türkiye'nin en çok konuşulan adli vakalarından biri olan palu ailesi olayını, şiddet, istismar ve cinayet iddiaları ekseninde mercek altına alan fayn ve hbo max ortak yapımı belgesel.
yaratıcılar:
denizhan kaymak
şükrü oktay kılıç
oyuncular:
kürşat demir
merve taşpınar
dilan polat barutçuoğlu
haluk uzuner
denizhan kaymak
şükrü oktay kılıç
oyuncular:
kürşat demir
merve taşpınar
dilan polat barutçuoğlu
haluk uzuner
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "zed's dead baby" tarafından 10.04.2026 13:23 tarihinde açılmıştır.
1.
devamını gör...
2.
hbo yürüsün gitsin 30 yaşına kadar bacısını karısı bilen rednecklere baksın, münferit olaylar bunlar, hoffff!
devamını gör...
3.
müge anlı'nın yerinde olsam telif atardım.*
devamını gör...
4.
her şeyimiz tamdı tek eksiğimiz palu ailesiydi.
tanım: hbo max'in konu kabızlığına girdiğinin göstergesi. saçmasapan adana dizilerinden sonra bir de bu tutarsa nanayı yedik.
tanım: hbo max'in konu kabızlığına girdiğinin göstergesi. saçmasapan adana dizilerinden sonra bir de bu tutarsa nanayı yedik.
devamını gör...
5.
oturup bunu izleyecek olan insanlar var mı, gerçekten merak ediyorum.
devamını gör...
6.
hbo üzerinden tüm dünyaya kepaze olacağız arkadaşlar anlaşıldı.
hbo öyle sansür falan dinleyen bir şirket değil bilin istedim.
hbo öyle sansür falan dinleyen bir şirket değil bilin istedim.
devamını gör...
7.
yav bir insan bu sapık soysuzların hayatını neden merak eder neden izler cidden anlamıyorum.
lavuk din min ayağına bacanağına bile kaymış, çocuk istismarı-aile içi şiddet vb konularına girmiyorum bile. böyle bir şeyi izleyip neden kendime işkence edeyim anasını satayım hbo bana cevap versin
lavuk din min ayağına bacanağına bile kaymış, çocuk istismarı-aile içi şiddet vb konularına girmiyorum bile. böyle bir şeyi izleyip neden kendime işkence edeyim anasını satayım hbo bana cevap versin
devamını gör...
8.
çok az hatırladığım çünkü detay öğrenmeyi şiddetle reddettiğim mesele.
tüm konular torbaya mı girmiş sahiden,
bunu oturup izleyecek olanların akıl ve mide sağlığından şüphe ederim. ibret isteyene manzara bol zira.
tüm konular torbaya mı girmiş sahiden,
bunu oturup izleyecek olanların akıl ve mide sağlığından şüphe ederim. ibret isteyene manzara bol zira.
devamını gör...
9.
konuyla hiç ilgilenmedim. bayağı bilgi almayı reddetmiştim zamanında. hala daha bilgim yok. son derece çarpık ve kriminal ilişkiler olduğunu biliyorum sadece. eğer, içerik bilgisini infoya güzel yazarlarsa hayvanlar gibi izlenir. tam bir true crime belgeseli. dünya üzerinde bir sürü delisi var. fanatiği olmasam da, denk geldiğim zaman izlediğim bir tür. aşırı popüler olursa hiç şaşırmam.
devamını gör...
10.
game of thrones bunun yanında teletabiler gibi kalır, gerçek kaosla tanışma vakti geldi.
devamını gör...
11.
biri de münferit olay demiş!
hadi ordan be!
işte bak , kendi götüne bakmadan başkasına yargı dağıtmak tam olarak bu oluyor. niye biliyo musun ? çünkü seni şu olduğun kişi yapan ve hepimizden oluşan o içinde yaşadığın hasta toplum aha bu palu ailesi kadar işte!
hbo rednecklere baksın demiş bi de.
ulan amerikalı her boku yiyo evet ama her yediği boku gösteriyoda . üstelik aynı boku , o boku yiyen aynı topluma satıyo ,çünkü para kazandırıyo. amerikalı bunuda biliyo ama yinede bu boku yiyo çünkü yediği boku seyretmeyi bi bok sanıyo.
peki sana ne oluyo? yani sen neresindesin bu bok yiyen amerikalıların hayatlarının ? hiç bi yerinde , e sana ne elin amerikalısından , kendine baksana bi? hiç bi yerde hiç bi şekilde bi emeği gayreti yok , yok ama sallıyo ona buna gelişine.
münferitmiş!
