1.
üzerinde yeterince düşününce insanı cehennemlik yapan kötü niyetli sorulardan sadece biridir.
devamını gör...
2.
toplumu düzende tutmak için ihtiyaç vardır.
bu konu hakkında konuşmak isteyen varsa mesaj atabilir.
bu konu hakkında konuşmak isteyen varsa mesaj atabilir.
devamını gör...
3.
rehber olduğu için. çıkarına göre kullanmadan hayattaki amacın, güzel karakter karakterin için de dinle bütünleşebiliriz.
devamını gör...
4.
33'lük tesbih çekebilmek için.
devamını gör...
5.
tarih öncesi çağlardan itibaren insanın izahını yapamadığı ve kendi eliyle başaramadığı her olayı bir ilahi güce dayandırmasından kaynaklıdır.din insan vicdanıdır.
devamını gör...
6.
bir canlının davranışlarını, organizmanın ihtiyaçlarına ve dış dünyadan aldığı sinyallere göre ayarlayan mekanizmaya zihin deriz. her canlı ise kendisine göre karmaşık ya da basit denilebilecek bir zihne sahiptir. tüm canlılar hayatta kalmak için adaptasyon geçirir yani bulundukları ortama uyum sağlarlar. bu da her canlının, kendi algı dünyasında, çevresinin bilincinde olduğunu gösterir bize. böylelikle canlılar çevrelerini algılar ve hayatta kalmak için çevrelerine uyum sağlarlar. insanların ise diğer hayvanlardan farklı bir yanı vardır. o da çevresinin bilincinde olduğu bilincidir. insanların bilincinde olduğu bilinci iradesini oluşturur. insana eylem yapma, kendi içgüdülerini ve çevre uyaranlarını yönetme yetisi verir.
insanlardaki zihin aynı zamanda dil yetisini doğurmuştur. dil sadece karşımızdaki kişiyle iletişime geçme ve yapacağımız eylemleri bildirme değil aynı zamanda kendi içimizde muhakeme yapabilme ve düşünebilme imkanını da sunar bize. kişi, içinde ya da dışında kurduğu muhakeme ile konular üzerinde belirli hükümler verir. aynı zamanda, zamanla bu verdiği hükümleri yine kendisi eleştirip değiştirebilir. bu da kişinin eylemlerine yön verir. ayrıca bu dil yetisinin kazandırdığı bir başka şey ise vicdan kavramıdır. kişinin düşüncelerini belirli sembollerle sıraya koyup kendi içerisinde yaptığı muhakeme, kişiyi kendisini sorgulama yoluna iter. yani önce sembollerle aklında oluşan fikri düzene sokar ve biçim verir. ardından da bunu sorgulamaya başlar.
doğada her şey bir neden-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlıdır ve her olay farklı bir olayı doğurur. kaos teoremi de bunu ifade etmektedir. dilin ortaya çıkardığı bu muhakeme ve kendini sorgulama ilkesi ardından vicdan ve ahlak kavramlarını; vicdan ve ahlaki sorumluluk ise soyut kavramları yaratmıştır.” iyi-kötü”, “doğru-yanlış”, “güzel-çirkin” vb… insanlar önce düşünmüş, ardından düşündüklerini sembollerle yani dille ifade etmişler; bunun sonucunda düşüncelerini sorgulama ve yeni düşünce yolları geliştirme yetisini kazanmışlardır. bu yeti ise vicdan ve ahlak kavramlarını doğurmuş, vicdan ve ahlak kavramı ise eylemleri ya da somut olayları insan zihninde soyutlaştırarak kategorize etmesini sağlamıştır.
insanlar yukarıda saydığım özellikler karşısında sürekli bir kavramla mücadele ederler: belirsizlik. insan belirsizlikten her zaman çekinmiştir. bu insan zihninin yarattığı kavramlardan sadece biridir. karanlık, gelecek, ölüm ve hatta delilik… belirsizlik insanlarda huzursuzluğu ve mutsuzluğu doğurur. bu yüzden de insanlar bu huzursuzluğu ortadan kaldırmanın yollarını var olduklarından beri aramaktadırlar.
dinlerin doğuşu ise tam bu noktada gerçekleşir. insanlar belirsiz şeyleri ortadan kaldırmak için dinleri yaratmıştır. ilk çağlarda astronomiden habersiz olan insanlar gökyüzünde olan olayları tanrıların yaptığını savunmuşlardır. deprem olduğunda tanrıları kızdırdıklarını düşünmeleri gibi. ahiret inancını da bu örneklerden biri olarak kabul edersek sanıyorum ki yanlış bir kanıya varmış olmayız. bu sayede kültür ve zaman değiştikçe dinler, tanrılar ve kurallar da insanlıkla birlikte değişmiştir.
