1.
glenda jackson, hayatı boyunca iki güçlü alanda iz bıraktı: oyunculuk ve siyaset. onun hikâyesi, yalnızca sahnelerde ya da parlamento kürsüsünde geçen bir yaşam değil; inatla, cesaretle ve inançla kendi yolunu çizmiş bir kadının öyküsüdür.
1936 yılında ingiltere’nin cheshire bölgesinde, işçi sınıfı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. gençliğinde oyunculuğa ilgi duydu. bu ilgi onu londra’daki ünlü tiyatro okulu rada’ya (royal academy of dramatic art) götürdü. mezun olduktan sonra royal shakespeare company gibi önemli tiyatro kurumlarında sahneye çıkmaya başladı. klasik ingiliz tiyatrosunun disiplinli ve derinlikli oyunculuk anlayışıyla büyüdü.
1960’ların sonlarına doğru sinemaya geçiş yaptı. “women in love” filmiyle 1971’de en iyi kadın oyuncu oscar’ını kazandı. ardından 1973’te “a touch of class” ile ikinci kez oscar aldı. glenda jackson, güzel yüzüyle değil, güçlü varlığı ve olağanüstü oyunculuk becerisiyle öne çıktı. duyguyu abartmadan veren, sahnede doğal kalan, karakterin içine sinen bir oyuncuydu. canlandırdığı kadınlar güçlüydü, zayıflıklarını da saklamayan türdendi.
ancak jackson’ın hayatı yalnızca sanatla sınırlı kalmadı. 1992 yılında çok az oyuncunun cesaret edebileceği bir adım attı: siyasete girdi. ingiltere işçi partisi’nden milletvekili seçildi. sahneyi ve kameraları bırakıp avam kamarası'na gitti. sosyal adalet, kadın hakları, yoksullukla mücadele ve eşitlik gibi konular onun siyaset sahnesindeki temel meseleleriydi. özellikle tony blair döneminde, ırak savaşı’na karşı açıkça tavır aldı. kendi partisinin liderine karşı çıkma pahasına, inandığı şeylerden geri adım atmadı.
tam 23 yıl milletvekilliği yaptı. bu süre zarfında oyunculuk yapmadı. sahneye dönmemesi, onun siyaseti ciddiye alış biçimini gösteriyordu. bu, popülerlik için yapılmış bir geçiş değil, inançla yapılan bir görevdi.
2015 yılında siyaseti bıraktığında artık 80 yaşına yaklaşmıştı. birçokları için emeklilik yaşıydı. ama glenda jackson için yeni bir başlangıçtı. tiyatroya geri döndü. dönüşü sessiz olmadı. shakespeare’in en zor rollerinden biri olan king lear'ı sahnede canlandırdı. kadın olarak bu rolü oynaması cesaret gerektiriyordu ama o, tüm eleştirileri susturacak kadar etkileyici bir performans sergiledi.
2019’da, “elizabeth ıs missing” adlı televizyon filminde başrol oynadı. alzheimer hastalığına yakalanmış bir kadını canlandırdı. performansı çok beğenildi ve ona bir bafta ödülü kazandırdı. yaşı, onun için hiçbir zaman sınır olmadı. ne sanatta ne siyasette.
glenda jackson, 15 haziran 2023’te hayatını kaybettiğinde geriye yalnızca filmleri, ödülleri ve konuşmaları kalmadı. o, aynı zamanda sınırları aşmayı bilen, kadınların sesi olmayı seçmiş, yaşamı boyunca hiçbir alanda “rol” yapmamış bir insandı.
insanlar onu kimileri için bir kraliçeyi, kimileri için bir öğretmeni, kimileri için bir isyanı oynayan kadın olarak hatırlayacak. ama en çok da kendi hayatının yönetmenliğini yapan biri olarak.
1936 yılında ingiltere’nin cheshire bölgesinde, işçi sınıfı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. gençliğinde oyunculuğa ilgi duydu. bu ilgi onu londra’daki ünlü tiyatro okulu rada’ya (royal academy of dramatic art) götürdü. mezun olduktan sonra royal shakespeare company gibi önemli tiyatro kurumlarında sahneye çıkmaya başladı. klasik ingiliz tiyatrosunun disiplinli ve derinlikli oyunculuk anlayışıyla büyüdü.
1960’ların sonlarına doğru sinemaya geçiş yaptı. “women in love” filmiyle 1971’de en iyi kadın oyuncu oscar’ını kazandı. ardından 1973’te “a touch of class” ile ikinci kez oscar aldı. glenda jackson, güzel yüzüyle değil, güçlü varlığı ve olağanüstü oyunculuk becerisiyle öne çıktı. duyguyu abartmadan veren, sahnede doğal kalan, karakterin içine sinen bir oyuncuydu. canlandırdığı kadınlar güçlüydü, zayıflıklarını da saklamayan türdendi.
ancak jackson’ın hayatı yalnızca sanatla sınırlı kalmadı. 1992 yılında çok az oyuncunun cesaret edebileceği bir adım attı: siyasete girdi. ingiltere işçi partisi’nden milletvekili seçildi. sahneyi ve kameraları bırakıp avam kamarası'na gitti. sosyal adalet, kadın hakları, yoksullukla mücadele ve eşitlik gibi konular onun siyaset sahnesindeki temel meseleleriydi. özellikle tony blair döneminde, ırak savaşı’na karşı açıkça tavır aldı. kendi partisinin liderine karşı çıkma pahasına, inandığı şeylerden geri adım atmadı.
tam 23 yıl milletvekilliği yaptı. bu süre zarfında oyunculuk yapmadı. sahneye dönmemesi, onun siyaseti ciddiye alış biçimini gösteriyordu. bu, popülerlik için yapılmış bir geçiş değil, inançla yapılan bir görevdi.
2015 yılında siyaseti bıraktığında artık 80 yaşına yaklaşmıştı. birçokları için emeklilik yaşıydı. ama glenda jackson için yeni bir başlangıçtı. tiyatroya geri döndü. dönüşü sessiz olmadı. shakespeare’in en zor rollerinden biri olan king lear'ı sahnede canlandırdı. kadın olarak bu rolü oynaması cesaret gerektiriyordu ama o, tüm eleştirileri susturacak kadar etkileyici bir performans sergiledi.
2019’da, “elizabeth ıs missing” adlı televizyon filminde başrol oynadı. alzheimer hastalığına yakalanmış bir kadını canlandırdı. performansı çok beğenildi ve ona bir bafta ödülü kazandırdı. yaşı, onun için hiçbir zaman sınır olmadı. ne sanatta ne siyasette.
glenda jackson, 15 haziran 2023’te hayatını kaybettiğinde geriye yalnızca filmleri, ödülleri ve konuşmaları kalmadı. o, aynı zamanda sınırları aşmayı bilen, kadınların sesi olmayı seçmiş, yaşamı boyunca hiçbir alanda “rol” yapmamış bir insandı.
insanlar onu kimileri için bir kraliçeyi, kimileri için bir öğretmeni, kimileri için bir isyanı oynayan kadın olarak hatırlayacak. ama en çok da kendi hayatının yönetmenliğini yapan biri olarak.
devamını gör...