comicnick yazar profili

comicnick kapak fotoğrafı
comicnick profil fotoğrafı
rozet
karma: 1189 tanım: 80 başlık: 244 takipçi: 11
Yitirdim kendimi kendi içimde...

son tanımları


seks

insanlık tarihinin en eski buluşlarından biri ateştir. itiraf edelim, seks ondan daha önce bulunmuş olabilir. mağara adamı elinde meşale ile dolaşıyor, ama aklı hâlâ başka yerde… ateş belki insanı ısıttı, ama seks hem nüfusu artırdı hem de uygarlığın devamını sağladı. seks, aslında evrenin en sessiz mutabakatı. iki taraf da aynı anda tamam der. nedense biri her zaman daha fazla terler. üstelik kimse üniversitede seks 101 dersi almıyor, ama herkes kendi kendine mezun olmayı başarıyor. seks, kelimelerle anlatılınca hep komik durur. ne derseniz deyin, işin fiziksel kısmı insanı gülümsetir. işin güzelliği de burada... bedenler konuşur, kelimeler sadece seyirci kalır. seks hem en ciddi hem de en eğlenceli insan icadıdır. bir bakıma evrenin bize verdiği bedava bir lunapark bileti… lunaparka binmeden önce güvenlik kurallarını okumakta fayda var.
devamını gör...

seks olmasaydı kadın erkek ilişkileri nasıl olurdu sorusu

muhtemelen aşk, daha kitap kulübü üyeliği ve ortak spotify listesi üzerinden ilerlerdi. birbirine şiir göndermek yeniden popüler olur, kahve kokusu ve göz teması, başlı başına flört unsuru haline gelirdi. insanlar, seni seviyorum demek yerine, kışın kendi montunun fermuarını açıp karşısındakine uzatırdı. romantizmin en yoğun anı, marketten iki kişilik dondurma alıp ortadan yemek olurdu. belki de aşk, en saf hâlini bulurdu… hiçbir şey beklemeden, sadece sohbetin keyfi için yan yana oturmak; günümüzde lüks, o dünyada ise standart olurdu. dürüst olalım… insanoğlu muhtemelen yine kavga edecek bir sebep bulurdu. sadece bu sefer tartışmalar kimin şemsiyeyi tutacağı üzerine olurdu.
devamını gör...

hayatınızı değiştiren kararlar

zor kararlar, aslında hayatın bize taktığı o tuhaf sınavlardır. acaba doğru mu yapıyorum sorusu bir an evvel aklından çıkmaz. karar verirken hem mantık, hem kalp, hem de çevrendeki sesler aynı anda mikrofon açmış gibidir. işte burada devreye o zekâ girer. karar verirken abartma, ama hafife de alma felsefesi. gerçek dönüşüm, kararsızlığın ortasında saklıdır. biraz da ben artık risk alırım, ya tutarsa diye cesurca adım atmaktır. yeniden kendini yaratmak ise tam bir sanat. herkes picasso olamaz, ama kendi hayatının ressamı olmak ise herkesin hakkı. unutma, mona lisa’nın gizemli gülümsemesinin arkasında uzun uğraşlar var. sen de hayatına birkaç fırça darbesiyle anlam katabilirsin. üstelik bu tabloyu sadece sen görüyorsun, yani özgürsün! bugün ne renk seçersen, yarın o renk tonuyla devam edersin. sonuçta dönüşüm anları, sadece büyük kahramanlıklarla değil, ufak ama zekice hamlelerle de mümkün. mesela dün bir karar verdin, bugün güldün ve yarın yeni bir plan yaptın. işte hayatın kendisi bu döngüden ibaret. hem şunu unutma, hayatın zeki yanı, bazen kendini hiç ciddiye almamakta gizlidir. öyleyse, kararını ver, tabii yanına biraz da espri katmayı unutma. en sağlam dönüşüm, gülümseyerek yapılan dönüşümdür.
devamını gör...

boşanmak

boşanmak, insanların sandığı kadar basit bir karar değil. hele ki bir çocuğunuz varsa… hele ki o çocuk bir kız çocuğuysa ve size baba dediğinde dünyanın tüm yükü omzunuzdan düşüyorsa… işte o zaman mesele artık sadece iki yetişkinin hikâyesi olmaktan çıkar.

