7 aralık 2020 kemal kılıçdaroğlu konuşması
başlık "tolgame" tarafından 07.12.2020 19:08 tarihinde açılmıştır.
1.
sonuna kadar izlediğim konuşmadir. kılıçdaroğlu sorunları tek tek anlatti harika bir konuşma yaptı. sabah mansur akşam kılıçdaroğlu gayet iyi konuştular.
devamını gör...
2.
devamını gör...
3.
kılıçdaroğlu'nun bu konuşmasını ön yargısız bir şekilde dinleyen birisinin "vay arkadaş bunlar ne yapmış" dememe ihtimali yok. kılıçdaroğlu'nun adeta şov yaptığı konuşmadır. umarım bu konuşmadan sonra kararını değiştiren kişiler olmuştur.
devamını gör...
4.
kılıçdaroğlu'nun siyasi kariyerinde yaptığı en etkili konuşma olmuştur. verilerle konuşması önemliydi. muhalefetin tüm gücüyle atağa geçmesi gerekiyor. ülke her şeyiyle tükenme noktasına gelmiştir. iktidarın - düşük bir ihtimal olsa da - kendine çeki düzen vermesi lazım. batık ekonomi, pisliğe bulanmış siyaset, ülkeden kaçan insanlar ve kafayı yemek üzere olan biz geriye kalanlar: bu böyle daha fazla devam edemez. tüm bunları görmeyip masal uyduranlara türkiye cumhuriyeti'nin her bir vatandaşı koca bir s***** çekmeli.
devamını gör...
5.
az önce denk gelip, ilk defa kılıçdaroğlu'nu bu kadar uzun dinlediğim konuşmadır. 1 saat nasıl geçti anlamadım. siyaset tarihinde yaptığı en güçlü konuşması olabilir. şahsım adına etkilendim.
kendi şahsım. özel isim olan değil.
kendi şahsım. özel isim olan değil.
devamını gör...
6.
meclis başkanı mustafa şentop'un kıpkırmızı olarak izlemek zorunda kaldığı konuşmadır.
devamını gör...
7.
kemal kılıçdaroğlu'nun 7 aralık 2020'de türkiye büyük millet meclisi'nde yaptığı konuşma.
değerli arkadaşlarım, covid-19 salgınından söz edildi, başarıdan söz edildi. başarı kime ait? sağlıkçılara ait. sağlıkçılar görevi nerede yapıyor? hastanelerde yapıyor. sağlıkçılar kim? cumhuriyetin yetiştirdiği, en başarılı öğrencilerin gittiği tıp fakültelerinden mezun olanlar. başarı var mı? başarı var. 24 saat çalıştılar mı? 24 saat çalıştılar; çocuklarını bile görmediler, aileleriyle bile rahatlıkla gidip görüşemediler, konuşamadılar. peki, sağlıkçıların başarısını ne yaptık? hep beraber alkışladık, onlar başarılıydı. peki, sağlıkçıların önüne hastaları gönderen kimdi, önlemi almayan kimdi? türkiye cumhuriyeti vatandaşlarına yanlış bilgileri veren kimdi, eksik bilgileri veren kimdi? defalarca söyledim: ya, bir devlet, saygın bir devlet vatandaşına yalan söylemez. doğru bilgiler vermediniz. ısrar ettiler, türk tabipleri birliği söyledi "ölüm sayısı çok daha fazla." diye; türk tabipleri birliğini neredeyse linç edecektiniz. ne oldu? kim doğruyu söyledi? türk tabipleri birliği. hangi noktaya geldik? salgını önlemek için önlem alması gereken siyaset kurumu, hastayı iyileştirmesi için çalışan da sağlık kurumu. sağlık kurumu üstüne düşeni yaptı; siyaset kurumu, serbest bıraktı. neden önlem almadınız? hangi gerekçeyle önlem almadınız? hangi gerekçeyle mitingler düzenlediniz? hangi gerekçeyle vatandaşları toplayıp kafalarına çay attınız? hangi gerekçeyle salgın bu kadar bu boyutlara ulaştı ve hangi haklı gerekçeyle avrupa'da birinci olduk? hangi gerekçeyle? bana birisinin, bir allah'ın kulunun çıkıp söylemesi lazım. hangi gerekçeyle? doktorların, sağlık çalışanlarının başarısını kendinize mal etmeyin. onlar kim ne derse desin bu ülkenin aydınlık insanlarıdır. onlar günün 24 saatinde çalıştılar.
biz onlara dedik ki: sağlıkçıların hiçbirisi ak partili değildir, sağlıkçıların tamamı devlet memurudur. içlerinde her partiye oy veren insanımız vardır ama yapmamız gereken, bütün sağlıkçıları alkışlamaktır. 24 saat çalıştılar, çıktık, dedik ki: "sağlıkçılara siyaset kurumu olarak birer aylık maaş verelim, birer aylık ikramiye verelim." vermediniz, birer aylık ikramiye vermediniz. geçen, bir yoğun bakım hemşiresiyle, zoom üzerinden, sağlık çalışanlarıyla konuştum. kaç lira yatıyor biliyor musunuz? yoğun bakım hemşiresinin geçen ay banka hesabına yatan para kaç lira biliyor musunuz? 7 lira, 7 lira arkadaşlar. bu kadar adaletsizliğin acaba farkında mısınız? ya, bir vicdani kanaatinizi ölçün ya! bir yoğun bakım hemşiresiyle bir konuşun. ne yaptılar? bunların banka hesabına ne kadar para yattı? bu bile yapılmadı arkadaşlar; üzgünüm. gerçeği görmek istemiyorsunuz. gerçek bu, acı ama gerçek bu değerli arkadaşlar. dünyada en kötü yönetilen 4'üncü ülkeyiz; ben demiyorum, bütün dünya söylüyor. siyaset kurumu, siz önlem aldınız da biz karşı mı çıktık? bakın, covid-19 olayı çıktığında hiçbir zaman, 1,5-2 ay asla iktidarı eleştirmedik. neler yapılması gerekiyorsa onları saydık, tek tek "şunu yapın, şunu yapın." diye. çünkü sorun bir parti sorunu değil, sorun türkiye sorunu, sorun dünyanın sorunu. bir bakmanız lazım, şu soruyu hükümete sordunuz mu: acaba covid-19 dolayısıyla hükümetin stratejisi neydi? stratejinin şöyle olması lazım: sağlık dolayısıyla salgını önleyecek önlemler alınacak; ekonomik sorun çıkacak, ekonomik sorunu giderecek önlemler alınacak; işsizlik sorun çıkacak, işsizliği önleyecek önlemler alınacak. bu stratejiyi uyguladılar mı? uygulamadılar. yol da gösterdik, dedik ki: "bakın, bunu öğrenmek istiyorsanız ekonomik ve sosyal konseyi toplayın, o insanların her birisi bu sorunla karşılaştılar, onlardan sorunu dinleyin, onlardan çözümü de dinleyin. sonra siyaset kurumu olarak siz yaparsanız veya yapmazsınız ama sorunu yaşayanı bir dinleyin."
dinlemediniz arkadaşlar, dinlemediniz. tobb'un başkanını, bilmem neyin başkanını çağırdınız. doktoru var mı? doktoru yok. çiftçisi var mı? çiftçisi yok. esnafı var mı? esnafı yok. nasıl olacak peki, bu sorun nasıl çözülecek?
değerli arkadaşlar, dolayısıyla, "156 ülkeye yardım yaptık, 9 uluslararası kuruluşa yardım sağladık." ya şu soruyu sormadınız mı allah aşkına kendinize? 5 tane maskeyi dağıtmak için iktidar aylarca kendi içinde tartıştı, 5 maske ya! biz dağıtmak istedik "vay, cumhuriyet halk partili belediyeler nasıl dağıtır! engel olalım." siz covid'le mücadele edeceğinize bizim cumhuriyet halk partili belediyelerle mücadele etmeye başladınız. ya akıl alacak şey değil, emin olun akıl alacak şey değil. kaldı ki cumhuriyet halk partili belediyeler sadece chp'lilere yardım yapsa ben de kızarım, sizin de kızma hakkınız var. herkese eşit. söyledik: "herkese eşit davranacaksınız", bunu söyledik. cumhuriyet halk partili belediyeler yardım kampanyası açtılar, banka hesaplarına el koydunuz ya. eskişehir büyükşehir belediyesinin yıllardır devam ettiği aşevi hesabı var, ya o hesapta biriken paralara bile el koydunuz. bir allah'ın kulu, vicdan sahibi bir allah'ın kulu çıkıp da "ya, bu yanlıştır." demedi mi? niye demediniz, niye söylemiyorsun? ya, bu insanlığa aykırı bir şeydir. o aşevinden yıllardır yoksullara, ihtiyaç sahibi ailelere yemek götürülüyor ya, "bu hesaba el koymayın." demediniz, diyemediniz.
ben bu toplantıda, değerli arkadaşlarım, bütçeden fazla sormayacağım. bu bütçe ne bütçesi allah aşkına, ne bütçesi bu bütçe? 27,5 yıl maliye bakanlığında çalışan birisi olarak ifade edeyim; benim bildiğim bütçe, maliye bakanlığı tarafından hazırlanır. arkasından oturulur maliye bakanı bir basın toplantısı yapar, bütün ekonomi kurmayları orada olur, ekonomi köşe yazarları orada olur, sivil toplum örgütleri orada olur ve bu bütçenin türkiye için neler getirdiği maliye bakanı tarafından anlatılır ve hepimiz de öğreniriz. bu bütçeyle ilgili ne yapıldı? ne yapıldı? böyle bir toplantı mı yapıldı, maliye bakanı bir açıklama mı yaptı? kim maliye bakanı allah aşkına, kim? niye açıklama yapmıyor, neden yapmıyor? bütçe hangi bütçe arkadaşlar, hangi bütçe?
bakın, değerli arkadaşlar, işçiye ne getiriyor bu bütçe? çiftçiye ne getiriyor? emekliye ne getiriyor? bu bütçe faiz bütçesidir, bu bütçe açık ve net söylüyorum haramzadelerin bütçesidir, haramzadelere hizmet edenlerin bütçesidir. bakın, bir daha söylüyorum, inanarak söylüyorum inanarak, bu bütçe haramzadelere hizmet bütçesidir.
değerli arkadaşlarım, bakın, niye tek bir hükümet kuruldu yani bir kişiye bağlı, bütün yetkiler bir kişiye bağlandı? her şey çok hızlı olacak diye, öyle değil mi? her şey çok hızlı olacaktı. orta vadeli program, kanuna göre zamanında yayınlandı mı? yayınlanmadı. soruyor musunuz "niye yayınlanmadı?" diye. kim engel oldu? orta vadeli mali plan zamanında yayınlandı mı? kanuna göre zamanında yayınlanmadı. sordunuz mu niye zamanında yayınlanmadı? kim engel oldu? hangi güç engel oldu? tek başınasınız, başka bir şey yok. ya, yasanın gereğini bile yerine getiremiyorlar. aynı şekilde bütçe çağırısı ve eki hazırlama rehberi, yatırım genelgesi, yatırım programı hazırlama genelgesi bu da zamanında yayınlanmadı. bütçenin ekleri bütçe verildikten sonra meclise geldi. bütçenin ekleri... "bütçe gece yarısı verildi." deniyor ama biz o gece bekledik "bütçe verilecek mi?" "hayır." pazar günü anadolu ajansı biraz utangaç bir mesajla dünyaya duyurdu "efendim, 2021 bütçesi verilmiştir." diye. kim engel oluyor? yani bunlar hizmet ettiler de biz mi engel olduk? yani bunlar zamanında yayınlamadılar da biz mi engel olduk "bunlar zamanında yayınlamadılar." diye. bunlar sizin çıkardığınız yasalara bunlar uymuyorlar. evet, siz görüyorsunuz, veriyorum, bunlar da biliyorlar. uymuyorlar ama siz yine elinizi kaldırıyorsunuz. kendi vicdanınıza bu olayı sorgulamak zorundasınız. tarihin size yüklediği bir sorum var, bir görev var, kendi vicdanınız ya! ya, arkadaş kanun çıkardık ya! kanuna uyun. "kanuna uymam." diyor. niçin? "benim mecliste kurşun askerlerim var, zaten ne dersem onlar ellerini kaldırırlar" diyor. öyle mi? aynen öyle.
sayın başkan, sayın oktay şöyle bir cümleyle başladı. "milli iradenin tecelligâhı olan türkiye büyük millet meclisi..." milli iradenin tecelligâhı olan türkiye büyük millet meclisi... peki, güzel, milli iradenin tecelligâhı olan türkiye büyük millet meclisi'nin saygıdeğer milletvekillerinin soru önergelerine anayasa'ya göre 15 gün içinde cevap verilmesi gerekiyor mu? gerekiyor. 13 bin 606 soru önergesine bırakın 15 gün içinde, 1,5-2 yıldır cevap verilmiyor ya! hangi meclisi savunuyoruz biz? 15 gün içinde cevap veren meclisi ve yürütme organını savunuyoruz biz. niye itiraz etmiyorsunuz? çünkü siz soru önergesi vermiyorsunuz. biz gerçekleri öğrenmek istiyoruz, soru önergesi veriyoruz. sizin şunu söylemeniz lazım: ey hükümet! sana oy verdik, geldin seçildin, neden soru önergelerine 15 gün içinde cevap vermezsin? ve sayın başkana da bir sözüm var, sayın başkan da yürütme organını uyarmak zorundadır, neden 15 gün içinde milletvekilinin soru önergesine cevap vermiyorsun diye.
değerli arkadaşlarım, bakınız, yürütme organı buna uymuyor, anayasaya yürütme organı uymuyor. siz, kalkıp da anayasaya uymayan, parlamentonun saygınlığına gölge düşüren, milletvekilinin soru önergesine cevap vermeye değmez diyen bir yürütme organını kabul ediyorsunuz ses çıkarmayarak. biz bunu kabul etmiyoruz, hangi yürütme organı olursa olsun anayasanın gereğini yapmak zorundadır. bu yapılmıyor değerli arkadaşlarım.
