yazar: ferit edgü
basım yılı: 1988
üç bölümden oluşan kitap, ilk bölümde yalnız fakat her şeyi seven bir adamı tasvir ediyor. ikinci öyküde seri cinayetler işleniyor ancak bir şekilde iki öykü birbiriyle bağlantılanıyor. ferit edgü'nün fotoğraflar üzerinden farklı bir üslup kullandığı bu eseri edebiyat çevrelerince beğeniyle karşılandı.
basım yılı: 1988
üç bölümden oluşan kitap, ilk bölümde yalnız fakat her şeyi seven bir adamı tasvir ediyor. ikinci öyküde seri cinayetler işleniyor ancak bir şekilde iki öykü birbiriyle bağlantılanıyor. ferit edgü'nün fotoğraflar üzerinden farklı bir üslup kullandığı bu eseri edebiyat çevrelerince beğeniyle karşılandı.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "bir" tarafından 04.05.2021 15:22 tarihinde açılmıştır.
1.
alıştığımız gerçeklerin alışık olmadığımız tarzda anlatıldığı bir romandır. karanlık bir rüya görürken içinizden bir şey kopar ve bunu uyanınca anlarsınız. işte böyle bir kitap , bitince anlıyorsunuz ne olduğunu.
devamını gör...
2.
türk edebiyatının anlatım tarzı en özgün eserlerinden biri. 1988. iki bölümden ve kısa bir aradan oluşuyor.
yazar çakır'ın öyküsünü anlatırken "fotobiyografik öykü" diyor. zihninde çakır'ın fotoğraflarını canlandırıyor ve o fotoğrafları anlatıyor ilk bölümde. bazı fotoğrafların zihninde hangi olaylardan veya anılardan yola çıkarak oluştuğunu da belirtiyor. karışık oldu efet, örnek verelim:
[foto 23]
çakır ve babam bir yer sofrasında. ikisi de bağdaş kurup oturmuşlar.
çakır'ın sağ eli havada, bir şeyler anlatıyor olmalı. babam kahkahalarda gülüyor. *
okuyucu açısından bu yöntem muazzam etkileyici çünkü bir yandan anlatıcıyla birlikte çakır'ın öyküsünü okuyucu da oluşturuyor zihninde.
2. bölümde bu fotoğrafik öykü olayı yerini daha düz bir anlatıma bırakıyor fakat yine şovunu yapıyor edgü; bu kez de karakterlerin aklından geçenleri bize kesik cümlelerle veriyor, bu da okuyucuyu anlatıya dahil eden, fotoğraf mevzusuyla paralellik gösteren bir yöntem. tebrik ediyoruk.
kitap bu açıdan bana chris marker'ın filmlerini çağrıştırdı.. özellikle la jetee ve sans soleil'i çünkü marker'ın üslubu da tıpkı edgü gibi şiirsel bir dille harmanlanmış bir görüntüler.. hele ki la jetee tam bu kitabın tarzında.. iki sanatçı çağdaşlar hemen hemen, edgü bir süre fransa'da da bulundu hatta. her neyse işte..
yazar çakır'ın öyküsünü anlatırken "fotobiyografik öykü" diyor. zihninde çakır'ın fotoğraflarını canlandırıyor ve o fotoğrafları anlatıyor ilk bölümde. bazı fotoğrafların zihninde hangi olaylardan veya anılardan yola çıkarak oluştuğunu da belirtiyor. karışık oldu efet, örnek verelim:
[foto 23]
çakır ve babam bir yer sofrasında. ikisi de bağdaş kurup oturmuşlar.
çakır'ın sağ eli havada, bir şeyler anlatıyor olmalı. babam kahkahalarda gülüyor. *
okuyucu açısından bu yöntem muazzam etkileyici çünkü bir yandan anlatıcıyla birlikte çakır'ın öyküsünü okuyucu da oluşturuyor zihninde.
2. bölümde bu fotoğrafik öykü olayı yerini daha düz bir anlatıma bırakıyor fakat yine şovunu yapıyor edgü; bu kez de karakterlerin aklından geçenleri bize kesik cümlelerle veriyor, bu da okuyucuyu anlatıya dahil eden, fotoğraf mevzusuyla paralellik gösteren bir yöntem. tebrik ediyoruk.
kitap bu açıdan bana chris marker'ın filmlerini çağrıştırdı.. özellikle la jetee ve sans soleil'i çünkü marker'ın üslubu da tıpkı edgü gibi şiirsel bir dille harmanlanmış bir görüntüler.. hele ki la jetee tam bu kitabın tarzında.. iki sanatçı çağdaşlar hemen hemen, edgü bir süre fransa'da da bulundu hatta. her neyse işte..
devamını gör...
3.
bu kitap bana "ansımak" gibi güzel bir kelimeyi kazandırmıştır. hayalinde canlandırdığı fotoğraflar üzerinden çakır'ın hikayesini anlatmasını sevmiştim. fotoğraf çekinmeyi ve bu konuda abartmayı severim. abarttığım her anda şu cümle aklıma gelir ve abartmaya devam derim.
"ansımak için fotoğraflara ihtiyacımız var"
"ansımak için fotoğraflara ihtiyacımız var"
devamını gör...
"eylülün gölgesinde bir yazdı" ile benzer başlıklar
yazdı
1