ben boşandım. ailemi tamamen geride bırakmadım. sadece şekil değiştirdim. bazen, bir çatı altında kalmak, birlikte yaşamak değil; birlikte susmak, birlikte tükenmek anlamına gelir. baba olarak uzun zaman idare ettim. daha çok sabrettim, daha az konuştum. kırıldım ama belli etmedim. babanın önce koruyucu olması gerektiğine inandım. bir noktada anladım ki; kızımın büyüyeceği ev, sadece çatısı sağlam bir yapı olmamalı. içinde nefes alınan, huzur duyulan, sevgiyle dolu bir yer olmalı. eğer bunu sağlayamıyorsak, o çatıyı zarifçe sökmek en doğrusuydu. boşanmak, bazıları için bir son olabilir. benim için dönüşüm oldu. kızım için daha dürüst, daha huzurlu, daha sağlıklı bir hayat kurma gayreti. çocuklar söylenenleri değil, yaşananı hisseder. biz sustukça o anladı. biz kırıldıkça o ürktü. ben, onun ruhunda çatlaklar bırakmamak için bu kararı verdim. kızım hâlâ beni çok seviyor. ben de ona aşığım. annesiyle ayrı evlerde olabiliriz, ama onun hayatında hâlâ birlikteyiz. kararlarımızı birlikte alıyoruz. onun için hâlâ bir takımız. aramızda artık bir evlilik yok belki ama hâlâ bir sorumluluk var. hâlâ bir vicdan.

boşanmak, başarısızlık değil. aksine, bir yalanı sürdürmeyi reddetmenin cesaretidir. bazen en büyük sevgi, gitmeyi bilmektir. kızımın gözlerinin içine bakarken artık içim daha rahat. ona dürüstüm. artık ona huzurlu bir baba olarak sarılıyorum. toplum ne derse desin… ben bir kız babasıyım. onun gülüşü için bazı acılara razıyım. biz belki annesiyle yol arkadaşı olmayı başaramadık. onun için hâlâ aynı gemideyiz. biliyorum, bir gün büyüyecek. her şeyi anlayacak. o gün geldiğinde, umarım şunu düşünür: babam, güçlü olduğu için değil, gerçek olduğu için kahramanımdı.
devamını gör...

23 temmuz 2025 eskişehir'de 11 orman işçisinin şehit olması

bu yangında sadece ağaçlar tutuşmadı. bir ülkede insan, ormanı korurken yanarak ölüyorsa; orada sadece doğa değil, insan onuru da yanıyordur.

23 temmuz 2025. eskişehir’in göbeğinde, modernliğin arka sokağında, 11 orman işçisi, görev başında şehit düştü. yangını söndürmeye gitmişlerdi, ama onları söndüren bir sistemin ortasında, göz göre göre, sessizce yok oldular. kimi evine dönmeyi hayal etti, kimi çocuğuna oyuncak almayı. hiçbiri dönmedi.

şimdi herkes soruyor: nasıl oldu? niye oldu? asıl soru şu: neden her yaz aynı yangının içinde buluyoruz kendimizi?

bu ülkede orman işçisi olmak, ölüme yürümenin diğer adıdır. bu ülkede yangın söndürmek, ateşe korumasız girmektir. bu ülkede önlem kelimesi sadece felaket sonrası kurulan cümlelerde geçer. bu insanlar oraya kendi canlarını feda etmek için değil, görevlerini yapmak için gittiler. peki devlet görevini yaptı mı?
yangın söndürme filosu ne durumda?
termal kameralar nerede?
yangın yolları neden hâlâ kapalı?
yangın eğitimi alan kaç kişi var?
o insanlar neden hâlâ ilkel koruyucu ekipmanlarla alevlerin karşısına dikiliyor?

bir ülkenin gelişmişliği, gökdelenlerle, otoyollarla değil; orman yangınına gönderdiği işçisine verdiği değerle ölçülür.
şimdi soruyorum:
kimin için çalıştı o 11 can?
kim korudu onları?
kim hesap verecek?

suskunluk büyüyor. herkes başınız sağ olsun diyor. ama kimsenin yüzü kızarmıyor. bizde ölümler istatistik, hayatlar manşet süsü. bizde işçinin ölümü kader, sistemin çöküşü mukadderat.

eskişehir’in üstünde hâlâ is var. sadece ormanların değil, bu ülkenin vicdanının isiydi o. biz susarsak, bu is hepimizin yüzüne bulaşacak.

bu yangını unutan, sıradakine göz yumar. bu ölümleri normalleştiren, yeni ölümlerin suç ortağıdır. biz, artık hiçbir ölümde suç ortağı olmak istemiyoruz. bu yangın hepimizin kapısında. ve hepimizi yakacak bir gün…
devamını gör...

