toplamda 103 bölüm, 5 sezon süren abd dizisi. eski bir cia ajanının ve zengin bir yazılımcının new york'ta suçları çözmesini konu alır.
oyuncular: jim caviezel, michael emerson, taraji p. henson, kevin chapman, amy acker, sarah shahi, brett cullen
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "ölmedim ama hafif sürünüyorum" tarafından 06.04.2021 16:44 tarihinde açılmıştır.
1.
ben de kim bu başlığı açacak da yazayım diye düşünüyordum. christopher nolan'ın kardeşi jonathan nolan'ın senaristliğini yaptığı dizidir. üç sezon aradan sonra mükemmel bir finalle bitirmiştir. bu dizi sırf aksiyon ya da yapay zaka üzerine odaklı değildir. arada politikacılara da giydiriyor. o açıdan takdir ediyorum ama bazen kurtlar vadisi mi izliyorum lan diye bir hisse kapılmıyor değilim. arada ufak tefek kurgu problemi olsa da mükemmel dizidir.
devamını gör...
2.
2011 yılında yayınlanmaya başladığında "you are being watched. the government has a secret system: a machine that spies on you every hour of every day. i know because i built it" diye başlayan dizi, bilim kurgu, suç draması amerikan dizisidir. baş rolünde; jim caviezel, michael emerson, taraji p. henson, kevin chapman gibi oyuncular yer alır (benim favorim daima jim caiezel'dir :).
ilk sezondan en etkileyici sahnesinden;
"sizi hayata bağlayan o kişiyi bulduğunuzda bambaşka biri olursunuz. daha iyi biri. ama o kişi sizden alındığında... o zaman neye dönüşürsünüz?"
--! spoiler !--
kameralar her yerde! izliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar... sizin hakkınızda her şeyi biliyorlar! peki siz onlar hakkında ne biliyorsunuz? gizemli bir işadamı olan mr. finch, ileride işlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirir. ilginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamı elindeki programı hayata geçirebilmek için resmi kayıtlarda ölü olarak geçen reese adlı eski bir cia ajanıyla anlaşır. kendi kaynakları ve teknolojisiyle, reese'in yetenekleri ve sezgilerini birleştiren mr. finch'in amacı; gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir.
--! spoiler !--
ilk sezondan en etkileyici sahnesinden;
"sizi hayata bağlayan o kişiyi bulduğunuzda bambaşka biri olursunuz. daha iyi biri. ama o kişi sizden alındığında... o zaman neye dönüşürsünüz?"
--! spoiler !--
kameralar her yerde! izliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar... sizin hakkınızda her şeyi biliyorlar! peki siz onlar hakkında ne biliyorsunuz? gizemli bir işadamı olan mr. finch, ileride işlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirir. ilginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamı elindeki programı hayata geçirebilmek için resmi kayıtlarda ölü olarak geçen reese adlı eski bir cia ajanıyla anlaşır. kendi kaynakları ve teknolojisiyle, reese'in yetenekleri ve sezgilerini birleştiren mr. finch'in amacı; gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir.
--! spoiler !--
devamını gör...
3.
aslında çok bilindik bir hikayeyi çok iyi şekilde anlatan alanında çekişmiş en iyisi demekte beis görmediğim dizidir.
bilindik hikayeden kasıt; bir bilgisayarı dahisi ile eski askerin hayat kurtarma çabası fakat diziyi üst seviyeye çıkaran nokta ise gerek detaylara verilen önem gerekse yan karakterlerin dahi inanılmaz derin şekilde işlenmiş olmasıdır.
kendime not; yazarlık onayladığında bu dizi hakkında inanılmaz uzun girdiler gelecektir.
bilindik hikayeden kasıt; bir bilgisayarı dahisi ile eski askerin hayat kurtarma çabası fakat diziyi üst seviyeye çıkaran nokta ise gerek detaylara verilen önem gerekse yan karakterlerin dahi inanılmaz derin şekilde işlenmiş olmasıdır.
kendime not; yazarlık onayladığında bu dizi hakkında inanılmaz uzun girdiler gelecektir.
devamını gör...
4.
cbs tarafından son sezonda fişi çekilmeseydi, harikulade bir dizi olacaktı, ki ilk sezonları öyleydi.
gayet güzel, yeri geldiğinde üzen, mutlu eden, geren, her duyguyu yaşatan şahane bir dizi.
filmdeki bazı şeylerin gerçeklik oranı çok fazla. the machine, yani makinenin 2013 yılında gerçekten inşa edildiği söyleniyordu, baya gündemde kalmıştı hatta.
dizide benim dikkatimi çeken bir hata mevcut, ilk sezonda, kaçıncı bölüm hatırlamıyorum. reese'in üzerine bomba takılı olan bölüm.
her telefonun ımeı numarası için sıfırlama kodu olmaz. şu olur, eğer telefon android ise recovery(kurtarma) menüsü olur, ve o menüden telefon hafızası tamamen silinebilir.
the machine, bilgisayar konuları doğru. gerçekten böyle sistem yapmak için, yazılım bilgisi dışında iyi bir para gerekiyor. o sunucular hiç ucuz değil.