çıldırmamak elde değil cidden.
hadi ordan be!
işte bak , kendi götüne bakmadan başkasına yargı dağıtmak tam olarak bu oluyor. niye biliyo musun ? çünkü seni şu olduğun kişi yapan ve hepimizden oluşan o içinde yaşadığın hasta toplum aha bu palu ailesi kadar işte!
hbo rednecklere baksın demiş bi de.
ulan amerikalı her boku yiyo evet ama her yediği boku gösteriyoda . üstelik aynı boku , o boku yiyen aynı topluma satıyo ,çünkü para kazandırıyo. amerikalı bunuda biliyo ama yinede bu boku yiyo çünkü yediği boku seyretmeyi bi bok sanıyo.
peki sana ne oluyo? yani sen neresindesin bu bok yiyen amerikalıların hayatlarının ? hiç bi yerinde , e sana ne elin amerikalısından , kendine baksana bi? hiç bi yerde hiç bi şekilde bi emeği gayreti yok , yok ama sallıyo ona buna gelişine.
münferitmiş!
çıldırmamak elde değil cidden.
devamını gör...
12.
tırnak içinde “belgesel”.
bir insanın travmaları olması, yaptığı kötülükleri haklı çıkarmaz. suçun sebeplerini anlatmak başka, faili duygusal olarak aklanacak kadar merkeze koymak başka.
evet, geçmiş insanı şekillendirir ama herkes yaralarıyla başkasına zarar vermeyi seçmez. bir noktadan sonra mağdurların sesi geri planda kalmış gibi hissettim. her şey çok bulanıktı.
bence bazı hikâyeleri anlatırken “anlamak” ile “hak vermek” arasındaki çizgiye çok dikkat etmek gerekiyor. olayın gereğinden fazla uzamasıyla insanların yaşadığı korkunç şeyler resmen tv malzemesine dönüştü maalesef.
bir de gerçekten anlamadığım şey yahu, tek kişilik hücre ,tv ve telefon ulaşımı nedir ya?
bir insanın travmaları olması, yaptığı kötülükleri haklı çıkarmaz. suçun sebeplerini anlatmak başka, faili duygusal olarak aklanacak kadar merkeze koymak başka.
evet, geçmiş insanı şekillendirir ama herkes yaralarıyla başkasına zarar vermeyi seçmez. bir noktadan sonra mağdurların sesi geri planda kalmış gibi hissettim. her şey çok bulanıktı.
bence bazı hikâyeleri anlatırken “anlamak” ile “hak vermek” arasındaki çizgiye çok dikkat etmek gerekiyor. olayın gereğinden fazla uzamasıyla insanların yaşadığı korkunç şeyler resmen tv malzemesine dönüştü maalesef.
bir de gerçekten anlamadığım şey yahu, tek kişilik hücre ,tv ve telefon ulaşımı nedir ya?
devamını gör...
13.
toplum ahlakı dizileri bozuyor.
devamını gör...
14.
bemce direkt müge annı'dan izlenmeli
hbo versiyonu beni pek sarmadı
hbo versiyonu beni pek sarmadı
devamını gör...
15.
16.
bir hbo belgeseli.
bunu ankara'dayken arkadaşımla izlemeye başladık. dün evime gelince kalan bölümü tamamladım.
her şeyden önce şunu söylemeliyim, belgesel müge anlı'nın programı kadar seyir zevki yüksek bir şey olmamış :d.
biz genel olarak canlandırmaları ve estetik tarzını hiç sevmedik. sanki işleri daha gizemli ve korkunç kılalım derken biraz samimiyetsiz ve manasız bir hale getirmişler.
bu olaydan önce biraz bilmeyenlere bahsetmek isterim. bir kadının ve kızının (meryem ve melike) 10 yıldır hiçbir yerde bulunamayışı üzerine ailenin müge anlı'ya baş vurmasıyla başlıyor her şey. herkes 10 senedir hiç haber alınamayan, hiçbir yerde izi bulunmayan birilerinin muhakkak ki ölmüş olması gerektiğini biliyor ama nasıl ve neden belirsiz. bunun ve eğer gerçekten öldülerse cesetlerin peşine düşüyorlar.
ailenin abuk sabuk iddiaları, organ mafyaları, var olmayan tehditler falan derken ortaya inanılmaz bir hayat süreci çıkıyor.