plan ve bütçe komisyonu... kanun çıkarmışız, beraber oturmuşuz bir kanun çıkarmışız. merkez bankası gelecek plan ve bütçe komisyonuna yılın belli dönemlerinde, açıklama yapacak. sosyal güvenlik kurumu, sayıştay, hazine ve maliye bakanı... devlet desteklerinin izlenmesi ve denetlenmesi hakkında kanun'a göre: "sermaye piyasası kurulu başkanı, doğal afet sigortaları kurumu başkanı, tasarruf mevduatı sigorta fonu başkanı, sigortacılık ve emeklilik düzenleme ve denetleme kurumu, tüik ve türkiye varlık fonu gelecek türkiye büyük millet meclisi'ne bilgi verecek." verdi mi? o zaman siz bu kanunlara niye "evet" dediniz kendi vicdanınıza sorun. bunlar gelmiyorlar, zamanında bilgi vermiyorlar, canlarının istediği zaman geliyorlar, bakın canlarının istediği zaman. gelmiyorlar... peki kanuna uymamak suçsa, bunlar uymuyorlar, ne yapacağız şimdi, hayır ne yapacağız şimdi? bu parlamento neydi? milli iradenin tecelligahıydı. milli iradeyi takmıyor bunlar; takmıyorum diyor ben seni, gelmeyeceğim diyor. ne demek bu arkadaşlar ya?
bakın, değerli arkadaşlar, geçen hafta burada bir araştırma önergesi tartışıldı 128 milyar dolar kime satıldı diye. 1 dolardan bahsetmiyorum, 1 milyar dolardan da bahsetmiyorum, 50 milyar dolardan da bahsetmiyorum, 128 milyar dolar... dolar düşükken kimlere satıldı? buna "hayır" dediniz. niye hayır dediniz? evde çocuklarınız bu soruyu sorarsa vicdan sahibi olarak ne cevap vereceksiniz allah aşkına? ya, 128 milyar dolar kime satıldı ya? ya, bunu bilelim. şimdi 128 milyar doları çiftçi mi aldı, emekli mi aldı, köylü mü aldı, sokakta simit satan mı aldı, çaycı mı aldı, kuaför mü aldı? kim aldı 128 milyar doları? ya, bu soru havada. milli iradenin tecelligâhı olan bu kurum "bunu araştırmayın, malı götürene de dokunmayın" dediği andan itibaren buranın saygınlığı törpülenir arkadaşlar.
değerli arkadaşlar tüyü bitmemiş yetimin hakkına sahip çıkmak zorundayız. adalet istiyorsan, tüyü bitmemiş yetimin hakkına... tüyü bitmemiş yetimin hakkına sahip çıkmayı bir tarafa bıraktınız, dolar lordlarının arkasında kale gibi durmaya başladınız. ya, kabul edilir mi bu, kabul edilir mi bu?
değerli arkadaşlar, bu önerge tartışılırken geçmişte merkez bankası'nda başkanlık yapan saygıdeğer bir milletvekilimiz kürsüdeki veya medyaya yansıyan ifadesi: "35 yıl merkez bankası'nda çalıştım, eksi bir rezervle hiç karşılaşmadım." eksi 47 milyar dolar, eksi, merkez bankası'nın kasası eksi 47 milyar dolar. eksi 47 milyar dolara bu düzen nasıl geldi arkadaşlar? kim getirdi? kim bu ülkeyi yönetiyor? 1 lira değil, 5 lira değil, 100 lira değil, eksi 47 milyar dolar yani bizim çocuklarımızın ve torunlarımızın ödeyeceği bir para. 128 milyar doları araştıralım. araştırmayın. 47 milyar dolar eksimiz var. araştırmayın. neyi araştıracak milli iradenin tecelligâhı olan bu kurum? neyi araştıracak? o zaman arkadaşlar, "kanaryalar ne kadar yaşar?" diye bir önerge verin, belki arkadaşlar buna "evet" derler, biz de kanaryaları öğrenmiş oluruz, ne olduğunu.
bakın değerli arkadaşlarım, "biz yerli ve milliyiz." diyorsunuz, güzel. yerli olduğunuzdan hiçbir tereddüdüm yok ama milli olduğunuz konusunda endişelerim var. sayacağım, tek tek sayacağım. bakın, bir ülkenin milliliği nereden anlaşılır? parasıyla. türk lirası. osmanlı gittiğinde, kendi topraklarına bir ülkeyi kattığında, osmanlının sikkesini basardı. niçin? "burası bana aittir." derdi. öyle mi? öyle. güzel. şu anda türkiye cumhuriyetinin bankalarında mevduatın kaçı dolar üzerinden? %56,3'ü. türkiye cumhuriyetinin bankalarında var olan mevduatın %56,3'ü amerikan doları. bu nasıl millilik ya? bu nasıl bir politika ki ülkeyi bu hâle getiriyor? niçin? vatandaş güvenmiyor. "paramı, tasarrufumu, dolar olarak tutacağım." diyor. "türk lirası erir." diyor. bakın değerli arkadaşlarım, türk lirasını kim itibarsızlaştırdı? bu hâle kim getirdi? 18 yıldır bu ülkeyi yönetenler, türk lirasını bu kadar, bu kadar, kötü bir pozisyonla karşı karşıya getirdiler mi? getirdiler. bakın, bir şey daha söyleyeyim: bu dediğim, banka mevduat parası, hiç değilse para orada duruyor.
döviz geliri olmayan şirketlerin döviz üzerinden borçlanmasına imkân sağladılar kararnameyle. düşünün, döviz geliri yok ama "döviz üzerinden borçlanabilirsin." diyor. niye döviz üzerinden borçlanıyorsun? türk lirası yok mu bu ülkede? yasaklanmıştı bu. rahmetli ecevit'in hükümeti döneminde yasaklanmıştı. türk lirası... döviz geliri olmayan şirketler, döviz üzerinden borçlanamazlar. döviz gelirin varsa borçlan ama döviz gelirin yoksa döviz üzerinden borçlanma. türkiye'yi batırıyorsun çünkü. ne yaptılar? kaldırdılar bunu, şimdi döviz üzerinden borçlanabiliyorsunuz.
bir şey daha, bir şey daha, hiç meraklanmayın arkadaşlar, bir şey daha. kendi vatandaşlarından yani türkiye cumhuriyeti devletinin hükümeti kendi vatandaşlarından, türkiye cumhuriyeti vatandaşlarından dolar üzerinden borçlandı. ne diyeceksiniz? buyurun, söyleyin bakayım, kendi vatandaşı, türkiye cumhuriyeti vatandaşı. devlet, türkiye cumhuriyeti devleti, borçlanma dolar üzerinden. niçin? o vatandaş sana borç vermiyor, "dolar olursa borç veririm." diyor. bu güvensizliği yaratan kim, kim bu güvensizliği yaratan?
değerli arkadaşlarım, türk lirasını itibarsız hâle getiren 18 yıldır bu ülkeyi yönetenlerdir. sağa sola kaçmaya gerek yok, sağa sola kaçmaya gerek yok, iktisat okuyan arkadaşlarım, gresham kanunu diye bir kanunu bilirler herhâlde "kötü para iyi parayı kovar." diye. herkes iyi parayı tutar, kötü parayı elinden çıkarmaya çalışır. şu anda türk lirası kötü para ama döviz iyi para, herkes dövizi tutuyor, bankalardaki mevduatın %56'sı böyle.
siz acaba ığdır'daki ihsan salman'ı duydunuz mu hiç? unuttunuz değil mi? ama bu kardeşiniz unutmadı. ne yaptı sevgili salman? berber, salman berber. "250 dolar kim gider bozdurursa ben onu üç sefer bedava tıraş yapacağım." dedi. bakın, o daha milliyetçi, o daha vatansever. siz onun hakkına bile sahip çıkmadınız, onun hakkına bile.
değerli arkadaşlarım, yılbaşından bu yana dolar karşısında türk lirası %23,6; avro karşısında türk lirası %29,7 oranında değer kaybetti. ne anlama geliyor bu, anlatayım size. şu anda istanbul menkul kıymetler borsasında türkiye'yi taşıyan 30 büyük şirket var. bunlar: akbank, iş bankası, garanti bankası, halkbank, oyak çimento, ereğli demir ve çelik, koç holding, sabancı holding, doğan holding, tüpraş, petkim, türk telekom, turkcell, türk hava yolları gibi 30 şirketin 2017'deki toplam piyasa değeri 150 milyar dolardı, 150 milyar dolar. bugünkü değeri ne bunların? 60 milyar dolar. 150 milyar dolar... bugünkü değeri 60 milyar dolar. kim bu hâle getirdi? kim getirdi bu hâle? 2018'de ülkenin dolar olarak milli geliri 892 milyar dolardı, 2018'de. şimdi, ülkenin milli geliri 736 milyar dolar; iki yılda eriyen milli gelir 156 milyar dolar. 156 milyar doları kim aldı, kim götürdü? milletin cebinden kim çekip kime verdi, hiç merak ettiniz mi? buraya gelip alice harikalar diyarı'nda masalını dinlediniz, arada bir de alkışladınız, heyecan yoktu onu ben de görüyordum. bu ülke 18 yılda bu hâle geldiğinde... ya, oy verdi bu millet, milletin burnundan getirdiniz.
oyu geri alacak, meraklanmayın; verdiği oyu geri alacak, göreceksiniz. göreceksiniz, allah'ın izniyle... bakın, bir daha söylüyorum: allah'ın izniyle göreceksiniz, ilk seçimde bu milletin nasıl tıpış tıpış yolcu edeceğini göreceksiniz.
18 yılda, 18 yılda bütçeden yapılan faiz ödemesi ne kadar? 492 milyar dolar; 18 yılda bütçeden yapılan faiz ödemesi 492 milyar dolar. her gün kaç milyon dolar ödüyoruz? her gün 75 milyon 573 bin 63 dolar faiz ödüyor türkiye, her saatte 3 milyon 148 bin 878 dolar faiz ödüyor. bana söyler misiniz... ben bu bütçe, haramzadelere hizmet eden bütçedir derken işte bunu kastediyorum.
değerli milletvekilleri, oy verdiniz, güzel. ikinci bir bütçe oluşturdular: türkiye varlık fonu. yani türkiye'nin varlıklarının bir kısmı orada ama sizin bilginiz var mı? hayır. siz denetliyor musunuz? hayır. milli iradenin tecelligâhı olan bu meclis denetliyor mu? hayır. niçin? madem ki varlık orada, madem türkiye varlık fonu orada; neden... nereye gidiyor bu paralar?
değerli arkadaşlarım, 177 milyarın denetlenmesi lazım, denetlenecek -yoksa raporları ben de okuyorum- denetlenmesi lazım. türkiye büyük millet meclisi adına bütçe nasıl denetleniyorsa ikinci büyük bütçe olarak bunun da denetlenmesi lazım, 177 milyar liralık bir değer var orada.
rakam vereyim: kısa vadeli borçları neydi biliyor musunuz 2017'de? 26 milyar lira. 2019'da türkiye varlık fonunun kısa vadeli borçları ne oldu? 26 milyar liradan 951 milyar liraya çıktı. hiç vicdanınızda sorguladınız mı ya? nereye gidiyor bu para? aldılar bu parayı, borçlandılar da nereye gitti bu para? uzun vadeli borçlar 32 milyar liraydı, 271 milyar liraya çıktı. hiç sorguladınız mı ya? bu kadar fakir fukara var, pazar artıklarından beslenen aileler var, çöp konteynerlerinden beslenen aileler var; nereye gidiyor bu para, nereye gidiyor? nereye gidiyor allah aşkına, nereye gidiyor?
bakın, borsa istanbul da bunun içinde, türkiye varlık fonu'nun içinde. %10'unu katarlılara sattılar. sorduk kaça sattınız diye, 200 milyon dolara... niye 200 milyon dolara? borsa istanbul'un kârlılık oranı ne? %52. %52 kârı yani 15-20 ay sonra çıkaracak parayı. böyle ballı bir satış olur mu? gene iyi satmış, 1 liraya da satabilirdi çünkü tek yetkili var ve ihale kanunu'na tabi değil. katar'ın emiri -nesi oluyor, katar'ın kralı mı oluyor- nasıl bedava uçak verdiyse o da borsa istanbulun %10'unu bedava verebilirdi, hiçbir engel yok. nasıl bir düzen oluşturduğunuzun farkında mısınız siz?
kamu-özel iş birliği projeleri... ya arkadaşlar, sizin saygıdeğer genel başkanınız çıkıp milletin önüne bir değil, yüz değil, binlerce kez "ey kılıçdaroğlu, buradan, buradan, milletin cebinden beş kuruş para çıkmayacak." demedi mi? dedi. şimdi bakın bütçeye, milletin cebinden milyarlar çıkıyor. bana söyler misiniz -bir genel başkan konuşurken veriye dayanması lazım, bilgiye dayanması lazım- neden böyle bir laf etti?
ama sorun şurada: aklını kiraya verenler gerçekleri göremezler. bir daha söylüyorum: aklını kiraya verenler gerçekleri göremezler.
bakınız "yerli ve milliyiz." diyordunuz değil mi? gayri milli bir ittifak var. bakın bir daha söylüyorum: gayri milli bir ittifak var. neden? ya arkadaş, ihaleyi yapıyor musun? evet. yapan kim? türkiye cumhuriyeti devleti yani türkiye cumhuriyeti. ihaleyi alan kim? türkiye cumhuriyeti vatandaşı. peki, ihalenin konusu nerede yapılıyor? türkiye cumhuriyeti devletinde yapılıyor. niye türk lirası değil de amerikan doları, neden? hadi farz edelim amerikan dolarını kabul ettik; ihtilaf çıktı, türk mahkemeleri değil, londra mahkemeleri. bu mudur allah aşkına sizin yerliliğiniz? sizin milliliğiniz bu mudur allah aşkına ya?
bakınız, sadece dolar vermiyorsunuz, bu insanlara "beşli çete" diyoruz, bunlara sadece dolar vermiyorsunuz, bunlara aynı zamanda türk lirası eridikçe kur farkı veriyorsunuz. 2014-2019, kaç lira kur farkı ödendi? ben söylemeyeyim. sayıştay raporu: 61 milyar 719 milyon 322 bin lira kur farkı ödendi. çiftçiye ne verdiniz? esnafa "dükkânı kapat." dediniz, kahveciye "dükkânı kapat." dediniz, kâğıt oynamasını bile yasakladınız. ne verdiniz allah aşkına? kahveciye ne verdiniz? esnafa ne verdiniz? borç verdiniz, borç; borç verdiniz, borç! sonra da gırtlağına bineceksiniz "borcunu ver." diye.
ama buradan, bu kürsüden bütün vatandaşlarıma sesleniyorum: allah'ın izniyle iktidar olacağız. allah'ın izniyle, göreceksiniz, bu soygun düzenine son vereceğiz. beşli çetenin bizim torunlarımızı dahi sömürecek olan bütün bu yatırımlarını kamulaştıracağız ve alacağız.