aklımı şu anda kurcalayan bir şey gelmedi. bu arada, bu mesajı poı soundtrack izlerken yazmanın verdiği bir mutluluk var. adamlar gerçekten soundtrack işini çözmüşler yahu.
gayet güzel, yeri geldiğinde üzen, mutlu eden, geren, her duyguyu yaşatan şahane bir dizi.
filmdeki bazı şeylerin gerçeklik oranı çok fazla. the machine, yani makinenin 2013 yılında gerçekten inşa edildiği söyleniyordu, baya gündemde kalmıştı hatta.
dizide benim dikkatimi çeken bir hata mevcut, ilk sezonda, kaçıncı bölüm hatırlamıyorum. reese'in üzerine bomba takılı olan bölüm.
her telefonun ımeı numarası için sıfırlama kodu olmaz. şu olur, eğer telefon android ise recovery(kurtarma) menüsü olur, ve o menüden telefon hafızası tamamen silinebilir.
the machine, bilgisayar konuları doğru. gerçekten böyle sistem yapmak için, yazılım bilgisi dışında iyi bir para gerekiyor. o sunucular hiç ucuz değil.
aklımı şu anda kurcalayan bir şey gelmedi. bu arada, bu mesajı poı soundtrack izlerken yazmanın verdiği bir mutluluk var. adamlar gerçekten soundtrack işini çözmüşler yahu.
devamını gör...
5.
üç sene önce birazını izleyip yarım bırakmak zorunda kaldığım dizidir. efsane bir dizidir ayrıca. özellikle harold karakterini bir ayrı severim. çok farklı bir aroması vardır. tadı damağımda kalmıştı. ızleyin izlettirin.
devamını gör...
6.
en az abartılan dizi. ama birçok diziden daha muhteşem konulara ve senaryolara sahip. günümüzde telefonların bile yüzümü kaydettiğini düşünürsek içindekilerin hiç de felaket senaryosu olmadığı aşikâr.
devamını gör...
7.
doğru, yanlış, değerli, değersiz kavramlarına ‘kime göre? neye göre?’ bakış açısıyla değinen bir dizidir. fazla uzamadan, tekrara düşmeden, sıkmadan bitti. eski bir ajan bir işe karışır ve macera başlar gibi klişe dinamikleri varmış gibi görünse de öyle değil. en sevdiğim sahne dördüncü sezon finalinde ‘welcome to the machine’ şarkısının çaldığı sahnedir. insanı ağlatabilir yani. *
devamını gör...
8.
senaryosunu jonathan nolan’ın (bkz: westworld) yazdığı yapay zeka aramızda yaşasaydı ne olurdu temalı, soundtrackleri de harika olan bilim kurgusu dizisi.
ana karakterlerinin yanı sıra tek bölümlük karakterleride iyi yaratılmıştır.
yapay zekanın insani dürtüler gösterip gösteremeyeceğine dair, kaynağından başlayıp sorular sorduran, bununla ilgili psikolojik ve felsefik çıkarımlar yapan/yaptıran, iyiyle kötünün duruma olaylara göre aynı tarafta olabileceği ya da inandığımız mutlak doğrunun iyi ve kötü ayrımını yapıp yapamayacağımız (harold finch’in machine’le arasına koyduğu inişli çıkışlı mesafe) ve sonuçlarının nasıl değişkenlik gösterebileceğini olaylar ekseninde anlatır.
harold finch’in bir yerde/zamanda patlayabilecek gerginliğini ben dizi boyunca hissetmiştim. (bkz: michael emerson)
dizinin popüler satranç sahnesi için:
ana karakterlerinin yanı sıra tek bölümlük karakterleride iyi yaratılmıştır.
yapay zekanın insani dürtüler gösterip gösteremeyeceğine dair, kaynağından başlayıp sorular sorduran, bununla ilgili psikolojik ve felsefik çıkarımlar yapan/yaptıran, iyiyle kötünün duruma olaylara göre aynı tarafta olabileceği ya da inandığımız mutlak doğrunun iyi ve kötü ayrımını yapıp yapamayacağımız (harold finch’in machine’le arasına koyduğu inişli çıkışlı mesafe) ve sonuçlarının nasıl değişkenlik gösterebileceğini olaylar ekseninde anlatır.
harold finch’in bir yerde/zamanda patlayabilecek gerginliğini ben dizi boyunca hissetmiştim. (bkz: michael emerson)
dizinin popüler satranç sahnesi için:
devamını gör...
9.
harold finch’in girişinde “ but victim or perptator, if the your number’s up, we find you ! “ şeklinde amacını özetlediği kaliteli dizi. john reese, harold finch ve root da televizyon ekranına gelmiş kült karakterler arasındadır.
devamını gör...
10.
izlediğime pişman olmadığım dizilerden biridir. her bölümü baştan sona kendini izletir. bazı dizileri ileri sararak izliyorum.
yazılım, kodlama gibi konulara ilgim olmasa da teknoloji tarafı epey ilgi çekici ufuk açıcıydı. lost izlemiş biri olarak michael emerson için bile izlenecek bir dizi olmuştu.
john reese karakteri bu tip karakterler içinde en eli yüzü düzgün karakterlerden biridir.
yazılım, kodlama gibi konulara ilgim olmasa da teknoloji tarafı epey ilgi çekici ufuk açıcıydı. lost izlemiş biri olarak michael emerson için bile izlenecek bir dizi olmuştu.
john reese karakteri bu tip karakterler içinde en eli yüzü düzgün karakterlerden biridir.
devamını gör...
11.
çaylakken ne yazılır diye düşündüm ve dedim ki person of interest yazmayacaksam yazarlığımın ne anlamı var. yazar olacaksam ve kim bilir bu profil nerelere gidecekse gitsin ilk 5 entry'de mutlaka poi olmalı.
çok ilginç bir hikayeyle başladığım* bu dizinin ilk iki sezonu'nu özellikle ilk sezonunu arka sokaklar'ın daha profesyonelce ve altı dolu bir hikayeyle yapılmış bir dizi gibi izledim. 3. sezona geçince dedim noluyoruz abi. 3. sezonu bitirdiğimde 4. sezon henüz çıkıyordu. hemen güncele yetiştim. dizi o kadar iyi gidiyordu ki 4.11 (if then else) bölümünün mükemmel ötesi olduğunu fark etmedim bile. daha sonra tekrar izleyince bir başyapıt olduğunu anladım.
4. sezonun final sahnesi geldiğinde kendimden geçmiştim. hayatımda izlediğim hiçbir şeyden bu kadar etkilenmemiştim. spoiler vermeden izlemeyenlere tavsiyem etrafınızda derin bir sessizlik olsun ve bence yalnız olun. müziğin girişinin ve gözünüze çarpan görüntülerin tadına varın belki de hayatınızda hiç böyle bir uyum yakalayamayacaksınız.
abi nasıl ya bu şarkı ile o sahne nasıl bu kadar uyumlu olabilir. nasıl yaparsınız bunu ya? bilmem kaç yılından kalma şarkıyı nasıl 90 bölüm bekleyip tam da burada "father" yazısında patlatırsınız. allah sabır vermiş size.
sonra ne mi oldu. neydi günahım da allah böyle bir bela verdi bilmiyorum ama 4. sezon finalinden sonra dizinin iptal olduğu abd'nin dizinin devam etmesini istemediği söylentileri çıktı ki doğrulandı daha sonra. tabi halimi düşünün. acaba ne olacak diye yarım ingilizcemle haberleri takip ettim. hiçbir net bilgi yoktu. bekle bekle kafayı yedim. daha sonra oyuncuların ve fanların baskısıyla 5. sezonun çıkacağı bilgisi geldi ama diğer sezonlar gibi 22 veya 23 bölüm değil 13 bölüm olacaktı. ayrıca beklendiği gibi 12 haftada yayınlanmayacak 6 veya 7 haftada yayınlanıp bitirilecekti. (bazı haftalarda 2 hatta 3 bölüm yayınlandı) tabii böyle olunca da 5. sezonda bir sürü çekim hatasına denk geldik. yapımcıya, oyunculara, yönetmene yakışmayacak derecede hatalar vardı. konu ise her zamanki gibi mü kem meldi. bir şekilde bitti. unutmadan söyleyim 4. sezon finalinden 5. sezon ilk bölümüne kadar tam 364 gün bekledik. 364 gün. bana sorsanız 5 yıl gibiydi ama 364 günmüş imdb öyle diyor.
çok az şeyin fanboyuyumdur. tuttuğum takımın bile bu kadar fanboyu değilimdir. ama bu diziye dizi diyemiyorum. izlediğin en iyi dizi sorusuna hep mr robot diyorum. çünkü bu bir dizi olamaz. olsa olsa şaheser olabilir.
poi misyonerliğim şimdilik bitti. yazarlık gelince devam edebilirim :)
çok ilginç bir hikayeyle başladığım* bu dizinin ilk iki sezonu'nu özellikle ilk sezonunu arka sokaklar'ın daha profesyonelce ve altı dolu bir hikayeyle yapılmış bir dizi gibi izledim. 3. sezona geçince dedim noluyoruz abi. 3. sezonu bitirdiğimde 4. sezon henüz çıkıyordu. hemen güncele yetiştim. dizi o kadar iyi gidiyordu ki 4.11 (if then else) bölümünün mükemmel ötesi olduğunu fark etmedim bile. daha sonra tekrar izleyince bir başyapıt olduğunu anladım.
4. sezonun final sahnesi geldiğinde kendimden geçmiştim. hayatımda izlediğim hiçbir şeyden bu kadar etkilenmemiştim. spoiler vermeden izlemeyenlere tavsiyem etrafınızda derin bir sessizlik olsun ve bence yalnız olun. müziğin girişinin ve gözünüze çarpan görüntülerin tadına varın belki de hayatınızda hiç böyle bir uyum yakalayamayacaksınız.
abi nasıl ya bu şarkı ile o sahne nasıl bu kadar uyumlu olabilir. nasıl yaparsınız bunu ya? bilmem kaç yılından kalma şarkıyı nasıl 90 bölüm bekleyip tam da burada "father" yazısında patlatırsınız. allah sabır vermiş size.
