşlar yani.
bastırılır mı bu isyan?.. bence bastırılır. ama bu sefer cidden sert kalkıştılar. süprizlere açık olmak gerek. basiretsiz hükümetimiz inşallah göç dalgası için bir şey düşünmüştür. yoksa bizim popomuzda patlayacak.
en temel anlamıyla, ölülerle iletişim kurarak bilgi edinme, gelecekten haber alma veya gizli bilgilere ulaşma pratiğidir.modern popüler kültürde nekromansi genellikle ölüleri diriltme, iskelet ve zombi kontrol etmek üstüne yoğunlaşırken tarihsel kökeni sadece ölülerin deneyimlerini içselleştirmektir.
en eski nekromansi örnekleri mezopotamya uygarlıklarında görülüyor. şaşırdık mı? her neyse bunlar ölü ruhların (ekimmu diyorlar bunlara) yaşayanları etkileyebileceğine inanırlarmış. rahipler, ölülerin ruhlarını yatıştırmak veya bilgi almak için ritüeller yaparmış. dikkat edilmesi gereken kısım şu; ritüeller sadece korunma amaçlıymış.
antik yunana gittiğimizde bir sistematikleşme görüyoruz. bunun sebebi nekromanteion ismine sahip tapınaklara şahit olmaktayız. lovecraft " necromonicon" ismini buradan mı buldu bilemiyoruz ama kuvvetli bir ihtimaldir. yunan topluluğu ölü ruhların hizmetini almak için yeraltı dünyası tanrısı kabul ettikleri hades'ten izin alıyorlarmış. üstüne bu işle ilgilenen rahipler konuda uzmanlaştığı için başka iş yapmazlarmış. kurumsal nekromansi resmen. romada ise bir tık daha farklı bir uygulama var. halkın nekromansi ile ilgilenmesi yasak lakin devlet elitleri buna izinliymiş.
gelelim yahudi metinlerine...şimdi burada olay hafif ciddileşiyor. neden? çünkü tevrat işin içine giriyor. kitapta nekromansi açıkla lanetlense de sonuç olarak resmen kabul ediliyor. hemen ayet verelim.
tesniye 18:10–12: “aranızda … fal bakan, büyü yapan, ruh çağıran ya da ölülerden haber almaya çalışan biri bulunmasın. çünkü bunları yapan herkes tanrı’ya iğrençtir.”
haliyle daha önceleri toplumlar için nekromansi tam anlamıyla kötü değilken bu dönemden sonra kesinlikle karanlık bir ritüel olarak görülmeye başlanmış. yapanlar sapkın ilan edilmiş.
ortaçağ ve hristiyan avrupa'da işler iyice tehlikeli boyuta varmış. neden mi? çünkü nekromansi açıkça şeytanla anlaşma olarak görülmüş ve kara büyü olarak adlandırılmış. hatta artık bilgi arayışı bile değil direkt yasak güç elde etme gibi düşünülmüş. ölüler ordusu kurarak iktidarların devrilebileceğinden şüphelenmişler. ( army of dead kalıbı buradan geliyor.) bu çok önemli bir kırılma noktası olmuş. demonoloji ve nekromansi ilk defa bu dönemde iç içe geçmiş. normalde tamamen ayrı şeyler.
günler günleri...yıllar yılları kovalamış... ve rönesans gelmiş çatmış. antik bilgiye tekrar önem verilerek nekromansi başka şekilde yorumlanmaya başlanmış. heinrich cornelius agrippa gibi isimlerin öncülüğünde nekromansi, okültizm ile kardeş görülmüş. pratikler birleştirilmiş. yani nekromansi simya ve astroloji ile harmanlanmış. felsefi olarak, ölü kavramı bazen bilinç, ego veya geçmiş benlik anlamında kullanılmış.
şimdi günümüze gelecek olursak olay dallanıyor ve budaklanıyor...spiritüalizm diye bir şey ortaya çıktı. nekromansi terimi kullanılmasa da bu pratik sürdürülmeye çalışılıyor. yani soğansız menemen gibi düşünün. diyorlar ki biz nekromansinin karanlık kısmını eledik. masum kısmındayız. yersen işte. wicca inancı da şu an bunu söylüyor. diyorlar ki biz beyaz cadılarız. neyse o ayrı bir konu. spiritüalizm sadece nekromantik pratiklerden oluşan bir şey değil çok geniş bir alan. ama içinde nekromansi kesinlikle var.
popüler kültüre bir geliyoruz ortalık toz duman oluyor. oyunlardan filmlere oradan fantastik edebiyatın her zerresine kadar girdi nekromansi. sırf buna özgü müzik grupları mı dersin neler neler... haliyle yaygınlaştı ve o mistik havasını kaybetti. şu sıralar bu kavram; ritüel pratiğinden çok, estetik bir bakış açısından ele alınıyor.
