bu yamyam manyağın hayatı tepenin gözleri adlı filmin konusu olmuştur.
devamını gör...
gözleri dönmüş bir manyak.... esrarengiz bir cinayet.... ve asla çözülemeyen yapboz.. asla içilemeyen gazoz.... ve asla sevilemeyen yemek.... olayı daha da heyecanlı hale getirmek için dedim bunları. ama ilk cümle doğruydu, evet başlıktaki adam, yani, sawney fasulye, gerçekten de gözleri dönmüş bir manyaktı.

peki bu adama ne olmuştu? neden 25 yıl içinde 1000'den fazla insanı öldürmüştü? ben de bilmiyorum. bu arada evet sevgili yazarlar, yanlış okumadınız, çünkü gözünüzde bu yazdığımı da yanlış okuyacak kadar vahim bir bozukluk yoktur diye düşünüyorum. varsa da allah şifa versin. evet, 25 yılda binden fazla insanı öldürmek. bu manyak, 16. yüzyılda yaşamış, iskoçyalı biriydi.

bu arada "yaşamış" diyorum da gerçekten yaşadı mı bilinmiyor. evet bunu da belirteyim. bu bir efsane. efsane dedim de, hemen gözünüzde mitoloji falan canlanmasın. öyle değil. yani yeterli kanıt tarihçiler tarafından bulunamamış olduğu için, efsane olarak kalmıştır. hemen kestirip atmayın yani. hikayeyi, ilk kez 18-19. yüzyıllarda the newgate calendar yayımladı.

newgate calendar'a göre, alexander(sawney diğer bir ismidir) 16. yüzyılda, doğu lothian'da doğmuş. babası hendek kazmakla falan uğraşıyordu. bizim bu çakma mr. bean da ticarete atılmak falan istedi ama yapamadı.

sonra cadı olmakla suçlanan black agnes douglas denen bir kadınla birlikte evden ayrıldı. bu çift, soygunlar ve cinayetler gerçekleştirdiler, bir mağarada yaşadılar. ama orda 25 yıl kalabildiler ardından bulundular. 8 oğulları, 18 torunları falan vardı ve bunlar ensest bir şekilde olmuşlardı. yani çocukları falan evlendiler falan birbirleriyle işte anladınız siz. bu manyak aile geceleri bir kişiyi veya bir grupu soymaktaydı, pusu kurarak elalemi öldürüyorlardı. sonra cesetleri mağaralarına getirip parçalayıp yiyorlardı.

fakat geride kalan ceset parçalarını ve kaybolan insanları köylüler farkettiler. böylelikle birliklere ayrılıp suçluları aramaya başladılar. sonra bu manyak ailenin mağarasına denk geldiler ama burda birileri yaşamaz falan dediler. halk perişan bir haldeydi, birkaç masumu suçlayarak linç ettiler. ama kayıplar hâlâ çoğalmaya devam ediyordu.

bir gün bu manyak bean ailesi, bir at üzerindeki evli çifti pusuya düşürdüler. ancak adam savaşta yetenekliydi, bu yüzden aileyi kılıç ve tabancayla uzakta tutmayı başardı. fakat adamın karısı yere düştüğünde aile kadını ölümcül bir şekilde parçaladı. adam direniyordu, sonra başkaları gelince, sawney kaçtı.

artık sawney diye bir katilin varlığı ortaya çıkmıştı. mağarayı buldular. araştırmacılar mağaraya girdi ve bean ailesini, sarkan bazı vücut parçaları, uzuvlarla dolu variller, çalıntı mücevher yığınlarıyla ve insan kalıntılarıyla çevrili buldular.

daha sonra neler olduğuyla ilgili 2 hikaye var:

1. en yaygın olanına göre: bean ailesi savaşmadan vazgeçtiler ve böylece canlı olarak ele geçirildiler. zincirli bir halde hapishaneye götürüldüler. diğerleri onları "insanlık dışı" olarak gördükleri için, derhal yargılanmadan idam edildiler. sawney ve arkadaşlarının cinsel organları kesilip ateşe atıldı, elleri ve ayakları kesildi, sonra da kan kaybından ölmeleri için bırakıldılar. sawney son kez şöyle dedi haykırarak:

bitmedi, asla bitmeyecek.

erkeklerin ölümü izlendikten sonra, agnes, kadın arkadaşları ve çocuklar kazıklara bağlandı ve diri diri yakıldı.