her şey ailenin babasının kaybolan kadının eşini öldürmesi ile başlıyor (yanlış hatırlamıyorsam). şizofreni teşhisi de alan bu baba hapse girince, aile diğer kızlarının (emine'nin) eşi tuncer'in insafına kalıyor. tuncer her nedense bunların teyzelerini seçip düşman ilan ediyor. bu kadının bunlara büyü yaptığını, organ mafyası olduğunu, hepsini öldürmenin peşinde olduğunu, bu uğurda mahalleliye para dağıttığını ve herkesi satın aldığını falan anlata anlata beynini yıkıyor bunların. böylece aile kendileri dışındaki herkese kuşkuyla yaklaştıkları izole bir yaşama saplanıp kalıyor.
herkes zaman zaman karabasan yaşar. belgeselde görüyoruz ki tüm bu korku ve kaygı içindeki yaşam bunların dengesini bozmuş. böyle bir durumda normalde uyku kalitesinin bozulması ve böyle şeyler yaşamak normal. ama bunu bile cinlerin kendilerine musallat olmasına yoruyorlar. evde karaltılar gördüklerini, sesler duyduklarını iddia ediyorlar. insan beyni çok enteresan bir şey. sadece telkinle bile bunlara neden olunabilir, bu hezeyanlar beslene beslene büyüyebilir. ne programda ne belgeselde açıkça bahsi geçmedi ama ilaçlarla, şırıngalarla ve her türlü pislikle içli dışlı olan bu tuncer'in ailenin yediğine içtiğine uyarıcı veya halüsinatif şeyler karıştırdığından şüpheleniyorum ben.
adamın hem bu ailedeki iki çocuğa (melike ve recep) hem de kendi çocuklarına işkence yaptığını ve hem fiziksel hem de cinsel istismarda bulunduğunu biliyoruz. ailenin başka üyelerine de tecavüz ettiğini çıkarsayabiliyoruz.
bu paranoyalar ışığında evini barkını terk edip arabada yaşamaya başlıyor aile ve korku içinde hiç var olmayan bir düşmandan kaçıyor, akıl alır gibi değil. meryem ve melike de günün sonunda aç bırakılarak, dövülerek, içlerine cin girdiği gerekçesi ile sirke ve ispirto içirilerek, bir şekilde bu canavar adam tarafından öldürülüyor.
program boyunca bu adamın ergenliğinden bu yana insanlara zarar verecek garip davranışları olduğu, hocalık maskesi ardında yedi düveli dolandırdığı da ortaya çıkıyor.
program boyunca akıl almaz saçmalıklar yumurtaluyor. eşi emine zaten aklını tümüyle kaybetmiş gibi. böylece güzel ülkemiz akıl almaz bir durumla karşı karşıya kalıyor, memleket ayağa kalkıyor ve nihayet tüm aile fertleri tutuklanıyor.
belgesel de bu ailenin 3 üyesi, dayılar ve sağ kurtulan çocuk recep'le olan röportajlar ve konuyla alakalı uzmanların yorumları ile ilerliyor. bence tüm aile fertlerinin bu belgeselde yer almaya yanaşmaması biraz havada bırakıyor her şeyi. o evde tam olarak neler oluyordu bilemiyoruz. zaten bunları anlatabilmek de çok güç. ailenizden birileri öldürülmüş, sizlerse buna yardım ve yataklık etmişsiniz. inandığınız hiçbir şeyin gerçekte var olmadığını öğrenmişsiniz. bununla yüzleşmek bile çok güç.
ailenin elinden alınan iki çocuğun ( tuncer ve emine'nin çocuklarının) psikolojilerinin çok çok kötü olduğu söyleniyor. dayılardan biri kız çocuğunun aklını yitirmiş olduğunu ifade ediyor. inanılmaz acı ve korkunç.
belgeselin sonunda artık deli tuncer'in çocukluğuna iniyoruz. kendisinin de şiddet ve işkence dolu bir evde büyüdüğünü, aslında çocukken çok silik bir tip olduğunu öğreniyoruz. uzmanlar bütün bunların tuncer'de kişilik bozukluklarına neden olduğunu ve hatta çoklu kişilik bozukluğu gibi bir duruma neden olmuş olabileceğini düşünüyor. tuncer'in birden fazla kişiliği olduğu ve belki de bu kişiliklerin bazılarının ötekilerden haberdar bile olmayabileceği söyleniyor. anladığım kadarıyla cezaevinde senaryolar uydurmaya devam ediyormuş.
bana programı izlerken de akıl almaz gelen şey, bu adamın işkence etmek için işkence ediyor olmasıydı. insanların parasını cukkalamak için katekulliler çevirip onların aklını karıştırması yine de bir amaç ışığında olurdu ama bu kadar uç senaryolarla ciddi bir işkence sürecine tüm aileyi maruz bırakma motivasyonu ne olabilir aklım almamıştı. hâlâ da almıyor.
