robnaja yazar profili

robnaja kapak fotoğrafı
robnaja profil fotoğrafı
rozet
robnaja (anchorwoman)
karma: 12429 tanım: 459 başlık: 47 takipçi: 163
"aynaların içinde iniyorum merdivenleri belki yirmi yaşımdayım belki yüz yaşımdayım." N. H.

son tanımları | başucu eserleri


humar

tdk'de :
"içki veya uyku sersemliği." olarak tanımlanmış.

'her zararda bir hayır var. her zevkin bir humarı var.' (a. v. paşa)
şuradan bakınca da mecazi olarak da keyif verici şeylerin sonrasında çektiğimiz keyifsiz durumlar. *

bilmem neden üniversitede okuduğum bir beyitte de humarın çaresini sabah uyanınca birkaç yudum daha şarap içmek olduğunu söylüyordu.
dün iki bira içip biraz sohbet ederiz diye okul çıkışı oturduğumuz handan gece yarısı kalkınca bugün haliyle tam bir humar içinde uyandım. ve kendine dikkat etmek konusunda pek akıllıca davranmayan ancak bana bu konuda genellikle iyi öğütler veren zihnine kurban insan da bir iki yudum içsene kendine gelirsin öğüdünü verince paylaşasım geldi bu kelimeyi.

tabii ki yapmadım yani humara çare olsun diye içmedim. * ama uyanalı saatler geçmesine rağmen kendime gelemiyorum. varsa bir alka seltzer onu alırım ama. *
devamını gör...

taşrada bir ay

bir james lloyd carr romanı, umay öze tarafından çevrilmiş.

"ah, amantissima et delectissima.
vale"

"belki de erkenden ayrılmakla en doğrusunu yaptın, dedim içimden; sonsuza dek sürmeyecekti ya."

bir gazi cehennemi yaşamış olan ve gerçek cehennemin yalnızca bu dünyada olduğuna inanıp tecrübe de etmiş olan.
savaşın izleri ve asla güvenemeyeceği bir kadın ile evli olmanın, hayatından çıkıp gitse bile ona kapılarını kapatamamanın özgüvensizliği ile bir müddet, kimsenin onu tanımadığı bir vadide yeni bir hayatın anlatıldığı roman.
hiç kimsenin onu tanımadığı ve herkesin yalnızca anlattığı kadarını bilmesinin verdiği huzurla birkaç ay boyunca yeni bir başlangıcın keyfini çıkaran bir adam tom birkin.*

tom birkin bir kilise duvarındaki orta çağ'dan kalma freski gün yüzüne çıkartırken bir yandan da bir londralı olarak taşranın basit ve tekdüze yaşamını keşfeder. bu keşif esnasında onun sanata ve güzelliğe olan tutkusunu da adım adım şahit oluruz, 'ilkbahar'daki venüs kadar güzel olan kathy'e olan aşkının da. moon' un trajedisinde eşcinsel kimliğe dayatılanları görürüz alt metinde, tom'un imkanı varken cesaret edemediğinden kathy'e hiç açılamamasını ve belki de bir ömür sürmesi gereken evliliği anlayabilecek olgunlukta olmasını da. bir başlangıç, bir elvada.
vale...
devamını gör...

bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak

"ya şimdi ya da hiçbir zaman; mutluluğu ancak havada uçuşurken yakalayabiliriz, yakalayacaksak."
belki yakalarız ya da hiç... ama birlikte!
devamını gör...

hadi yarın görüşürüz


bundan sonra başka felaket yaşanmadı. olabileceklerin en kötüsü olmuştu ve her şeyin üzerindeki parıltı solmuştu artık.