saymış olduğumuz zihinsel özelliklere sahip olmanın yanında insanlara, biyolojik bir organizma olmanın da getirdiği belirli içgüdüler vardır. bunlar ise üreme ve hayatta kalma içgüdüleridir. aslında zihnimizin geliştirmiş olduğu bu özellikler ışığında ”irade sahibi olduğumuz kadar insanız” hipotezini ortaya atabiliriz.
tüm hayvanlarda olan bu hayatta kalma içgüdüsü, insanlarda belirsizlikle buluşunca medeniyetler içerisinde yeni kavramlar ortaya çıkmıştır. güçlü olma kompleksi, özel mülkiyet, dinler, ahiret inancı, ihtiyacından fazla yiyecek depolama gibi birçok örnek verebiliriz buna. diğer hayvanlara karşın insanlar gelecekle yani belirsizlikle savaştığından, kendilerini garanti altına almaya çabalarlar.
tüm bu eylemlerin ise medeniyetlere büyük etkileri olmuştur. insanlar hayatta kalmak ve belirsizlikten kurtulmak adına dinleri, ahlaki değerleri, iyiyi ve kötüyü yaratmışlardır. her medeniyet de yarattığı kavramlar kadar ilerleyip gelişebilmiştir. mesela asurlar, tanrılarının idamdan, savaştan ve acımasızlıktan hoşlandığını düşünerek acımasız, savaşçı ve güce tapan bir toplum haline gelmiştir. asurlar savaşçı bir toplum haline gelmiş; tıp, bilim, astroloji gibi alanlara ise pek önem vermemişlerdir. yani tanrılarını kendi eğilim ve isteklerine göre tasarlamış ve yapmak istediklerini meşrulaştırmışlardır. bu örneklerden yola çıkarak toplumun ve dinin birbirini desteklediğini söyleyebiliriz.
insanlardaki zihin aynı zamanda dil yetisini doğurmuştur. dil sadece karşımızdaki kişiyle iletişime geçme ve yapacağımız eylemleri bildirme değil aynı zamanda kendi içimizde muhakeme yapabilme ve düşünebilme imkanını da sunar bize. kişi, içinde ya da dışında kurduğu muhakeme ile konular üzerinde belirli hükümler verir. aynı zamanda, zamanla bu verdiği hükümleri yine kendisi eleştirip değiştirebilir. bu da kişinin eylemlerine yön verir. ayrıca bu dil yetisinin kazandırdığı bir başka şey ise vicdan kavramıdır. kişinin düşüncelerini belirli sembollerle sıraya koyup kendi içerisinde yaptığı muhakeme, kişiyi kendisini sorgulama yoluna iter. yani önce sembollerle aklında oluşan fikri düzene sokar ve biçim verir. ardından da bunu sorgulamaya başlar.
doğada her şey bir neden-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlıdır ve her olay farklı bir olayı doğurur. kaos teoremi de bunu ifade etmektedir. dilin ortaya çıkardığı bu muhakeme ve kendini sorgulama ilkesi ardından vicdan ve ahlak kavramlarını; vicdan ve ahlaki sorumluluk ise soyut kavramları yaratmıştır.” iyi-kötü”, “doğru-yanlış”, “güzel-çirkin” vb… insanlar önce düşünmüş, ardından düşündüklerini sembollerle yani dille ifade etmişler; bunun sonucunda düşüncelerini sorgulama ve yeni düşünce yolları geliştirme yetisini kazanmışlardır. bu yeti ise vicdan ve ahlak kavramlarını doğurmuş, vicdan ve ahlak kavramı ise eylemleri ya da somut olayları insan zihninde soyutlaştırarak kategorize etmesini sağlamıştır.
insanlar yukarıda saydığım özellikler karşısında sürekli bir kavramla mücadele ederler: belirsizlik. insan belirsizlikten her zaman çekinmiştir. bu insan zihninin yarattığı kavramlardan sadece biridir. karanlık, gelecek, ölüm ve hatta delilik… belirsizlik insanlarda huzursuzluğu ve mutsuzluğu doğurur. bu yüzden de insanlar bu huzursuzluğu ortadan kaldırmanın yollarını var olduklarından beri aramaktadırlar.
