1.
eveet yine bir türkmen masalı ile karşınızdayım. pamuk prenses ile benzerlikler var, baştan söyleyeyim. sonra "öze bizi kekleme, pamuk prenses ve yedi cüceler bu" demeyin. çünkü değil. grimm kardeşleri mezarlarında ters döndermek istemem ama demezsem çatlarım, pamuk prenses kimmiş akpamuk dururken.*
efenim yıllaaar yıllar önce evli bir çift varmış. bu çiftimiz ne kadar istese de kız çocukları olmuyormuş.**7 tane oğulları varmış, onların da işi gücü ava çıkmakmış. günlerden bir gün anaları yine hamile kalmış. tabi herkeste bir korku, yiğitler "hadi yarışı y kromozumu kazanır da yine bir erkek kardeşimiz olursa" diye tasalara düşmüşler. e haksız da sayılmazlar. analarının doğum yapacağı gün gelince "buba, biz ava çıkıyoruz. biz dönene kadar canım anam doğum yapar da bebek kız olursa eğer kapıya oyuncak bebek; erkek olursa ok ve yay as, biz anlarız" demişler. babaları isteklerini onaylamış ve oğullarını yolculamış. bir süre sonra kadın doğum yapmış ve güzeller güzeli bir kız çocuğu olmuş. baba çok mutlu tabi, hoplaya zıplaya evin dışına oyuncak bebek asmaya gitmiş.
sizce de her şey fazla yolunda gitmiyor mu? normal değil yani. gudubet birinin girmesi gerekiyor olaya. neyse meraklanmayın, bu masalda da var bir gudubetimiz. kendisi çiftimizin komşusu, paçalarından kıskançlık ve hasetlik akan eyşan.***** bu komşu çaktırmadan oyuncak bebeği alıp yerine ok ve yay asmış. çok geçmeden bizim yiğitler avdan dönmüşler, bir de baksalar ki evin önünde ok ve yay asılı, "allah bize yine kız kardeş vermedi. bizim yerimiz dağlardır andalar" deyip gerisin geri gitmişler.
karı koca doğan kızlarına akpamuk ismini vermişler. günler, haftalar, aylar birbirini kovalamış. oğullarının yollarını gözleyen karı-koca gün geçtikçe ümitlerini yitirmeye başlamışlar. derkeeen, akpamuk büyümüş genç kız olmuş. tabi anne babası ona erkek kardeşlerinden hiç bahsetmemiş. -bakın bu detay önemli- köyde kadınlar arasında imece yapılacağı bir gün kadınlar akpamuk'u da davet etmişler. akpamuk katılmayı kabul etmiş. dikiş dikecekleri yere varınca üzerine bir ağırlık çökmüş. "ay anacım nazar var heralde burada" diye geçirmiş içinden. şimdi yine araya gireceğim. ah benim güzel kızım! eyşan var orada ne nazarı. adamı diri diri toprağa gömer sonra geçer üzerinde keyif kahvesi içer o kadın. neyse, sakinim.* bu eyşan rahat durmamış yapmış yine yapacağını. "erkek kardeşi olanlar yukarı baş köşeye, olmayanlar ise aşağı külün üstüne otursunlar" buyurmuş.* bizim akpamuk da geçmiş külün üzerine oturmuş. bunu gören iyi niyetli bir teyze "gızım sen yukarı geç otur" demiş. akpamuk saf saf "ama benim erkek kardeşim yok ki" diye cevap vermiş. bunun üzerine yaşlı kadın bildiği her şeyi anlatmış kızcağıza.
akpamuk eve dönünce anne babasına bunun gerçek olup olmadığını sormuş, gerçek olduğunu öğrenince "ben ağabeylerimi aramaya gideceğim" demiş ve çıkınını hazırlamaya başlamış. annesi bakmış ikna edemiyor, "sana bir çörek vereyim onu yuvarla peşinden git. çörek seni abilerine götürecek" demiş. şimdi içinizden "madem bu kadar kolaydı kendileri niye bulmak için uğraşmadı?" diyorsunuz değil mi. anacım yaşlı karı-koca bastonla dağda nasıl gezelesin? hemen kötü düşünmeyin lütfen.* akpamuk çöreği almış ve yola düşmüş.
