#ödüllü filmler
türkçe adı: lizbon hikayesi
almanya ve portekiz ortak yapımı, 1994 çıkışlı bir drama filmidir. burada yönetmen wim wenders, portekiz'e ve sinemaya adeta bir saygı duruşunda bulunmaktadır. filmde; friedrich monroe isimli bir yönetmenin çekmekte olduğu siyah beyaz sessiz filmini tamamlayabilmek için phillip winter isimli ses mühendisinden yardım istemesi, winter'ın lizbon'a gelmesi ama burada monroe'nun ortadan kaybolduğunu ve tamamlanmamış filmini de arkasında bıraktığını fark etmesi ve ardından yaşanan enteresan olaylar anlatılır. acaba bu film tamamlanabilecek midir?
imdb: 7.1
almanya ve portekiz ortak yapımı, 1994 çıkışlı bir drama filmidir. burada yönetmen wim wenders, portekiz'e ve sinemaya adeta bir saygı duruşunda bulunmaktadır. filmde; friedrich monroe isimli bir yönetmenin çekmekte olduğu siyah beyaz sessiz filmini tamamlayabilmek için phillip winter isimli ses mühendisinden yardım istemesi, winter'ın lizbon'a gelmesi ama burada monroe'nun ortadan kaybolduğunu ve tamamlanmamış filmini de arkasında bıraktığını fark etmesi ve ardından yaşanan enteresan olaylar anlatılır. acaba bu film tamamlanabilecek midir?
imdb: 7.1
yönetmen:
wim wenders
oyuncular:
rüdiger vogler
patrick bauchau
vasco sequeira
canto e castro
viriato jose da silva
joao canijo
wim wenders
oyuncular:
rüdiger vogler
patrick bauchau
vasco sequeira
canto e castro
viriato jose da silva
joao canijo
*polonyalı film yapımcıları ve eleştirmenleri derneği ödülleri (1996) - en iyi yabancı film mansiyon ödülü
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "tekrar twin peaks’e başlayacağım galiba" tarafından 11.07.2023 23:55 tarihinde açılmıştır.
1.
yönetmen koltuğunda wim wenders bulunan, oyuncu kadrosunda ise yol üçlemesinden bildiğimiz rüdiger vogler'in yer aldığı, hayatımda gördüğüm en güzel girişlerden birine sahip olan bu filmden bahsetmek istiyorum sizlere.
başrolümüz winter filmler için ses yaratan birisi. bir gün çok sevdiği bir yönetmen dostundan bir mektup alıyor... mektupta ne var ne yoksa toplamasını ve almanya'dan taa portekiz'e, lizbon'a gelmesini söyleyen bir içerik çıkıyor karşısına, sevinçle karşılıyor bunu winter, varını yoğunu toparlayıp alamanyalardan taaa portekiz'e uzanan bir yolculuk başlıyor... oraya vardığında arkadaşının orada olmadığını, dahası da filmin henüz tamamlanmadığını fark ediyor winter ve filmin geri kalanını tamamlamak için yola koyuluyor ve film de başlamış oluyor.
film her kısmıyla benim öylesine içimi ısıttı ki... renkleri, sesleri, lizbon'un yıkık dökük evleri, kirli sokakları, insanı görünce bile terleten tramvayları...
film kuzeyden gelen bir insanın güney insanında gördüğü sıcaklığı da çok iyi anlatmış diye düşünüyorum ben. insanlara alışma süreci, kendini sorgulaması, buna ayak uydurmaya çalıştıkça alışmaya başlaması...
sesleri zaten almış başını gitmiş, her an, her kısım bizi resmen ses konusunda hassaslaştırıp başrol ile empati kurmaya zorluyor, bir an başrolün yerinde biz olup sesleri biz kaydediyoruz gibi hissediyorum...
dahası da var, bazı sahneler öyle güzel ki, üzerinde çok çalışıldığı, doğru anı beklemek için çaba harcandığı her halinden belli olan bu filmin değerinin bilinmediğini düşünüyorum ben...
film çok güzel film. wim wenders boşuna en sevdiğim yönetmen olmadı...
başrolümüz winter filmler için ses yaratan birisi. bir gün çok sevdiği bir yönetmen dostundan bir mektup alıyor... mektupta ne var ne yoksa toplamasını ve almanya'dan taa portekiz'e, lizbon'a gelmesini söyleyen bir içerik çıkıyor karşısına, sevinçle karşılıyor bunu winter, varını yoğunu toparlayıp alamanyalardan taaa portekiz'e uzanan bir yolculuk başlıyor... oraya vardığında arkadaşının orada olmadığını, dahası da filmin henüz tamamlanmadığını fark ediyor winter ve filmin geri kalanını tamamlamak için yola koyuluyor ve film de başlamış oluyor.
film her kısmıyla benim öylesine içimi ısıttı ki... renkleri, sesleri, lizbon'un yıkık dökük evleri, kirli sokakları, insanı görünce bile terleten tramvayları...
film kuzeyden gelen bir insanın güney insanında gördüğü sıcaklığı da çok iyi anlatmış diye düşünüyorum ben. insanlara alışma süreci, kendini sorgulaması, buna ayak uydurmaya çalıştıkça alışmaya başlaması...
sesleri zaten almış başını gitmiş, her an, her kısım bizi resmen ses konusunda hassaslaştırıp başrol ile empati kurmaya zorluyor, bir an başrolün yerinde biz olup sesleri biz kaydediyoruz gibi hissediyorum...
dahası da var, bazı sahneler öyle güzel ki, üzerinde çok çalışıldığı, doğru anı beklemek için çaba harcandığı her halinden belli olan bu filmin değerinin bilinmediğini düşünüyorum ben...
film çok güzel film. wim wenders boşuna en sevdiğim yönetmen olmadı...
devamını gör...