dinlerin doğuşu ise tam bu noktada gerçekleşir. insanlar belirsiz şeyleri ortadan kaldırmak için dinleri yaratmıştır. ilk çağlarda astronomiden habersiz olan insanlar gökyüzünde olan olayları tanrıların yaptığını savunmuşlardır. deprem olduğunda tanrıları kızdırdıklarını düşünmeleri gibi. ahiret inancını da bu örneklerden biri olarak kabul edersek sanıyorum ki yanlış bir kanıya varmış olmayız. bu sayede kültür ve zaman değiştikçe dinler, tanrılar ve kurallar da insanlıkla birlikte değişmiştir.
saymış olduğumuz zihinsel özelliklere sahip olmanın yanında insanlara, biyolojik bir organizma olmanın da getirdiği belirli içgüdüler vardır. bunlar ise üreme ve hayatta kalma içgüdüleridir. aslında zihnimizin geliştirmiş olduğu bu özellikler ışığında ”irade sahibi olduğumuz kadar insanız” hipotezini ortaya atabiliriz.
tüm hayvanlarda olan bu hayatta kalma içgüdüsü, insanlarda belirsizlikle buluşunca medeniyetler içerisinde yeni kavramlar ortaya çıkmıştır. güçlü olma kompleksi, özel mülkiyet, dinler, ahiret inancı, ihtiyacından fazla yiyecek depolama gibi birçok örnek verebiliriz buna. diğer hayvanlara karşın insanlar gelecekle yani belirsizlikle savaştığından, kendilerini garanti altına almaya çabalarlar.
tüm bu eylemlerin ise medeniyetlere büyük etkileri olmuştur. insanlar hayatta kalmak ve belirsizlikten kurtulmak adına dinleri, ahlaki değerleri, iyiyi ve kötüyü yaratmışlardır. her medeniyet de yarattığı kavramlar kadar ilerleyip gelişebilmiştir. mesela asurlar, tanrılarının idamdan, savaştan ve acımasızlıktan hoşlandığını düşünerek acımasız, savaşçı ve güce tapan bir toplum haline gelmiştir. asurlar savaşçı bir toplum haline gelmiş; tıp, bilim, astroloji gibi alanlara ise pek önem vermemişlerdir. yani tanrılarını kendi eğilim ve isteklerine göre tasarlamış ve yapmak istediklerini meşrulaştırmışlardır. bu örneklerden yola çıkarak toplumun ve dinin birbirini desteklediğini söyleyebiliriz.
devamını gör...
7.
en basitinden şöyle düşünün: sabah uyanıyoruz ve eğer bizi hayata bağlayan bir şey yoksa yataktan çıkmak istemiyoruz ve bize yaşamak anlamsız geliyor. ki biz modern bir çağda yaşıyoruz yani hepimizin deli gibi sorumlulukları var. ekonomik koşullar sebebiyle deli gibi çalışıyoruz. o dönemi düşünelim bir de paranın bile olmadığı. takas zamanları örneğin. buğday alacaksın mesela tarlandaki başka bir şeyle değiş tokuş yapman gerekiyor bunun içinde. tarlaya ektin tohumları ama doğa olayları var. yağmurun yağması lazım çok fazla soğuk olmaması lazım vs. bakıyorlar ki doğa olaylarını değiştiremiyorlar. kim değiştirebilir bunu çok güçlü olağanüstü bir varlık. yani tanrı. napıyorlar yağmur tanrısını icat ediyorlar. ve ona tapmaya başlıyorlar. buğday alabilmesi için yağmurun yağması lazım çünkü. adaklar adıyor, ona tapıyorlar. bir yerden sonra belki de kendilerini çok yalnız hissediyorlar. birileri ölüyor, aç kalıyorlar, savaşlar oluyor, hastalıklar oluyor, birilerine aşık oluyorlar, nesillerini devam ettirebilmeleri için çocukları olması gerekiyor. ve dua etmeyi icat ediyorlar ve ibadet etmeyi. işte yeni bir güne uyanmalarını sağlayan şey inançları oluyor. yani yeni bir umut oluyor tanrı onlar için. insanın hala bir umudun varlığına inanabilmesi için bir yaratıcıya ihtiyacı vardır yani bir dine.
devamını gör...
8.
huzur için.
dünya keyif ve dert dolu.
insan ordan oraya geçerken yoruluyor.
huzuru için dünya dışı birine ihtiyaç duyuyor.
ona tabi oluyor.
huzurunu sağlayana teşekkür için ibadet ediyor.
kendi ile aynı huzuru paylaşana kendini yakın hissediyor.
ne istiyorsa huzurunu sağlayandan istiyor.
inanmayana saçma gelen,
inanana olabilecek en mantıklı şey gelen,
asla sorunsal olmayan,
çözülmüş olan durum.
dünya keyif ve dert dolu.
insan ordan oraya geçerken yoruluyor.
huzuru için dünya dışı birine ihtiyaç duyuyor.
ona tabi oluyor.
huzurunu sağlayana teşekkür için ibadet ediyor.
kendi ile aynı huzuru paylaşana kendini yakın hissediyor.
ne istiyorsa huzurunu sağlayandan istiyor.
inanmayana saçma gelen,
inanana olabilecek en mantıklı şey gelen,
asla sorunsal olmayan,
çözülmüş olan durum.
devamını gör...