aha bu masalı da burada bırakıyorum. akpamuk abilerine kavuşabilecek mi? çörekteki keramet ne? bu kadın böyle çörek yapmayı nereden öğrendi? * hepsi ve en önemlisi "zeki müren de bizi görecek mi??" sorularına cevap bulmak içiiiin... tık tık diyemiyorum yine. link yok maalesef. bu sefer ekran da atmayacağım ikinci bir tanımda devam edeceğim. darlayacağım sizi. pamuk prenses'i akpamuk yapana kadar megafonla anlatacağım gerekirse.*
haydin, esen kalın.*
efenim yıllaaar yıllar önce evli bir çift varmış. bu çiftimiz ne kadar istese de kız çocukları olmuyormuş.**7 tane oğulları varmış, onların da işi gücü ava çıkmakmış. günlerden bir gün anaları yine hamile kalmış. tabi herkeste bir korku, yiğitler "hadi yarışı y kromozumu kazanır da yine bir erkek kardeşimiz olursa" diye tasalara düşmüşler. e haksız da sayılmazlar. analarının doğum yapacağı gün gelince "buba, biz ava çıkıyoruz. biz dönene kadar canım anam doğum yapar da bebek kız olursa eğer kapıya oyuncak bebek; erkek olursa ok ve yay as, biz anlarız" demişler. babaları isteklerini onaylamış ve oğullarını yolculamış. bir süre sonra kadın doğum yapmış ve güzeller güzeli bir kız çocuğu olmuş. baba çok mutlu tabi, hoplaya zıplaya evin dışına oyuncak bebek asmaya gitmiş.
sizce de her şey fazla yolunda gitmiyor mu? normal değil yani. gudubet birinin girmesi gerekiyor olaya. neyse meraklanmayın, bu masalda da var bir gudubetimiz. kendisi çiftimizin komşusu, paçalarından kıskançlık ve hasetlik akan eyşan.***** bu komşu çaktırmadan oyuncak bebeği alıp yerine ok ve yay asmış. çok geçmeden bizim yiğitler avdan dönmüşler, bir de baksalar ki evin önünde ok ve yay asılı, "allah bize yine kız kardeş vermedi. bizim yerimiz dağlardır andalar" deyip gerisin geri gitmişler.
karı koca doğan kızlarına akpamuk ismini vermişler. günler, haftalar, aylar birbirini kovalamış. oğullarının yollarını gözleyen karı-koca gün geçtikçe ümitlerini yitirmeye başlamışlar. derkeeen, akpamuk büyümüş genç kız olmuş. tabi anne babası ona erkek kardeşlerinden hiç bahsetmemiş. -bakın bu detay önemli- köyde kadınlar arasında imece yapılacağı bir gün kadınlar akpamuk'u da davet etmişler. akpamuk katılmayı kabul etmiş. dikiş dikecekleri yere varınca üzerine bir ağırlık çökmüş. "ay anacım nazar var heralde burada" diye geçirmiş içinden. şimdi yine araya gireceğim. ah benim güzel kızım! eyşan var orada ne nazarı. adamı diri diri toprağa gömer sonra geçer üzerinde keyif kahvesi içer o kadın. neyse, sakinim.* bu eyşan rahat durmamış yapmış yine yapacağını. "erkek kardeşi olanlar yukarı baş köşeye, olmayanlar ise aşağı külün üstüne otursunlar" buyurmuş.* bizim akpamuk da geçmiş külün üzerine oturmuş. bunu gören iyi niyetli bir teyze "gızım sen yukarı geç otur" demiş. akpamuk saf saf "ama benim erkek kardeşim yok ki" diye cevap vermiş. bunun üzerine yaşlı kadın bildiği her şeyi anlatmış kızcağıza.
akpamuk eve dönünce anne babasına bunun gerçek olup olmadığını sormuş, gerçek olduğunu öğrenince "ben ağabeylerimi aramaya gideceğim" demiş ve çıkınını hazırlamaya başlamış. annesi bakmış ikna edemiyor, "sana bir çörek vereyim onu yuvarla peşinden git. çörek seni abilerine götürecek" demiş. şimdi içinizden "madem bu kadar kolaydı kendileri niye bulmak için uğraşmadı?" diyorsunuz değil mi. anacım yaşlı karı-koca bastonla dağda nasıl gezelesin? hemen kötü düşünmeyin lütfen.* akpamuk çöreği almış ve yola düşmüş.
