yazar: didem madak
yayım yılı: 2007
edebiyatın gözde isimlerinden didem madak'ın şiirlerinin yer aldığı eser, metis yayınları tarafından daha önce hiç yayımlanmayan şiirlerin de yer aldığı yeni bir baskı yapmıştır.
yayım yılı: 2007
edebiyatın gözde isimlerinden didem madak'ın şiirlerinin yer aldığı eser, metis yayınları tarafından daha önce hiç yayımlanmayan şiirlerin de yer aldığı yeni bir baskı yapmıştır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "ivanmilinski" tarafından 05.01.2021 21:28 tarihinde açılmıştır.
1.
didem madak şiirlerinin dans ettiği leziz şiir kitabıdır.
girişinde "bu kitap ısrar üzerine yazılmıştır" yazısıyla karşılaşırız. keşke daha çok ısrar etselerdi deriz ve tebessüm ederiz.
dünyaya bir kadının eli değse zeyna
şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa
tozlar havalansa .
bir gece kalkıp bütün ışıkları yakacağım füsun şiirime ışıktan bir nokta koyacağım.
girişinde "bu kitap ısrar üzerine yazılmıştır" yazısıyla karşılaşırız. keşke daha çok ısrar etselerdi deriz ve tebessüm ederiz.
dünyaya bir kadının eli değse zeyna
şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa
tozlar havalansa .
bir gece kalkıp bütün ışıkları yakacağım füsun şiirime ışıktan bir nokta koyacağım.
devamını gör...
2.
tarihin en acı tekerrürlerinden birini yaşamış olan türk şair ve avukat olan didem madak imzalı eser; kitabımız 2007 yılında yayınlanmıştır.
kitaba geçmeden önce tekerrür konusunu biraz açmakta fayda var gibi görünüyor;
didem madak ah'lar ağacı kitabındaki şiirlerinden de bildiğimiz gibi annesini çok erken yaşlarında kanserden yitirmiş ve yıllar sonra kızına annesinin adını vermiş, kızının varlığını sadece 3 yıl yaşayabilmiş ne yazık ki kendisi de annesi gibi kanserden hayatını kaybetmiştir.

hayat boyu annesizlik acısı çekerken aynı acıyı bu sefer de kızı yaşayacaktır, hem de ömür boyu, ne yazılsa da bu trajik kaderin cilvesini tam olarak yansıtamaz, o denli üzücüdür.
şimdi ise kitaba geçmek istiyorum;
ah'lar ağacı ve bu kitabı daha önce okuduğumu anımsasam da onun yazdıklarını yeniden okumak istedim, anısını yaşatmayı bir borç bilirim.
bu kitabındaki şiirler bence ah'lar ağacı'ndaki kadar duygusal veya sarsıcı değil, elbette sarsıcı ama bence diğer kitabına nazaran müthiş sarsıcı değil, bu kitabında annesizlik duygusu o kadar yoğun değil, keskin bir gözlem gücüne sahip olduğu her dizesinden anlaşılır iken yine de duygulardan arındırılmış bir kitap olduğu galiba söylenemez.
hayatını etkileyen duyguları kendine has bir şiir diliyle yansıtıyor her zamanki gibi, onun şiiri salt kelimelerden müteşekkil değil nazarımda, merhametini de, isyanını da, acısını da, mutluluğu da, hüznü de, onu o yapan her duyguyu onun şiirlerinde görürüz.
mizah anlayışı bile kendine hastır onun, taklit edilemez bir kadındır didem madak
belki şimdi bu dünyada değildir ama sadece bedenen burada değil, sevdiklerimizin varlığı hep bizimle olamaz bazen hayatta ama yokluğu daima bizimledir, nereye gitsek bizimle gelir yoklukları, didem madak'da keza öyle.
tekrar okumak iyi geldi, bazı dizeleri bırakarak burada bitiriyorum.

