1.
en iyi tatil…
kimine göre beş yıldızlı bir otelin sonsuz açık büfesi, kimine göre serin bir dağ köyünde güneşin doğuşunu izlemektir. ama gerçekte en iyi tatil, ne gittiğin yerdedir ne kaldığın otelde. en iyi tatil, yanında kim varsa oradadır… ya da kimse yoksa, nihayet kendinle baş başa kalabildiğin yerdedir.
en iyi tatil; sabah uyanınca saat kaç diye düşünmediğin, telefonun alarmına değil kuş seslerine gözünü açtığın gündür.
geceleri sessizliğin bile mırıldandığı bir köy evinde… ya da deniz kenarında ayaklarını uzatıp hiçbir şey yapmamanın sana suçluluk değil huzur verdiği o masmavi köşe.
belki bir kitabın içine gömülüp dünyayı dışarıda bıraktığın bir hamakta, belki de sevdiklerinle kahkahalara boğulduğun sade bir kahvaltı sofrasında.
en iyi tatil; sosyal medyaya “story” atma telaşının olmadığı, “şurayı da çekeyim” demeden sadece baktığın, kokladığın, hissettiğin bir gündür.
huzurun filtre istemediği bir zaman dilimi.
her şeyin yavaşladığı, hatta bazen durduğu bir alan.
bir babanın yıllar sonra ilk kez çocuğuyla aynı kumdan kaleyi yaptığı an olabilir.
ya da annenin göl kenarında sessizce gözlerini kapatıp çocukluğunu hatırladığı bir akşamüstü.
bazen, çok uzaklara gitmeden, sadece evin balkonunda oturup gün batımını izlerken bile o tatili yaşayabilirsin.
çünkü aslında…
en iyi tatil, zihnin sustuğu ve kalbin konuşabildiği yerdir.
kimi zaman bir çocuğun kahkahasında saklıdır, kimi zaman bir şehrin hiç bilmediğin sokağında.
ama hep sadedir. gösterişten, kalabalıktan, telaştan uzaktır.
bir yudum çay gibidir…
sıcacık, sade, ama ruhu dinlendiren.
en iyi tatil, dinlenmek için nereye gittiğini değil, orada kim olduğunu sorduğun bir andır.
ve cevap basittir:
“benim burada huzurum var.”
kimine göre beş yıldızlı bir otelin sonsuz açık büfesi, kimine göre serin bir dağ köyünde güneşin doğuşunu izlemektir. ama gerçekte en iyi tatil, ne gittiğin yerdedir ne kaldığın otelde. en iyi tatil, yanında kim varsa oradadır… ya da kimse yoksa, nihayet kendinle baş başa kalabildiğin yerdedir.
en iyi tatil; sabah uyanınca saat kaç diye düşünmediğin, telefonun alarmına değil kuş seslerine gözünü açtığın gündür.
geceleri sessizliğin bile mırıldandığı bir köy evinde… ya da deniz kenarında ayaklarını uzatıp hiçbir şey yapmamanın sana suçluluk değil huzur verdiği o masmavi köşe.
belki bir kitabın içine gömülüp dünyayı dışarıda bıraktığın bir hamakta, belki de sevdiklerinle kahkahalara boğulduğun sade bir kahvaltı sofrasında.
en iyi tatil; sosyal medyaya “story” atma telaşının olmadığı, “şurayı da çekeyim” demeden sadece baktığın, kokladığın, hissettiğin bir gündür.
huzurun filtre istemediği bir zaman dilimi.
her şeyin yavaşladığı, hatta bazen durduğu bir alan.
bir babanın yıllar sonra ilk kez çocuğuyla aynı kumdan kaleyi yaptığı an olabilir.
ya da annenin göl kenarında sessizce gözlerini kapatıp çocukluğunu hatırladığı bir akşamüstü.
bazen, çok uzaklara gitmeden, sadece evin balkonunda oturup gün batımını izlerken bile o tatili yaşayabilirsin.
çünkü aslında…
en iyi tatil, zihnin sustuğu ve kalbin konuşabildiği yerdir.
kimi zaman bir çocuğun kahkahasında saklıdır, kimi zaman bir şehrin hiç bilmediğin sokağında.
ama hep sadedir. gösterişten, kalabalıktan, telaştan uzaktır.
bir yudum çay gibidir…
sıcacık, sade, ama ruhu dinlendiren.
en iyi tatil, dinlenmek için nereye gittiğini değil, orada kim olduğunu sorduğun bir andır.
ve cevap basittir:
“benim burada huzurum var.”
devamını gör...