bazen bir başlığı açmak, sadece bir isim yazmak değil; yılların birikmiş sesini, bakırköy’ün o nemli sokaklarında yankılanan distorsiyonu, istanbul’un kaypak toprağında tutunmaya çalışan gerçek bir abinin izini sürmek oluyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tanıdığım için söylemiyorum, çünkü bu yazı bir “tanıyorum” beyanı değil; bir hatıra defterinin sayfalarını çevirmek gibi. sanki o eski dorock gecelerinden birinde, sahne ışıklarının altında ter dökerken yakaladığım bir anıymış gibi akıyor kalemimden. eminim sözlükte onu uzaktan veya yakından da olsa bilen, bir zamanlar killing’in o efsanevi setlerinde ya da soul sacrifice’in anlattığı hikâyelerde yüreği ısınanlar vardır. ama başlığı ilk açan ben olmanın o tuhaf yalnızlığı da var içimde; sanki yıllardır beklenen bir selamlaşmayı geciktirmişiz gibi.


özgür özkan, 48’ine merdiven dayamış, endüstri mühendisliği diplomasını müzik uğruna biraz uzatmış, bakırköy’ün o eski pena music günlerinden başlayarak metalin istanbul’daki en samimi, en inatçı seslerinden biri. bass’la başlamış, sonra gitar, sonra o ses… o ses ki clean vokalde insanı bir anda 90’ların sonu istanbul’una, o pastane konserlerine götürür; brutal’da ise yerin yedi kat altından yükselen bir deprem gibi içimizi sarsar.

türkiye’de clean ve brutal vokal arasında gidip gelebilen, ikisini de zorlamadan, zorlanmadan taşıyabilen isimlerin parmakla sayılacak kadar az olduğu bir coğrafyada, o başa oynar. en azından benim için.

zorlamaz kendini, çünkü sahne onun için stres atma değil, nefes alma meselesidir. murder king’le başlayan ve bir yandan da soul sacrifice’in ikinci albüm sonrası avrupa turnesine uzanan. hayko cepkin projesinde, killing’de… her seferinde aynı adam: frontman değil, sadece “biz” diyen, sahneyi paylaşan, kablo kopsa mikrofonu eline alıp kaosu kucaklayan biri.

altona müzik bakırköy’ün o daracık koridorlarında, ekşi limon beşiktaş’ın loş ışıklarında, dorock’un hem eski hem yeni heavy metal kokan duvarlarında izi var. karavan günlerinden, o ilk kaset koleksiyonlarından, amcasının walkman’inde dinlediği iron maiden’dan, cenk ünnü’nün beşiktaş dükkânından fotokopiyle aldığı tablolardan beslenmiş bir hayat bu.

self-taught bir savaşçı; nota bilmese de ruhu nota. sepultura roots’u pastanede çaldığı ilk setten, unknown’da paradise lost cover’larına, extremity’nin crossover kaosundan fd real’in progresif rüyalarına kadar uzanan bir yol.

pandemi dönemi ev projelerinde cover’lar yaparken bile o aynı özgür: mahalle kültürü kaybolmasın diye, ekran bağımlılığının arasında hâlâ “kendin ol, farklı bir şey yakala” diye gençlere seslenen adam.

ama asıl mesele yetenek değil. asıl mesele o kaypak istanbul toprağında bulabileceğin en nadir şey: gerçek dostluk. abi gibi, ağabey gibi, “lan gel bir çay içelim” veya sahne sonrası “cumhuriyette ciğer iyi gider” derken gözlerinin içine bakan, sahnede devleşirken kapı önünde sakin, cana yakın bir ruh.

25 yıldır aynı ateşin etrafında oturanlardan biri. soul sacrifice’in kapak tasarımı önerirken bile o kadar içten, murder king’in ilk bar setlerini anlatırken bile o kadar mütevazı ki… insan bazen düşünüyor; bu kadar sahici bir ses, bu kadar samimi bir duruş neden hâlâ “hak ettiği yer” tartışmasının ortasında? belki de tam da bu yüzden. çünkü o, trend peşinde koşmadı; o, istanbul’un kendi metalini, kendi folk damarını, kendi öfkesini müziğin içine katmayı tercih etti.

slayer gibi dillerin sınırlarını aşan örneklerden ilham alıp “türk metalinin kendi sesini bulması lazım” diyen, gençlere “enstrüman araç olsun, duygu ve düşünceyi taşısın” diye nasihat veren ender frontmanlardan.

yağmurun terasta okyanus kıvamına geldiği anlar gibi, ses dalgalarının içimize tsunamiye dönüşmesi gibi yazmak istedim bunları. çünkü özgür abi tam da o cümlelerin içinde yaşayan adamlardan. bir plak kapağını fetişleştirmeyen, ama o kapağın içindeki ruhu yıllarca taşıyan; bir konser sonrası terini silerken hâlâ “iyi ki buradayız” diyebilen; bakırköy’ün mahallelerinden çıkıp istiklal’de kuzeniyle metal dinleyicisi yalnızlığını paylaştığı günlerde bile umudunu kaybetmeyen biri.

işte bu yüzden buruklukla açıyorum bu başlığı. çünkü o, türkiye metalinin gizli kahramanlarından, hak ettiği spot ışıklarını yıllardır bekleyen, ama asla şikâyet etmeyenlerden. sevincimse, belki de bu yazı sayesinde birkaç kişinin daha “ulan bu adamı tanıyorum” deyip o eski dorock gecelerini, killing’in sabah beşte biten sohbetlerini, murder king’i, soul sacrifice’in turne anılarını hatırlaması. belki de nihayet o “gerçek dost” sıfatını, o “abi” unvanını sözlüğün bir köşesinde de görür.

özgür abi, senin sesin hâlâ çalıyor içimizde. temizde de, brutalda da. ve istanbul’un kaypak toprağına rağmen, o toprak seni tuttu. biz de tutuyoruz.

e evet, bu yazı bir entry’den çok, yılların birikmiş sözleri gibi olsun istedim. çünkü bazı isimler, sadece “tanıyorum”la geçiştirilmez; onlar hatıra olur, şarkı olur, deprem olur.

son olarak, sürüngenler şehrinden birkaç çirkin karemizle noktalıyorum yazıyı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"özgür özkan" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim