yazar: fethiye çetin
yayım yılı: 2004
yazarın, anneannesinin ermeni kökenli olduğunu öğrenmesinin ardından, ailesinin ve anneannesinin geçmişini araştırarak yazdığı dokunaklı bir belgesel anı kitabıdır. eser, 1915'teki ermeni tehciri sırasında yaşananları ve bu olayların bir çocuğun kimliğini nasıl şekillendirdiğini anlatır.
yayım yılı: 2004
yazarın, anneannesinin ermeni kökenli olduğunu öğrenmesinin ardından, ailesinin ve anneannesinin geçmişini araştırarak yazdığı dokunaklı bir belgesel anı kitabıdır. eser, 1915'teki ermeni tehciri sırasında yaşananları ve bu olayların bir çocuğun kimliğini nasıl şekillendirdiğini anlatır.
- prix armenia (2006, fransa)
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "insan olun biraz" tarafından 08.06.2025 10:39 tarihinde açılmıştır.
1.
bir fethiye çetin kitabıdır.
fethiye çetin bir avukat ve insan hakları aktivistidir. aynı zamanda da yazardır elbette. on sekiz yıl önce bir suikaste kurban giden gazeteci yazar hırant dink'in, onun ölümünün ardından ailesinin ve daha sonra kurulan hırant dink vakfının avukatlığını yapmıştır.
bu kitap kurgu bir eser değil. fethiye çetin kitabın adının da vaat ettiği üzere kendi anneannesinin hikayesini anlatmıştır. elazığ'ın maden ilçesinde geçer bu anıların çoğunluğu ve bu ilçede yaşamış olan anneannesi seher'in yani gerçek adıyla heranuş'un uzun ve acılı hikayesini anlatır.
ermeni tehciri esnasında yaşanan her şeyi ilk elden tanığıdır heranuş ve torunu fethiye çetin'e zorlanarak da olsa, uzun bir zamana yayarak da olsa o dönemi ilk ağızdan anlatır. bir yandan da heranuş'un artık yaşlı olduğu zamanlarda yaşadıklarına da tanık oluruz. ve bir anneanne ile torunu arasındaki büyük sevgiye de.
her şey bir yana heranuş yazarın anneannesidir. ve anneanneler insanların hayatlarında önemlidir. çok iyi yazılmış bir kitap değildi belki ama kesinlikle çok samimi bir kitaptı.
fethiye çetin bir avukat ve insan hakları aktivistidir. aynı zamanda da yazardır elbette. on sekiz yıl önce bir suikaste kurban giden gazeteci yazar hırant dink'in, onun ölümünün ardından ailesinin ve daha sonra kurulan hırant dink vakfının avukatlığını yapmıştır.
bu kitap kurgu bir eser değil. fethiye çetin kitabın adının da vaat ettiği üzere kendi anneannesinin hikayesini anlatmıştır. elazığ'ın maden ilçesinde geçer bu anıların çoğunluğu ve bu ilçede yaşamış olan anneannesi seher'in yani gerçek adıyla heranuş'un uzun ve acılı hikayesini anlatır.
ermeni tehciri esnasında yaşanan her şeyi ilk elden tanığıdır heranuş ve torunu fethiye çetin'e zorlanarak da olsa, uzun bir zamana yayarak da olsa o dönemi ilk ağızdan anlatır. bir yandan da heranuş'un artık yaşlı olduğu zamanlarda yaşadıklarına da tanık oluruz. ve bir anneanne ile torunu arasındaki büyük sevgiye de.
her şey bir yana heranuş yazarın anneannesidir. ve anneanneler insanların hayatlarında önemlidir. çok iyi yazılmış bir kitap değildi belki ama kesinlikle çok samimi bir kitaptı.
devamını gör...
2.
otobiyografik bir anlatıdır.
rebecca solnit'in kaybolma kılavuzu ile eş zamanlı olarak okuyup kimlik kaybının tesirlerini kemiklerime kadar hissetmiş oldum.
doğada kaybolmak nasıl bizi daha önce olduğumuz şeyden çok uzağa, yabancıya, çaylağa, acemiye, güneyde isek belki kuzeyliye çeviriyor, atanmış rollerimizi elimizden alıyorsa, işte geçmişini kaybetmek de bildiğimiz "ben"i yok ederek yeni bir kimlik inşa ediyor. bellek ve unutuş bu yeni kimlik için var gücüyle çalışsa da bilinçaltı hep bir aralık bulup sızıyor. heranuş üzeri örtülü anılar yığının arasından kopup gelip seher'in karşısına çıkıyor. çocukluk mutlu ve mutsuz anılarıyla toplumun gözüne görünmeden derinlerde bir yerde asılı kalıyor. sonra bir gün başka birinin anlatısında suyun üzerine çıkıyor. en derine sakladığımız, üzerine sayısız kat çıkarak iyice gömdüğümüz ne varsa bir gün hatta bazen bizimle alakasını bile kuramadığımız bir şeyin ardından önümüze dikiliveriyor.
kitabın içinde heranuş nenenin anlattığı masal benim de aile içinde dinlediğim tek masal olunca kitap beni çok etkiledi. belki bayramdan bayrama, yılda iki bilemedin üç kere, ancak tüm kuzenler toplandığımızda masal duyardık. o da her sene hep bu masaldı. kim bilir bize anlatmadıkları o masalların içinde bizim hangi kayıp kimliklerimiz saklıydı.
rebecca solnit'in kaybolma kılavuzu ile eş zamanlı olarak okuyup kimlik kaybının tesirlerini kemiklerime kadar hissetmiş oldum.
doğada kaybolmak nasıl bizi daha önce olduğumuz şeyden çok uzağa, yabancıya, çaylağa, acemiye, güneyde isek belki kuzeyliye çeviriyor, atanmış rollerimizi elimizden alıyorsa, işte geçmişini kaybetmek de bildiğimiz "ben"i yok ederek yeni bir kimlik inşa ediyor. bellek ve unutuş bu yeni kimlik için var gücüyle çalışsa da bilinçaltı hep bir aralık bulup sızıyor. heranuş üzeri örtülü anılar yığının arasından kopup gelip seher'in karşısına çıkıyor. çocukluk mutlu ve mutsuz anılarıyla toplumun gözüne görünmeden derinlerde bir yerde asılı kalıyor. sonra bir gün başka birinin anlatısında suyun üzerine çıkıyor. en derine sakladığımız, üzerine sayısız kat çıkarak iyice gömdüğümüz ne varsa bir gün hatta bazen bizimle alakasını bile kuramadığımız bir şeyin ardından önümüze dikiliveriyor.
kitabın içinde heranuş nenenin anlattığı masal benim de aile içinde dinlediğim tek masal olunca kitap beni çok etkiledi. belki bayramdan bayrama, yılda iki bilemedin üç kere, ancak tüm kuzenler toplandığımızda masal duyardık. o da her sene hep bu masaldı. kim bilir bize anlatmadıkları o masalların içinde bizim hangi kayıp kimliklerimiz saklıydı.
devamını gör...