"çiftçiye ne verdiniz?" dedim, esnafa ne verdiniz? 1 lira bedava bir şey verdiniz mi? 1 kuruş verdiniz mi? vermediniz. manava verdiniz mi? vermediniz. kime ne verdiniz? katar'a verdiniz. maçların yayınlanma hakkını, katar firması girdi, 500 milyon dolara aldı, "500 milyon dolara ben yayınlayacağım." dedi. dolar aldı başını gitti, "ben anlaşmaya uymuyorum, parayı da ödemiyorum." dedi. mahkemeler var. "arkamda saray var, ödemeyeceğim." diyor. ne yaptı bakan? 90 milyon dolar indirdi bir kişiye.
bakın, binlerce esnafa 1 kuruş para vermediniz, 1 kuruş para; bir katarlı firmaya sadece bir seferde 90 milyon dolar indirim yaptınız, 90 milyon dolar! ya, allah aşkına, bir vicdan sorgulaması yapmayacak mısınız ya? 90 milyon dolar ya! bir kişiye veriyorsunuz, vermesi gereken bir kişiye veriyorsunuz. anlaşma var, vermesi gerekiyor; "vermeyeceğim." diyor. sadece bu mu? hayır. bir şey daha yaptılar. dolar üzerindendi ya, ona da "katar firması, yemezler, dolar artıyor, nereye gidecek belli değil, bunu türk lirasına çevirin ve sabitleyin." dedi. yaptılar. 5,80 üzerinden sabitlediler ve türk lirasına çevirdiler. bana söyler misiniz allah aşkına ya, allah aşkına bana söyler misiniz ya? bir firmaya bunu yaptırıyorsunuz, işçiye "sana ayda 1.168 lira para vereceğim, günde 39 lira, krallar gibi yaşa." diyorsunuz. bu mudur adalet ya? bu mudur insanlık ya? bu mudur vicdan, nedir allah aşkına?
değerli arkadaşlarım, çiftçinin malına göz koydunuz. kanun çıkardık değil mi hep beraber? tarım kanunu 21. madde: "her yıl bütçeden milli gelirin en az %1'i oranında çiftçiye destek verilir." verilebilir değil, verilir diyor. verilmiyor arkadaşlar. cahillik farklı bir şey ben bilmem, cahillik farklı bir şey. cahille tartışmak da doğru değil. ama ben size... türkiye'nin milli geliri var, açarsınız tüik'in rakamlarını, %1'lere bakarsınız, çiftçinin şu anda bu iktidarlardan beklediği 211 milyar lira alacağı var. hiçbir zaman olmadı. milli geliri her yıl artan oranda verseydiniz. ya, bir sefer bu bütçeden bile habersizsin sevgili kardeşim, bu bütçeden bile habersizsin. bu bütçede konulan teşvik geçen yılın aynısı, %1 bile artmadı. ya, bilmeden nasıl konuşuyorsunuz, ben buna da hayret ediyorum. ama ben eminim hemen, derhâl asker gibi el kaldıracaksın, ben bundan eminim.
çiftçinin mallarına, traktörüne, ineklerine haciz uyguluyorsunuz. ya, arkadaşlar icra iflas kanunu var ya. çiftçinin geçinebileceği mallarına el konur mu? el koydunuz. çiftçi bu durumda, esnaf bu durumda, çöplerden kâğıt toplayan vatandaş bu durumda, perişan vaziyette, pazar artıklarından geçinenler var ama -sizden bazıları, özür dilerim, sizden derken sizi kastetmiyorum bu tarafı kastediyorum- onların bazıları ve onların bazı adamları bir maaş yetmiyor, iki maaş yetmiyor, üç maaş yetmiyor, dört maaş yetmiyor, beş maaş alıyor. ya, bu kadar işsizlik varken bir kişinin dört maaş, beş maaş üstelik büyük paralar almasını sizin vicdanınız kabul ediyor mu ya? ahlak kabul eder mi bunu ya? vicdan kabul eder mi bunu ya? kim kabul eder bunu ya?
tank palet fabrikası... getirdik, evet. tank palet fabrikası bu ülkenin namusudur. bana söyler misiniz, dünyanın hangi ülkesi kendi tank palet fabrikasını bir orduya teslim etmiştir? efendim "değeri 20 milyar değilmiş de, 250 milyon dolarmış da, kılıçdaroğlu 20 milyar doları acaba hiç telaffuz etti mi?" az önce söyledim, 128 milyar doları kimlere sattığınızı ya! 20 milyar dolar değil 1 dolar dahi olsa, 1 dolar dahi olsa bu memleketin namusudur ya! bu memleketin bütün sırları orada. katar, hadi, tank yapsa diyeceğim ki; katar tank yapıyor dolayısıyla biz buradan yararlanacağız. ethem sancak'ın hangi tank yapma işi var ya, allah aşkına, bana söyler misiniz, bana söyler misiniz?
erdoğan şunu söylüyor -haklıya haklı- "fabrikanın katarlı yatırımcılara satışı gibi bir durum kesinlikle söz konusu değil." doğru, bu doğru çünkü bedava verildi. satışı olsa para alacaklar karşıdan. 1 lira bile, 1 dolar bile, 1 sent bile, 1 kuruş bile alınmadı; bedava verildi. o nedenle biz "tank palet fabrikası peşkeş çekildi." diyoruz.
değerli arkadaşlar, "bu, bir özelleştirme değildir." diyor erdoğan. ya kendi imzaladığı kararnameyi okumadı büyük bir ihtimal, 4-5 yerde özelleştirme kanunu'ndan, özelleştirmeden söz eder ya. ya nasıl olur da bir kişi imzaladığı kararnamenin içini okumaz; bakar ya içinde, bunda ne yazıyor. katar sevdası gözlerini kararttı, öyle anlaşılıyor.
bir şey daha söylüyor: "her şeyi vesikalarla ortaya koyduğumuz hâlde hâlâ bunu konuşuyor." hangi vesikayı ortaya koydu? ben görmedim, sizin gördüğünüz bir vesika varsa lütfedip bize verirseniz biz de çok seviniriz. 2. kararnameyi gizledi, onu da ben çıkardım ortaya, beraber çıkardık 2. kararnameyi. niye gizliyorsunuz? hangi gerekçeyle gizliyorsunuz? orada, tank palette çalışan işçiler ne diyorlardı? "tank palet vatandır, vatan satılmaz" diyorlardı. o işçilerin tamamının gözlerinden öpüyorum, palet fabrikası'na ve vatanlarına sahip çıktıkları için. hadi onu da geçelim, onu da geçelim.
9 kasım 2018 savunma sanayii başkanlığı bir tweet atıyor: "efendim, 250 altay ana muharebe tankının seri üretimiyle birlikte ömür boyu lojistik devri desteğiyle..." tstm kurulumu ve işletilmesini kapsıyor yaptıkları anlaşma. "ilk altay tankı 18 ay sonra kara kuvvetleri komutanlığına teslim edilecek. hayırlı olsun." nerede tank? nerede tank? 18 ay sonra teslim edilecek. bari bir oyuncak tank alsalar, bari bir oyuncak tank alsalar. nerede bu tank? bedava verdin, 18 ay sonra tankın olacaktı; bedava verdin, fabrika gitti, bir de tank yok; 25 yıllığına bedava verdin, 25 yıllığına. şunu soruyorum, hükümete soruyorum; şimdi, ethem sancak dükkânlardan mal topluyor, topladığı malları bir faturaya yazıyor, altına %25 kâr koyuyor, "bunu bana ödeyeceksiniz." diyor. açıklasınlar, ben faturaları biliyorum, faturaları gördüm, faturaların bir örneği de bende. neden? dışarıdan mal alıyor, üretim yapmıyor da, üretim yapmıyor, veriyor oraya, %25 kârını alıyor, "ben bununla tank yapacağım." diyor. hangi tank? nerede bu tank?
değerli arkadaşlar, bunlar yani bunlar ya 15 temmuz şehit ve gazilerinin paralarına el koymadılar mı? el koymadılar mı? biz olmasaydık o paralar yok olacak mıydı? yok olacaktı. daha garip bir şey anlatayım, beşiktaş'taki terör saldırısında 40'ı polis 47 vatandaşımız şehit oldu; orada da bağış kampanyası açıldı, 52 milyon lira para toplandı. çocuğu şehit olan birisine kaç lira aylık bağlandı, bilen var mı? bilmiyorsunuz. niye bilmiyorsunuz? sorun. niye sormuyorsunuz?
öznur çalık: ne münasebet ya?
hanımefendi, hatırlatayım: 121 lira 96 kuruş. arzu ederseniz banka makbuzunu size veririm. şimdi, siz vicdani olarak, terörde şehit olan bir polisin babasına 121 lira 96 kuruş aylık bağlanmasına "doğru" diyorsanız yerinizde kalın, "doğru" demiyorsanız görevinizden ayrılın. vereceğim, vereceğim, makbuzu vereceğim size.
hiç kimsenin bu ülkede can ve mal güvenliği yok. bir daha söylüyorum: bu ülkede hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. adalete olan güven sarsılmış vaziyette. katarlılara borsa istanbulu satarken masada kim vardı? kim vardı masada, hiç merak ettiniz mi ya? orada bir iş adamı vardı. o adam, o iş adamı 17-25'ten sonra pensilvanya'ya gitti; 17-25'ten sonra zaman gazetesinin %10'unu satın aldı; o iş adamı bank asya'ya para yatırdı. ya, bank asya'nın önünden geçen adamları hapse attınız da bu adam nasıl oluyor da o protokol masasında oturuyor, devletin protokol masasında oturuyor? ya, askerî öğrencileri yakalayıp hapse attınız, nasıl oluyor da bu adamı başınızın üstünde taşıyorsunuz? mit'in raporlarını görmediniz mi, masak'ın raporlarını görmediniz mi?
bakınız, neden orada, onu da söyleyeyim. bu fetö iddianamesi, çatı iddianamesi, orada da geçiyor ama kimse buna dokunamıyor, kimse dokunamaz. neden? avukatları sayın erdoğan'ın avukatları. bakın, antalya bilim üniversitesi; hepsini kapattılar, bu üniversiteyi kapatmadılar. başkanı kim? fettah tamince. başkan vekili kim? ahmet özel, cumhurbaşkanının avukatı. üye ahmet kürşat köhle, cumhurbaşkanının avukatı; mustafa doğan inal, tevfik günal, cumhurbaşkanının avukatları bunlar, devlet protokolünde yer alıyor bunlar. niye dokunamıyorlar buna? kimse dokunamaz, kimse dokunamaz.
değerli arkadaşlarım, bir şey daha, bakın, burayı iyi dinlemenizi isterim. türkiye'de bir fransız şirketinde bizim vatandaşların alacakları var, dava açılıyor ve kazanılıyor ama bütün alacaklar dava açsa şirket zor duruma düşecek. ilk yaptıkları iş ne? cumhurbaşkanının avukatlarını bulmak. buluyorlar, oturuyorlar, 2 hâkimi de çağırıyorlar -mahkemede değil, dışarıda- fransız yetkili, onun avukatı, cumhurbaşkanının avukatı ve ayrıca 2 kişi. bakın, cumhurbaşkanının avukatı karşısında oturan hâkime şunu söylüyor: "gerekçeli karar yayımlanmadan görelim, düzeltelim." mahkemede demiyor bunu, hâkime söylüyor bunu. kim söylüyor? cumhurbaşkanının avukatı söylüyor.
yalanlama değil, ses kaydı var, ses kaydı var arkadaşlar. sizin dünyadan haberiniz yok, sizin gözleriniz görmüyor gerçekleri. adalet kurumunun içini çürüttünüz ya! içini çürüttünüz adalet kurumunun. anayasa mahkemesi kararlarını ben mi uygulamıyorum allah aşkına? anayasa mahkemesi kararlarını kim uygulamıyor? avrupa insan hakları mahkemesi kararını kim uygulamıyor? ben mi uygulamıyorum? biriniz çıkıp da "anayasa mahkemesi kararlarının uygulanması gerekir." dediniz mi? diyemezsiniz, onu ancak biz söyleriz. biz devleti severiz ama sizlerin sorunu var. devletin yapısıyla ilgili sorununuz var.