sonra ne mi oldu. neydi günahım da allah böyle bir bela verdi bilmiyorum ama 4. sezon finalinden sonra dizinin iptal olduğu abd'nin dizinin devam etmesini istemediği söylentileri çıktı ki doğrulandı daha sonra. tabi halimi düşünün. acaba ne olacak diye yarım ingilizcemle haberleri takip ettim. hiçbir net bilgi yoktu. bekle bekle kafayı yedim. daha sonra oyuncuların ve fanların baskısıyla 5. sezonun çıkacağı bilgisi geldi ama diğer sezonlar gibi 22 veya 23 bölüm değil 13 bölüm olacaktı. ayrıca beklendiği gibi 12 haftada yayınlanmayacak 6 veya 7 haftada yayınlanıp bitirilecekti. (bazı haftalarda 2 hatta 3 bölüm yayınlandı) tabii böyle olunca da 5. sezonda bir sürü çekim hatasına denk geldik. yapımcıya, oyunculara, yönetmene yakışmayacak derecede hatalar vardı. konu ise her zamanki gibi mü kem meldi. bir şekilde bitti. unutmadan söyleyim 4. sezon finalinden 5. sezon ilk bölümüne kadar tam 364 gün bekledik. 364 gün. bana sorsanız 5 yıl gibiydi ama 364 günmüş imdb öyle diyor.
çok az şeyin fanboyuyumdur. tuttuğum takımın bile bu kadar fanboyu değilimdir. ama bu diziye dizi diyemiyorum. izlediğin en iyi dizi sorusuna hep mr robot diyorum. çünkü bu bir dizi olamaz. olsa olsa şaheser olabilir.
poi misyonerliğim şimdilik bitti. yazarlık gelince devam edebilirim :)
devamını gör...
12.
polisiye ve bilim kurgunun bir arada olduğu güzel bir dizidir. bu dizide oluşturulan senaryoda pek çok şeyi görebilirsiniz. harold finch makine adı verdiği bir yapay zeka programı yaratmıştır ve bu yapay zekaya iyi ile kötü arasındaki farkı öğretmiştir. makine tehdit altında olan insanları şifreleyerek harold ve ekibine ulaştırmaktadır. onlar da ilgili kişileri tespit ve takibi yaparak onların hayatlarını kurtamaya çalışırlar. fakat hükümet böyle bir sistemin varlığından endişelenir. bu esnada hükümet kendisi için bir yapay zeka programı edinir bununla birlikte iki yapay zekanın savaşı da ortaya çıkar. çok keyif aldığım efsane dizilerdendir.
devamını gör...
13.
gelmiş geçmiş en iyi yapay zeka anlatısı olabilecek dizi.
nasıl mı? the machine vs samaritan da yz nin gerçek çalışma prensiplerini aslında samaritan da görüyorsunuz adam rasyonel nüfusun azalması gerektiğini insanların belli şekillerde manipüle edilmesi gerektiğini düşünüyor dahası harekete geçiyor. buradan sonrası spoiler içerir;
new york u 1 haftalığına düzene sokuyor suç oranlarını düşünüyor ve the machine ile randevu ayarlıyor olumsuz geçince de şehrin tam anlamı ile damına koyuyor ve fincan, reese,root fusco ve shaw ı tuzağa düşürüyor ve shaw ı alıyor.
yetmiyor çocukları manipüle etmek için tüm çocuklara bedava tablet dağıtacak bir projeye para yatırıyor.
o kadar analitik ve rasyonel ki the machine i kendini kapatmaya zorluyor.
bu süreçte the machine ne yapıyor ay g.tüm aman insanlar falan diyor. teorik olarak bu dizinin sonunda rasyonel olan samaritan ın kazanması gerekiyordu. işlem gücü kaynağı kesilmiş, sunucuları olmayan kendini telefon hatlarına kurmak zorunda kalan machine nin samaritanı teknik olarak yenme şansı zaten yok.
nasıl mı? the machine vs samaritan da yz nin gerçek çalışma prensiplerini aslında samaritan da görüyorsunuz adam rasyonel nüfusun azalması gerektiğini insanların belli şekillerde manipüle edilmesi gerektiğini düşünüyor dahası harekete geçiyor. buradan sonrası spoiler içerir;
new york u 1 haftalığına düzene sokuyor suç oranlarını düşünüyor ve the machine ile randevu ayarlıyor olumsuz geçince de şehrin tam anlamı ile damına koyuyor ve fincan, reese,root fusco ve shaw ı tuzağa düşürüyor ve shaw ı alıyor.
yetmiyor çocukları manipüle etmek için tüm çocuklara bedava tablet dağıtacak bir projeye para yatırıyor.
o kadar analitik ve rasyonel ki the machine i kendini kapatmaya zorluyor.
bu süreçte the machine ne yapıyor ay g.tüm aman insanlar falan diyor. teorik olarak bu dizinin sonunda rasyonel olan samaritan ın kazanması gerekiyordu. işlem gücü kaynağı kesilmiş, sunucuları olmayan kendini telefon hatlarına kurmak zorunda kalan machine nin samaritanı teknik olarak yenme şansı zaten yok.
devamını gör...
14.
bugün izlemeye başladığım dizi. bi 7 yıl önce ilk bölümü izleyip beğenmiştim ama devamını getirmemiştim, doğru dürüst kalitede yoktu sitelerde. şimdi nekşfliş yüksek kalitede yüklemiş diziyi.
devamını gör...