hadi, yarın görüşürüz
william maxwell tarafından yazılmış 1982 ulusal kitap ödüllü roman. çiğdem erkal tarafından çevrilmiş.
öldürülen bir adam. annesini kaybeden ve bunu asla atlatamayan bir çocuk-bir yetişkin. bir psikanaliz divanında geçmişin izinde yaşadıklarını/ yaşayamadıklarının izini ararken arkadaşının babasının ölümünü de düşünmeye başlar. bir türlü hatırlamaz /hatırlayamaz gazete haberleri de olayı aydınlatacak kadar bilgiye yer vermedikleri için olayı yeniden ve tamamen kurgu olarak zihninde bütünleştirir. yaşanmış bir zamanı zihninde tekrar kurar.
lloyd wilson, maktül. sıradan hayatı, aşık olması sonucunda tahmin edilemez bir şekilde değişen adam. hangisi daha şeytani bir tavır emin değilim. aşk için karısını aldatan adam-maktül-, aldatıldığı kocasından boşanmayarak onu cezalandıran eşi, karısı tarafından aldatılan ama onu çok seven adam-katil-, sadece aşkı umursayan hayatı kendi penceresinden ve yalnızca kendinin haklı olduğu bir biçimde gören kadın - katilin eski eşi- . bir hikaye dört insan, bir aşk. bir çocuk tüm bu kaosun içinde kaybolmuş. o kadar kaybolmuş ki arkadaşı izini bulmadığı için tüm bu yukarıdakileri uydurmuş.
devamını gör...

gel ya da git şimdi durma

"ben de delirebilirdim, yoldan çıkabilirdim
yapmadım, kıyamadım sana..."

gel ya da git farah zeynep abdullah'ın unutursam fısılda filmi için seslendirdiği şarkı.
filmi izledim, üzerimde de pek bir tesir bırakmamış klasik türk - aşk filmi. kötülemiyorum yalnızca etkisi yok. izleriz. biter. aferindir.
bu satırların da şarkı, film, birine duyulan bir hezeyan ya da sitemle de ilgisi yok. bu tanım, erkenden uyumayı planlayıp yarının tatil olduğunu öğrendikten sonra spotifydan gelen bir bildirim ile en çok dinlediğim şarkıları listelemişler, bir bakalım neymiş derken karşıma çıkması ile geçmişte bir günü anımsamam sonucunda yazılmaya başladı. ve nedeni hemen her zamanki gibi kendimi anlamlandırma çabam. ve bir anının izi. derin izi.
" gel ya da git, şimdi susma, bugün kalbimde matem var."
rüzgarın sert vuruşları yüzümde güneşin bıraktığı sıcaklığı alıp giderken gözlerimden dökülen yaşlar. içimde biriktirdiğim onca hissin ses olup hıçkırığa dönüştüğü bir an. çok kırıldığım ama tam kırıldığım noktanın gerçekten hissettiklerim olduğu bir an. *
avucumun içinde minik bir taş. sıkıyorum. öyle çok sıkıyorum ki kimseler alamaz onu benden. vermem hiç kimseye. minik bir yumruk ancak güçlü. bilirsin ne kadar kırılgan olsam da bir yanım güçlü. istediğimi alırım. yeter ki istenecek kadar kıymetli olsun.
devamını gör...

ilişkilerden edinilen tecrübe

şahsına münhasır duygular ve hatalar bütünü.
devamını gör...

sehven

sehven yaşanmıştır.
öldüğümde mezar taşımda yazmasını istediğim cümle, tam olarak bu. adımlarımın beni götürdüğü birçok çıkmaz sokak, karşılaştığım uçurumlar ya da girip de çıkamadığım binalara benzeyen birçok ilişki, birçok yaşanmışlıktan sonra hissettiğim tam olarak bu.