"basın hürdür sansür edilemez." bakın, adalet kurumunu en çok perişan eden uygulamalardan birisi basın ilan kurumu ve rtük. ne yaptı bunlar allah aşkına? basın ilan kurumu, doğru haber yazdı diye gazeteleri cezalandırıyor. bir ay, üç ay, beş ay bunlara basın ilan kurumu ilan vermeyecek diye...
niye ilan vermiyor? haber yanlış mı? haber doğru. fahrettin altun pergola yaptı mı? yaptı. izin aldı mı? almadı. biz onun pergola yapmasına karşı değiliz. bakın, yapabilir, o da bir vatandaş; gider, başvurur, dilekçesini verir ve "cumhurbaşkanlığının iletişim başkanıdır" denir, kolaylık da gösterilir; gider, orada pergolasını yapar ama bir ülkenin cumhurbaşkanının danışmanı, basın danışmanı "ben yasaları dinlemem, ben kimseden izin almam, ne demek izin almak? pergolayı yaparım, hiç kimse de sesini çıkaramaz." dediği andan itibaren, o zaman "orada dur" diyeceğiz. yıkmak zorunda kaldı, yıkmak zorunda kaldı. peki, ayıp olan ne? ayıp olan, bu haberi, doğru haberi yapan gazeteye ceza vermek; ayıp olan budur. bu mudur demokrasi?
rtük aynı şekilde değerli arkadaşlarım. bakın, basın ilan kurumu aracılığıyla devlet soyuluyor. sayın oktay, basın ilan kurumu aracılığıyla türkiye cumhuriyeti devleti soyuluyor. öyle gazeteler var ki; tirajı yok, bayilerde de yok. bakıyorsunuz, 50 bin satış. 50 bin satış üzerinden basın ilan kurumundan ilan alıyor. hazır para, hazır para. 5 tane gazete çıkar, 50 bin diye ver, yeter ki arkanda hükümet olsun. sayın oktay, eğer bu ülkeyi seviyorsanız, eğer bu ülkede adaletsizliğe karşıysanız derhâl -basın ilan kurumu aracılığıyla mı olur, siz mi yaparsanız- gazetelerin tirajları objektif bir kurum tarafından denetlensin, para ona göre verilsin ya; devlet soyulur mu ya? "güneş" diye bir gazete vardı, hatırlarsınız. 150 bin tirajı vardı, kapattılar. 150 bin tirajlı gazete kapanır mı? kapanmaz. demek ki bir şey var burada.
değerli arkadaşlarım, bakın, bankalar sadece belli gazetelere ilan veriyor, kamu bankaları. siz hiç sormuyor musunuz ya, bu kamu bankaları neden sadece belli gazetelere veriyor? niye? tirajına göre alır, tirajına göre verir; en çok satan gazeteye en çok ilanı verir, kimse buna itiraz etmez. turkcell nereye ilan veriyor? sadece bunlara, sadece o televizyonlara, başkalarına asla veremez. bu mudur adalet ya? bu mudur hak? bu mudur hukuk? buna niye itiraz etmiyorsunuz?
bakın değerli arkadaşlarım, kuzey ırak'ta, süleymaniye kentinde 1'i binbaşı, 11 askerin başına çuval geçirildi. biz itiraz ettik, "amerika birleşik devletleri'ne nota verin." dedik. erdoğan itiraz etti, "siz müzik notasından mı söz ediyorsunuz? yani böyle bir devlete nota verilir mi?" verilmedi. şimdi, ben size soruyorum: askerin başına çuval geçirildi, nota verilmedi ama rıza zarrab için iki ayrı nota verildi. neden, neden arkadaşlar? rıza zarrab, ordudan daha mı değerli? hayır, ben de biliyorum, ordudan asla değerli değil ama "rıza zarrab konuşursa ne olacak hâlimiz!"
değerli arkadaşlarım, 18 yıldır bu memleketi kim yönetiyor, 18 yıldır kim yönetiyor? istediğiniz kanunu çıkardılar, istediğiniz kanunu; istediğiniz kararname çıktı, istediğiniz bürokratı atadınız, istediğiniz kurumu değiştirdiniz, istediğiniz kurumun kanununu değiştirdiniz. 18 yılın sonunda neden bu hâle geldik, neden bu hâle geldik? biliyorum, fırsat bulsanız şunu diyeceksiniz: "efendim, chp yüzünden oldu. biz çok güzel kanun çıkaracaktık, onlar engel oldu."
devlet, anonim şirket gibi yönetilmez. anonim şirket iflas ederse kapanır, devletler iflas etmezler ama erdoğan ne diyordu: "devleti bir anonim şirket gibi yönetmemiz lazım." buyurun, anonim şirket gibi yönettiniz, devletin geldiği nokta budur.
işsizlik, bütün kötülüklerin anasıdır değerli arkadaşlarım, işsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. baba, anne, üniversiteyi bitiren çocuk, hepsi işsiz. ne baba oğlunun yüzüne bakabiliyor ne oğul babanın yüzüne bakabiliyor. şu meclisin duvarlarının dibinde insanlar gelip kendilerini yaktılar. şu meclisin çatısına çıkıp insanlar intihar etmek istediler. 18 yılda ne yaptınız arkadaşlar?
bir iktidarın ekonomi başarısının ölçüsü nedir, onu da söyleyeyim: bir iktidarın ekonomideki başarısının temel ölçüsü, yarattığı istihdamla ölçülür. eğer istihdam yaratmıyorsanız ekonomide sadece belli çevrelere, belli kişilere çalışıyorsunuz demektir. bugün türkiye'de 10 milyonun üstünde işsiz varsa bu 18 yıllık iktidar türkiye cumhuriyeti vatandaşları için değil, bir avuç kişi için çalışmıştır. ya, koskoca türkiye cumhuriyeti devletini londra'daki bir avut tefeciye hizmet eder hâle getirdiniz. onlar getirdi, ben size bir şey demiyorum. sizin suçunuz sadece şu, onu da söyleyeyim: her getirdiklerine sorgulamadan el kaldırmak. ya, bir de sorgulayın "bu yanlıştır." deyin kardeşim, "bunu düzeltin." deyin kardeşim.
değerli arkadaşlarım, bugüne kadar 16 istihdam paketi açıkladılar, 16; toplam paket 22. her paketten sonra işsiz arttı, her paketten sonra işsiz arttı, her paketten sonra... biz de paketten yorulduk ya, takip edemiyoruz. bilmiyorlar, ne yapacaklarını bilmiyorlar. allah aşkına, söyler misiniz, ekonomi böyle mi yönetilir ya? devletin en temel kurumlarını kapattınız -bir arkadaşımız söyledi- devlet planlama teşkilatını, maliye teftiş kurulunu, hesap uzmanları kurulunu...
değerli milletvekilleri, bakın, ben hesap uzmanıyken biz giderdik üniversitelere, hocalara derdik ki: "hocam, en çalışkan öğrenciler hangileri?" gider, o öğrencilere yalvarırdık "gel, bizim sınava gir." diye. biz, teftiş kurulu aramızda çekişirdik "en çalışkan öğrenciyi biz alıyoruz." diye. devlet planlama teşkilatı en nitelikli öğrencileri alırdı, master'ını, doktorasını yapan. bu kurumları kapattınız. devlette liyakat yok. zaten tek adam rejiminde liyakat olmaz. neden? bir kişi karar veriyor, alttakine gerek yok ki, gerek yok.
bakın, değerli arkadaşlarım, akdeniz'de bir gemimizi bastılar. onlar açıklama yapmasa, avrupa birliğinin yetkilisi açıklama yapmasa gerçeği öğrenemeyeceğiz. diyorlar ki: "biz gemide arama yapacağız, türkiye cumhuriyeti devleti izin verir mi?" 4 saat geçiyor, cevap veren yok, 4 saat. bunun üzerine roma büyükelçisi "bir saat daha bekleyin, belki cevap alabiliriz." diyor. 5. saat geçiyor, gene cevap yok. niye yok? çünkü kimse erdoğan'a ulaşamıyor. ya, bu ülkenin dışişleri bakanı yok mu? bu ülkenin kaç dışişleri bakanı var? ibrahim kalın mı dışişleri bakanı, hulusi akar mı dışişleri bakanı, yoksa mevlüt çavuşoğlu mu dışişleri bakanı? kim dışişleri bakanı? 5 saat arkadaşlar. sonra, ertesi gün bizim dışişleri açıklama yapıyor: "efendim, sabah böyle oldu. 17.45'te gemiye indiler; kınadık." siz de kınadınız, hepimiz kınadık zaten. 5 saat ne oldu bu türkiye'de, 5 saat ne oldu, hiç sordunuz mu? 5 saatte ne oldu?
değerli arkadaşlarım, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 517 lira, açlık sınırı; yoksulluk demiyorum, açlık sınırı 2 bin 517 lira. bugün asgari ücret 2 bin 324 lira. gelin şu kararı alalım -bir temenni kararı- hep beraber alalım: asgari ücret 3 bin 100 lira olsun ve vergiden muaf olsun, işverene de yük olmasın, işçi hakkını alsın, 3 bin 100 lira. bakın, 5 yerden maaş alanlar 3 bin 100 lira almıyor; her bir yerden, her bir yerden en az 10 bin lira alıyorlar. ya, işsize bari 3 bin 100 lira olsun asgari ücret, vergiden de muaf olsun; vergiden muaf olduğu zaman işverene de yük gelmeyecek, mesele bitmiş olacak. gelin bunu yapalım, onlar yapmadı yani iktidar yapmadı, parlamento yapsın; asgari ücretlileri savunalım. asgari ücret ortalama ücret oldu. felaket bir pozisyon değerli arkadaşlarım.
dolayısıyla bütçeyi tefecilere teslim etmeyelim de bütçeyi hak sahiplerine teslim edelim; işçiye, emekliye, köylüye, memura -bütün bunlara- üretene, sanayiciye, alın teri dökene, bunlara hizmet edelim.
londra'daki tefeciler, faizi, bizim istediğimiz faizi bize dikte ettiriyorlar, farkında mısınız? türkiye varlık fonu 3 kez ihaleye çıktı, uluslararası ihaleye. eylülde çıktı, kimse para vermedi. bir daha çıktı, kimse para vermedi. üçüncü sefer çıktı, kimse para vermedi. çünkü onların istediği faiz yüksek. "şu faizi verirsen sana veririz." dediler, dikte ettirdiler.
bakın, değerli arkadaşlar, türkiye cumhuriyeti devletinin aldığı 2,5 milyar dolarlık faizin daha düşüğünü bizim belediyelerimiz alıyor, daha düşüğünü.
hazine garantisi değil arkadaşlar, öbüründe devlet garanti, devlet alıyor arkadaşlar. eğer faizi türkiye cumhuriyeti devletinin hazinesinden daha düşük faize alıyorsa bize duyulan güvenin boyutunu düşüneceksin arkadaş, düşüneceksin. izmir belediyesi kamu bankalarından daha düşük faize uluslararası piyasalardan yatırım için para buluyorsa bize olan güveni düşüneceksin. evet, düşüneceksin bize olan güveni.
buradan ifade edeyim; hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın değerli arkadaşlarım. türkiye büyük ülkedir, türkiye bütün sorunlarını aşabilecek kadrolara da sahiptir, yetkinliğe de sahiptir. hepimiz hep beraber alın terinden yana olacağız, emekten yana olacağız, işçiden yana olacağız, çiftçiden yana olacağız. o pazar artıklarından beslenen ailelerin, çöp konteynerlerinden beslenen ailelerin ayıbını kaldırmak allah'ın izniyle bize nasip olacak.
ilk seçimlerde demokrasiyi getireceğiz, ilk seçimlerde adaleti getireceğiz, ilk seçimlerde liyakati getireceğiz, ilk seçimlerde alın terinin ne kadar değerli olduğunu bütün dünyaya anlatacağız, ilk seçimlerde türkiye cumhuriyeti devletini londra'daki tefecilerden kurtaracağız; herkesin bunu bilmesi lazım.
hasan çilez: aday olabilecek misin?
ramazan can: aday ol, aday!
değerli arkadaşlarım, hangi noktaya geldiniz? benim aday olup olamayacağımı size kim söyledi? kim söyledi? ben ne istiyorum? ben tek adam rejimi istemiyorum. ben ülkesinde esnafın ensesinde boza pişiren bir yönetim istemiyorum. ben parlamenter sistem istiyorum, demokratik, halkçı, parlamenter sistem istiyorum. ben her kuruşun hesabını veren bir siyaset anlayışı istiyorum. ben tehdit edildiğim zaman mal varlığımla "aramazsanız, incelemezseniz, şerefsizsiniz." diyen bir siyaset istiyorum. ben siyaseti zenginleşme aracı olarak gören bir kültürden gelmiyorum, ben siyaseti halka ve hakka hizmet eden bir anlayıştan geliyorum. ben hiçbir zaman, hiçbir yerde haram lokmaya el uzatmadım, kimsenin hakkını, hukukunu çiğnemedim. her zaman, her yerde adaletten yana oldum, adaleti her yerde savundum. hiçbir zaman gidip benim varlığımla beni tehdit edenlerin arkasında selam durmadım.
değerli arkadaşlarım, bugün, borç öderken borç alıyorsunuz. borç ödemek için borç alıyorsunuz, borcun faizini ödemek için de borç alıyorsunuz. evet, bu gerçekleri bilin. hayat acı ama bu gerçekleri bilin.
hiç endişeniz olmasın. arı gibi çalıyor bütün belediyelerimiz, arı gibi çalışıyoruz. söyledim, hangi engeli çıkarırlarsa çıkarsınlar asla şikâyet etmeyeceksiniz, asla. vatandaşlar arasında hiçbir ayrım yapmayacaksınız. "önce ,sizin ihmal ettiğiniz, yoksul mahallelerden başlayacaksınız." dedim, "onlara hizmet götüreceksiniz." dedim, "engel yok ama halka hizmet sonuna kadar var." dedim ve öyle yapıyorlar. şu ankara'yı... ya "ankara'yı parsel parsel satan" diyen siz değil miydiniz? siz değil miydiniz? parsel parsel satan adama hesap sordunuz mu? arkasında duruyorsunuz ya! ankara'yı parsel parsel satan adamın arkasında duruyorsunuz ya, nasıl olur ya bu? nasıl olur bu ya? hangi ahlak, hangi din, hangi iman ya! allah aşkına, söyler misiniz ya!