719 öğrencinin lgs'de full çekmesi

bu sene lgs’de 500 tam puan alan öğrenci sayısı: 719. yazıyla: yedi yüz on dokuz tane tam isabetli ok atışı. resmen sınav değil, milli piyango. biri çıkıp sınavda çok zorlandım, sadece 500 yaptım dese, kimse garipsemez.

şimdi bazı şeyleri kabul edelim. eskiden 500 puan almak neydi? mahallede heykelin dikilirdi, annen pazarda bizim çocuk tam yaptı diye manavdan 1 kasa domatesi bedava alırdı. şimdi? binada 3 tane var, imam hatiplilerin hepsi birinci olmuş.

hadi geçelim nostaljiyi, gelelim bu mucizenin kaynağına: çok çalıştılar. yani… evet… belki? ama 719 kişinin aynı anda aynı başarıyı yakalaması demek, ya aynı yayınevine inanmaları, ya da topluca bir dua zincirine girmeleri lazım.

bazı soruların bazı deneme kitaplarıyla kelimesi kelimesine benzeşmesi de tamamen tesadüf tabii. evrenin şakası gibi. mars retrosunda geometriyle kader kesişmiş olabilir. belki de o deneme kitaplarını hazırlayan hocalar aslında görünmeyen birer lgs kâhini. yayınevleri bile şaşkın: vallahi biz de bu kadarını beklemiyorduk!

aileler ne diyor? bizim çocuk o soruyu görmüştü ama sınavdan önceydi, sınavla ilgisi yoktu. tabii tabii, ben de sabah rüyamda 12. sorunun cevabını görmüştüm ama söylemedim, ayıp olur diye.

liseler ne yapacak şimdi? biz de bilmiyoruz, kura mı çeksek, tombala mı oynasak? kontenjan 120, tam puanlı başvuru 450. araya torpil sığdıramıyorsun, çünkü herkes tam torpil puanıyla geliyor.
belki de çözüm şu: sınavı geçene değil, sınav sorularını en çok hatırlayana kontenjan verilsin. ya da matematik neti değil, metafizik'e olan bağı ölçülsün.

bakın, bu noktada artık yeni sistem önerileri devreye girmeli: sınavdan önce astrolojiye göre konular belirlenmeli.
(bu sene yengeçler tarih sorularına dikkat etsin). çocukların doğum tarihine göre puan kırılmalı. (ağustos doğumlusun, belli çalıştın. ama ocak’ta doğan çocuğa kıyak geçemem). öğrencinin kaç deneme çözdüğü değil, kaçını ezberlediği sayılmalı. (gerçek çaba alın teriyle ölçülür).

belki de son çare: müneccim kontenjanı. sınavdan önce doğru yanıtı öngören öğrenci, geleceği parlaktır deyip direkt alınmalı.


bu yıl lgs, bilgiyle değil, önceden bilgi edinme ihtimaliyle kazanıldı. sınav sistemimiz de artık bir distopya romanına döndü.


biz, 719 mucizeyi hayranlıkla izlerken, gelecek yıl için en iyi yatırımın ne olduğunu anladık değil mi?
devamını gör...

halk saraydan üstündür

halk saraydan üstündür, çünkü sarayda oturmak kolaydır; ama halk olmak cesaret, emek ve yürek ister. sarayda saltanat sürmek kolaydır; ama halk olarak var olmak, ayakta kalmak, direnmek ve büyümek gerekir. o yüzden, ne zaman halk saraydan üstündür denilse, sadece bir söz değil, tarih boyunca süren bir gerçek, yaşanmış bir destan duyulur. bu destan, her yeni güne, halkın kahkahasıyla, emeğiyle ve dayanışmasıyla yazılır.
devamını gör...

pkk'nın silah bırakmasından rahatsız olan kesim

pkk silah bırakacaksa önce bana da haber versin, ben de kendime hemen silah bırakma kutusu alayım, bir güzel kutulayayım. o kadar da inandırıcı olsun..
devamını gör...

sadece zenginlerin bileceği dertler

zengin olmak dışarıdan harika görünse de, onların da kendine has "dertleri" var elbet. ama bu dertler öyle “kira günü geldi, faturalar yığıldı” türünden değil. daha çok, “bu özel jetin koltukları neden hâlâ krem rengi?” gibi üst segment problemler… gelin birlikte göz atalım:

mesela bir zengin sabah gözünü açar açmaz kara kara düşünür: “bu yaz bodrum’daki villaya mı geçsek, yoksa toskana’daki bağ evine mi?” dert büyük… hemen arkasından başka bir problem: “yeni aldığımız yatı marinaya bağlayacak yer yokmuş. 35 metre ya, az değil!”

iş bununla da bitmez. özel jette wi-fi yine yavaş. zoom toplantısı donuyor. bu kadar da olmaz artık, değil mi?

alışverişe gelecek olursak... “bu sezonun hermes çantasını hiç bir yerde bulamıyoruz!” gibi feryatlar yükselir. gardırop zaten dolu ama o çanta eksik kalırsa sosyal çevrede eksik puan yazılır.

bir de yatırım dünyası var tabii. “nasdaq düştü, portföyün %3’ü eridi!” deyince moral sıfırlanır. şoför geç kalır, helikopter pisti rüzgardan kapanır, çocuk stanford’dan görüntülü arar ama saat farkı yüzünden zor yakalanır.

yani anlayacağınız, her cebin derdi başka. ama bazı dertler gerçekten sadece yüksek cüzdan seviyesine özel!
devamını gör...

antoloji.com

burası, duygularımızı saklamadan, içimizden geldiği gibi döktüğümüz bir yer. şiirlerimizin, hikayelerimizin, bazen en çılgın hayallerimizin, bazen de en derin hüzünlerimizin paylaşıldığı sıcak bir dostluk mekanı. antoloji.com, kelimelerle konuşan, yazmanın büyüsüne inanan herkesin buluşma noktası.

burada yazar olmak demek; yalnız olmadığını hissetmek demek. her satırda, her yorumda bir arkadaşlık, bir destek var. yazdığın her şey değerli; çünkü burası senin sesinin duyulduğu, kalbinin anlaşıldığı yer.

kelimelerle dans etmeye, içinden geçenleri özgürce paylaşmaya, yeni dostluklar kurmaya hazır mısın? o zaman antoloji.com’a hoş geldin! burada hep birlikte büyüyor, öğreniyor ve en önemlisi, paylaşıyoruz.

kelimelerle soluklanıyorum ben,
mısraların içinde kaybolup kendime yol buluyorum.
bazen sessizliğin derinlerinden süzülüyor dizelerim,
bazen hayatın tam ortasında kalemime sığınıyorum.

antoloji.com’da açtığım küçük şiir durağında
yüreğime düşenleri, zamana not düşmek isteyen satırları
sizlerle paylaşıyorum.

eğer duygunun ince kıyılarında yürümeyi,
kelimelerle yeniden doğmayı seviyorsanız,
sizi şair sayfama davet ediyorum.

okuyun, hissedin, eleştirin, iz bırakın…
çünkü her şiir bir gözle okunur,
başka bir kalple tamamlanır.

şiirin büyüsüne ortak olmak,
kelimelerin dansına katılmak ister misiniz?

takip etmek için sadece “takip et” butonuna tıklamanız yeterli!
üstelik bu tıklama, kaslarınızı yormaz,
parmaklarınızın işi biter bitmez
mısralarla dolu bir yolculuğa çıkarsınız.

gelin, birlikte hem gülelim hem hüzünlenelim;
çünkü şiir dediğin biraz kahkaha,
biraz da iç çekiştir.

takip et, keşfet, hisset!

www.antoloji.com/munzevi-ze...
devamını gör...

kadınların şeytani yönleri

kadınların şeytani yönleri var derler ya, hakikaten bir doğaüstü yetenekleri var; neredeyse james bond’un aksine “dünyayı kurtarmak yerine erkekleri çözüyorlar!” gece yarısı bir mesaj atarlar, “naber?” diye. erkek sevinir, “vay be, aradı!” der. sonra 2 saat sonra bir tane daha “yine ben!” mesajı gelir. “alarm durumu, şimdi ne istiyor acaba?”

kadınların en şeytani hamlesi: “benim hiçbir şeyim yok” demekle başlar. oysa dolabın kapısını açınca ufo’lar bile kıskanır. bu cümle, erkeklerin hayatında “bomba ihbarı”yla eşdeğerdir. ne demek “hiçbir şeyim yok”? en az beş parça yeni kıyafet, üç çift ayakkabı ve bir ton kozmetik malzeme vardır orada.

bir de o “oyun oynuyor muyum?” tripleri var ya… erkek anlamaz, kadın bakar ve “tabii ki oynuyorum, hayat oyun!” diye cevap verir. adam oyun oynamak istiyor, o kendi kuralını yazıyor. oyun tahtasında piyon sen, vezir onlar!

kadınların o “akıllı telefon hafızası” diye bir yeteneği var ki, sherlock holmes bile kıskanır. sen üç hafta önce söylediğin şeyi unuttun mu? kadın hemen hatırlatır: “sen bana dedin ki…” derken sesi biraz “ders veren öğretmen” moduna geçer. adam savunmaya geçer, ama kaybeden kesin o olur.

ve en komiği: “beni test ediyorsun!” lafı. kadın sanki gizli ajan, erkek de hep gözlem altında. mesajlara geç cevap verince “sınavda kopya çekmeye çalışıyorsun” gibi suçlanırsın. en ufak unutkanlık, hatalı kelime bile “bu niyetini gösteriyor!” diye yorumlanır. erkek ne yapsın, anca dört dörtlük performans sergilerse “hadi tamam geçtin” derler.

ama işin özü şu: kadınların bu şeytani oyunları, hayatın baharatı. onlar olmasa, hayat biraz tatsız olurdu. zaten o tatlı kavgalar, gizli oyunlar, kıvrak zekâ ve sürprizler, erkeği de “kahramanlık” yapmaya zorlar. hem kim istemez hayatında küçük bir gizem ve macera?

sonuçta kadınların şeytani yönleri, onları dünyadaki en eğlenceli, zeki ve bir o kadar da esprili varlıklar yapıyor. ve biz erkekler, onların bu küçük “şeytani planlarını” çözdükçe aslında onlara daha da hayran kalıyoruz. çünkü kim istemez yanında biraz sihir, biraz oyun, biraz da kahkaha olsun?
devamını gör...

dilan polat vs dilruba kayserilioğlu

dilan polat vs dilruba kayserilioğlu

(biri “enercii”yle geliyor, diğeri “gerçeklerle yüzleşin” diyor!)

dilan polat vs dilruba kayserilioğlu

özellik: ınfluencer, güzellik merkezi kraliçesi, “enerciii”nin patenti ona ait. vs sokak röportajlarının muhalif yıldızı, felsefesiyle viral oldu.

meşhur repliği: “yakın, daha da yakın!” / “enercii gönderiyorum!” vs “gökyüzüne kitap yakmak gibi... özgürlük bu mu?”

ilk patlama :ınstagram'da altın rengine boyanmış villalarda zıplarken vs bir sokak röportajında halkın duymak istemediği şeyleri söylerken.

medya profili: lüks, gösterişli, bol filtreli, kredi kartına taksitli vs doğal, filtresiz, bol sinirli ama net

başına gelenler: cezaevi, silahlı saldırı, vergi soruşturması, “nereden buldun” davaları vs hapis cezası, ifade özgürlüğü mücadelesi, siyasi gündem

destekçileri: takipçiler, bot yorumcular ve “bu kadının sırrı ne?” diyenler vs gençler, muhalifler, “kadın yalnız değil” diyen sosyal medya ahalisi

imaj: sarı, parıltılı, story’siz yapamayan vs siyah kazak, sade yüz, kelimeleriyle viral olan

düşmanı: masak ve tiktok dedektifleri vs rtük hassasiyeti ve sabırlı savcılar

karizma türü: “lüks hayat hayalimdi” diyenlere ilham vs “gerçek bu, uyanın artık!” diyenlere umut

gündemden düşüş nedeni: cezaevinden sonra sessizlik ve “hesaplar kapalı” süreci vs mahkeme kararlarıyla biraz sessizleşse de, her zaman felsefesi yaşar.

sonuç:

dilan polat, türkiye’nin sosyal medya vitrini gibi: gösterişli, şatafatlı, ama arka planda bol soru işareti.

dilruba kayserilioğlu, o vitrini kırıp camın arkasındaki tozları gösteren kişi: az kelimeyle çok şey söyleyen bir halk sesi.

biri “ışıltıysa özgürlük”, diğeri “özgürlükse önce gerçek” diyor.
devamını gör...

normal sözlük'ün normal olması

türkiye'nin en garip çelişkilerinden biriyle karşınızdayız: normal sözlük. adı "normal", içerik abartı, yazarlar uç noktada, başlıklar ise kafada bin tilki dolaşırken yazılmış gibi.

mesela şöyle başlıklar:

“zam geldi diye ağlayan adamın günlük burjuva kahvesi”

“en son ne zaman insan gibi hissettiniz?”

“duygularımı kelimelere dökemedim, o yüzden gif attım”

yani bu nasıl normal? eğer bu normalse, biz yıllardır yanlış evrende yaşamışız. çünkü sokakta bu kadar existential crisis yaşayan birini bulmak için en az 3 kafe ve 2 podcast dinletisi gezmek gerek.

normal sözlük yazarı kimdir?

bir yandan "toplum normlarına karşıyım" der, öte yandan latte’sini badem sütlü ister.

dışarıda "ben çok minimalist oldum" diyerek yaşıtlarına öğüt verir, ama evde 236 tane word belgesi açıp hepsine “yazmaya başladım, devamını getireceğim” başlığı koymuştur.

psikolojiye meraklıdır ama tek terapi seansını da "çok pahalı ya" diyerek bırakmıştır.

sözlükte "normal" olan tek şey, herkesin anormal olmasıdır. yani aslında bir nevi "ironik doğruluk" taşıyor. çelişkiyle barışık, hayatla dalga geçen, absürt bir komedi şovu gibi.
devamını gör...

dünya tarihinin en büyük lideri

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

minnetttarız sana ve silah arkadaşlarına.
devamını gör...

sözlüğü satın alıp solcuları şutlamak

hayatın gerçekleriyle yüzleşmenin zamanı geldi: artık fikirle değil, kartla kazanılıyor.
“düşüncelerle savaşılmaz” mı dedin? yanlış.
sözlüğü satın alırsın, “hoşuma gitmeyenleri kapı dışarı ederim” dersin.
demokrasi? o da seçeneğe bağlı olarak gelir, premium üyelik gibi.

solcuları şutlamak mı istiyorsun? önce sözlüğü satın al, sonra hayalini yaşa:

giriş ekranında “bu site liberal görüşlü değildir” yazısı çıkar.

“kapitalizm kötüdür” diyen her entry otomatik sansüre girer, yerine “serbest piyasa candır” sloganı gelir.

yazar alım formu: “hayatta en çok kime hayransın?” (doğru cevap: elon musk)

ideolojik temizlik başlar: sözlük artık bir fikir arenası değil, tek tip düşüncenin futbol sahasıdır.
solcular? onlar artık dışarda kahve içerken “eskiden biz de burada yazardık” diye anı anlatır.

ama unutmayalım:
bugün solcuları şutlayan, yarın “mizah fazla geldi” diye herkesi şutlar.
yani mesele kimin gittiği değil, kimin susturduğudur.
devamını gör...

içişleri bakanından 729 bin suriyeli kayıp açıklaması

içişleri bakanı çıkıp diyor ki:
“türkiye’de 729 bin suriyeli beyan ettikleri adreste yok!”
yani 3 milyonluk göçmen listesinde, neredeyse bir metrobüs dolusu şehir gitmiş! muhtemelen şöyle oldu:

– memur: “adresiniz neresi?”
– suriyeli: “burada gibi ama belki de orada?”
– devlet: “hmmm... yok yazalım, sonra bakarız.”

peki nereye gittiler?
tahminlerimize göre:

istanbul trafiğinde kayboldular. gidip geri dönemediler.

kira zamları yüzünden “adres” kavramına küstüler.

emlakçı 6 aylık depozito isteyince ormana taşındılar.

belki de gerçekten türk halkının arasına karışıp "ali abinin yanında çırak oldum" dediler.

devlet, “90 gün + 2 ay içinde adresini bildir, yoksa sağlık, eğitim, her şey kaput” diyor.
yani devlet resmen, “gizliysen hizmet yok. online ol, görünür ol” diye çağrı yapıyor.
çünkü devletin kafası şu anda bir whatsapp grubu yöneticisi gibi: “kim bu +963’lü numara, tanımayan var mı?”

komik sonuç
729 bin kişi kayıp. ama vergi dairesine 1 gün geç kal, seni uyduyla buluyorlar.
adresinde olmayan suriyeliye ulaşamayan devlet, 2 yıl önce unuttuğun hgs cezasını anında hatırlıyor.
demek ki mesele bulmak değil, bulmak istemek.
devamını gör...

instagram bize ait olsa ne olurdu sorusu

bir gün #kahve, ertesi gün #çay storyleriyle algoritmayı çökertebilirdik.

explore’da manzara, kedi ve 'ne alaka' tipli amca videoları sırayla dönerdi.

filtreler: “ablabenigüzelyap”, “kardeşimbukadaryakındançekme”, “sabahsuratıgizle” diye adlandırılırdı.

takip ettiğin biri 24 saat içinde story atmazsa, “hayırdır, küs müyüz?” yazan otomatik mesaj giderdi.

erkekler her fotoğrafın altına "kralsın", "maşallah", "yine yaktın" yazmakla yükümlü olurdu — bu bir kanun olurdu!

kadınlar da her story'e “güzelliğinle gözümüzü yaktın”, “duru bir güzellik bu…” yorumlarıyla birbirine moral pompalardı.

ve tabii ki dm kutusu... mesajlar şöyle başlardı: “ben aslında böyle biri değilim ama profilin ruhuma dokundu…”

ve en önemlisi:
her 100 beğenide bir çay ısmarlama zorunluluğu getirilirdi!
devamını gör...

dünya giresunlular günü

tüm giresunluların 2 ağustos dünya giresunlular günü kutlu olsun. bu vesile ile özellikle afyonkarahisar'a selam olsun.

afyonkarahisar'da giresunlular şehitliği vardır. kurtuluş savaşı sırasında giresunluların oluşturduğu 47'nci alay tarafından ele geçirilen dedesivrisi’nde (sivritepe) şehit olan 14 giresunlu için 1967 yılında giresunlu hacı ahmet halis asal tarafından ilk düzenlemesi yapılmış, 1990 yılında ise bugünkü anıt ve mezarların bulunduğu şehitlik haline getirilmiştir. giresunlu hacı ahmet halis asal'ın vasiyeti üzerine 1977 yılında vefatından sonra silah arkadaşları olan şehitlerin yanına defnedilmiştir.
devamını gör...

vatan haini

büyük düşünür ve yazar nazım'ın da dediği gibi;

"nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ
amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi hikmet
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ"
bir ankara gazetesinde çıktı bunlar,
üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında amiral vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında
amerikan amirali
amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi hikmet
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz,
siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim
vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın
vatan, mızraklı ilmühalse
vatan, polis copuysa
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, amerikan üsleri, amerikan bombası, amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim
yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ

vatanseverlere selam olsun.
devamını gör...

2 ağustos 2024 instagram engeli

yasakçı zihniyetten çok çekmiş ve bu zihniyete karşı bir çare olarak siyasi hayata atıldıklarını iddia edenlerin siyasi iktidarında gerekçesi bile açıklanmadan yapılmış bir başka yasaktır.

instagram ve sosyal medya kullanmayan biri olarak yasaklamalara karşıyım. protez tırnaklı ve dolgu dudaklı pelinsu'lara üzülmüyorum ama instagram'dan ticaret yapan, aile geçindiren ülkemin güzel insanlarına üzülüyorum.

pelinsular; reelssiz kaldım anne.... *
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim