1.
halk arasında arpa çiçeği de denilen hoş kokulu saksı çiçeği. ilkbaharda erken çiçeklenen, oda ve salonları süsleyen, beyaz zambağa benzeyen, soğanlı bir çiçektir. kesme çiçek olarak da vazolarda uzun süre dayanır.
devamını gör...
2.
hangi senelerdeydi hatırlamıyorum, yine kaybolmuştum bi' aralar.
hayatım iş olmuştu, o ara kendimden kaçmak için, düşünmemek için gerekirse 24 saat çalışmaya razıydım. patron olacak adam anlıyordu halimden, defol git evine ne işi diyordu bazen.
ev?
ne kadar muğlak bir kelime, yoktu ki?
iş yoksa da daha işyerinde başlıyordum içmeye.
bi' sabah, şıkır şıkır giyinmişim yine, saç baş harika, bütün o yıkılığın içinde bu halimi kaybetmemiştim bak, devlet kurumları ile çalışmanın getirisi olabilir, bilmiyorum.
neyse, girdim kıbrıs şehitlerine, zabıta bürosunun az ötesine nazire yapar gibi cingenler tezgah kurmuş çiçek satıyor.
ister istemez gülümseyerek önlerinden geçiyordum ki bana seslendi biri, elinde bi demet frezya..
"al" dedi, "iyi gelir"
gelmez dedim, gelir dedi.
aldım parasını verip, şirkete geldim, çaycı ablam sağolsun bi vazo ayarladı, masamın üstünde renk renk frezyalar, hayır bi de öyle arsız ve güzel kokuyorlar ki gülümsememek elde değil.
"iyi gelmişlerdi " gerçekten.
sonra mevsimi geçene kadar tazeledim o frezyalarımı hep, cingen ablam hep güldü bana, "iyi geldi di mi?" dedi, "geldi gerçekten" dedim her seferinde, güldük her seferinde.
iyi gelmişti, biraz duruldum sonra, içimden çıktım, eve gitmeye başladım, içkiyi azaltmadım ama, ona yetecek kadar hiçbir zaman iyi olamadım.
geçenlerde bir rüya gördüm, ona çiçek yolluyorum, çiçek frezya, çiçeği elden deniz gözlü bi cingen kızı veriyor ona, ikisi de / ve ben de ( orada olmamama rağmen) / gülümsüyorum, kadının gözleri parlıyor mutlu çünkü.
bilmiyorum neden gördüm bu rüyayı, belki de....
neyse,
frezya alın sevdiklerinize, hiç olmadı kendinize.
tam mevsimi çünkü, hiçbir şeyi ıskalamamanın, hayatı kaçırmamanın..
hayatım iş olmuştu, o ara kendimden kaçmak için, düşünmemek için gerekirse 24 saat çalışmaya razıydım. patron olacak adam anlıyordu halimden, defol git evine ne işi diyordu bazen.
ev?
ne kadar muğlak bir kelime, yoktu ki?
iş yoksa da daha işyerinde başlıyordum içmeye.
bi' sabah, şıkır şıkır giyinmişim yine, saç baş harika, bütün o yıkılığın içinde bu halimi kaybetmemiştim bak, devlet kurumları ile çalışmanın getirisi olabilir, bilmiyorum.
neyse, girdim kıbrıs şehitlerine, zabıta bürosunun az ötesine nazire yapar gibi cingenler tezgah kurmuş çiçek satıyor.
ister istemez gülümseyerek önlerinden geçiyordum ki bana seslendi biri, elinde bi demet frezya..
"al" dedi, "iyi gelir"
gelmez dedim, gelir dedi.
aldım parasını verip, şirkete geldim, çaycı ablam sağolsun bi vazo ayarladı, masamın üstünde renk renk frezyalar, hayır bi de öyle arsız ve güzel kokuyorlar ki gülümsememek elde değil.
"iyi gelmişlerdi " gerçekten.
sonra mevsimi geçene kadar tazeledim o frezyalarımı hep, cingen ablam hep güldü bana, "iyi geldi di mi?" dedi, "geldi gerçekten" dedim her seferinde, güldük her seferinde.
iyi gelmişti, biraz duruldum sonra, içimden çıktım, eve gitmeye başladım, içkiyi azaltmadım ama, ona yetecek kadar hiçbir zaman iyi olamadım.
geçenlerde bir rüya gördüm, ona çiçek yolluyorum, çiçek frezya, çiçeği elden deniz gözlü bi cingen kızı veriyor ona, ikisi de / ve ben de ( orada olmamama rağmen) / gülümsüyorum, kadının gözleri parlıyor mutlu çünkü.
bilmiyorum neden gördüm bu rüyayı, belki de....
neyse,
frezya alın sevdiklerinize, hiç olmadı kendinize.
tam mevsimi çünkü, hiçbir şeyi ıskalamamanın, hayatı kaçırmamanın..
devamını gör...
3.
biz arpa çiçeği de deriz. mis gibi kokusuyla baharın en güzel çiçeklerindendir.
devamını gör...