değerli arkadaşlarım, daha ayıp var. ya, arkadaşlar, türkiye cumhuriyeti devleti milli kurtuluş savaşı'nı veren bir devlettir. arkadaşlar, yok, hiç konuşmayın. ne derlerse desinler, önemli değil, değil önemli. türkiye cumhuriyeti devleti milli kurtuluş savaşı'nı veren bir devlettir. türkiye cumhuriyeti devletine, rüşvet alan kişinin büyükelçi olarak atanması yakışır mı ya? iki kişi ya! ya, rüşvet aldığı belli, rüşvet aldı çikolata kutularında. öbürünün de rüşvet belgesini mahkemedeki dosyadan çıkarıp açıkladım. büyükelçi atadınız ya! arabasında türk bayrağı taşıyacak bu adam. benim ağırıma gidiyor, sizin ağırınıza gitmiyor mu ya, sizin ağırınıza gitmiyor mu ya? onu da söyleyeyim: sizin içinizde son derece değerli insanlar var; bakın, eleştiriyorum ama son derece değerli insanlar var, türkiye'yi en iyi temsil edecek insanlar var. ya, bu insanlar varken neden rüşvetçiler büyükelçi olarak atanıyor, neden? benim aklım bunu almıyor ama sizin bir gerekçeniz varsa çıkıp bu kürsüden söylersiniz "şunun için, biz, rüşvetçileri büyükelçi olarak atıyoruz." biz de öğrenmiş oluruz.
değerli arkadaşlarım, covid-19 salgınından söz edildi, başarıdan söz edildi. başarı kime ait? sağlıkçılara ait. sağlıkçılar görevi nerede yapıyor? hastanelerde yapıyor. sağlıkçılar kim? cumhuriyetin yetiştirdiği, en başarılı öğrencilerin gittiği tıp fakültelerinden mezun olanlar. başarı var mı? başarı var. 24 saat çalıştılar mı? 24 saat çalıştılar; çocuklarını bile görmediler, aileleriyle bile rahatlıkla gidip görüşemediler, konuşamadılar. peki, sağlıkçıların başarısını ne yaptık? hep beraber alkışladık, onlar başarılıydı. peki, sağlıkçıların önüne hastaları gönderen kimdi, önlemi almayan kimdi? türkiye cumhuriyeti vatandaşlarına yanlış bilgileri veren kimdi, eksik bilgileri veren kimdi? defalarca söyledim: ya, bir devlet, saygın bir devlet vatandaşına yalan söylemez. doğru bilgiler vermediniz. ısrar ettiler, türk tabipleri birliği söyledi "ölüm sayısı çok daha fazla." diye; türk tabipleri birliğini neredeyse linç edecektiniz. ne oldu? kim doğruyu söyledi? türk tabipleri birliği. hangi noktaya geldik? salgını önlemek için önlem alması gereken siyaset kurumu, hastayı iyileştirmesi için çalışan da sağlık kurumu. sağlık kurumu üstüne düşeni yaptı; siyaset kurumu, serbest bıraktı. neden önlem almadınız? hangi gerekçeyle önlem almadınız? hangi gerekçeyle mitingler düzenlediniz? hangi gerekçeyle vatandaşları toplayıp kafalarına çay attınız? hangi gerekçeyle salgın bu kadar bu boyutlara ulaştı ve hangi haklı gerekçeyle avrupa'da birinci olduk? hangi gerekçeyle? bana birisinin, bir allah'ın kulunun çıkıp söylemesi lazım. hangi gerekçeyle? doktorların, sağlık çalışanlarının başarısını kendinize mal etmeyin. onlar kim ne derse desin bu ülkenin aydınlık insanlarıdır. onlar günün 24 saatinde çalıştılar.
biz onlara dedik ki: sağlıkçıların hiçbirisi ak partili değildir, sağlıkçıların tamamı devlet memurudur. içlerinde her partiye oy veren insanımız vardır ama yapmamız gereken, bütün sağlıkçıları alkışlamaktır. 24 saat çalıştılar, çıktık, dedik ki: "sağlıkçılara siyaset kurumu olarak birer aylık maaş verelim, birer aylık ikramiye verelim." vermediniz, birer aylık ikramiye vermediniz. geçen, bir yoğun bakım hemşiresiyle, zoom üzerinden, sağlık çalışanlarıyla konuştum. kaç lira yatıyor biliyor musunuz? yoğun bakım hemşiresinin geçen ay banka hesabına yatan para kaç lira biliyor musunuz? 7 lira, 7 lira arkadaşlar. bu kadar adaletsizliğin acaba farkında mısınız? ya, bir vicdani kanaatinizi ölçün ya! bir yoğun bakım hemşiresiyle bir konuşun. ne yaptılar? bunların banka hesabına ne kadar para yattı? bu bile yapılmadı arkadaşlar; üzgünüm. gerçeği görmek istemiyorsunuz. gerçek bu, acı ama gerçek bu değerli arkadaşlar. dünyada en kötü yönetilen 4'üncü ülkeyiz; ben demiyorum, bütün dünya söylüyor. siyaset kurumu, siz önlem aldınız da biz karşı mı çıktık? bakın, covid-19 olayı çıktığında hiçbir zaman, 1,5-2 ay asla iktidarı eleştirmedik. neler yapılması gerekiyorsa onları saydık, tek tek "şunu yapın, şunu yapın." diye. çünkü sorun bir parti sorunu değil, sorun türkiye sorunu, sorun dünyanın sorunu. bir bakmanız lazım, şu soruyu hükümete sordunuz mu: acaba covid-19 dolayısıyla hükümetin stratejisi neydi? stratejinin şöyle olması lazım: sağlık dolayısıyla salgını önleyecek önlemler alınacak; ekonomik sorun çıkacak, ekonomik sorunu giderecek önlemler alınacak; işsizlik sorun çıkacak, işsizliği önleyecek önlemler alınacak. bu stratejiyi uyguladılar mı? uygulamadılar. yol da gösterdik, dedik ki: "bakın, bunu öğrenmek istiyorsanız ekonomik ve sosyal konseyi toplayın, o insanların her birisi bu sorunla karşılaştılar, onlardan sorunu dinleyin, onlardan çözümü de dinleyin. sonra siyaset kurumu olarak siz yaparsanız veya yapmazsınız ama sorunu yaşayanı bir dinleyin."
dinlemediniz arkadaşlar, dinlemediniz. tobb'un başkanını, bilmem neyin başkanını çağırdınız. doktoru var mı? doktoru yok. çiftçisi var mı? çiftçisi yok. esnafı var mı? esnafı yok. nasıl olacak peki, bu sorun nasıl çözülecek?
değerli arkadaşlar, dolayısıyla, "156 ülkeye yardım yaptık, 9 uluslararası kuruluşa yardım sağladık." ya şu soruyu sormadınız mı allah aşkına kendinize? 5 tane maskeyi dağıtmak için iktidar aylarca kendi içinde tartıştı, 5 maske ya! biz dağıtmak istedik "vay, cumhuriyet halk partili belediyeler nasıl dağıtır! engel olalım." siz covid'le mücadele edeceğinize bizim cumhuriyet halk partili belediyelerle mücadele etmeye başladınız. ya akıl alacak şey değil, emin olun akıl alacak şey değil. kaldı ki cumhuriyet halk partili belediyeler sadece chp'lilere yardım yapsa ben de kızarım, sizin de kızma hakkınız var. herkese eşit. söyledik: "herkese eşit davranacaksınız", bunu söyledik. cumhuriyet halk partili belediyeler yardım kampanyası açtılar, banka hesaplarına el koydunuz ya. eskişehir büyükşehir belediyesinin yıllardır devam ettiği aşevi hesabı var, ya o hesapta biriken paralara bile el koydunuz. bir allah'ın kulu, vicdan sahibi bir allah'ın kulu çıkıp da "ya, bu yanlıştır." demedi mi? niye demediniz, niye söylemiyorsun? ya, bu insanlığa aykırı bir şeydir. o aşevinden yıllardır yoksullara, ihtiyaç sahibi ailelere yemek götürülüyor ya, "bu hesaba el koymayın." demediniz, diyemediniz.
ben bu toplantıda, değerli arkadaşlarım, bütçeden fazla sormayacağım. bu bütçe ne bütçesi allah aşkına, ne bütçesi bu bütçe? 27,5 yıl maliye bakanlığında çalışan birisi olarak ifade edeyim; benim bildiğim bütçe, maliye bakanlığı tarafından hazırlanır. arkasından oturulur maliye bakanı bir basın toplantısı yapar, bütün ekonomi kurmayları orada olur, ekonomi köşe yazarları orada olur, sivil toplum örgütleri orada olur ve bu bütçenin türkiye için neler getirdiği maliye bakanı tarafından anlatılır ve hepimiz de öğreniriz. bu bütçeyle ilgili ne yapıldı? ne yapıldı? böyle bir toplantı mı yapıldı, maliye bakanı bir açıklama mı yaptı? kim maliye bakanı allah aşkına, kim? niye açıklama yapmıyor, neden yapmıyor? bütçe hangi bütçe arkadaşlar, hangi bütçe?
bakın, değerli arkadaşlar, işçiye ne getiriyor bu bütçe? çiftçiye ne getiriyor? emekliye ne getiriyor? bu bütçe faiz bütçesidir, bu bütçe açık ve net söylüyorum haramzadelerin bütçesidir, haramzadelere hizmet edenlerin bütçesidir. bakın, bir daha söylüyorum, inanarak söylüyorum inanarak, bu bütçe haramzadelere hizmet bütçesidir.
değerli arkadaşlarım, bakın, niye tek bir hükümet kuruldu yani bir kişiye bağlı, bütün yetkiler bir kişiye bağlandı? her şey çok hızlı olacak diye, öyle değil mi? her şey çok hızlı olacaktı. orta vadeli program, kanuna göre zamanında yayınlandı mı? yayınlanmadı. soruyor musunuz "niye yayınlanmadı?" diye. kim engel oldu? orta vadeli mali plan zamanında yayınlandı mı? kanuna göre zamanında yayınlanmadı. sordunuz mu niye zamanında yayınlanmadı? kim engel oldu? hangi güç engel oldu? tek başınasınız, başka bir şey yok. ya, yasanın gereğini bile yerine getiremiyorlar. aynı şekilde bütçe çağırısı ve eki hazırlama rehberi, yatırım genelgesi, yatırım programı hazırlama genelgesi bu da zamanında yayınlanmadı. bütçenin ekleri bütçe verildikten sonra meclise geldi. bütçenin ekleri... "bütçe gece yarısı verildi." deniyor ama biz o gece bekledik "bütçe verilecek mi?" "hayır." pazar günü anadolu ajansı biraz utangaç bir mesajla dünyaya duyurdu "efendim, 2021 bütçesi verilmiştir." diye. kim engel oluyor? yani bunlar hizmet ettiler de biz mi engel olduk? yani bunlar zamanında yayınlamadılar da biz mi engel olduk "bunlar zamanında yayınlamadılar." diye. bunlar sizin çıkardığınız yasalara bunlar uymuyorlar. evet, siz görüyorsunuz, veriyorum, bunlar da biliyorlar. uymuyorlar ama siz yine elinizi kaldırıyorsunuz. kendi vicdanınıza bu olayı sorgulamak zorundasınız. tarihin size yüklediği bir sorum var, bir görev var, kendi vicdanınız ya! ya, arkadaş kanun çıkardık ya! kanuna uyun. "kanuna uymam." diyor. niçin? "benim mecliste kurşun askerlerim var, zaten ne dersem onlar ellerini kaldırırlar" diyor. öyle mi? aynen öyle.
sayın başkan, sayın oktay şöyle bir cümleyle başladı. "milli iradenin tecelligâhı olan türkiye büyük millet meclisi..." milli iradenin tecelligâhı olan türkiye büyük millet meclisi... peki, güzel, milli iradenin tecelligâhı olan türkiye büyük millet meclisi'nin saygıdeğer milletvekillerinin soru önergelerine anayasa'ya göre 15 gün içinde cevap verilmesi gerekiyor mu? gerekiyor. 13 bin 606 soru önergesine bırakın 15 gün içinde, 1,5-2 yıldır cevap verilmiyor ya! hangi meclisi savunuyoruz biz? 15 gün içinde cevap veren meclisi ve yürütme organını savunuyoruz biz. niye itiraz etmiyorsunuz? çünkü siz soru önergesi vermiyorsunuz. biz gerçekleri öğrenmek istiyoruz, soru önergesi veriyoruz. sizin şunu söylemeniz lazım: ey hükümet! sana oy verdik, geldin seçildin, neden soru önergelerine 15 gün içinde cevap vermezsin? ve sayın başkana da bir sözüm var, sayın başkan da yürütme organını uyarmak zorundadır, neden 15 gün içinde milletvekilinin soru önergesine cevap vermiyorsun diye.
değerli arkadaşlarım, bakınız, yürütme organı buna uymuyor, anayasaya yürütme organı uymuyor. siz, kalkıp da anayasaya uymayan, parlamentonun saygınlığına gölge düşüren, milletvekilinin soru önergesine cevap vermeye değmez diyen bir yürütme organını kabul ediyorsunuz ses çıkarmayarak. biz bunu kabul etmiyoruz, hangi yürütme organı olursa olsun anayasanın gereğini yapmak zorundadır. bu yapılmıyor değerli arkadaşlarım.
plan ve bütçe komisyonu... kanun çıkarmışız, beraber oturmuşuz bir kanun çıkarmışız. merkez bankası gelecek plan ve bütçe komisyonuna yılın belli dönemlerinde, açıklama yapacak. sosyal güvenlik kurumu, sayıştay, hazine ve maliye bakanı... devlet desteklerinin izlenmesi ve denetlenmesi hakkında kanun'a göre: "sermaye piyasası kurulu başkanı, doğal afet sigortaları kurumu başkanı, tasarruf mevduatı sigorta fonu başkanı, sigortacılık ve emeklilik düzenleme ve denetleme kurumu, tüik ve türkiye varlık fonu gelecek türkiye büyük millet meclisi'ne bilgi verecek." verdi mi? o zaman siz bu kanunlara niye "evet" dediniz kendi vicdanınıza sorun. bunlar gelmiyorlar, zamanında bilgi vermiyorlar, canlarının istediği zaman geliyorlar, bakın canlarının istediği zaman. gelmiyorlar... peki kanuna uymamak suçsa, bunlar uymuyorlar, ne yapacağız şimdi, hayır ne yapacağız şimdi? bu parlamento neydi? milli iradenin tecelligahıydı. milli iradeyi takmıyor bunlar; takmıyorum diyor ben seni, gelmeyeceğim diyor. ne demek bu arkadaşlar ya?