nekromansi, tarih boyunca ölülerle iletişim kurarak bilgi edinmeyi amaçlayan bir şeyken dini ve toplumsal dönüşümlerle birlikte şeytanlaştırılmış, orta çağ’da yasaklanmış ve modern dönemde sembolik bir kavrama dönüşmüştür. artık nekromansi, ölüm, bilinç, tabu ve güç temaları etrafında şekillenen kültürel bir metafor olarak varlığını sürdürmektedir.
en beğendiğim nekromantik müziği de paylaşmaz isem olmaz: youtube link
ülkemizde de "gassal" olarak bilinen kişilerden bazılarının nekromansi ile ilgilendiği bilinmektedir.
cehennem ve hapishane bölümlerinde durdurup ara verecektim az kalsın. gözümden yaş getirdi adam. " hitlerin s.." dediği an kendimden geçtim sanırım. ifade özgürlüğü için yaptığı tespitler başarılıydı. hatta bu konuda geri ülkeler var falan derken türkiye diyecek sandım bir an. o beklentiye girdim.
sırrı çözülmesi zor olan, ben tek başıma değil ailemle varım diyen yiyeceklerdir. örneğin roka.... ya bu bitkiyi tek başına seven bir deli var mıdır? yoktur. acımsı garip bir şey. bir ton balığı yanına bir lahmacun yanına aşırı yakışıyor. köfteleri rokasız yiyemez oldum. ama kendi çok kötü.
bir insan nasıl olur da stand up yapan birini ciddiye alır bir de üstüne linç etmek ister? aklım almıyor. siz yabancılardaki bu işi yapanları görseniz demek tırnaklarınızı falan yiyeceksiniz. bir kere kafanıza oturtmanız gereken şey şudur; her şey mizah malzemesidir. ölümden daha ciddi bir şey yok. o bile yapılıyor. senin gereksiz yaş takıntının kimse için bir önemi yok.
kaldı ki bu adam ortaçağda yaşasa idi ve bir sarayda olsaydı mesleğine soytarı diyecektik. yani küçümsemek amaçlı söylemiyorum. mesleğin adı bu. haliyle bunu ciddiye alan insan soytarıdan daha komik hale düşüyor. yahu insanlar cem yılmaz'a gülmeyi bırakıp bu kitleye gülmeye başladılar. başkası adına utanma duygusunu yaşıyorum bu kitleyi gördükçe.
kozmik bir güç bu ülkede bazı beyinleri eritiyor. artık ben buna inanmaya başladım. başka açıklaması yok. hepsi işi gücü bıraktı komedyen peşine gitmeye başladı.
neyse tanım girelim:
t: son gösterisi ile kendi çıtasını aşamamıştır. ama güldürmüştür. fena değildir.
h.p. lovecraft’ın aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanmış, kozmik korku türünde bir filmdir. lovecraftian eserler arasında bence hak ettiği değeri tam görememiştir. gerçi bu tarz yapımlar geleneksel korku filmlerinden her zaman daha az ilgi görür. sebebi ise sonucun tam bağlanmamasıdır. bu bilinçli bir tercihtir. çünkü lovecraft, evrenleri böyle kurgular. bilinemezlik olgusunun ve delirlemenin yarattığı süreci yaşarsınız. herkese göre değildir. özellikle bizim ülkemizde " anlamıyorsam o halde kötüdür" bakış açısı çok yaygın olduğu için haliyle pek beğenilmemiştir. insanlığın algılayamadığı ve asla algılayamayacağı kozmik güçlerin yarattığı o tedirginlik bu filmde iyi işlemiş.
olaya gelirsek; çiftlik sahibi bir aile var. gökten çok tuhaf bir meteor düşüyor. sonra bu eriyor gidiyor lakin geride dünyaya tanımlanamayan bir enerji bırakıyor. bu renkli enerji; toprak, su, hayvan ne varsa bozuyor. en önemlisi insanların zihnini ve bedenini de bozmaya başlıyor.
peki temel korku nereden kaynaklanıyor filmde?