sehven yaşanmış bir hayat.
kaç kararda, kaç dönemeçte bu adımlar benimdi bundan bile emin değilim. öğretmenim çünkü çocukluğumdan beri birilerini idare etmek, yönlendirmek, oyun kurmak konusunda iyiydim. ama ben benim öğretmen kızım diye büyütüldüm. çünkü anneme göre en kutsal meslek buydu. ve ben annesinin çokça tesirinde kalan 'cennetin onun ayakları altında olduğuna emin olmasa bile kıyametin o varken kopmayacağına inanan bir çocuktum çünkü iyi insanlar olduğu sürece kıyamet kopmayacak demişlerdi, ben de buna yürekten inanıyordum. bir akşam üstü yoksa akşam mıydı? emin olamadım şimdi demek ki kıyamet korkum sonunda bunca yaştan sonra geçmiş. neyse bir akşam kopacak olan kıyametin dünyada hiç iyi bir insan kalmadığında kopacağını okumuştum ve annem yaşadığı sürece kıyamet kopmaz diye düşünmüştüm. çünkü iyi olduğuna emin olabildiğim tek insan annemdi. beni çok seven, bugün hala küçük kızım, küçük prensesim diye seslenen, hala beklentileri ile, sevgisi ile onu mutlu edemeyecek olmamdan ödüm kopan annem. herkese tüm dünyaya isyan etmeye çalıştığımda bile onun haberi olmasın, o üzülmesin diye uğraştığım annem. ve büyüyünce hataları olduğunu gördüğümde hayal kırıklığına uğradığım annem. çünkü hayatta kimsenin mükemmel olmadığını, sehven yapılabilir birçok hatayı iyi insanların bile yapabileceğini gördüğüm annem. ve annemi mutlu etmek için dönülmüş birçok dönemeç.
tek başına ayakta kaldığımda ise vitrin bir hayatı yaşamam. kusursuz. eğlenceli. sevgi dolu. lanet olsun öyleydi. öyle sanıyordum. sehven yapılan hatalar bilinçli bir şekilde yapılmaya başlamadan önce. bir gün gözlerimi açtım. kaybolmuştum. sehven ya da bilerek bir yola girdim. önümü göremez, haritasız, pusulasız bir halde; el yordamı ile yürümeye çalışıyorum. şikayet etmiyorum. sadece bazen çaresiz hissediyorum. bazen de bu kaybolmuşluk hissi ödümü koparıyor.

sehven yaşanmıştır.
bugün ölsem mezar taşımda yazması en muhtemel cümle bu. ama hayat bu ve ben insanım. bir insan olarak da hayatta kalmak için bilmem kaç yıl önce kodlanmış bir hayatta kalma içgüdüsüne sahibim. bu yüzden her seferinde ayağa kalkacak gücü de kendimde buluyorum. yine, yeniden sehven ya da bilerek yeni hatalar yapmak için. sokağın sonunu görüyorsan bir ıslık güzel olur, yön tayin etmek için bir el atar mısın?

"cennete asla gidemeyeceğim çünkü nasıl gidilir, bilmiyorum."
diyor lp lost on you 'da sen de dinle, kayıp ruhlarımız bir arada bir bütün olur belki ne dersin?
devamını gör...

narkoz etkisinde söylenen sözler

sarhoş olup saçmalamama üzerine ihtisas yapmış biri olarak üç kez narkoz alıp hiç kafasını yaşayamadığımdır. ama ayak kelimesini hatırlayamadığım ve de bacağımmmm diye acı içinde bağrındığım kısım var.
ahh bir de en son ameliyatımda doktorun anestezi uzmanına, dur dur bayıltma son kitabı da söylesin, dediği kısım var. insanlar ondan geri sayıyor - yani ilk iki ameliyatımda öyleydi-ben de beş kitap önerisi ile uçuyorum.
devamını gör...

bengaripsengüzeldünyaumutlu

ben gördüm nickinin aksine* kendi de çok güzel. *
devamını gör...

bazı insanların iç sesinin olmaması

hayret içinde okuduğum makale. asla susmayan bir iç sese sahip bir birey ve kendi yakın çevresinde çokça sorgulama yapan biri olarak yeni bir öğrenme yaşamamı sağladı. öyküsü de yazılır bunun 'içimdeki ses sustu!'



"konuyla ilgili en büyük problem, başka insanların neyi, nasıl deneyimlediklerini kesin olarak bilemiyor ve ölçemiyor olmamızdır. buna saf iç deneyimler adını vermekteyiz ve bu, burada değindiğimiz gibi renklerin herkesçe aynı görülüp görülmediği konusunda karşımıza çıkan kualia kavramı ile yakından ilişkili bir konudur. bunu ölçmek için başvurabildiğimiz tek yöntem deney katılımcılarına güvenmek ve bir miktar fmrı çalışmalarından faydalanmaktır."
devamını gör...

kalbi kırılmış bir insanın gidebileceği yer

nereye giderse gitsin yükünü de taşıyacağı için en makul davranış bence sahile gitmektir.
suyla alıp veremediğin ne var diyen olursa da anlamamasına hayret edebilir mesela.
yani uçsuz bucaksız bir şey var. içindeyken tüm negatifliği alıyor. seyrederken mutlu ediyor. yaşama tutunmanın, yaşamanın anahtarı. bir insanın suyla derdi olur mu? olsa olsa insan olur, insanlarla derdi olur.
devamını gör...