tarihte bütün "canavarların" bok gibi aile yaşantıları olmuş. günün sonunda ben bunları yaşasam kendimi böyle bir yerde bulabilir miydim sorusunun yanıtı bence hepimiz için çok belirsiz. ama bu adamla empati kurmayı zihnim reddediyor.
yakın zamanda yaşanan okul saldırısı ile ilgili fail oğlanla empati kuran ve onu suçun sorumluluğundan azade kılan insanlar görmek beni dehşete düşürmüştü. bunlar elbette ki hiç konuşulmasın, faillerin yaşadıkları hiç göz önünde bulundurulmasın demiyorum. ama bir anda gerçek kurbanları bir kenara bırakıp suçlulara merhamet göstermeyi, o yoğun empatiyi kurbanlardan çok suçlulara yöneltmeyi anlayamıyorum. bunun ardındaki fantezi de acaba canavarı ehlileştirme arzusu olabilir mi, ötekini anlıyorum adı altında insanlar bir kimlik mi devşirmeye çalışıyor, bu bir duyarlılık ve farklılık ispatı çabası mı gerçekten anlayamıyorum.
herkesi anlayabiliriz. ben de insanları anlıyorum. kural olarak neden öyle birisi olmuş olabileceklerine tamamen kör ve sağır değilim. ama empatinin suçu meşrulaştırma noktasına varması beni her zaman çok korkutuyor.
bunu ankara'dayken arkadaşımla izlemeye başladık. dün evime gelince kalan bölümü tamamladım.
her şeyden önce şunu söylemeliyim, belgesel müge anlı'nın programı kadar seyir zevki yüksek bir şey olmamış :d.
biz genel olarak canlandırmaları ve estetik tarzını hiç sevmedik. sanki işleri daha gizemli ve korkunç kılalım derken biraz samimiyetsiz ve manasız bir hale getirmişler.
bu olaydan önce biraz bilmeyenlere bahsetmek isterim. bir kadının ve kızının (meryem ve melike) 10 yıldır hiçbir yerde bulunamayışı üzerine ailenin müge anlı'ya baş vurmasıyla başlıyor her şey. herkes 10 senedir hiç haber alınamayan, hiçbir yerde izi bulunmayan birilerinin muhakkak ki ölmüş olması gerektiğini biliyor ama nasıl ve neden belirsiz. bunun ve eğer gerçekten öldülerse cesetlerin peşine düşüyorlar.
ailenin abuk sabuk iddiaları, organ mafyaları, var olmayan tehditler falan derken ortaya inanılmaz bir hayat süreci çıkıyor.
her şey ailenin babasının kaybolan kadının eşini öldürmesi ile başlıyor (yanlış hatırlamıyorsam). şizofreni teşhisi de alan bu baba hapse girince, aile diğer kızlarının (emine'nin) eşi tuncer'in insafına kalıyor. tuncer her nedense bunların teyzelerini seçip düşman ilan ediyor. bu kadının bunlara büyü yaptığını, organ mafyası olduğunu, hepsini öldürmenin peşinde olduğunu, bu uğurda mahalleliye para dağıttığını ve herkesi satın aldığını falan anlata anlata beynini yıkıyor bunların. böylece aile kendileri dışındaki herkese kuşkuyla yaklaştıkları izole bir yaşama saplanıp kalıyor.
herkes zaman zaman karabasan yaşar. belgeselde görüyoruz ki tüm bu korku ve kaygı içindeki yaşam bunların dengesini bozmuş. böyle bir durumda normalde uyku kalitesinin bozulması ve böyle şeyler yaşamak normal. ama bunu bile cinlerin kendilerine musallat olmasına yoruyorlar. evde karaltılar gördüklerini, sesler duyduklarını iddia ediyorlar. insan beyni çok enteresan bir şey. sadece telkinle bile bunlara neden olunabilir, bu hezeyanlar beslene beslene büyüyebilir. ne programda ne belgeselde açıkça bahsi geçmedi ama ilaçlarla, şırıngalarla ve her türlü pislikle içli dışlı olan bu tuncer'in ailenin yediğine içtiğine uyarıcı veya halüsinatif şeyler karıştırdığından şüpheleniyorum ben.
adamın hem bu ailedeki iki çocuğa (melike ve recep) hem de kendi çocuklarına işkence yaptığını ve hem fiziksel hem de cinsel istismarda bulunduğunu biliyoruz. ailenin başka üyelerine de tecavüz ettiğini çıkarsayabiliyoruz.