öncelikle bu enerjinin veya varlığın umursamaz olmasından büyük bir sıkıntı çekiyoruz. ne demek bu? aslında bu güç odağı iyi veya kötü değil. sen umrunda bile değilsin. bu değersizlik hissini sana yaşatınca haliyle " evrende çok anlamsızım " hissi senin benliğini tedirgin ediyor. film bu hissi inanılmaz iyi kullanıyor.
zihinsel bozulma yani delirme demiştik. bu tek başına bile gerici bir durumken olaya bir de fiziksel bozulmalar ekleniyor. buna body horror deniyor. grotesk haldeki bedenler güzel gösterilmiş. tam dozunda ne az ne fazla. çok iyi bir ton elde etmişler bu konuda.
unutulmaması gereken bir konu da şudur; lovecraftı tam olarak anlayıp bunu filme aktarabilmek çok zordur. herkes bunu yapamaz. daha %100 yapabilen çıkmadı. haliyle bu film de elbetteki " heh tam gerçek lovecraft " dedirtmedi fakat çok ciddi yol almış bir yapımdı.
oyunculuklar benim için yeterliydi. kendileri de bu işe inanmışlar. abartılı jest mimikler yoktu. diyalogların belli belirsiz bir şekilde, kişilerin deliliğe doğru yol aldıklarının belirleyici unsuru olması kusursuzdu.
oyunculara ve karaktere bakacak olursak; nicolas cage : nathan gardner
ailenin babası, çiftliğin sahibi
joely richardson : theresa gardner
anne, kanser tedavisi gören mimar
hayırlı olur umarım. kendisinden eski duruşunda olmasını beklemek artık çok iyimser bakmaktır dünyaya. #3819566 burada da anlattık zamanında.
iş adamlarına çok sağlam geçirecektir. lakin ben olsam halka yüklenirdim. 2-3 tane internet üstünden yorum yapıp vatani görev yaptığını sanan insanlara kızardım.
devletin 1 tane adam akıllı görevi vardır. o da halkın güvenliğini sağlamaktır. yani bizim canımızı ve malımızı korumalıdır. fonksiyonu budur. fakat bırak korumayı bize düşman olarak zarar vermektedir.
servet aktarımı ile önce malımıza çöküyorlar şimdi de sokaklara it kopuk salarak canımıza kastediyorlar. ne olduğu belirsiz mültecileri almalarıyla bu zaten başlamıştı.
dış tehditlere karşı da caydırıcılığımız artık alay konusu oldu. kimsenin pek salladığı da yok. redditte artık türkiye için " amerika vassalı" tabiri kullanılıyor.
alışması zor farkındayım. ama bu devlet benim için yıkılmıştır. afganistan'a devlet diyorsanız işte türkiye için de devlet dersiniz. dağdan geldiler bağdakini kovdular.
geçmiş olsun. özellikle kadınlara. işleri artık çok daha zor.
" asgari ücretle artık çalışılmaz " fikri yerleşmedikçe daha böyle çok sürünür bu halk. aslında avrupa gibi olacak. orada da asgari ücret var ama çok küçük bir kısım bu ücrete çalışır. çünkü asgari ücret zaten bir maaş değildir gibi düşünülür. bu zihniyetin bizde de yayılması gerek.
ayrıca asgari üstü veren yerlerde maalesef bu zamma göre hesap kitap yapıyorlar. yani ona sığınıyorlar. mesela yapılan zam oranını beğenmediğin an hemen patronlar " e ama asgari ücrete de böyle oldu" diye öteler. aslında onun ödediği para ile asgari ücretin bir bağlantısı yok. sene sonu gelmiş ve çalışanına yeni şartlara göre zam yapacaksın. devletin zammına neden sığınıyorsun. sen zaten asgari üstü veriyorsun.
yani;
asgari üstü maaş = piyasa + deneyim + sorumluluk karşılığıdır.
devletin belirlediği tabanla doğrudan bağlantısı yoktur.
patronun asgari ücreti referans alması demek zamdan kaçma bahanesidir “ben zaten asgari üstü veriyorum” diyorsan, asgari ücret seni ilgilendirmez.
bu mantığı çalışanlar kuramadığı için hala asgari ücret üstünden düşünerek patronlarını zorlayamıyorlar.
çok büyük olaydır. ancak bu olayı bile sıradan bir şey gibi görecek çok vatandaşın olduğu da gerçektir. zaten günlerdir dronelar ile adeta test ediliyorduk. çok basit bir şekilde rts oyunlarında bile düşmanın topraklarına gözcü sınıfında önemsiz uniteler gönderirsin. gücünü, savunmasını ölçersin. onun gibi düşünmek lazım.
üstüne şimdi egemen bir devletin sınırlarında üst düzey askeri kadro yok edildi. isterse %100 teknik arıza olsun. dünyaya bunu anlatamazsınız. kaldı ki bence kesinlikle suikast.
tam bunlar olurken hakan fidan'ın konuşması da suriye basını önünde " kes lan artık konuşma" dercesine kesildi. düşünün suriye'de bile türkiye'nin saygınlığı bir çöp kovası gibi oldu.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.