1.
bir haftasonu klasiği olarak yine biraz erkence uyandığım* bir günde kahvemi içip, ayılmaya çalışıp, sözlükte gezinip, hala yalnız ayakta olunca, ikinci kahvemi yaparken, kahvaltı niyetine bir portakal * yemek isteyince yine kıyamadım ve de tüm portakalların kabuklarını incecik rendeleyerek buzluğa kaldırdım.* işte tam o anda evi mis gibi bir portakal kokusu sardı. portakalın mis kokusunu içime çekerken de aklıma yıllar önce tanıştığım; portakal kokusuna aşık, cemal süreyya hayranı genç üniversite öğrencisi bey geldi. hayatımdaki birçok insan gibi o da kaybolup gitti ama gülümseyerek andıklarımdan biri olarak kalmış. selamlar olsun, umarım hayal ettiğin şiirli hayatı yaşıyorsundur.
ne diyordum iç ferahlatıcı, neşeli koku burnumdayken bir yandan da düşünmeye başladım. genellikle geçmişte geziniyorum ve aklıma her bir koku, bir hatırayı getiriyor. çünkü yaşadığım yeni bir şey yok. yaşlı insanlar da demek ki bundan hep anılarından bahsediyor.
eylül ayından beri uzun soluklu sayılabilecek sohbeti ettiğim, bir araya geldiğim insan sayısı "on". evet, evet sadece on kişi. ailem dahil üstelik. online dersler, görüntülü aramalar... paylaşımlarım genel olarak bir ekranın ardında. ve sanırım artık bu durum bana ağır gelmeye başladı.
şöyle düşünün önceden bir günde onlarca öğrenci, spor salonunda, mekanlarda konuştuğum, dokunduğum, vakit geçirdiğim bir sürü insan vardı. şimdi yalnızlık çöktü yüreğime. ilk zamanlar kendimi dinlemenin hazzı vardı ancak artık yüreğim yamalı bir hale bürünmüş gibi hissediyorum. evden çıkmamak, hali hazırda var olan üst solunum yolu rahatsızlığım yüzünden pandemiden korkarak geçirdiğim günler canımı yakmaya başladı. pazartesi doktora gidiyorum. geçen martta olmalısın dediği o ameliyatı olup hayatımda birazcık daha az korku kalsın istiyorum. sıkıldım. bunaldım.
neşeli, ferahlatıcı bir koku portakal kokusu. ama fark ettim ki neşeli gözlerle bakmayınca sonu hüzünlü bir yazıya gitmiş. daha ferah günler diliyorum, hepimiz için...
ne diyordum iç ferahlatıcı, neşeli koku burnumdayken bir yandan da düşünmeye başladım. genellikle geçmişte geziniyorum ve aklıma her bir koku, bir hatırayı getiriyor. çünkü yaşadığım yeni bir şey yok. yaşlı insanlar da demek ki bundan hep anılarından bahsediyor.
eylül ayından beri uzun soluklu sayılabilecek sohbeti ettiğim, bir araya geldiğim insan sayısı "on". evet, evet sadece on kişi. ailem dahil üstelik. online dersler, görüntülü aramalar... paylaşımlarım genel olarak bir ekranın ardında. ve sanırım artık bu durum bana ağır gelmeye başladı.
şöyle düşünün önceden bir günde onlarca öğrenci, spor salonunda, mekanlarda konuştuğum, dokunduğum, vakit geçirdiğim bir sürü insan vardı. şimdi yalnızlık çöktü yüreğime. ilk zamanlar kendimi dinlemenin hazzı vardı ancak artık yüreğim yamalı bir hale bürünmüş gibi hissediyorum. evden çıkmamak, hali hazırda var olan üst solunum yolu rahatsızlığım yüzünden pandemiden korkarak geçirdiğim günler canımı yakmaya başladı. pazartesi doktora gidiyorum. geçen martta olmalısın dediği o ameliyatı olup hayatımda birazcık daha az korku kalsın istiyorum. sıkıldım. bunaldım.
neşeli, ferahlatıcı bir koku portakal kokusu. ama fark ettim ki neşeli gözlerle bakmayınca sonu hüzünlü bir yazıya gitmiş. daha ferah günler diliyorum, hepimiz için...
devamını gör...
2.
sobalı evlerde kışın portakalı soyarsın içini yersin kabuğunu sobanın üstüne koyarsın ya heh işte o en güzel portakal kokusudur
devamını gör...
3.
portakal kokusundan daha güzel olan bir koku varsa o da portakal çiçeği kokusudur. öyle ki fotoğraftan bile kokuyu anımsatır, insanın içi açar. buyrunuz efenim, fırından taze çekildi pardon çıktı*.
devamını gör...