bu paranoyalar ışığında evini barkını terk edip arabada yaşamaya başlıyor aile ve korku içinde hiç var olmayan bir düşmandan kaçıyor, akıl alır gibi değil. meryem ve melike de günün sonunda aç bırakılarak, dövülerek, içlerine cin girdiği gerekçesi ile sirke ve ispirto içirilerek, bir şekilde bu canavar adam tarafından öldürülüyor.
program boyunca bu adamın ergenliğinden bu yana insanlara zarar verecek garip davranışları olduğu, hocalık maskesi ardında yedi düveli dolandırdığı da ortaya çıkıyor.
program boyunca akıl almaz saçmalıklar yumurtaluyor. eşi emine zaten aklını tümüyle kaybetmiş gibi. böylece güzel ülkemiz akıl almaz bir durumla karşı karşıya kalıyor, memleket ayağa kalkıyor ve nihayet tüm aile fertleri tutuklanıyor.
belgesel de bu ailenin 3 üyesi, dayılar ve sağ kurtulan çocuk recep'le olan röportajlar ve konuyla alakalı uzmanların yorumları ile ilerliyor. bence tüm aile fertlerinin bu belgeselde yer almaya yanaşmaması biraz havada bırakıyor her şeyi. o evde tam olarak neler oluyordu bilemiyoruz. zaten bunları anlatabilmek de çok güç. ailenizden birileri öldürülmüş, sizlerse buna yardım ve yataklık etmişsiniz. inandığınız hiçbir şeyin gerçekte var olmadığını öğrenmişsiniz. bununla yüzleşmek bile çok güç.
ailenin elinden alınan iki çocuğun ( tuncer ve emine'nin çocuklarının) psikolojilerinin çok çok kötü olduğu söyleniyor. dayılardan biri kız çocuğunun aklını yitirmiş olduğunu ifade ediyor. inanılmaz acı ve korkunç.
belgeselin sonunda artık deli tuncer'in çocukluğuna iniyoruz. kendisinin de şiddet ve işkence dolu bir evde büyüdüğünü, aslında çocukken çok silik bir tip olduğunu öğreniyoruz. uzmanlar bütün bunların tuncer'de kişilik bozukluklarına neden olduğunu ve hatta çoklu kişilik bozukluğu gibi bir duruma neden olmuş olabileceğini düşünüyor. tuncer'in birden fazla kişiliği olduğu ve belki de bu kişiliklerin bazılarının ötekilerden haberdar bile olmayabileceği söyleniyor. anladığım kadarıyla cezaevinde senaryolar uydurmaya devam ediyormuş.
bana programı izlerken de akıl almaz gelen şey, bu adamın işkence etmek için işkence ediyor olmasıydı. insanların parasını cukkalamak için katekulliler çevirip onların aklını karıştırması yine de bir amaç ışığında olurdu ama bu kadar uç senaryolarla ciddi bir işkence sürecine tüm aileyi maruz bırakma motivasyonu ne olabilir aklım almamıştı. hâlâ da almıyor.
tarihte bütün "canavarların" bok gibi aile yaşantıları olmuş. günün sonunda ben bunları yaşasam kendimi böyle bir yerde bulabilir miydim sorusunun yanıtı bence hepimiz için çok belirsiz. ama bu adamla empati kurmayı zihnim reddediyor.
yakın zamanda yaşanan okul saldırısı ile ilgili fail oğlanla empati kuran ve onu suçun sorumluluğundan azade kılan insanlar görmek beni dehşete düşürmüştü. bunlar elbette ki hiç konuşulmasın, faillerin yaşadıkları hiç göz önünde bulundurulmasın demiyorum. ama bir anda gerçek kurbanları bir kenara bırakıp suçlulara merhamet göstermeyi, o yoğun empatiyi kurbanlardan çok suçlulara yöneltmeyi anlayamıyorum. bunun ardındaki fantezi de acaba canavarı ehlileştirme arzusu olabilir mi, ötekini anlıyorum adı altında insanlar bir kimlik mi devşirmeye çalışıyor, bu bir duyarlılık ve farklılık ispatı çabası mı gerçekten anlayamıyorum.
herkesi anlayabiliriz. ben de insanları anlıyorum. kural olarak neden öyle birisi olmuş olabileceklerine tamamen kör ve sağır değilim. ama empatinin suçu meşrulaştırma noktasına varması beni her zaman çok korkutuyor.
devamını gör...