bakın, değerli arkadaşlar, geçen hafta burada bir araştırma önergesi tartışıldı 128 milyar dolar kime satıldı diye. 1 dolardan bahsetmiyorum, 1 milyar dolardan da bahsetmiyorum, 50 milyar dolardan da bahsetmiyorum, 128 milyar dolar... dolar düşükken kimlere satıldı? buna "hayır" dediniz. niye hayır dediniz? evde çocuklarınız bu soruyu sorarsa vicdan sahibi olarak ne cevap vereceksiniz allah aşkına? ya, 128 milyar dolar kime satıldı ya? ya, bunu bilelim. şimdi 128 milyar doları çiftçi mi aldı, emekli mi aldı, köylü mü aldı, sokakta simit satan mı aldı, çaycı mı aldı, kuaför mü aldı? kim aldı 128 milyar doları? ya, bu soru havada. milli iradenin tecelligâhı olan bu kurum "bunu araştırmayın, malı götürene de dokunmayın" dediği andan itibaren buranın saygınlığı törpülenir arkadaşlar.
değerli arkadaşlar tüyü bitmemiş yetimin hakkına sahip çıkmak zorundayız. adalet istiyorsan, tüyü bitmemiş yetimin hakkına... tüyü bitmemiş yetimin hakkına sahip çıkmayı bir tarafa bıraktınız, dolar lordlarının arkasında kale gibi durmaya başladınız. ya, kabul edilir mi bu, kabul edilir mi bu?
değerli arkadaşlar, bu önerge tartışılırken geçmişte merkez bankası'nda başkanlık yapan saygıdeğer bir milletvekilimiz kürsüdeki veya medyaya yansıyan ifadesi: "35 yıl merkez bankası'nda çalıştım, eksi bir rezervle hiç karşılaşmadım." eksi 47 milyar dolar, eksi, merkez bankası'nın kasası eksi 47 milyar dolar. eksi 47 milyar dolara bu düzen nasıl geldi arkadaşlar? kim getirdi? kim bu ülkeyi yönetiyor? 1 lira değil, 5 lira değil, 100 lira değil, eksi 47 milyar dolar yani bizim çocuklarımızın ve torunlarımızın ödeyeceği bir para. 128 milyar doları araştıralım. araştırmayın. 47 milyar dolar eksimiz var. araştırmayın. neyi araştıracak milli iradenin tecelligâhı olan bu kurum? neyi araştıracak? o zaman arkadaşlar, "kanaryalar ne kadar yaşar?" diye bir önerge verin, belki arkadaşlar buna "evet" derler, biz de kanaryaları öğrenmiş oluruz, ne olduğunu.
bakın değerli arkadaşlarım, "biz yerli ve milliyiz." diyorsunuz, güzel. yerli olduğunuzdan hiçbir tereddüdüm yok ama milli olduğunuz konusunda endişelerim var. sayacağım, tek tek sayacağım. bakın, bir ülkenin milliliği nereden anlaşılır? parasıyla. türk lirası. osmanlı gittiğinde, kendi topraklarına bir ülkeyi kattığında, osmanlının sikkesini basardı. niçin? "burası bana aittir." derdi. öyle mi? öyle. güzel. şu anda türkiye cumhuriyetinin bankalarında mevduatın kaçı dolar üzerinden? %56,3'ü. türkiye cumhuriyetinin bankalarında var olan mevduatın %56,3'ü amerikan doları. bu nasıl millilik ya? bu nasıl bir politika ki ülkeyi bu hâle getiriyor? niçin? vatandaş güvenmiyor. "paramı, tasarrufumu, dolar olarak tutacağım." diyor. "türk lirası erir." diyor. bakın değerli arkadaşlarım, türk lirasını kim itibarsızlaştırdı? bu hâle kim getirdi? 18 yıldır bu ülkeyi yönetenler, türk lirasını bu kadar, bu kadar, kötü bir pozisyonla karşı karşıya getirdiler mi? getirdiler. bakın, bir şey daha söyleyeyim: bu dediğim, banka mevduat parası, hiç değilse para orada duruyor.
döviz geliri olmayan şirketlerin döviz üzerinden borçlanmasına imkân sağladılar kararnameyle. düşünün, döviz geliri yok ama "döviz üzerinden borçlanabilirsin." diyor. niye döviz üzerinden borçlanıyorsun? türk lirası yok mu bu ülkede? yasaklanmıştı bu. rahmetli ecevit'in hükümeti döneminde yasaklanmıştı. türk lirası... döviz geliri olmayan şirketler, döviz üzerinden borçlanamazlar. döviz gelirin varsa borçlan ama döviz gelirin yoksa döviz üzerinden borçlanma. türkiye'yi batırıyorsun çünkü. ne yaptılar? kaldırdılar bunu, şimdi döviz üzerinden borçlanabiliyorsunuz.
bir şey daha, bir şey daha, hiç meraklanmayın arkadaşlar, bir şey daha. kendi vatandaşlarından yani türkiye cumhuriyeti devletinin hükümeti kendi vatandaşlarından, türkiye cumhuriyeti vatandaşlarından dolar üzerinden borçlandı. ne diyeceksiniz? buyurun, söyleyin bakayım, kendi vatandaşı, türkiye cumhuriyeti vatandaşı. devlet, türkiye cumhuriyeti devleti, borçlanma dolar üzerinden. niçin? o vatandaş sana borç vermiyor, "dolar olursa borç veririm." diyor. bu güvensizliği yaratan kim, kim bu güvensizliği yaratan?
değerli arkadaşlarım, türk lirasını itibarsız hâle getiren 18 yıldır bu ülkeyi yönetenlerdir. sağa sola kaçmaya gerek yok, sağa sola kaçmaya gerek yok, iktisat okuyan arkadaşlarım, gresham kanunu diye bir kanunu bilirler herhâlde "kötü para iyi parayı kovar." diye. herkes iyi parayı tutar, kötü parayı elinden çıkarmaya çalışır. şu anda türk lirası kötü para ama döviz iyi para, herkes dövizi tutuyor, bankalardaki mevduatın %56'sı böyle.
siz acaba ığdır'daki ihsan salman'ı duydunuz mu hiç? unuttunuz değil mi? ama bu kardeşiniz unutmadı. ne yaptı sevgili salman? berber, salman berber. "250 dolar kim gider bozdurursa ben onu üç sefer bedava tıraş yapacağım." dedi. bakın, o daha milliyetçi, o daha vatansever. siz onun hakkına bile sahip çıkmadınız, onun hakkına bile.
değerli arkadaşlarım, yılbaşından bu yana dolar karşısında türk lirası %23,6; avro karşısında türk lirası %29,7 oranında değer kaybetti. ne anlama geliyor bu, anlatayım size. şu anda istanbul menkul kıymetler borsasında türkiye'yi taşıyan 30 büyük şirket var. bunlar: akbank, iş bankası, garanti bankası, halkbank, oyak çimento, ereğli demir ve çelik, koç holding, sabancı holding, doğan holding, tüpraş, petkim, türk telekom, turkcell, türk hava yolları gibi 30 şirketin 2017'deki toplam piyasa değeri 150 milyar dolardı, 150 milyar dolar. bugünkü değeri ne bunların? 60 milyar dolar. 150 milyar dolar... bugünkü değeri 60 milyar dolar. kim bu hâle getirdi? kim getirdi bu hâle? 2018'de ülkenin dolar olarak milli geliri 892 milyar dolardı, 2018'de. şimdi, ülkenin milli geliri 736 milyar dolar; iki yılda eriyen milli gelir 156 milyar dolar. 156 milyar doları kim aldı, kim götürdü? milletin cebinden kim çekip kime verdi, hiç merak ettiniz mi? buraya gelip alice harikalar diyarı'nda masalını dinlediniz, arada bir de alkışladınız, heyecan yoktu onu ben de görüyordum. bu ülke 18 yılda bu hâle geldiğinde... ya, oy verdi bu millet, milletin burnundan getirdiniz.
oyu geri alacak, meraklanmayın; verdiği oyu geri alacak, göreceksiniz. göreceksiniz, allah'ın izniyle... bakın, bir daha söylüyorum: allah'ın izniyle göreceksiniz, ilk seçimde bu milletin nasıl tıpış tıpış yolcu edeceğini göreceksiniz.
18 yılda, 18 yılda bütçeden yapılan faiz ödemesi ne kadar? 492 milyar dolar; 18 yılda bütçeden yapılan faiz ödemesi 492 milyar dolar. her gün kaç milyon dolar ödüyoruz? her gün 75 milyon 573 bin 63 dolar faiz ödüyor türkiye, her saatte 3 milyon 148 bin 878 dolar faiz ödüyor. bana söyler misiniz... ben bu bütçe, haramzadelere hizmet eden bütçedir derken işte bunu kastediyorum.
değerli milletvekilleri, oy verdiniz, güzel. ikinci bir bütçe oluşturdular: türkiye varlık fonu. yani türkiye'nin varlıklarının bir kısmı orada ama sizin bilginiz var mı? hayır. siz denetliyor musunuz? hayır. milli iradenin tecelligâhı olan bu meclis denetliyor mu? hayır. niçin? madem ki varlık orada, madem türkiye varlık fonu orada; neden... nereye gidiyor bu paralar?
değerli arkadaşlarım, 177 milyarın denetlenmesi lazım, denetlenecek -yoksa raporları ben de okuyorum- denetlenmesi lazım. türkiye büyük millet meclisi adına bütçe nasıl denetleniyorsa ikinci büyük bütçe olarak bunun da denetlenmesi lazım, 177 milyar liralık bir değer var orada.
rakam vereyim: kısa vadeli borçları neydi biliyor musunuz 2017'de? 26 milyar lira. 2019'da türkiye varlık fonunun kısa vadeli borçları ne oldu? 26 milyar liradan 951 milyar liraya çıktı. hiç vicdanınızda sorguladınız mı ya? nereye gidiyor bu para? aldılar bu parayı, borçlandılar da nereye gitti bu para? uzun vadeli borçlar 32 milyar liraydı, 271 milyar liraya çıktı. hiç sorguladınız mı ya? bu kadar fakir fukara var, pazar artıklarından beslenen aileler var, çöp konteynerlerinden beslenen aileler var; nereye gidiyor bu para, nereye gidiyor? nereye gidiyor allah aşkına, nereye gidiyor?
bakın, borsa istanbul da bunun içinde, türkiye varlık fonu'nun içinde. %10'unu katarlılara sattılar. sorduk kaça sattınız diye, 200 milyon dolara... niye 200 milyon dolara? borsa istanbul'un kârlılık oranı ne? %52. %52 kârı yani 15-20 ay sonra çıkaracak parayı. böyle ballı bir satış olur mu? gene iyi satmış, 1 liraya da satabilirdi çünkü tek yetkili var ve ihale kanunu'na tabi değil. katar'ın emiri -nesi oluyor, katar'ın kralı mı oluyor- nasıl bedava uçak verdiyse o da borsa istanbulun %10'unu bedava verebilirdi, hiçbir engel yok. nasıl bir düzen oluşturduğunuzun farkında mısınız siz?
kamu-özel iş birliği projeleri... ya arkadaşlar, sizin saygıdeğer genel başkanınız çıkıp milletin önüne bir değil, yüz değil, binlerce kez "ey kılıçdaroğlu, buradan, buradan, milletin cebinden beş kuruş para çıkmayacak." demedi mi? dedi. şimdi bakın bütçeye, milletin cebinden milyarlar çıkıyor. bana söyler misiniz -bir genel başkan konuşurken veriye dayanması lazım, bilgiye dayanması lazım- neden böyle bir laf etti?
ama sorun şurada: aklını kiraya verenler gerçekleri göremezler. bir daha söylüyorum: aklını kiraya verenler gerçekleri göremezler.
bakınız "yerli ve milliyiz." diyordunuz değil mi? gayri milli bir ittifak var. bakın bir daha söylüyorum: gayri milli bir ittifak var. neden? ya arkadaş, ihaleyi yapıyor musun? evet. yapan kim? türkiye cumhuriyeti devleti yani türkiye cumhuriyeti. ihaleyi alan kim? türkiye cumhuriyeti vatandaşı. peki, ihalenin konusu nerede yapılıyor? türkiye cumhuriyeti devletinde yapılıyor. niye türk lirası değil de amerikan doları, neden? hadi farz edelim amerikan dolarını kabul ettik; ihtilaf çıktı, türk mahkemeleri değil, londra mahkemeleri. bu mudur allah aşkına sizin yerliliğiniz? sizin milliliğiniz bu mudur allah aşkına ya?
bakınız, sadece dolar vermiyorsunuz, bu insanlara "beşli çete" diyoruz, bunlara sadece dolar vermiyorsunuz, bunlara aynı zamanda türk lirası eridikçe kur farkı veriyorsunuz. 2014-2019, kaç lira kur farkı ödendi? ben söylemeyeyim. sayıştay raporu: 61 milyar 719 milyon 322 bin lira kur farkı ödendi. çiftçiye ne verdiniz? esnafa "dükkânı kapat." dediniz, kahveciye "dükkânı kapat." dediniz, kâğıt oynamasını bile yasakladınız. ne verdiniz allah aşkına? kahveciye ne verdiniz? esnafa ne verdiniz? borç verdiniz, borç; borç verdiniz, borç! sonra da gırtlağına bineceksiniz "borcunu ver." diye.
ama buradan, bu kürsüden bütün vatandaşlarıma sesleniyorum: allah'ın izniyle iktidar olacağız. allah'ın izniyle, göreceksiniz, bu soygun düzenine son vereceğiz. beşli çetenin bizim torunlarımızı dahi sömürecek olan bütün bu yatırımlarını kamulaştıracağız ve alacağız.
