1.
canlıların kalıtsal özelliklerini inceleyip bunlar üzerinde değişiklik yapılmasını mümkün kılan bilim dalı.
bir canlıda var olan bir geni izole ederek bir başka canlıya aktarabilirsiniz. örneğin akreplerin karanlıkta parladığını biliyoruz. bunun hangi genlerle sağlandığını bilirseniz, bu geni mesela bir kediye aktararak onun da karanlıkta parlamasını sağlayabilirsiniz. örnek fazlasıyla ütopik görünse de imkânı var. zira burada büyük ihtimalle tek bir genin yerini bir başkasıyla değiştirmeniz yeterli. ancak tamamen yeni bir tür oluşturmak için bundan daha fazlasını yapmanız gerekeceği için o biraz daha uzun ve karmaşık bir süreç olur. sonunda ejderha gibi bir yaratığı ortaya çıkarabileceksek buna değer tabii ama onun olumsuz sonuçlarının da iyi hesaplanması gerekir.
homeobox ve hox genleri denen 2 gen çeşidi, canlılardaki özelleşmiş vücut parçalarını oluşturan genlerdir. bunlar özetle, bir canlı vücudunun nasıl bir yapıya sahip olacağını gösteren birer mimari plandır. düşünün ki elinizde kafasının, parmaklarının, ayaklarının nerede ve nasıl inşa edilmesi gerektiğini bildiğiniz 2 adet canlı taslağı ve bunları oluşturabilmek için de bol miktarda malzemeniz var. bu durumda bu 2 canlının birinin ayaklarını diğerinde, diğerinin ellerini ötekinde oluşturabilmeniz mümkün olur ki bu da ortaya yeni melez canlılar çıkarır.
her ne kadar bizim gibi bilimden uzak toplumlara bunlar çok da mümkün olmayacak işlermiş gibi görünse de araştırmacı ülkeler bu tür konulara oldukça geniş kaynak ayırıyor ve epeyce de ilerleme kaydetmiş durumdalar. biz de ucundan kıyısından yararlanıyoruz bazı buluşlarından ve nadir de olsa bizim bilim insanlarımız da birtakım gelişmelere imza atabiliyor. bu mesleğe geleceğin mesleklerinden biri gözüyle bakabilirsiniz. zira son yıllarda insan ömrünü uzatmaya çalışmak ya da insanı çok daha dayanıklı bir canlıya dönüştürmek üzerinde çok sayıda çalışma var.
bir canlıda var olan bir geni izole ederek bir başka canlıya aktarabilirsiniz. örneğin akreplerin karanlıkta parladığını biliyoruz. bunun hangi genlerle sağlandığını bilirseniz, bu geni mesela bir kediye aktararak onun da karanlıkta parlamasını sağlayabilirsiniz. örnek fazlasıyla ütopik görünse de imkânı var. zira burada büyük ihtimalle tek bir genin yerini bir başkasıyla değiştirmeniz yeterli. ancak tamamen yeni bir tür oluşturmak için bundan daha fazlasını yapmanız gerekeceği için o biraz daha uzun ve karmaşık bir süreç olur. sonunda ejderha gibi bir yaratığı ortaya çıkarabileceksek buna değer tabii ama onun olumsuz sonuçlarının da iyi hesaplanması gerekir.
homeobox ve hox genleri denen 2 gen çeşidi, canlılardaki özelleşmiş vücut parçalarını oluşturan genlerdir. bunlar özetle, bir canlı vücudunun nasıl bir yapıya sahip olacağını gösteren birer mimari plandır. düşünün ki elinizde kafasının, parmaklarının, ayaklarının nerede ve nasıl inşa edilmesi gerektiğini bildiğiniz 2 adet canlı taslağı ve bunları oluşturabilmek için de bol miktarda malzemeniz var. bu durumda bu 2 canlının birinin ayaklarını diğerinde, diğerinin ellerini ötekinde oluşturabilmeniz mümkün olur ki bu da ortaya yeni melez canlılar çıkarır.
her ne kadar bizim gibi bilimden uzak toplumlara bunlar çok da mümkün olmayacak işlermiş gibi görünse de araştırmacı ülkeler bu tür konulara oldukça geniş kaynak ayırıyor ve epeyce de ilerleme kaydetmiş durumdalar. biz de ucundan kıyısından yararlanıyoruz bazı buluşlarından ve nadir de olsa bizim bilim insanlarımız da birtakım gelişmelere imza atabiliyor. bu mesleğe geleceğin mesleklerinden biri gözüyle bakabilirsiniz. zira son yıllarda insan ömrünü uzatmaya çalışmak ya da insanı çok daha dayanıklı bir canlıya dönüştürmek üzerinde çok sayıda çalışma var.
devamını gör...
2.
bizim bilimden uzak olmamızla alakası olmayan bilim dalıdır. türkiye ve ortadoğu birçok genetik bilimci için nimettir. çünkü akraba evlilikleri yaygın. iskoçya, abd, avustralya, hollanda gibi ülkelerde hayvan ıslahı konusunda aşmıştır. çünkü hayvanların soy takibini çok detaylı yapan bir çiftçilik kültürü var.
türkiye'de botanik alanındaki çalışmalar carl linnaeus sayesinde bilimsel temele oturtulmuş. osmanlı devletinden kalan eczacılık bilgisi unutuldu. ki bu eczacılık bilgisi ordunun atları için geliştiriliyordu. anadolu halkının bir deri bir kemik öküzü vardı birinci dünya savaşında. ne yazık ki meralarımızı da koruyamadık. zaten akdeniz iklimi ve iç anadoluda bozkır sebebiyle meralar yılın yarısında bereketli oluyordu.
bir atın bir ineğin yılda kaç ton kaba yem yediğinden haberiniz var mı? gavur bunları düşünüp yemden faydalanma üzerine geleneksel ıslah çalışmaları yaparken osmanlı devletinde şairler padişahtan bir kese altın alabilmek için divan şiirleri yazıyordu.
bu ülkeye sistematik çiftlik yönetimi bilgisini de ispanyollar, cenevizler, italyanlar ve rumlar getirmiştir. birinci dünya savaşı'nda bunlar milliyetçi duygularla isyanlara başlayınca anayurttan kovuldular. bırakıp kaçtıkları konaklar, bağlar, zeytinlikler türklerin oldu ama türklerin bahçecilik bilgisi pek yoktur. kültürel olarak bahçecilik geçmişi yok türklerde. oysa avrupada her kilisenin bir bahçesi olur. kilise ile bahçe ilişkisi çok derindir. başka zaman anlatırım. ama özünde dionysos kültürü olduğunu bilin.
gelelim bilimsel gelişmelere. türkiye genom bilimi veya data çağını çoktan kaçırdı. fetö, ergenekon, balyoz derken kaçtı tren el sallayın. akraba evlilikleri yüzünden genetik bilimciler türk toplumunun gen haritasına merak duyuyor. çünkü bir gen terapisinin ücreti milyonlarca dolar ediyor. sma hastası çocuklar için bağış toplayıp duranlar bunu çok iyi bilir. o çocukları da aileleri sma hastası olacaklarını bilerek doğuruyorlar. hamilelik aşamasında bebeğin genetik hastalıkları tespit edilebiliyor ama çok dindar ebeveynlerimiz allaha havale edip bebeği doğuruyor. sakat doğacağını bile bile kürtaj yaptırmak istemiyorlar.
türkiye genetik çağını kaçıralı 60 yıl falan oluyor. lisans bitirme ödevimi genom bilim üzerine yazmıştım. genom biliminin tarihsel gelişimi hakkında doğru bilgilere sahibim.
yukarıdaki entryde "karanlıkta parlama geni ekleniyor" falan demiş. bahsettiği green fluorescent protein (gfp), red fluorescent protein (rfp) falan. bir gen bir protein hipotezine göre bir organizmaya aktarılan genin transkripsiyon olup olmadığını anlamak için kullanılan fenotipik markerlardan biridir. abd'de millet bunu evinin garajında falan yapıyor. hazır kitler satılıyor. hatta adamın biri kendisine kaslandırma geni enjekte edip konferanslar veriyordu.