2. ikinci iddia ise şöyledir: arama ekibi, sawney bean ailesinin yaşadıkları mağaralarının girişine barut yerleştirip mağarayı patlattılar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
16. yüzyıl iskoçya’sının tekinsiz ve balta girmemiş kıyılarında, kulaktan kulağa yayılan öyle bir lanet vardı ki, dönemin kralı i. james bile bu vahşeti sonlandırmak için bizzat ordunun başına geçmek zorunda kalmıştı. hikayenin merkezinde, çalışmaktan ve dürüst bir hayattan nefret eden, karanlık ruhlu bir adam vardı: alexander "sawney" bean.

sawney bean, taşra hayatının monotonluğundan ve dürüst işçi sınıfının sefaletinden sıkılınca, yanına kendisi gibi düşünen hırslı ve acımasız bir kadın alarak medeniyete tamamen sırtını döndü. çift, ayrshire kıyılarında, suların yükselmesiyle girişi tamamen kapanan, yüzlerce metre derinliğindeki karanlık ve nemli (b bennane mağarası)’nı kendilerine yurt edindi. bu mağara, sonraki çeyrek asır boyunca iskoçya tarihinin en büyük kabusuna ev sahipliği yapacaktı.

hayatta kalmak için ne bir tarlaları vardı ne de bir zanaatları. sawney ve karısı, çareyi yoldan geçen yalnız gezginleri pusuyu düşürüp soymakta buldu. ancak yakalanma korkusu onları ana akım suçlulardan çok daha vahşi bir yönteme itti: arkalarında hiç şahit bırakmamak. öldürdükleri kurbanların cesetlerini mağaraya taşıdılar. zamanla bu cinayetler sadece bir güvenlik önlemi olmaktan çıkıp, temel besin kaynakları haline geldi. kurbanlarını mağaranın karanlığında parçalara ayırıyor, tuzlayıp kurutarak salamura yapıyorlardı.

yıllar geçtikçe mağaranın içindeki nüfus, ensest ilişkilerle çığ gibi büyüdü. sawney ve karısının çocukları oldu, o çocuklardan yeni çocuklar doğdu. sonunda dış dünyadan tamamen izole, sadece insan etiyle beslenen, ahlak ve dil kavramını yitirmiş yaklaşık 50 kişilik devasa bir yamyam klanı oluştu. çevre kasabalarda yüzlerce insan ardında hiçbir iz bırakmadan kayboluyor, yerel halk suçu masum göçmenlere ya da hancılara atıyordu. kimsenin aklına o karanlık mağaraya bakmak gelmiyordu çünkü yükselen deniz suları klanın tüm izlerini kusursuzca gizliyordu.

her kusursuz suç gibi, bean ailesinin saltanatı da tek bir hata ile sarsıldı. bir gece klan, panayırdan dönen evli bir çifte pusu kurdu. kadını saniyeler içinde attan düşürüp vahşice katlettiler ancak kocası göründüğünden daha dişli çıktı. atının üstünde kılıcı ve tabancasıyla amansız bir savunma savaşı verdi. tam gücü tükenmek üzereyken, aynı yoldan dönen 20 kişilik başka bir yolcu grubu çığlıkları duyarak yardıma yetişti. kalabalığı gören yamyam klanı, arkalarında parçalanmış bir kadın cesedi ve dehşet içinde bir koca bırakarak mağaralarına geri kaçtı.

yaşanan bu vahşet nihayet gizemi bozdu ve şikayetler doğrudan kral i. james’e ulaştı. kral, yanına 400 eğitimli asker ve iz sürücü tazılar alarak ayrshire kıyılarına bizzat çıkarma yaptı. askerler günlerce hiçbir iz bulamadı ancak tazıların keskin burunları, deniz sularının çekildiği bir an o kör mağaranın ağzında donup kaldı. mağaraya giren ordu, insanlık tarihinin en karanlık manzarasıyla karşılaştı: tavandan sarkan insan uzuvları, kurutulmuş etler, dağ gibi birikmiş kıyafetler ve mücevherler.

sawney bean ve tüm ailesi tek bir kayıp bile verilmeden kıskıvrak yakalandı. işledikleri suçlar o kadar büyük ve dehşet vericiydi ki, mahkemeye bile gerek duyulmadı. edinburgh’a götürülen klanın erkeklerinin kolları ve bacakları canlı canlı kesilerek kan kaybından ölmeye bırakıldı; kadınlar ve çocuklar ise bu vahşeti izlemeye zorlandıktan sonra yakılarak idam edildi. sawney bean, son nefesini verirken bile pişmanlık göstermedi ve cellatların yüzüne karşı, "bitmedi, asla bitmeyecek" diye haykırdı. ardında bıraktığı hikaye ise yüzyıllar boyunca geceleri çocukları korkutmak için anlatılan en gerçek masal olarak kaldı.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"sawney bean" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim