1.
yeri gelir ecnebi musikisi seven efendi beyler gelir dam altına. bu parçaların bir kısmı da yaman olur ha. dinlemeye doyamazsın. lakin bir merak alır bizi lisan bilmediğimizden. o vakit mütercim harun efendi'ye çevirtiriz. bu mürekkep yalamış efendi bey neden dam altına düşmüş, bilen yoktur. benden gayrı. soğuk gecelerin birinde buna rakıyı verdim, çözülüverdi. hikayesi pek enteresandır.
bu paşa torunu beyzade britanyalarda fransalarda okumuş esasen. paşa dedesi de buna bir tercüme ofisi açmış, yolunu bilsin ekmek tutsun diye, pera'da. buna bir kız gelip gitmeye başlamış, periden güzel. gözleri ceylan boynu kuğu gibi. harun buna abayı fena yakmış. kız da bey babasının ona tuttuğu fransız hoca efendiye tutkun. gelir mektup yazdırırmış harun efendi beye. lakin frenk hoca soğuk, alakasız cevaplar verirmiş de, harun efendi kıyamazmış tercümeye. kara sevdayla tutulmuş bir mecnun yazmış gibi çevirir, sevda dolu namelerle kızın aklını başından alırmış. oysa kendi hislerini kızın gözüne bakarak dile getirirmiş amma bunu kendinden başka bilen yok. sömestr bittiğinde frenk hoca kızın konağına teşrif gitmiş, niyeti halis, kerimeye talim-i tedris eylemek. kız odanın kapısı kapandığı gibi eteğini sıyırıp muallimin kucağına zıplamış. bunun suratına tokadı aşk eden hoca efendi biraz zorlayınca mektup vaziyetini anlamış. tutmuş kolundan kızı, harun efendinin mütercimlik ofisinde almış soluğu.
elbet o vakitler hocanın bir müslüman kerimeye hallendiği duyulsa hakim efendi beye varmadan mahalleli oracıkta halleder işi. hem gurur meselesi hem de can korkusu.bunlar ofiste itişip kakışmaya, boğuşmaya başlamış. yenişemeyince frenk zibidi altıpatları çekivermiş, harun efendi de kolundan tutmuş, bunlar atlıkarınca misali dönmeye başlamış. yere kapaklandıklarında delikli demir patlamış, lakin kurşun frenk zibidenin böğrüne saplanıvermiş o hengamede. kız elbet olup bitenden muzdarip ve kinli. mahkemede 'ben tercüme işi için ofise gidip gelirdim. harun denen fikri bozuk uçkur düşkünü beni kirletti. bey babamdan korkup hocama anlattım. birlikte ofise gidince harun kabahatlerini bildiğinden korktu, çekti vurdu muallim efendiyi' deyivermiş. frenk hoca da tahtalı köyü boyladığından, kendini savunacak hali kalmamış elbet. iş namus meselesine döndüğünden paşa dedesi de harun efendiyi silmiş defterinden. zaten dam altında suçlu ara ki bulasın, herkes masumdur evelallah. kerimenin hikayesi mi doğru, harun efendinin ki mi, hak tealadan başka bilen yoktur.
kıssadan hisse, bu kız meseleleri çetrefilli işlerdir. uzak durmak icap eder. kendi kelamı ile bu şekilde yanmış harun efendinin başı. o olmasa kim anlatırdı bize elin ecnebisinin terennüm ettiği şarkıların mealini? ee, kiminin belası, kiminin nasibi olur derler, vesselam.
bu paşa torunu beyzade britanyalarda fransalarda okumuş esasen. paşa dedesi de buna bir tercüme ofisi açmış, yolunu bilsin ekmek tutsun diye, pera'da. buna bir kız gelip gitmeye başlamış, periden güzel. gözleri ceylan boynu kuğu gibi. harun buna abayı fena yakmış. kız da bey babasının ona tuttuğu fransız hoca efendiye tutkun. gelir mektup yazdırırmış harun efendi beye. lakin frenk hoca soğuk, alakasız cevaplar verirmiş de, harun efendi kıyamazmış tercümeye. kara sevdayla tutulmuş bir mecnun yazmış gibi çevirir, sevda dolu namelerle kızın aklını başından alırmış. oysa kendi hislerini kızın gözüne bakarak dile getirirmiş amma bunu kendinden başka bilen yok. sömestr bittiğinde frenk hoca kızın konağına teşrif gitmiş, niyeti halis, kerimeye talim-i tedris eylemek. kız odanın kapısı kapandığı gibi eteğini sıyırıp muallimin kucağına zıplamış. bunun suratına tokadı aşk eden hoca efendi biraz zorlayınca mektup vaziyetini anlamış. tutmuş kolundan kızı, harun efendinin mütercimlik ofisinde almış soluğu.
elbet o vakitler hocanın bir müslüman kerimeye hallendiği duyulsa hakim efendi beye varmadan mahalleli oracıkta halleder işi. hem gurur meselesi hem de can korkusu.bunlar ofiste itişip kakışmaya, boğuşmaya başlamış. yenişemeyince frenk zibidi altıpatları çekivermiş, harun efendi de kolundan tutmuş, bunlar atlıkarınca misali dönmeye başlamış. yere kapaklandıklarında delikli demir patlamış, lakin kurşun frenk zibidenin böğrüne saplanıvermiş o hengamede. kız elbet olup bitenden muzdarip ve kinli. mahkemede 'ben tercüme işi için ofise gidip gelirdim. harun denen fikri bozuk uçkur düşkünü beni kirletti. bey babamdan korkup hocama anlattım. birlikte ofise gidince harun kabahatlerini bildiğinden korktu, çekti vurdu muallim efendiyi' deyivermiş. frenk hoca da tahtalı köyü boyladığından, kendini savunacak hali kalmamış elbet. iş namus meselesine döndüğünden paşa dedesi de harun efendiyi silmiş defterinden. zaten dam altında suçlu ara ki bulasın, herkes masumdur evelallah. kerimenin hikayesi mi doğru, harun efendinin ki mi, hak tealadan başka bilen yoktur.
kıssadan hisse, bu kız meseleleri çetrefilli işlerdir. uzak durmak icap eder. kendi kelamı ile bu şekilde yanmış harun efendinin başı. o olmasa kim anlatırdı bize elin ecnebisinin terennüm ettiği şarkıların mealini? ee, kiminin belası, kiminin nasibi olur derler, vesselam.
devamını gör...