kimsesizlik hissi

bir gün, bir arkadaşım, ben o kadar yalnız hissediyorum ki biriyle arkadaş olduğum vakit, elindeki tüm oyuncakları karşımdakine verip sonra da onları korkutan insan oluyorum demişti. ve haklıydı. ben de bir parça korkmuştum ani ve çok gelen ilgi ile. bende ise durum biraz daha farklı insanları hayatıma alırken onlar için zaman çok harcayıp üzerlerinde bir tesir bıraktıktan sonra değer atfetmeye başlıyorum. çünkü terk edilme konusunda aşamadığım bir durum var. eğer biri hayatımdan çıkacaksa koşullar ne olursa olsun onu bir şekilde etkiliyorum. sonra o her şeyi yoluna koyduğunu/koyduğumuzu düşündüğü sırada yaşadığım sahteliğin içinde boğulmaya başlıyorum. çünkü bence yaralar iyileşmez. benim yaralarım iyileşmiyor. hep izi kalıyor. acısı fiziksel olarak azalan bir yaranın izine baktığımda tekrar tekrar o kazayı hatırlamak gibi. zihnimde tekrarlamaya başlıyor beni acıtan anlar. ben en dibe gidiyorum. nefes alamaz hale gelene dek orada kalıyorum. sonra temel hayatta kalma içgüdülerim devreye giriyor. tekrar su yüzüne çıkıyorum. güneşi tenimde hissettiğimde yaşamın kıymetli olduğuna, yara izlerinin acımıyorsa iyileştiğine inanıyorum. sonra yeni bir atakla tekrar karanlık kaplıyor. bugün karanlık. hiç ışık yok üstelik. hissettiğim şey de bu, kimsesizlik.
devamını gör...

aşk hakkında kitap yazsanız ilk cümleniz ne olurdu

hayatta birçok şeyi tanımlayabilirsiniz ama aşkı asla. çok fazla değişken ve kişisel bir meseledir aşk. tanım cümleleri ile açıklanamaz. bu yüzden gelin size bir öykü anlatayım. yaşadıklarıma şahit olduğunuzda işte o zaman aşkın - benim için aşkın- ne demek olduğunu bilecekseniz.
devamını gör...

ne güzel oldu

bengaripsengüzeldünyaumutlu için düzenlenen bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak için gomercan bir şarkı seç rob deyince fikri karayel düştü aklıma hayal edemezsin, onu istedim, bir de dinleyeyim dedim. sonrasında da ne güzel oldu çıktı listede. dinledim, bir daha dinledim, sonra bir daha. ki zaten evveliyattan beri bir şeyi sevdiğimde doyana dek çokça isterim. neyse dinlerken bir yandan da ozi'nin kişisel bakımı için ona yardımcı oluyorum. ki bu dünyada evlada en yakın şey benim için, ona olan sevgim de sınırsız. ve benim için çok özel. sonra bir an aklıma geldi. tam olarak dört gün önce ozi ile bir diyalog.
-teyze ben artık seni bir yıl öncesi kadar sevmiyorum.
+neden oğlum, neden öyle bir şey söyledin?*
-çünkü o zaman yediklerime karışmıyordun, ne istersem veriyordun.
açıklamaya çalıştım tabii. ama ben seni çok seviyorum, sağlıklı olmanı istiyorum şimdi biraz tombiş oldun ve bu seni üzüyor falan filan...
işte bir yandan ne güzel oldudinliyorum, bir yandan da ozi'nin tırnaklarını kesiyorum. zihnimde başka bir zamanın travması "ben seni eskisi kadar sevmiyorum. " gözlerimde yaş. kalktım. banyoya attım kendimi. çünkü her ne kadar geçen seneki kadar sevilmesem de çok sevildiğimi biliyorum ve onun önünde bu hüznü yaşayamazdım. ve artık anlatmasam çatlayacak hale geldim. çok karışığım. son günleri boğazımda bir yumru ile geçirdim. ve bunu birine anlatsam da anlamayacaklar biliyorum. çünkü ben o insan değilim. kızan değilim ben. kırılıp acıyan insan oldum hep. kırıldığım yerlerim de hiç iyileşmedi.
devamını gör...

bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak

hüznün çok kıyısındaydım ben. şimdi yeniden çok özlediğim o insanlarla * bir arada hissedecek olmak iyi geldi. güzel dost iyi ol, çok iyi ol. *
devamını gör...

ben demiştim

"ben demiştim." çok acıtıcı bir cümle değil mi? kendini gerçekleştiren kehanet bu. ve her seferinde kırılıp, dökülüp, incineceğini bile bile buna izin vermek.
diyorum ki ön yargılı olma lütfen. ve insanlara izin ver. seni şaşırtabilirler. ki bazen oluyor da. ama bu sıra değil. bu cümleyi kurmak istemiyorum ben. haklı olmak da istemiyorum. hak verilesi insan olmak değil, hak ettiğini alması gereken insan olmam gerektiğini düşünüyorum. olmuyor. sonra mı?. . hep bir eşik, bir adım hayat. karakterler değişiyor ama roller çok ezbere, çok sıkıcı, can yakıcı.
devamını gör...

battaniye şefkati

offf tanrım, ne de çok dağılmış yüreğim. topla topla bitmez ki şimdi bu. ama benim gönlüme çekidüzen vermem lazım. bir yerden başlamam gerek. bir yerden. kolaydan zora doğru... ne de olsa başarının hazzı motivasyonu da getirir. hadi başla bakalım.

aaaa aaa sen burada mıydın? çok uzun zaman geçmiş. ne zamandır seni hiç elime almamışım oysaki çocukluğumda en çok sarındığım sendin. ne zaman yetişkinler etrafta kalabalık olsa hemen örtüverirdim üzerimi seninle. sonra gelsin maceralar. dünyayı dolaşırdık birlikte. gidemediğimiz bir ülke, tatmadığımız yiyecek ve oynamadığımız oyun kalmamıştı. üzerindeki tozlar ilmeklerine dek işlemiş. ne çok zaman ihmal etmişim seni. büyüdükçe imkanlarım arttıkça birazını gerçekleştirdim, biliyor musun düşlerin. ama işte yetişkinlik zor zanaat çoğunu unuttum ya da elimden gelmedi. güzelsin sen. seni yeniden temizleyip paklayıp tekrar alayım omzuma. hem bir hayalim olur belki. badem krakerli neşeli bir tane...

ımmm bu, bu ne peki. parça parça, ilmek ilmek ayrılmış olan. sen hangi duyguydun. tanıyamaz oldum seni. kolaydan zora... şimdi bir dur. sen biraz dur.

aaa aaa bir dakika bir dakika sen hemen omzuma mı geçiverdin. ama anlaşmıştık. hüzünlü bir hal, sürekli olunca iyi gelmiyordu bana. canım hüzün battaniyem gel seni güzelce katlayalım ve şuraya kaldıralım. birazcık zamana ihtiyacım var. biliyorsun zor günler önümde. çok iç içe olucaz.

ve işte şefkat battaniyesi sana artık veda zamanı. çok zaman kaldın omzumda. öyle çok sarındım ki sana tenim oldun zamanla. bu yüzden artık bir kenara bırakmam lazım seni. seni ve hayıflanma battaniyesini. bir adım ötesi biraz bencillik. çok uzun bir zamanı önce o, bu, şu diyerek geçirmiş bir insan olarak biraz zor. ama başarabalirim. birazcık inanç sonra hepsi gelir. *
devamını gör...

kimliksiz hikayeler

garip bir hava var. sisli. sis biraz bana bilinmezliği hatırlatıyor. duygularıma güvenim azaldığında ise rahatsız hissediyorum.
içimde de garip bir his var. gecikeceğimi bile bile o sokağa değil, diğerine saptım. gerçi köpekler de etkendi burada. otobüs geldi saatinde. ben geç kalmıştım ama onun hızlı gitmesini istedim gecikmemek için. oysaki hatalı olan ve düzeltmesi gereken otobüs değildi. ben hayattan bana güzellik yapmasını bekledim. yapmadı. yapmadığı için de küsmedim, kırılmadım. sadece kabul ettim. iskeleye yaklaştığımda vapuru gördüm. hala hareket etmemişti. koşup yakalayabilirdim, koşmadım. arkasından diğer vapur geçiyordu, benim binmem gereken vapur beklemek zorunda diye düşündüm. beklemedi. kaptan cesur çıktı. vapur benim binmeme tam 20 saniyelik yol kalmışken ya da zaman kalmışken hareket etti. vapur hareket etti. ben izlemedim. geri döndüm.
dalgasız, rüzgarsız, puslu bir havada geç kalacağım diğer vapurda metal kokusu eşliğinde merdivenleri çıktım. geç kalıyordum. geç kaldığım şey sadece bir işte bulunmaktı. varlığımın yeteceği bir göreve geç kalıyordum. orada bulunmadığım için görev gerçekleşmiyordu.
yolcu salonuna geçtim. etrafa baktım. bir sürü boş koltuk vardı. içine serpiştirilmiş birkaç insan. içim gibi. derimin altında olması gereken hisler yok. ya dondular ya da yok oldular. belki de endişe hepsini yedi, emin değilim. duygular, duyguları yiyebilir ya da yenebilir mi? yoksa onlar da benim vapurla olan anım gibi sadece izlediler ve kaçırdılar mı beni?
etraf kalbalıklaştı. sesler de... bir adam geldi. yüksek sesle konuşmaya başladı. zihnimin pusları dağıldı. hikaye olmayan hikaye de bitti.
devamını gör...

siyah zeytin vs yeşil zeytin

"zeytin:
isim,bitki bilimi. bu ağacın tazeyken yeşil, sonradan kararan, yüksek besin değeri taşıyan yağlı meyvesi."

o halde zeytin ve yeşilzeytin olarak düzenlenmeli sanırım.

ha bir de bilmeyenler için * aynı ağacın meyvesi olgunluğuna göre isimlendirilmiş versiyonu da diyebiliriz.

son olarak yaaa yeşilzeytin bitişikken siyah zeytin niye ayrı yazılıyor ki diyenlere de bir yanıt olmuş olsun. *
devamını gör...

o gün için bir şemsiye

wilhelm genazino romanı, çağlar tanyeri çevirisiyle jaguar yayıncılıktan yayımlanmış.
benim kitaplarımın arasına ayakkabıların hayatına neşe kattığını söyleyen aynı zamanda her güne biraz yağmur düşse bile inatla şemsiye kullanmayacak kadar meydan okuyan bir insan * sayesinde girdi. ancak kitabın onun çocuksu ve eğlenceli neşesinden bu kadar uzak olması bir tezat.
bana hediye edilen kitabı benden önce okuyan pesimist bir arkadaşım kitabı bitirdikten sonra "bu kitap benim zihnimin haritası, hayata olan kopukluğumu ve uzaklığımı anlamanı sağlayacak. " diye tasvir etti.

insanlara televizyonun, tatilin, otoyolların ve süper marketlerin ötesinde kendileriyle ilgili yaşantılara ulaşmalarına yardımcı olmaya çalışan bir enstitü, konusu bellek ve yaşantı sanatı olan bir enstitü, hayal edin. edin,edin! etmek zorundayız çünkü öyle bir yer yok. kahramanımızın gerçek hayat ve zihninden geçenler arasındaki dalgalanma neticesinde bir akşamın eğlencesi ve zihnimde keşke olsa dedirten bir yer.
çünkü okurken okurken hayatın içindeki sıkılmışlıklardan ve sıradanlaşmış onca şeyden kaçıp kurtulma hissini ve kahramanın zihninden hayatın içindeki neşesizliği derinlemesine hissediyoruz.


hayatlarının yağmurlu ve uzun bir günden, bedenlerinin de o gün için gereken bir şemsiyeden başka bir şey olmadığını hissetme noktasına gelmiş insanların
yürüyüşlerinin betimlemesi. umarım biz anlatıcının aksine insanların neşeleri ve beklentileri arasında içsel olarak bağlantı kurmayı başarabiliriz. en azından çoğu zaman.
devamını gör...
devamı...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim