türk sineması, komediyi her dönem farklı bir yüzle sahneye taşıdı. kimi zaman uzaya kadar uzanan hayallerle, kimi zaman argo dolu mahalle sokaklarında, kimi zaman da bir adliye koridorunun loşluğunda... "g.o.r.a.", "kolpaçino" ve "pardon" işte bu üç ayrı damar. ama aralarında biri var ki sadece güldürmekle kalmaz; içimizde bir yerleri usulca sızlatır. “pardon”, komediyi hafife almayan bir filmdir.
“g.o.r.a.”, cem yılmaz’ın sinema vizyonunu gösterdiği, türkiye’de daha önce pek denenmemiş bir alanda başarı elde ettiği yapımlardan biri. bilimkurgu ile mizahı buluşturan bu film, absürt karakterleri ve zekice yazılmış replikleriyle bir nesli etkiledi. ancak zaman geçtikçe bazı sahneleri yıprandı; etkisi nostaljiye yaslandı. harikaydı, ama belki de biraz fazla şovdu.
“kolpaçino” ise sokak mizahının tüm silahlarını kuşanmış, gürültülü, hızlı, bol küfürlü bir komedi. şafak sezer’in enerjisiyle sürükleniyor, ama hikâyesi neredeyse ikinci plana atılmış. kurgudan çok, argo sevenlerin replik ezberlemesi için bir havuz gibi. eğlenceli mi? evet. ama yüzeyde kalıyor. ne izleyicisini sorgulatıyor ne de iz bırakan bir derinlik sunuyor.
ama “pardon”... o başka bir yerde duruyor. bir adalet hatasının soğuk gerçeğini, üç sade adamın başına gelen trajediyi öyle bir anlatıyor ki izlerken kahkahalar atarken bile gözünün ucunda bir yanık hissediyorsun. ferhan şensoy’un kaleminden dökülen diyaloglar, sadece espri değil; ince dokunuşlu bir sistem eleştirisi aynı zamanda. rasim öztekin, ali çatalbaş ve şensoy’un kendisi, o rollere öyle yerleşiyorlar ki, artık onları karakter değil, gerçek sanmaya başlıyorsun.
“pardon”un mizahı, göz kırpan bir ciddiyet taşır. gülersin ama her kahkaha bir şeyleri düşündürür. bir dosyanın arasına sıkışıp kalmış hayatların nasıl çürüyebileceğini anlatır. ve bunu ne ağlayarak, ne bağırarak, ne gösterişli efektlerle yapar. sadece iyi yazılmış bir senaryo, doğru oyunculuk ve yalın bir anlatımla... tıpkı bir ferhan şensoy oyununda olduğu gibi.
bugün g.o.r.a. ya da kolpaçino daha çok alıntılanabilir belki. ama “pardon”un o loş hücresinde söylenen tek bir cümle, hepsinden daha derin iz bırakır:
“biz karakola gittik, çıktık... sonra suç duyurusunda bulunmuşlar. ama biz çıkmışız... ama gene de içeri girmişiz... anlayamadık...”
işte o cümlede saklı her şey. mizahın sadece güldürmek değil, aynı zamanda utandırmak, düşündürmek ve hatta isyan ettirmek olduğunu hatırlatan bir film “pardon”.
o yüzden, belki en çok gülüneni değil, en çok düşündüreni unutmaz insan.
devamını gör...