genetik mühendisliği sanıldığı kadar iyi bişey değil. abd'de çiftçilerin canına okudu bir şirket. bu şirket genetiği değiştirilmiş mısırlar yetiştiriyordu. ama transgenik mısırların polenleri çevredeki tarlalara da rüzgarla böceklerle taşınıp doğal mısırların da genetiğini değiştiriyordu. şirket abd'deki çiftçilere "benim transgenik mısırlarımın tohumlarını çalmışlar" diye dava açtı. gen spesifik bir pcr tanı kitiyle durumu teyit edebiliyorlardı. bu da mahkemede şirketi haklı gösteriyordu. oysa gerçek farklıydı. transgenik bitkiler transgenik polenler üretiyordu. zaten bu davadan sonra batı toplumlarında genetik mühendisliği çalışmaları için uluslararası anlaşmalar yapıldı. taa ki çin'de aids virüsüne kongenital bağışıklı transgenik ikiz bebekler (nana ve lulu) doğana kadar...
transgenik polenler için çözüm olarak "ölü tohum" denen bir sistem geliştirildi. böylece tohum şirketleri çiftçileri tohuma bağımlı hale getirdi. çiftçinin attığı tohum çimlenmiyordu. her yıl gidip şirketten yeni tohum alması gerekiyordu.
türkiye'de yanlış bilinen şeylerden biri de "israil tohumu" denen şey. israil tohumu şöyle bişey genetik bilimciler bitkilerin gen haritalarını çıkartırlar. bu çok zordur çünkü bitkilerde 2n=46 kromozom yoktur. şeker pancarında bazen 7n kromozom olabilir. buğdayda 6n, 8n falan olabilir. bitkilerde kromozom setleri çeşitlilik gösterir. hangi genin hangi kromozom üzerinde olduğunu, bu genin yeni nesle mendel kurallarına uygun olarak mı yoksa mendel kurallarından saparak mı geçtiği araştırılır. genler tıpkı insanlar gibi sosyaldir. birbirleriyle iyi geçinen birlikte translasyon olan genler vardır. bazı genler diğerinin çalışmasını engeller. işte israilli bilim insanları bunlar üzerinde yıllarca çalışarak en iyi özelliklere sahip ebeveynleri bulurlar. bu iki ebeveyn bitki birbirleriyle tozlaştırıldığında populasyondaki diğer bireylerden daha yüksek verim veren veya kuraklığa dayanıklı, hastalıklara dayanıklı, böceklere dayanıklı vs. yeni nesil ortaya çıkar. bu tohumlar patentlidir. işte bu tohumlara israil tohumu deniyor halk arasında.
peki israil tohumu neden üçüncü nesilde verim kaybediyor ve çiftçi önceki verime ulaşamıyor?
çünkü ikinci jenerasyonun ebeveynleri (g10 x t01) tozlaştıklarında verimli (gt1001) dölünü üretir. bu patentli tohumdur. ancak çiftçi gelecek yıl ebeveyn olarak gt1001 tohumunu kullanamaz. çünkü niye (bkz: mayoz bölünme). doğanın genetik çeşitlilik sağlayan en güçlü mekanizması mayoz bölünmedir. mayoz bölünmede bildiğiniz gibi 4 yeni hücre sayısı oluşur ve mayoz bölünmede genetik çaprazlanma olur. yani gt1001 kodlu ikinci generasyon bitkiler mayoz bölünmeyle g01, g00, gt10, gt00, gt11, gt01, t1, t0, g1, g0 gibi menden kalıtım yasalarına uygun segregasyon gösterir. yani bitkinin genomu açılır ve oluşan yumurta ve polenler sonsuz olasılıkla tozlanabilir. işte israilli bilim insanları bütün bu süreci kontrol altında izledikleri için israil tohumu diye birşey hakkında konuşabiliyoruz.
crispr teknolojisi ise yukarıdaki süreci bypass eden bir yöntemdir. bütün genomu izlemek ve genleri nesilden nesile takip etmek yerine genom içerisine direk istenilen protein kodunu (yani gen) yazmayı sağlayan bir yöntemdir. buna biohacking de denir. sanıldığının aksine yeni bir teknoloji değildir. crispr'dan önce talenler vardı. geçmişi de 30-40 yıllık falan. bunlar bilim camiasında niş alanlar. 1970lerde dünya çapında talen çalışan 15-30 kişi falan vardır herhalde.