15.
bir aile içi şiddet mağduru olarak benim en sevdiğim person of interest bölümü many happy returns oldu. yani sezon 1 -bölüm 21.
bu bölümü bir bilimkurgu-ajan-polisiye hikayesi olmaktan çıkarıp adeta derin bir toplumsal eleştiriye dönüştüren en önemli unsur , kadına yönelik şiddet konusunu işleyiş tarzı. zira ana tema hem bireysel hem de mevcut düzen üzerinden çok çarpıcı iki örnekle işlenmiş; karen ve jessica.
- karen : makinenin son verdiği numara zengin, çevresi geniş ve sözde "saygın" görünen kocası tarafından sistematik şiddete maruz kalan kadın. kocası us marshal mensubu olan karen'in hikayesinde çok acı bir gerçeğin altı çiziliyor: şiddet uygulayan kişi sistemin, hukukun veya gücün bizzat kendisi olduğunda, kurbanın sığınacak kimsesi kalmıyor.
- jessica : flashback ‘lerde jessica'nın john için önemi ve hikayesi biraz daha netleşiyor. john’un 11 eylül olaylarından sonra geri dönmesi ile başlayan süreçte izlediğimiz havalimanı karşılaşması bu bölümün kilit sahnelerinden biri haline geliyor. johnun ayrılırken söylediği “günün sonunda yalnızsın ve kimse seni kurtarmaya gelmeyecek” cümlesi jessicanın kaderini adeta mühürlüyor ve "kaza" süsü verilmiş bir cinayete kurban gidiyor , hatta leş koca bozuntusunun otopsi raporunu bile manüple ettiğini carter sayesinde görüyoruz.
john reese, jessica'yı kurtaramamanın acısı hala tazeyken, karen'ın da aynı kaderi paylaşmasına istemediği için finch’in tüm engellemelerine rağmen bu vakaya dahil oluyor ve karen'i kurtarıyor . öldürmeyi planladığı lanet kocayı ise carter’ın onu yolda durdurup doğru olanı yapmasını istemesinden sonra öldürmeyip ömür boyu çıkamayacağı ve kimsenin onun gücünü veya makamını umursamayacağı bir meksika hapishanesine kapatıyor.
reese’in bu kararında carterla aralarında oluşan derin bağın payı büyük bence çünkü dizi başladığında reese ruhu ölü, hayattan hiçbir beklentisi olmayan alkolik bir eski suikastçıy. evet harold ona bir amaç veriyor ama carter john'un "insanlığını ve adalete olan inancını" asıl geri kazandıran kişi . john , henüz carter'in yakalamaya çalıştığı “man in the suit” olduğu zamanlarda bile ona dedektif carter diyerek çok özel bir saygı gösteriyor ve carter’in idealizmini , adalet anlayışını ve anneliğini gördükçe ona hayranlık duymaya başlıyor , kısacası carter , reese’i o hiç sahip olmadığı normal ve temiz bir dünya ‘ya bağlayan neden oluyor.
ayrıca bu bölümde reese'in neden yolunu kaybetmiş alkolik bir evsiz olduğunu daha iyi anladık . sokaklarda yaşamasının nedeni jessicanın ölümünden sorumlu olduğunu düşündüğü için kendine verdiği acımasız bir ceza. karen'ı kurtarması ve psikopat kocayı öldürmeyip cezalandırması john’un içinde kaybolduğu karanlık vicdan azabıyla ilk kez gerçek anlamda hesaplaşmasını sağlıyor.
finch’in bu bölümdeki yeri ise benim için finch’i favori karakter yapan özelliği. makinenin verdiği numaralardan birinin jessica olduğunu yine bu bölümde öğrendik. finch jessicanın numarasının çıktığı gün reese’in elinden bilmeden aldığı jessica ile kurabileceği o sıcak "yuvayı" sonsuza dek kaybetmesine neden olmuştu ama bölüm sonunda reese’e verdiği “ev” ile john reese'i karanlık bir "gölge"olmaktan çıkıp, new york'un koruyucusu adam olarak meşrulaştırıyor.
veee bölüm sonu şarkısı revenge… bence bu bölümü efsane yapan unsurların en önemlilerinden biri bu şarkı . şarkı sözlerinin reese'in hayatının bir özeti gibi olmasının yanında şarkı ve bölüm biterken john, yeni dairesinin penceresinden şehrin en sık gittiği ve yaşlı bir uzak doğulu ile satranç oynadığı parka bakarken, artık şehrin karanlığına ait biri değil tam tersi , o karanlığa karşı savaşan bir adam olarak karşımızda duruyordu.
ben bu bölümden gerçekten çok etkilendim. bir daha başka bir dizinin beni bu kadar etkileyeceğini de sanmıyorum açıkçası. her bölümü ayrı ayrı tespit konusu muhteşem bir dizi person of interest.
bu bölümü bir bilimkurgu-ajan-polisiye hikayesi olmaktan çıkarıp adeta derin bir toplumsal eleştiriye dönüştüren en önemli unsur , kadına yönelik şiddet konusunu işleyiş tarzı. zira ana tema hem bireysel hem de mevcut düzen üzerinden çok çarpıcı iki örnekle işlenmiş; karen ve jessica.
- karen : makinenin son verdiği numara zengin, çevresi geniş ve sözde "saygın" görünen kocası tarafından sistematik şiddete maruz kalan kadın. kocası us marshal mensubu olan karen'in hikayesinde çok acı bir gerçeğin altı çiziliyor: şiddet uygulayan kişi sistemin, hukukun veya gücün bizzat kendisi olduğunda, kurbanın sığınacak kimsesi kalmıyor.
- jessica : flashback ‘lerde jessica'nın john için önemi ve hikayesi biraz daha netleşiyor. john’un 11 eylül olaylarından sonra geri dönmesi ile başlayan süreçte izlediğimiz havalimanı karşılaşması bu bölümün kilit sahnelerinden biri haline geliyor. johnun ayrılırken söylediği “günün sonunda yalnızsın ve kimse seni kurtarmaya gelmeyecek” cümlesi jessicanın kaderini adeta mühürlüyor ve "kaza" süsü verilmiş bir cinayete kurban gidiyor , hatta leş koca bozuntusunun otopsi raporunu bile manüple ettiğini carter sayesinde görüyoruz.
john reese, jessica'yı kurtaramamanın acısı hala tazeyken, karen'ın da aynı kaderi paylaşmasına istemediği için finch’in tüm engellemelerine rağmen bu vakaya dahil oluyor ve karen'i kurtarıyor . öldürmeyi planladığı lanet kocayı ise carter’ın onu yolda durdurup doğru olanı yapmasını istemesinden sonra öldürmeyip ömür boyu çıkamayacağı ve kimsenin onun gücünü veya makamını umursamayacağı bir meksika hapishanesine kapatıyor.
reese’in bu kararında carterla aralarında oluşan derin bağın payı büyük bence çünkü dizi başladığında reese ruhu ölü, hayattan hiçbir beklentisi olmayan alkolik bir eski suikastçıy. evet harold ona bir amaç veriyor ama carter john'un "insanlığını ve adalete olan inancını" asıl geri kazandıran kişi . john , henüz carter'in yakalamaya çalıştığı “man in the suit” olduğu zamanlarda bile ona dedektif carter diyerek çok özel bir saygı gösteriyor ve carter’in idealizmini , adalet anlayışını ve anneliğini gördükçe ona hayranlık duymaya başlıyor , kısacası carter , reese’i o hiç sahip olmadığı normal ve temiz bir dünya ‘ya bağlayan neden oluyor.
ayrıca bu bölümde reese'in neden yolunu kaybetmiş alkolik bir evsiz olduğunu daha iyi anladık . sokaklarda yaşamasının nedeni jessicanın ölümünden sorumlu olduğunu düşündüğü için kendine verdiği acımasız bir ceza. karen'ı kurtarması ve psikopat kocayı öldürmeyip cezalandırması john’un içinde kaybolduğu karanlık vicdan azabıyla ilk kez gerçek anlamda hesaplaşmasını sağlıyor.
finch’in bu bölümdeki yeri ise benim için finch’i favori karakter yapan özelliği. makinenin verdiği numaralardan birinin jessica olduğunu yine bu bölümde öğrendik. finch jessicanın numarasının çıktığı gün reese’in elinden bilmeden aldığı jessica ile kurabileceği o sıcak "yuvayı" sonsuza dek kaybetmesine neden olmuştu ama bölüm sonunda reese’e verdiği “ev” ile john reese'i karanlık bir "gölge"olmaktan çıkıp, new york'un koruyucusu adam olarak meşrulaştırıyor.
veee bölüm sonu şarkısı revenge… bence bu bölümü efsane yapan unsurların en önemlilerinden biri bu şarkı . şarkı sözlerinin reese'in hayatının bir özeti gibi olmasının yanında şarkı ve bölüm biterken john, yeni dairesinin penceresinden şehrin en sık gittiği ve yaşlı bir uzak doğulu ile satranç oynadığı parka bakarken, artık şehrin karanlığına ait biri değil tam tersi , o karanlığa karşı savaşan bir adam olarak karşımızda duruyordu.
ben bu bölümden gerçekten çok etkilendim. bir daha başka bir dizinin beni bu kadar etkileyeceğini de sanmıyorum açıkçası. her bölümü ayrı ayrı tespit konusu muhteşem bir dizi person of interest.
devamını gör...
16.
jonathan nolan,
daha yapay zeka gündelik hayatımıza bu kadar girmemişken, insanların farkında olmadan gözetlenmeyi kabul edeceği bir dünyanın taslağını çizmiş.. o günlerde bilimkurgu gibi duran birçok şey bugün sıradan bir haber başlığına dönüşmüş durumda bile..
karakterlerimize gelince;
harold finch karakteri bana hep prometheus'u hatırlattı. insanlığa ateşi veren ama verdiği şeyin sonuçlarından korkan bir adam. makine'yi yaratıyor fakat sonra kendi yarattığı şeyin ahlaki sınırlarını çizmeye çalışıyor. belki de dizinin en trajik karakteri finch'tir.. çünkü tanrı gibi bir güç yaratıp insan kalmaya çalışan tek kişi..
john reese ise dışarıdan bakıldığında klasik bir aksiyon kahramanı gibi.. kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanların sessizliğini ve cesaretini temsil etmiş gibi..
carterne kadar doğru polisse, lionel fusco'da insan doğasının en gerçek tarafıdır..
root karakteri bana göre dizinin kırılma noktası.. ilk zamanlar deli gibi görünen bir kadınken zamanla makine'nin sesi haline dönüşür.. insanlık ile yapay zeka arasında kurulmuş canlı bir köprü gibi..hatta bazı bölümlerde finch'ten bile daha fazla insanlığı savunduğunu düşündüm..
gelelim hikayeye..
harold finch'in suçları önceden tahmin eden bir makine yaratmasıyla başlar.. bugün cebimizde taşıdığımız telefonların, önünden geçtiğimiz kameraların ve internet üzerinde bıraktığımız izlerin yıllar önce neye dönüşeceğini neredeyse ürkütücü bir doğrulukla anlatmış bir yapım.. ilk sezonlarda insanları izleyen bir makine varken, son sezonlara geldiğinizde insanları değil, insanlığın geleceğini izlediğinizi anlıyorsunuz.. iki yapay zekanın birbiriyle karşı karşıya gelmesi.. samaritan.. çoğu dizide kötüler insan olur. burada kötünün* bir fikrin kendisi olması çok etkileyici.. samaritan kötülük yaptığı için kötü değil, aksine kusursuz bir düzen vaat ettiği için tehlikeli..
tarih boyunca özgürlüklerin karşısına çıkan her otorite gibi o da insanlara güvenlik önerir ve karşılığında özgürlüklerini ister..
özgür mü olmak istiyoruz, güvende mi?
bir tarafta her şeyi hesaplayan kusursuz düzen fikri var.. diğer tarafta hatalarıyla, zaaflarıyla, çelişkileriyle insan olmak..
iki yapay zekanın kapışmasını izlerken kafada onlarca düşünce ve soru beliriyor..
kusursuz bir dünya yaratmanın en kolay yolu, insanı denklemden çıkarmaktır.. peki o zaman insanın olmadığı yerde hayat ne kadar olacak?
insanlık, güvenlik uğruna özgürlüğünden ne kadar vazgeçmeye razı?
ve daha da önemlisi...
bir gün özgürlüğünü tamamen kaybettiğinde bunu fark edecek mi?
daha yapay zeka gündelik hayatımıza bu kadar girmemişken, insanların farkında olmadan gözetlenmeyi kabul edeceği bir dünyanın taslağını çizmiş.. o günlerde bilimkurgu gibi duran birçok şey bugün sıradan bir haber başlığına dönüşmüş durumda bile..
karakterlerimize gelince;
harold finch karakteri bana hep prometheus'u hatırlattı. insanlığa ateşi veren ama verdiği şeyin sonuçlarından korkan bir adam. makine'yi yaratıyor fakat sonra kendi yarattığı şeyin ahlaki sınırlarını çizmeye çalışıyor. belki de dizinin en trajik karakteri finch'tir.. çünkü tanrı gibi bir güç yaratıp insan kalmaya çalışan tek kişi..
john reese ise dışarıdan bakıldığında klasik bir aksiyon kahramanı gibi.. kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanların sessizliğini ve cesaretini temsil etmiş gibi..
carterne kadar doğru polisse, lionel fusco'da insan doğasının en gerçek tarafıdır..
root karakteri bana göre dizinin kırılma noktası.. ilk zamanlar deli gibi görünen bir kadınken zamanla makine'nin sesi haline dönüşür.. insanlık ile yapay zeka arasında kurulmuş canlı bir köprü gibi..hatta bazı bölümlerde finch'ten bile daha fazla insanlığı savunduğunu düşündüm..
gelelim hikayeye..
harold finch'in suçları önceden tahmin eden bir makine yaratmasıyla başlar.. bugün cebimizde taşıdığımız telefonların, önünden geçtiğimiz kameraların ve internet üzerinde bıraktığımız izlerin yıllar önce neye dönüşeceğini neredeyse ürkütücü bir doğrulukla anlatmış bir yapım.. ilk sezonlarda insanları izleyen bir makine varken, son sezonlara geldiğinizde insanları değil, insanlığın geleceğini izlediğinizi anlıyorsunuz.. iki yapay zekanın birbiriyle karşı karşıya gelmesi.. samaritan.. çoğu dizide kötüler insan olur. burada kötünün* bir fikrin kendisi olması çok etkileyici.. samaritan kötülük yaptığı için kötü değil, aksine kusursuz bir düzen vaat ettiği için tehlikeli..
tarih boyunca özgürlüklerin karşısına çıkan her otorite gibi o da insanlara güvenlik önerir ve karşılığında özgürlüklerini ister..
özgür mü olmak istiyoruz, güvende mi?
bir tarafta her şeyi hesaplayan kusursuz düzen fikri var.. diğer tarafta hatalarıyla, zaaflarıyla, çelişkileriyle insan olmak..
iki yapay zekanın kapışmasını izlerken kafada onlarca düşünce ve soru beliriyor..
kusursuz bir dünya yaratmanın en kolay yolu, insanı denklemden çıkarmaktır.. peki o zaman insanın olmadığı yerde hayat ne kadar olacak?
insanlık, güvenlik uğruna özgürlüğünden ne kadar vazgeçmeye razı?
ve daha da önemlisi...
bir gün özgürlüğünü tamamen kaybettiğinde bunu fark edecek mi?
devamını gör...
17.
dünya için küçük ama benim için büyük bir adım atarak izlediğim dizileri bir tur daha dönmekten vazgeçip, bu akşam itibariyle izlemeye başladığım dizi.
şu an beşinci bölüme geldim. kurban olduğum allah en sonunda anksiyetemi azdırmayan bir dizi buldurttu bana.
şu an beşinci bölüme geldim. kurban olduğum allah en sonunda anksiyetemi azdırmayan bir dizi buldurttu bana.
devamını gör...
18.
kusursuz bir dizi olamayışının sorumlusu kendisi olmayan, yayınlandığı kanala rağmen gelmiş geçmiş en iyi dizi ünvanını alabilecek potansiyelinin %80'ini gerçekleştirebilmiş bir başyapıt.
yayınlandığı kanal (bkz: cbs) her gün aynı formattaki tv dizilerinden oluşan bir yayın akışına sahipti. suç işlenir, polis gider, görür, çözer ve bitti.
person of interest'e en başta bir dizi olarak şans vermek için bu formata zorladılar. ilk iki sezondaki ''hep aynı şey oluyor'' şikayetlerinin sebebi kanalın dizi senaryosu politikasından kaynaklanıyordu.
üçüncü sezonda diziye gelen reytinglerin iyiliğinden dolayı daha rahat bir çalışma alanı tanındı ve bütçe de az buçuk arttırıldı. bunun hissedilmesi de zaten çok kolay. ilk iki sezonda ''numara çıktı çözdük'' ile biten bölümler ve doğru düzgün işlenebilen tek villain olan (bkz: root) direkt değişime uğradı. bölümlerde artık ana hikayeye yani machine ile samaritan'ın mücadelesine daha iyi odaklanılıyordu, root ise ana kadroya dahil olarak machine'i tanrısı gören deli ama iş bitirici haline dönüştü. ben kendi adıma dizinin ilk iki sezonunu izlerken bazen telefona falan bakarak bölümleri bitirmiş olsam da üçüncü sezonun ilk bölümünden itibaren dizinin dönüştüğü şeye diyecek ''muhteşem'' harici bir lafım yok.
tabii bu üçüncü ve dördüncü sezonlar gerçekleşirken yayınlanılan kanal reytinglerde düşüş olduğu için son sezonu yapıyorsunuz bölümü de az tutun diye bir anda dizinin fişini çektiği için yapılabilecek efsanevi finallere engel olsa da yapılmış final de hiçbir zaman beni hayal kırıklığına uğratmadı.
dizi bittiğinde finch, reese ve hatta machine'i bile ne kadar sevdiğimi fark ettiğimde ''vay anasını'' demiştim. reese babanın son sahnesini gömlek ya da ceket ne varsa onun düğmelerini ilikleyerek izlerim hala.
izlemeyi düşünen, başlayıp da ilk iki sezonda bırakan varsa kesinlikle izlesin. pişman olmaz. hiçbir şeyi sevemeseniz fusco reisin espirilerine gülersiniz.
yayınlandığı kanal (bkz: cbs) her gün aynı formattaki tv dizilerinden oluşan bir yayın akışına sahipti. suç işlenir, polis gider, görür, çözer ve bitti.
person of interest'e en başta bir dizi olarak şans vermek için bu formata zorladılar. ilk iki sezondaki ''hep aynı şey oluyor'' şikayetlerinin sebebi kanalın dizi senaryosu politikasından kaynaklanıyordu.
üçüncü sezonda diziye gelen reytinglerin iyiliğinden dolayı daha rahat bir çalışma alanı tanındı ve bütçe de az buçuk arttırıldı. bunun hissedilmesi de zaten çok kolay. ilk iki sezonda ''numara çıktı çözdük'' ile biten bölümler ve doğru düzgün işlenebilen tek villain olan (bkz: root) direkt değişime uğradı. bölümlerde artık ana hikayeye yani machine ile samaritan'ın mücadelesine daha iyi odaklanılıyordu, root ise ana kadroya dahil olarak machine'i tanrısı gören deli ama iş bitirici haline dönüştü. ben kendi adıma dizinin ilk iki sezonunu izlerken bazen telefona falan bakarak bölümleri bitirmiş olsam da üçüncü sezonun ilk bölümünden itibaren dizinin dönüştüğü şeye diyecek ''muhteşem'' harici bir lafım yok.
tabii bu üçüncü ve dördüncü sezonlar gerçekleşirken yayınlanılan kanal reytinglerde düşüş olduğu için son sezonu yapıyorsunuz bölümü de az tutun diye bir anda dizinin fişini çektiği için yapılabilecek efsanevi finallere engel olsa da yapılmış final de hiçbir zaman beni hayal kırıklığına uğratmadı.
dizi bittiğinde finch, reese ve hatta machine'i bile ne kadar sevdiğimi fark ettiğimde ''vay anasını'' demiştim. reese babanın son sahnesini gömlek ya da ceket ne varsa onun düğmelerini ilikleyerek izlerim hala.
izlemeyi düşünen, başlayıp da ilk iki sezonda bırakan varsa kesinlikle izlesin. pişman olmaz. hiçbir şeyi sevemeseniz fusco reisin espirilerine gülersiniz.
devamını gör...