bu davada maykıl ceksın gibi aklanırsın inşallah!
kelimelerin mezarlığında gece bekçisiydim
dirilecekleri günü bekledim.
bazı geceler uyanıp sigara içiyorum
annemin ölümünü eskiciye satacaktım.
on yıl demli çaylar içmiş ve merak etmişti beni.
yüzümde oluşacak haritayı silemezdim bir daha.
galiba kör oldum.
acı çekmeyi öğrendiğimde
ismimi de öğrendim.
hatıralarımın patronuna son kez baktım.
iyilik dolu akşamlarım olsun istemiştim
başım
bir kristal avizeye çarpmış gibi şıngırdasın.
içime dokunan bir hâlin vardı
yalnızlığını kazısam
altından vahşi bir puhu kuşu çıkardı.
kitaba geçmeden önce tekerrür konusunu biraz açmakta fayda var gibi görünüyor;
didem madak ah'lar ağacı kitabındaki şiirlerinden de bildiğimiz gibi annesini çok erken yaşlarında kanserden yitirmiş ve yıllar sonra kızına annesinin adını vermiş, kızının varlığını sadece 3 yıl yaşayabilmiş ne yazık ki kendisi de annesi gibi kanserden hayatını kaybetmiştir.

hayat boyu annesizlik acısı çekerken aynı acıyı bu sefer de kızı yaşayacaktır, hem de ömür boyu, ne yazılsa da bu trajik kaderin cilvesini tam olarak yansıtamaz, o denli üzücüdür.
şimdi ise kitaba geçmek istiyorum;
ah'lar ağacı ve bu kitabı daha önce okuduğumu anımsasam da onun yazdıklarını yeniden okumak istedim, anısını yaşatmayı bir borç bilirim.
bu kitabındaki şiirler bence ah'lar ağacı'ndaki kadar duygusal veya sarsıcı değil, elbette sarsıcı ama bence diğer kitabına nazaran müthiş sarsıcı değil, bu kitabında annesizlik duygusu o kadar yoğun değil, keskin bir gözlem gücüne sahip olduğu her dizesinden anlaşılır iken yine de duygulardan arındırılmış bir kitap olduğu galiba söylenemez.
hayatını etkileyen duyguları kendine has bir şiir diliyle yansıtıyor her zamanki gibi, onun şiiri salt kelimelerden müteşekkil değil nazarımda, merhametini de, isyanını da, acısını da, mutluluğu da, hüznü de, onu o yapan her duyguyu onun şiirlerinde görürüz.
mizah anlayışı bile kendine hastır onun, taklit edilemez bir kadındır didem madak
belki şimdi bu dünyada değildir ama sadece bedenen burada değil, sevdiklerimizin varlığı hep bizimle olamaz bazen hayatta ama yokluğu daima bizimledir, nereye gitsek bizimle gelir yoklukları, didem madak'da keza öyle.
tekrar okumak iyi geldi, bazı dizeleri bırakarak burada bitiriyorum.

bu davada maykıl ceksın gibi aklanırsın inşallah!
kelimelerin mezarlığında gece bekçisiydim
dirilecekleri günü bekledim.
bazı geceler uyanıp sigara içiyorum
annemin ölümünü eskiciye satacaktım.
on yıl demli çaylar içmiş ve merak etmişti beni.
yüzümde oluşacak haritayı silemezdim bir daha.
galiba kör oldum.
acı çekmeyi öğrendiğimde
ismimi de öğrendim.
hatıralarımın patronuna son kez baktım.
iyilik dolu akşamlarım olsun istemiştim
başım
bir kristal avizeye çarpmış gibi şıngırdasın.
içime dokunan bir hâlin vardı
yalnızlığını kazısam
altından vahşi bir puhu kuşu çıkardı.
devamını gör...
3.
didem madak’ın yayımlanan son şiir kitabı olmuştur..
kitapta mahalle, kedi, yoksulluk, kadınlık, çocukluk travmaları, yalnızlık ve gündelik hayatın tuhaf ayrıntıları sürekli iç içe geçiyor.. eski bir apartmanın çatısından geceyi izleyen, cebinde çocukluk kırıntıları taşıyan bir kadının iç konuşmaları yansıyor kitaba..
hayatın yüksek perdesinden değil de, hayatın en gösterişsiz köşelerinde saklanan duyguları anlatmış.. okurken bir çırpıda bitirmek istemiyorsunuz, zaten tanıdık geliyor bazı hisler ve kitabı kapatıp sizi götürdüğü yerlere dalıyorsunuz.. hepimizin bazen farkında olmadığımız anlarımızı bize hissettiren bir kitap olmuş..
çayın altını kapatırken, pencereyi açıp geceye bakarken, kimsenin fark etmediği bir kırgınlığı içimizde taşırken ki hissettiğimiz ve fark etmediğimiz şeyleri anlatmış.. dizelerinde kusursuz insanlar yok.. yorulmuş insanlar var.. biraz kırılmış, biraz gülmüş, biraz da hayatla dalga geçmeyi öğrenmiş insanlar..
kitabı bitirdiğinizde hüzünden çok tuhaf bir dayanıklılık hissi hakim oluyor.. okurken hissedebildiğim kitaplardan biri..
“mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi,
fazla kedi fazla felaketi kovalardı.”
“birden içimde sevinçli bir gezegen keşfetmiştim
muhtemelen hayat vardı.”
“bir cadının içli geçmiş zamanındayım
…
sözleri tekrarlayarak yok eden çocuk gibiyim
acı çekmeyi öğrendiğimde ismimi de öğrendim
…
sözlerin arasındaki boşlukta
acı çekmemeyi öğrendim”
“ne parantez açmak isterdim ne bir virgül koymak. onlara ne söylemeliyim. bir şey söylemem gerekir mi? insanlar aradığında gelmezler, aramadığında keşke beni çağırsaydın derler.”
“ücra günler büyük harfle başlar.
insan ıslansa biraz aklından kuş sürüleri mi
taşar? bıraksak biz, belki bir fesleğen anlar.”
“şiir icabı bunlar hep, gerçek hayatta olmuyor.
iyiyim falan diyorum sana ama
bunlar hep sen yanımda olmadığından.”
“zavallı kendim!
tasfiye edilmiş bir merkez komite üyesi gibisin.”
“iyilik dolu akşamlarım olsun istemişim.
…
yalnız kalıplardan vurarak çıkardığım buz parçalarını
bazı akşamlar kalbimle karıştırıyorum.”
kitapta mahalle, kedi, yoksulluk, kadınlık, çocukluk travmaları, yalnızlık ve gündelik hayatın tuhaf ayrıntıları sürekli iç içe geçiyor.. eski bir apartmanın çatısından geceyi izleyen, cebinde çocukluk kırıntıları taşıyan bir kadının iç konuşmaları yansıyor kitaba..
hayatın yüksek perdesinden değil de, hayatın en gösterişsiz köşelerinde saklanan duyguları anlatmış.. okurken bir çırpıda bitirmek istemiyorsunuz, zaten tanıdık geliyor bazı hisler ve kitabı kapatıp sizi götürdüğü yerlere dalıyorsunuz.. hepimizin bazen farkında olmadığımız anlarımızı bize hissettiren bir kitap olmuş..
çayın altını kapatırken, pencereyi açıp geceye bakarken, kimsenin fark etmediği bir kırgınlığı içimizde taşırken ki hissettiğimiz ve fark etmediğimiz şeyleri anlatmış.. dizelerinde kusursuz insanlar yok.. yorulmuş insanlar var.. biraz kırılmış, biraz gülmüş, biraz da hayatla dalga geçmeyi öğrenmiş insanlar..
kitabı bitirdiğinizde hüzünden çok tuhaf bir dayanıklılık hissi hakim oluyor.. okurken hissedebildiğim kitaplardan biri..
“mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi,
fazla kedi fazla felaketi kovalardı.”
“birden içimde sevinçli bir gezegen keşfetmiştim
muhtemelen hayat vardı.”
“bir cadının içli geçmiş zamanındayım
…
sözleri tekrarlayarak yok eden çocuk gibiyim
acı çekmeyi öğrendiğimde ismimi de öğrendim
…
sözlerin arasındaki boşlukta
acı çekmemeyi öğrendim”
“ne parantez açmak isterdim ne bir virgül koymak. onlara ne söylemeliyim. bir şey söylemem gerekir mi? insanlar aradığında gelmezler, aramadığında keşke beni çağırsaydın derler.”
“ücra günler büyük harfle başlar.
insan ıslansa biraz aklından kuş sürüleri mi
taşar? bıraksak biz, belki bir fesleğen anlar.”
“şiir icabı bunlar hep, gerçek hayatta olmuyor.
iyiyim falan diyorum sana ama
bunlar hep sen yanımda olmadığından.”
“zavallı kendim!
tasfiye edilmiş bir merkez komite üyesi gibisin.”
“iyilik dolu akşamlarım olsun istemişim.
…
yalnız kalıplardan vurarak çıkardığım buz parçalarını
bazı akşamlar kalbimle karıştırıyorum.”
devamını gör...