bilim işte böyle niş bişeydir. devlet politikasıyla bir bilimsel projeye odaklanırsan diğer bilim alanları boş kalır. ekonomik gücün olursa bütün projelere finansal destek vereceksin. ama türkiye öyle bir ülke değil. türkiye tarihine bakarsanız islamcı-neoliberal siyasetçilerin ve maafyanın bu ülkenin milli servetini tükettiğini ve insan kaynağını yok ettiğini görürsünüz. işte bu yüzden türkiye'de bilim olmaz.
not1: sosyolojiyi bir bilim olarak ele alırsak türkiye'de akp iktidarıyla baya sosyolojide ilerledik. anket şirketleri, sosyal medya, algı operasyonları, gündem belirleme, siyasi suikast, itibar zedeleme gibi bilimsel alanlarda baya gelişti türkiye. ne diyelim, her millet hak ettiği şekilde yönetilir. bu osmanlı artıklarıyla bu kadar oluyor ne yazık ki. cumhuriyet alerjisi olanlarla bilim yapılmıyor görüyorsunuz.
not2: insansız hava araçları da bir bilim dalı olarak geliştiğimiz konulardan. ancak insansız hava araçlarının tarihine bakarsanız israil'in kuruluş yıllarına kadar gidersiniz. o dönemlerde insansız hava araçları orduda yeterli görülmediği için terk edilmiş bir teknolojiydi. türkiye bu gözardı edilen teknolojiyi sahiplendi ve geliştirdi. ne yazık ki bu gelişme albayrak ailesi tarafından sahiplenildi ve siyasete alet edildi. albayrak ailesinin servetine servet katıyor. bu durum hatta tayyip erdoğan'dan sonra niçin berat albayrak'ın tahta oturmak istediğini de açıklıyor. iki aile güçlerini birleştirmiş bu milletin amına koyuyorlar, biz de övünüyoruz "sihalarımız var" diye övünüyoruz. peki size soruyorum türkiye'de terör sorunu akp'den önce -türk ordusu sayesinde- risk düzeyi çok düşürülmüşken neden bir anda hortlatıldı? türk saha gazeticileri kandile gidip röportaj yapıyorlardı, moralleri tükenmişti. öcalan yakalanmıştı. ne oldu da yeniden terör ortaya çıktı. neden kürtler kriminalize edildi? neden seçimlerden önce bombalar patladı.
son söz: arkadaşlar teknoloji gelişen birşey değildir. belirli bir amaç için geliştirilen birşeydir. bilim denilen şey o kadar kutsallaştırıldı ki bilim insanları hala farkında değiller siyasetçiler için çalıştıklarının. ülkelerin dostlukları olmaz, ülkelerin çıkarları olur. insansız hava aracı teknolojisinin kullanım ve geliştirme haklarını israilden almış olabiliriz. bunu kimse aklından bile geçirmemiş ancak böyle birşey olabilir. "nasıl iktidar olunur" bilgisi türkiye'de var mıydı? öncesine bakarsanız hep koalisyon hükümetleri vardı. bir toplum mühendisliği oldu türkiye'de. bu insanların iktidarda kalması için herkes el birliğiyle çalıştı. muhalefet bile bunun için çalıştı. hepimiz oyuna geldik. şimdi bana gelip burada "bilim" tatavası yapmayın. bazı uzmanlara göre üçüncü dünya savaşı'nda olabiliriz ve haberimiz bile olmayabilir. savaşın şeklinin değiştiğini hepimiz biliyoruz, değil mi?
türkiye'de botanik alanındaki çalışmalar carl linnaeus sayesinde bilimsel temele oturtulmuş. osmanlı devletinden kalan eczacılık bilgisi unutuldu. ki bu eczacılık bilgisi ordunun atları için geliştiriliyordu. anadolu halkının bir deri bir kemik öküzü vardı birinci dünya savaşında. ne yazık ki meralarımızı da koruyamadık. zaten akdeniz iklimi ve iç anadoluda bozkır sebebiyle meralar yılın yarısında bereketli oluyordu.
bir atın bir ineğin yılda kaç ton kaba yem yediğinden haberiniz var mı? gavur bunları düşünüp yemden faydalanma üzerine geleneksel ıslah çalışmaları yaparken osmanlı devletinde şairler padişahtan bir kese altın alabilmek için divan şiirleri yazıyordu.
bu ülkeye sistematik çiftlik yönetimi bilgisini de ispanyollar, cenevizler, italyanlar ve rumlar getirmiştir. birinci dünya savaşı'nda bunlar milliyetçi duygularla isyanlara başlayınca anayurttan kovuldular. bırakıp kaçtıkları konaklar, bağlar, zeytinlikler türklerin oldu ama türklerin bahçecilik bilgisi pek yoktur. kültürel olarak bahçecilik geçmişi yok türklerde. oysa avrupada her kilisenin bir bahçesi olur. kilise ile bahçe ilişkisi çok derindir. başka zaman anlatırım. ama özünde dionysos kültürü olduğunu bilin.
gelelim bilimsel gelişmelere. türkiye genom bilimi veya data çağını çoktan kaçırdı. fetö, ergenekon, balyoz derken kaçtı tren el sallayın. akraba evlilikleri yüzünden genetik bilimciler türk toplumunun gen haritasına merak duyuyor. çünkü bir gen terapisinin ücreti milyonlarca dolar ediyor. sma hastası çocuklar için bağış toplayıp duranlar bunu çok iyi bilir. o çocukları da aileleri sma hastası olacaklarını bilerek doğuruyorlar. hamilelik aşamasında bebeğin genetik hastalıkları tespit edilebiliyor ama çok dindar ebeveynlerimiz allaha havale edip bebeği doğuruyor. sakat doğacağını bile bile kürtaj yaptırmak istemiyorlar.
türkiye genetik çağını kaçıralı 60 yıl falan oluyor. lisans bitirme ödevimi genom bilim üzerine yazmıştım. genom biliminin tarihsel gelişimi hakkında doğru bilgilere sahibim.
yukarıdaki entryde "karanlıkta parlama geni ekleniyor" falan demiş. bahsettiği green fluorescent protein (gfp), red fluorescent protein (rfp) falan. bir gen bir protein hipotezine göre bir organizmaya aktarılan genin transkripsiyon olup olmadığını anlamak için kullanılan fenotipik markerlardan biridir. abd'de millet bunu evinin garajında falan yapıyor. hazır kitler satılıyor. hatta adamın biri kendisine kaslandırma geni enjekte edip konferanslar veriyordu.
genetik mühendisliği sanıldığı kadar iyi bişey değil. abd'de çiftçilerin canına okudu bir şirket. bu şirket genetiği değiştirilmiş mısırlar yetiştiriyordu. ama transgenik mısırların polenleri çevredeki tarlalara da rüzgarla böceklerle taşınıp doğal mısırların da genetiğini değiştiriyordu. şirket abd'deki çiftçilere "benim transgenik mısırlarımın tohumlarını çalmışlar" diye dava açtı. gen spesifik bir pcr tanı kitiyle durumu teyit edebiliyorlardı. bu da mahkemede şirketi haklı gösteriyordu. oysa gerçek farklıydı. transgenik bitkiler transgenik polenler üretiyordu. zaten bu davadan sonra batı toplumlarında genetik mühendisliği çalışmaları için uluslararası anlaşmalar yapıldı. taa ki çin'de aids virüsüne kongenital bağışıklı transgenik ikiz bebekler (nana ve lulu) doğana kadar...
transgenik polenler için çözüm olarak "ölü tohum" denen bir sistem geliştirildi. böylece tohum şirketleri çiftçileri tohuma bağımlı hale getirdi. çiftçinin attığı tohum çimlenmiyordu. her yıl gidip şirketten yeni tohum alması gerekiyordu.
türkiye'de yanlış bilinen şeylerden biri de "israil tohumu" denen şey. israil tohumu şöyle bişey genetik bilimciler bitkilerin gen haritalarını çıkartırlar. bu çok zordur çünkü bitkilerde 2n=46 kromozom yoktur. şeker pancarında bazen 7n kromozom olabilir. buğdayda 6n, 8n falan olabilir. bitkilerde kromozom setleri çeşitlilik gösterir. hangi genin hangi kromozom üzerinde olduğunu, bu genin yeni nesle mendel kurallarına uygun olarak mı yoksa mendel kurallarından saparak mı geçtiği araştırılır. genler tıpkı insanlar gibi sosyaldir. birbirleriyle iyi geçinen birlikte translasyon olan genler vardır. bazı genler diğerinin çalışmasını engeller. işte israilli bilim insanları bunlar üzerinde yıllarca çalışarak en iyi özelliklere sahip ebeveynleri bulurlar. bu iki ebeveyn bitki birbirleriyle tozlaştırıldığında populasyondaki diğer bireylerden daha yüksek verim veren veya kuraklığa dayanıklı, hastalıklara dayanıklı, böceklere dayanıklı vs. yeni nesil ortaya çıkar. bu tohumlar patentlidir. işte bu tohumlara israil tohumu deniyor halk arasında.
peki israil tohumu neden üçüncü nesilde verim kaybediyor ve çiftçi önceki verime ulaşamıyor?