9.
"insan kaliteli bir yaşam sürmek için yaratıcısına yakın olmak zorundadır. bunun çeşitli yolları olsa da din bunu en kısa yoldan sağlayabilen bir disiplindir. tercih edip etmemek ise kişiye kalmıştır."
şeklinde tanımladığım neden.
büdüt : başlık değişince entry de değişmiş sayıldı.
şeklinde tanımladığım neden.
büdüt : başlık değişince entry de değişmiş sayıldı.
devamını gör...
10.
klasik bir cevap olucak ama... ruhun gıdasıdır. hayvanların dini olmaz, çünkü onların hayatı varda da, ruhları, inançları yoktur.
insanı hayvanlardan ayıran temel etken de aslında akıldan öte inançtır. inanç en güçlü insani enerjidir. gereklidir. ha diyebilirsiniz ki ben ihtiyaç duymuyorum vs, hayır insan olan herkes ihtiyaç duyar... onu da geçtim bireysel düşünmek de doğru değildir, zira din +100.000.000.000 insanı ilgilendirir, öyle bir kişinin ahkam kesebileceği bir mesele değildir.
insanı hayvanlardan ayıran temel etken de aslında akıldan öte inançtır. inanç en güçlü insani enerjidir. gereklidir. ha diyebilirsiniz ki ben ihtiyaç duymuyorum vs, hayır insan olan herkes ihtiyaç duyar... onu da geçtim bireysel düşünmek de doğru değildir, zira din +100.000.000.000 insanı ilgilendirir, öyle bir kişinin ahkam kesebileceği bir mesele değildir.
devamını gör...
11.
temelinde korku oldugunu düsünüyorum, insanlari din ile yönetmek çok kolaydir, kutsal kitaplara bakin insan her zaman bir kurtarici bekliyor, dünya boktan bir yer oldugu için, ölüm sonrasi hiçlik insan egosuna aykiri bir kere, insan neden bir yaraticiya inanir önce içinde bu soruya cevap bulmali, sonra kurallarina neden uymasi gerektigini düsünmeli, ödüllendirilmek için mi? öbür tarafa gidip gelen biri olmadigina göre bize bunu kim ispat edebilir. bana bütün dinsizlerin cehenneme gidecegini söylemeyin bir dine inanmak ahlakli oldugun anlamina da gelmiyor, ayni ahlakli davranislar ateistlerde de var, cennet ve cehennem konusu ise ayri bir muamma zaten ve bu dünyada bence, ben tanri olsaydim biri beni sadece cennette gitmek icin sevseydi böyle bir sevgiyi istemezdim, eger cennet hurilerin oldugu bal ve süt akan nehirlerse pek benlik bir yer degil zaten bana göre dinler artik zamanini tamamlamis, sadece bir etiket üzerimize yapisan inandigi tanri’nin kitabini bile okumamis yüzbinler var. din kisvesi altinda islenen cinayetlere bakin ne dedigimi anlayacaksiniz.
devamını gör...
12.
kitle kontrol silahı olduğu için.
devamını gör...
13.
insan var olduğu günden beri bir şeylere inandı, inaksız insan olmaz, hiçbir şey bulamıyorsa gider yolda duran taşa tapar.
insanoğlu böyle bir varlık.
bunun neyini sorgulayıp duruyorsunuz a.?
insanoğlu böyle bir varlık.
bunun neyini sorgulayıp duruyorsunuz a.?
devamını gör...
14.
din olmayaydı yere düşen fındık fıstık içi kavga ediyorduk.
devamını gör...
15.
çünkü insan aciz çaresiz kaldımı sığınacak bir güce ihtiyaç duyuyor..
devamını gör...
16.
dinler, insanlık tarihinin en adi ve pislik yalanıdır. din, kötü niyetli kişilerin elinde tehlikeli bir silahtır. özellikle de islam. (bkz: gökyüzünden söz etmeleri yeryüzünü sömürmek içindir)
romalı senatör seneca'nın dinlerin gerçek yüzünü anlatan bir sözü
romalı senatör seneca'nın dinlerin gerçek yüzünü anlatan bir sözü
devamını gör...
17.
umut ve bu rezil dünyaya katlanabilmek.
devamını gör...