aha bu masalı da burada bırakıyorum. akpamuk abilerine kavuşabilecek mi? çörekteki keramet ne? bu kadın böyle çörek yapmayı nereden öğrendi? * hepsi ve en önemlisi "zeki müren de bizi görecek mi??" sorularına cevap bulmak içiiiin... tık tık diyemiyorum yine. link yok maalesef. bu sefer ekran da atmayacağım ikinci bir tanımda devam edeceğim. darlayacağım sizi. pamuk prenses'i akpamuk yapana kadar megafonla anlatacağım gerekirse.*
haydin, esen kalın.*
devamını gör...
2.
yoğun istek üzerine* devamını yazmaya geldiğim türkmen masalı.
efenim hatırlarsanız eğer en son akpamuk çöreği alıp yola düşmüştü, oradan devam ediyorum. kızımız annesinin dediği gibi çöreği yuvarlamış, birde ne görsün? çörek teker gibi yuvarlanıp gidiyor. "var bu işte bir keramet" deyip seğirtmiş peşinden. tabi bu yolda yalnız değil, kedisi de peşine takılmış. az gitmişler uz gitmişler, ağıl dam koymayıp yürümüşler. bir süre sonra nefeslenmek için durmuşlar, o sırada çok acıkan kedicik çörekten ısırıvermiş. dinlenip kendine gelen akpamuk "tekrar yola düşmek lazım" deyip çöreği yuvarlamak için ayaklanmış. ama o da ne?? çörek yuvarlanmıyormuş, çünkü artık yuvarlak değilmiş.** bizim kız basmış bağrıltıyı. uğraşmış didinmiş ne yapsa yuvarlayamamış çöreği. oturmuş ağlamış. bu hayat neden bu kadar zormuş, her şey üzerine üzerine geliyormuş. çöreği yuvarlayacağım derken tırnağı da kırılmış zaten. daha yeni yaptırmış o protez tırnağı. akpamuk ağlamasın da kim ağlasın??? *tamam tamam saçmalamıyorum. akpamuk biraz ağlamış falan ama hemen kendine gelmiş, "sen neleri hallettin kızım bu çöreği mi halledemeyeceksin?" deyip gazlamış kendini. akıllı kız maşallah. balçıkla uğraşırken çöreğin yenen kısmını tamamlamayı başarmış, sonrasında tekrar kedisiyle beraber yolculuklarına devam etmişler. bir mağaranın önüne geldiklerinde çörek bir anda durmuş. akpamuk zehir gibi, hemen anlamış. "yelde kalmış defne dalı gibi uçan çörek burada durduğuna göre abimler kesin içerideler" diye düşünmüş.
"ev sayyyybiiiii" diye seslenmiş ama cevap veren olmamış. çekinerek de olsa içeriye girmiş. bir baksa ki her yer kirli çamaşırla dolu, duvarlarda etler asılı..." mən bələ vəziyyətin..." deyip işe girişmiş. çamaşırları yıkamış, içeriyi temizlemiş ve duvardaki etlerden güzelce yemek pişirmiş. dışardan gelen ayak seslerini duyunca da "eyvah" deyip bir yere saklanmış. şimdi yine araya gireceğim. yahu kardeşim, ev seninmiş gibi sildin süpürdün, yemek yaptın hiç çekinmedin, ayak seslerini duyunca koşturuyorsun, neden??? neyse... abileri gelmiş, evi pırıl pırıl görünce çok şaşırmışlar. düşünmüşler düşünmüşler kimin yaptığını bulamamışlar. "bu durumun bize bir zararı oldu mu? yoooğğk" deyip durumun keyfini çıkarmaya başlamışlar. sabah olunca delikanlılar ava gitmişler. akpamuk saklandığı yerden çıkıp tekrar işlere girişmiş. yemek olarak da patlıcanı küp küp doğrayıp, kıyma ile fırına vermiş.*** akşam olmuş, abileri aynı manzara ile karşılaşınca şaşırmışlar yine. en büyükleri"bu böyle olmaz, birimizi nöbetçi koyalım gelip bunları yapan kimmiş, neyin necisiymiş öğrenelim" demiş.
burada bırakıyorum. pardon, ahanda burada bırakıyorum.* devamını az buçuk tahmin edersiniz zaten. yavrucaklara anlatılan masalların mutsuz sonla bitmesini beklemeyiz değil mi? onlar ermiş vuslatına, biz çıkalım kerevetine diyelim.* esen kalasınız.
efenim hatırlarsanız eğer en son akpamuk çöreği alıp yola düşmüştü, oradan devam ediyorum. kızımız annesinin dediği gibi çöreği yuvarlamış, birde ne görsün? çörek teker gibi yuvarlanıp gidiyor. "var bu işte bir keramet" deyip seğirtmiş peşinden. tabi bu yolda yalnız değil, kedisi de peşine takılmış. az gitmişler uz gitmişler, ağıl dam koymayıp yürümüşler. bir süre sonra nefeslenmek için durmuşlar, o sırada çok acıkan kedicik çörekten ısırıvermiş. dinlenip kendine gelen akpamuk "tekrar yola düşmek lazım" deyip çöreği yuvarlamak için ayaklanmış. ama o da ne?? çörek yuvarlanmıyormuş, çünkü artık yuvarlak değilmiş.** bizim kız basmış bağrıltıyı. uğraşmış didinmiş ne yapsa yuvarlayamamış çöreği. oturmuş ağlamış. bu hayat neden bu kadar zormuş, her şey üzerine üzerine geliyormuş. çöreği yuvarlayacağım derken tırnağı da kırılmış zaten. daha yeni yaptırmış o protez tırnağı. akpamuk ağlamasın da kim ağlasın??? *tamam tamam saçmalamıyorum. akpamuk biraz ağlamış falan ama hemen kendine gelmiş, "sen neleri hallettin kızım bu çöreği mi halledemeyeceksin?" deyip gazlamış kendini. akıllı kız maşallah. balçıkla uğraşırken çöreğin yenen kısmını tamamlamayı başarmış, sonrasında tekrar kedisiyle beraber yolculuklarına devam etmişler. bir mağaranın önüne geldiklerinde çörek bir anda durmuş. akpamuk zehir gibi, hemen anlamış. "yelde kalmış defne dalı gibi uçan çörek burada durduğuna göre abimler kesin içerideler" diye düşünmüş.
"ev sayyyybiiiii" diye seslenmiş ama cevap veren olmamış. çekinerek de olsa içeriye girmiş. bir baksa ki her yer kirli çamaşırla dolu, duvarlarda etler asılı..." mən bələ vəziyyətin..." deyip işe girişmiş. çamaşırları yıkamış, içeriyi temizlemiş ve duvardaki etlerden güzelce yemek pişirmiş. dışardan gelen ayak seslerini duyunca da "eyvah" deyip bir yere saklanmış. şimdi yine araya gireceğim. yahu kardeşim, ev seninmiş gibi sildin süpürdün, yemek yaptın hiç çekinmedin, ayak seslerini duyunca koşturuyorsun, neden??? neyse... abileri gelmiş, evi pırıl pırıl görünce çok şaşırmışlar. düşünmüşler düşünmüşler kimin yaptığını bulamamışlar. "bu durumun bize bir zararı oldu mu? yoooğğk" deyip durumun keyfini çıkarmaya başlamışlar. sabah olunca delikanlılar ava gitmişler. akpamuk saklandığı yerden çıkıp tekrar işlere girişmiş. yemek olarak da patlıcanı küp küp doğrayıp, kıyma ile fırına vermiş.*** akşam olmuş, abileri aynı manzara ile karşılaşınca şaşırmışlar yine. en büyükleri"bu böyle olmaz, birimizi nöbetçi koyalım gelip bunları yapan kimmiş, neyin necisiymiş öğrenelim" demiş.
burada bırakıyorum. pardon, ahanda burada bırakıyorum.* devamını az buçuk tahmin edersiniz zaten. yavrucaklara anlatılan masalların mutsuz sonla bitmesini beklemeyiz değil mi? onlar ermiş vuslatına, biz çıkalım kerevetine diyelim.* esen kalasınız.
devamını gör...