çünkü ikinci jenerasyonun ebeveynleri (g10 x t01) tozlaştıklarında verimli (gt1001) dölünü üretir. bu patentli tohumdur. ancak çiftçi gelecek yıl ebeveyn olarak gt1001 tohumunu kullanamaz. çünkü niye (bkz: mayoz bölünme). doğanın genetik çeşitlilik sağlayan en güçlü mekanizması mayoz bölünmedir. mayoz bölünmede bildiğiniz gibi 4 yeni hücre sayısı oluşur ve mayoz bölünmede genetik çaprazlanma olur. yani gt1001 kodlu ikinci generasyon bitkiler mayoz bölünmeyle g01, g00, gt10, gt00, gt11, gt01, t1, t0, g1, g0 gibi menden kalıtım yasalarına uygun segregasyon gösterir. yani bitkinin genomu açılır ve oluşan yumurta ve polenler sonsuz olasılıkla tozlanabilir. işte israilli bilim insanları bütün bu süreci kontrol altında izledikleri için israil tohumu diye birşey hakkında konuşabiliyoruz.
crispr teknolojisi ise yukarıdaki süreci bypass eden bir yöntemdir. bütün genomu izlemek ve genleri nesilden nesile takip etmek yerine genom içerisine direk istenilen protein kodunu (yani gen) yazmayı sağlayan bir yöntemdir. buna biohacking de denir. sanıldığının aksine yeni bir teknoloji değildir. crispr'dan önce talenler vardı. geçmişi de 30-40 yıllık falan. bunlar bilim camiasında niş alanlar. 1970lerde dünya çapında talen çalışan 15-30 kişi falan vardır herhalde.
bilim işte böyle niş bişeydir. devlet politikasıyla bir bilimsel projeye odaklanırsan diğer bilim alanları boş kalır. ekonomik gücün olursa bütün projelere finansal destek vereceksin. ama türkiye öyle bir ülke değil. türkiye tarihine bakarsanız islamcı-neoliberal siyasetçilerin ve maafyanın bu ülkenin milli servetini tükettiğini ve insan kaynağını yok ettiğini görürsünüz. işte bu yüzden türkiye'de bilim olmaz.
not1: sosyolojiyi bir bilim olarak ele alırsak türkiye'de akp iktidarıyla baya sosyolojide ilerledik. anket şirketleri, sosyal medya, algı operasyonları, gündem belirleme, siyasi suikast, itibar zedeleme gibi bilimsel alanlarda baya gelişti türkiye. ne diyelim, her millet hak ettiği şekilde yönetilir. bu osmanlı artıklarıyla bu kadar oluyor ne yazık ki. cumhuriyet alerjisi olanlarla bilim yapılmıyor görüyorsunuz.
not2: insansız hava araçları da bir bilim dalı olarak geliştiğimiz konulardan. ancak insansız hava araçlarının tarihine bakarsanız israil'in kuruluş yıllarına kadar gidersiniz. o dönemlerde insansız hava araçları orduda yeterli görülmediği için terk edilmiş bir teknolojiydi. türkiye bu gözardı edilen teknolojiyi sahiplendi ve geliştirdi. ne yazık ki bu gelişme albayrak ailesi tarafından sahiplenildi ve siyasete alet edildi. albayrak ailesinin servetine servet katıyor. bu durum hatta tayyip erdoğan'dan sonra niçin berat albayrak'ın tahta oturmak istediğini de açıklıyor. iki aile güçlerini birleştirmiş bu milletin amına koyuyorlar, biz de övünüyoruz "sihalarımız var" diye övünüyoruz. peki size soruyorum türkiye'de terör sorunu akp'den önce -türk ordusu sayesinde- risk düzeyi çok düşürülmüşken neden bir anda hortlatıldı? türk saha gazeticileri kandile gidip röportaj yapıyorlardı, moralleri tükenmişti. öcalan yakalanmıştı. ne oldu da yeniden terör ortaya çıktı. neden kürtler kriminalize edildi? neden seçimlerden önce bombalar patladı.
son söz: arkadaşlar teknoloji gelişen birşey değildir. belirli bir amaç için geliştirilen birşeydir. bilim denilen şey o kadar kutsallaştırıldı ki bilim insanları hala farkında değiller siyasetçiler için çalıştıklarının. ülkelerin dostlukları olmaz, ülkelerin çıkarları olur. insansız hava aracı teknolojisinin kullanım ve geliştirme haklarını israilden almış olabiliriz. bunu kimse aklından bile geçirmemiş ancak böyle birşey olabilir. "nasıl iktidar olunur" bilgisi türkiye'de var mıydı? öncesine bakarsanız hep koalisyon hükümetleri vardı. bir toplum mühendisliği oldu türkiye'de. bu insanların iktidarda kalması için herkes el birliğiyle çalıştı. muhalefet bile bunun için çalıştı. hepimiz oyuna geldik. şimdi bana gelip burada "bilim" tatavası yapmayın. bazı uzmanlara göre üçüncü dünya savaşı'nda olabiliriz ve haberimiz bile olmayabilir. savaşın şeklinin değiştiğini hepimiz biliyoruz, değil mi?
devamını gör...
3.
canlıların kalıtsal özelliklerini değiştirerek yeni işlevler kazandıran bilim dalı olarak bilinir.
genlerle uğraşırlar.
değişime uğrayan canlı artık genetiği değiştirilmiş organizma olarak adlandırılır.

genetik mühendisleri, genlerin yalıtılması, çoğaltılması, farklı canlıların genlerinin birleştirilmesi ya da genlerin bir canlıdan başka bir canlıya aktarılması gibi çalışmalarla uğraşırlar.
genlerle uğraşırlar.
değişime uğrayan canlı artık genetiği değiştirilmiş organizma olarak adlandırılır.

genetik mühendisleri, genlerin yalıtılması, çoğaltılması, farklı canlıların genlerinin birleştirilmesi ya da genlerin bir canlıdan başka bir canlıya aktarılması gibi çalışmalarla uğraşırlar.
devamını gör...
4.
türkiye de mühendislik ünvanları yoktur, şu korona illetinde bile kıymetleri anlaşılmamıştır ve biyolog ünvanı için direniyorlardır..
devamını gör...
5.
yapay zekadan sonra beni en çok korkutan bilim.
ikisi de kötü insanların elinde dünyanın sonunu getirebilecek potansiyelde olaylar.
evet genetik mühendislik temelde organizmaların daha sağlıklı, verimli ve çevresel zorluklara dayanıklı hale gelmesi için çalışıyor.
lakin bunun tam tersinin yapılması da mümkün.
(bkz: crıspr)
ayrıca bu olay etik midir?
tamam diyelim bundan 100 yıl sonra genetikle oynamak serbestleşti
a ailesi zengin ve doğacak çocuklarına daha spermken genetikleriyle oynayıp işte ne bileyim matematiksel zekasını arttıran gen bastılar.
b ailesi zengin değil doğacak çocuklarına hiç bir şey basamadılar.
eeee pay to win abi.
iyi yöneri de var tabi
sakat doğumları falan azaltabilir.
ikisi de kötü insanların elinde dünyanın sonunu getirebilecek potansiyelde olaylar.
evet genetik mühendislik temelde organizmaların daha sağlıklı, verimli ve çevresel zorluklara dayanıklı hale gelmesi için çalışıyor.
lakin bunun tam tersinin yapılması da mümkün.
(bkz: crıspr)
ayrıca bu olay etik midir?
tamam diyelim bundan 100 yıl sonra genetikle oynamak serbestleşti
a ailesi zengin ve doğacak çocuklarına daha spermken genetikleriyle oynayıp işte ne bileyim matematiksel zekasını arttıran gen bastılar.
b ailesi zengin değil doğacak çocuklarına hiç bir şey basamadılar.
eeee pay to win abi.
iyi yöneri de var tabi
sakat doğumları falan azaltabilir.
devamını gör...
"genetik mühendisliği" ile benzer başlıklar
genetik
9