"çiftçiye ne verdiniz?" dedim, esnafa ne verdiniz? 1 lira bedava bir şey verdiniz mi? 1 kuruş verdiniz mi? vermediniz. manava verdiniz mi? vermediniz. kime ne verdiniz? katar'a verdiniz. maçların yayınlanma hakkını, katar firması girdi, 500 milyon dolara aldı, "500 milyon dolara ben yayınlayacağım." dedi. dolar aldı başını gitti, "ben anlaşmaya uymuyorum, parayı da ödemiyorum." dedi. mahkemeler var. "arkamda saray var, ödemeyeceğim." diyor. ne yaptı bakan? 90 milyon dolar indirdi bir kişiye.
bakın, binlerce esnafa 1 kuruş para vermediniz, 1 kuruş para; bir katarlı firmaya sadece bir seferde 90 milyon dolar indirim yaptınız, 90 milyon dolar! ya, allah aşkına, bir vicdan sorgulaması yapmayacak mısınız ya? 90 milyon dolar ya! bir kişiye veriyorsunuz, vermesi gereken bir kişiye veriyorsunuz. anlaşma var, vermesi gerekiyor; "vermeyeceğim." diyor. sadece bu mu? hayır. bir şey daha yaptılar. dolar üzerindendi ya, ona da "katar firması, yemezler, dolar artıyor, nereye gidecek belli değil, bunu türk lirasına çevirin ve sabitleyin." dedi. yaptılar. 5,80 üzerinden sabitlediler ve türk lirasına çevirdiler. bana söyler misiniz allah aşkına ya, allah aşkına bana söyler misiniz ya? bir firmaya bunu yaptırıyorsunuz, işçiye "sana ayda 1.168 lira para vereceğim, günde 39 lira, krallar gibi yaşa." diyorsunuz. bu mudur adalet ya? bu mudur insanlık ya? bu mudur vicdan, nedir allah aşkına?
değerli arkadaşlarım, çiftçinin malına göz koydunuz. kanun çıkardık değil mi hep beraber? tarım kanunu 21. madde: "her yıl bütçeden milli gelirin en az %1'i oranında çiftçiye destek verilir." verilebilir değil, verilir diyor. verilmiyor arkadaşlar. cahillik farklı bir şey ben bilmem, cahillik farklı bir şey. cahille tartışmak da doğru değil. ama ben size... türkiye'nin milli geliri var, açarsınız tüik'in rakamlarını, %1'lere bakarsınız, çiftçinin şu anda bu iktidarlardan beklediği 211 milyar lira alacağı var. hiçbir zaman olmadı. milli geliri her yıl artan oranda verseydiniz. ya, bir sefer bu bütçeden bile habersizsin sevgili kardeşim, bu bütçeden bile habersizsin. bu bütçede konulan teşvik geçen yılın aynısı, %1 bile artmadı. ya, bilmeden nasıl konuşuyorsunuz, ben buna da hayret ediyorum. ama ben eminim hemen, derhâl asker gibi el kaldıracaksın, ben bundan eminim.
çiftçinin mallarına, traktörüne, ineklerine haciz uyguluyorsunuz. ya, arkadaşlar icra iflas kanunu var ya. çiftçinin geçinebileceği mallarına el konur mu? el koydunuz. çiftçi bu durumda, esnaf bu durumda, çöplerden kâğıt toplayan vatandaş bu durumda, perişan vaziyette, pazar artıklarından geçinenler var ama -sizden bazıları, özür dilerim, sizden derken sizi kastetmiyorum bu tarafı kastediyorum- onların bazıları ve onların bazı adamları bir maaş yetmiyor, iki maaş yetmiyor, üç maaş yetmiyor, dört maaş yetmiyor, beş maaş alıyor. ya, bu kadar işsizlik varken bir kişinin dört maaş, beş maaş üstelik büyük paralar almasını sizin vicdanınız kabul ediyor mu ya? ahlak kabul eder mi bunu ya? vicdan kabul eder mi bunu ya? kim kabul eder bunu ya?
tank palet fabrikası... getirdik, evet. tank palet fabrikası bu ülkenin namusudur. bana söyler misiniz, dünyanın hangi ülkesi kendi tank palet fabrikasını bir orduya teslim etmiştir? efendim "değeri 20 milyar değilmiş de, 250 milyon dolarmış da, kılıçdaroğlu 20 milyar doları acaba hiç telaffuz etti mi?" az önce söyledim, 128 milyar doları kimlere sattığınızı ya! 20 milyar dolar değil 1 dolar dahi olsa, 1 dolar dahi olsa bu memleketin namusudur ya! bu memleketin bütün sırları orada. katar, hadi, tank yapsa diyeceğim ki; katar tank yapıyor dolayısıyla biz buradan yararlanacağız. ethem sancak'ın hangi tank yapma işi var ya, allah aşkına, bana söyler misiniz, bana söyler misiniz?
erdoğan şunu söylüyor -haklıya haklı- "fabrikanın katarlı yatırımcılara satışı gibi bir durum kesinlikle söz konusu değil." doğru, bu doğru çünkü bedava verildi. satışı olsa para alacaklar karşıdan. 1 lira bile, 1 dolar bile, 1 sent bile, 1 kuruş bile alınmadı; bedava verildi. o nedenle biz "tank palet fabrikası peşkeş çekildi." diyoruz.
değerli arkadaşlar, "bu, bir özelleştirme değildir." diyor erdoğan. ya kendi imzaladığı kararnameyi okumadı büyük bir ihtimal, 4-5 yerde özelleştirme kanunu'ndan, özelleştirmeden söz eder ya. ya nasıl olur da bir kişi imzaladığı kararnamenin içini okumaz; bakar ya içinde, bunda ne yazıyor. katar sevdası gözlerini kararttı, öyle anlaşılıyor.
bir şey daha söylüyor: "her şeyi vesikalarla ortaya koyduğumuz hâlde hâlâ bunu konuşuyor." hangi vesikayı ortaya koydu? ben görmedim, sizin gördüğünüz bir vesika varsa lütfedip bize verirseniz biz de çok seviniriz. 2. kararnameyi gizledi, onu da ben çıkardım ortaya, beraber çıkardık 2. kararnameyi. niye gizliyorsunuz? hangi gerekçeyle gizliyorsunuz? orada, tank palette çalışan işçiler ne diyorlardı? "tank palet vatandır, vatan satılmaz" diyorlardı. o işçilerin tamamının gözlerinden öpüyorum, palet fabrikası'na ve vatanlarına sahip çıktıkları için. hadi onu da geçelim, onu da geçelim.
9 kasım 2018 savunma sanayii başkanlığı bir tweet atıyor: "efendim, 250 altay ana muharebe tankının seri üretimiyle birlikte ömür boyu lojistik devri desteğiyle..." tstm kurulumu ve işletilmesini kapsıyor yaptıkları anlaşma. "ilk altay tankı 18 ay sonra kara kuvvetleri komutanlığına teslim edilecek. hayırlı olsun." nerede tank? nerede tank? 18 ay sonra teslim edilecek. bari bir oyuncak tank alsalar, bari bir oyuncak tank alsalar. nerede bu tank? bedava verdin, 18 ay sonra tankın olacaktı; bedava verdin, fabrika gitti, bir de tank yok; 25 yıllığına bedava verdin, 25 yıllığına. şunu soruyorum, hükümete soruyorum; şimdi, ethem sancak dükkânlardan mal topluyor, topladığı malları bir faturaya yazıyor, altına %25 kâr koyuyor, "bunu bana ödeyeceksiniz." diyor. açıklasınlar, ben faturaları biliyorum, faturaları gördüm, faturaların bir örneği de bende. neden? dışarıdan mal alıyor, üretim yapmıyor da, üretim yapmıyor, veriyor oraya, %25 kârını alıyor, "ben bununla tank yapacağım." diyor. hangi tank? nerede bu tank?
değerli arkadaşlar, bunlar yani bunlar ya 15 temmuz şehit ve gazilerinin paralarına el koymadılar mı? el koymadılar mı? biz olmasaydık o paralar yok olacak mıydı? yok olacaktı. daha garip bir şey anlatayım, beşiktaş'taki terör saldırısında 40'ı polis 47 vatandaşımız şehit oldu; orada da bağış kampanyası açıldı, 52 milyon lira para toplandı. çocuğu şehit olan birisine kaç lira aylık bağlandı, bilen var mı? bilmiyorsunuz. niye bilmiyorsunuz? sorun. niye sormuyorsunuz?
öznur çalık: ne münasebet ya?
hanımefendi, hatırlatayım: 121 lira 96 kuruş. arzu ederseniz banka makbuzunu size veririm. şimdi, siz vicdani olarak, terörde şehit olan bir polisin babasına 121 lira 96 kuruş aylık bağlanmasına "doğru" diyorsanız yerinizde kalın, "doğru" demiyorsanız görevinizden ayrılın. vereceğim, vereceğim, makbuzu vereceğim size.
hiç kimsenin bu ülkede can ve mal güvenliği yok. bir daha söylüyorum: bu ülkede hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. adalete olan güven sarsılmış vaziyette. katarlılara borsa istanbulu satarken masada kim vardı? kim vardı masada, hiç merak ettiniz mi ya? orada bir iş adamı vardı. o adam, o iş adamı 17-25'ten sonra pensilvanya'ya gitti; 17-25'ten sonra zaman gazetesinin %10'unu satın aldı; o iş adamı bank asya'ya para yatırdı. ya, bank asya'nın önünden geçen adamları hapse attınız da bu adam nasıl oluyor da o protokol masasında oturuyor, devletin protokol masasında oturuyor? ya, askerî öğrencileri yakalayıp hapse attınız, nasıl oluyor da bu adamı başınızın üstünde taşıyorsunuz? mit'in raporlarını görmediniz mi, masak'ın raporlarını görmediniz mi?
bakınız, neden orada, onu da söyleyeyim. bu fetö iddianamesi, çatı iddianamesi, orada da geçiyor ama kimse buna dokunamıyor, kimse dokunamaz. neden? avukatları sayın erdoğan'ın avukatları. bakın, antalya bilim üniversitesi; hepsini kapattılar, bu üniversiteyi kapatmadılar. başkanı kim? fettah tamince. başkan vekili kim? ahmet özel, cumhurbaşkanının avukatı. üye ahmet kürşat köhle, cumhurbaşkanının avukatı; mustafa doğan inal, tevfik günal, cumhurbaşkanının avukatları bunlar, devlet protokolünde yer alıyor bunlar. niye dokunamıyorlar buna? kimse dokunamaz, kimse dokunamaz.
değerli arkadaşlarım, bir şey daha, bakın, burayı iyi dinlemenizi isterim. türkiye'de bir fransız şirketinde bizim vatandaşların alacakları var, dava açılıyor ve kazanılıyor ama bütün alacaklar dava açsa şirket zor duruma düşecek. ilk yaptıkları iş ne? cumhurbaşkanının avukatlarını bulmak. buluyorlar, oturuyorlar, 2 hâkimi de çağırıyorlar -mahkemede değil, dışarıda- fransız yetkili, onun avukatı, cumhurbaşkanının avukatı ve ayrıca 2 kişi. bakın, cumhurbaşkanının avukatı karşısında oturan hâkime şunu söylüyor: "gerekçeli karar yayımlanmadan görelim, düzeltelim." mahkemede demiyor bunu, hâkime söylüyor bunu. kim söylüyor? cumhurbaşkanının avukatı söylüyor.
yalanlama değil, ses kaydı var, ses kaydı var arkadaşlar. sizin dünyadan haberiniz yok, sizin gözleriniz görmüyor gerçekleri. adalet kurumunun içini çürüttünüz ya! içini çürüttünüz adalet kurumunun. anayasa mahkemesi kararlarını ben mi uygulamıyorum allah aşkına? anayasa mahkemesi kararlarını kim uygulamıyor? avrupa insan hakları mahkemesi kararını kim uygulamıyor? ben mi uygulamıyorum? biriniz çıkıp da "anayasa mahkemesi kararlarının uygulanması gerekir." dediniz mi? diyemezsiniz, onu ancak biz söyleriz. biz devleti severiz ama sizlerin sorunu var. devletin yapısıyla ilgili sorununuz var.
"basın hürdür sansür edilemez." bakın, adalet kurumunu en çok perişan eden uygulamalardan birisi basın ilan kurumu ve rtük. ne yaptı bunlar allah aşkına? basın ilan kurumu, doğru haber yazdı diye gazeteleri cezalandırıyor. bir ay, üç ay, beş ay bunlara basın ilan kurumu ilan vermeyecek diye...
niye ilan vermiyor? haber yanlış mı? haber doğru. fahrettin altun pergola yaptı mı? yaptı. izin aldı mı? almadı. biz onun pergola yapmasına karşı değiliz. bakın, yapabilir, o da bir vatandaş; gider, başvurur, dilekçesini verir ve "cumhurbaşkanlığının iletişim başkanıdır" denir, kolaylık da gösterilir; gider, orada pergolasını yapar ama bir ülkenin cumhurbaşkanının danışmanı, basın danışmanı "ben yasaları dinlemem, ben kimseden izin almam, ne demek izin almak? pergolayı yaparım, hiç kimse de sesini çıkaramaz." dediği andan itibaren, o zaman "orada dur" diyeceğiz. yıkmak zorunda kaldı, yıkmak zorunda kaldı. peki, ayıp olan ne? ayıp olan, bu haberi, doğru haberi yapan gazeteye ceza vermek; ayıp olan budur. bu mudur demokrasi?
rtük aynı şekilde değerli arkadaşlarım. bakın, basın ilan kurumu aracılığıyla devlet soyuluyor. sayın oktay, basın ilan kurumu aracılığıyla türkiye cumhuriyeti devleti soyuluyor. öyle gazeteler var ki; tirajı yok, bayilerde de yok. bakıyorsunuz, 50 bin satış. 50 bin satış üzerinden basın ilan kurumundan ilan alıyor. hazır para, hazır para. 5 tane gazete çıkar, 50 bin diye ver, yeter ki arkanda hükümet olsun. sayın oktay, eğer bu ülkeyi seviyorsanız, eğer bu ülkede adaletsizliğe karşıysanız derhâl -basın ilan kurumu aracılığıyla mı olur, siz mi yaparsanız- gazetelerin tirajları objektif bir kurum tarafından denetlensin, para ona göre verilsin ya; devlet soyulur mu ya? "güneş" diye bir gazete vardı, hatırlarsınız. 150 bin tirajı vardı, kapattılar. 150 bin tirajlı gazete kapanır mı? kapanmaz. demek ki bir şey var burada.
değerli arkadaşlarım, bakın, bankalar sadece belli gazetelere ilan veriyor, kamu bankaları. siz hiç sormuyor musunuz ya, bu kamu bankaları neden sadece belli gazetelere veriyor? niye? tirajına göre alır, tirajına göre verir; en çok satan gazeteye en çok ilanı verir, kimse buna itiraz etmez. turkcell nereye ilan veriyor? sadece bunlara, sadece o televizyonlara, başkalarına asla veremez. bu mudur adalet ya? bu mudur hak? bu mudur hukuk? buna niye itiraz etmiyorsunuz?
bakın değerli arkadaşlarım, kuzey ırak'ta, süleymaniye kentinde 1'i binbaşı, 11 askerin başına çuval geçirildi. biz itiraz ettik, "amerika birleşik devletleri'ne nota verin." dedik. erdoğan itiraz etti, "siz müzik notasından mı söz ediyorsunuz? yani böyle bir devlete nota verilir mi?" verilmedi. şimdi, ben size soruyorum: askerin başına çuval geçirildi, nota verilmedi ama rıza zarrab için iki ayrı nota verildi. neden, neden arkadaşlar? rıza zarrab, ordudan daha mı değerli? hayır, ben de biliyorum, ordudan asla değerli değil ama "rıza zarrab konuşursa ne olacak hâlimiz!"
değerli arkadaşlarım, 18 yıldır bu memleketi kim yönetiyor, 18 yıldır kim yönetiyor? istediğiniz kanunu çıkardılar, istediğiniz kanunu; istediğiniz kararname çıktı, istediğiniz bürokratı atadınız, istediğiniz kurumu değiştirdiniz, istediğiniz kurumun kanununu değiştirdiniz. 18 yılın sonunda neden bu hâle geldik, neden bu hâle geldik? biliyorum, fırsat bulsanız şunu diyeceksiniz: "efendim, chp yüzünden oldu. biz çok güzel kanun çıkaracaktık, onlar engel oldu."
devlet, anonim şirket gibi yönetilmez. anonim şirket iflas ederse kapanır, devletler iflas etmezler ama erdoğan ne diyordu: "devleti bir anonim şirket gibi yönetmemiz lazım." buyurun, anonim şirket gibi yönettiniz, devletin geldiği nokta budur.
işsizlik, bütün kötülüklerin anasıdır değerli arkadaşlarım, işsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. baba, anne, üniversiteyi bitiren çocuk, hepsi işsiz. ne baba oğlunun yüzüne bakabiliyor ne oğul babanın yüzüne bakabiliyor. şu meclisin duvarlarının dibinde insanlar gelip kendilerini yaktılar. şu meclisin çatısına çıkıp insanlar intihar etmek istediler. 18 yılda ne yaptınız arkadaşlar?
bir iktidarın ekonomi başarısının ölçüsü nedir, onu da söyleyeyim: bir iktidarın ekonomideki başarısının temel ölçüsü, yarattığı istihdamla ölçülür. eğer istihdam yaratmıyorsanız ekonomide sadece belli çevrelere, belli kişilere çalışıyorsunuz demektir. bugün türkiye'de 10 milyonun üstünde işsiz varsa bu 18 yıllık iktidar türkiye cumhuriyeti vatandaşları için değil, bir avuç kişi için çalışmıştır. ya, koskoca türkiye cumhuriyeti devletini londra'daki bir avut tefeciye hizmet eder hâle getirdiniz. onlar getirdi, ben size bir şey demiyorum. sizin suçunuz sadece şu, onu da söyleyeyim: her getirdiklerine sorgulamadan el kaldırmak. ya, bir de sorgulayın "bu yanlıştır." deyin kardeşim, "bunu düzeltin." deyin kardeşim.
değerli arkadaşlarım, bugüne kadar 16 istihdam paketi açıkladılar, 16; toplam paket 22. her paketten sonra işsiz arttı, her paketten sonra işsiz arttı, her paketten sonra... biz de paketten yorulduk ya, takip edemiyoruz. bilmiyorlar, ne yapacaklarını bilmiyorlar. allah aşkına, söyler misiniz, ekonomi böyle mi yönetilir ya? devletin en temel kurumlarını kapattınız -bir arkadaşımız söyledi- devlet planlama teşkilatını, maliye teftiş kurulunu, hesap uzmanları kurulunu...
değerli milletvekilleri, bakın, ben hesap uzmanıyken biz giderdik üniversitelere, hocalara derdik ki: "hocam, en çalışkan öğrenciler hangileri?" gider, o öğrencilere yalvarırdık "gel, bizim sınava gir." diye. biz, teftiş kurulu aramızda çekişirdik "en çalışkan öğrenciyi biz alıyoruz." diye. devlet planlama teşkilatı en nitelikli öğrencileri alırdı, master'ını, doktorasını yapan. bu kurumları kapattınız. devlette liyakat yok. zaten tek adam rejiminde liyakat olmaz. neden? bir kişi karar veriyor, alttakine gerek yok ki, gerek yok.
bakın, değerli arkadaşlarım, akdeniz'de bir gemimizi bastılar. onlar açıklama yapmasa, avrupa birliğinin yetkilisi açıklama yapmasa gerçeği öğrenemeyeceğiz. diyorlar ki: "biz gemide arama yapacağız, türkiye cumhuriyeti devleti izin verir mi?" 4 saat geçiyor, cevap veren yok, 4 saat. bunun üzerine roma büyükelçisi "bir saat daha bekleyin, belki cevap alabiliriz." diyor. 5. saat geçiyor, gene cevap yok. niye yok? çünkü kimse erdoğan'a ulaşamıyor. ya, bu ülkenin dışişleri bakanı yok mu? bu ülkenin kaç dışişleri bakanı var? ibrahim kalın mı dışişleri bakanı, hulusi akar mı dışişleri bakanı, yoksa mevlüt çavuşoğlu mu dışişleri bakanı? kim dışişleri bakanı? 5 saat arkadaşlar. sonra, ertesi gün bizim dışişleri açıklama yapıyor: "efendim, sabah böyle oldu. 17.45'te gemiye indiler; kınadık." siz de kınadınız, hepimiz kınadık zaten. 5 saat ne oldu bu türkiye'de, 5 saat ne oldu, hiç sordunuz mu? 5 saatte ne oldu?
değerli arkadaşlarım, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 517 lira, açlık sınırı; yoksulluk demiyorum, açlık sınırı 2 bin 517 lira. bugün asgari ücret 2 bin 324 lira. gelin şu kararı alalım -bir temenni kararı- hep beraber alalım: asgari ücret 3 bin 100 lira olsun ve vergiden muaf olsun, işverene de yük olmasın, işçi hakkını alsın, 3 bin 100 lira. bakın, 5 yerden maaş alanlar 3 bin 100 lira almıyor; her bir yerden, her bir yerden en az 10 bin lira alıyorlar. ya, işsize bari 3 bin 100 lira olsun asgari ücret, vergiden de muaf olsun; vergiden muaf olduğu zaman işverene de yük gelmeyecek, mesele bitmiş olacak. gelin bunu yapalım, onlar yapmadı yani iktidar yapmadı, parlamento yapsın; asgari ücretlileri savunalım. asgari ücret ortalama ücret oldu. felaket bir pozisyon değerli arkadaşlarım.
dolayısıyla bütçeyi tefecilere teslim etmeyelim de bütçeyi hak sahiplerine teslim edelim; işçiye, emekliye, köylüye, memura -bütün bunlara- üretene, sanayiciye, alın teri dökene, bunlara hizmet edelim.
londra'daki tefeciler, faizi, bizim istediğimiz faizi bize dikte ettiriyorlar, farkında mısınız? türkiye varlık fonu 3 kez ihaleye çıktı, uluslararası ihaleye. eylülde çıktı, kimse para vermedi. bir daha çıktı, kimse para vermedi. üçüncü sefer çıktı, kimse para vermedi. çünkü onların istediği faiz yüksek. "şu faizi verirsen sana veririz." dediler, dikte ettirdiler.
bakın, değerli arkadaşlar, türkiye cumhuriyeti devletinin aldığı 2,5 milyar dolarlık faizin daha düşüğünü bizim belediyelerimiz alıyor, daha düşüğünü.
hazine garantisi değil arkadaşlar, öbüründe devlet garanti, devlet alıyor arkadaşlar. eğer faizi türkiye cumhuriyeti devletinin hazinesinden daha düşük faize alıyorsa bize duyulan güvenin boyutunu düşüneceksin arkadaş, düşüneceksin. izmir belediyesi kamu bankalarından daha düşük faize uluslararası piyasalardan yatırım için para buluyorsa bize olan güveni düşüneceksin. evet, düşüneceksin bize olan güveni.
buradan ifade edeyim; hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın değerli arkadaşlarım. türkiye büyük ülkedir, türkiye bütün sorunlarını aşabilecek kadrolara da sahiptir, yetkinliğe de sahiptir. hepimiz hep beraber alın terinden yana olacağız, emekten yana olacağız, işçiden yana olacağız, çiftçiden yana olacağız. o pazar artıklarından beslenen ailelerin, çöp konteynerlerinden beslenen ailelerin ayıbını kaldırmak allah'ın izniyle bize nasip olacak.
ilk seçimlerde demokrasiyi getireceğiz, ilk seçimlerde adaleti getireceğiz, ilk seçimlerde liyakati getireceğiz, ilk seçimlerde alın terinin ne kadar değerli olduğunu bütün dünyaya anlatacağız, ilk seçimlerde türkiye cumhuriyeti devletini londra'daki tefecilerden kurtaracağız; herkesin bunu bilmesi lazım.
hasan çilez: aday olabilecek misin?
ramazan can: aday ol, aday!
değerli arkadaşlarım, hangi noktaya geldiniz? benim aday olup olamayacağımı size kim söyledi? kim söyledi? ben ne istiyorum? ben tek adam rejimi istemiyorum. ben ülkesinde esnafın ensesinde boza pişiren bir yönetim istemiyorum. ben parlamenter sistem istiyorum, demokratik, halkçı, parlamenter sistem istiyorum. ben her kuruşun hesabını veren bir siyaset anlayışı istiyorum. ben tehdit edildiğim zaman mal varlığımla "aramazsanız, incelemezseniz, şerefsizsiniz." diyen bir siyaset istiyorum. ben siyaseti zenginleşme aracı olarak gören bir kültürden gelmiyorum, ben siyaseti halka ve hakka hizmet eden bir anlayıştan geliyorum. ben hiçbir zaman, hiçbir yerde haram lokmaya el uzatmadım, kimsenin hakkını, hukukunu çiğnemedim. her zaman, her yerde adaletten yana oldum, adaleti her yerde savundum. hiçbir zaman gidip benim varlığımla beni tehdit edenlerin arkasında selam durmadım.
değerli arkadaşlarım, bugün, borç öderken borç alıyorsunuz. borç ödemek için borç alıyorsunuz, borcun faizini ödemek için de borç alıyorsunuz. evet, bu gerçekleri bilin. hayat acı ama bu gerçekleri bilin.
hiç endişeniz olmasın. arı gibi çalıyor bütün belediyelerimiz, arı gibi çalışıyoruz. söyledim, hangi engeli çıkarırlarsa çıkarsınlar asla şikâyet etmeyeceksiniz, asla. vatandaşlar arasında hiçbir ayrım yapmayacaksınız. "önce ,sizin ihmal ettiğiniz, yoksul mahallelerden başlayacaksınız." dedim, "onlara hizmet götüreceksiniz." dedim, "engel yok ama halka hizmet sonuna kadar var." dedim ve öyle yapıyorlar. şu ankara'yı... ya "ankara'yı parsel parsel satan" diyen siz değil miydiniz? siz değil miydiniz? parsel parsel satan adama hesap sordunuz mu? arkasında duruyorsunuz ya! ankara'yı parsel parsel satan adamın arkasında duruyorsunuz ya, nasıl olur ya bu? nasıl olur bu ya? hangi ahlak, hangi din, hangi iman ya! allah aşkına, söyler misiniz ya!
değerli arkadaşlarım, daha ayıp var. ya, arkadaşlar, türkiye cumhuriyeti devleti milli kurtuluş savaşı'nı veren bir devlettir. arkadaşlar, yok, hiç konuşmayın. ne derlerse desinler, önemli değil, değil önemli. türkiye cumhuriyeti devleti milli kurtuluş savaşı'nı veren bir devlettir. türkiye cumhuriyeti devletine, rüşvet alan kişinin büyükelçi olarak atanması yakışır mı ya? iki kişi ya! ya, rüşvet aldığı belli, rüşvet aldı çikolata kutularında. öbürünün de rüşvet belgesini mahkemedeki dosyadan çıkarıp açıkladım. büyükelçi atadınız ya! arabasında türk bayrağı taşıyacak bu adam. benim ağırıma gidiyor, sizin ağırınıza gitmiyor mu ya, sizin ağırınıza gitmiyor mu ya? onu da söyleyeyim: sizin içinizde son derece değerli insanlar var; bakın, eleştiriyorum ama son derece değerli insanlar var, türkiye'yi en iyi temsil edecek insanlar var. ya, bu insanlar varken neden rüşvetçiler büyükelçi olarak atanıyor, neden? benim aklım bunu almıyor ama sizin bir gerekçeniz varsa çıkıp bu kürsüden söylersiniz "şunun için, biz, rüşvetçileri büyükelçi olarak atıyoruz." biz de öğrenmiş oluruz.
devamını gör...